Yeşilırmak kıyısındaki Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin medrese binası, beş yüzyılı aşan ömrü boyunca üç ayrı işlev üstlenmiştir. Önce Amasya'da ders okutulan ve müderrisliği kentin müftülerine bağlanan bir medreseydi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kentin il halk kütüphanesine dönüştürüldü, 2023 yazında ise kapsamlı bir restorasyonun ardından Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına bağlı Amasya Bayezid Yazma Eser Kütüphanesi olarak yeniden açıldı. Bina aynı kalmış, içine konan kitapların niteliği ve okurun kimliği zamanla değişmiştir. Kitapla kurulan bağ ise medresenin kütüphaneye dönüşmesinden çok daha eskidir. Külliyenin içinde ve avlusunda yüzyıllar boyunca birbirinin ardından kitaplıklar kurulmuş, Amasyalı âlimler kitaplarını bu çevreye vakfetmiş, Bayezid Camii'nin etrafı kentin kitap mahallesi gibi bir yer hâline gelmiştir.
Külliyenin Kuruluşu
Külliye, Amasya'da sancakbeyliği yapmış II. Bayezid'in tahta çıkışının ardından, saltanatın kendisine nasip olmasına şükran olarak başlatılmıştır. Heşt Bihişt'in yazarı İdrîs-i Bitlisî'den (ö. 1520) aktaran Hüseyin Hüsâmeddin Bey, padişahın inşaatı o sırada kentin sancakbeyi olan oğlu Şehzade Ahmed'e havale ettiğini bildirir. Aynı bilgi, daha sonraki tarihçilerden Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında ve Nişancızâde Mehmed'in Mir'âtü'l-kâinât'ında da tekrarlanır. Amasya'nın şehzadelere yönetim tecrübesi kazandıran bir sancak merkezi olduğu düşünülürse, padişahın kendi geçmişiyle bağlantılı bu kente büyük bir külliye armağan etmesi anlaşılır bir tercihtir.
Yapı grubunun tarihlenmesinde kaynaklar tam olarak uyuşmaz. Caminin cümle kapısı üzerindeki ve iki yan duvarındaki üç parçalı inşa kitabesine göre cami Recep 891'de, yani 1486 yılının Temmuz ayında tamamlanmıştır. Sülüs yazılı bu kitabeleri Ali b. Mezîd adında bir hattat yazmıştır. Hüsâmeddin Bey ise inşaatın Bayezid'in tahta çıkışından hemen sonra, 886 yılı Recep ayında, yani Eylül 1481'de başladığını ileri sürer. Buna göre yapı grubu 1481 ile 1486 arasındaki bir sürede ortaya çıkmıştır. Medrese için ayrı bir kitabe tarihi bilinmez. Semavi Eyice'nin değerlendirmesine göre cami ile aynı yıllarda yapılmış olmalıdır. Hüsâmeddin de medresenin 891'de padişahın emriyle yapılıp tamamlandığını yazar. Osman Fevzi Olcay, caminin tarihini veren "Ami feyz, Ami Feyyaz" terkibini anar ve medresenin ayrı bir kitabesi bulunmadığı için ikisine aynı tarihin verilmesi gerektiğini söyler.
Külliyenin vakfiyesi 901 yılı Cemâziyelevvel ayının ortalarında, yani 1496 Ocak ayında yazılmıştır. Vakfiyede külliye cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden ibaret gösterilir. Bir arşiv belgesine dayanan araştırmalara göre dört yanı duvarla çevrili avlunun altı kapısı vardı. Kuzey ve güneyde ikişer, doğu ve batıda birer kapı bulunuyordu. Avlunun içinde cami, imaret, büyük şadırvan ve medresenin yanı sıra yemekhane, matbah, kiler, fırın, ahır, ahırın önünde bir çeşme, yemekhanenin önünde bir şadırvan, muallimhanenin tabhanesi, matbahın arkasında iki ev, iki ambar ve dört hücreli bir hela yer alıyordu. Bu yapıların hepsi günümüze ulaşmamıştır.
Külliye geniş bir alana yayılır. Cami yaklaşık 160 x 120 metrelik bir dış avlunun ortasında yükselir. Avlunun etrafı eskiden taş bir duvarla çevriliydi, ağaçların gölgelediği bu alanda iki şadırvan ile bir muvakkithane bulunur. Yapı grubunun ortasında cami, batısında medrese, doğusunda ise aşhane, imaret ve tabhane yer alır. Kimi anlatılarda külliyenin ırmak kıyısındaki Meryem Ana Kilisesi'nin yerinde kurulduğu söylenir. Eyice bu iddiayı destekleyecek bir ipucu bulunmadığını belirtir, kilise hakkında da ırmak kıyısında bulunduğundan başka bir şey bilinmemektedir. Edirne'deki Bayezid Külliyesi'nde olduğu gibi burada da yapılar bir akarsuyun yanına kurulmuştur ve bu konum, külliyenin zaman zaman taşkınlardan zarar görmesine yol açmıştır.
Medrese Binasının Mimarisi
Sultaniye adıyla da bilinen medrese, caminin batısında, kendi duvarlarıyla ayrılmış bir bölüm olarak durur. Hüsâmeddin, medresenin padişahın emriyle yapıldığı için "Medrese-i Sultâniyye" diye meşhur olduğunu yazar. Klasik Osmanlı medresesinin düzenli bir örneğidir. Girişin tam karşısında, kare planlı ve kubbeyle örtülü dershane-mescit bulunur. Ortasında bir şadırvan yer alan avluyu üç yandan sütunlu revaklar kuşatır ve bu revaklar tonozlarla örtülüdür. Revakların gerisinde her biri kubbeli ve ocaklı hücreler sıralanır. Ocaklar, öğrencilerin odalarında kışın da barınıp çalışabildiğini gösterir. Bugünkü envanter kayıtları yapıyı U planlı bir medrese olarak tanımlar. Doğu ve batı kollarındaki talebe hücreleri kubbelidir, güneydeki okuma salonu olarak kullanılan bölüm ise sekizgen kasnaklı, yayvan bir kubbeyle örtülüdür.
Hücrelerin sayısı kaynaklarda farklı verilir. Eyice on sekiz hücreden söz eder ve bunlardan en az birinin abdesthane olması gerektiğini düşünür. Hüsâmeddin'in XX. yüzyıl başındaki tarifi ise biraz farklıdır. Ona göre medresenin kuzeye bakan kapısı ve dört yanı taştandır, hücreleri geniş ve sağlamdır. Güneyde, kapının hizasında güzel bir dershane, ortada bir şadırvan, iki yanda bahçe, üç tarafta on dört hücre ve kuzey tarafta üç mülâzım odası bulunur. On dört hücre ile üç mülâzım odasının toplamı on yedi eder. Aradaki farkın abdesthane ya da başka amaçla kullanılan bir odanın sayılıp sayılmamasından doğduğu düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır.
Osman Fevzi Olcay, medreseyi 1943 depremi olarak andığı sarsıntıdan önceki hâliyle hatırlar. Büyük kapıdan girildiğinde mimarisinin zarif bir üslupla yapıldığının hemen göze çarptığını, kubbe taksimatı ve karşılıklı hücrelerin birbirine simetrik duruşunun dikkati çektiğini anlatır. Ortadaki büyük dershane, üzeri açık şadırvan ve bahçe, onun gözünde medresenin bütün hususiyetini tamamlayan unsurlardı. Medresenin önünde, ırmağın üzerinde halk arasında Mâdenüs adıyla anılan Mağdinus Köprüsü bulunur. Hüsâmeddin'e göre bu eski ahşap köprü, cami yapıldığı sırada 890'da onarılmış, sonra 1031'de Sa'dî Çelebi, 1063'te Helvâcı Mehmed Ağa, 1130'da Emîr Hacı Abdullatîf Çelebi, 1241'de Rahtuvan Paşazâde Hacı Ali Bey ve 1281'de mutasarrıf Ziyâ Paşa tarafından yenilenmiştir. Medresenin batısındaki sokakta ise halkın İmaret Arkası dediği Hacı İlyas Mahallesi'nde, 1018'de kurulan Kutub Tekkesi yer alıyordu.
Eyice, medresenin iyi bir onarımla kurtulduğunu ve yıllardır il halk kütüphanesi olarak kullanıldığını kaydeder. Envanter kayıtlarına göre yapı çeşitli depremlerde zarar görmüş, son olarak 1939 Erzincan depreminde hasar almış, Vakıflar Genel Müdürlüğü 1954 ile 1971 yılları arasında binayı restore etmiştir.
Medresenin Komşuları: Cami, İmaret ve Türbe
Medresenin bulunduğu külliyeyi tanımak, binanın bağlamını kavramayı kolaylaştırır. Caminin son cemaat yeri, her biri kubbeyle örtülü beş bölümden oluşur ve mermer sütunlara oturur. Bayezid'in diğer camilerinde olduğu gibi taçkapı gösterişlidir. Kapı nişinin mukarnaslı tepeliği üç çerçeve içindedir, çift renkli mermerden yapılmış giriş kemerinin arasına kitabe yerleştirilmiştir. Harem kısmı, tromplarla geçilen kubbeli iki mekândan oluşur. Birinci kubbe yaklaşık 13 metre, kıble bölümünü örten ikinci kubbe yaklaşık 15 metre çapındadır. Mihrap mütevazı ve mukarnaslı, minber beyaz mermerden ve sadedir. Buna karşılık ahşap kapı ve pencere kanatları işçilik bakımından çok üstündür. Girişleri son cemaat yerinden olan iki minareden sağdaki, başka hiçbir minarede görülmeyen kırmızı kakmalı zikzak ve zambak motifleriyle bezelidir. Soldaki minarenin gövdesi kırmızı ve beyaz çubuklar hâlindedir.
Caminin iki yanındaki üçer kubbeli bölümler, Eyice'nin görüşüne göre aslında tabhane odalarıdır. Bayezid'in diğer iki büyük külliyesinde de tabhane bulunması bu görüşü destekler. Eyice, tonozlarda baca izleri bulunursa meselenin kesin biçimde aydınlanacağını da ekler. L biçimli aşhane-imaret ise büyük ocakları, erzak ambarı olabilecek geniş mekânı ve dolaplı bölümüyle kentin yoksullarına ve yolcularına yemek verilen bir yapıydı. Caminin güneydoğusunda, kıble duvarının hizasında yer alan kubbeli türbe, Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Osman Bey'e aittir. Osman Bey 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürtülmüştür. Türbenin kapısı üzerinde ebced hesabıyla 1513 yılını veren bir kitabe bulunduğu bilinir, bu kitabe bugün mevcut değildir. İçinde sanduka da yoktur, oysa İsmail Hakkı Uzunçarşılı burada mermer bir sandukadan söz eder.
Müderrisler ve Medresenin Eğitim Hayatı
Hüsâmeddin Bey'e göre medresenin müderrisliği Amasya müftülerine şart koşulmuştu. 891'de Amasya müftülüğüne getirilen, daha sonra şeyhülislâm olacak Cemâlîzâde Zenbilli Ali Efendi medresenin ilk müderrisi olmuştur. Bu şart, Hüsâmeddin'in hesabıyla 1084 (1673-74) yılına kadar gözetilmiştir. O yıl müftü Hacı Hızır Efendi ölünce fetva emini Yahyâ Efendi Amasya müftüsü, Merzifonî Mustafa Efendizâde Iydî Bayram Efendi ise Sultâniye müderrisi yapılmış, böylece iki görev birbirinden ayrılmıştır. Hüsâmeddin, bundan önce de 1033'ten sonra iki görevin birkaç kez ayrıldığını not eder. Eyice'ye göre medresede görev yapan müderrislerin sayısı altmış kadardır, ayrıntılı liste Cahit Baltacı'nın Osmanlı Medreseleri adlı eserinde bulunur. Müderrisliğin müftülüğe bağlanması, Sultaniye Medresesi'ni Amasya'nın dinî ve hukuki hayatının merkezine yerleştirmiştir. Kentte fetva veren kişi aynı zamanda ders veren kişiydi.
Müftü-müderrislerin hayatı, bu makamın kent siyasetinden ne kadar etkilendiğini de gösterir. 1527-28 yıllarında Amasya çevresindeki karışıklıklar yüzünden müftü Nûreddîn Hamza Efendi istifa edip İstanbul'a gidince, Hüseyniye müderrisi ve Sultan Bayezid Kütüphanesi'nin kitap emini olan Musliheddîn Mûsâ Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniye müderrisi olmuştur. Bir yüzyıl sonra, 1029 (1620) Safer ayında Cumazâde Hızır Efendi aynı iki göreve Malkaralı Ahmed Efendi'nin yerine getirilmiştir. Hacı İlyas Mahallesi'nde doğan ve Kur'an'ı Sultan Bayezid Mektebi'nde ezberleyen Müfessir Hacı Hızır Efendi'nin hayatı ise medresenin iç basamaklarını da gösterir. Hızır Efendi 1030'da (1620-21) Sultan Bayezid Medresesi'ne muîd olarak girmiş, yani müderrisin yardımcısı olarak dersleri tekrarlatmış, yıllar sonra 1058'de (1648) Amasya müftüsü ve hemen ardından Sultan Bayezid müderrisi olmuştur.
Hızır Efendi'nin müftülüğü sakin geçmemiştir. Hüsâmeddin'in anlattığına göre o sırada Amasya mutasarrıfı olan Köprülü Mehmed Paşa'ya bazı şer'î meselelerde karşı çıktığı için 1060 (1650) Muharreminde fetva ve tedristen azledilmiş, aynı yılın Şaban ayında Köprülü de şikâyetler üzerine görevden alınmıştır. Hızır Efendi 1061'de (1651) ikinci kez müftü ve Sultâniye müderrisi olmuş, yedi yıl kadar bir yandan halkasına devam eden birkaç yüz öğrenciye ders vermiş, bir yandan da gündelik meselelere dair fetvalar yazdırarak büyük bir nüfuz kazanmıştır. Şehir kethüdası Mumcuzâde Seyyid Ahmed Ağa ile çatışmaları onu yeniden görevden uzaklaştırmış, 1069'da (1659) Sivas valisinin kararıyla üçüncü kez aynı makama dönmüştür. Medresenin dershanesinde okunan dersle kentin mahkemesinde ve divanında konuşulan mesele arasındaki mesafe, bu hayat hikâyesinde neredeyse kapanır.
İki görevin ayrılmasından sonraki müderrisleri Hüsâmeddin tek tek sıralar. 1099 (1687-88) olaylarında Sultâniye müderrisi olan Iydî Efendi Trablusşam mollası olunca yerine Şeyh Ya'kûbzâde Hacı Mustafa Efendi geçmiş, onu 1107'de (1695-96) Dâmâd Hacı Osman Efendi, 1113'te (1701-02) Çorumlu Ahmed Efendi, ardından Mütevellîzâde Ahmed Efendi ve Iydî Efendizâde Mustafa Âkif Efendi izlemiştir. Âkif Efendi'nin 1173'te ölümüyle oğlu İsmâil Efendi, onun 1191'deki ölümüyle es-Seyyid Osman Efendi, 1221'de Fazlîzâde Hâfız Ahmed Efendi ve bir yıl sonra Âkifzâde Molla Iydî müderris olmuştur. 1233'te (1817-18) ünlü hattat Kâtibzâde es-Seyyid Ahmed Kâmil Efendi, 1244'te (1828-29) onun oğlu Hâfız Mustafa Rif'at Efendi Sultâniye müderrisliğine getirilmiştir. Rif'at Efendi 1281'de (1864-65) İstanbul'a gidip orada yerleşmiş, 1305'te ölünce vekâletini yürüten Arapkirli Hacı Osman Efendi asıl müderris olmuştur. Liste, müderrisliğin XVIII. yüzyıldan itibaren belli ailelerin içinde babadan oğula geçen bir göreve dönüştüğünü de açıkça gösterir.
Son Talebeler
Medresenin son dönem hayatını en canlı biçimde Osman Fevzi Olcay anlatır. Olcay'ın hatıralarında 1960'larda kütüphane müdürü Muammer Ülker Bey'in oturduğu oda, bir zamanlar Kaleköylü Hasan Efendi'nin icazetnamesini alana kadar kaldığı hücredir. Bu odanın bitişiğinde, Olcay'ın yazdığı yıllarda yazma eserlere ayrılmış olan odada ise yazarın babası Karavaiz Ahmet Hilmi Efendi ile Tosyalı Deli İsmail Efendi icazet alana kadar oturmuş, sonra odayı Gümüşhacıköylü Müftüzâde Rıza Efendi'ye devretmişlerdir. Müdüriyet odasının solundaki ikinci oda ise Olcay'ın "büyük müderris" dediği Arapgirli Hoca Osman Efendi'ye aitti. Hüsâmeddin'in listesindeki son müderrisle aynı kişi olduğu anlaşılan Osman Efendi, medresenin dershanesinde içeriden ve dışarıdan gelen öğrencilere ders verirdi.
Olcay, medresenin son yıllarındaki bir sınavı da aktarır. Medrese öğrencilerinin imtihana tabi tutulduğu sıralarda, Amasyalı Alay Müftüsü Hoca Asım Efendi başkanlığında bir heyet Sivas'tan gelmiş, sınavlar Bayezid Camii avlusunda askeriyenin depo olarak kullandığı binada başlamış, ilk sıra da Sultan Bayezid Medresesi öğrencilerine verilmişti. Olcay'ın babası da heyetteydi. Medreseye yoklamadan yoklamaya uğrayan, Amasya'nın tanınmış ailelerinden gelen bazı gençler de sınava girmiştir. Okuduğu kitabın Avâmil olduğunu söyleyen bir öğrenciye "vecebe" kelimesinin ne olduğu sorulmuş, "fiil-i mâzî" demesi gerekirken "icap etmez efendim" cevabını vermiştir. Sınav hocası "Anlaşıldı, artık senin de imtihan vermekliğin icap etmez" diyerek defterine kırmızı kalemle asker işareti koymuştur. Olcay bu sınavlarla liyakatsiz olanların tamamen ayıklandığını söyler. Asker işaretinin, medrese talebeliğinin sağladığı askerlik muafiyetinin o öğrenci için sona ermesi anlamına geldiği düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır. Medresenin askeriyenin deposu olarak kullanılan imaretle aynı avluyu paylaşması, son dönemin havasını da yansıtır.
Külliyede Kitap ve Kütüphaneler
Medresenin kütüphaneye dönüşmesi Cumhuriyet döneminin işidir, ancak külliyede kitabın yeri çok daha eskidir. Bu konuda kaynaklar arasında bir ayrılık vardır. Vakfiyede sayılan birimler arasında kütüphane bulunmaz. Hüsâmeddin ise Amasya'daki eski kütüphaneleri sayarken 890'da (1485) Sultan II. Bayezid'in camiinin içinde bir kütüphane kurduğunu yazar. Hüsâmeddin'in kayıtları XVI. yüzyıldan itibaren "Sultan Bayezid Kütüphanesi" adıyla anılan ve başında bir hâfız-ı kütüb, yani kitap emini bulunan bir kitaplığın varlığını doğrular. Daha önce anılan Musliheddîn Mûsâ Çelebi bu kütüphanenin kitap emini idi. Onun ölümü üzerine oğlu Cemâleddîn Mehmed Şâh Efendi aynı göreve getirilmiş, sonra Hızır Paşa ve Hüseyniye medreselerinde müderrislik yapmış, kadılıklarda bulunmuş, 958'de (1551) Trabzon kadısı olarak görülmüş, 970'te (1562-63) ölmüştür. Kitap eminliğinin babadan oğula geçmesi, kütüphanenin kentin ilmiye ailelerince sahiplenildiğini gösterir.
Kütüphane, Amasyalı âlimlerin vakıflarıyla büyümüştür. 1007-1009 yıllarında Amasya kadılığı yapan Seyrekzâde es-Seyyid Ahmed Efendi, yolları eşkıya kestiği için kentte kalmak zorunda kalmış ve 1011 (1602-03) Receb'inde Celâlîlerin Amasya'ya girdiği sırada öldürülmüştü. Ölümünden önce kitaplarını Sultan Bayezid Kütüphanesi'ne vakfetmişti. Hüsâmeddin bu kitapların bir kısmını başka bir kitaplıkta, Abdullatif Efendi Kütüphanesi'nde bulduğunu ve vakıf kaydını kadının kendi hattı ve imzasıyla gördüğünü yazar. Edip, şair ve hattat Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Efendi de 1017 (1608-09) Ramazanında ölmüş, vasiyeti üzerine vakfettiği kitaplar Sultan Bayezid Kütüphanesi'ne nakledilmiştir. Hüsâmeddin başka bir yerde Müeyyedzâde Pîrî Çelebi'ye 1017'de Hâtuniye Camii yanında kurulmuş bir kütüphane de nispet eder. İki kaydın nasıl bağdaştığı açık değildir. Seyrekzâde'nin kitaplarının sonradan başka bir kütüphanede bulunması, vakfedilen eserlerin zaman içinde dağıldığını gösterir.
Hüsâmeddin'in Amasya'daki eski kütüphaneler listesi, külliyenin kitap bakımından ne kadar yoğun bir çevre olduğunu ortaya koyar. Saydığı sekiz kütüphaneden dördü Bayezid Camii'nin içinde ya da çevresindedir: 890'da caminin içinde kurulan kütüphane, 1159'da (1746) Sultan Bayezid Mektebi'nin karşısında Emîr İmâm Abdullatif Efendi'nin kütüphanesi, 1258'de muvakkithanenin içinde Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi'nin kütüphanesi (muvakkithanenin kitabesi 1840 tarihini verir) ve 1329'da avluda Yumuk Osmanzâde Mehmed Hamdi Efendi'nin kütüphanesi. Listede bunlara 870'te Hızır Paşa Medresesi'nin bitişiğinde, 1147'de Burmalı Minare Camii içinde, 1248'de Saçlı Hacı Mahmud Efendi'nin türbesi üstünde ve 1017'de Hâtuniye yanında kurulan kütüphaneler eklenir. Hüsâmeddin'in zamanında bunlardan yalnız Abdullatif, Hüseyin ve Hamdi efendilerin kütüphaneleri ayaktaydı, ötekiler dağılmış ya da kaybolmuştu. Ayrıca caminin içinde Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi diye anılan bir kitaplıktan, onun tasavvuf bölümündeki bir yazmadan da söz eder.
Abdullatif Efendi Kütüphanesi, Hüsâmeddin'in Amasya'da en çok yararlandığı kütüphanedir. Kurucusu Emîr İmâm Abdullatif Efendi, Sultan Bayezid Camii'nin birinci imamıydı. Kardeşi vezir Seyyid Abdülğanî Paşa'nın gönderdiği büyük parayı harcamayıp Sultan Bayezid Mektebi'nin karşısında kârgir bir kütüphane yaptırmış, topladığı kitapları ve emlakını buraya vakfetmişti. Kütüphanenin mütevelliliği ve kitap eminliği uzun süre ailesinin elinde kalmış, imamlıkla birlikte kuşaktan kuşağa geçmiştir. Hüsâmeddin'in eserinin yayıncılarına göre 1333'te (1914-15) çıkan yangında kitaplar kaldırılmış, kütüphane bahçeleri ve yanındaki fetvahaneyle birlikte yıktırılmış, binadan iz kalmamıştır. Kitapların nereye götürüldüğü bu kaynakta belirtilmez. Bir bölümünün sonradan külliyede toplanan koleksiyona katılmış olabileceği düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır.
Avludaki son büyük kitaplık, Yumuk Osmanzâde ailesinin hayratıdır. Hüsâmeddin'in anlattığına göre 1323'te ölen Yumuk Osmanzâde Ahmed Necîb Efendi'nin mirası oğluna kalmış, oğlu da 1325'te ölmeden önce malının üçte birinin hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmişti. Vasiyeti yerine getiren amcası Mehmed Hamdi Efendi, cami avlusunda dağ suyu bulunmadığını ve ırmak suyunun günlerce bulanık akmasından cemaatin sıkıntı çektiğini görerek Sultan Bayezid İbtidâî Mektebi'nin batısındaki duvarın önünde bir kütüphane, onun önünde de Çakallar'dan özel olarak getirttiği su için bir şadırvan yaptırmıştır. İnşaat 1327'de başlamış, 1329'da, yani 1909-1911 yılları arasında tamamlanmıştır. Aile adı bazı kaynaklarda Yamuk Osmanzâde olarak da geçer. Olcay, Hamdi Efendi'nin avlunun köşesine güzel bir kârgir kütüphane yaptırdığını, ancak bu eserin bir depremde caminin müştemilatıyla birlikte onarılamayacak hâlde yıkıldığını yazar.
Bu kitaplıkların okurları da kentin âlimleriydi. Hüsâmeddin, Amasya Tarihi'ni yazarken "Bayezid Kütübhâne-i Umûmîsi" adıyla andığı kütüphanede çalışmıştır. Bir dipnotunda, Şehzade Mustafa'nın mektuplarını bu kütüphanedeki bir mecmuada görüp aynen istinsah ettiğini, ancak kopyasının yandığını ve mecmuanın numarasını da hatırlayamadığını üzüntüyle kaydeder. Amasya'nın kitapla ilişkisi medreseden önce başlar ve medreseden sonra da sürer. Kentte hat sanatının büyük ustası Şeyh Hamdullah, tıp tarihinde Sabuncuoğlu Şerefeddin, divan edebiyatının ilk kadın şairi sayılan Mihri Hatun yetişmiştir. Kitap üretimi ve okuma kültürü bu isimlerin çevresinde uzun süre canlı kalmış, kütüphanenin sonraki yüzyıllarda barındıracağı birikimin zeminini hazırlamıştır.
Yüzyıllar Boyunca Onarımlar ve Eklemeler
Külliye tarihi, depremlerin ve taşkınların izini taşır. Hüsâmeddin Bey'in tespitine göre cami, Muharrem 999'daki (Kasım 1590) depremde büyük zarar görmüş, kubbeleri ve kemerleri ile imaretin kubbeleri kısmen yıkılmış, bunlar derhal onarılmıştır. 1079'daki (1668-69) depremde tahribat daha büyük olmuştur. Kubbeler yıkılmış, iki taraftaki minareler eğrilmiş, imaret ve tabhanenin kubbeleri çökmüştür. Külliyenin mütevellisi Merzifonî İbrâhim Ağa bu hasarın tamamını bir yıl içinde gidermiştir. 1939'daki çok şiddetli depremde cami yeniden zarar görmüş, son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbeleri yıkılmıştır. Olcay medreseyi etkileyen depremin tarihini 27 Kânunuevvel 1943 olarak verir. 27 Aralık tarihi Erzincan depreminin yaşandığı 1939'un son günlerine denk geldiğinden, Olcay'ın yılı yanlış hatırlamış olabileceği düşünülebilir, ancak bu bir çıkarımdır. 1960'lı yıllarda camide yapılan onarımın başarılı olduğu söylenemez. Eyice, 1980'deki taşkında cami içinde 70 santimetre yüksekliğinde bir birikinti oluştuğunu da not eder.
Yapı grubu, hayır sahiplerinin eklemeleriyle de gelişmiştir. 1782-83'te Hacı Ali Ağa kışın sıcak suyla abdest alınabilmesi için caminin ırmak tarafına musluklar ve su ısıtma yeri yaptırmıştır. 1813'te Ayşe Hatun bir şadırvan, 1820-21'de Hacı Osman Ağa bir sebil eklemiştir. 1840'ta Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi bir muvakkithane-kütüphane ile bir şadırvan daha yaptırmıştır. Beş beyitlik manzum kitabesi bu tarihi veren muvakkithane, Tanzimat üslubunda dikdörtgen bir yapıdır. Duvarlarındaki kalem işi nakışlar arasında manzaralar, ağaçlar, bazı binalar ve Bayezid Camii'nin bir resmi de bulunur. Batı duvarının ortasındaki nişin iki yanında birer dolap vardır. Bu dolaplarda kütüphane olarak kullanıldığı dönemde kitapların, muvakkithane olarak kullanıldığı dönemde ise zaman ölçme aletlerinin saklandığı belirtilir. Binanın işlevlerinin hangi sırayla değiştiği kaynaklarda farklı aktarılır. Yapı sonradan mescit olarak da kullanılmış, bugün cami görevlilerinin odasıdır. Duvar resimleri 1960'larda ve 2016-2019 yıllarındaki külliye restorasyonunda onarılmış, sanat tarihçileri son müdahalelerin resimlerin özgünlüğünü bozduğunu belirtmiştir. Külliyenin şadırvanındaki resimlerin ise 2006 restorasyonunda okunan bir tarihe göre Ekim 1872'de yapıldığı anlaşılmıştır.
Yapı grubunun diğer birimleri farklı bir seyir izlemiştir. Eyice'nin yazdığına göre eskiden çok harap olan aşhane-imaret ve tabhane onarılarak yurt yapılmış, sıbyan mektebi ise bütünüyle ortadan kalkmıştır. İmaretin uzun süre askerî depo olarak kullanıldığı ve bu yüzden bazı bölümlerinin asıl işlevinin tam anlaşılamadığı da aynı değerlendirmede yer alır. Medrese bu yıpranma sürecinin dışında kalmış, onarımla ayakta tutulup kütüphane olarak kullanılmıştır.
Cumhuriyet'in İlk Yıllarında Kütüphane ve Müze
Medresenin kütüphaneye dönüşümü Cumhuriyet'in ilk yıllarına denk gelir. Binanın 1922'den itibaren Amasya İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlandığı söylenir. Tekke, türbe, zaviye ve medreselerin kapatılmasıyla birlikte buralardaki kitapların korunması bir sorun hâline gelmişti. 1925 yılından itibaren ildeki cami, medrese ve türbelerde bulunan yazma ve basma eserler, arkeolojik ve etnografik eserlerle birlikte II. Bayezid Külliyesi'nin medresesinde toplanmıştır. Bu toplama işleminin Atatürk'ün emriyle yapıldığı anlatılır. Kütüphanenin resmî kuruluşu ise 31 Mart 1926 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararnamesine dayandırılır. Bu kayda göre medresenin büyük odası kütüphaneye, diğer odalardan üçü de müzeye ve mumyalara ayrılmıştır.
Kaynaklarda geçen 1922, 1925 ve 1926 tarihleri birbirini dışlamaz. Birincisi binanın kütüphane olarak kullanılmaya başlandığı yılı, ikincisi koleksiyonun toplanarak genişletildiği yılı, üçüncüsü kütüphanenin resmî kuruluşunu gösteriyor olabilir. Medrese bu yıllarda kütüphanenin yanında kentin ilk müzesine de ev sahipliği yapıyordu. Amasya Müzesi'nin temeli, 1925'te medrese binasında az sayıda eserle oluşturulan bir müze deposuna dayanır. Müze 1958'e kadar fahri memurlarca yönetilmiş, o yıl müze müdürlüğü statüsü kazanmış, eserler çoğalınca 1962'de Gökmedrese Camii'ne taşınmıştır. Bugün Amasya Müzesi'nde sergilenen İlhanlı dönemi mumyalarının da bir süre medresenin odalarında bulunması, binanın o yıllardaki karma işlevini gösterir.
Kütüphane uzun yıllar il halk kütüphanesi olarak hizmet vermiş, yazma eserler de aynı binada korunmuştur. Olcay'ın hatıraları 1960'lardaki düzeni de yansıtır. Eski hücrelerden biri müdür odası, onun bitişiğindeki bir başka hücre yazma eserlere ayrılmış odaydı. Olcay'ın kendi el yazması hatıratı da bu kütüphaneye girmiştir. Eserin yayıncılarına göre metin, yazarın 1967'de kaleme aldığı ve kütüphanede 1116 numarada kayıtlı nüshaya dayanır. Defter kâğıdına yazılan bu nüsha, mürekkebin arka sayfaya geçmesi yüzünden güçlükle okunabilmiştir. Kentin yakın tarihine dair bir hatırat, böylece anlattığı medresenin raflarında korunmuş olur.
Koleksiyonun Niteliği
Bugünkü kayıtlara göre kütüphanede 2.503 yazma eser ve 19.145 basma eser bulunur. Kütüphanenin daha önceki tanıtımlarında 2.340 yazma ve 4.000 basma eserden söz edilmesi, sayıların kataloglama ve yeni katılımlarla değiştiğini gösterir. Mecmualardaki risaleler ve mükerrer nüshalar ayrı ayrı hesaplandığında nüsha sayısının 4.000'i aştığı belirtilir. Koleksiyonda Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesiyle yazılmış el yazmaları yer alır. Eserler dinî ilimlerden tıbba, edebiyattan astronomiye kadar geniş bir alana yayılır. Kütüphanenin en eski eseri olarak, III. halife Hz. Osman'a nispet edilen bir Kur'an-ı Kerim gösterilir. Açılış haberlerinde bu eserin Hz. Osman dönemine ait olduğu belirtilir. Nispetin kesinliği bağımsız bir inceleme gerektirdiğinden, bu bilgi kütüphanenin kendi tanıtımındaki ifade olarak aktarılmalıdır. Koleksiyonun bir diğer önemli parçası, XI. yüzyılda yazıldığı bildirilen ve "Amasya Mushafı" adıyla anılan Kur'an-ı Kerim cüzüdür. Bu cüzün restorasyonu Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığınca tamamlanmıştır.
Koleksiyon son yıllarda pek çok akademik çalışmaya konu olmuştur. Savaş Maraşlı, 2005 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Kerim Türkmen'in danışmanlığında hazırladığı yüksek lisans tezinde kütüphanedeki XV. ve XVI. yüzyıl ciltlerini incelemiştir. Eser Bolat'ın 2019 tarihli tezi, kütüphanedeki altmış yedi el yazması Kur'an-ı Kerim ve cüzün tezhibini renk, kompozisyon ve üslup bakımından ele almış, koleksiyonda Anadolu Selçuklularından XIX. yüzyıla kadar hemen her döneme ait süsleme örnekleri bulunduğunu ortaya koymuştur. Azim Kartal 2023'te kütüphanedeki kıraat ve tecvit konulu yazmaları incelemiş, mükerrer nüshalar sayılmadığında bu alanda Arapça, Farsça ve Osmanlıca kırk bir mensur ve manzum eser tespit etmiştir. Fatih Doğan ile Halis Demir'in 2024'te yayımlanan makalesi ise başka kütüphanelerde bulunmayan altmış yedi fıkıh eserini tanıtır. Bunların on biri fıkıh usulüne, elli altısı fürû-ı fıkha aittir.
Yazmaların kıymeti içerdikleri metinlerle sınırlı kalmaz. Elif İmaç'ın 2021 tarihli tezinde incelenen altmış beş şemseli cildin çoğunda kahverengi ve siyah meşin kullanılmış, yalnız birkaçında kırmızı, vişneçürüğü ve bordo deri tercih edilmiştir. Ciltlerde bitkisel motifler, rumiler, zencerekler ve geometrik kompozisyonlar görülür. Bezemelerin büyük kısmı soğuk baskı tekniğiyle yapılmış, altın az kullanılmıştır. İncelenen ciltler XII. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar uzanan bir zamana tarihlendirilmiştir. Aynı çalışma, birçok cildin sertap ve mıklep kısımlarının koparak kaybolduğunu, desenlerin yok olmaması için ciltlerin bir an önce onarılması gerektiğini de vurgular. Deri ciltler, altın yaldızlı bezemeler, tezhipli sayfalar ve hat örnekleri bir arada Osmanlı kitap sanatının taşradaki düzeyini gösterir. Amasya, II. Bayezid'e hat dersi verdiği bilinen Şeyh Hamdullah'ın şehridir ve kentin bu hat geleneği, yazma eserlere duyulan ilgiyi anlamak için önemli bir arka plandır.
Restorasyon ve Yeniden Açılış
Medresenin kütüphane olarak son dönüşümü, Amasya'da il halk kütüphanesinin başka bir binaya taşınmasıyla mümkün olmuştur. Kentte uzun yıllardır modern ve talebi karşılayabilecek bir il halk kütüphanesi eksikliği duyuluyordu. Amasya Valiliği, restore ettiği Saraydüzü Kışla Binasını il halk kütüphanesine dönüştürdü. Halk kütüphanesinin külliyeden boşalttığı bölüm ise yazma eserler için ayrıldı. Binanın mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne aittir. Tahsisi, yapılan protokolle Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı devralmıştır. Bu düzenlemeden önce yazma eser kütüphanesi ile il halk kütüphanesi külliye içinde birlikte hizmet veriyordu.
Restorasyon, kurumun finansmanı ve Amasya İl Özel İdaresi'nin katkılarıyla yürütülmüştür. Çalışmanın süresi iki ayrı biçimde aktarılır. Kurumun kendi duyurusu yaklaşık bir buçuk yıldan söz ederken, açılış günü yayımlanan haberlerde bir yıl denir. Kütüphane, 16 Haziran 2023 Cuma günü, Cuma namazından sonra Sultan II. Bayezid Camii bahçesinde halka lokma ikram edilmesinin ardından hizmete açılmıştır. Vali Mustafa Masatlı'nın katıldığı törende Belediye Başkanı Bayram Çelik, Amasya Üniversitesi Rektörü Süleyman Elmacı ve kurum adına Yazma ve Nadir Eserler Daire Başkanı Hüseyin Kutan bulunmuştur. Açılış için Amasyalı âlimlerin eserlerinden bir yazma seçkisi sergilenmiş, sergide Amasya Mushafı da yer almıştır.
Vali Masatlı, konuşmasında kütüphaneyi yazma eserler konusunda Türkiye'deki sayılı kütüphanelerden biri olarak niteledi. Kentte kitaba, âlime ve sanata verilen önemi anlatırken Mihri Hatun'u, Şeyh Hamdullah'ı, Sabuncuoğlu Şerefeddin'i ve Strabon'u andı. Kütüphane bugün Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına bağlı kütüphaneler arasında Amasya Yazma Eser Kütüphanesi adıyla yer alır. Resmî tanıtımında, Arapça, Farsça ve Osmanlıca el yazması eserlerin bütün örneklerinin burada görülebileceği belirtilir. Kütüphane hafta içi 08.30 ile 17.00 saatleri arasında hizmet vermektedir.
Yeniden açılıştan sonra bina sergilere de ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Şeyh Hamdullah'ın ölümünün 505. yılı dolayısıyla hazırlanan "Amasya'dan İstanbul'a Şeyh Hamdullah Yazma Eser Sergisi", 23 Aralık 2025'te Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla Amasya Yazma Eserler Kütüphanesi'nde açılmıştır. Bakan Ersoy açılışta, kurumun Şeyh Hamdullah'ın Fatih'in kitaplığı için istinsah ettiği Mesâlihu'l-ebdân ve'l-enfüs'ü 2012'de, II. Bayezid'in tilaveti için yazdığı Topkapı Sarayı'ndaki mushafın tıpkıbasımını 2015'te yayımladığını anlattı. Törene Vali Önder Bakan da katıldı. Hattatların reisi sayılan ustanın eserlerinin, öğrencisi olduğu padişahın Amasya'da yaptırdığı medresede sergilenmesi, binanın kitap ve yazıyla kurduğu bağın bugün de sürdüğünü gösterir.
Kronoloji
1481: Hüsâmeddin Bey'e göre külliyenin inşasının başlangıcı (Eylül 1481).
1485: Hüsâmeddin'e göre caminin içinde bir kütüphanenin kurulması (890).
1486: Caminin inşa kitabesindeki tamamlanma tarihi (Temmuz 1486). Medresenin ilk müderrisi Zenbilli Ali Efendi.
1496: Külliyenin vakfiyesinin yazılışı (Ocak 1496).
1527-28: Sultan Bayezid Kütüphanesi'nin kitap emini Musliheddîn Mûsâ Efendi'nin müftü ve Sultâniye müderrisi olması.
1590: Depremde külliyenin kubbe ve kemerleri zarar görür, hemen onarılır.
1602-03: Kitaplarını Sultan Bayezid Kütüphanesi'ne vakfeden Seyrekzâde Ahmed Efendi'nin Celâlî baskınında ölümü.
1608-09: Müeyyedzâde Pîrî Ahmed Efendi'nin vakfettiği kitapların kütüphaneye nakli.
1648-1659: Müfessir Hızır Efendi'nin üç kez müftü ve Sultâniye müderrisi olması.
1668-69: Büyük deprem. Kubbeler ve minareler zarar görür, bir yıl içinde onarılır.
1673-74: Sultâniye müderrisliğinin müftülükten ayrılması.
1746: Emîr İmâm Abdullatif Efendi'nin Sultan Bayezid Mektebi karşısındaki kütüphanesi.
1840: Hacı Hüseyin Zeki Efendi'nin muvakkithane-kütüphane ve şadırvan eklemesi.
1864-65: Son asıl müderris Hâfız Mustafa Rif'at Efendi'nin İstanbul'a gitmesi, vekili Arapkirli Hacı Osman Efendi'nin dersleri sürdürmesi.
1909-1911: Yumuk Osmanzâde Mehmed Hamdi Efendi'nin avlu duvarı dibine kütüphane ve şadırvan yaptırması.
1914-15: Yangından sonra Abdullatif Efendi Kütüphanesi'nin yıktırılması.
1922: Medrese binasının Amasya İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanması.
1925: İldeki yazma ve basma eserlerin ve müze eserlerinin medresede toplanması.
1926: 31 Mart tarihli kararnameyle kütüphanenin resmî kuruluşu.
1939: Erzincan depreminde caminin son cemaat yerinde ve medresede hasar.
1954-1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün medrese restorasyonu.
1962: Müze eserlerinin Gökmedrese Camii'ne taşınması.
2005: Kütüphanedeki XV. ve XVI. yüzyıl ciltleri üzerine yüksek lisans tezi.
16 Haziran 2023: Restore edilen binanın Bayezid Yazma Eser Kütüphanesi olarak açılışı.
23 Aralık 2025: Kütüphanede Şeyh Hamdullah yazma eser sergisinin açılışı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, Amasya Belediyesi e-kitap, s. 56 (yayıncı girişi), 104, 118, 161, 171-172, 179, 503, 508, 542. amasya.gov.tr
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6-8, Amasya Belediyesi e-kitap, s. 150, 455, 529.
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9-12, Amasya Belediyesi e-kitap, s. 89, 116-118.
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, "Sultan Bayezid Medresesi" bölümü ve yayıncı girişi.
Akademik çalışmalar
- Elif İmaç, Amasya Bayezıt İl Halk Kütüphanesi'nde Korunan 65 Adet Şemseli Cilt Süslemelerinin Tezyini Açıdan İncelenmesi ve Sanatsal Üretimler, Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yüksek lisans tezi, 2021. acikerisim.kastamonu.edu.tr
- Eser Bolat, Amasya Bayezit Yazma Eserler Kütüphanesi'nde Yer Alan El Yazması Kur'an-ı Kerim ve Cüzlerdeki Süslemeler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yüksek lisans tezi, 2019.
- Fatih Doğan, Halis Demir, "Amasya İl Halk Kütüphanesinde Bulunan Nadir Fıkıh Eserlerin Değerlendirilmesi", Bitlis İslamiyat Dergisi, c. 6, sy. 2, 2024, s. 29-56.
- Savaş Maraşlı, Amasya II. Bayezid İl Halk Kütüphanesi'ndeki XV. ve XVI. Yüzyıl Ciltleri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yüksek lisans tezi, 2005.
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği, "Bayezid Yazma Eserler Kütüphanesi Kapsamlı Bir Restorasyonun Ardından Tekrar Hizmete Açıldı", 16.06.2023.
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya İl Halk Kütüphanesi sayfası.
Diğer kaynaklar
- Semavi Eyice, "Beyazıt II Camii ve Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992, s. 40-42. islamansiklopedisi.org.tr
- Füsun Aytekin, "Amasya II. Bayezid Külliyesi Muvakkithanesinin Duvar Resimlerinin Tarih ve Usta Sorunsalı ile Son Restorasyonu Üzerine Bir Değerlendirme", Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı internet sitesinde yayımlanan makale (PDF).
- Azim Kartal, Amasya II. Bayezid İl Halk Kütüphanesi'nde Bulunan Kıraat ve Tecvid Konulu Yazma Eserler, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, 2023.
- Kültür Envanteri, "II. Bayezid Medresesi, Amasya" maddesi.
- Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, Amasya Bayezid Yazma Eser Kütüphanesi duyurusu ve kütüphane tanıtım sayfası.
- Anadolu Ajansı, "Amasya'da restorasyonu tamamlanan Yazma Eserler Kütüphanesi hizmete açıldı", 17.06.2023.
- Türkiye Gazetesi (kaynak: Anadolu Ajansı), "'Amasya'dan İstanbul'a Şeyh Hamdullah Sergisi' açıldı", 23.12.2025. turkiyegazetesi.com.tr
Çevrimiçi kaynaklar









