Merzifon çarşısının ortasında, Gazi Mahbup Mahallesi'nin eğimli arazisi üzerinde sarımtırak kesme taştan bir yapılar topluluğu yükselir. Bu yapılar, XVII. yüzyılın en güçlü devlet adamlarından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın doğduğu topraklara bıraktığı külliyenin parçalarıdır. Cami, kütüphane, sıbyan mektebi, taşhan, bedesten, dükkân sıraları ve iki hamamdan oluşan bu topluluk, tek bir binadan çok bir sadrazamın memleketine kurduğu küçük bir hayır şehri gibidir. Külliyeye su yolları, çeşmeler ve bütün kasabayı kapsayan bir kanalizasyon şebekesi de eşlik ediyordu. Bugün Merzifon'un merkezinde dolaşan biri, farkında olmasa da üç buçuk asır önce bu vakfın çizdiği düzenin içinde yürür.

Külliye, Osmanlı vakıf geleneğinin bir taşra kasabasını nasıl baştan şekillendirebildiğini gösteren örneklerin başında gelir. İbadet, eğitim, ticaret ve temizlik ihtiyaçlarını karşılayan kurumlar aynı vakfın gelirine bağlanmış, ticari yapıların kirası da dinî ve ilmî yapıların masrafını karşılamıştır. Bu yüzden külliyeyi anlamak için hem onu yaptıran adamın hayatına hem de XVII. yüzyıl Merzifon'unun ticari hayatına bakmak gerekir.

Banisi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

Kara Mustafa Paşa, 1044 (1634-35) yılında Merzifon'un Marınca ya da Narince adıyla bilinen köyünde doğdu; bu köy bugün onun adını taşır ve Karamustafapaşa diye anılır. Babası Oruç Bey adında bir tımarlı sipahiydi. Oruç Bey, IV. Murad'ın Bağdat kuşatması sırasında şehit düşünce dört yaşındaki Mustafa yetim kaldı ve babasının dostu olan, o sırada Amasya sancakbeyi bulunan Köprülü Mehmed Bey'in himayesine girdi. Köprülü'nün oğullarıyla, özellikle ileride sadrazam olacak Fâzıl Ahmed Paşa ile birlikte iyi bir medrese tahsili gördü. Başka bir rivayete göre ise Derviş adında bir sipahinin oğluydu, 1036 (1626-27) yılında doğmuş ve on sekiz yaşında Köprülü'nün yanına girmişti. Annesinin adının Abide Hatun olduğu, vakfiyesinden ve köyünde annesi adına yaptırdığı caminin kitabesinden anlaşılır.

Köprülü Mehmed Paşa'nın kızıyla evlenerek bu güçlü ailenin damadı oldu; kimi araştırmacılar eşinin adını Saliha Hanım olarak verir. Kayınpederinin sadrazamlığı sırasında önce silahdarlığını, ardından telhisçiliğini yaptı. 1658'de mîrâhûr-ı sânîliğe, iki yıl sonra Silistre beylerbeyiliğine getirildi, ardından vezirlik rütbesiyle Diyarbekir beylerbeyi oldu. 1661-1666 arasında kaptanıderyalık yaptı ve Fâzıl Ahmed Paşa'nın Uyvar ile Girit seferlerinde İstanbul'da sadaret kaymakamlığını yürüttü. Kamaniçe seferine katıldı, 1672'de Lehistan ile yapılan Bucaş Antlaşması görüşmelerini idare etti. Fâzıl Ahmed Paşa'nın ölümü üzerine 5 Kasım 1676'da sadrazamlığa getirildi.

Sadrazamlığı sırasında 1678'de Çehrin Kalesi'ni ele geçirdi; asıl dönüm noktası ise 1683'teki Viyana Kuşatması oldu. Kuşatmanın 12 Eylül 1683'te bozgunla sonuçlanması üzerine saraydaki rakiplerinin de etkisiyle IV. Mehmed onun katline ferman çıkardı ve Kara Mustafa Paşa 25 Aralık 1683'te Belgrad'da idam edildi. Çağdaş kaynaklar onu zeki, vakur, cesur ve yetenekli bir asker, buna karşılık mağrur, inatçı ve şöhrete düşkün bir adam olarak anlatır. Ölümünden sonra "Maktul" sıfatıyla da anıldı. İstanbul Çarşıkapı'da başlattığı külliyeyi oğlu Ali Paşa tamamladı.

Paşa'nın imar faaliyeti İstanbul ile sınırlı kalmadı. Vakfiye kayıtlarına göre İstanbul'un yanı sıra Kayseri, Edirne, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir, Halep ve Cidde'de de vakıf yapıları vardı; Kayseri'nin İncesu kasabasında cami, medrese, kütüphane, hamam ve kervansaraydan oluşan bir külliye daha yaptırmıştı. Sanat tarihçisi Sultan Murat Topçu, Viyana bozgunu ve ardından gelen idam yaşanmasaydı Kara Mustafa Paşa'nın Osmanlı döneminin en çok yapı yaptıran banileri arasında ilk sırada yer alabileceğini düşünür. Bu geniş ağ içinde Merzifon, Paşa'nın memleketi olarak ayrı bir yerde durur.

XVII. Yüzyılda Merzifon

Merzifon, Anadolu'yu kat eden Osmanlı yol ağında orta kol ile sol kolun ayrıldığı noktada bulunuyordu. Bu konumu kasabaya erken dönemden itibaren canlı bir ticari hayat kazandırmış, Çelebi Mehmed ve Fatih Sultan Mehmed başta olmak üzere hem sultanlar hem de üst düzey devlet adamları burada yapı yaptırmıştı. Çelebi Sultan Medresesi, Çifte Hamam ve Eski Hamam gibi XV. yüzyıl yapıları, Kara Mustafa Paşa'nın vakfının yerleşeceği çarşı bölgesinin çevresini çoktan belirlemişti.

Evliya Çelebi 1640'ların sonunda Merzifon'a uğradığında kasabanın ticaretinin gelişmiş olduğunu kaydeder. Özellikle Kırım ile kurulan ticari bağlara, boyacı dükkânlarının çokluğuna ve debbağhanelerde üretilen sarı sahtiyana dikkat çeker; Çelebi Mehmed Hamamı ile Çifte Hamam'da keçe imal edildiğinden söz eder. Kara Mustafa Paşa'nın külliyesi, işte bu ticari potansiyeli hem kullanan hem de büyüten bir yatırım olarak düşünülmelidir. Topçu'nun belirttiği gibi, Paşa'nın Merzifon'daki yapılarında sosyal işlevli binalardan çok ticari yapıların ağır basması, vakfın kasabanın ekonomik canlılığından gelir sağlamayı amaçladığını gösterir.

Külliyenin Kuruluşu ve Tarihi

Külliyenin tarihini en açık biçimde iki kitabe verir. Caminin cümle kapısı üzerindeki iki satırlık Arapça sülüs kitabeye göre inşaata 1077 (1666-67) yılında başlanmış, Paşa Hamamı'nın kapısı üzerindeki yine iki satırlık Arapça sülüs kitabeye göre ise yapı topluluğu 1090 (1679) yılında tamamlanmıştır. Kitabesi bulunmayan öteki yapıların bu iki tarih arasında, yaklaşık on üç yıla yayılan bir süre içinde inşa edildiği anlaşılır. Külliyenin yapımına Kara Mustafa Paşa üçüncü vezir olduğu yıllarda girişmiş, işler büyük ölçüde onun sadrazamlığı sırasında tamamlanmıştır. Yapıların mimarı bilinmemektedir.

Arşiv belgeleri bu genel tabloyu bazı noktalarda öne çeker. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki bir belgeye göre Paşa, bugün bedestenin bulunduğu arsayı üzerindeki dükkânlarla birlikte 1075 (1664) yılında satın almış ve bedesteni ile çevresindeki dükkânları bu arsa üzerinde yaptırmıştır. Topçu bu belgeden hareketle bedestenin 1664'te inşa edildiğini kabul eder; başka araştırmacılar ise bedestenin de caminin kitabesindeki 1666-67 tarihinde yapıldığını düşünür. Taşhanın 1082 (1671) yılından önce bitmiş olduğu da aynı arşivdeki bir hüccetten anlaşılır. Kısacası külliye tek bir hamlede kurulmuş bir yapı topluluğu olmaktan çok, on beş yıla yayılan planlı bir imar faaliyetinin ürünüdür.

Külliyenin çekirdeği kasabanın merkezindeki Gazi Mahbub Mahallesi'nde kurulmuştur. Arazi eğimli olduğu için caminin doğusuna kuzey-güney doğrultusunda oldukça yüksek bir istinat duvarı çekilmiş, böylece bir teras oluşturulmuş ve cami avlusuyla birlikte bu terasın üzerine oturtulmuştur. Taşhan ve bedesten ise terasın aşağısındaki düzlükte yer alır. Yapıları çepeçevre kuşatan bir çevre duvarı yoktur, ancak binaların birbirine yakınlığı açık bir külliye bütünlüğü meydana getirir. Yapıların dış cephelerine karşılıklı yerleştirilen dükkânlar, aralarında üzeri açık bir arasta oluşturur. Topçu, cami, bedesten ve hanın iki Osmanlı sultanının yaptırdığı yapıların tam ortasına yerleştirildiğini ve sonraki dönemlerde Merzifon'un ana fiziki yapısını belirlediğini vurgular.

Külliyenin bütün yapılarında aynı malzeme kullanılmıştır. Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'da yaptırdığı bütün eserlerde görülen sarımtırak renkli kesme taş, kasabanın merkezine kendine özgü bir renk kazandırmıştır. Taşhan ve bedestende alt seviyelerde tamamen kesme taş, üst seviyelerde ise bir sıra kesme taş ile üç sıra tuğlanın dönüşümlü kullanıldığı almaşık bir örgü tercih edilmiştir.

Vakfiyeler ve Vakfın Kapsamı

Külliyeye ait, ikisi de asıl defterden istinsah edilmiş iki vakfiye bilinmektedir. Bunlardan ilki 23 Safer 1089 (16 Nisan 1678) tarihlidir ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde 641 numaralı vakfiye defterinde bulunur. İkincisi Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi'nde, Kayseri tahrir defterleri arasında 136 numarada kayıtlıdır. Vakfiyede Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon dışında İstanbul, Kayseri, Edirne, Kamaniçe, Çorum, Tokat, İzmir, Halep ve Cidde'de yaptırdığı vakıf binaları da sayılır.

Vakfiyenin ayrıntıları, bir Osmanlı vakfının nasıl işlediğine dair zengin bilgiler içerir. Görevlilerin listesi, bu görevlilerde aranacak nitelikler ve alacakları ücretler, Paşa'nın soyundan gelenlere ve mütevellilere ödenecek paralar, külliyenin fiziki durumu, talebelerin eğitimi ve kütüphanede bulundurulacak kitapların listesi tek tek yazılmıştır. Vakfiyede Paşa'nın annesi Abide Hatun'un Narince köyünde yaptırdığı mescidin imamına günde dört akçe verilmesi de şart koşulmuştur. Abdülbaki Yeşil'in tespitine göre vakfiyedeki fiziki tanımlar, bugün ortadan kalkmış yapıları ve dükkânları izlemeye de imkân verir.

Vakfiyedeki tanımlara göre cami çevresinde kırk dükkân bulunması gerekirken bugün yirmi sekiz dükkân ayaktadır; on iki dükkân zamanla ortadan kalkmıştır ve bazılarının tonoz izleri hâlâ seçilebilir. Caminin batısından geçen yol açılırken buradaki dükkânlar yol seviyesinin altında kalmış, içleri toprakla doldurulmuştur. Taşhanın çevresi için ise vakfiye, hanın dışında otuz beş dükkân, bir tahmis yani kahve dükkânı ve iki ekmekçi fırını kaydeder.

Kara Mustafa Paşa Camii

Külliyeye ve çevresine hâkim bir konumda yükselen cami, halk arasında "Paşa Camii" ve kasabanın en büyük camisi olduğu için "Cami-i Kebir" diye de anılır. Harime açılan basık kemerli kapının üzerindeki iki satırlık mermer kitabe, caminin Sultan İbrahim oğlu Sultan Mehmed Han, yani IV. Mehmed zamanında, hayır sahibi yüce vezir Merzifonlu Mustafa Paşa'nın emriyle 1077 yılında yapıldığını bildirir. Kitabede banisinin "el-Merzifonî" nisbesiyle anılması dikkat çekicidir. Topçu'ya göre Paşa, kitabelerinde memleketine atıf yaparak buraya gelen yabancılara Merzifonlu olduğunu ve memleketine yaptığı hayırlarla anılmak istediğini göstermiştir.

Caminin planı, tek kubbeli bir harimin kuzeye doğru üç birimle genişletildiği dikdörtgen bir şema gösterir. Güneydeki kare mekânın üzeri 14 metre çapında bir kubbeyle örtülüdür; bu kubbe sekizgen bir kasnağa oturur ve kasnağın köşelerine yine sekizgen ağırlık kuleleri yerleştirilmiştir. Kuzeye doğru eklenen bölüm iki ayağın taşıdığı sivri kemerlerle üç birime ayrılmış, orta birim kubbeyle, yan birimler aynalı tonozlarla kapatılmıştır. Topçu bu planı, Osmanlı cami mimarisinde sık görülen tek mekânlı plan tipinin geliştirilmiş bir örneği sayar ve harimin kuzeye doğru genişletilmesini İznik Yeşil Cami'deki düzenin bir tekrarı olarak değerlendirir. Paşa'nın İstanbul ve İncesu'daki camileri tek mekânlıdır; Merzifon'daki genişlemenin cemaatin kalabalığıyla ilgili olması muhtemeldir.

Dış duvarlar baştan başa düzgün kesme taştan örülmüştür. Harim, kubbe kasnağının her yüzündeki ikişer küçük pencere ile beden duvarlarında altta ve üstte sıralanan pencerelerden ışık alır. Tek şerefeli minare, ana mekânın son cemaat yeriyle birleştiği kuzeybatı köşesinde yükselir. Tamamen kesme taştan yapılmış silindirik gövdeli minarenin şerefeden yukarısı, 1975'te Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün onarımında yenilenmiştir. Caminin önünde XIX. yüzyıl özellikleri gösteren üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunur. Buraya avludan beş basamakla çıkılır; ortadaki bölüm kubbeyle, yanlar düz ahşap tavanla örtülüdür ve orta kubbenin içi çarkıfelek biçimli kalem işleriyle bezenmiştir.

Caminin iç düzeni yakın dönemde ağır değişikliklere uğramıştır. Özgün mihrap, minber, duvara gömülü vaaz kürsüsü ve kuzey duvarındaki müezzin mahfili yekpare taş bloklardan yapılmıştı ve kaba bir işçilik gösteriyordu. 1997 Ağustos'undan önce cami derneğinin yaptırdığı bilinçsiz bir tamirde mihrap alçıyla sıvanmış, taş minber sökülerek yerine ahşap bir minber konmuş, mükebbire kaldırılmış ve buradaki pencere büyütülmüştür. XIX. yüzyıl onarımından kalan ahşap mahfil de sökülüp yenilenmiştir. Kubbede, kapı ve pencerelerin üstünde ve vaaz kürsüsü çevresinde 1842 ve 1875 tarihlerini veren kalem işleri bulunuyordu; bunlar aynı tamirde tahrip edilmiş, üzerlerine alçı çekilerek özgünüyle ilgisi olmayan yeni desenler yapılmıştır. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan cami, sonraki yıllarda yeniden onarılarak 2005 Eylül'ünde tekrar ibadete açılmıştır.

Avlu ve Kapılar

Caminin kuzeyinde, çevre duvarıyla kuşatılmış geniş bir avlu yer alır. Avluya doğu, batı ve kuzeyden basık kemerli kapılarla girilir. Han ve bedesten tarafından gelenler, dokuz basamaklı ve üzeri beşik tonozla örtülü bir kapıdan avluya çıkar. Taşhan tarafındaki giriş, üzerinde küçük bir odacık bulunan derin kemerli yapısıyla ayrıca dikkat çeker; kemeri renkli taşlardan örülmüştür. Avlunun kuzeydoğusunda iki hela bulunur. Avluda gövde çapları yaklaşık üç metreyi bulan iki yaşlı çınar, yapının yaşına eşlik eden anıt ağaçlardır.

Şadırvan ve Zileli Emin'in Resimleri

Avlunun ortasında, zeminden iki basamakla yükseltilmiş şadırvan yer alır. Havuzu on altıgen planlı ve mermer kaplıdır, ortasında sekizgen mermer kaplamalı bir fıskiye bulunur. Havuz dışındaki bölümler XIX. yüzyılda tamamen yenilenmiştir. Üst yapı sekiz ahşap direğe oturur; içten bağdadi tekniğinde bir kubbe, dıştan sivri piramidal bakır bir külahla örtülüdür. Muvakkithanesiyle birlikte avlu, caminin cemaatinin abdest aldığı ve namaz vakitlerinin takip edildiği bir toplanma yeri olarak kullanılmıştır.

Şadırvanı Anadolu'daki benzerlerinden ayıran, kubbesinin içindeki resimlerdir. Bu kalem işi süslemeler, aralarına düşülen isim ve tarihten anlaşıldığı üzere Zileli Emin Usta tarafından 1292 (1875) yılında yapılmıştır. Aynı ustanın cami içindeki süslemelerde ve Amasya ile Tokat yöresindeki birçok yapıda çalıştığı bilinir. Resimlerde İstanbul ve Anadolu'dan manzaralar canlı bir hayal gücüyle ve ustalıkla işlenmiştir; bunlar geç dönem Türk resim sanatının nadir örnekleri arasında sayılır. Baha Tanman, 1993'te yayımladığı ayrıntılı incelemesinde Zileli Emin'in bu kubbede yarattığı "Osmanlı dünyası"nı ve bu dünyaya yansıyan kişiliğini ele almış, Rüçhan Arık da Batılılaşma dönemi Anadolu tasvir sanatı üzerine çalışmasında bu resimlere geniş yer vermiştir.

Kubbede üç ayrı yerin resmedildiğine inanılır. Bunların ilki İstanbul'dur. Resim dikkatle incelendiğinde Galata ve Beyazıt kuleleri arasındaki şehir silueti, Haliç ve Galata Köprüsü, Sultanahmet, Ayasofya ve Süleymaniye camileri ile Çemberlitaş seçilebilir. İkinci sahne Amasya'ya benzetilir; kale, Yeşilırmak üzerindeki su değirmenleri ve Bayezid Camii'ni andıran yapılar burada görülür. Üçüncü sahnenin Viyana önlerindeki Osmanlı ordusunu tasvir ettiği düşünülür. Dönemin anlayışı gereği insan figürüne yer verilmeyen bu sahnede çadırlar, patlayan toplar ve silahlar resmedilmiştir. Viyana önlerindeki bozgunun bedelini hayatıyla ödeyen bir sadrazamın camisinde bu sahnenin bulunması, resmi ayrıca anlamlı kılar.

Resim alanını kubbe eteğinde altı kartuştan oluşan bir yazı kuşağı sınırlar. Dikdörtgen uçları ovalleşen ve kademeli düğümlerle birbirine bağlanan kartuşların içinde, siyah zemin üzerine çağla rengi bitkisel motifler arasında Arapça sülüs hatla bir hadis yazılıdır: "Accilû bi's-salâti kable'l-fevt ve accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt", yani vakit geçmeden namazda, ölüm gelmeden tövbede acele edin. Topçu, Anadolu orta ve sol kollarının birleştiği noktadaki Merzifon'un, bu yolu kullanan tüccar ve seyyahlar için başkentin habercisi olduğunu hatırlatır ve şadırvan kubbesindeki Osmanlı panoramasını doğudan İstanbul'a giden yolculara Osmanlı dünyasını tanıtan bir tanıtım broşürüne benzetir.

Kütüphane ve Sıbyan Mektebi

Kütüphane, cami avlusunun derin bir dehliz oluşturan eyvan biçimindeki doğu girişinin üzerinde, ikinci kat olarak inşa edilmiştir. 5,30 x 5,30 metre ölçülerinde, kare planlı, düz ahşap tavanlı ve kırma çatıyla örtülü bir odadır. Son cemaat yerinin doğu duvarındaki, tamamen yenilenmiş bir kapıdan ulaşılır; ahşap tavan göbeği dışında önemli bir süslemesi yoktur. Malzemesi, süslemesi ve tekniği XIX. yüzyıl sonu özellikleri gösterir. Vakfiyede söz edilen küçük kütüphanenin asıl yerini ve içindeki kitapların akıbetini bugün tespit etmek zordur. Halk arasında ve bazı yayınlarda bu oda "muvakkithane" olarak anılır; yapının sonradan muvakkithane işlevini de üstlenmiş olması mümkündür.

Sıbyan mektebi olduğu düşünülen yapı, avlunun kuzeybatı köşesinde kuzey ve batı duvarlarına bitişik olarak yer alır. Cumhuriyet döneminde uzun yıllar müftülük binası olarak kullanıldığı için halk arasında "fetvahane", bazen de "dergâh" diye anılır. Vakfiyede yeri bugün belirlenemeyen bir mektepten söz edilmesi, burasının sıbyan mektebi olabileceği ihtimalini güçlendirir. Yapının doğu ve güney duvarlarının birleştiği köşe yumuşatılarak dairemsi bir biçim verilmiş, böylece avludaki şadırvanla uyum sağlanmıştır. İçeride dairevi profilli ahşap sütunların ahşap kaş kemerlerle birbirine bağlanmasıyla sekizgen bir plan oluşturulmuştur. Duvarlardan kubbe eğimiyle başlayan ahşap örtü, ortadaki sekizgen bölümde düz tavana dönüşür; tavan göbeğindeki üçgen, altıgen, sekizgen, yıldız ve baklava dilimi biçimli geçme süslemeler XIX. yüzyıl sonuna işaret eder.

Taşhan

Merzifon şer'iyye sicillerinde "Taş Han", halk arasında ise "Paşa Hanı" diye anılan yapı, cami avlusunun doğusunda, terasın altındaki düzlükte, bedestenin hemen kuzeyinde yer alır. Üzerinde inşa kitabesi yoktur, ancak 1082 (1671) yılından önce tamamlandığı bilinir. Vakfiye, hanı üç tarafı yolla, bir tarafı Veli Efendi odalarıyla çevrili, altlı üstlü altmış iki odası ve içinde dört dükkânı bulunan bir yapı olarak tarif eder. Araştırmacılar, gösterdiği özellikler, mimari tasarımı ve üstlendiği işlevler bakımından Taşhanın yalnız XVII. yüzyıl hanları içinde değil bütün Osmanlı han mimarisi içinde önemli bir yere sahip olduğunu kabul eder. Paşa'nın İstanbul, Halep ve İzmir başta olmak üzere birçok şehirde yaptırdığı şehir içi hanları arasında boyut bakımından en büyüğü budur.

Han, tek bir avlu etrafında sıralanan hücrelerden oluşan dikdörtgen planlı bir yapıdır ve cepheleri dükkânlarla çevrili şehir içi hanları grubuna girer. Dış cephelerde doğuda on, batıda yedi, güneyde sekiz, kuzeyde dokuz dükkân dışa açılır. Ana giriş, güney cephenin ortasındaki cumbalı kapıdır; basık kemerli kapıdan geçilince çapraz tonozlu bir dehlize girilir ve buradan avluya ulaşılır. Avlunun doğu, batı ve güney kanatları iki katlıdır. Kuzey kanat ise arazinin eğimi sayesinde avlunun yarım kat altına yerleştirilen ahır nedeniyle üç katlıdır. Abdülbaki Yeşil, üçüncü kat uygulamasının ilk kez bu handa denendiğini belirtir.

Alt katlarda depolar, ahır ve dükkânlar, üst katlarda tüccar ve yolcuların kaldığı odalar bulunur; bu odaların hemen hepsinde ocak ve nişler vardır. Kimi araştırmacılar üst kattaki bekâr odalarının misafirlere ve işsiz leventlere ayrıldığını, ahırın üstündeki odaların ise yolculara verildiğini belirtir ve hanın kervansaray, şehir içi hanı ve menzil hanı işlevlerini bir arada üstlendiğini vurgular. Üst katlarda güney ve kuzey bölümlerde görülen orta koridor düzeni Amasya'daki Taşhanı hatırlatır. Yapıyı öteki hanlardan ayıran ayrıntılar arasında kuzeybatı köşesindeki gusülhane ve hela birimleri ile kuzey bölümün üçüncü katındaki mescit sayılabilir. Eğimli araziden yararlanılarak bu birimlere duvar içinden borularla su getirilmiştir; avlunun kuzeyinde ise kesme taştan yapılmış iki çeşme bulunur.

Her kat kendi içinde kuzey-güney ve doğu-batı doğrultularında simetrik bir düzen gösterir, ancak batı duvarının kuzeye doğru geniş bir açı yapması bu simetriyi bozar. Duvarlar birinci kat seviyesine kadar tamamen sarımtırak kesme taşla, ikinci ve üçüncü katlarda ise bir sıra kesme taş ve üç sıra tuğlayla örülmüştür; kubbe ve tonozlar tuğladandır ve sonradan sıvanmıştır. Vakfiyedeki oda ve dükkân bilgileri karşılaştırıldığında, küçük değişiklikler dışında yapının önemli bir müdahaleye uğramadığı anlaşılır. Kapsamlı bir restorasyonun ardından Taşhan 2018'den itibaren butik otel ve restoran olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bodrum katta restoran, zemin katta ticari mekânlar, birinci katta otel odaları yer alır; böylece yapı, özgün konaklama işlevinin günümüzdeki karşılığıyla yaşamaya devam eder.

Bedesten

Bedesten, caminin doğusunda ve hanın güneyinde yer alır. Kıymetli malların alınıp satıldığı, esnafın kasalarını ve defterlerini emanet ettiği bu kapalı çarşı, Osmanlı şehirlerinde ticaret bölgesinin kalbi sayılırdı. Yaklaşık 30 x 28 metre ölçüleriyle kareye yakın bir alanı kaplayan yapı, Osmanlı bedestenleri içinde orta büyüklükte, dokuz kubbeli ve dört cephesi sıra dükkânlarla kuşatılmış bedestenler grubuna girer. Üzerinde inşa kitabesi yoktur.

İç mekânın ortasına yerleştirilen dört kalın paye, mekânı birbirine eşit dokuz bölüme ayırır; payeler birbirine ve duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, her bölümün üzeri pandantifli bir kubbeyle örtülmüştür. İçeride bugün mahzen ya da dükkân bölmeleri yoktur, ancak vakfiyeye göre iç mekânda ahşap bölmelerden oluşan dükkânlar bulunmalıydı. Kubbe tepelerindeki aydınlık fenerleri ile duvarların üst seviyesindeki dokuz şevli pencere içeriye yeterli ışık sağlar. Her cephenin ortasındaki tonozlu birimin içinde dikdörtgen çerçeveli, basık kemerli bir kapı vardır ve bu kapıların kemerleri renkli taşlarla almaşık örülmüştür. Yapı, doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde tam bir simetri gösterir.

Bedesteni dışarıdan otuz iki dükkân çevreler. Dükkânların üzeri beşik tonozludur, köşelerde ve kapıların iki yanında ise çapraz tonoz kullanılmıştır; bugün bu dükkânları dört yönden kiremit kaplı bir çatı örter. Bedesten 1971-72'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış, ardından uzun süre Tekel tarafından tütün deposu olarak kullanılmıştır. Bu dönemde özellikle iç mekân tahribata uğramış ve yapı bir süre metruk kalmıştır. 2006'da başlatılan çalışmalarla aslına yakın biçimde yeniden onarılan bedestenin dış çeperindeki dükkânlar bugün de ticari işlevini sürdürür, iç mekânı ise restoran olarak kullanılmaktadır. Topçu'ya göre bedesten boyutça hanın gölgesinde kalsa da hanla birlikte Merzifon ticaretinin ana eksenini oluşturur.

Paşa Hamamı ve Tuzpazarı Hamamı

Halk arasında Paşa Hamamı diye bilinen yapı, külliyenin kuzeyinde ve öteki binalardan oldukça uzakta, eski surların bitişiğinde inşa edilmiştir. Bulunduğu mahalle kimi kaynaklarda Hacı Bâlî, kimilerinde Hoca Süleyman olarak verilir. Tarihi konusunda da kaynaklar ayrılır: Abdülbaki Yeşil kapı üzerindeki kitabeyi 1090 (1679) olarak okur ve bunu külliyenin tamamlanma tarihi sayar; buna göre hamam vakfiyenin düzenlendiği 16 Nisan 1678'den sonra bitirilmiştir. Topçu ise batı giriş kapısı üzerindeki iki satırlık celî sülüs kitabeyi 1092 (1681) olarak okur. Topçu'nun aktardığı arşiv belgesine göre kasabada Sultan Mehmed'in yaptırdığı iki hamam halkın ihtiyacını karşılamayınca ahali yeni bir hamam yapılmasını istemiş, Kara Mustafa Paşa Vakfı da bu isteğe karşılık vermiştir. Çarşı bölgesinde zaten iki hamam bulunması, Paşa Hamamı'nın külliyenin merkezinden uzak bir yerde yapılmasının sebebi olarak görülür.

Hamamın planı geleneksel Türk hamamlarının bir tekrarıdır. Eski surlara bitişik yapıldığı için sıcaklık ve külhan bölümleri batıya kaydırılmış ve "L" biçimli bir plan ortaya çıkmıştır. Tabanı tam bir kare olan, yaklaşık 11 metre genişliğindeki soyunmalığı tromplu bir kubbe örter ve ortasında on altıgen, fıskiyeli bir mermer havuz bulunur. Sıcaklık dört eyvanlı ve köşeleri halvet hücreli olup ortasında sekizgen mermer kaplı bir göbek taşı yer alır. Soğukluk ve ılıklıkta görülen geniş ve yüksek sekiler, hamamda keçe imalatı yapıldığını düşündürür. Saçaktaki taş çörtenler ve renkli taşlarla örülmüş kapı kemeri sade cephelere hareket katar. Paşa Hamamı bugün de hamam olarak hizmet vermektedir.

Külliyenin yaklaşık yüz metre güneyindeki Tuzpazarı Hamamı da Kara Mustafa Paşa Vakfı'na bağlanır. Adını yanındaki meydanda tuz satılmasından alan bu hamam hakkında hiçbir belge bulunmamakla birlikte, araştırmacılar onun da bu vakfa ait olduğunu ve 1087 (1676) yılında yaptırıldığını ileri sürer; kimi kaynaklar tarihi 1677 olarak verir. Malzemesi, inşa tekniği ve planıyla Paşa Hamamı'na ve külliyenin öteki binalarına benzer. Orta büyüklükte ve klasik düzende bir hamamdır, suyunu hâlâ Kara Mustafa Paşa Vakfı'ndan alır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde kiracı tarafından işletilir.

Su Yolları, Çeşmeler ve Kanalizasyon

Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'a bıraktığı en kalıcı hizmetlerden biri suydu. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndeki 1086 (1675) tarihli bir fermanda kasabanın on dört mahallesinde hiç çeşme bulunmadığı belirtilir ve Paşa'nın bu mahallelere çeşme yaptırdığı kaydedilir. Kasabada had safhaya varan su sıkıntısını gidermek için yaklaşık on kilometre uzaklıktaki Tavşan, yerel söyleyişle Taşan Dağı'ndan kanallarla su getirildi. Yusuf Akyurt'un 1947'deki tespitine göre bu kanalların genişliği 0,75, yüksekliği 1,05 metreydi. Su, yaptırılan otuz kadar çeşmeyle mahallelere dağıtıldı.

Bu kanallar, mahzenler, maksemler ve çeşmeler yakın zamana kadar kullanılmış, bugün ise büyük ölçüde metruk kalmıştır; Paşa'nın çeşmelerinin çoğu günümüze ulaşamamıştır. Aynı imar hamlesi sırasında kasabanın kanalizasyon sorunu da ele alınmış, külliyeyi merkez alan ve bütün şehri kapsayan bir kanalizasyon sistemi kurulmuştur. Bu şebekenin 2000'li yılların başında hâlâ kullanılıyor olması, vakfın yalnız anıtsal yapılarla yetinmeyip kasabanın gündelik altyapısına da yatırım yaptığını gösterir.

Narince'deki Abide Hatun Camii

Külliyenin bir uzantısı sayılabilecek bir yapı da Paşa'nın doğduğu köydedir. Merzifon'un birkaç kilometre doğusundaki, eski adı Narince olan Karamustafapaşa köyünün merkezindeki cami, iki satırlık inşa kitabesine göre Kara Mustafa Paşa tarafından annesi Abide Hatun adına 1091 (1680) yılında yaptırılmıştır. Cami, 16 Nisan 1678 tarihli vakfiyede Paşa'nın Merzifon'daki vakıfları arasında anılır. Köyün adı 1928 kayıtlarında Mirince ya da Marınca, 1960 kayıtlarında Bahçekent olarak geçer.

Eğimli bir araziye oturan cami, dikdörtgen planlı bir harim ile kuzeyindeki üç bölümlü son cemaat yerinden oluşur. Cephelerde üç sıra tuğla ile bir sıra taş dönüşümlü kullanılmış, köşelerde kesme taşa yer verilmiştir; üzeri dıştan kırma çatıyla örtülüdür. Harimi ahşap kirişlerle taşınan düz bir ahşap tavan örter ve kirişlerin yüzleri yaprak ve saplarla birbirine bağlanan bitkisel kalem işleriyle bezenmiştir; bunlardan yalnızca bir kısmı özgündür, ötekiler aslına uygun yenilenmiştir. İstiridye kabuğu biçimli niş ve zarif bordürlerle çevrili alçı mihrap, ahşap kadınlar mahfili ve müezzin mahfili yapının dikkat çeken öğeleridir. Topçu bu camiyi, XVII. yüzyıldan sonra yaygınlaşan ahşap tavanlı cami geleneğinin en güzel örnekleri arasında sayar. Merzifon'daki cami ve hamam kitabelerinde Paşa "Merzifonî" nisbesiyle anılırken annesi adına yaptırdığı bu caminin kitabesinde bu ifadenin bulunmaması da ayrıca dikkat çeker.

Külliyenin Bugünkü Durumu

Külliyenin yapıları geçen üç buçuk yüzyıl içinde farklı kaderlere uğramıştır. Cami, Taşhan ve bedesten özgün niteliklerini büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaşmıştır. Caminin son cemaat yeri, şadırvanı, muvakkithanesi, sıbyan mektebi ve Paşa Hamamı ise geçirdikleri onarımlar sonucunda kimi özgün özelliklerini önemli ölçüde yitirmiştir. Onarımlarla ilgili olduğu anlaşılan üç ayrı kitabe, cami içinde süslemeler arasında ve güneydoğu köşedeki çeşmenin üzerinde bulunur.

Kara Mustafa Paşa Camii, Taşhan, bedesten ve Tuzpazarı Hamamı, bugün Merzifon'un tescilli kentsel sit alanının çekirdeğini oluşturur. Bu alan, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, Çifte Hamam, Eski Hamam, Taceddin İbrahim Paşa, Dönertaş ve Bozacı camileri gibi XV. yüzyıl yapılarıyla birlikte kasabanın tarihî çarşısını meydana getirir. Cami ve hamamlar özgün işlevlerini sürdürür; Taşhan otel ve restoran, bedestenin içi restoran olarak kullanılır, dükkân sıraları ise hâlâ esnafın elindedir. Taşhan ile Taceddin İbrahim Paşa Camii arasındaki alçak alanda belirli günlerde katık pazarı kurulur.

Külliyenin unsurları şehir merkezine dağılmış olsa da birbirine yürüme mesafesindedir; yalnızca Paşa Hamamı biraz uzakta kalır. Merzifon, Amasya şehir merkezine yaklaşık 45 kilometre uzaklıktadır ve cami Gazimahbup Mahallesi'nde Çarşı Sokak üzerinde bulunur. Cami avlusundan başlayıp Taşhan ile bedestenin çevresindeki çarşı sokaklarına, oradan Cumhuriyet Caddesi boyunca öteki tarihî yapılara uzanan bir yürüyüş, XVII. yüzyıl Merzifon'unun ticari ve dinî hayatının nasıl iç içe kurulduğunu bütün olarak görmeye imkân verir. Kasabanın merkezinde bugün de hissedilen bu düzen, Kara Mustafa Paşa'nın memleketine duyduğu bağlılığın en somut izidir.

Kronoloji

1634-35 (1044): Kara Mustafa Paşa, Merzifon'un Marınca (Narince) köyünde doğar; başka bir rivayete göre doğum yılı 1626-27'dir.

1661-1666: Kara Mustafa Paşa kaptanıderyalık yapar.

1664 (1075): Paşa, bedestenin bulunduğu arsayı üzerindeki dükkânlarla birlikte satın alır.

1666-67 (1077): Caminin inşasına başlanır (cümle kapısı kitabesi).

1671 (1082) öncesi: Taşhan tamamlanmış durumdadır.

1675 (1086): On dört mahallede çeşme bulunmadığını belirten ferman; su yolları ve çeşmeler yaptırılır.

5 Kasım 1676: Kara Mustafa Paşa sadrazam olur.

1676-77 (1087): Tuzpazarı Hamamı'nın yapıldığı ileri sürülen tarih.

16 Nisan 1678 (23 Safer 1089): Külliyenin vakfiyesi düzenlenir.

1679 (1090): Paşa Hamamı kitabesine göre külliye tamamlanır; Topçu kitabeyi 1092 (1681) olarak okur.

1680 (1091): Narince köyünde Abide Hatun Camii yaptırılır.

25 Aralık 1683: Viyana bozgunundan sonra Kara Mustafa Paşa Belgrad'da idam edilir.

1842 ve 1875: Cami içindeki kalem işi süslemelerin tarihleri.

1875 (1292): Zileli Emin Usta, şadırvan kubbesindeki resimleri yapar.

1971-72: Bedesten Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılır.

1975: Minarenin şerefeden yukarısı Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımında yenilenir.

1997: Cami derneğinin tamirinde mihrap, minber ve kalem işleri tahrip edilir.

2005: Onarılan cami Eylül ayında yeniden ibadete açılır.

2006: Bedestende restorasyon çalışmaları başlar.

2018: Restore edilen Taşhan butik otel ve restoran olarak hizmete girer.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Sultan Murat Topçu, "Kara Mustafa Paşa'nın Merzifon'daki İmar Faaliyetleri", Kamu Yönetimi Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, 2/2 (2022), s. 87-122.
  • Hicran Hanım Halaç - Büşra Saatci İzci, "Merzifon Kentsel Sit Alanının Analizi ve Taşhan'ın Yeni İşlevinin Yapıya ve Çevresine Etkileri", Tarih Okulu Dergisi, 13/46 (2020), s. 2029-2056.
  • Murat Çerkez, Merzifon'da Türk Devri Mimari Eserleri, doktora tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2005.
  • Abdülbaki Yeşil, Merzifon Kara Mustafa Paşa Külliyesi, yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1992.
  • Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, Merzifon Vakfı Yayınları, 2001.

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Abdülbaki Yeşil, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 252-254. islamansiklopedisi.org.tr
  • Abdülkadir Özcan, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara 2004, s. 246-249. islamansiklopedisi.org.tr
  • Baha Tanman, "Merzifon Kara Mustafa Paşa Camii Şadırvanının Kubbesinde Zileli Emin'in Yarattığı Osmanlı Dünyası ve Bu Dünyaya Yansıyan Kişiliği", Sanat Tarihinde İkonografik Araştırmalar: Güner İnal'a Armağan, Ankara 1993, s. 491-522.
  • Rüçhan Arık, Batılılaşma Dönemi Anadolu Tasvir Sanatı, Ankara 1988.
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii" ve "Merzifon Bedesten" tanıtım metinleri.

Çevrimiçi kaynaklar