Osmanlı çarşısında bir malın kaça satılacağı çoğu zaman satıcı ile alıcının pazarlığına bırakılmazdı. Ekmek, et, yağ, sabun gibi gündelik ihtiyaç maddelerinde devlet bir üst sınır koyar, bu sınırı kadı kayıtlarına geçirir, uygulanıp uygulanmadığını da muhtesibin eliyle denetlerdi. Bu düzenin adı narhtır. Amasya'da narh uygulamasını bugün en ayrıntılı biçimde 1764 ile 1770 arasını kapsayan şer'iyye sicillerinden izleyebiliyoruz. O defterlerde ekmeğin dirhemi, etin kıyyesi, pamuğun ve çivinin fiyatı satır satır durur; ölen bir kişinin kitaplığının kaç guruşa değerlendirildiği bile kayıtlıdır.

Amasya'nın İktisadi Konumu

Amasya, 1398'de Yıldırım Bayezid tarafından fethedildikten sonra idaresi Çelebi Mehmed'e verilen bir şehirdir. Bayezid'in 1402'de Ankara Savaşı'nda Timur'a yenilmesi üzerine Çelebi Mehmed kuvvetleriyle birlikte Amasya'ya çekildi ve şehir bundan sonra "pay-ı taht" yani başkent yedeği ve şehzade sancağı olarak anıldı. On altıncı yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devleti'nin doğudaki stratejik merkezi ve hareket üssü olma özelliğini korudu. Rum Eyaleti'ne bağlı Amasya, Divriği ve Sivas çevresinde toprak rejimi de diğer bölgelerden ayrıydı. "Malikâne-divanî" denilen bu düzende arazinin rakabesi ayana temlik edilmiş, ama haraç ve rüsumun alınması sürmüştü. Reaya toprağı işlediği için zaime ve sipahiye vergisini verir, bunun yanında toprak kirası olarak malikâne sahibine de ayrı bir pay öderdi.

Şehrin ticari canlılığı büyük ölçüde yol üstünde bulunmasından geliyordu. Tarsus, Kayseri, Zile ve Samsun hattı Amasya'dan geçiyor, Azerbaycan ve Bursa üzerinden gelen İran ipekleri şehirde ipek dokumacılığının ve ticaretinin yayılmasını sağlıyordu. İpek yollarından biri Kastamonu, Bolu ya da Çorum ve Ankara üzerinden iki kol hâlinde geldikten sonra Amasya, Tokat, Erzincan, Erzurum ve Aras vadisi boyunca Tebriz'e uzanırdı. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda Amasya'da yüz altı dükkândan ve işlek çarşılardan söz eder. Yolların kazandırdığı bu canlılık on altıncı yüzyılın sonlarından itibaren azalmaya başlamış, devletin genel gerilemesine koşut olarak incelenen yıllarda da sürmüştür. Narh listelerinde görülen sınırlı mal çeşitliliği bu tabloyla birlikte okunmalıdır.

Narh Nedir

Narh, temel ihtiyaç maddelerinin ve bazı hizmetlerin azami satış fiyatının resmî makamlarca belirlenmesidir. Kelimenin aslı Farsça "nirh"tir, yani kıymet ve fiyat; halk ağzında "nark" biçiminde de söylenirdi. Arapçada piyasa rayicine "si'r", bunun takdir edilip sınırlandırılmasına "tes'îr" denir. Dar anlamıyla narh bir tavan fiyattır, geniş anlamıyla asgari ve sabit fiyat belirlemelerini de içerir. Osmanlı kaynaklarında çoğunlukla ilk anlamıyla geçer: mal ve hizmet fiyatlarında devletçe saptanan üst sınır. Amacı, savaş, kıtlık, çekirge istilası, sel ya da deprem gibi zor zamanlarda halkı pahalılık ve açlıkla karşı karşıya bırakmamak, bunun yanında karaborsayı ve istifçiliği önlemekti.

Narhın dinî açıdan nasıl değerlendirileceği fıkıhta tartışmalı bir konudur. Anlatıldığına göre Hz. Peygamber, Medine'de gıda sıkıntısı yaşandığı bir sırada fiyatların sınırlandırılması yönündeki talebi, satıcılara haksızlık olacağı gerekçesiyle geri çevirmiştir. Bu yüzden normal işleyen bir piyasada narh koymayı Hanefîler tahrîmen mekruh, diğer mezhepler ise haram sayar. Buna karşılık gıda fiyatlarının yapay biçimde fahiş ölçülere çıkarıldığı, kamunun zarar gördüğü ve başka çare kalmadığı durumlarda narhı câiz, hatta gerekli bulan görüşler de vardır. Amasya sicillerini inceleyen araştırmacı bu gerilimi şöyle çözer: narh sistemi menşe bakımından belki şer'î değildir, ama İslam'ın başıboşluğa, düzensizliğe ve haksız kazanca karşı olan disiplin anlayışına uygun düşer. Narh örfî bir uygulamadır ve Osmanlı hukuku yalnızca İslam hukukundan ibaret olmadığı için devlet bu uygulamayı sürdürmüştür.

Fiyat ilişkilerini düzenleyen ilkeler de bu çerçevede hatırlanırdı. Ölçü ve tartıya riayet etmek, alışverişte hile yapmamak, ihtikârdan kaçınmak, aracı ve tefecilere yer vermemek, fiyatı yapay olarak yükselten spekülasyondan uzak durmak İslam iktisadının temel kuralları arasında sayılır; müzayedeyle satış ise serbesttir. Çarşıdaki denetimin ahlâkî dayanağı bu ilkelerdi.

Narhın Belirlenmesi

Narhı bizzat devlet belirlerdi. Padişahlar bu konuda emir verir, uygulamada ise esas sorumluluk kadıya düşerdi. Taşrada kadı fiyatı muhtesip, pazarbaşı, esnaf şeyhi, ayan ve eşrafla görüşerek saptar, yerleşmenin büyüklüğüne göre vali ya da muhafız gibi bir görevlinin onayını da alırdı. Bu onay, merkezdeki ferman ve buyuruldunun karşılığıydı. İstanbul'da ise narhı İstanbul kadısı verir, hazırlanan listeler öteki kadılıklara ve taşra şehirlerine gönderilirdi. Yeni fiyatların halka duyurulması için çarşılarda münâdîler dolaşırdı.

Belirleme işi keyfî bir hesapla yapılmazdı. Her esnafın kethüdası ve yiğitbaşısıyla görüşülür, gerekirse "çeşni tutulur", yani bir malın üretiminde kullanılacak hammadde miktarı saptanır ve fiyat buna göre oluşturulurdu. Ekmekte un cinsi, kumaşta kullanılan ipek ve maden bu hesabın konusuydu. İstanbul'da etin ve sütün fiyatları yeniçeri ağasının, hassa kasapbaşının, çiftlik sahiplerinin ve kasaplar kethüdasının bulunduğu toplantılarda belirlenir, ekmek için hububat nazırı ile habbazlar kethüdası hazır bulunurdu. Çarşıyı en iyi bilen görevli muhtesip olduğu için kimi devlet düzenine dair eserlerde narhın doğrudan onun tarafından verilmesinin daha uygun olacağı yazılmıştır. Uygulamada ise muhtesip kadıya danışmadan narh veremezdi. Çarşının işini bilen tecrübeli kişilere "ehl-i hibre" denirdi. Malın cinsine ve kalitesine göre makul fiyatı bunlar söyler, kadı da bu fiyatı onaylayarak resmiyet kazandırırdı.

Hesaba bir de meşrû kâr eklenirdi. Esnafın yasal kârı yüzde on ile on beş arasında değişirdi; ihtisap kanunnâmelerinde bu oran "onu on bir" diye anılır, çok emek isteyen işlerde yüzde on beşe kadar çıkabilirdi. Ayrıca malı dışarıdan getiren toptancıyla, yani getiriciyle, dükkân sahibi perakendeci arasında fiyat ayrımı yapılırdı. Toptan fiyatla gelen malın dükkânda perakende fiyatıyla satılmasına izin verilmezdi.

Narh, sabit bir tarifeden çok mevsimlere ve olaylara bağlı bir takvimle işlerdi. Olağan narhlar yılın belirli dönemlerinde verilirdi: Hıdrellez'e, yani 6 Mayıs'a doğru ete, harmandan sonra yeni mahsul buğdaya göre ekmeğe, Ramazan'ın birinci günü ya da birkaç gün öncesinde hemen bütün yiyeceklere narh konurdu. Savaş, abluka, kıtlık, doğal afetler ve para ayarının bozulması ise olağanüstü narhların sebebiydi. Gümüş sikkenin içindeki gümüş miktarı azaldığında malların değeri hızla yükselir, devlet sikkeyi yeniden ayarlayınca bütün fiyatlar baştan belirlenirdi. Amasya'da incelenen sicillerde narhın genellikle yılda iki kez, ilkbaharda ve kış başında verildiği, her ürün için ayrı hazırlanan listenin bütün esnafa tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Kayıtlar kadı sicillerine, çoğunlukla defterlerin arka sayfalarına işlenirdi; İstanbul'da ise narh defterleri ayrı tutulurdu.

Esnaf Teşkilatı ve Gedik

Narhın uygulanabilmesi, çarşıyı örgütleyen esnaf teşkilatına bağlıydı. Her sanatın bir esnaf şeyhi, bir kethüdası ve yiğitbaşısı, bir de ehl-i hibresi vardı. Esnafın kendi arasından seçilip hükümetçe onaylanan bu kurul, hem esnafın durumundan sorumluydu hem de devletle esnaf arasında aracılık ederdi. Kethüda, diğer adıyla kâhya, lonca ile devlet arasındaki ilişkiyi yürütürdü; yiğitbaşı ise ustalar arasındaki disiplinden sorumluydu. Esnafı ilgilendiren anlaşmazlıklarda ilk başvurulan kişi kethüdaydı.

Her şehirde ve her kazada bir sanatın dükkân sayısı sınırlıydı ve bu sayının artırılması hükümet iznine bağlıydı. Bağımsız dükkân açma imtiyazına "gedik" denirdi; gediği olmayan kişi sanat ya da ticaret yapamaz, gizlice açılan dükkân tespit edilince kapatılırdı. Usta olmanın şartı bir ustanın yanında çıraklık yapmak, ardından kalfalık dönemini geçirmek, müşterilere adil davranmak ve ustasının onayını almaktı. Kalitesiz mal bu düzende hoş görülmezdi; kusurlu çıkan dükkân geçici olarak kapatılabilir, ağır suçlar kadıya havale edilirdi.

Esnaf birliklerinin kökeni konusunda araştırmacılar temkinli konuşur. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda Ahi Evran ile ilişkilendirilen ahilik teşkilatı lonca yapısının oluşmasında büyük etki yapmıştır, ancak Osmanlı esnaf teşkilatının bütünüyle ahiliğe dayandığını söylemek doğru olmaz. Ahilik dinî törenlere daha bağlıydı; esnaf arasında Müslüman olmayan ustaların sayısı arttıkça onların da kolayca katılabildiği bir lonca yapısı öne çıktı. Amasya sicillerinde bunun bir izi kasap esnafında görülür. İncelenen yıllarda kasaplık yapan esnaf dokuz kişiydi. Kasap tayinine ilişkin belgelerde Müslim ve gayrimüslim ayrımı yapılmamış, hatta bazen ortak dükkân açılmıştır. 1764'te kasap dükkânı açmak için izin alan Kesdan Hafız Mustafa ile Hıristiyan Manok bunun örneğidir. Kasap olarak atanan esnafa "kulları zarara sokmamaları ve her vakit et bulundurmaları" şartı getirilmiştir.

Muhtesibin Denetimi

Narh listesi hazırlandıktan sonra asıl iş uygulamayı izlemekti. Muhtesip bunu maiyetindeki kol oğlanlarıyla çarşıyı sürekli dolaşarak yapardı. Terazilerin doğru tartıp tartmadığına, ölçülerin eksik olup olmadığına, malların narha uygun satılıp satılmadığına bakılırdı. Piyasadaki fiyat seyrini en yakından izleyen görevli muhtesip olduğu için kadının fiyat tespitinde en büyük yardımcısı sayılırdı. Esnafın narha uyup uymadığı kadı, muhtesip ve esnaf kethüdası tarafından birlikte denetlenir, uymayanların dükkânı kapatılabilirdi. Kaynaklarda sadrazamların çarşamba günleri büyük bir maiyetle çarşıyı gezdiği, kalite, halk sağlığı ve fiyat standartlarına uymayanları o anda cezalandırdığı da anlatılır. Narha aykırı davranışın cezası dinî metinlerde belirtilmediği için ceza türünü yetkililer belirlerdi. Fıkıh kitaplarında dayak, para cezası, mala el koyma, hapis ve piyasadan çıkarma bu cezalar arasında sayılır.

Uygulamanın Amasya'daki işleyişini bakkal narhı iyi gösterir. 1769 yılı Receb ayının on birinci günü bakkal esnafına narh verilirken kaydın başında fiyatı kimlerin tespit ettiği yazılmıştır: şehirdeki esnafın pazarbaşıları Seyyid Ali Çelebi, bakkalların ileri gelenleri ve hacılar, şer'în bilgisi ve onayıyla. Bakkalların mal stoklayıp ihtikâra yönelmemesi için devletin onlara belirli aralıklarla narh verdiği, muhtekirlere hoşgörü gösterilmediği kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Amasya Sicillerinde Fiyatlar

İncelenen 52 ve 53 numaralı Amasya şer'iyye sicilleri hicrî 1179 ile 1184 yıllarını, yani 1765 ile 1770'i kapsar. Fiyatların çoğu akçe üzerinden yazılmıştır. Buğday fiyatları para ve guruşla, pamuk ve kumaş fiyatları üç birimle, canlı hayvan ve kitap fiyatları ise guruşla gösterilir. Bir guruş 1767'de 120 akçeye, 1768'de narh hesaplarında yüz akçeye karşılık gelmekteydi. Gümüş sikkenin değeri düşmüş, kuruşun kırkta biri olan "para" da piyasada yaygınlaşmıştı. Fiyatlardaki oynama bu yüzden yalnızca malın değerinden değil, paranın değerinden de kaynaklanıyordu. Ölçü birimi çoğunlukla kıyyeydi; bir kıyye 400 dirhem, yaklaşık 1282 gram eder.

Temel gıda ve ihtiyaç maddeleri bakkal narhında toplanmıştır. Listelerde sade yağ, zeytinyağı, bal, pirinç, bulgur, sabun, badem, kuru üzüm, fındık, incir, helva, sirke, tuz, kadayıf, nohut, çıra, katran ve sucuk çeşitleri geçer. Bir kısmı Amasya'nın adını taşır: Amasya sucuğunun kıyyesi 1765'te 50, 1767'de 48 akçedir; Amasya pirincinin kıyyesi 1767'de 18 akçe olarak kayıtlıdır. Sade yağın kıyyesi 1765 ve 1767'de 54 ile 60 akçe arasındayken 1769'da 40'a inmiş, 1770'te 72'ye çıkmıştır. Zeytinyağı 72 akçeden 1770'te 96 akçeye yükselmiştir. Balın kıyyesi 1765'te 54-60 akçe, 1767'de 40-48 akçe, 1770'te 54 akçedir. Pirinç 18-20 akçeden 24 akçeye, tuz 10 akçeden 24 akçeye, nohut 9 akçeden 12 akçeye çıkmıştır.

Listelerin genel görünümü şöyledir: en pahalı kalemler bal, badem, zeytinyağı ve sabun, en ucuzları nohut gibi bakliyat ve pirinçtir. Olağanüstü bir düşüş ya da yükseliş görülmez, ancak 1770'te belirgin bir artış vardır. 1765 ve 1767 listeleri çeşit bakımından daha zengindir. Sonraki yıllarda kalemlerin azalması dönemin savaşlarıyla, iklim değişiklikleriyle, doğal afetlerle ve eşkıyalık olaylarıyla açıklanır. Fiyat dalgalanmalarında Osmanlı-Rus Savaşı, yerel üretim, doğal koşullar, ticaret ve akçenin değer kaybı etkili olmuştur.

Ekmek

Ekmekte fiyat değil ağırlık oynardı. Ekmeğin fiyatı hep bir akçeydi; devlet gerektiğinde bir akçeye verilecek ekmeğin dirhem cinsinden ağırlığını artırır ya da azaltırdı. Ekmek fiyatları sicillerde düzenli bir liste olarak değil, çoğunlukla öteki narh listelerinin kenarına derkenar olarak yazılmıştır; bazen "narh-ı ekmekçiyan" adıyla sabit listeler de verilir. Buğdayın fiyatındaki hareket doğrudan ekmeğe yansırdı. Halkın temel gıdası olduğu için devlet bu fiyatı sık sık yeniden belirlemek zorunda kalırdı.

1764 Receb ayının yirmi beşinde bir akçeye 120 dirhem ekmek satılırken bir yıl sonra bu ağırlık 90 dirheme indirilmiştir. Aynı yılın Cemaziyelâhir ayında 80 ile 110 dirhem arasında serbest bırakılmış, 1766'da 105, 1767'de 125 dirheme çıkmıştır. 1768 ve 1769'da ağırlık 110 ile 125 dirhem arasında seyretmiş, 1770 ve 1771'de ise ekmek bir akçeye ancak 80 dirhem gelmiştir. Bu düşüşün arkasında sürmekte olan savaşın devlete maliyeti vardır.

Et

Et fiyatları 1764 ile 1769 arasında kıyye başına 10 ile 18 akçe arasında oynamıştır. 1764 yılı Şaban ayının yirmi altısında dört dükkân için yeniden narh verilmiş, kıyye 12 akçe olarak belirlenmiş, kelle ile ciğer ise tarafların rızasına bırakılmıştır. Kelle, ciğer ve mumbar fiyatları üç ile dokuz akçe arasında değişmiştir. İç yağı ve kuyruk yağı bazen kıyye, bazen batman hesabıyla satılırdı. 1764'te bir guruş 180 akçe iken iç yağı da 180 akçeden satılmış, 1767'de fiyat elli akçe düşerek 120 akçeye inmiş, 1769'da iç yağı kıyyesi 17, kuyruk yağı 24 akçeye kadar gerilemiştir.

Kumaş, Pamuk ve Çivi

Kumaş fiyatlarına ilişkin bilgi 1766 ve 1769 tarihli iki narhtan ibarettir ve bunlar "narh-ı kazzâzan" ile "narh-ı ibrişim" adıyla geçer. İbrişimin dirhemi 7 akçeden 6'ya, kaytanın 8'den 7'ye, alagözün 10'dan 9'a inmiştir. İki tarih arasında fiyatlar yaklaşık yüzde on düşmüştür; tarihler birbirine çok yakın olduğu için bundan öte bir karşılaştırma yapılamaz.

Sicillerde "hallaç" diye geçen pamuğun kıyyesi 30 Receb 1764 tarihli narhta 100 akçeydi ve 1766'da da aynı kaldı. 21 Cemaziyelevvel 1768'de 85 akçeye inen fiyat, aynı tarihli kayda göre batman başına 3,5 guruş, kıyye başına 32 para olarak da hesaplanmıştır. 1770'te pamuk kıyyesi 130 akçeye yükselmiştir. Çivide yalnızca 12 Rabiülevvel 1768 tarihli bir liste bulunur: büyük çivinin kıyyesi 60 akçe, üçü birlik çivinin yüzü 30 akçe, beşer birlik olanın yüzü 15 akçe, sayı çivisinin yüzü 12 akçe, çöp çivisinin yüzü 9 akçedir. Büyük çivi kıyye ile, öbürleri adetle hesaplanmıştır.

Buğday ve Mübayaa

Buğday fiyatları "narh-ı habbâzan" ve "narh-ı ekmekçiyan" listelerinde kileyle gösterilir; malın aslına yani iyisine, evsatına yani ortasına, ednasına yani kötüsüne ayrı ayrı değer verilir. Kile başına 1764'te iyi buğday 110, orta 100, kötü 80 para; 1765'te 120, 110 ve 100 paraydı. 1767'de fiyatlar benzer bir oranda düşmüş, sonraki iki yılda yüz para dolayında kalmıştır. Bu rakamlar resmî narh fiyatlarıdır ve devletin kendi aldığı mübayaa fiyatlarının üstündedir.

Mübayaa, yani devletin ordu için zorunlu alımı, sicillerin ayrı bir bölümünü oluşturur. 21 Şevval 1769 tarihli fermanda Samsun iskelesine nakledilmek üzere Amasya livasından yetmiş bin kile İslambuli dakik ile kırk bin kile arpa istenmiş, buğdayın kilesi altmış, arpanın kilesi otuz akçeden hesaplanmıştır. Ramazan 1770'teki alımda da aynı fiyatlar uygulanmıştır. Mübayaada fiyatın düşük tutulması, savaş dönemindeki mali güçlüklerle ve halkın sefere katkısı düşüncesiyle ilişkilendirilebilir. Resmî narh fiyatı ile mübayaa fiyatı arasındaki fark, devletin çarşıyı koruyan tavrı ile kendi ihtiyacını karşılayan tavrının ayrı işlediğini gösterir.

Hayvan ve Kitap

Canlı hayvan fiyatlarında narh yoktu. Hayvanın yaşı ve besili olup olmaması hesaba katılır, fiyat tarafların anlaşmasına bağlı kalırdı. Sicillerde geçen canlı hayvan alımları, sefer sırasında gücünden yararlanılan at, katır ve deve alımlarıdır. Moskov seferi için Amasya sancağından yüz elli adet yük hayvanı istenmiş ve kazalara dağıtılmıştır. Safer 1768 tarihli bir fermanda Yanbolu kışlağına getirilmek üzere beş bin beş yüz katırın 125 guruştan alınması istenmiştir. Şaban 1768'de devenin 110, katırın 60 guruştan alınması emredilmiştir. Sicillerdeki bilgilere göre devenin fiyatı 110 ile 130 guruş arasında değişmiştir.

Kayıtlar arasında en dikkat çekici olanı, 10 Zilhicce 1768'de Amasya'da Cami-i Enderun Mahallesi'nde ölen Abdizade Mehmet Efendi'nin terekesinden çıkan kitapların fiyat listesidir. Mushaf-ı şerif 25 guruşla en pahalı kalemdir. Kadı tefsiri, Envâm-ı şerif, İbn Hallikân'ın tarihi ve Meydânî'nin atasözleri kitabı on guruştur. Yedi guruşluk dört ciltlik Cami-i Sağîr şerhi onları izler. Mevlânâ divanı ile Mantıku't-Tayr ikişer, Gülistan ve Bahâristan birer guruştur. Divanların çoğu yarım ile bir buçuk guruş arasındadır, Muhtasar-ı Vikâye ise yarım guruşa değerlendirilmiştir. Listede fıkıh, tefsir, hadis, kelâm, tıp, lügat, Farsça şiir ve inşa kitapları birlikte yer alır; böylece on sekizinci yüzyılın ortasında Amasya'da bir ilim adamının okuduğu kitapların çeşidi ve değeri belgelenmiş olur.

Narhın Sonu

Kadıların narh verme ve narh kontrol görevi on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar sürdü. 1851'de narh işleriyle uğraşmak üzere Es'âr Nezâreti kuruldu; çalışmaları olumlu sonuç vermeyince 1854'te İhtisab Nezâreti'ne bağlı Es'âr Meclisi oluşturuldu. İhtisab Nezâreti kaldırılıp şehremaneti kurulunca bu meclis de ortadan kalktı. 1856'dan itibaren sicillerde narh kaydına rastlanmaz. Bundan birkaç yıl sonra önce sebze ve meyve, ardından ekmek dışındaki diğer maddeler üzerindeki narh kaldırıldı ve fiyatlar serbest piyasada belirlenmeye başladı. Esnaf birlikleri ise 1924'te tamamen kaldırılmıştır.

Narh düzeni, arz ve talebin değişen koşullarını izleyerek fiyatı ayarlamaya çalışan bir araçtı. Kuraklıkta ya da arzın daraldığı yıllarda narh yükseltilir, bollukta düşürülürdü. Amasya sicilleri bu işleyişin taşradaki küçük ölçekli, ama belgeli bir örneğini sunar.

Kronoloji

1398: Yıldırım Bayezid Amasya'yı fetheder; şehrin yönetimi Çelebi Mehmed'e verilir.

1402: Ankara Savaşı'ndan sonra Çelebi Mehmed Amasya'ya çekilir; şehir şehzade sancağı olarak anılmaya başlar.

1764: Şaban ayında dört kasap dükkânı için narh verilir; 120 dirhem ekmek bir akçeye satılır.

1768: Çivi narhı verilir; Abdizade Mehmet Efendi'nin terekesindeki kitaplar fiyatlandırılır.

1769: Bakkal esnafına narh verilir; Samsun iskelesine gönderilecek hububat için mübayaa fermanı çıkar.

1851: Es'âr Nezâreti kurulur.

1856: Sicillerde narh kaydı sona erer.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar