Amasya çarşısı yüzyıllar boyunca Yeşilırmak kıyısındaki dar vadinin en canlı yeriydi. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda şehirde bin altmış kadar dükkân saydığını yazar; on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Fransız coğrafyacı Vital Cuinet ise Amasya'da 2500'e yakın dokumacının çalıştığını kaydeder. Bakırcılar, kuyumcular, demirciler, dokumacılar, boyacılar ve ayakkabıcılar aynı çarşının sokaklarında birbirine komşu dükkânlarda çalışır, ham maddeyi ve ürünü aynı pazarda alıp satardı. Bu düzenin ahlaki ve hukuki çerçevesini ahilik ile ona bağlı esnaf birlikleri, yani loncalar çizmişti. Usta, kalfa ve çırak sıralaması, kalite ve fiyat denetimi, dükkân sayısının sınırlandırılması ve esnafın kendi içindeki yargı yetkisi bu çerçevenin başlıca unsurlarıydı.

On dokuzuncu yüzyıl bu düzeni tarihte ilk kez köklü biçimde sarstı. Devlet tekelleri kaldırdı, Avrupa'dan gelen fabrika mamulleri el tezgâhlarının önüne geçti, yeni kurulan meclisler ve odalar esnafın temsilini üstlenmeye çalıştı. Cumhuriyet'in ilk yıllarında çıkarılan kanunlarla ticaret ve sanayi odaları, esnaf cemiyetleri ve sonraki on yıllarda esnaf odaları ile birlikleri ortaya çıktı. Amasya'da bu geçişin her aşamasını yerel belgelerle izlemek mümkün değildir. İmparatorluk ve Cumhuriyet düzeyindeki düzenlemelerle Amasya'ya ait kayıtlar, seyyah anlatıları ve oda tarihçesi yan yana konulduğunda, esnaf teşkilatının loncadan odaya doğru nasıl yön değiştirdiği yine de açıkça görülür.

Çarşı Düzeninin Dayandığı Esaslar

Osmanlı esnaf birliklerinin kökeni Selçuklu dönemindeki ahi teşkilatına uzanır ve ahiliğin tarihi ayrı bir yazının konusudur. Burada önemli olan, bu geleneğin on dokuzuncu yüzyıla hangi kurumsal biçimle ulaştığıdır. Esnaf birliklerinin başında esnaf şeyhi ve kethüda bulunur, ona yiğitbaşı eşlik ederdi. Birliğin üyeleri ustalar, kalfalar ve çıraklardan oluşurdu. Sanat öğrenmek isteyen kişi bir usta yanına çırak olarak girer, birliğin izni olmadan ustasını bırakamazdı. Belli bir süre çalışıp mesleğinde yeterlik gösteren çırak kalfalığa yükselir, kalfalıktan ustalığa ise törenle geçilirdi. Yeni ustaya bu törende yiğitbaşı tarafından dualarla şed veya peştamal kuşatılırdı. Ahi babalar ve şeyhler, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısına kadar bazı esnaf birliklerinin âmiri olarak varlıklarını korudular, ancak görevleri artık önceki yüzyıllardaki gibi birlikler üstü bir nitelik taşımıyor, yalnızca mensup oldukları birliğin işleriyle sınırlı kalıyordu.

Lonca sözcüğü İtalyanca loggia kelimesinden gelir ve başlangıçta Galata çevresinde yabancı tüccarların mallarını depoladığı yerleri anlatırdı. Esnaf birliğinin adı olarak kullanımı on yedinci yüzyılda başlamış, on sekizinci yüzyılda belgelerde yaygınlaşmıştır. Her birliğin ferman veya kadı onayıyla kaydedilen bir nizamnamesi bulunur, hangi malı kimin üretip satabileceği, ham maddenin nasıl dağıtılacağı ve fiyatların hangi sınırda tutulacağı bu nizamnamelerde belirlenirdi. Devlet bu düzene çeşitli tekel hakları tanımıştı: ham maddeyi öncelikle satın alma, belli bir malı üretme ve satma hakları bu arada sayılabilir. Amaç, halkın ihtiyacını uygun fiyatla ve kaliteli bir üretimle karşılamak, ham maddenin spekülasyon yoluyla başka bölgelere veya yabancı tüccara kaçmasını önlemekti.

Tekellerin Çözülmesi ve Serbest Ticaret

Bu sistem on sekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendi içinde çatlamaya başladı. Tekellerine dayanan esnaf fiyatları belirlenen narhın üzerine çıkarıyor, dışarıdan gelenlerin aynı malı daha ucuza ve aynı kalitede üretmesine engel oluyordu. Devlet fiyat artışlarının nedenini esnaf tekellerinde görünce 1794 tarihli bir fermanla III. Selim zorunlu gıda maddeleri dışındaki tekellerin kaldırılmasını emretti. II. Mahmud döneminde gıda ile ilgili tekeller de bakkallardan başlayarak kaldırıldı. Esnaf birliklerinin asıl dayanağı olan tekel hakları ise 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması ile topyekûn ortadan kalktı.

Tekeller çözülürken esnaf bir de dış rekabetle karşılaştı. Avrupa'da fabrikalarda üretilen kumaşlar, iplikler ve metal eşya Osmanlı pazarına girdi. Büyük sermaye gerektiren bu rekabete karşı koyamayan esnaf teşkilatı daha çok iç pazara ve yakın çevreye yönelik üretimle yetinmek zorunda kaldı. Tanzimat'tan sonra gedik ve inhisar usulü fiilen önemini yitirdi, ticaret ve sanayi serbest ilan edildi, ancak yıllarca belirli bir teşkilat içinde yaşamaya alışmış esnafı yeniden örgütleyecek bir sistem kurulamadı. Devlet 1860'lı yıllarda yarı resmî nitelikte bir Islah-ı Sanayi Komisyonu oluşturarak küçük esnafı şirketler hâlinde birleştirmeye çalıştı. Komisyon bir süre sınırlı bir ilerleme sağladı, ancak 1874'te görevleri İstanbul Belediyesi'ne devredilerek kaldırıldı. Muhtesibin ölçü, tartı ve narh denetimi gibi geleneksel işleri de bu yüzyılda giderek belediyelere geçti.

On Dokuzuncu Yüzyılda Amasya Çarşısı

Amasya'nın iktisadi hayatı bu çalkantılı yüzyılda gerilemek yerine yeni alanlara açıldı. Ağırlık ipekçilikteydi. 1829'da şehre gelen Fransız gezgin Victor Fontanier, ipekçiliğin Amasya'da gelişmiş ve zengin bir üretim kolu olduğunu yazar, yıllık ipek üretiminin ortalama tutarını iki milyon kuruş olarak hesaplar. Ona göre Amasya ipek ipliği, Bursa ve Geylan ipeğinden sonra imparatorlukta en çok aranan iplikti ve ülkedeki ipekli dokuma merkezleri iplik ihtiyaçlarını Amasya'dan karşılardı. Cuma günleri kurulan pazarda çevre köylerin üreticileri ipek denkleriyle tanıdık tüccarların dükkânlarına gelir, ipekler özenle tartılıp kalitesine göre kaydedilirdi. Fontanier, üreticiyle tüccar arasındaki güvenin tartı ve para konusunda tek bir tartışma çıkarmadığını anlatır. Suriye'den gelen tüccarlar da seçtikleri balyaları katırlara yükleyip memleketlerine götürürdü. Şer'iyye sicilleri bu anlatıyı doğrular. 1838 ile 1863 arasını konu alan bir incelemeye göre Amasya'da 2258 dönüm dut bağı vardı ve bunların toplam geliri 353.403 kuruştu.

Avrupalı tüccarların ilgisi de bu üretimle birlikte arttı. 1840'ta Amasya'da bir İsviçre ticaret temsilciliği açıldı. Kimi anlatılara göre Almanya'daki bir ipek üreticisinin gönderdiği Georg Krug adlı İsviçreli 1852'de şehirde yaklaşık elli tezgâhlı ve yüz kadar kadın işçi çalıştıran ilk modern ipek fabrikasını kurdu. Aynı Krug'un 1858 dolaylarında Yeşilırmak kıyısında işlettiği modern su değirmeninde çalışan Ermeni işçiler bu tekniği öğrendi ve sonradan kendi değirmenlerini kurdu. İstanbul'da çıkan bir gazetenin 1898 tarihli yazısı, Yeşilırmak ve komşu akarsu kıyılarında yüzden fazla değirmenin çalıştığını bildirir. 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denendiği pilot bölgeler arasında Amasya da bulunuyordu. 1864'te şehirde, her yıl aralığın on beşinde başlayıp ay sonuna kadar süren bir panayır kuruldu.

Sivas Vilayeti Salnamesi'nin 1288, 1292 ve 1301 tarihli sayıları Amasya'da ipek ve ipliğin yanı sıra iplikten çamaşır, yatak bağı, Diyarbakır çarşafına benzer çarşaf ve İstanbul usulü yemeni imal edildiğini bildirir. Cuinet'nin verdiği rakamlara göre 1890'lı yılların başında Amasya'da yaklaşık 3000, Merzifon'da 2500 tezgâh Avrupa'dan getirilen iplikle dokuma yapıyordu. Ermeni anılarına göre bakırcılık ağırlıkla Tokat ve Merzifon'daydı, Amasya'da ise sekiz kadar bakırcı atölyesi bulunuyordu. Ermeni basınında yayımlanan 1890 tarihli bir dökümde şehirde yaklaşık 300 manifaturacı dükkânı, elli kunduracı atölyesi, yirmi terzi atölyesi, otuz demirci atölyesi, on marangoz atölyesi ve yirmi kadar modern değirmen sayılır. Bu rakamlar şehrin sanayi ve ticaret bakımından canlı olduğunu gösterir, ancak yalnızca bir kaynağa dayandıkları için yaklaşık değerler olarak okunmalıdır.

Çarşının Sahipleri ve 1915 Sonrası

Çarşı esnafı arasında Ermeniler ve Rumlar çok büyük yer tutuyordu. Ermeni anılarında Amasya'nın Ermenileri çoğunlukla zanaatkâr olarak tanıtılır. Terzilik, demircilik, marangozluk, ayakkabıcılık, dokumacılık ve tenekecilik en kalabalık meslekler arasındaydı. Rumlar ayakkabıcılık, terzilik ve manifaturada yer alıyordu. İpek ve pamuk fabrikalarında, 1907'de elli beş tezgâhlı bir ipek fabrikası işleten Ipranosian kardeşler gibi büyük işletmelerin sahibi Ermeni ailelerdi. Boyacıların kullandığı sarı boyanın ham maddesi olan cehri çalısı yaygın biçimde yetiştirilir, ürünün bir bölümü Avrupa'ya satılırdı; sonraki yıllarda Almanya'dan gelen ucuz kimyasal boyalar bu üretimi bitirdi. Amasya'da aynı dönemde Alman ve İsviçreli küçük bir topluluk da yaşıyordu, değirmencilik ve ipekçilikle uğraşıyordu.

Osman Fevzi Olcay'ın çocukluk ve gençlik yıllarındaki çarşıyı anlattığı Amasya Hâtıraları bu tabloyu Türk tarafından tamamlar. Olcay'ın aktardığına göre Taş Han'dan Saraçhane semtine ve Kileri Süleyman Ağa Camii'ne çıkan caddenin iki yanındaki manifaturacı ve terzi dükkânlarının yirmi kadarında çoğunlukla Rum ve Ermeni esnaf bulunuyor, üç beş dükkânda Türk ve Müslüman esnaf çalışıyordu. Taş Han'ın kendisi kapısındaki sülüs kitabeye göre 1698-1699 tarihlerinde Hacı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Olcay 1915 Eylül'ündeki Ermeni tehciri ve savaş sonrasında Rumların uzaklaştırılmasıyla bu iktisadi faaliyetlerin Türklere geçtiğini, bunun her yerde ani bir değişime yol açtığını yazar. Aynı metni yayına hazırlayanlar, Olcay'ın verdiği nüfus rakamlarının kesin olmadığını, Sivas Vilayeti salnamelerinde gayrimüslim nüfusun Amasya ve çevresinde yüzde on yedi civarında göründüğünü not etmişlerdir. Tehcirden sonra çarşının sahibi değişti, ancak dükkân ve atölye sayısı da, ustalık geleneği de tek hamlede kaybolmadı. Olcay'ın anılarında çarşıda Batum, Bosna ve Kafkasya muhacirlerinden dükkân ve han sahipleri sık sık anılır.

Cemiyetten Odaya

Devlet loncanın yerine ne koyacağı sorusuna, Batı'daki örnekleri izleyerek ticaret ve sanayi odaları fikriyle yanıt aradı. Tanzimat'tan hemen sonra İstanbul'da ve vilayetlerde ticaret ve ziraat cemiyetleri kurulması düşünülmüş, bu cemiyetlerin nizamnamelerinde geçen cemiyet sözcüğü 1879'dan sonra Fransızcadan uyarlanan oda sözcüğüne yerini bırakmıştır. İstanbul Ticaret Odası'nın kuruluş tarihi kaynaklarda farklı verilir. İslâm Ansiklopedisi 1879'da açıldığını yazar, Meltem Tekerek'in dayandığı belgelere göre ise 11 maddelik nizamname taslağı 1880'de hazırlanmış, oda ilk toplantısını Ocak 1882'de yapmıştır. Kuruluş nizamnamesi Fransız odalarının tüzüklerinden uyarlanmıştı. Yirmi dört üyeyi, yarısı Nezaret, yarısı tüccarlar tarafından belirlenen yirmi kişilik bir seçmen heyeti seçerdi. Odanın görevi ise ticaretin gelişmesi için alınması gereken önlemleri hükümete bildirmekti.

İstanbul'dan sonra odalar hızla çoğaldı. 1884 sonuna kadar Osmanlı'da 78 oda kurulduğu belirtilir. Bunların bulunduğu yerler arasında Konya, Kastamonu, Adana, Trabzon ve Bursa gibi vilayet merkezlerinin yanında Samsun sancağı ile Amasya sancağına bağlı Havza kazası da sayılmaktadır. Listede Amasya şehrinin adı geçmez, ancak liste yalnızca belli başlı odaları anar. Dolayısıyla Amasya merkezinde Osmanlı döneminde bir ticaret odası bulunup bulunmadığı bu kaynaklardan anlaşılamaz. Genel tablo ise açıktır: 1889'da yaklaşık yüz, 1897'de 115, 1908'de 160'ın üzerinde oda vardı, ancak İstanbul, İzmir, Selanik ve Bursa dışındakilerin çoğu kâğıt üzerinde kaldı. Odaya kayıt zorunlu değildi, tüzel kişilikleri yoktu, görev ve yetkileri belirsizdi, mali destek de görmüyorlardı.

İkinci Meşrutiyet bu tabloyu değiştirmeye çalıştı. 13 Haziran 1910 tarihli Ticaret ve Sanayi Odaları Nizamnamesi tüccarla sanayicinin aynı çatı altında örgütlenmesini öngördü ve odaları hem meslek mensuplarının temsilcisi hem hükümetin meslekî konularda danışma organı olarak tanıdı. Bu nizamnameye göre vilayetlerde odanın meclisi on iki kişiden oluşur, Ticaret Nezareti'nin yerini valiler alırdı. Esnaf için ayrı bir düzenleme yapıldı. 1909 Cemiyetler Kanunu'ndan sonra çıkarılan 1910 tarihli Esnaf Cemiyetleri Talimatı yalnızca İstanbul için geçerliydi ve esnafın lonca yerine cemiyet kurmasını öngörüyordu. 1912'de aynı adlı talimatla bu uygulama bütün ülkeye yayıldı. Cemiyetler şehremaneti veya belediyelerin yakın denetimine tabiydi. 1915'te yayımlanan yeni talimat her cemiyete belediye tarafından bir sorumlu kâtip atanmasını getirdi. Bu gelişmelerin ardından 1913'te gedik ve lonca usulü resmen kaldırıldı.

1925 Kanunu ve Esnaf Cemiyetleri

Cumhuriyet'in kurulmasından sonra odaların hukuki dayanağı yeniden düzenlendi. 1923 İzmir İktisat Kongresi'nden yaklaşık iki yıl sonra, ticaret odalarının hiçbir yerde gerçek anlamda oluşamadığı gerekçesiyle hükûmet kısa bir kanun tasarısı hazırlattı. 655 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu 22 Nisan 1925'te Meclis'te kabul edildi ve 2 Mayıs 1925 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. İslâm Ansiklopedisi bu kanunun tarihini 1924 olarak verir, TBMM tutanaklarına dayanan çalışmalar ise 1925 der. Kanun odalara tüzel kişilik tanıdı, tacir sıfatını taşıyanların bulundukları yerin odasına kaydolmasını zorunlu kıldı, kaydolmayanlara para cezası öngördü. 27 Eylül 1925'te kabul edilen nizamname ve aynı tarihli Esnaf Cemiyetleri Talimatnamesi 21 Kasım 1925'te Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Talimatnamenin ilk hükmü yüzyıllık bir kurumu tek cümleyle sona erdiriyordu. Bütün esnaf kethüdalıkları kaldırılmıştı. Her esnaf kolu ayrı bir cemiyet kurabilecek, cemiyetin altıdan on ikiye kadar fahri üyesi iki yıllığına seçilecek ve her yıl üyelerin yarısı yenilenecekti. Cemiyetler ticaret ve sanayi odası bulunan yerlerde odaya, bulunmayan yerlerde belediyeye bağlıydı ve kayıtlarını onlara bildirirdi. Belediyeler eski cemiyet kayıtlarını bir ay içinde odalara devretmek zorundaydı. Böylece esnaf ilk kez bütünüyle odaların çatısı altına alındı. Aynı 1925 mevzuatı esnaf deyimini küçük sanatkâr ile küçük tacirin ikisini kapsayacak biçimde kullanmıştır. 1926 tarihli Türk Ticaret Kanunu ise küçük tacirleri ticaret unvanı, defter tutma ve ticaret siciline kayıt gibi yükümlülüklerden muaf tutmuştur.

Amasya Ticaret ve Sanayi Odası'nın Kuruluşu

Amasya Ticaret ve Sanayi Odası, kurumun kendi tarihçesine göre 1926 yılında manifaturacı Hasan Tahsin Efendi'nin girişimleriyle kuruldu. Bu tarih 655 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden bir yıl kadar sonraya denk gelir. Oda ilk faaliyetlerine Şıhlarlı Osman Efendi'den kiralanan iki katlı ahşap bir binada başladı. İlk yönetim kurulunda Temiz Ali Efendi, Salih Hafız (Kılıçaslan), Çavuşoğlu Ahmet Efendi, Baytarzade Hacı İsmail Efendi, Kontratçı Hasan Efendi, Azgınzade Hacı Halil, Hacı Süleymanzade, Hacı Hafız Mustafa, Gevrekzade Nurettin, Veysibeyzade Sıtkı Bey, Rıfat Kazanasmaz ve Göztaş Seda Cemal yer aldı.

Bu adların bir bölümü çarşı tarihinden de bilinir. Olcay'ın çarşı tasvirlerinde Gevrekzade Osman Efendi'nin manifatura mağazası, Veyisbeyzadelerden Sıdkı Efendi'nin büyük bakkaliye mağazası ve Gözdaşzade Ahmet Efendi'nin aktariye ve bakkaliye dükkânı geçer. Oda yönetiminde görülen Gevrekzade, Veysibeyzade ve Göztaş adlarıyla bu aileler arasında bir yakınlık düşünülebilir, ancak bunu kesinleştiren bir kayıt elimizde yoktur. Her hâlde odanın ilk kuşağı, bir yandan yeni mevzuatın gerektirdiği kayıt ve temsil işlerini yürütürken öbür yandan çarşının eski esnaf düzeninde yetişmiş kişilerden oluşuyordu. Oda böylece, çarşı esnafının ve tüccarının yeni mevzuata göre yeniden örgütlendiği yer oldu.

Kuruluşunda oda üyelerinin sayısı sınırlıydı, ticaretle uğraşanların çoğalmasıyla artış gösterdi. Odanın kendi tarihçesine göre bugün 15 meslek grubunda 1094 ticaret erbabı ve sanayici kayıtlıdır. İlk oda binasının yapımı için 30 Kasım 1954'te ikinci kez yönetim kurulu başkanlığına seçilen Nurettin Kütükçü teşebbüse geçmiş ve arsa alımını gerçekleştirmiştir. Beş yıl sonra, Kemal Kelez'in başkanlığında 1959'da 250 metrekarelik arsa üzerinde dört katlı bina inşaatına başlandı. 1967'de Nihat Özdemir döneminde bitişikteki 250 metrekarelik yere dört katlı ikinci bir blok eklendi. Böylece hizmet binası 500 metrekarelik bir alana yerleşti ve esnafa kira karşılığı verilen iş yeri sayısı on ikiye çıktı. Binanın ihtiyaçlara yetmemesi üzerine Enis Özdemir'in başkanlığında 1999'da geniş bir tadilata girişildi. Bina bitirildiği sırada yapılan seçimleri Özdemir ve grubu kazanamadı. Muammer Gedik başkanlığındaki yeni yönetim kurulu, on kiralık iş yeri ve bürodan oluşan yeni hizmet binasında 2000 yılında görevi devraldı. Gedik 19 Mart 2005'teki seçimlerde güven tazeleyerek 2013'e kadar görevde kaldı ve Haziran 2013'te başkanlığı Murat Kırlangıç'a devretti.

Esnaf Odaları, Birlikler ve Yeni Mevzuat

1925 düzeni küçük esnafı tacirle aynı çatıya soktu ve bu birliktelik zamanla sorun çıkardı. Esnaf cemiyetlerinin sayısı zamanla 191'e çıkmış, talimatname dağınık ve birbirine aykırı hükümler taşır hâle gelmişti. Küçük esnafın kredi ihtiyacı da ayrı bir sorundu. Hükûmetin 1933 tarihli kanun tasarısı gerekçesinde, büyük şehirler dışında bankaların faizinin yüzde otuz sekize çıktığı, tefecilerin ise ayda yüzde beş ile on arasında faiz aldığı belirtilir. Bu gerekçeyle 8 Ağustos 1933'te kabul edilen 2284 sayılı Kanun'la Halk Bankası ve Halk Sandıkları kurularak küçük esnafın ve sanatkârın kredi ihtiyacı devlet eliyle karşılanmak istendi.

1943 tarihli 4355 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları, Ticaret Borsaları Kanunu esnafı ilk kez ayrı odalarda topladı. Kanuna göre esnaf, ticareti nakdî sermayesinden çok bedeni mesaisine dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek kadar olan sanat ve ticaret sahibiydi, bulunduğu yerin esnaf odasına kaydolması zorunluydu. Kanun gerekçesinde esnaf odalarının meslek ahlakı ve disiplinini sağlamak amacıyla kurulduğu özellikle vurgulanır. Bu vurgu, ahilik ve lonca geleneğinin ahlak ve denetim anlayışının yeni kurumlara aktarılmak istendiğini düşündürür. Ancak ticaret odalarıyla esnaf odalarının birbirini tamamlamak yerine karşı kuruluşlar gibi çalışması, esnaf odası kurulmayan yerlerde eski cemiyetlerin sürmesi, kanunda esnaf arasında dayanışmayı sağlayacak hükümlerin bulunmaması, oda genel kâtiplerinin bakanlıkça atanıp geniş yetkilerle donatılması ve kuruluşların idari ve mali yönden yeterince desteklenmemesi bu sistemin başarısızlık nedenleri olarak sayılmıştır.

25 Nisan 1949'da kabul edilen 5373 sayılı Esnaf Dernekleri ve Esnaf Birlikleri Kanunu odalar sistemini bırakıp dernekler ve birlikler sistemine geçti, esnafın ilk bağımsız örgütlenmesi bu kanunla gerçekleşti. 1953'te Ankara'da Türkiye Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Konfederasyonu kuruldu, 1964'te 507 sayılı Kanun kabul edildi, bugünkü çerçeveyi 2005 tarihli 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu çizer. Ticaret ve sanayi odaları ise 8 Mart 1950'de kabul edilen 5590 sayılı Kanun ile yeniden düzenlendi. Kanun Nisan 1951'de uygulamaya girdi, tüccar ve sanayicilerin ilk kez ayrı odalar kurmasına imkân tanıdı ve odaların örgütlenmesinde iş kolu yerine coğrafi temsili esas aldı. Devletin vesayeti yumuşatıldı, Odalar ve Borsalar Birliği'nin kurulmasının yolu açıldı. Bu çerçeve bugünkü ticaret ve sanayi odalarının yapısının temelidir. Amasya'nın en büyük ilçesi Merzifon'da da Ticaret ve Sanayi Odası 1 Nisan 1949'da kuruldu.

Odanın Çalışma Alanı ve Esnaf Geleneğinin Sürmesi

Bugün Amasya Ticaret ve Sanayi Odası'nın işlevi, temsil ettiği esnaf ve tüccarın ortak çıkarlarını gözetmekten, yerel ürünlerin tanıtımına ve tescil edilmesine kadar uzanır. 2021'de Amasya Valiliği, Yeşilırmak Havzası Kalkınma Birliği ve oda işbirliğiyle tescil edilen Amasya Çöreği için bir tanıtım programı düzenlendi. Programda konuşan oda başkanı, ilin o güne kadar coğrafi işaretli dört ürüne sahip olduğunu, Çiçek Bamyası, Merzifon Keşkeği, Amasya Beji Mermeri ve Amasya Misket Elması'na Baklalı Dolma ile Amasya Çöreği'nin eklenmesiyle bu sayının altıya çıktığını belirtti. Çöreğin babadan oğula aktarılan bir gelenekle üretildiği de bu toplantıda vurgulandı. Loncanın kalite ve menşe denetimi, bu örnekte yeni hukuki araçlarla, coğrafi işaret ve tescille sürdürülmektedir.

Kronoloji

1794: III. Selim, zorunlu gıda maddeleri dışındaki esnaf tekellerinin kaldırılması için ferman çıkarır.

1829: Fransız gezgin Victor Fontanier Amasya'daki ipek üretimini yılda ortalama iki milyon kuruş olarak hesaplar.

1838: Baltalimanı Ticaret Antlaşması her türlü tekel hakkının kaldırılmasını öngörür.

1840: Amasya'da İsviçre ticaret temsilciliği açılır.

1852: Georg Krug, Amasya'nın ilk modern ipek fabrikasını kurar.

1864: Amasya'da her yıl aralığın on beşinde başlayan panayır kurulur.

1874: Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun görevleri İstanbul Belediyesi'ne devredilir.

1882: İstanbul Ticaret Odası faaliyete geçer.

1910: Ticaret ve Sanayi Odaları Nizamnamesi yayımlanır, İstanbul için Esnaf Cemiyetleri Talimatı çıkarılır.

1912: Esnaf Cemiyetleri Talimatı bütün ülkeye yayılır.

1913: Gedik ve lonca usulü kaldırılır.

1925: 655 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu çıkar, esnaf kethüdalıkları kaldırılır.

1926: Amasya Ticaret ve Sanayi Odası, Hasan Tahsin Efendi'nin girişimleriyle kurulur.

1943: 4355 sayılı Kanun esnaf odalarını kurar.

1949: 5373 sayılı Kanun odalar yerine esnaf dernekleri ve birlikleri sistemini getirir; Merzifon Ticaret ve Sanayi Odası kurulur.

1950: 5590 sayılı Kanun kabul edilir (Nisan 1951'de uygulamaya girer).

1954-1967: Amasya Ticaret ve Sanayi Odası'nın hizmet binası yapılır ve genişletilir.

2005: 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu çıkar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar