Bir şehrin talihini çoğu zaman coğrafyası belirler. Amasya, Anadolu'nun kuzeyinden geçen büyük ticaret yollarının üzerinde yer aldığı için kendi toprağının ve tezgâhlarının ürettiğinin yanında üzerinden geçen malın bereketiyle de zenginleşen bir şehir oldu. Yeşilırmak vadisine sıkışmış bu dar şehir, doğudan gelen İran ipeğini batıdaki Bursa'ya, iç Anadolu'nun ürününü Karadeniz kıyısındaki Samsun'a bağlayan yolların kavşağında duruyordu. Hanları, bedesteni ve çarşıları, uzak diyarların mallarını taşıyan kervanların gidiş gelişiyle canlanır, bu hareketin getirdiği vergi, kira ve alışveriş şehrin iktisadî hayatının belkemiğini oluştururdu.

Osmanlı döneminde Bursa ile Tebriz arasında uzanan ipek yolu, imparatorluğun en kazançlı ticaret hatlarından biriydi. Bu yolun Anadolu'daki halkaları arasında Erzurum, Erzincan, Tokat ve Amasya birbirine zincir gibi bağlanmıştı. Amasya'nın bu zincirdeki yeri, şehrin hem bir konak yeri hem bir ipek pazarı hem de Karadeniz'e inen yolların başlangıç noktası olmasından ileri geliyordu. Şehrin ticarî hayatını anlamak için önce bu yolların nasıl ortaya çıktığına, sonra kervanların taşıdığı mallara, vergilere, hanlara ve yolun güvenliğine bakmak gerekir.

Anadolu'da Kervan Yollarının Arka Planı

Amasya'nın bir yol şehri olması Osmanlılarla başlamaz. İlkçağda şehir, güneyde Tarsus'tan başlayıp Kayseri ve Zile üzerinden Samsun'a ulaşan ticaret yolunun üzerinde bulunuyordu. Kalesi de bu konumun bir sonucu olarak Selçuklular zamanında Samsun ile Tokat arasındaki yolu denetleyen önemli bir askerî nokta hâline gelmişti. Anadolu, Selçuklu hâkimiyetine girdikten sonra XII. yüzyılın sonlarından itibaren milletlerarası ticaretin merkezlerinden biri oldu. Ekonomi politikalarını ve fetihlerini ticaret yollarına göre düzenleyen Selçuklu sultanları, ana yollardan ara yollara kadar her yerde kervansaraylar yaptırdılar. Bu vakıf yapılarında yolcular üç gün boyunca kervansarayın kurucusunun misafiri sayılır, kendilerinden ücret alınmazdı.

Selçuklu döneminde Anadolu'yu kateden iki büyük milletlerarası yolun kesiştiği nokta Tokat'tı. Bunlardan biri Avrupa'dan deniz yoluyla Antalya'ya çıkan, oradan Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas, Tokat, Erzincan ve Erzurum üzerinden İran'a ve Türkistan'a uzanan doğu-batı yoluydu. Öteki ise Irak'tan başlayıp güneyden kuzeye doğru ilerleyen, Tokat'tan geçtikten sonra Samsun ve Sinop limanları aracılığıyla Anadolu'yu Kırım'a bağlayan yoldu. Amasya, bu ikinci yolun Tokat ile Samsun arasındaki bölümünde yer aldığından Selçuklu ticaret ağının doğal bir parçasıydı. Yalnız Tokat ve çevresinde bu dönemde on bir kadar han ve kervansaray yapılmış olması, bölgenin ne denli işlek olduğunu gösterir.

XIII. yüzyılın sonlarında İlhanlılar ile Altın Orda arasındaki siyasî rekabet, Kefe, Trabzon ve Tebriz arasındaki ticaret yolunu öne çıkardı. Tebriz, ilk Müslüman İlhanlı hükümdarı Ahmed Teküder zamanında dönemin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştu. Hint baharatı, Çin porseleni ve ipekli kumaşları, Deştikıpçak kürkleri, Mâzenderan, Gîlân ve Şirvan'ın ipeği bu şehirden Türk, İranlı, İtalyan, Rus ve İngiliz tüccarlar eliyle Avrupa'ya ve İslâm ülkelerine dağılıyordu. Ceneviz'in 1304'te Tebriz'de şehbenderlik açması, şehrin uluslararası ticaretteki ağırlığının bir göstergesidir. İlhanlılar zamanında kervanlar Sultâniye, Erzurum, Erzincan ve Sivas yoluyla Konya'ya ve İstanbul'a ulaşırdı.

Bursa-Tebriz Güzergâhı ve Amasya'nın Yeri

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan sonra bu eski yolun yerine daha kısa olan Erzurum, Erzincan, Tokat, Amasya ve Bursa güzergâhı tercih edilmeye başlandı. Halil İnalcık'ın tespitine göre eskiden sıkça kullanılan Trabzon-İstanbul deniz yolu da bu gelişmeyle birlikte neredeyse kullanılmaz hâle gelmişti. Böylece İranlı tüccarlar Bursa'da Avrupalı meslektaşlarıyla doğrudan ve kolaylıkla buluşabiliyordu. Orhan Bey'in Cenevizlilere imtiyazlar tanıyarak Bursa'da bir bezzâzistan yaptırması, şehri bu ticaretin batı ucundaki büyük pazar hâline getirdi. Osmanlılar zamanla Bursa'yı bir ipekçilik merkezi yapmayı, ipek yolunun denetimini ele almayı ve hatta İran'daki üretim merkezlerine hâkim olmayı hedefleyen bir siyaset izlediler. Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı fetihlerinin kuzeyde Amasya, Tokat ve Erzincan yönünde gelişmesi de ipek yollarının ekseniyle örtüşüyordu.

Kimi araştırmalar, doğu-batı ticaretinin Anadolu'daki en önemli güzergâhını, ülkenin kuzeyinden uzunlamasına geçen bu yol olarak tarif eder. Yol, İstanbul ve Bursa yönünden gelerek Bolu üzerinden Amasya, Tokat ve Sivas'a uzanır, Erzurum'da öteki kollarla birleşerek İran'ın büyük ticaret şehri Tebriz'e varırdı. Amasya böylece İran'ın ipeğini ve baharatını Batı'ya, Batı'nın mamullerini Doğu'ya taşıyan ticaret ekseninin tam üzerinde bulunuyordu. Şehir bu konumuyla bir kavşak, bir dinlenme noktası ve bir mal aktarma merkezi olarak öne çıkmıştı. İran'dan gelen ipeğin toplandığı yerler Hazar Denizi'nin güneyindeki Mâzenderan, Gîlân ve Şirvan bölgeleriydi. Bu ipek önce Sultâniye'de, daha sonra Tebriz'de açılan pazarlarda satılır, oradan iki büyük dağıtım merkezi olan Erzurum'a ve Halep'e doğru yola çıkardı. Erzurum'a yönelen kol, Erzincan ve Tokat'tan geçtikten sonra Amasya'ya ulaşıyordu.

Büyük Kervanların Yolu

Bu güzergâhtan geçen kervanlar küçük topluluklar sayılmazdı. Halil İnalcık'ın verdiği bilgilere göre Bursa'ya her yıl çok sayıda kervan gelir, her biri üç yüz ile dört yüz baş hayvandan oluşur ve ortalama iki yüz yük kadar ipek taşırdı. Bir yük yaklaşık 154 kilogram ağırlığındaydı. Kervanların ihtiyaç duyduğu at ve develer çoğunlukla Türkmen boylarından sağlanıyordu. Dönemin taşıma imkânları göz önüne alındığında bu sayıların anlamı daha iyi kavranır. Bir at ya da katır en fazla 150 kilogram yük taşıyabilirken bir deve 250 kilogram civarında yüke dayanabiliyordu. Kervanların bir günde katettiği mesafe ise 30 ile 40 kilometre arasında değişiyordu. Tekerlekli arabalar karlı ve çamurlu yollarda ilerlemekte zorlandığından uzun mesafe ticaretinde yük hayvanları tercih edilirdi.

Bursa'dan yola çıkan bir kervan Bolu ve Kastamonu ya da Ankara ve Çorum üzerinden Amasya'ya ulaşır, oradan Tokat, Erzincan ve Erzurum'u aşarak Tebriz'e varırdı. Haftalar süren bu yolculukta her konak yeri kervan için hayatî bir soluklanma noktasıydı. Amasya da bu duraklardan biri olarak hanlarında tüccarları ağırlar, ahırlarında hayvanları dinlendirir, çarşısında malların bir kısmının el değiştirmesine sahne olurdu. Kervanlarla gelen tüccarların büyük bölümü Bursa kadı sicillerinde "Acem" diye anılır, fakat bunların bir kısmının Azerî ya da Ermeni asıllı olduğu bilinmektedir. Sicillerde şehirde sürekli oturan tüccarlar ile kervanla gidip gelenler birbirinden ayrı tutulmuş, ilkine mukīm, ötekine seffâr denmiştir. Amasya'dan geçen kervanların içinde de bu iki tüccar tipinin temsilcileri bulunuyor, kimi zaman bir kısım tüccar şehirde kalıp alışverişini burada tamamlıyordu.

İpek, Mîzan ve Amasya Çarşısı

Osmanlı Devleti ipek ticaretinden büyük gelir sağlıyordu. Bursa'ya gelen kervanlar yüklerini bezzâzistana indirmek zorundaydı. Burada mîzan denilen resmî teraziye konulan ipekten vergi alınır, sahibine ipeğin ve ödenen verginin miktarını gösteren bir tezkire verilir, bu bilgiler ayrıca mîzan defterine işlenirdi. Vergisi ödenen ipek ancak bundan sonra simsarlar aracılığıyla serbestçe alınıp satılabiliyordu. Bu sistem yalnız Bursa'ya özgü kalmadı. Fâtih Sultan Mehmed Tokat'ta da yeni bir mîzan uygulamaya koyunca İranlı tüccarlar bundan rahatsız oldu ve 1472'de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kuvvetleri Tokat'a girerek şehri yağmaladı. Bu olay, yol üzerindeki vergi noktalarının ne kadar hassas bir mesele olduğunu gösterir.

Amasya da bu vergi ve pazar ağının içindeydi. XVI. yüzyılda şehir Azerbaycan-Bursa yolu üzerinde bulunduğu için İran'dan gelen ipekliler için önemli bir pazar durumundaydı. Osmanlı arşivindeki bir maliye defterine göre 1554-1555 yıllarında on ay içinde resmî yollarla şehre giren ve tartılan ipek miktarı 10.632 lodraya, yani yaklaşık 15 tona ulaşmıştı. Bu kayıt, mîzân-ı harîr denilen ipek tartı vergisinin Amasya'da da işlediğini ve şehrin bu ticaretten doğrudan pay aldığını ortaya koyar. Aynı yüzyılda Amasya'da bir boyahane, bir şemhane ve bir darphane bulunuyordu. İpek dokumacılığı şehirde yaygın biçimde yapılıyordu. Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerine ait kanunnâme kayıtları da Aydın ve Tokat ile birlikte Amasya'yı ipekçilik yapılan merkezler arasında sayar.

İnalcık'ın işaret ettiği gibi Osmanlı ipekçilik sanayii, İran'dan mal getiren kervanların geçtiği yerlerde gelişmişti. Bir yanda Erzincan, Tokat, Amasya ve Bursa, öbür yanda Mardin, Maraş ve Halep bu sanayinin iki ana hattını oluşturuyordu. Bu şehirlerin en gelişmişi tartışmasız biçimde Bursa'ydı, ancak Amasya'nın tezgâhları da yolun getirdiği ham maddeyle beslenen bir üretim merkezi hâline gelmişti. Zamanla Amasya, Alaşehir, Alâiye ve Mora ile birlikte önemli ipek üretim merkezlerinden biri sayıldı. Bursa ve çevresinde dokunan ipekliler de Halep, Şam, Diyarbekir, Tokat, Amasya ve İstanbul gibi pazarlara satılıyordu. Yol böylece iki yönlü işliyor, doğudan ham ipek gelirken batıdan işlenmiş kumaş dönüyordu.

Ticaretin hacmi hakkında genel bir fikir vermek için birkaç rakam yeterlidir. XVI. yüzyılın sonlarında İran'daki yıllık ipek üretiminin ortalama 22.000 yük olduğu ve bunun 3000 yükünün Anadolu'ya gönderildiği hesaplanmaktadır. İpek ticareti Osmanlı hazinesine yılda 70.000 altın civarında katkı sağlıyor, İranlı tüccarlar ipeğe karşılık Bursa'da dokunan kemha ve kadife gibi kumaşları satın alıyordu. Fiyatlar kervanların düzenine son derece duyarlıydı. Kervanların gecikmesi ya da savaş çıkması hâlinde fiyatlar bir anda yükselirdi. XVI. yüzyılın ilk yarısında 60-65 akçe olan ipeğin fiyatı, 1581'deki İran savaşı yüzünden 135-150 akçeye çıkmıştı. Amasya gibi yol şehirleri bu dalgalanmaları ilk hissedenler arasındaydı.

Bedesten, Hanlar ve Çarşı

Ticaretin mekânları şehrin dokusuna işlemişti. Osmanlı kullanımında kervansaray, şehirler arasındaki yollar üzerinde yolcuların konaklaması ve güvenliği için kurulan vakıf yapısını; han ise şehir içinde konaklama ile ticaretin bir arada yürütüldüğü yapıları ifade ediyordu. Hanlar çoğu zaman adlarını içlerinde üretilen ya da satılan mallardan alırdı. Osmanlı döneminde kervansaraylar Selçuklu örneklerindeki kale görünümünden uzaklaşmış, şehirlerin ticaret bölgelerine ve külliyelerin içine yerleşmişti. Amasya'nın hanları da şehrin çarşı bölgesinde, Yeşilırmak kıyısına yakın kesimde toplanıyordu.

Şehrin ticaret hayatının merkezi bedestendi. Kitabesine göre 1483'te, kaynaklarda II. Bayezid'in maiyetinden gösterilen Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan bedesten, Amasya ve çevresinde pek çok hayır eseri bırakan bu vakıf sahibinin gelirlerini artırmaya yönelik bir yapıydı. Dikdörtgen planlı, altı kubbeli ve dört kapılı olarak inşa edilen yapı, dönemin orta büyüklükteki bedestenlerinin bir örneğiydi ve doğu tarafından arastaya bağlanıyordu. Bedesten 1668 depreminde ağır hasar gördü. XIX. yüzyılda kubbesi kaldırılıp üzeri bir çatıyla örtüldü, bu çatı da zamanla çökünce yapı uzun süre açık kaldı. 1971'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılan bedestenin özgün durumundan günümüze daha çok gövde duvarları ve 1483 tarihli kitabesi ulaşabilmiştir.

XVII. yüzyılda Amasya'yı gezen Evliya Çelebi şehirde 1060 kadar dükkân bulunduğunu, çarşılarının işlek ve zengin olduğunu yazar. Bu sayı, kervan ticaretinin ve yerli üretimin bir arada beslediği canlı bir pazarı akla getirir. Aynı seyyah, Celâlî eşkıyasının saldırılarına karşı şehrin zenginlerinin kıymetli eşyalarını kalede sakladıklarını da kaydeder. Bu ayrıntı, ticaretle zenginleşen bir şehrin aynı zamanda bu servetin güvenliği için ne kadar kaygı duyduğunu gösterir. Amasya'nın çarşı ile kale arasında kurduğu bu ilişki, yol şehirlerinin ortak kaderiydi.

Yol üzerindeki komşu şehirlerin ticaret yapıları Amasya'nın içinde bulunduğu ağı daha iyi anlamaya yardımcı olur. Tokat'ta dönemin kaynaklarına göre yirmi bir çarşı, bir bedesten ve yirmi altı han vardı. Bunlardan 1626-1632 yılları arasında yapılan Taşhan, Anadolu'nun en büyük şehir hanlarından biri olarak bugün de ayaktadır. Amasya'nın batısında, İstanbul ve Ankara'yı Samsun limanına bağlayan yol üzerindeki Merzifon'da ise Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın 1666-1679 yılları arasında yaptırdığı külliyenin içinde bir Taşhan ve bir bedesten bulunuyordu. Amasya ile çevresindeki bu kasabalar, kervan yolunun birbirini tamamlayan istasyonları gibi çalışıyordu.

Savaşlar, Yasaklar ve Yolun Değişen Yönü

Bursa-Tebriz yolunun kaderi Osmanlı-İran ilişkilerine sıkı sıkıya bağlıydı. 1502'de Şah İsmâil Tebriz'i Safevî Devleti'nin başşehri yaptı. Safevî etkisinin Anadolu'da yayılması ve Tokat ile Amasya çevresinde baş gösteren isyanlar, iki devlet arasındaki gerginliği artırdı. 1512'de Tokat ve Niksar taraflarında başlayan Nûr Ali Halîfe isyanını önlemeye çalışanlar arasında Amasya'da sancakbeyi olarak bulunan Şehzade Ahmed de vardı. Yavuz Sultan Selim 1514'te Tebriz'i aldıktan sonra şehirde bir hafta kaldı ve şehrin ileri gelenlerinden, sanatkârlarından ve âlimlerinden bir kısmını aileleriyle birlikte İstanbul'a göç ettirdi.

Yavuz Sultan Selim, İran mallarına ambargo uygulayarak şahı iktisaden zayıflatmayı denedi. Tüccarlar Bursa yerine Halep ve İskenderun'a yönelerek bu engeli aşınca padişah daha sert tedbirlere başvurdu, İran malı taşıyan bütün kervanların müsaderesini emretti. Bursa'daki İran mallarına miktarı ve sahibi kaydedilerek el konuldu, İran ipeğinin alım satımı yasaklandı. Bu dönemde ipek ticaretinde belirgin bir gerileme yaşandı ve Amasya gibi yol şehirleri de bu daralmadan payını aldı. Kanunî Sultan Süleyman tahta çıkınca yasakları kaldırdı ve müsadere edilen malları sahiplerine iade etti, ancak İran ipeğinin ithaline konan yasak bir süre daha devam etti. Ticaret, Kanunî'nin saltanatının son yıllarında yeniden eski canlılığına kavuştu.

Osmanlılar 1534'te ve 1548'de Tebriz'e girdiyse de şehirde uzun süre kalamadılar. Tebriz'deki en uzun süreli Osmanlı egemenliği 1578-1590 Osmanlı-Safevî mücadelesi döneminde gerçekleşti. Bu yıllarda Osmanlılar savaşlarda hasar gören çarşıları onardı, 1593 idarî taksimatıyla şehri bir eyalet merkezi olarak teşkilatlandırdı. XVIII. yüzyıldaki ikinci Osmanlı yönetimi sırasında tutulan kayıtlar Tebriz ticaretinin boyutunu açıkça gösterir. Şehrin gümrük geliri 1593'te 566.666 akçe iken 1728'de 4.560.000 akçeye yükselmiş, aynı yıl yalnızca ipekten 1.200.000 akçe gelir elde edilmişti. Osmanlılar Tebriz'de ipek satıcıları için bir kethüdalık ve ipek tartısı için bir dellallık da kurmuşlardı.

XVI. yüzyılın sonundan itibaren ipek ticaretinin yönü yavaş yavaş değişti. 1578-1618 yılları arasında Foça ve İzmir, Bursa'daki vergilerden kurtulmak isteyen İranlı ve Avrupalı tüccarların tercih ettiği yeni ipek pazarları olarak ortaya çıktı. Osmanlı hükümeti buna karşı Bursa'ya uğramayan ipeğin mîzan resmini iki katına çıkardı ve topraklarından geçen bütün mallara gümrük uyguladı. 1615-1618 Osmanlı-Safevî savaşının sonlarına doğru İzmir, İngiliz tüccarlarının ipek aldığı Halep'e rakip olmaya başlamıştı. XVII. yüzyılın ikinci yarısında İzmir gelişmiş bir ipek pazarı hâline geldi ve 1670'lerde İran'da üretilen yaklaşık 22.000 yük ipeğin 3000 yükü kadarı bu limana ulaşıyordu. XVIII. yüzyılda en işlek ipek yolu Erzurum, Tokat ve İzmir arasındaki güzergâh oldu. Bu değişim Amasya'nın doğu-batı ticaretindeki payını azalttı, fakat Tokat'a kadar uzanan doğu kolu ve Karadeniz'e inen yollar şehrin ticarî önemini korumasını sağladı.

Karadeniz'e Açılan Kapı

Amasya'nın ticaretteki önemi yalnızca doğu-batı ekseniyle sınırlı kalmadı. Tebriz'den Erzincan, Sivas ve Tokat üzerinden gelen mallar Amasya'dan geçerek Samsun ve Sinop gibi Karadeniz limanlarına da ulaşabiliyordu. Böylece şehir karayolu ile deniz yolu arasında bir aktarma noktası işlevi görüyordu. İran'dan gelen ipeğin bir bölümü bu güzergâh üzerinden Karadeniz'e inerek gemilere yükleniyor, oradan uzak pazarlara yol alıyordu. Samsun'dan Sinop'a ve Kırım'a uzanan deniz bağlantısı, Selçuklu döneminden beri Anadolu'yu kuzeydeki pazarlara bağlayan bir hattı. Amasya bu sayede hem iç Anadolu'nun hem de deniz ticaretinin nabzını tutan bir konuma sahipti.

Kuzey-güney yönündeki bu bağlantının önemi Osmanlı döneminde de sürdü. XVIII. yüzyılda Ergani madeninden çıkarılan bakır Tokat'taki kalhanede arıtıldıktan sonra bir bölümü kara yoluyla Samsun iskelesine, oradan da gemilerle İstanbul'a gönderiliyordu. Tokat yöresinde dokunan pamuklular ise Kırım'a, Güney Rusya'ya ve Kuzey Kafkasya'ya ihraç ediliyordu. Tokat ile Samsun arasındaki her yük taşıması Amasya'nın yakınından, çoğu zaman da içinden geçmek zorundaydı. Şehrin kalesinin Selçuklu çağından itibaren Samsun-Tokat yolunu denetlemesi, bu hattın askerî olduğu kadar ticarî bir öneme de sahip olmasından kaynaklanıyordu.

Yolun Güvenliği: Kale, Derbent ve Eşkıya

Kervan ticareti, yolların açık ve güvenli tutulmasına bağlıydı. Osmanlı ulaşım düzeninde kademeli bir güvenlik anlayışı hâkimdi. İlk kademede kervanlar ve ulaklar kendi güvenliklerini kendileri sağlıyordu. İkinci kademede yolcuların sığındığı kervansaraylar ve hanlar geliyor, üçüncü kademede ise önemli geçitlere kurulan derbentler yol güvenliğini tamamlıyordu. Derbentlerin çevresinde yaşayan halk, avarız vergilerinden muaf tutulmasına karşılık yolun bakımından ve güvenliğinden sorumluydu. Günde 30-40 kilometrelik yürüyüşe dayanan ulaşım düzeniyle uyumlu olarak kervansaray, derbent ve menzil gibi tesisler genellikle on iki saatlik yolu geçmeyen aralıklarla kurulmuş, devlet otoritesi bu noktalardaki kaleler aracılığıyla hissettirilmişti.

Amasya Kalesi bu düzenin bir parçasıydı. XVI. yüzyılın başlarında kalede bir dizdar, bir kethüda ve elli yedi nefer muhafız görev yapıyordu. Kalenin içinde kerpiçten evler vardı ve kale hizmetlileri bu evlerde otururdu. Her sabah ve akşam kaleden şehre doğru borazan ve davullar çalınırdı. XVIII. yüzyıldan itibaren kale önemini yitirerek harap olmaya başladı, ancak bu yüzyılda da yol güvenliği meselesi gündemden düşmedi.

Amasya şer'iyye sicilleri, yol kesen eşkıyanın kervan ticaretine ve yolculara verdiği zararı somut biçimde gösterir. Ümit Ekin'in derlediği kayıtlara göre merkezden gönderilen emirlerde baharın gelmesi ve "ağaçların yapraklanması" ile birlikte eşkıya faaliyetlerinin artacağına dikkat çekiliyordu. Ekim 1737'de Amasya'ya gönderilen bir fermanda, Sivas eyaletine bağlı kazalarda ortaya çıkan eşkıyanın yol kesip insan öldürdüğü ve halkı zor durumda bıraktığı bildirilmiş, gerekli tedbirleri araştırmak üzere Dergâh-ı Muallâ kapıcıbaşılarından Süleyman Bey mübaşir olarak görevlendirilmişti. Yaklaşık altı ay sonraki bir buyruldudan, Turhal'dan Amasya'ya giden mübaşirlerin yolda Vadi adlı bir köyde saldırıya uğradıkları anlaşılır. Eylül 1737 tarihli bir başka ferman ise neferatlıktan kaçarak eşkıyalığa başlayanların hapsedilmesini ve kalebend edilmesini emrediyordu.

Bu güvensizlik yalnız Amasya çevresine özgü değildi. İran'dan başlayıp İzmir'de son bulan ve Anadolu'yu baştan başa kateden kervan yolları, eşkıyanın en çok faaliyet gösterdiği alanlardı. 1736-1739 yılları arasında Batı Anadolu'da isyan eden Sarıbeyoğlu Mustafa, Tokat üzerinden İzmir'e gelen kervanları defalarca soymuş, yabancı tüccarların raporlarına göre ticaret tamamen durmuştu. İsyan ancak 30 Nisan 1739'da bastırılabildi. Tokat'tan geçen kervanların uğradığı bu saldırılar, yolun doğu ucundaki Amasya ve Tokat tüccarlarını da doğrudan etkiliyordu. Yol güvenliğinin bozulduğu dönemlerde tüccarlar daha uzun ve pahalı güzergâhlara yönelmek zorunda kalıyor, bu da mal fiyatlarına ve yol şehirlerinin gelirine yansıyordu.

Geçişin Getirdikleri

Bir ticaret yolunun üzerinde bulunmak bir şehre gümrük ve konaklama gelirinin yanında haberleri, fikirleri ve farklı kültürleri de getirirdi. Amasya çarşısında farklı diyarların tüccarları karşılaşır, uzak ülkelerin âdetleri ve malları şehrin hayatına karışırdı. Hanların avlularında konuşulan diller, satılan mallar ve anlatılan hikâyeler, Amasya'yı içine kapanık bir taşra şehri olmaktan çıkarıp dünyaya açık bir kavşak hâline getiriyordu. Şehrin XV ve XVI. yüzyıllarda bir şehzade sancağı olarak taşıdığı siyasî ağırlık da bu ticarî canlılıkla birbirini besledi. Şehzadelerin divanları, saray çevresinin tüketimi ve vakıf yapılarının inşası, yoldan gelen malların şehirde alıcı bulmasını kolaylaştırıyordu.

Kervan yolu, Amasya'ya yalnız mal ve para taşımadı. İpek dokumacılığı, boyacılık ve bunlara bağlı zanaatler, yolun getirdiği ham maddenin şehirde işlenmesiyle gelişti. Amasya'da bir boyahane ve bir şemhanenin bulunması, ipekli ve pamuklu kumaşların boyanıp işlenmesi için gerekli altyapının şehirde kurulduğunu gösterir. Bu zanaatler, uzun mesafe ticaretinin zayıfladığı dönemlerde de şehrin ekonomisini ayakta tutan bir birikim oluşturdu.

On Dokuzuncu Yüzyılda Amasya Ticareti

Bursa-Tebriz kervan yolunun eski önemi XIX. yüzyılda büyük ölçüde sona ermişti, ancak Amasya'nın ticarî hayatı sönmedi. Şehrin dokuma geleneği devam etti ve V. Cuinet XIX. yüzyılın sonlarında Amasya'da 2500'e yakın dokumacı bulunduğunu yazdı. 1863'te Mısır'dan getirilen pamuk tohumunun denenmesi için seçilen pilot bölgeler arasında Amasya da vardı. Ticarî canlılığın artması ve şehrin sahile oldukça yakın olması dikkate alınarak 1864'te her yıl 15 Aralık'ta başlayıp ayın sonuna kadar süren bir panayır kuruldu. Bu dönemde tahıl üretimi ve meyvecilik de şehrin iktisadî hayatında önemli bir yer tutuyordu.

1860'ların ortasında Amasya mutasarrıfı olarak görev yapan Ziya Paşa, şehir merkezinde ve kazalarda hükümet konakları, mektepler, saat kuleleri ve bir hapishanenin yanı sıra bir bedesten ve iş yerleri yaptırdı, şehir merkezinde yeni yollar açtırdı. Bu faaliyetler yerel hafızada "Amasya ıslahatı" adıyla anılır. Ziya Paşa 1865'te, kendisine karşı çıkarılan şikâyetler üzerine Canik mutasarrıflığına nakledildi. Eski bedestenin kubbesinin bu dönemdeki çalışmalar sırasında kaldırıldığı da kimi kaynaklarda belirtilir. Böylece kervan çağının ticaret yapıları, şehrin yeni ihtiyaçlarına göre dönüştürülmeye başlanmıştı.

XX. yüzyılda ulaşımın yönünü belirleyen etken demiryolu oldu. 1930'da yapılan demiryolu Amasya'yı doğal limanı olan Samsun'a bağladı. Bugünkü Amasya da iç Anadolu'yu Samsun limanına bağlayan yolların geçtiği bir yerde bulunmaktadır. Şehrin Karadeniz ile iç Anadolu arasındaki aracı rolü, kervanların yerini trenler ve kamyonlar aldığında da devam etti. Merzifon'un İstanbul ve Ankara'yı Samsun'a bağlayan karayolu üzerindeki konumu da bölgenin bu eski yol düzenini sürdürdüğünü gösterir.

Yolların Mirası

Amasya'nın Osmanlı ticaret yollarındaki yeri, şehrin iktisadî ve kültürel gelişiminin en önemli kaynaklarından biri oldu. Kervanların geçtiği eski yollar bugün büyük ölçüde değişmiş olsa da onların şehre kattığı canlılığın izleri bedestenin duvarlarında, çarşı bölgesinin sokak adlarında ve ipek dokumacılığıyla ilgili kayıtlarda yaşamaktadır. Şehrin Burmalı Minare Camii'nin bulunduğu sokağın bugün de Taşhan Sokağı adını taşıması, ticaret yapılarının kentin hafızasına ne kadar derin işlendiğinin küçük ama anlamlı bir örneğidir. Bir şehir üzerinden geçen zenginlikle de büyür ve Amasya bunun Anadolu'daki belirgin örneklerinden biridir.

Develerin geçtiği patikalar çoktan toprağa karışmış, kervansarayların çoğu yıkılmış ya da başka işlevler kazanmıştır. Buna karşın o yolların şehre kattığı ticaret kültürü, farklı insanlarla iş görme alışkanlığı ve dışa dönük yüz, Amasya'nın karakterine kalıcı olarak işledi. Bir yol şehri olmak Amasya'ya servetle birlikte farklı kültürleri anlama ve ağırlama alışkanlığı da kazandırdı. Bursa'dan Tebriz'e uzanan ipek yolunun Anadolu'daki halkalarından biri olan şehir, bugün de iç Anadolu ile Karadeniz arasındaki geçit rolünü sürdürmektedir.

Kronoloji

1304: Ceneviz, Tebriz'de şehbenderlik açar.

1472: Fâtih'in Tokat'ta mîzan uygulamasından rahatsız olan Uzun Hasan'ın kuvvetleri Tokat'ı yağmalar.

1483: Amasya Bedesteni Hüseyin Ağa tarafından yaptırılır.

1502: Şah İsmâil Tebriz'i Safevî başşehri yapar.

1514: Yavuz Sultan Selim Tebriz'e girer; ardından İran mallarına ambargo ve kervanlara müsadere uygulanır.

1554-1555: On ay içinde Amasya'da resmî olarak tartılan ipek 10.632 lodraya (yaklaşık 15 ton) ulaşır.

1578-1590: Tebriz'de en uzun süreli Osmanlı yönetimi.

1581: İran savaşı yüzünden ipek fiyatı 135-150 akçeye yükselir.

1615-1618: Osmanlı-Safevî savaşı; savaşın sonlarına doğru İzmir ipek ticaretinde Halep'e rakip olmaya başlar.

1626-1632: Tokat Taşhan inşa edilir.

1666-1679: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Merzifon'da Taşhan ve bedesteni içeren külliyesini yaptırır.

1668: Deprem Amasya Bedesteni'ne ağır hasar verir.

1728: Tebriz gümrük geliri 4.560.000 akçeye, ipek geliri 1.200.000 akçeye ulaşır.

1736-1739: Sarıbeyoğlu Mustafa isyanı; Tokat üzerinden İzmir'e giden kervanlar soyulur.

1737: Amasya'ya eşkıya ve yol güvenliğiyle ilgili fermanlar gönderilir.

1863: Amasya, Mısır pamuğu tohumunun denendiği pilot bölgeler arasına alınır.

1864: Amasya'da her yıl 15 Aralık'ta başlayan panayır kurulur.

1865: Ziya Paşa Amasya'dan Canik mutasarrıflığına nakledilir.

1930: Demiryolu Amasya'yı Samsun'a bağlar.

1971: Amasya Bedesteni Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

  • "Taşhan", Kültür Portalı, Tokat gezilecek yerler.

Diğer kaynaklar

  • "Amasya Bedesteni", Vikipedi (yardımcı kaynak).

Çevrimiçi kaynaklar