Amasya adı anıldığında akla önce Pontus krallarının Harşena Dağı'nın güney yamacına oyduğu mezarlar gelir. Oysa aynı kalker kayalıklar, Roma ve Bizans yüzyıllarında da kentin dinî hayatının bir parçası olmuştur. Bu parçanın ne kadarının günümüze ulaştığı konusunda ise açık konuşmak gerekir. Kapadokya'daki Ihlara Vadisi'nde elliye yakın kaya kilisesi sayılabilirken, Amasya'da duvarları freskle kaplı, planı belgelenmiş bir kaya kilisesi ya da kayaya oyulmuş bir manastır kompleksi bilinmez. Kent, yedi yüzyıla yaklaşan Bizans egemenliğinin yapı olarak çok az izini taşır. Bu yazı o eksikliği örtmeye çalışmadan, Amasya'nın Bizans dönemi kaya ve yeraltı mekânlarının, kilise örgütünün ve çevredeki manastır geleneğinin elde bulunan belgelerle ne kadarının anlatılabileceğini toplar.

Kayanın Üç Katmanı

Harşena Dağı yaklaşık 272 metre yüksekliğinde, Jura dönemine tarihlenen sivri bir kalker kütledir. Yeşilırmak'ın açtığı derin vadinin kuzeyinde, kentin üzerine bir koni gibi oturur. Kalker sert bir taştır, ama oyulabilir; bu özelliği yüzyıllar boyunca insanların kayayı barınak, mezar, sarnıç ve tünel olarak kullanmasına imkân verdi. Yamacın üzerindeki kale alanı Erken Tunç Çağı'ndan Osmanlı'nın sonuna kadar kesintisiz iskân gördü; her çağın bıraktığı yapılar bu yüzden birbirinin üstüne ya da içine girdi.

Kayadaki işlenmiş mekânları kabaca üç tabakada düşünmek mümkündür. En eski ve en görkemli tabaka, Pontus krallarının Helenistik dönemde oyduğu anıtsal mezarlardır. Bunların beşi Kızlar Sarayı denen terastadır ve Mithridates I'den Pharnakes I'e uzanan krallarla ilişkilendirilir; kale sınırları içinde dokuz, vadi ve çevresiyle birlikte toplam yirmi bir kaya mezarı bilinir. İkinci tabaka, Helenistik dönemden gelen ve Roma çağında da kullanılan sarnıçlar ile basamaklı tünellerdir. Üçüncü tabaka ise Roma sonrası yüzyıllarda, yani Bizans döneminde bu boş ve korunaklı hacimlere yüklenen yeni işlevlerdir. Bu üçüncü tabakanın kayıtları en zayıf olanıdır, çünkü kral mezarlarının tersine yayımlanmış sistematik bir kazı raporuyla desteklenmemiştir.

Kale Altındaki Kiliseler

Harşena'daki yeraltı mekânlarıyla ilgili elimizdeki en açık resmî ifade, Harşena Dağı ve Pontus kral kaya mezarları için hazırlanan UNESCO Dünya Mirası Geçici Liste dosyasında yer alır. Dosyaya göre yukarı kalede, yani Amasya Kalesi'nin Harşena Dağı üzerindeki bölümünde, yer altında Doğu Roma dönemine ait üç kilise bulunduğuna inanılmaktadır. Aynı dosya, yukarı kalede sarnıçların, 186 metrelik Zindan Tüneli'nin ve yeraltında kalmış bir Osmanlı mahallesinin kalıntılarının da bulunduğunu belirtir. Cümlenin kipine dikkat etmek gerekir: kiliselerin varlığı bir kazı sonucu olarak değil, bir kanaat olarak aktarılmaktadır. Planları, adları, resimli ya da resimsiz oluşları ve tarihleri hakkında yayımlanmış bir belge bulunmamaktadır.

Kale çevresindeki oyuklara tek tek kilise, şapel ya da keşiş hücresi demek bu nedenle bugünkü bilgiyle aşırı bir iddia olur. Daha sağlam söylenebilecek olan şudur: Bizans Amaseia'sı surlarını Helenistik ve Roma temelleri üzerinde onarıp kullanmış, kayadaki sarnıç ve tünel sistemini sürdürmüş, kale içinde dinî yapılara da yer vermiştir. Bugün görülen surların büyük bölümü zaten Bizans ya da Türk dönemine aittir. Kalenin 1075'te Türklerin eline geçtikten sonra kapsamlı biçimde onarıldığı ve askerî önemini yitirdiği on sekizinci yüzyıla kadar kullanıldığı bilinir. Bu uzun kullanım, Bizans evresine ait hacimlerin sonraki dönemlerde temizlenmesine, değiştirilmesine ya da gömülmesine yol açmış olabilir.

Kayanın bir mezar odasından dinî mekâna dönüşmesi Anadolu'da bilinen bir uygulamadır, ancak Amasya için belgelenmiş örneğin ayrıca gösterilmesi gerekir. Kral mezarlarının odaları, girişleri çok yüksekte olduğu için yalnızca merdivenle ulaşılan, çıplak ve dekorsuz hacimlerdir. Cephelerdeki dübel delikleri, mezarların bir zamanlar mermer ya da ahşap levhalarla kaplandığını düşündürür. Bu kaplamaların sonradan sökülmesi kayanın ilk gösterişini silmiş, ama onu kullanıma açık bırakmıştır. Mezar odalarının Bizans döneminde sığınak ya da ibadet için kullanılıp kullanılmadığına dair doğrudan bir kayıt yoktur; bunu varsaymak, elde olandan fazlasını söylemek olur.

Belgelenmiş Hıristiyan Mekânlar

Amasya'da Bizans dönemine ait bir kilisenin belgeli izi, 2013 yılında merkeze bağlı Yavru köyünün Küp Deresi mevkiinde ortaya çıkmıştır. Kaçak kazı yapılan alanda Hitit Üniversitesi Karadeniz Arkeolojisini Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin yürüttüğü kurtarma kazısında yaklaşık yirmi dört metrekarelik bir mozaik döşeme bulundu. Madalyon biçimindeki kompozisyonda ortada bir elma ağacı, dört elma ve altında üç keklik figürü ile geometrik bezemeler yer alır; zeminin bir yanı kırmızı, öbür yanı yeşil taşlarla işlenmiştir. Müze yetkililerinin aktardığına göre yapı önce bir konut, büyük olasılıkla varlıklı bir toprak sahibinin evi olarak inşa edilmiş, Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş, sonra terk edilmiştir. Mozaik bugün Amasya Müzesi'nde sergilenir. Bu buluntu, Amasya çevresinde Hıristiyan ibadetinin yalnızca kayanın içinde değil, sıradan evlerin dönüştürülmesiyle de kurulduğunu gösterdiği için önemlidir.

Müzenin koleksiyonu kentin Hıristiyan geçmişine ait başka parçalar da taşır. Zemin katta Bizans dönemine ait bir bronz lahit ve Geç Bizans dönemine tarihlenen figürlü bir ahşap kapı kanadı, bahçede ise Bizans stelleri ile mimari parçalar sergilenir. Devşirme malzeme de aynı tabloyu tamamlar. Danişmendli bir valinin yaklaşık 1145 tarihli türbesi, geç Roma dönemine ait bir nekropolden alınan taşlarla yapılmıştır. Ondokuzuncu yüzyılda bölgeyi gezen William Hamilton, kentin ana caddesi üzerindeki eski bir medresenin ön duvarında antik silmeleri, frizleri ve büyük harflerle oyulmuş Yunanca yazıt parçalarını görmüştür. Yok olmuş geç antik ve Hıristiyan yapıların taşları bu biçimde yeni binaların içinde sürmüş, ama kendi bağlamını yitirmiştir.

Metropolit Kenti Amaseia

Kaya yapıların azlığı, Amaseia'nın Bizans dünyasındaki ağırlığının küçük olduğu anlamına gelmez. Kent, ikinci yüzyılda metropolis ve ilk şehir unvanlarını almış, üçüncü yüzyıldan itibaren de bir metropolit piskoposluğun merkezi olmuştur. Geç Roma'nın Helenopontus eyaletinin başkenti olarak Amisos, Andrapa, Euchaita, Ibora, Sinope, Zaliche ve Zela piskoposluklarının bağlı olduğu bir merkezdi. Onuncu yüzyılda İstanbul Ekümenik Patrikhanesi'ne bağlı metropolitlikler arasında on birinci sırada yer alıyordu. Böyle bir örgüt bir katedralin, piskoposluk konutunun ve çevre köylerdeki kiliselerin varlığını gerektirir. Bizans Amaseia'sının ibadet yapıları dolayısıyla kayanın içinde değil, kent merkezinde ve ovada aranmalıdır; bunların sonraki yüzyıllarda camilere, hanlara ve evlere dönüşmesi ya da yıkılması, kaya mekânlarından daha az iz bırakmıştır.

Kentin Hıristiyan hafızasında iki ad öne çıkar. Biri, Roma ordusunda er iken Büyük Zulüm sırasında Amaseia'da şehit edildiği anlatılan Theodoros Tiron'dur. Geleneğe göre putperest kurban sunmayı reddetmiş, Kybele'nin tapınağını yakmış ve kendisi de yakılarak öldürülmüştür; ölüm yılı çoğunlukla 306, Altın Efsane'de ise 287 verilir. Kültü dördüncü yüzyılın sonunda yaygındı: Nyssalı Gregorios 381 kışında onun adına bir vaaz vermiştir, ancak bu anma yerinin Amaseia'da mı yoksa yakınlardaki Euchaita'da mı olduğu kesin değildir. Öteki ad, 380 ile 390 arasında piskopos olan Asterios'tur. Piskoposluktan önce avukatlık yapmış, on altı vaazı günümüze ulaşmıştır. On birinci vaazında Aziz Euphemia'nın şehadetini canlandıran bir resmi, mezarının yakınındaki bir kilisede gördüğü biçimde betimler; bu bölüm Bizans sanat tarihinin en erken ve en ayrıntılı ekphrasis örneklerinden sayılır ve 787 İznik Konsili'nde ikonaların saygısı lehine delil olarak iki kez anılmıştır. Böylece dördüncü yüzyılın sonunda bölgede resimle süslü bir şehitlik kilisesi bulunduğunu, bir piskoposun kendi sözünden öğreniyoruz. Erken Hıristiyan azizlerinin ayrıntısı ayrı bir yazının konusudur.

Pontus'un Manastır Geleneği

Amasya'nın kaya manastırlarını değerlendirmek için bölgenin ünlü örneklerine bakmak yararlıdır, ancak bu örnekler Amasya'ya değil komşu yörelere aittir. Trabzon'un Maçka ilçesinde, Altındere Vadisi'nde dik bir kayalığın kenarına oturan Sümela Manastırı'nın kuruluşu geleneksel olarak MS 386 dolaylarına, I. Theodosios dönemine bağlanır. Altıncı yüzyılda Iustinianos'un isteğiyle Belisarios tarafından onarıldığı anlatılır; bugünkü biçimini Trabzon İmparatorluğu döneminde, özellikle III. Aleksios'un (1349-1390) cömert bağışlarıyla almıştır. Aynı ilçedeki Vazelon Manastırı 565'te Iustinianos'un emriyle onarılmış, bugünkü yapısı 1410 yeniden inşasına dayanır ve Cennet ile Cehennem'i betimleyen fresklerinin bir bölümünü hâlâ taşır. İkisi de 1923 mübadelesine kadar canlı manastırlardı.

Kapadokya'da ise Ihlara Vadisi'nde yedinci yüzyıldan itibaren Bizans keşişleri, Hasan Dağı'nın püskürmelerinden oluşan tüf kayaya konutlarını ve kiliselerini oymuştur. Vadide bugün yaklaşık elli kaya kilisesi bulunur; bir bölümü ikonoklazm öncesine, bir bölümü onuncu ve on birinci yüzyılın Makedon üslubuna ait resimlerle bezelidir. Amasya kalkerinin sert dokusu, tüfün yumuşak yapısına göre bu tür geniş, resimli kilise odalarını daha zor kılmış olabilir, ama bu bir çıkarımdır, kanıtlı bir saptama değildir. Kesin olan, Amasya çevresinde bu iki büyük geleneğin ölçüsünde bir kaya manastırına dair güvenilir bir belgenin elde bulunmamasıdır.

Çevre İlçelerdeki Kalıntılar

Amasya'nın ilçelerinde de Bizans ya da öncesi döneme ait izlere rastlanır, fakat bunların çoğu kaya manastırı niteliği taşımaz. Merzifon çevresinde Gelgiras, Aktarla ve Oymaağaç gibi yerleşimlerde ve kent merkezinde Bizans ve daha eski dönemlere ait kalıntılardan söz edilir. Taşova'nın Hititlerden başlayarak Frig, Pers, Pontus, Roma ve Bizans egemenliklerinden geçtiği bilinir. Gümüşhacıköy'ün Gümüş Mahallesi'ndeki manastır ise, adı Bizans'ı çağrıştırsa da yerel kayıtlara göre 1840'ta bölgede yaşayan Rumlar tarafından yaptırılmıştır; mübadele ile Rumların gitmesinden sonra kullanılmamış ve bakımsız kalmıştır. Bu yapı Bizans manastır geleneğinin değil, Osmanlı yönetimindeki Rum cemaatinin son dönem mimarisinin örneğidir. Kaya oyuklarına keşiş inzivası hikâyeleri bağlayan yaygın anlatıların da bu bağlamda çekinceyle okunması gerekir.

Hıristiyan nüfus Bizans'ın sona ermesinden sonra da kentte kaldı. 1317'de Türkmen saldırılarının şiddetlendiği sırada, 1315'te atanan metropolit Kallistos Amaseia'ya giremedi; Patrik XIII. Ioannes'in izniyle metropolitlik, Trabzon İmparatorluğu sınırları içinde olduğu için daha güvenli sayılan Limnia'ya taşındı. 1384'te de Limnia piskoposu geçici olarak Amaseia metropolitliğinin işlerini yürüttü. Dönemin bir belgesi, bir zamanlar ünlü ve büyük olan Amaseia metropolitliğinin yoksullaştığını ve yabancıların akını yüzünden harap olduğunu söyler. Ortodoks metropolitlik 1923 mübadelesine kadar sürdü; 1922'de yaklaşık kırk bin Hıristiyanı vardı ve bunların yarısı Rum'du. Son metropoliti Germanos Karavangelis'tir.

Bizans Egemenliğinin Sonu ve İzlerin Silinişi

Bizans'ın Amasya'daki yaklaşık yedi yüzyıllık egemenliği, 1075'te Danişmendli beylerinin kenti almasıyla sona erdi. Alexias'ta Amaseia, Alexios Komnenos'un Norman komutan Ursel'i Türk komutan Tutakh'ın elinden esir olarak teslim aldığı yer olarak geçer; Anna Komnene'nin anlattığı olayda Alexios'un fidye parasını toplamak için başvurduğu kent halkı arasında huzursuzluk çıkar. Anlatının tarafsızlığı tartışmalıdır, ama Amaseia'nın Bizans'ın doğu sınırında önemli bir kasaba olduğunu ve sınırın hızla geriye çekildiğini gösterir.

Danişmendliler, ardından Anadolu Selçukluları ve İlhanlılar döneminde kent bir İslam kültürü merkezine dönüştü; Burmalı Minare Camii, Gök Medrese ve Torumtay Türbesi bu çağın eseridir. Yeni yapıların kurulması, eskilerin kullanışlı parçalarının yeni inşaata girmesi demekti. Kilisenin taşı camiye, mezar taşı türbeye girdi. Kayadaki boş hacimler de yeni sahiplerin ihtiyaçlarına göre değiştirildi; sarnıçlar ve tüneller kale içindeki Osmanlı mahallesine hizmet etti. Bu uzun süreç, Bizans evresine ait mekânların neden bu kadar az tanımlanabildiğini açıklar. Kayada bir şey eksik olmayabilir; üst üste yazılmış çok sayıda kullanımın içinde Bizans tabakasını ayırt etmek güçleşmiştir.

Araştırmanın Eksik Bıraktığı Alan

Amasya'nın Bizans dönemi kaya yapıları bakımından en belirgin gerçek, bilimsel çalışmanın yetersizliğidir. Pontus kral mezarları, Robert Fleischer'in 2017'de yayımlanan ve İstanbuler Forschungen dizisinin 56. cildini oluşturan kapsamlı monografisiyle ayrıntılı biçimde belgelenmiştir. Bizans tabakası için buna benzer bir çalışma yoktur. Kale içindeki yeraltı kiliselerinin varlığı UNESCO dosyasında bir inanç olarak geçmekte, Yavru köyündeki mozaikli yapı gibi tesadüfen ortaya çıkan buluntular ise Amasya'nın Hıristiyan geçmişinin yüzeyin hemen altında durduğunu göstermektedir. Kaçak kazı sırasında ortaya çıkan bir döşemenin müzeye ulaşması, bu tür kalıntıların ne denli kırılgan olduğunu da hatırlatır.

Amasya'nın kaya kiliseleri konusunda sorumlu bir anlatı bu yüzden üç şeyi birlikte söylemelidir. Birincisi, kentin Bizans döneminde önemli bir metropolit merkezi, şehitlik kiliseleri ve tanınmış bir piskoposu olan bir Hıristiyan şehri olduğudur. İkincisi, kale altında Doğu Roma dönemine ait yeraltı kiliselerinin bulunduğuna dair bir kanaat bulunduğu, fakat bunların kazıyla ortaya konmadığıdır. Üçüncüsü, Sümela ve Ihlara ölçeğinde, planı ve resimleri bilinen bir kaya manastırının Amasya için kanıtlanmadığıdır. Arkeolojik ve mimarlık tarihi çalışmaları, yukarı kaledeki oyukların, Kızlar Sarayı çevresindeki tünellerin ve vadideki küçük kaya mezarlarının Bizans döneminde nasıl kullanıldığını ileride netleştirebilir. O zamana kadar bu mekânlar hakkında söylenenlerin kaynakların izin verdiği ölçüde temkinli kalması gerekir.

Kronoloji

İkinci yüzyıl: Amaseia metropolis ve ilk şehir unvanlarını alır.

306: Geleneğe göre Theodoros Tiron Amaseia'da şehit edilir (Altın Efsane'de 287).

381: Nyssalı Gregorios, Theodoros adına vaaz verir.

380-390: Asterios Amaseia piskoposu olur; vaazları günümüze ulaşmıştır.

Onuncu yüzyıl: Amaseia metropolitliği, Patrikhane'ye bağlı metropolitlikler arasında on birinci sıradadır.

1075: Danişmendliler Amasya'yı alır; yaklaşık yedi yüzyıllık Bizans egemenliği sona erer.

Yaklaşık 1145: Geç Roma nekropolünden alınan malzemeyle bir Danişmendli valisinin türbesi yapılır.

1317: Metropolit Kallistos kente giremez; metropolitlik Limnia'ya taşınır.

1840: Gümüşhacıköy'de Rumlar tarafından manastır yaptırılır.

1923: Mübadele ile Amasya Ortodoks metropolitliği son bulur.

2013: Yavru köyü Küp Deresi'nde kiliseye çevrilmiş bir yapının elma ağacı ve keklik figürlü mozaiği bulunur.

Kaynakça

Resmî kaynaklar

  • UNESCO Dünya Mirası Merkezi, "Mount Harşena and the Rock-tombs of the Pontic Kings", Geçici Liste dosyası, whc.unesco.org/en/tentativelists/6039 whc.unesco.org
  • T.C. Amasya Valiliği ve Amasya Belediyesi, Amasya Müzesi ve Kral Kaya Mezarları tanıtım sayfaları
  • Kültür Portalı, "Amasya Kalesi" kulturportali.gov.tr

Diğer kaynaklar

  • Wikipedia, "Amasya", "Tombs of the kings of Pontus", "Pontic Greek culture" en.wikipedia.org
  • Robert Fleischer, Die Felsgräber der Könige von Pontos in Amasya, Istanbuler Forschungen 56, Tübingen: Wasmuth, 2017
  • Amasya Müzesi, Yavru Köyü elmalı mozaik kurtarma kazısı haberleri (2013, 2024)
  • Wikipedia, "Asterius of Amasea", "Theodore Tiron", "Sümela Monastery", "Vazelon Monastery", "Ihlara valley" en.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar