Osmanlı şehrinde hamam, yıkanılan bir yapıdan fazlasıydı; mahalle halkının ortak ihtiyacını karşılayan bir kamu kurumuydu. Camiyle medresenin masrafını çıkaran gelir kalemi olarak vakıf defterlerinde yer alır, kimi zaman da bir şehrin imarını başlatan hayırseverin adını yüzyıllarca yaşatırdı. Amasya'da bu geleneğin halkaları bugün de görülebilir. Kent merkezinde, Yeşilırmak'ın iki yakasında, kubbeleri alaturka kiremitle örtülü, tepelerinde fener ya da fil gözü aydınlıklar taşıyan birkaç hamam hâlâ ayaktadır ve çoğu çalışmaya devam eder. Bunların yanında, adları yalnızca vakfiyelerde, mahalle tariflerinde ve eski Amasyalıların hatıralarında kalmış çok sayıda hamam vardır. Amasya'nın hamam tarihi, ayakta kalanlarla kaybolanlar birlikte okunduğunda anlam kazanır.
Amasya'da Hamam Geleneğinin Arka Planı
Amasya'nın hamam kültürü Türk dönemiyle başlamaz. Yerel kayıtlar kentte Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait anıtsal hamam örneklerinin bulunduğunu, bunların bir bölümünün hâlâ işlediğini belirtir. Su bolluğu bu geleneğin başlıca dayanağıydı. Hamamın iki temel girdisi su ile külhanda yakılacak odundur; Yeşilırmak'ın ve kenti çevreleyen kaynakların sağladığı su Amasya'da hiçbir dönemde kıt olmamıştır. Hüseyin Hüsameddin'in aktardığı vakıf kayıtları, kente su getiren yolların da çoğu zaman bir hamamla birlikte düşünüldüğünü gösterir. Torumtay ailesinden Kaya Paşa 805 (1402-03) yılında bir kaynağın mecrasını temizletip on beş noktada çeşme yaptırdığında, aynı vakfın içinde bir hamam ve bir mektep de vardı; hamamın bütün geliri mektebe ayrılmıştı.
Hüsameddin'in Amasya Tarihi, kentin Türk dönemindeki ilk hamamlarını Danişmendli ve Selçuklu hükümdarlarına bağlar. Ona göre Selçuklu Sultanı Mesud 540 (1145-46) yılları dolayında iç kaleyi onarmış, orada cami, medrese, saray ve hamam yaptırmıştı; sultanın İçerişehir'de, bugünkü Kurşunlu Mahallesi'ne denk gelen ırmak kıyısındaki sarayının yanında da bir hamam bulunuyordu. Kalenin içindeki harap saray kalıntılarında kubbesine kadar toprağa gömülmüş "latif" bir hamamdan söz eder. Burma Minare'nin aşağısında Melik Şehinşah'a izafe edilen "Şehinşah Bahçesi" semtinde, sonradan Saraçhane adını alan mahallenin başındaki hamam da kayıtlarda bu hükümdarın eseri olarak geçer. Bu atıfların çoğu Hüsameddin'in gördüğünü söylediği eski belgelere dayanır ve bugün bağımsız olarak doğrulanabilmiş değildir; yine de kentin hamam ağının Osmanlı'dan önce kurulmaya başladığını gösteren tek ayrıntılı tablo budur.
Osmanlı döneminde Amasya, şehzadelerin sancak merkezi olarak büyüdü ve bu büyüme kentin yapı stokuna doğrudan yansıdı. On altıncı yüzyılın başlarında şehirde dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam bulunduğu kaydedilir. Hamamların sayıca camileri bile geride bırakması, bu yapının kent yaşamındaki ağırlığını gösterir. On beş hamamın büyük çoğunluğu bugün yoktur. Elimizde kalanlar o dönemdeki hamam ağının küçük bir bölümüdür ve çoğu, bir külliyeyle ya da bir vakıfla kurduğu bağ sayesinde korunabilmiştir. Amasya merkezindeki Türk dönemi su yapılarını belgeleyen 2024 tarihli bir yüksek lisans çalışması, kataloğuna on hamam almış ve bunların hepsinin geleneksel soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, külhan ve su deposu düzeninde, tek hamam tipinde yapıldığını tespit etmiştir.
Hamamların yapım tarihleri, kentin genel imar takvimiyle örtüşür. Bayezid Paşa Camii 1414-1419, Yörgüç Paşa Camii 1430, II. Bayezid Camii ve Külliyesi 1486, Şehzade Ahmed'in lalası Vezir Mehmed Paşa Camii 1486, Kapı Ağası Hüseyin Ağa Medresesi 1488, Dârülhadis Camii 1502 ve Hatuniye Camii 1510 tarihlidir. Mustafa Bey, Kumacık ve Yıldız hamamlarının tarihleri bu dizinin içine yerleşir; yani hamamlar, kentin cami ve medrese yatırımlarına paralel biçimde, onların gelir kolu olarak yükselmiştir.
Vakıf Düzeni ve Hamamın Geliri
Vakıf bağı, Osmanlı'da hamamın neden bu kadar çok yapıldığını açıklar. Halkın sürekli ihtiyaç duyduğu bir hizmeti sunduğu için hamam, hayır kurumlarına güvenilir bir gelir sağlıyordu. Cami, medrese ya da imaret gibi kurumların giderleri hamamın kira gelirleriyle karşılanırdı. Amasya'yı on beşinci yüzyılda yöneten Yörgüç Paşa ailesi bu düzenin en açık örneğidir. Mustafa Çağhan Keskin'in aile vakfiyeleri üzerine yaptığı çalışmaya göre Yörgüç Paşa, kardeşi Hızır Paşa, oğlu Mustafa Bey ve Hızır Paşa'nın oğlu Mehmed Paşa, Amasya ve çevresindeki hayır kurumlarını beslemek için dört han, bir bedesten, çok sayıda dükkân, altı değirmen ve on bir hamam yaptırmıştı. Bu hamamların her biri aileye ait bir zaviyenin, medresenin ya da imaretin bütçesine bağlanmıştı. Amasya'da Yörgüç Paşa'nın, Mustafa Bey'in ve Hızır Paşa'nın birer hamamı bulunuyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi ise vakfiye metinlerine ve tahrir defterlerine dayanarak Yörgüç Paşa'nın Amasya'da iki hamam yaptırdığını yazar; kaynaklar arasındaki bu fark, hangi hamamın paşaya, hangisinin oğluna mal edildiğiyle ilgili olabilir.
Yörgüç Paşa'nın camisinin güneybatısında, şose yoluna yakın bir yerde "Çardaklı Hamam" denen küçük bir hamam vardı. Hüsameddin'e göre bu yapı da vakfa bağlıydı ve 1296 (1879) yılına kadar çalıştı; o yıl Yeşilırmak'ın taşkınında külhanı ve yan duvarları zarar gördü. Hüsameddin, küçük bir onarımla kurtarılabilecek bu hamamın ihmal yüzünden kullanılmaz hâle geldiğini ve vakfın gelirinin boşa gittiğini sitemle anlatır. Bu kısa not, gelir getirdiği sürece bakılan hamamların, getirisi kesilince nasıl kaderlerine terk edildiğini somut biçimde gösterir.
Gelir bağı bazen hamamın kendisinden uzun yaşardı. Kaya Paşa'nın hamamıyla mektebi, vakfın tevliyeti paşanın akrabalarından Rahtuvân Mehmed Paşa'nın soyuna geçtikten sonra yok olmuş, geriye yalnızca vakıf suyunun yıllık geliri kalmıştı; bu gelir Hüsameddin'in zamanında hâlâ toplanıyordu. Kaya Paşa'nın harap hamamının üstünde ise Molla Bahşî Halife'nin 823 (1420) tarihli vakfiyesiyle kurduğu bir mescit yükseliyordu. Osmanlı hamamlarının çoğunun yok olmasının nedeni bu çerçevede anlaşılabilir ve Amasya'daki hamam sayısının on beşten bugün çalışan beşe inmesi de aynı süreçle açıklanır.
Vakıf hamamlarının yönetimi yüzyıllarca aynı aileler içinde el değiştirdi. Kentin eski çifte hamamı olan Alaca Hamam'ın mütevellîleri arasında on yedinci yüzyılda müderrislik ve kadılık yapmış Tâceddînzâdeler sayılır. Bunlardan biri 1063 (1652-53) yılında "Alaca hamamları"nı onarttıktan sonra tevliyeti üç oğluna bırakmıştı. Aynı yüzyılın ortasında Amasya müftüsü Tâceddîn Efendi'nin Alaca Hamam tevliyetinin elinden alınmak istendiği, kadının buna engel olduğu da kayıtlarda geçer. Hamam, bu ölçekte bir şehirde ayrıcalıklı bir gelir kapısıydı ve tevliyeti, sahibine itibar kazandıran bir görevdi.
Klasik Hamam Düzeni
Osmanlı hamamı üç ana bölümden kurulur. Hamama girenler önce kubbeyle örtülü, genellikle geniş ve gösterişli bir soyunmalığa (camekân) girer. Burası sedirleriyle ve çoğu kez ortasındaki şadırvanıyla dinlenme ve bekleme yeridir; ısıtılmadığı için içerinin sıcağına göre serindir. Ardından, sıcak ile soğuk arasında bir geçiş mekânı olan ılıklık gelir. Hamamın asıl yıkanma bölümü olan sıcaklık, göbek taşı etrafında düzenlenir; kurnalar ve halvet denen küçük yıkanma hücreleri burada yer alır. Binanın arka tarafında suyun ısıtıldığı külhan, külhanın üstünde ya da yanında da sıcak su deposu bulunur.
Sıcaklığın planı hamamdan hamama değişir ve bu çeşitlilik Amasya'da da izlenebilir. Dört yöne tonozlu eyvanlarla açılan, köşelerinde halvet hücreleri bulunan düzen Anadolu'nun en eski hamamlarından beri kullanılan yaygın bir tiptir ve Orta Asya'dan gelen dört eyvanlı plan geleneğine bağlanır. Semavi Eyice'nin sıcaklık planına dayanan sınıflandırmasında "haçvari, dört eyvanlı, köşe hücreli" olarak adlandırılan bu tip, on ikinci yüzyıldaki Ani hamamlarından yirminci yüzyıla kadar kesintisiz kullanılmıştır. Kumacık Hamamı'nın sıcaklığı bu düzendedir. Mustafa Bey Hamamı'nın sıcaklığı dört yönünde dört büyük niş bulunan kubbeli bir mekân olarak tarif edilir. Yıldız Hamamı'nda ise soyunmalık, soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümleri fenerli bir kubbenin çevresinde sıralanır.
Işık, hamam mimarisinin en ince ayrıntılarından biridir. Soyunmalık, kubbenin ortasındaki aydınlık fenerinden ve az sayıdaki pencereden ışık alır. Ilıklık ve sıcaklıkta ise kubbelere yerleştirilmiş fanus biçimli camlar, yani fil gözü denen aydınlıklar gün ışığını içeri taşır. Soyunmalık duvarlarına yüksek pencereler açılması on altıncı yüzyıldan itibaren yaygınlaşmıştır; Amasya'nın erken hamamlarında görülen pencerelerin bir kısmı bu yüzden sonraki onarımların izidir. Kimi hamamlarda fil gözlerinin yuvalarına yıldız biçimi verilmiştir. Yıldız Hamamı'nın adını bu ayrıntıya bağlayan anlatılar vardır; ancak adın kaynağına dair kesin bir belge yoktur ve yapının yakın tarihte aldığı bir ad olduğu da ileri sürülür.
Selçuklu Hamamları ve Alaca Hamam
Hüsameddin'in en çok üzerinde durduğu eski yapılardan biri, Alçak Köprü'nün başında yan yana kurulmuş iki hamamdır. Bunlar halk arasında "Alaca Hamamı" adıyla bilinirdi ve 875 (1470-71) yılına kadar Hacı Kutlu Şah soyundan Alaca Yahya Bey'in tasarrufunda kalmıştı. Hüsameddin, iki hamamın konumuna ve köprünün kuzey başındaki eski hamamla aynı seviyede bulunmasına bakarak bunları Selçuklu eseri sayar. Yahya Bey'in Amasya emiri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın soyundan gelmesi ve hamamların ona miras yoluyla geçmesi, yapıların Şâdgeldi Paşa tarafından yaptırıldığını düşündürebilirdi; Hüsameddin ise hamamların Şâdgeldi Paşa doğmadan önce de var olduğunu belirterek bu ihtimali reddeder.
Aynı yazar, Bayezid Paşa'nın vakfiyelerinden aktardığı bir ayrıntıyla hamamın eski adını da verir. Ona göre bugün Alaca Hamam denen çifte hamam, Bayezid Paşa devrinde "Hacı Şâdgeldi Hamamı" diye anılıyordu ve Şâdgeldi Paşa'ya Selçuklulardan miras kalmıştı. Hamamın belirli hisseleri Bayezid Paşa'ya, Biçaroğlu Hamza Bey ile Şâdgeldi Paşazâde Mustafa Bey'in kızı Sittî Hatun'dan ve eşi Benefşe Hatun'dan geçmişti. Alaca adı ise yapının sonradan Alaca Yahya Bey'in yönetimine girmesinden kalmıştı. Bir hamamın hisselere bölünerek el değiştirmesi, bu yapıların mülk olarak da değerli sayıldığını gösterir.
Alaca Hamam on sekizinci yüzyılda yeni bir vakfın parçası oldu. Anadolu valisi Vezir Ömer Paşa'nın oğlu ve Hacı Şâdgeldi Paşa'nın torunlarından Hacı Osman Bey, uzun yıllar Mısır'da emirlik ettikten sonra 1159 (1746) yılında Amasya'da oturmasına izin verilince Alçak Köprü başında, Alaca Hamam'a bitişik konağının karşısında bir dârülhadis ve kütüphane yaptırdı; Samanpazarı üstündeki iki kapılı hanı, Alaca Hamam'ı ve birçok mülkünü bu hayratına vakfetti. Hüsameddin, hamamların erkekler kısmının doğusundaki tarihî konağın 1333 (1915) yangınında tamamen yandığını, "şimdi ne hamamlardan ne konaklardan eser yok" olduğunu yazar. Hacı Osman Bey'in vakfı için de "bugün medrese, han, hamam tamamıyla yok edildi" der.
Hatuniye semtinin hamamları da Selçuklu geçmişiyle anılır. Hüsameddin'e göre Hatuniye Camii'nin batısındaki Çukur Hamam'ı Sultan Mesud'un emirlerinden Rıdvan Bey, İçerişehir'in batı ucundaki Yukarı Hamam'ı da Sultan Mesud yaptırmıştı. Bu iki yapının bugünkü Yıldız ve Altuntaş hamamlarıyla ilişkisi aşağıda ele alınmıştır. Kayıtlardaki bir başka eski hamam, Devehane Mahallesi'ndeki Kağnı Hamamı'dır. Aydın Bey adlı bir emirin 620 (1223) dolaylarında yaptırdığı bu hamam 999 (1590-91) depreminde harap olmuş, soyundan Hacı Ali Ağa onu yeniden kurmuş ve 1018 (1609-10) yılında yanına bir han ile dükkânlar ekleyerek vakfetmişti. 1143 (1730-31) yangınında hepsi yok oldu; Hüsameddin hamamın yerinin bile bulunamadığını yazar.
Mustafa Bey Hamamı (1436)
Amasya'nın bugün ayakta olan hamamları arasında yapım tarihi belgelenen en eskisi Mustafa Bey Hamamı'dır. II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey tarafından 1436 yılında yaptırılmıştır. Hüsameddin de yapıyı "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey"in 840 (1436-37) yılında yaptırdığı "hamâm-ı latîf" olarak kaydeder. Yörgüç Paşa'nın adı Amasya'da 1430 tarihli camisiyle de anılır; baba ile oğlun kente bıraktığı eserler, erken Osmanlı döneminde Amasya'ya yerleşen ve şehre yatırım yapan bir devlet adamı ailesinin izini taşır. Mustafa Bey uzun yaşamadı; TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre kardeşi Hızır Bey'le birlikte Varna Muharebesi'nde şehit düştü. Aynı Mustafa Bey Havza'da da bir imaret ve misafirhane kurmuş, onun yanına ikinci bir hamam yaptırmıştı; Hüsameddin bu hamamın Havza'nın büyük kaplıca hamamının arkasında durduğunu ve imaretin vakfiyesinin 840'ta düzenlendiğini yazar.
Hamam kentin merkezinde, Mehmet Paşa Caddesi üzerinde, Bimarhane'nin kuzeyinde yer alır. Hüsameddin onu, kitabesini 900 (1494) tarihiyle okuduğu Mehmed Paşa Camii'nin batısında gösterir; cami başka kaynaklarda 1486'ya tarihlenir. Her iki tarihe göre de hamam camiden yarım yüzyıl önce yapılmıştır; bu çevrede sonradan yükselen yapılar hamamın etrafında toplanmış olmalıdır. Hamamın doğusunda 1071 (1660-61) yılında Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa bir dârülkurrâ yaptırmıştı; Hüsameddin'in başka bir yerinde bu tarih 1073 olarak geçer. Dârülkurrâ, Mustafa Bey Hamamı'nın arka tarafındaki sokakta duruyordu ve geliri Yâkûtiye Mescidi sırasındaki on dükkândan ve karşısındaki büyük bir değirmenden karşılanıyordu.
Yapı moloz taş ve tuğlayla örülmüştür ve içeri mermer bir çerçeve içindeki yay kemerli bir kapıdan girilir. Kare planlı soyunmalığın duvarlarında büyük nişler görülür. Niş üstleri mukarnaslı olan soğukluk bölümü kubbeyle örtülmüştür. Sıcaklık, dört yönü dört büyük nişle çevrili kubbeli bir mekândır. Soyunmalık ile sıcaklığın iki ayrı kubbeyle kapatılması yapıya sade ama dengeli bir kütle kazandırır.
Mimarlık tarihi bakımından Mustafa Bey Hamamı'nı öne çıkaran şey soyunmalığının ölçüsüdür. Erken Osmanlı döneminde çok büyük kubbeli soyunmalıklar yapıldığı bilinir. Gelibolu, Bursa ve Edirne'deki örneklerle birlikte Amasya'da Yörgüç Paşa oğlu Mustafa Bey'in hamamı da bu gruba girer ve bu yapılarda kubbe çapları on ile on beş metre arasında değişir. Bu kubbeler, Osmanlı'nın İstanbul'un fethinden ve Ayasofya'yla tanışmasından önce de iri kubbeli yapılar kurabildiğini gösterdiği için, Türklerin kubbe mimarisini Bizans'tan öğrendiği yolundaki görüşe karşı sık sık delil olarak anılır.
Hamamın yirminci yüzyıl başındaki gündelik hayatına dair en canlı tanıklık Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları'ndadır. Olcay, çocukluğunda Bimarhane'nin, Mustafa Bey Hamamı'nın ve Çevikçe Mektebi'nin önündeki alanın mahalle çocuklarının başlıca oyun sahası olduğunu anlatır. Hamamı o yıllarda Dubaracıoğlu Hamamcı Hacı Ali Hafız Ağa işletiyordu; aynı kişi Selağzı'ndaki Sinan Hamamı'nı da çalıştırıyordu. İki hamamın kadınlar bölümünü Hafız Ağa'nın eşi Ayşe Hanım yönetirdi. Akşam hamam kapandıktan sonra her iki hamamın hizmetlileri gece nöbetine kalır, külhanın durumuna bakarak ateşi beslerdi. Hamamla külhan kısmının arasında yüksek bir kahve vardı; Olcay buranın müdavimlerinin çoğunun Hint tavuğu ve horoz meraklılarıyla avcılar olduğunu yazar.
Kumacık Hamamı (1495)
Kumacık Hamamı, Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Künç Köprüsü'nün karşısında ve Bayezid Paşa Camii'nin batısındadır. Kapıağası Ayas Ağa tarafından yaptırılmıştır. Ayas Ağa, II. Bayezid'in Amasya'daki şehzadeliği sırasında kapı ağalarından biriydi ve "Küçük Kapı Ağası" diye bilinirdi. Şamlar Mahallesi'nde, Danişmendli Melik Gazi'nin harap camisinin yerine bir cami, medrese ve sıbyan mektebinden oluşan küçük bir külliye kurmuştu. Hüsameddin külliyenin 900 (1494-95) yılında yaptırıldığını bildirir; kitabesi yoktur. Kapıağası saray görevlilerinden biriydi; aynı dönemde Amasya'da Kapı Ağası Hüseyin Ağa'nın 1488 tarihli medresesi de bulunur ve bu iki örnek, on beşinci yüzyıl sonunda saray ağalarının Amasya'ya yatırım yaptığını gösterir.
Hamamın adı, arsasının hikâyesinden gelir. Hüsameddin'e göre Ayas Ağa hamamı, "Kocacık" lakabıyla bilinen Hoca Ahmed Çelebizâde Hoca Mehmed Çelebi'den satın aldığı arsa üzerine 900 yılında yaptırdı. Yapıya önce "Kocacık Hamamı" denmiş, ad zamanla bozularak Kumacık'a dönmüştür; kimi eski kaynaklarda "Ayas Ağa Hamamı" olarak da geçer. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki 582 numaralı defterde Ayas Ağa vakfına ait 1495 tarihli kayıt, bu bilgiyi doğrular. Kayıtta hamamın Amasya'nın dışında, "Hunc köprü" denen köprünün başında, Kocacık lakaplı Hoca Mehmed ile Hoca Ahmed'den satın alınan mülk üzerine yapıldığı yazılır. Hamamla birlikte doğusundaki sekiz oda, hamama gelen ve hamamdan ırmağa akan suyun yolu ve içinden bu suyun geçtiği bahçe, Şamlılar Mahallesi'ndeki mescit ile mektebin giderlerine vakfedilmiştir. Hüsameddin bu vakfın içinde, Bayezid Paşa dairesinin kapısı önündeki bir değirmenle yanındaki bahçeyi de sayar. Hamam, doğrudan gelir üretmek üzere külliyeden uzakta, ayrı bir parselde yükseltilmiştir.
Hamamın çevresi zamanla başka vakıf yapılarıyla doldu. Hakala'nın ileri gelenlerinden Âbâdoğulları'na mensup Mirza Beyzâde Mehmed Bey 990 (1582) yılında Kocacık Hamamı'nın batısında, yol üzerinde güzel bir han yaptırıp Hakala'daki medresesine vakfetti. Hüsameddin kendi zamanında hamamın batısında boş kalan arsanın bu hanın yeri olduğunu not eder. Kumacık Hamamı'nın karşısındaki köprüyü Hüsameddin "Kuş Köprü" olarak anar ve Şamlılar Mahallesi'nin önünde gösterir. Olcay'ın hatıralarında ise hamam, "Kunç Köprü'nün beri tarafında" durur.
Yapının plan tarihi akademik araştırmalara konu olmuştur. Sibel Yarar'ın Vakıflar Dergisi'nde 2020'de yayımlanan çalışmasına göre hamam, inşasından sonra farklı zamanlarda üç bölümünde de değişikliğe uğramış ve bugüne ilk planından farklı bir görünümle ulaşmıştır. Bugünkü hâliyle yapı kareye yakın planlıdır ve yol seviyesinin altında kaldığı için içeri merdivenle inilir. Kubbeyle örtülü soyunmalığı, dar bir koridor biçiminde düzenlenmiş düz tavanlı bir ılıklık izler; sıcaklık ise dört eyvanlı ve köşelerinde halvet hücreleri bulunan bir bölümdür. Hücrelerin sayısı kaynaklarda farklı verilir. Albert Gabriel'in 1927-1930 yılları arasında çizdiği plana dayanan Vakıf Abideleri yayını iki köşe hücresinden, Sultan Murat Topçu 2018'de yayımlanan Amasya'da Türk Devri Hamamları kitabında üç köşe hücresinden söz eder. Topçu, ılıklığın güneyinde bugün havuz olarak kullanılan bölümü baştan beri ılıklığın parçası sayar. Yarar ise bu bölümün ölçüsü ve köşe pahlarıyla kuzeydeki halvet hücresinin aynısı olduğunu, dolayısıyla hamamın aslında dört köşe hücreli, haçvari planlı bir sıcaklıkla yapıldığını ileri sürer.
Yarar'ın tespitlerine göre güneybatı köşesindeki halvet hücresi ılıklıkla birleştirilerek bugünkü havuzlu mekâna dönüştürülmüş, kuzeydoğudaki kare hücre bozularak dikdörtgen bir tıraşlığa çevrilmiş, soyunmalığın kuzeydoğusundaki depo da sonradan eklenmiştir. Ilıklığın diğer hamamlara göre alışılmadık ölçüde dar olması da bu onarımların sonucudur. Güney hücre bugün sauna olarak kullanılır. Yapının içinde özgün olarak kalan tek öğeler, doğu köşesindeki hücrede bulunan iki taş kurnadır; mermer kaplamalar, ahşap kabinler ve diğer kurnalar sonraki uygulamalardır.
Soyunmalığın kare planlı mekânı, Türk üçgenleriyle geçilen büyük bir kubbeyle kapatılmıştır. Türk üçgeni, kare bir mekândan yuvarlak bir kubbeye geçişi sağlayan, kırık yüzeylerden oluşan ve Türk mimarisinde sıkça kullanılan bir öğedir. Kubbenin ortasındaki sekizgen açıklık, eskiden burada bir aydınlık feneri bulunduğunu gösterir; 1990 restorasyon projesinde fener çizilmiş ama uygulanmamış, açıklık düz bir camla kapatılmıştır. Sıcaklığın orta kubbesine iki kademeli yuvarlak bir kasnak üzerinden pandantiflerle geçilir ve zeminde sekizgen, büyük bir göbek taşı yer alır. Eyvan köşelerindeki mukarnaslı tromplar, kapı üstlerinde yukarı doğru daralan zikzak silmeler ve ılıklık tavanını dolaşan zikzak kuşak, sade iç mekânı hareketlendiren başlıca süslemelerdir. Dışarıda ise yalnızca giriş kemerinin kilit taşına kabartılmış bir kum saati motifi görülür. Kubbeler dıştan alaturka kiremitle örtülüdür ve saçaklar tuğladan kirpi saçak biçimindedir.
Hamamın yakın tarihi de belgelerden izlenebilir. Yapıya ait 1930 tarihli bir plan, 1957 yılına ait bir fotoğraf ve tarihsiz bir fotoğraf bulunur. 1957 fotoğrafında soyunmalıkta hiçbir pencere görülmez ve kubbede fener yoktur. Hamam 1979 yılında tescil edilmiş, 1990'da başlayan ve birkaç yıl süren bir restorasyon geçirmiştir. Bu sırada soyunmalık duvarlarına pencereler açılmış, bunların biri dışında hepsi sonraki müdahalelerde yeniden kapatılmıştır. Yarar'ın çalışmasının yayımlandığı sırada yapı, yıpranan bölümlerinin onarımı için kapalıydı.
Yıldız Hamamı (1510)
Yıldız Hamamı, Hatuniye mahallesinde, Hatuniye Camii'nin bitişiğindedir ve II. Bayezid'in eşi Bülbül Hatun'un yaptırdığı külliyenin bir birimi olarak anılır. Bülbül Hatun, Bayezid'in Amasya sancakbeyliği yıllarında haremine girmiş ve Şehzade Ahmed'in annesi olarak anılan hanımdır. Hüsameddin onun Gürcü asıllı olduğunu, bir cariye olarak Bayezid'in sarayına girdiğini ve oğlu 886 (1481) yılında Amasya valisi olunca "valide sultan" sıfatı kazandığını yazar. Külliyenin tarihlenmesi kaynaklarda küçük farklarla verilir. Genel kabul hem cami hem hamam için 1510 yılıdır. Hüsameddin ise caminin, mektebin ve imaretin inşasına 912 (1506-07) yılında başlanıp 917 (1511-12) yılında bitirildiğini, vakfiyenin 915 (1509-10) yılında düzenlendiğini kaydeder.
Hamamın halk arasındaki adı Çukur Hamam'dır ve bu ad, yapının çevreye göre alçakta kalan bir kotta bulunmasına bağlanır. Hamamın bulunduğu alanda Selçuklu döneminde de bir hamam bulunduğu, bugünkü yapının büyük olasılıkla bu eski hamamın temelleri üzerine yeniden kurulduğu belirtilir. Bu anlatının en eski yazılı kaynağı Hüsameddin'dir. Ona göre caminin batısındaki "Çukur Hamam"ı Sultan Mesud'un emirlerinden Rıdvan Bey yaptırmıştı. Hamam sonra Amasya emiri Şâdgeldi Paşa'nın mülkü oldu, ardından Bülbül Hatun'un mülkleri arasına girerek 915 yılında vakfedildi. Hüsameddin yapım tarihinin 550 (1155-56) olduğunu "tahmin" ettiğini açıkça söyler ve bilgiyi "eski vesikalara" dayandırır. Eserin şahıslar bölümünde Rıdvan Bey'in 580 dolaylarında öldüğü, hamamın Bülbül Hatun'a mülk olarak geçip onun tarafından vakfedildiği tekrarlanır. Hüsameddin'in gördüğünü söylediği bu belgeler bugün yayımlanmış değildir; bu yüzden hamamın Selçuklu kökeni, güçlü bir yerel kayıt olmakla birlikte bağımsız olarak doğrulanamamıştır.
Hamam kare planlıdır ve fenerli bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeli soyunmalığın güneyinde soğukluk, doğusunda tuvaletler, batısında ise sıcaklık ve külhan bölümleri yer alır. Yapının bir Selçuklu hamamının yeniden kurulmuş hâli olduğu doğruysa, plan düzenindeki bu alışılmadık sıralama eski temellere uyum zorunluluğundan kaynaklanmış olabilir; ancak bu bir çıkarımdır ve yapı üzerinde yayımlanmış bir kazı ya da duvar incelemesi yoktur.
Hamamı üç kuşaktır işleten ailenin anlattıklarına göre yapı 1924 yıllarına kadar hamam olarak çalışmış, ardından soyunma yerine üzüm sıkma presi konarak şarap deposu olarak kullanılmıştır. 1939 depreminde ana kubbe yıkılmış, sel suları içeriye çamur doldurmuş, yapı bir süre çöp atılan bir alana dönmüştür. 1948'de aile hamamı yeniden onarmış, 1963'e kadar Çukur Hamam adıyla çalıştırmış, büyük bir onarımın ardından adı Yıldız Hamamı olarak değiştirilmiştir. Yapı 2002'de bir kez daha kapsamlı biçimde onarılmıştır. Bu anlatı aile hatırasına dayanır ve yazılı bir belgeyle desteklenmiş sayılmaz; yine de Amasya'daki bir hamamın yirminci yüzyılda geçirdiği kopuşları, yani işlevini yitirmesini, depremle zarar görmesini ve yeniden ayağa kaldırılmasını somut biçimde gösterir.
Bülbül Hatun'un hamam yatırımı Amasya ile sınırlı değildi. Hüsameddin, Lâdik kasabasında da bir cami ve hamam yaptırdığını, bunların vakfiyesini Amasya'daki hayratıyla aynı yıl düzenlediğini yazar. Sonraki yüzyıllarda Hatuniye vakıflarının mütevellîleri arasında Şehzade Ahmed'in veziri Yularkısdı Sinan Paşa'nın torunlarından Yusuf Paşa da görülür; Hüsameddin bu aileyi "Selağzı'nda hamamı olan" Sinan Paşa'nın soyu olarak tanıtır.
Altuntaş Hamamı ya da Yukarı Hamam
Altuntaş Hamamı, halk arasında Yukarı Hamam adıyla da bilinir. Hatuniye Mahallesi'nde Şifre Sokak'ta, Mâdenüs Köprüsü'nün yakınındadır. Düzgün kesme taş, moloz taş ve harçla örülmüş yapı, geleneksel Osmanlı düzenine uygun olarak soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşur ve ayrıca külhanı vardır. Üst örtüsü kubbe ve tonozlardan meydana gelir. İnşa kitabesi yoktur; bu yüzden yapım tarihi kesin olarak bilinmez ve günümüz kayıtlarında yapının büyük olasılıkla on yedinci yüzyıla ait olduğu belirtilir. Kitabeli hamamlar Osmanlı'da zaten azdır; bilinen en eski kitabeli Osmanlı hamamı, 1382'de Mudurnu'da yapılan Yıldırım Bayezid hamamıdır.
Hüsameddin'in "Yukarı Hamam" hakkında verdiği bilgiler bu tarihlemeyle çelişir. Ona göre İçerişehir'de Kurşunlu Mahallesi'nin başındaki Yukarı Hamam, Sultan Mesud'un Amasya'da kalan eserlerinden biriydi ve Hatuniye vakıflarına dahildi. Eserin şahıslar bölümü ayrıntıyı tamamlar: "Çelebiler Hamamı" diye de anılan Yukarı Hamam, Çelebi Ahmed Paşa'nın mülküydü ve onun soyuna geçmişti; Bülbül Hatun hamamı bu ailenin çocuklarından satın alıp hayratına vakfetmişti. Hüsameddin'in tarif ettiği konum, Hatuniye Mahallesi'nin batı ucu ile Kurşunlu Mahallesi'nin doğusu arasındaki ırmak kıyısıdır; bu, bugünkü Altuntaş Hamamı'nın bulunduğu yerle uyuşur. Bayezid Paşa'nın kız kardeşi Paşa Hatun'un 821 (1418) yılında yaptırdığı mescit Hüsameddin'e göre Yukarı Hamam'ın karşısındaydı. Yukarı Hamam ile Altuntaş Hamamı'nın aynı yapı olduğu kabul edilirse, bugün ayakta duran binanın on yedinci yüzyılda daha eski bir hamamın yerinde ya da temelleri üzerinde yeniden yapılmış olması akla yatkın bir açıklamadır. Bu da bir çıkarım olarak kalır; iki görüşü uzlaştıran bir belge yayımlanmış değildir.
Yukarı Hamam'ın çevresi kentin seçkin konaklarıyla çevriliydi. On sekizinci yüzyılın başında nakîbüleşraf kaymakamı Hocazâde Abdullatif Çelebi'nin "Yukarı Hamam ittisâlindeki muhteşem konağı" ölümünden sonra mühürlenmişti. Aynı yıllarda Köse Mehmed Ağa'nın Ahi Sadeddin Mahallesi'ndeki evi halk tarafından taşlanıp yağmalanırken çıkan yangın Yukarı Hamam'a kadar uzanmış, iki mahalleyi kül etmişti. Hüsameddin, Kurşunlu Mahallesi'nden "Yukarı Hamam'ın hamamcısı" Ahmed Ağa'nın oğlu olup ilmiye mesleğinde yükselen Hammamîzâde Halil Efendi'yi de anar. Hamamcılık, kentte bir aileye ad verecek kadar yerleşik bir meslekti.
Kaybolan Hamamlar
Hüsameddin'in mahalle mahalle verdiği tarif, Amasya'nın bugün izi kalmamış hamamlarının uzun bir listesini çıkarır. Hızır Paşa Mahallesi'ni kuran Hızır Paşa, 870 (1465-66) yılında tamamladığı cami, medrese, mektep ve zaviyenin yanında iki hamam yaptırmıştı. Caminin batısındaki çifte hamam "gayet zarif" bir yapıydı ve kadınlar her yıl sümbül mevsiminde burayı ziyaret edip gezintiye çıktıkları için "Sünbül Hamamı" diye anılırdı. Olcay'ın hatıralarında da Hızır Paşa Mahallesi'nde bir cami, bir hamam ve yıkılmış bir medrese bulunduğu yazılıdır.
Fethiye Mahallesi'ndeki "Kadı Hamamı"nı Amasya kadısı Muslihîzâde Abdurrahman Çelebi, yani "Molla Beylik" diye bilinen kadı yaptırmış, oğlu Kazasker Molla Vildan Mehmed Çelebi hamamın üstünde bir medrese kurmuş, onun oğlu Abdurrahman Çelebi de 912 (1506-07) yılında hamamı vakfetmişti. Medrese zamanla tamamen ortadan kalkmış, hamam ise Muslîzâde ailesinin elinde yüzyıllarca vakıf olarak kalmıştı. Ailenin son ferdi 1298 (1880-81) yılında çocuksuz ölünce mülkler hazineye geçti; Hüsameddin hamamın da 1331 (1915) yangınında yandığını, "ne evkâfından eser ne de evlâdından haber" kaldığını yazar.
Kent merkezinin bir başka büyük hamamı, Selağzı'ndaki Sinan Paşa Hamamı'dır. Hızır Paşa'nın azatlılarından eski Sivas beylerbeyi Sinan Paşa 917 (1511-12) yılında bu hamamı yaptırıp vakfetmişti. 1271 (1854-55) yılında şiddetli bir yağmurun ardından Selağzı deresinden inen sel, köprüleri ve evleri yıkmış, sürüklediği kubbe taşlarından birini hamamın kubbesinin üzerine bırakmıştı; taş büyük güçlükle indirilebilmişti. Olcay, Selağzı çarşısını dükkân dükkân anlatırken Sinan Hamamı'nın kadınlar tarafına açılan kapısını, yanındaki kasap ve manav dükkânlarını tek tek sayar. Hatıraların resim altlarında hamam, Yavuz Sultan Selim Meydanı açılmadan önceki eski Selağzı görünümünde Saat Kulesi ve Gümüşlü Camii ile birlikte yer alır. Hamamın bugünkü durumu incelenen kaynaklardan tespit edilememiştir.
Bu yapıların çoğunun sonu aynı felaketle geldi. Olcay, Ermeni tehcirinden beş altı ay sonra bir Ramazan akşamı, iftar vaktinde, Gazzazoğlu Hamdi Ağa'nın işlettiği hanın bitişiğindeki bir marangoz dükkânından çıkan yangının kenti yerle bir ettiğini anlatır. Verdiği rakamlara göre dört saat içinde üç bin yüz otuz ev, iki bin dükkân, on yedi han, on dokuz cami, üç kilise, yedi hamam ve on tekke yandı. Hüsameddin'in "1331 harîk-i müdhişi" diye andığı bu 1915 yangını, Alaca Hamam ile Kadı Hamamı'nın da sonu oldu. Olcay, Alçak Köprü'nün karşısında, çukurda duran bir "Köprü Hamamı"nı da yangından önceki çarşı tarifinde anar.
Kent dışında da hamamlar vardı. Geldiklan nahiyesinin Ilıca köyünde, eski kapıcıbaşılardan Amasyalı Rıdvan Ağa ılıcanın üzerine bir hamam yaptırmış, 987 (1579-80) yılında Ilısu çiftliğiyle birlikte çocuklarına vakfetmişti. Hüsameddin'e göre ılıca sonradan yatağını değiştirip hamamın üst tarafından çıkmaya başlamış, hamam kuru yerde kalarak harap olmuş, fakat harabesi hâlâ eski ihtişamını gösteriyordu. Hakala'da Hacı Bey ailesinden Kâsım Bey 867 (1462-63) yılında bir medrese ve hamam, aynı soydan Muhyiddin Bey de 947 (1540-41) yılında bir medrese ve bir hamam daha yaptırmıştı. Ziyare'de Keçioğlu Camii'nin yanındaki "atik" hamam ile Yukarı Mahalle'deki caminin hamamı da Hüsameddin'in listesindedir.
Merzifon'daki Paşa Hamamı (1678)
Amasya ilinde bugün çalışan hamamlar arasında en geç tarihlisi, Merzifon'daki Paşa Hamamı'dır. Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından 1678 yılında yaptırılmıştır. Merzifon'un hamam geleneği ise çok daha eskiye uzanır. Hüsameddin, Çelebi Sultan Mehmed'in 818 (1415-16) yılında Merzifon'da bir medrese ve hamam, II. Murad'ın 830 (1426-27) yılında bir cami ve hamam, Fatih Sultan Mehmed'in de bir hamam yaptırdığını yazar. Murad ile Fatih'in hamamlarının yapımında bina emini olarak Merzifonlu Sefer Şahoğlu Ahmed Çelebi görev yapmıştı. TDV İslâm Ansiklopedisi, Merzifon'un önemli eserleri arasında Hacı Süleyman Mahallesi'ndeki ve I. Murad'a bağlanan bir Çifte Hamam'ı da sayar.
Kara Mustafa Paşa'nın 1666-1679 yılları arasında kurdurduğu külliye; cami, Taşhan, bedesten, kütüphane, dükkânlar ve iki hamamdan oluşur. Hamamlardan ikincisi, kaynaklarda 1087 (1676) ya da 1677 olarak tarihlenen Tuzpazarı Hamamı'dır. Paşa Hamamı, klasik Osmanlı hamamları gibi soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşur. Kubbeyle örtülü soyunmalığın ardından dikdörtgen planlı bir ılıklık gelir; sıcaklık ise sekizgen bir kasnak üzerindeki kubbeyle kapatılmıştır. Kayıtlarda Merzifon'daki bu yapı için Eski Hamam adı da geçer ve kitabesine göre 1678'de yapıldığı yazılır. Sekizgen planlı sıcaklığın dört kenarında eyvan biçimli nişler ve köşe hücreleri bulunması, bu hamamı kent merkezindeki hamamlardan farklı bir plan tipine yaklaştırır. Yarar ise Paşa Hamamı'nın ve Tuzpazarı Hamamı'nın sıcaklıklarını, Kumacık Hamamı'nın özgün planında gördüğü haçvari, dört eyvanlı, köşe hücreli tipin örnekleri arasında sayar. Soyunmalığın biçimi de kaynaklarda kare ya da uzunca dikdörtgen olarak farklı tarif edilir.
Hamamın Kent Hayatındaki Yeri
Osmanlı toplumunda hamam, yıkanma işlevinin yanında bir toplanma yeriydi. Gelin hamamı geleneği çok eskidir; Bizans'ta da bilindiği, Türklerde sürdürüldüğü kaydedilir. Kadınlar bölümlerinde genellikle bir kurna diğerlerinden daha özenli işlenir ve gelin kurnası olarak anılırdı. Amasya'da hamamın kadınlar için bir gezinti ve buluşma yeri olduğuna dair en açık yazılı iz, Hızır Paşa'nın çifte hamamına sümbül mevsiminde yapılan ziyaretlerin ona "Sünbül Hamamı" adını kazandırmasıdır. Olcay'ın Mustafa Bey ve Sinan hamamları için anlattığı düzen de kadınlar bölümünün ayrı bir yönetimle işletildiğini gösterir.
Çifte hamamlar, yani yan yana iki bölümden kurulan, biri erkeklere biri kadınlara ayrılan yapılar, Türk hamam mimarisinin ayırt edici özelliklerinden biridir. Amasya'da bu tipin bilinen örnekleri, Alaca Hamam ile Hızır Paşa'nın Sünbül Hamamı gibi bugün ayakta olmayan yapılardır. Bugün çalışan hamamlar tek hamam tipindedir ve kadınlarla erkekler aynı yapıyı farklı saatlerde ya da günlerde kullanır. Amasya hamamlarının tarihi üzerine temel çalışmalardan biri, Sultan Murat Topçu'nun 2018'de yayımlanan Amasya'da Türk Devri Hamamları adlı kitabıdır. On altıncı yüzyıl Amasya'sının vakıf düzenini inceleyen Adnan Gürbüz'ün doktora tezi, Gediz Uraz'ın kentin Türk devri dokusunu ele alan 1994 tarihli tezi ve Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi'nin Amasya Tarihi de hamamların kent tarihindeki yerini araştıranların başvurduğu kaynaklar arasındadır.
Isıtma bakımından da hamam kentin altyapısıyla yakından ilişkiliydi. Suyun ısıtıldığı külhanda yüzyıllarca odun yakılmış, son yıllarda ise çalışan hamamlarda mazot tercih edilir olmuştur. Kumacık Hamamı'nın külhanında kazanın hemen önünde, tuğladan kemerli girişi olan bir cehennemlik ve üzerinde tuğla bir baca hâlâ görülür. Hamamlar hem su hem yakıt tüketen yapılardı ve gelirlerinin düzenli olması, bu giderleri karşılayabilmelerine bağlıydı. Osmanlı şehirlerinde hamam sayısı arttıkça aşırı su ve odun tüketimi sıkıntı yaratmış, on sekizinci yüzyılda bu artışı sınırlamaya yönelik önlemler alınmıştır. Amasya'da suyun hamamla bağı vakfiyelerde de açıktır; Ayas Ağa'nın vakfı hamama gelen suyun yolunu ve hamamdan ırmağa dökülen atık suyun mecrasını da vakfın hakları arasında saymıştı.
Bugün Çalışan Hamamlar
Yerel kayıtlar halen çalışır durumda olan hamamlar arasında Mustafa Bey, Kumacık, Altuntaş (Yukarı), Yıldız ve Merzifon'daki Paşa hamamlarını sayar. Gelir kaynağı olarak tasarlanmış bu yapıların, kimi zaman dönemin ekonomik düzeni çöktükten sonra bile çalışmayı sürdürmesi, hamam kurumunun kent yaşamındaki ağırlığını gösterir. Yapılar yüzyıllar içinde onarımlarla ve değişikliklerle bugüne gelmiş olsa da soyunma, ılıklık ve sıcaklıktan oluşan düzenlerini korumuşlardır. Hüsameddin'in sayıp döktüğü onlarca hamamdan bugüne kalanların hemen hepsi, ya bir sultan eşinin ya bir vezir ailesinin ya da bir saray ağasının kurduğu, gelirini bir camiye veya medreseye bağlayan vakıf hamamlarıdır.
Kronoloji
540 (1145-46) dolayları: Hüsameddin'e göre Selçuklu Sultanı Mesud iç kaleyi onarır, kalede ve İçerişehir'de hamamlar yaptırır.
550 (1155-56) dolayları: Hüsameddin'in tahminine göre Rıdvan Bey, Hatuniye'deki Çukur Hamam'ı yaptırır.
620 (1223) dolayları: Aydın Bey, sonradan Kağnı Hamamı diye anılacak hamamı yaptırır.
805 (1402-03): Kaya Paşa su yolunu, çeşmelerini ve hamamını vakfeder.
1436: Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey, Amasya'da Mustafa Bey Hamamı'nı yaptırır.
870 (1465-66): Hızır Paşa, mahallesindeki hayratıyla birlikte Sünbül Hamamı diye anılan çifte hamamı tamamlar.
875 (1470-71): Alaca Hamam, bu tarihe kadar Alaca Yahya Bey'in tasarrufunda kalır.
1495: Kapıağası Ayas Ağa, külliyesine gelir sağlamak için Kocacık arsası üzerinde Kumacık Hamamı'nı inşa ettirir.
912 (1506-07): Kadı Hamamı, Abdurrahman Çelebi tarafından vakfedilir.
915 (1509-10): Bülbül Hatun vakfiyesini düzenler; Çukur Hamam vakfa katılır.
1510: Hatuniye Külliyesi ve Yıldız (Çukur) Hamamı'nın kabul gören tarihi.
917 (1511-12): Sinan Paşa, Selağzı'ndaki hamamını yaptırıp vakfeder.
On altıncı yüzyılın başları: Amasya'da on beş hamam bulunduğu kaydedilir.
987 (1579-80): Rıdvan Ağa, Ilıca köyündeki Geldiklan Hamamı'nı tamamlayıp vakfeder.
990 (1582): Mirza Beyzâde Mehmed Bey, Kumacık Hamamı'nın batısına bir han yaptırır.
1063 (1652-53): Alaca hamamları, mütevellîleri tarafından onarılır.
1676-1677: Merzifon'da Tuzpazarı Hamamı yapılır.
1678: Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Merzifon'da Paşa Hamamı'nı yaptırır.
1143 (1730-31): Kağnı Hamamı yangında yok olur.
1271 (1854-55): Selağzı selinde bir kubbe taşı Sinan Hamamı'nın kubbesine düşer.
1296 (1879): Yeşilırmak taşkını Çardaklı Hamam'ın külhanını yıkar; hamam kullanılmaz olur.
1915: Büyük Amasya yangınında yedi hamam yanar; Alaca Hamam ile Kadı Hamamı ortadan kalkar.
1924 civarı: Aile anlatımına göre Yıldız Hamamı işlevini yitirir; 1939 depreminde ana kubbe yıkılır, hamam 1948 ve 2002'de onarılır.
1979-1990: Kumacık Hamamı tescil edilir; 1990'da restorasyonuna başlanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1-4, s. 83, 91, 93, 97, 105, 110, 119-131, 134, 163, 166, 190, 195, 206-207, 436, 491, 515, 553, 622, 640, 653; c. 6-8, s. 106, 108, 117, 186, 424, 486; c. 9-12, s. 131, 222-223, 317, 371-376, 422, 449, 499-500, 610-611, Amasya Belediyesi e-kitap, amasya.bel.tr amasya.gov.tr
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim-Gördüklerim-İşittiklerim ile Amasya, sadeleştiren Turan Böcekçi ve Mehmet H. Seçkiner, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2009
Akademik çalışmalar
- Sibel Yarar, "Amasya Kumacık Hamamının İlk İnşasındaki Planına Dair Bir Değerlendirme", Vakıflar Dergisi 54 (Aralık 2020), s. 185-200
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Hamam", "Amasya", "Yörgüç Paşa" ve "Merzifon" maddeleri, islamansiklopedisi.org.tr islamansiklopedisi.org.tr
- Buse Koçak, Amasya Merkezde Su Mimarisi, yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, 2024 (özet)
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği, "Hamamlar", amasya.gov.tr/hamamlar
- Kültür Portalı (Kültür ve Turizm Bakanlığı), "Mustafa Bey Hamamı" ve "Yıldız Hamamı", kulturportali.gov.tr
Kitaplar
- Sultan Murat Topçu, Amasya'da Türk Devri Hamamları, Kayseri: Kimlik Yayınları, 2018
Diğer kaynaklar
- M. Baha Tanman, "Ayas Ağa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, İstanbul 1991, s. 201-202 islamansiklopedisi.org.tr
- Mustafa Çağhan Keskin, "Foundations and Real Estates of Yorguc Pasha Family Through The Ottoman Endowment System", European Real Estate Society (ERES), 2015 (özet)
- Erol Şaşmaz, Tarihî Mekânlar Kişisel Ansiklopedi, "Amasya Hamamları", turkiyenintarihieserleri.com
- Tarih Gezisi, "Yıldız Hamamı - Amasya", tarihgezisi.com/hamamlar/yildiz-hamami-amasya
Çevrimiçi kaynaklar









