Nakkaşlık, Osmanlı kitap ve bezeme sanatlarının en geniş çatısıydı. Kitap sayfasına minyatür çizen de, sûre başlarını altınla süsleyen de, bir yapının bezemesi için kâğıda tasarım hazırlayan da aynı unvanla anılırdı. Osmanlı nakkaşlığının nerede ve nasıl başladığı sorulduğunda, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Nakkaş" maddesi kısa bir bilgi verir: Osmanlılarda nakkaşlık önce Amasya ve Bursa'da başlamış, ardından Edirne Sarayı'nda gelişmiştir. Amasya, bu cümleyle Osmanlı resim sanatının ilk durakları arasında anılan birkaç şehirden biri olur. Cümlenin arkasında nelerin bulunduğunu anlamak için önce nakkaş sözcüğünün kapsamına, sonra Amasya'dan elimizde kalan en somut örneğe, en sonunda da Edirne'den İstanbul'a uzanan saray nakkaşhanesine bakmak gerekir.
Nakkaş Kimdir
Nakkaş sözcüğü, "birden fazla renkte boyamak, iğne veya özel aletlerle işleyerek süslemek" anlamındaki nakş kökünden gelir. Sözlük anlamı geniştir; hakkâk (kazıyıcı), oymacı ve tezhip ustası da bu unvanın içinde sayılabilir. Tarihte ise sözcük daha çok ressam, özellikle de minyatür ressamı karşılığında kullanılmıştır. Kitap sanatında nakkaş adı altında müzehhip, siyahkalem, musavvir, cetvelkeş, renkzen ve tarrâh gibi ayrı işleri yapan ustaların tamamı toplanır. Yine de genel kullanımda minyatürcüye musavvir, tezhip yapana müzehhib, boyasız çizim işleyene tarrâh denirdi. Bu ayrım, bir kitabın tek elden çıkmadığını, hattatın, müzehhibin, musavvirin ve mücellidin ardı ardına çalıştığı bir iş bölümünün ürünü olduğunu hatırlatır.
İslâm dünyasında nakkaşlığın Osmanlı'dan önce uzun bir geçmişi vardı. Günümüze ulaşan en eski örnekler Emevîler dönemine ait Kubbetü's-sahre, Emeviyye Camii ve Kusayru Amre'deki fresk, kabartma ve mozaiklerdir. Abbâsîler devrinde yalnızca Bağdat'ta yüzden fazla kitapçı dükkânı bulunuyordu ve çoğaltılan kitapların bir bölümü mutlaka minyatürlerle süsleniyordu. Selçuklular'ın Bağdat'ı ele geçirmesinden sonra edebî, tarihî ve ilmî eserlerin saray kütüphanelerine kazandırılması ve sultanlara sunulması bu sanatın gelişmesinde büyük rol oynadı. Moğol istilâsından sonra nakkaşlık daha da ilerledi; Celâyirliler bu alanda bir ekol sayılır. Timurlu Şâhruh devrinde (1405-1447) Herat'ta Gıyâseddin Baysungur'un himayesinde bir kitap sanatı akademisi kurulmuş, bu akademi Hüseyin Baykara'nın saltanat yıllarında (1470-1506) en parlak dönemini yaşamıştır. Minyatürün en büyük ustası sayılan Bihzâd da değerli eserlerini burada vermiştir. Osmanlı nakkaşları, bu birikimin hem Şîraz'dan hem Herat'tan gelen kollarıyla karşılaştı.
Amasya'da Bir Zemin
Osmanlı Devleti kuruluş ve yükseliş çağını yaşarken kitap sanatları için bir zemin arıyordu ve Amasya bu zemini önceden hazırlamış şehirlerdendi. Şehrin medrese geleneği, hattatlık birikimi ve bir şehzade sancağı merkezi olması, kitap yazdırmak, süslemek ve ciltletmek isteyen bir çevrenin varlığına işaret eder. Yazının güzelleştiği bir yerde tezhibin, minyatürün ve cilt sanatının da gelişmesi beklenir. Bu bağ bir yorumdur; Amasya'da çalışan nakkaşların adlarını ve atölyelerini sayan ayrıntılı bir belge dizisi bugün elimizde yoktur. Kaynakların söylediği, Osmanlı nakkaşlığının ilk adımlarından birinin bu şehirde atıldığıdır ve bu sözün somut dayanağı, aşağıda anlatılan tıp yazmasıdır.
Amasya'nın hattatlıkla bağı, nakkaşlık anlatısını tamamlar. Bir mushaf ya da bir şiir mecmuası yazıldığında sûre başları ve ilk sayfalar tezhiplenir, sayfa kenarları altın cetvellerle çevrilir, başlıklar serlevha adı verilen süslü çerçeveler içine alınırdı. Hattatın kalemi ile müzehhibin fırçası aynı esere birlikte işlerdi. Amasya'nın hem yazıda hem bezemede öne çıkması, bu birlikteliğin doğal bir sonucu olarak düşünülebilir.
Amasya'nın erken resimli kitap geçmişine dair daha eski bir anlatı da dolaşımdadır. Bu anlatıya göre Osmanlı resim sanatının ilk örneği, 1416'da Şehzade Murad'ın Amasya'daki döneminde hazırlanan tasvirli bir İskendernâme'dir. Anılan ansiklopedi maddeleri bu tarihi ve yeri doğrulamaz; TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Minyatür" maddesi erken Osmanlı üslûbunu yansıtan İskendernâme'yi yalnızca XV. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Edirne'de hazırlanan Ahmedî nüshası olarak anar. Bu yüzden 1416 tarihli Amasya İskendernâmesi, belgesi gösterilemediği sürece rivayet olarak kalır.
Sabuncuoğlu Şerefeddin ve Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye
Amasya'dan günümüze ulaşan ve tarihi belli olan en önemli resimli yazma, Sabuncuoğlu Şerefeddin'in Cerrâhiyye-i İlhâniyye adıyla da bilinen Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'sidir. Şerefeddin, Amasya'da bugün de adı Sabuncuoğlu ya da Hacı İlyas olarak yaşayan bir mahallenin ünlü hekim ailesinden gelir. Çelebi Sultan Mehmed'in hekimbaşısı Mevlânâ el-Hâc İlyas Çelebi Bey'in torunudur. Doğum yılı kaynaklarda 1385 ya da 1386 olarak geçer; TDV İslâm Ansiklopedisi, kendisinin 1465 tarihli eserde seksen üç, 1468 tarihli Mücerrebnâme'de seksen beş yaşında olduğunu belirtmesinden hareketle 1386 sonucuna varır. Eğitimini büyük olasılıkla Burhâneddin Ahmed en-Nahcuvânî'den Amasya Dârüşşifâsı'nda aldı ve burada on dört yıl hekimlik yaptı. Candaroğlu İsfendiyar Bey zamanında bir süre Kastamonu'da bulundu. Cerrâhiyye-i İlhâniyye'yi tamamladığında İstanbul'a gidip kitabı Fâtih Sultan Mehmed'e sundu ve dönüşünde Bolu, Gerede ve Tosya'ya uğradı. Ölüm yılı bilinmez; son eserini 1468'de yazdığına göre bu tarihten sonra vefat etmiş olmalıdır.
Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye 1465'te yazıldı. Eser, Zehrâvî'nin et-Tasrîf adlı ansiklopedisinin cerrahiyle ilgili bölümünden yararlanır, ama onu bir çeviri olarak bırakmaz; yazar kendi deneyimini ve kendi çizimlerini de ekler. Resimlerin bir kısmı alıntıdır, büyük çoğunluğunun Sabuncuoğlu'na ait olduğu belirtilir. Kitabın tıp tarihi bakımından en önemli iki özelliği vardır: cerrahî müdahaleleri gösteren minyatür tekniğinde çeşitli resimler içermesi ve sade bir Türkçeyle yazılmış olması. Sabuncuoğlu, bilim dilinin Arapça olduğu bir çağda Türkçeyi bilinçli olarak seçmiştir. Önsözünde, Anadolu'da cerrahların çoğunun okuma yazma bilmediğini, bilenlerin de Türkçe kitap okuduğunu, kitap Türkçe olursa hekimlerin hatalı işlemden, hastaların da komplikasyonlardan korunacağını söyler. Bu tercih, Amasya'da yaşamasıyla birlikte eserin Osmanlı bilim dünyasında yeterince tanınmamasının başlıca nedenleri arasında sayılır. Sabuncuoğlu'nun adına ilk kez, cerrah İbrâhim b. Abdullah'ın 1505 tarihli Alâim-i Cerrâhîn adlı eserinde rastlanır.
Minyatürler açısından eserin değeri bilgi aktarma işlevinde yatar. Kitapta kadın hastalıklarından plastik cerrahiye, göz ve kulak-burun-boğaz hastalıklarından göğüs ve genel cerrahiye pek çok alan işlenir; yöntemler ve kullanılan aletler renkli resimlerle gösterilir. Hekimin elleri, hastanın duruşu, aletlerin biçimi ve dönemin giyimi aynı sayfada görünür. Bu resimlerde estetikten çok işlevin öne çıktığı söylenebilir, çünkü Sabuncuoğlu cerrahinin yalnızca okunarak öğrenilemeyeceği görüşündedir. Huard ve Grmek'in Paris'te 1960'ta yayımladığı çalışma, kitabı yüz kırk minyatürle resimli ilk Türk cerrahî el yazması olarak tanıtır. Eserin zamanımıza ulaşan üç nüshasından ikisi Türkiye'de, biri Fransa'dadır. Millet Kütüphanesi'ndeki Ali Emîrî Efendi nüshası ile Bibliothèque Nationale'deki Turcs 693 numaralı nüsha, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Minyatür" maddesinde 1465'te Amasya'da hazırlanmış ve erken Osmanlı minyatür dönemini temsil eden eserler arasında sayılır. Eserin tıpkıbasımı ve transkripsiyonu İlter Uzel tarafından iki cilt hâlinde Türk Tarih Kurumu'nca 1992'de yayımlanmıştır.
Sabuncuoğlu'nun öteki iki eseri de aynı çevrenin ürünüdür. Akrâbâzîn Tercümesi, İsmâil b. Hasan el-Cürcânî'nin Farsça Ẕaḫîre-i Ḫârizmşâhî adlı kitabının ilâç bilgisi içeren son bölümünün Türkçeye çevirisidir; Sabuncuoğlu otuz bir bab olan bölümü ilâvelerle otuz üç baba çıkarmıştır. Eser, Şehzade Bayezid'in Amasya valiliği sırasında onun isteğiyle hazırlanmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi çeviri tarihini 1444 olarak verir; Bayezid'in 1447'de doğduğu düşünülürse bu tarih sorunludur ve kesin bir yıl söylemek güç görünür. Mücerrebnâme ise 1468'de, Amasya'daki hekim çevresinin isteğiyle yazılmıştır. Kitap, yazarın hayvanlar, insanlar ve kendi üzerinde denediği ilâçların hazırlanışını ve kullanımını anlatır, on yedi bölümden oluşur ve Türk tıp tarihinde bir hekimin kendi bulduğu ilâç ve tedavi yöntemlerini anlatan ilk monografi olarak kabul edilir. Sabuncuoğlu'nun öğrencilerinden Gıyâs b. Muhammed İsfahânî, II. Bayezid'e ithaf ettiği Mirʾâtü's-sıhha adlı kitapta hocasının başarılarını över ve onu örnek aldığını söyler; bu da Amasya'daki tıp çevresinin saray katına uzanan bir etkisi olduğunu gösterir. Mücerrebnâme'yi Türk kamuoyuna ilk kez Rusçuklu Hakkı 1920'de İkdam gazetesinde tanıtmıştır; Sabuncuoğlu üzerine sonraki çalışmaların bir bölümü cerrahî yazmanın dişhekimliği, kırık ve çıkık tedavisi, üroloji gibi tek tek alanlarını incelemiş, eser bu yüzden hem tıp tarihinin hem Türk dilinin hem de resim sanatının ortak konusu olmuştur. Eserin tek bir araştırma alanına sığmaması, Amasya'daki hekimliğin ve kitap sanatının iç içe geliştiğini de gösterir. Bursalı Mehmed Tâhir'in Sabuncuoğlu'na bağladığı Müfîd adlı eserin sonradan yapılan incelemelerle öğrencisi Muhyiddin Mehî'ye ait olduğu anlaşılmıştır.
Edirne'den İstanbul'a Saray Nakkaşhanesi
Osmanlı nakkaşlığı Amasya ve Bursa'dan sonra Edirne Sarayı'nda gelişti. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Şîraz'dan Edirne'ye geldiği sanılan bazı nakkaşlar yerli ustalarla birlikte çalıştı. "Minyatür" maddesi, 1440'tan sonra Timurlular'ın Şîraz şehrinden Edirne'ye geldiği sanılan bir grup sanatçının Türk asıllı nakkaşlarla birlikte çalıştığını belirtir ve erken Osmanlı üslûbunu yansıtan eserler arasında XV. yüzyılın üçüncü çeyreğinde Edirne'de hazırlanan Dilsûznâme, Külliyyât-ı Kâtibî ve Ahmedî'nin İskendernâme'sini sayar. Cerrâhiyye-i İlhâniyye bu listeye Amasya'dan katılan eserdir.
İstanbul'un fethinden sonra yetişen nakkaşlar arasında Fâtih Sultan Mehmed'in portrelerini yapan Sinan Bey ile Bursalı Şiblîzâde Ahmed ve Şehnâme-i Melik Ümmî'yi minyatürlerle süsleyen Abdullah Nakkaş anılır. Fâtih'in İtalya'dan davet ettiği Gentile Bellini'nin yağlı boya portresi ile Costanzo da Ferrara'nın bronz madalyonları, Sinan Bey ile Şiblîzâde Ahmed'in üslûbunu etkilemiştir. II. Bayezid döneminde (1481-1512) edebî konulu resimli eserlerde XV. yüzyıl Türkmen üslûbunun yanı sıra Batı sanatının etkileri de görülür. Yavuz Sultan Selim'in İran ve Mısır'dan getirdiği farklı gelenekleri temsil eden nakkaşlar, Herat üslûbunu hatırlatan yeni bir üslûp geliştirdi. Kanûnî Sultan Süleyman devrinde Osmanlı minyatürü kendi özgün çizgisine doğru ilerledi.
Nakkaşlar zamanla Osmanlı ehl-i hiref teşkilâtının en önemli bölüklerinden biri hâline geldi. 1526 tarihli bir mevâcib defterinde, başta Şahkulu, Melek Ahmed, Hasan b. Mehmed ve Hasan b. Abdülcelîl olmak üzere yirmi dokuz nakkaş ile on iki şâkirdin adı yer alır. Nakkaşlar kapıkulu halkındandı, bu yüzden Ordu-yı Hümâyun teşkilâtına bağlıydılar ve orduyla birlikte sefere çıkıp görevlerini savaş sırasında da sürdürürlerdi. Maaşları üç ayda bir yevmiye üzerinden ödenir, terfileri maaş defterine yazılırdı. Başlarında sernakkâşân denen bir başkan, onun yanında kethüdâ, serbölük, ser-oda-i evvel ve ser-oda-i sânî gibi yöneticiler bulunurdu. Saray nakkaşlarının atanmasında hazinedarbaşının arzı ile reîsülküttâbın tezkiresi birlikte göz önüne alınırdı. Bir eser için topluluk içinde uygun usta yoksa çarşı esnafı arasından biri bulunup ücretle çalıştırılırdı. Kanûnî, Şahkulu'na özel bir atölye tahsis etmiş, zaman zaman gidip çalışmasını seyretmiştir. Bayramlarda padişah, kendisi için hazırlanan özel işi getiren nakkaşı kaftan ya da para ile ödüllendirirdi. Mevâcib defterlerinden nakkaşların bir kısmının Acem kökenli olduğu, Anadolu'dan gelenlerin ise Rûmî nisbesiyle anıldığı anlaşılır.
Şahkulu ve Saz Yolu
Kanûnî döneminin nakkaşhanesinde tezhip sanatı bakımından öne çıkan ad Şahkulu'dur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Tezhip" maddesi, saz yolu denen bezeme tarzının XVI. yüzyılın ilk yarısında saray nakkaşhanesinde Âgâ Mîrek'in öğrencisi Tebrizli Şahkulu tarafından ortaya çıkarıldığını yazar. Saz yolu Osmanlı sanatında uzun süre beğenilerek uygulanmış, XVIII. yüzyılda ruganî kitap kaplarında yeniden yorumlanmıştır. Şahkulu'nun desenleri arasında efsanevî hayvan motifleri de yer alır; Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki bir albümde bu motifleri taşıyan bir deseni korunur. Kanûnî devri sernakkaşı Kara Memi onun öğrencisidir ve yarı üslûplaştırılmış bahçe çiçekleriyle kurduğu üslûp da uzun zaman sevilerek uygulanmıştır.
Yerel anlatılarda Şahkulu'nun Bağdat doğumlu olduğu ve Tebriz'den Amasya'ya geldiği söylenir. Başvurulan kaynaklar onun Tebrizli olduğunu ve saray nakkaşhanesinde çalıştığını belirtir, Amasya'da bulunduğuna dair bir belge vermez. Bu nedenle Şahkulu, şehrin nakkaşlık anlatısına ancak bu çekinceyle eklenebilir.
Klasik Üslûp ve Sonrası
XVI. yüzyılın ikinci yarısında doğan klasik üslûbun en büyük ustası Nakkaş Osman'dır. Bu üslûpta Kanûnî döneminin yüzey bezemeciliği önemini yitirir; sade zeminler tercih edilir, konular yalın bir anlatımla ve belgesel bir gerçekçilikle işlenir. 1569'da tamamlanan ve Kanûnî'nin Sigetvar seferini ve ölümünü anlatan eser, Nakkaş Osman'ın kendi üslûbuyla resimlediği ilk çalışmadır. Adının nakkaş olarak geçtiği ilk eser ise 1579 tarihli Kıyâfetü'l-insâniyye fî şemâili'l-Osmâniyye'dir. Aynı çevrede Nakkaş Hasan Paşa, Enderun'da yetişip vezirlik rütbesi almış bir nakkaş olarak öne çıkar. III. Murad dönemi genellikle Osmanlı nakkaşlığının klasik çağı sayılır. Sultan I. Ahmed döneminde tek yaprak resimlerin sıraya konulduğu murakka' (albüm) yapımı önem kazandı. XVII. yüzyılda Edirne sarayında Musavvir Hüseyin'in hazırladığı Silsilenâme nüshaları, XVIII. yüzyıl başında Levnî'nin Kebir Musavver Silsilenâme'sindeki padişah portrelerine yol açtı. Levnî ve Abdullah Buhârî bu geleneğin son büyük temsilcileri arasında anılır.
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'de nakkaşları "esnâf-ı nakkâşân-ı musavverân" diye anar. Resim yapmanın şeriatça yasaklandığı gerekçesiyle bu esnafın bir pîri olmadığını söyler ve kendi zamanında dört dükkân, kırk kişi kadar olduklarını belirtir. XIX. yüzyılın başlarında önemini tamamen yitiren nakkaş sınıfı, 1826 tarihli bir nizamnâmede hizmetleri kalmadığı için kaldırılan on ocak arasında sayılır.
Altın, Boya ve Fırça
Nakkaşın çalışma düzeni kitap sanatlarının genel teknik geleneğine dayanıyordu. Aşağıdaki bilgi Amasya'ya özgü belgelere değil, genel Osmanlı ve İslâm kitap sanatı bilgisine dayanır. Boyalar çoğunlukla doğal kaynaklardan elde edilirdi; lâcivert taşından mavi, zırnıktan sarı, çeşitli topraklardan kırmızı ve yeşil tonlar hazırlanırdı. Altın ince varaklar hâlinde dövülür, ezilip su ve zamkla karıştırılarak sürülebilir hâle getirilir, sayfaya sürüldükten sonra akik taşından yapılmış mührelerle parlatılırdı. Fırçalar çok ince tüylerden yapılırdı ve bazılarında yalnızca birkaç kıl bulunurdu. Bir sayfa üzerindeki çalışma günler, hatta haftalar sürebilirdi.
Kronoloji
1385 / 1386: Sabuncuoğlu Şerefeddin'in doğumu (kaynaklar iki yılı birlikte verir).
1444: Akrâbâzîn Tercümesi için TDV İslâm Ansiklopedisi'nde geçen tarih; tartışmalıdır.
1465: Cerrâhiyye-i İlhâniyye'nin Amasya'da tamamlanması.
1468: Mücerrebnâme'nin yazılması.
1505: İbrâhim b. Abdullah'ın Alâim-i Cerrâhîn'inde Sabuncuoğlu'nun adının ilk anılışı.
1526: Mevâcib defterinde yirmi dokuz nakkaş ve on iki şâkirdin yer alması.
1569: Nakkaş Osman'ın kendi üslûbuyla resimlediği ilk eser olan Sigetvar seferi yazmasının tamamlanması.
1826: Nakkaş sınıfının kaldırılan ocaklar arasında sayılması.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Rıfkı Melûl Meriç, "Osmanlı Sarayı'nda Ehl-i Hıref (Sanatkârlar) Defteri", TTK Belgeler, XI/15 (1981-86).
Kitaplar
- İlter Uzel, Cerrahiyyetü'l-Hâniyye, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1992.
Diğer kaynaklar
- Nebi Bozkurt, "Nakkaş", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2006, c. 32, s. 326-328. islamansiklopedisi.org.tr
- Nuran Yıldırım, "Sabuncuoğlu Şerefeddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2008, c. 35, s. 358-359. islamansiklopedisi.org.tr
- "Minyatür", TDV İslâm Ansiklopedisi (Osmanlı Minyatürleri bölümü). islamansiklopedisi.org.tr
- "Minyatürlerde Saklı Bir Hekim: Sabuncuoğlu Şerefeddin", Kırmızılar. kirmizilar.com
- P. Huard - M. D. Grmek, Le premier manuscrit chirurgical turc, Charaf-ed-Dīn (1465) et illustré de 140 miniatures, Paris 1960.
- "Tezhip", TDV İslâm Ansiklopedisi (Osmanlı Devri Tezhip Üslûpları bölümü). islamansiklopedisi.org.tr









