Amasya'da türbe, kentin mimarlık tarihinin en uzun soluklu türlerinden biridir. Danişmendli ve Selçuklu çağından Osmanlı'nın son yüzyılına kadar uzanan örnekler Yeşilırmak vadisine dağılmıştır; kimi kale eteğindeki eski mahallelerde, kimi Pirler Parkı'nın yamacında, kimi bir caminin ya da medresenin yanında durur. Bu yapıların her biri bir devlet adamının, bir âlimin, bir tarikat önderinin ya da sürgün edilmiş bir postnişinin mezarını örter ve yapıldığı dönemin taş işçiliği hakkında da belge niteliği taşır. Aşağıda kentteki başlıca türbeler, kimlerin yattığı ve yapıların tarihi kaynakların verdiği ölçüde, tartışmalı noktalar da belirtilerek anlatılmıştır.
Amasya'da Türbe Geleneği
Amasya, Anadolu'nun Türk yurdu hâline geldiği ilk yüzyıllardan beri önemli bir şehirdi. Danişmendliler, ardından Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Eretna ve Şadgeldi Paşa dönemleri, nihayet Osmanlılar kenti sırayla yönettiler ve her biri ölülerini kentin mezarlıklarına gömdü. XVI. yüzyılın başlarında şehirde dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam bulunduğu kaydedilir; Selçuklu dönemi eserlerinin çoğu ırmağın güney yakasında toplanmıştır. Bugün ayakta kalan türbeler arasında Halifet Gazi, Torumtay, Şadgeldi Paşa, Kadılar ve Sultan Mesud türbeleri Selçuklu ve beylikler çağını, Pirler, Hamdullah Efendi ve Şirvanlı İsmail türbeleri ise Osmanlı çağını temsil eder.
Anadolu'da türbe yalnızca bir mezar yapısı olarak düşünülmez. Ölenin hatırasını yaşatan, çoğu zaman bir vakıfla desteklenen ve ziyaretçi çeken bir yapıydı; medreseye, camiye ya da tekkeye bitişik kurulduğunda külliyenin bir parçası hâline gelirdi. Amasya'da bu birliktelik açıkça görülür: Halifet Gazi Türbesi medresesiyle, Cumudar Türbesi Burmalı Minare Camii ile, Torumtay Türbesi Gökmedrese ile aynı mahallede ve birbirine bakarak durur.
Halifet Gazi Medresesi ve Türbesi
Halk arasında Hilfet Gazi diye söylenen ad, aslında Halîfet Gazi'dir. Yapı topluluğu bugün Şamice Mahallesi'nde, Torumtay Sokağı üzerindedir. Halifet Gazi bir Danişmendli emiriydi; beylik ortadan kalkınca Selçukluların hizmetine girdi. I. İzzeddin Keykâvus 1215'te Sinop'u fethettiğinde onu Karadeniz sahil muhafaza komutanlığına atadı, I. Alâeddin Keykubad zamanında ise 1222'de Amasya valisi oldu. Keykubad'ın Mengücüklüler üzerine düzenlediği sefere katıldı, zaferin ardından Erzurum valiliğine getirildi ve 1232'de Gürcülere karşı yapılan seferde şehit düşerek Amasya'daki türbesine gömüldü. Adına bir tıp kitabı Farsçadan Türkçeye çevrilmiş (Hekim Bereket, Lübâbü'n-nühab) ve XIII. yüzyıl başında Anadolu'da yapılan sporlara dair bir eser de yazılmıştır.
Medresenin kitabesinden 606 (1209-10) yılında inşa edildiği anlaşılır; bânisi Halifet Gazi'nin 622 (1225) tarihli medrese vakfiyesi de günümüze ulaşmıştır. Güney duvarı ile doğu bölümü kısmen ayakta olan bina 1647 depreminden sonra zarar görmüş, yıkılan yerleri Müderris Hasan Efendi ahşaptan yaptırmıştır. 1888'de Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi yapıyı köklü biçimde onartmıştır. Taş ve tuğladan örülen medresenin güney bölümünde, altı taş üstü tuğla bir payeye oturan kemer başlangıcı görülür; eski fotoğraflarda üç payeye oturan çift kemer seçilmektedir. Doğudaki türbeye bitişik duvarın moloz dolgusu bugün de büyük ölçüde yerindedir ve inşaatta devşirme malzeme kullanıldığını gösterir. Dânişmendnâme yapıyı kiliseden medreseye çevrilmiş olarak anlatır; Albert-Louis Gabriel aynı kanaattedir, Metin Sözen ise kemerli bölümün eski bir Bizans yapısının cephesi olabileceğini düşünür. Tanju Cantay, kümbete doğru uzanan tonozlu mekânın üzerinde ikinci bir kat bulunduğuna ve bunun medreseyi iki katlı kıldığına dikkat çeker.
Medresenin doğusuna bitişik türbe kare kaideli, sekizgen gövdeli ve piramidal külâhlıdır; iki katlıdır. Çok harap olan ve bugün girilemeyen alt kat, Oluş Arık'a göre oval planlı, ortadaki iri dikdörtgen bir payenin taşıdığı basık bir tonozla örtülü bir mekân izlenimi verir. Cantay, aslında bir Roma lahdi olan sandukada mumyalanmış bir naaş bulunduğunu, bu yüzden kümbette ayrıca bir cenazelik bölümüne gerek olmadığını ve bu durumun kiliseye bağlı mahzenli bir memoriumun ya da mezar şapelinin varlığıyla açıklanabileceğini ileri sürer. Üst kata, merdivenleri yıkılmış olan güney cephesindeki basık kemerli kapıdan girilir. Üç sıra mukarnas kavsaralı, kademeli sivri taçkapı nişinin üzerinde ikiz kemerli bir pencere yer alır. Sekizgen gövde içeriden doğrudan duvarlara oturan basık bir kubbeyle örtülüdür.
İç mekânın ortasında doğu-batı yönünde yerleştirilmiş mermer bir lahit vardır. Köşeleri koçbaşlarıyla bağlı taçlara dayanan erosların ve kanatlı medusaların süslediği, üzerinde kıvrımlı elbiseli, uyuyan bir kadın tasviri bulunan ve kapağının köşelerinde birer akroter taşıyan bu lahit, Roma çağına ait bir kadın lahdidir. Halifet Gazi'nin mezarı üzerinde yer alan bu mermer, kentin Selçuklu çağında antik malzemeyi yeniden kullandığını gösteren somut bir örnektir. Doğu ve güney pencere çerçeveleri dendan dizisi, yıldız, rûmî ve palmetlerle, ayrıca yazı ve rozetlerle bezelidir; taçkapıda örgü, zikzak, altıgen geçme, altı ve sekiz kollu yıldızlar ile yarım yıldızlar, kıvrık dal, rûmî ve palmet motifleri görülür.
Türbenin tarihi konusunda yaygın görüş XIII. yüzyılın ilk çeyreğidir. TDV İslâm Ansiklopedisi maddesi ise bu görüşe itiraz edilebileceğini belirtir: türbenin medrese ile ilişkisi, kapının medresenin moloz dolgusu altında kalması ve iki yapının malzeme ile tekniği birlikte düşünüldüğünde türbe medreseyle çağdaş ya da ondan eski olabilir. Doğan Kuban yapının XII. yüzyılın ortalarında, Gabriel ve Oktay Aslanapa ise 540 (1145-46) yılında yaptırılmış olabileceği kanaatindedir. Yani adı XIII. yüzyıl valisine bağlanan türbenin ilk yapım tarihi tartışmalıdır; kitabesi bulunmadığı için kesin bir yıl verilemez.
Torumtay Türbesi ve Gökmedrese
Halifet Gazi Türbesi'nin birkaç adım ötesinde, Gökmedrese'nin tam karşısında Torumtay Türbesi yükselir. Amasya valisi Seyfeddin Torumtay'ın adını taşıyan türbe 1278'de, Torumtay'ın ölümü üzerine yaptırılmıştır. İçinde yalnızca vali değil, çocukları ve torunları da yatmaktadır. Torumtay'ın daha önce, 1266-1267 arasında yaptırdığı Gökmedrese Camii medrese ve mezar odasıyla kapalı bir külliyedir; adını sekizgen türbe kasnağındaki mavi sırlı tuğlalardan aldığı kabul edilir. Yalnızca kesme taştan inşa edilmiş olması, oranlarının olgunluğu ve süslemeleri bakımından Anadolu'da eyvan biçimli portalı olan sayılı camilerden biri sayılır.
Torumtay Türbesi, öbür Selçuklu türbelerinden hem planı hem de bezemesi bakımından ayrılır. Dikdörtgen planlı ve tonozla örtülü yapı iki katlıdır. Dış yüzey ağırlıklı olarak kesme taştır; moloz taşla örülen iç duvar ile tuğla tonoz sıva altında kalmıştır. Merdivenler ve duvarları destekleyen payandalar gövdede çıkıntılar oluşturur. Selçuklu türbelerinde süs genellikle kapı ve pencere çevresinde toplanırken burada bezeme yapının üst kısımlarındadır. Ön cephe olan güney cephesinin sağ ve sol üst köşelerinde yüksek kabartmalar bulunur ve bezeme programının tamamlanamadığı düşünülür. Aynı cephede mermer bir niş içinde süslü bir pencere yer alır; alışılanın tersine süslemesiz bırakılan nişin alınlığında dört satırlık yapım kitabesi, niş kemerinin üzerindeki kitabede ise Kur'an ayetleri vardır. Güney pencerenin üstündeki manzum onarım kitabesi, yapının 1891-1892'de onarım gördüğünü gösterir. Alt kattaki cenazelikte yer alan sandukalardan Torumtay'a ait olanın üzerinde celî hatla yazılmış Kur'an ayetleri bulunur. Türbe ile Gökmedrese Camii'nin restorasyonu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce yürütülmektedir.
Kadılar ve Şadgeldi Paşa Türbeleri
Halifet Gazi Türbesi'nin çevresi, bir türbeler mahallesi gibidir. Kadılar Türbesi, Gökmedrese Mahallesi'nde, Torumtay Sokağı'nın karşısında Halifet Gazi Türbesi'ne bakan bir konumdadır; batısında Halifet Gazi Mezarlığı, güneyinde Şadgeldi Paşa Türbesi bulunur. Kuzeydoğusuna bitişik olan Kadılar Çeşmesi de aynı yapı grubunun parçasıdır. Dikdörtgen planlı, eyvanlı ve tonozla örtülü türbenin banisi ve yapım tarihi, kitabesi olmadığı için kesin olarak bilinmez. Sandukalardaki en erken tarihler esas alınarak 1369-1375 arasında yapıldığı belirtilir; içinde Amasyalı bir kadı ailesinin yattığı, sandukalardan birinde geçen İmad adından ve bitişikteki çeşmenin banisi Mehmed bin İmad olmasından anlaşılır. Amasya tarihi yazarı Hüseyin Hüsameddin kabirlerin Kadı Pir Nizameddin Mahmud, Kadı Pir Şemseddin Mehmed, Kedağra (Vezirköprü) Kadısı Şemseddin Mehmed ve Konya Kadısı İzzeddin Mehmed Çelebi'ye ait olduğunu bildirir; İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise türbede kadı ailesine ait yedi mermer sanduka bulunduğunu yazar. Kadılar Türbesi, Amasya'daki eyvanlı iki türbeden biridir ve XIV. yüzyılın son çeyreğinin yalın, anıtsal olmayan türbe anlayışını yansıtır. 2007'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.
Şadgeldi Paşa Türbesi, Halifet Gazi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi'nin güneybatısındadır ve ona çok benzer. XIV. yüzyılda yapılmış, kesme taş duvarlı, dikdörtgen planlı ve tonozlu bir eyvan türbesidir. Adını taşıdığı Hacı Şadgeldi Paşa, Eretna Beyliği döneminde 1362'de Amasya emiri olan ve sonradan bağımsız bir beylik kuran kişidir. Böylece küçük bir alanda Selçuklu valisinin, beylikler dönemi emirinin ve bir kadı ailesinin türbeleri yan yana durur.
Burmalı Minare Camii, Cumudar Türbesi ve Mumyalar
Bakırcılar Çarşısı'nın arkasında yer alan Burmalı Minare Camii'nin kapısı üzerindeki kemer biçimli kitabe, caminin iki kardeş tarafından yaptırıldığını bildirir. Bunlardan Said Ferruh'un, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in vezirlerinden Necmeddin Ferruh Bey olduğu kabul edilir; kardeşi Haznedar Yusuf'tur. Kültür ve Turizm Müdürlüğü yapım tarihini kitabeye göre 1242 olarak verir, TDV İslâm Ansiklopedisi ise cami için 1237-1247 aralığını anar ve yapılış tarihinin kesin bilinmediğini ekler. Minare başlangıçta ahşaptı; 1590 depremi ve 1602 yangınında hasar gördü, 1730 yangınında tamamen yok oldu. Yerine, caminin sağlam taş yapısına uygun biçimde taştan bir minare yapıldı ve etrafını dolanan yivler yüzünden cami o tarihten sonra Burmalı Minare adıyla anıldı. Evliya Çelebi Seyahatname'de camiden Mahkeme Camii adıyla söz eder.
Giriş cephesinin sol köşesinde, camiye bitişik olarak yapılmış kare kaideli, sekizgen planlı, kesme taştan bir kümbet vardır. İki sıra kirpi saçağının üzerinde piramit bir çatı yükselir. Kümbette bina emini Ferruh Bey ile oğlu Yusuf Bey'in yattığı belirtilir. Yapının üst katı yakın zamana kadar kütüphane olarak kullanılmış, alt katında ise bugün Amasya Müzesi'nde bulunan mumyalar saklanmıştır. Anadolu'daki İlhanlı hâkimiyeti sırasında Amasya'da Anadolu nazırlığı yapan Şehzade Cumudar'ın mumyası burada bulunduğu için halk kümbete Cumudar Türbesi demiştir. Amasya Valiliği'nin listesi türbeyi Cumudar adına 1242'de yapılmış gibi gösterir; Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün anlatımı ise türbenin aslında Ferruh Bey ve oğluna ait olduğunu, Cumudar adının mumyanın burada saklanmasından geldiğini açıkça yazar. İlhanlı egemenliği Kösedağ Savaşı'ndan (1243) sonra başladığına göre bir İlhanlı nazırı için 1242'de türbe yapılmış olamaz; bu tarih camiye ve yapının ilk sahiplerine ait okunmalıdır.
Mumyalar ve Sultan Mesud Türbesi
Amasya Müzesi'nin bahçesindeki Sultan Mesud Türbesi, XII. yüzyıla ait olduğu bilinen, dikdörtgen planlı, eyvan tipli bir Selçuklu türbesidir. Kuzeye bakan ön cephesi kesme taştan, öbür kısımları moloz taştan örülmüş; üzeri beşik tonozla kapatılmıştır. Batı tarafından alt kattaki mumyalık bölümüne girilir. Türbe daha önce Mumyalar Müzesi olarak kullanılmıştır ve bugün İlhanlılar dönemine, XIV. yüzyıla ait mumyaları barındırır. Mumyalar Anadolu Nazırı Şehzade Cumudar'a, Amasya Emiri İşbuğa Noyan'a, İzzeddin Mehmed Pervane Bey'e, eşine ve çocuklarına aittir; Burmalı Minare Camii ve Fethiye Camii türbelerinden getirilmişlerdir. Müze yetkilileri sayıyı sekiz kişi olarak verir (dördü çocuk), müzenin kayıtlarından derlenen başka bir anlatım ise altı mumyadan söz eder; sayıdaki bu farkın nedeni kaynaklarda açıklanmamıştır. Mumyalar, iç organları çıkarılmadan mumyalanmış ilk Müslüman Türk mumyaları olmaları bakımından da ayrıca anılır.
Pirler Türbesi
Amasya'nın manevî hayatında Pirler semtinin yeri ayrıdır. Pirler Parkı içinde, Çilehane Camii'nin güneyinde bulunan Pir Sücaeddin İlyas Türbesi, halk arasında Yukarı Pirler Türbesi olarak da bilinir. Türbede Pir İlyas'ın yanında damadı Pir Celaleddin Abdurrahman, torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi ve ailelerinin mezarları bulunur; üç pirin kabri burada olduğu için yere Pirler denmiştir. Halvetiliğin Anadolu'da yayılmasında rol oynayan Pir İlyas, Amasya müftüsüydü; Timur'un Amasya'ya yönelen heyetiyle yaptığı imtihan anlatısı, Şirvan'a gönderilmesi ve orada Sadreddin Hayyâvî'nin müridi olması yerel anlatının değişmeyen çekirdeğidir. Hayatına ve ölüm tarihine (kaynaklarda 1410, 1429 ve 1433-34 olarak geçer) ilişkin ayrıntılar sitedeki ayrı biyografide ele alınmıştır.
Türbenin yapım tarihi konusunda iki bilgi vardır. Amasya Valiliği ile Kültür ve Turizm Müdürlüğü, türbeyi 1486'da Gümüşlüzâde Ahmed Bey'in yaptırdığını yazar. Amasya'dan derlenen yerel bir metinde ise kapı üstündeki kitabenin 887 yılını (1482-83) verdiği, yapıyı II. Bayezid'in yaptırdığı ve Merzifon'daki Kara Mağara köyünün gelirinin türbeye vakfedildiği belirtilir. Aktarılan kitabe metni, ölenin "Gümüşlüoğlu diye bilinen Şeyh Şücaeddin Pir İlyas" olduğunu söyler. İki bilgi arasındaki fark çözülmüş değildir. Yapı 1688'de Gümüşlüzâde İbrahim Paşa tarafından yenilenmiş, 1895 depreminde yıkılmış, sonradan yeniden yapılarak bugünkü hâlini almıştır. Giriş kapısı üzerinde türbenin özgün yapım kitabesi ile II. Abdülhamid dönemi onarım kitabesi bulunur.
Enine dikdörtgen planlı türbenin iç mekânı, kuzey ve güney duvarlardaki payandalara dayanan iki sivri kemerle üç bölüme ayrılmış, her bölüm kubbeyle örtülmüştür. Batıdaki bölümde kıble duvarına açılmış bir mihrap vardır ve mescit olarak kullanılır. Yapıda düzgün kesme taş kullanılmış, cepheler yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Evliya Çelebi Amasya'ya geldiğinde şeyhin kabrini ziyaret etmiş, yüzlerce başı ve ayağı açık âşıkları, yani dervişleri bulunduğunu, vakıfları çok olduğu için gelip geçene nimetin bol olduğunu yazmış ve mezarın duvarındaki bir kâğıtta yazılı beyitleri de aktarmıştır. Türbenin bulunduğu yerde bir zamanlar çok sayıda önemli zatın mezarının yer aldığı bir kabristan vardı; yerel araştırmacılara göre mezarlar 1938'de dönemin valisi Talat İncel tarafından kaldırılarak alan park hâline getirilmiştir.
Hamdullah Efendi Türbesi
Pirler Parkı'nın güneybatı ucundaki Hamdullah Efendi Türbesi, 1847'de yapılmıştır. Kare planlı ve tek kubbeli yapıda kubbeye geçiş tromplarla sağlanır; kubbe oluklu kiremitle kaplıdır. Duvarlar moloz taştır, cephe sıvalıdır, kapı ve pencere söveleri düzgün kesme taştandır. Kuzey-güney doğrultusunda yapılmış türbenin inşa kitabesi giriş kapısının üzerindedir; beş dizelik kitabe talik hatla yazılmış olup 1263 (1847) tarihini taşır. İç mekânda duvarlar ve kubbe içi boş yer kalmayacak biçimde süslenmiştir.
Türbenin sahibi konusunda bir yanlış anlaşılma sık görülür. Resmî tanıtım metinlerinden birinde ad, Osmanlı hat ekolünün kurucusu olarak anılan hattatla özdeşleştirilir. Oysa o hattat, Amasya şehzade sarayında yetişen ve 1520'de ölen Şeyh Hamdullah'tır. Pirler'deki türbe ise Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nın 23. postnişini Hamdullah Çelebi'ye aittir. Hamdullah Çelebi, 1824'te Feyzullah Çelebi'nin ölümü üzerine postnişin olmuştu. II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmasının ardından Bektaşîlik 1826'da yasaklandı; birçok tekke yıkıldı ya da kapatıldı, bazı babalar idam edildi ya da sürgüne gönderildi. Hamdullah Çelebi önce Kırşehir'de yargılandı, idam kararından vazgeçilince Amasya'ya sürgün edildi (sürgün fermanı 1827 olarak anılır); merkez dergâhla ilişkisi kesildi, vakıf gelirlerine el konuldu. Yerine Nakşibendî şeyhi Mehmed Said Efendi atandı.
Sürgün yıllarında Amasya'da halk arasında dinî sohbetler yaptığı ve şiirler yazdığı anlatılır. O zamana kadar "Hamdullah" mahlasını kullanan şair, sürgünden sonra memleketine ve dergâhına duyduğu özlemi yansıtan "Hasretî" mahlasını benimsedi. Yaklaşık yedi yıl sonra gönderdiği bir arzuhalde iftira yüzünden sürgün edildiğini yazdı, vakıf gelirlerinden yararlanamadığı için yoksulluğa düştüğünü bildirdi. 1840'ta affedildi ve Hacıbektaş'a gitmesine izin verildi, ama Kırşehir'e dönmedi, Amasya'da kaldı. Alevî-Bektaşî geleneğinde ölümü 1836 olarak geçer; ancak 1840 tarihli arşiv belgesi bu yılın doğru olamayacağını gösterdiği için araştırmacılar 1846'yı kabul eder. Pirler mevkiine gömüldü ve 1847'de Amasya Alevileri mezarının üzerine türbeyi yaptırdı. Halk anlatısına göre Hamdullah Çelebi "öldüğümde türbemi yapın, yaptırmazsanız Amasya'yı sel alır" demişti; vali ve halk bunu önemsemeyince büyük bir sel geldi ve türbe bunun ardından yapıldı. Türbe bugün hem Alevîler hem Sünnîler tarafından ziyaret edilmektedir.
Şirvanlı İsmail Türbesi
Şamlar Mahallesi'nde, eğimli bir arazide geniş bir terasın üzerinde bulunan Şirvanlı İsmail Türbesi, Osmanlı sadrazamı Şirvanizade Mehmed Rüştü Paşa'nın babası için 1870'de yaptırdığı yapıdır (bir kaynak 1869 tarihini verir). Türbede Rüştü Paşa'nın kardeşi İstanbul Kadısı Seyyid Ahmed Hulusi Siraceddin de yatmaktadır. Tuğla ve taştan yapılan türbe, kubbeyle örtülü iki kare mekândan oluşur; batıdaki bölüm doğudakinden büyüktür. Köşelerde kesme taş kullanılmış, sekizgen kubbe kasnağında kuşevleri bulunur. Duvarlarda moloz taş ile tuğla bir arada kullanılmıştır ve yuvarlak taş kemerli pencereler iç mekânı aydınlatır. Bahçeyi çevreleyen duvarın doğu tarafındaki ahşap seyir sofalarından şehir görülür; türbenin kuzeyindeki iki katlı konak ve ona bitişik sekizgen ahşap yapı bugün Kur'an kursu olarak kullanılır.
Gömülü olan İsmail Siraceddin, Şirvan Hanlığı'nın Kürdemir köyünde doğmuş, Nakşibendî-Halidî tarikatının Kafkasya'da yayılmasında etkili olmuş bir âlim ve şeyhtir; oğlu bu yüzden Şirvanizade lakabıyla anılır. Ahıska'nın 1828-1829 savaşından sonra Rusya'ya bırakılması üzerine Amasya'ya göç etmiş, bir süre Sivas'ta yaşamış, 1841'de Amasya'ya dönmüş ve 1848'de veba salgınında ölerek Şamlar'daki mezarlığa gömülmüştür. Oğlu Mehmed Rüştü Paşa eğitimine Amasya'da başlamış, 1850'de İstanbul'a geçmiş, Evkaf, Maliye ve Dahiliye nazırlıklarında bulunmuştur. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa onu görevden alıp Amasya'ya sürmüş, Mithat Paşa sadrazam olunca affedilmiştir. Rüştü Paşa 15 Nisan 1873'ten 15 Şubat 1874'e kadar, yaklaşık on ay sadrazamlık yaptı; ardından Hicaz valisi olarak gittiği Taif'te 23 Eylül 1874'te karahumma yüzünden öldü ve orada gömüldü. Babasının mezarı üzerine kurduğu bu yapı, Amasya'dan İstanbul'un en üst kademesine ulaşan bir ailenin kentte bıraktığı izdir.
Şehzadeler Şehrinde Şehzade Mezarları
Amasya'nın şehzade sancağı olarak oynadığı rol göz önüne alındığında, kentte bir Şehzadeler Türbesi aranması doğaldır. Ancak Amasya Valiliği'nin türbeler listesinde bu adı taşıyan bir yapı yoktur; şehzadelerin hatırası kentte türbelerden çok müzeyle, sarayla ve külliyelerle yaşatılır. Amasya'da yetişen ve vali olan şehzadelerin çoğu başka yerlerde gömülmüştür. Örneğin II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed, Amasya valisi olmuş, 1513'te Bursa'da ölmüş ve Muradiye Külliyesi'ndeki türbede yatmaktadır; annesi Bülbül Hatun da orada gömülüdür. Buna karşılık I. Selim'in Amasya'da öldürttüğü Şehzade Osman'ın (1513) kentteki Sultan Bayezid Camii'nde gömülü olduğu kaydedilir. Şehzade anılarının Amasya'da türbeden çok başka biçimlerde sürmesi, kentin bu yönünün ayrı bir konusudur ve sitedeki Şehzadeler Şehri yazısında anlatılır.
Türbenin Toplumsal Anlamı
Osmanlı kültüründe türbe yalnızca bir mezar sayılmazdı; ölünün hatırasını yaşatan bir anıt olmanın yanında, yaşayanlar için bir ziyaret ve dua yeriydi. İnsanlar türbeleri ziyaret eder, dilek tutar, medfun şahsiyetin manevî varlığından huzur beklerdi. Bu yüzden türbeler kentin gündelik hayatına karışmıştı: Pirler'deki türbelerin çevresinde tekkeler ve imaretler vardı, Halifet Gazi'nin medresesi vakıfla yaşatılıyordu, Hamdullah Efendi'nin türbesi bugün de Alevîlerle Sünnîlerin birlikte ziyaret ettiği bir yerdir. Yapıların mimarisi de bu toplumsal rolü yansıtır: Selçuklu eyvanlı türbeleri Kadılar ve Şadgeldi'de sadeleşir, Osmanlı çağında Pirler gibi mescitle birleşen kubbeli yapılar öne çıkar, XIX. yüzyılda Hamdullah Efendi ve Şirvanlı İsmail türbelerinde kare planlı, kubbeli düzen sürer.
Kronoloji
1145-46: Gabriel ve Aslanapa'ya göre Halifet Gazi Türbesi'nin olası yapım tarihi (tartışmalı).
1209-10 (606): Halifet Gazi Medresesi'nin kitabeye göre yapım tarihi.
1222: Halifet Gazi'nin Amasya valiliğine atanması.
1225 (622): Halifet Gazi Medresesi vakfiyesi.
1232: Halifet Gazi'nin Gürcülere karşı seferde şehit düşmesi.
1237-1247 (kitabeye göre 1242): Burmalı Minare Camii ve bitişik kümbetin yapımı.
1266-1267: Gökmedrese Camii'nin yapımı.
1278: Torumtay Türbesi'nin yapımı.
1369-1375: Kadılar Türbesi'nin tahmini yapım tarihi.
1482 veya 1486: Pir Sücaeddin İlyas Türbesi'nin yapımı (kaynaklarda iki farklı tarih).
1647: Halifet Gazi Medresesi'nin depremden sonra onarımı.
1688: Pirler Türbesi'nin Gümüşlüzâde İbrahim Paşa tarafından yenilenmesi.
1730: Burmalı Minare'nin yangında yok olması ve taştan yeniden yapılması.
1826-1827: Bektaşîliğin yasaklanması ve Hamdullah Çelebi'nin Amasya'ya sürgünü.
1847: Hamdullah Efendi Türbesi'nin yapımı.
1870: Şirvanlı İsmail Türbesi'nin yapımı.
1888: Halifet Gazi Medresesi'nin müftü Hacı Osman Hilmi Efendi tarafından onarımı.
1891-1892: Torumtay Türbesi'nin onarımı.
1895: Pirler Türbesi'nin depremde yıkılması.
Kaynakça
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Türbeler" (Halifet Gazi, Cumudar, Torumtay, Hamdullah Efendi, Pir Sücaeddin İlyas ve Şirvanlı İsmail türbeleri). amasya.gov.tr
- Kültür Portalı, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü: Torumtay Türbesi, Burmalı Minare Camii ve Cumudar Türbesi, Pir Sücaeddin İlyas Türbesi, Hamdullah Efendi Türbesi, Şirvanlı İsmail Türbesi, Şadgeldi Türbesi, Sultan Mesut Türbesi. kulturportali.gov.tr
Kitaplar
- Fahri Maden, Bektaşî Tekkelerinin Kapatılması (1826) ve Bektaşîliğin Yasaklı Yılları, Ankara: TTK, 2013 (Yolpedia'daki "Bektaşi Tekkelerinin Kapatılması ve Hamdullah Efendi" yazısı aracılığıyla). yolpedia.eu
Diğer kaynaklar
- Aynur Durukan, "Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 30-31. islamansiklopedisi.org.tr
- Selim Özcan, "Kadılar Türbesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019. turkiyeturizmansiklopedisi.com
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- Amasya Arkeoloji ve Mumya Müzesi, Burmalı Minare Camii, Şirvanizade Mehmed Rüşdi Paşa ve İsmail Siraceddin Şirvani maddeleri (Vikipedi).









