Dânişmendnâme, Malatya'dan çıkıp Sivas'ı, Tokat'ı, Niksar'ı ve Amasya'yı alan Melik Ahmed Dânişmend Gazi'nin gazalarını anlatan Türkçe bir destanî romandır. Kitabın kahramanı Dânişmend Gazi olsa da anlatının en canlı bölümlerini onun yanında savaşan iki kişi taşır: Rumların arasından çıkıp Müslüman olan yiğit Artuhi ile Amasya hâkiminin kızı Efrumiye. Bu ikilinin hikâyesi Amasya'nın destandaki fethiyle iç içe geçmiştir; Amasya'nın bir Hristiyan hükümdarın elinden Müslüman gazilerin eline geçişi, destanda bir sevdanın ve bir ihtidanın hikâyesiyle birlikte anlatılır.

Destanın Çerçevesi

Anlatıya göre Hicret'in 360. yılında (yaklaşık 970-971) Malatya ileri gelenleri, Battal Gazi'nin torunu Sultan Turasan ile Malatya Emiri Ömer'in kız tarafından torunu Melik Ahmed'i serasker seçer. Melik Ahmed, ilimdeki derinliği yüzünden Dânişmend adıyla anılır. İkisi de rüyalarında gaza emri alır, Bağdat'a elçi gönderip halifeden izin ister ve Battal Gazi'nin sancağıyla Ebû Müslim'in alemini teslim alarak yola çıkar. Harap bir halde buldukları Sivas Kalesi'ni onarıp kendilerine merkez yaparlar. Ordu ikiye bölünür: Turasan İstanbul yönüne gider ve Alemdağı'nda şehit düşer, Dânişmend ise Tokat, Gömenek, Niksar, Zile, Amasya, Samsun ve Turhal taraflarını alma kararını verir. Verilen tarih eserin kronolojisinin ne kadar serbest olduğunu gösterir: Dânişmendli beyliği Malazgirt'ten sonra, 11. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmıştır ve anlatıdaki hesapla aradaki fark yaklaşık bir yüzyıldır.

Eserin düzeni, kendi ifadesine göre bir mukaddime, on yedi meclis ve bir hatimeden ibarettir. Metinde Hristiyan düşman bile çoğu zaman saygıyla çizilir. Rum hükümdarına halife, beylerine sultan denir, kimi Rum ileri gelenlerine Karatekin ve İltekin gibi Türkçe adlar verilir, ak sakallı rahipler nurlu yüzlü zahitler olarak anılır. Savaşın tarafları birbirinin dilini bilir, bu yüzden casusluk ve kılık değiştirme sahneleri destanın sık başvurduğu bir yöntemdir. Artuhi ile Efrumiye'nin hikâyesi bu iki dünyanın kesiştiği yerde kurulur.

Artuhi'nin Soyu ve Dânişmend ile Karşılaşması

Artuhi, destanda sıradan bir Rum yiğidi olarak çizilmez. Anlatıya göre annesi, Malatya'da tutsak düşen ve Rum kayserinin babasına bağışladığı, Abdurrahman Harezmî adlı bir âlimin kızıdır. Çobanlar arasında büyüyen bu kızın heybetinden kurt ve aslan bile davara yaklaşamaz. On iki bin erin başında olan, kırk karısına rağmen oğlu bulunmayan bir Rum beyi onunla birleşir ve bir yıl sonra Artuhi doğar. Bu soy hikâyesi, Rum safında yetişen yiğide Türk anadan gelme bir köken kazandırır ve araştırmacılar bunu destanın millî benliğe verdiği yer olarak yorumlar.

Dânişmend Gazi, Sivas çevresinde atla dolaşırken heybetli bir yiğitle karşılaşır. İki savaşçı gün boyu her silahla çarpışır, gece olunca ayrılır. Dânişmend abdest alıp namaz kılar, yiğit yemeğe oturur. Dânişmend, onunla tuz ekmek yerse ertesi gün vuruşamayacağını söyleyerek sofraya katılmaz. Yiğit yer içer, tamburasını alıp yanık bir ağıt söyler. Sabah yeniden karşılaştıklarında Melik düşmanını yere serip hançerle başını kesmek ister, ama ay yüzlü bir genç görür. Müslüman olursa kalbindeki muradın gerçekleşeceğini söyler. Genç, sevdiğine kavuşup kavuşamayacağını sorar, olumlu karşılık alınca Müslüman olur ve kendini Artuhi olarak tanıtır.

Efrumiye Bânû

Artuhi bir gün Amasya yöresinde ava çıkmış ve bir kıza gönlünü kaptırmıştır. Kız, Amasya Sultanı, Rumların halifesi ve Rum kayserin amcası Şah-ı Şaddat'ın (Şattat) kızı Efrumiye Bânû'dur. Artuhi yedi yıldır bu sevdayla yandığını anlatır, Melik'ten yardım ister ve canını Dânişmend yoluna adayacağını söyler. Dânişmend, Amasya'ya doğru yola çıkmayı kabul eder. Yolda, Efrumiye'nin Kayser'in cihan pehlivanı ve Rumların beylerbeyi sayılan Nestor'a gelin gönderildiğini haber alırlar. Gelin alayına pusu kurulur, on iki bin muhafızla çarpışılır. Artuhi'nin narasını duyan Efrumiye, kendisine takılmış kelepçeyi bir hileyle çözdürür, getirilen has atlardan birine sıçrar ve kılıcını çekip "Ben Efrumiye Bânû, Şah Şaddat'ın kızı, Muhammed Mustafa'nın kırnağı, Melik Dânişmend'in ayağının toprağıyım" diyerek savaşa atılır.

Dânişmend, Efrumiye'ye bir Rum kızı iken nasıl olup da kendilerine yar olduğunu sorar. Kız bir rüya anlatır. Kendini ortasında süt, bal, su ve şarap ırmaklarının aktığı bir bağda görmüş, altın ve gümüşten dört katlı bir köşke girmiş, yakuttan bir tahtın üzerinde nurdan sarıklı bir zat ile çevresindeki Ali, Hasan, Hüseyin, Hamza ve Abbas'ı seyretmiştir. Tahttaki zat Hz. Muhammed'dir. Ona Müslüman olmasını, Allah'ın Artuhi'yi kendisine helâl kıldığını ve onların sayesinde Rum vilâyetlerinin açılacağını söylemiş, bir kadeh şerbet vermiştir. Kız şerbeti içince küfrün kalbinden çıktığını, İslâm âdabının bedenine yerleştiğini anlatır. Böylece Efrumiye'nin Müslüman oluşu, destanda aşkın ardından gelen ve rüya ile onaylanan bir hâl olarak sunulur.

Ribat Savaşları ve Hızır'ın Yardımı

Nişanlısı elinden alınan Nestor ordu toplayıp Toros kasrındaki ribatı, yani Artuhi, Efrumiye ve Dânişmend'in sığındığı ak sakallı zahit Harkil'in kilisesini kuşatır. Efrumiye, kuşatma sırasında kendi babasını esir alır ve sürükleyerek Dânişmend'in önüne getirir. Gürcistan'dan, Ermeni ilinden yeni orduların gelişiyle savaşlar tekrarlanır. Bu sırada Artuhi ağır yaralanmış, ribatın avlusunda yatmaktadır. Dua ettiğinde duvar yarılır, yeşil giysili ak sakallı bir pir girer, yaralarına elini sürer, savaşta kesilmiş eli yerine koyar. Destan bu zatın Hızır olduğunu bildirir. Hızır, Melik'e bir dua ulaştırılmasını ister. Dânişmendnâme'de tabiat üstü motifler sınırlıdır ve Hızır'ın bu gibi birkaç görünüşü dışında kahramanlar sıradan insanlar olarak çizilir.

Düğün

Zile'nin alınmasından sonra Dânişmend rüyasında Hz. Peygamber'in, Artuhi ile Efrumiye'nin düğününü yapmasını emrettiğini görür ve büyük bir tören düzenler. Çiftin hediyeleri arasında yüzlerce uşak, köle ve cariye ile yüz kat İstanbul atlası, yüz kat kızıl altınla dokunmuş zerbeft sayılır. Şerbetler içilir, nikâh kıyılır, ziyafet için bin koyun, iki yüz kara sığır ve yüz at kesilir, Kur'an okunur, dualar edilir. Efrumiye ile Artuhi gerdeğe girer.

Esaret, Kurtarılış ve Harşana'nın Düşüşü

Savaşlar sürerken Efrumiye bir çarpışmada attan düşer, kementle yakalanıp esir alınır. Rumlar onu Çorum'da bir zindanda kuyuya atar, başına yüz kişilik bir bekçi bırakır. Artuhi, Melik'e durumu bildirir. Kısa süre sonra kendisini kurtarmaya giderken çeşme başında İltekin adlı bir yiğitle karşılaşır. İltekin, Bağdatlı bir tüccarın oğludur ve Peygamber'i rüyasında görmüştür. Efrumiye'nin bulunduğu yeri gösterir, gizli yollardan Efrumiye ile yedi yüz esir kurtarılır, ambarlardan silah ve elbise dağıtılıp kale zaptedilir, imam ile kadı atanır.

Nestor ile Şaddat bu arada Harşana Kalesi'ne sığınmıştır. Dânişmend kaleyi kuşatır ve ikisine Müslüman olup teslim olmalarını önerir. Teklif reddedilir. Büyük bir savaştan sonra düşman dağılır, Nestor ile Şaddat kaçar. Ahmed Serfiraz adlı bir yiğit, kendisini Nestor'un silahtarı diye tanıtarak Şaddat'ı yakalar ve Melik'in huzuruna getirir. Harşana ise kısmen hileyle, kısmen savaşla alınır. Şaddat, mühtedi bekçilere servet vaat ederek esaretten kaçar. Destan Amasya'nın alınışını tek bir hamleye bağlamaz; kuşatma, kaçış ve yeni seferlerle birkaç aşamaya yayar. Şaddat daha sonraki bir çarpışmada Artuhi'nin eliyle yeniden esir düşer, Nestor Çorum'a kaçar.

Kilise Hilesi ve Niksar

Efrumiye destanda kılıçla olduğu kadar hileyle de öne çıkar. Niksar kuşatması sırasında Artuhi ile Efrumiye, Trabzon Beyi Puthil adına Rumca bir mektup yazar. Mektup, Mesih zamanından kalma bir haçın şehre gönderildiğini bildirmektedir. Efrumiye papaz kılığına girer. Artuhi onu görünce gülmekten kendini alamaz, ama kapıdaki Rumlar onun güzel yüzlü bir rahip olduğuna inanır. Efrumiye, kale beyi Gavras'a ve yüz yaşını aşmış Sematorgos Kilisesi rahibine mektubu verir, haçın sabah gelmekte olduğunu bildirir ve şehirden çıkar. Ertesi sabah Artuhi, Abdurrahman-ı Tokadî ve seçkin beylerle birlikte üzerinde haç varmış gibi donatılmış bir deveyle kapıya gelir. Rahipler kapıyı açınca gaziler kılıç çekip içeri girer ve kiliseyi ele geçirir. Gavras şehri savunmaya çalışır, ama Melik Dânişmend tarafından öldürülür. Araştırmacılar Efrumiye'yi bu tür sahnelerden dolayı pek çok savaşta Dânişmend'in sağ kolu olarak niteler.

Gülnüş Bânû'nun Düşü

Harşana üzerine yürürken Artuhi ile arkadaşları bir yiğit ve bir alay halayıkla karşılaşır. Alay, kızıl altınla işlenmiş İstanbul atlasından bir mahfe içinde Mamuriye'ye, babası Kaytal'a giden Gülnüş Bânû'ya refakat etmektedir. Kıza rüyasında Melik Gazi'nin onu helâl edineceği söylenmiştir. Artuhi alayı basıp Gülnüş'ü esir alır ve Melik'in bargâhına getirir. Harşana alındıktan sonra Efrumiye, Gülnüş'ün rüya mucizesini Dânişmend'e anlatır, leşker kadısı nikâhı kıyar ve yedi gün yedi gece süren bir düğün yapılır. Gülnüş bir oğlan doğurur, Melik ona Gazi Bey adını verir.

Dânişmend'in Ölümü ve Sonrası

Dânişmend, Canik üzerine yürürken on yedi yerinden yaralanır ve Niksar surlarının dibinde rüyasında Peygamber'in kendisine Cennet'i gösterdiğini söyleyerek ömrünün tamam olduğunu bildirir. Mezarının belirsiz bırakılmasını, yönünün Canik'e çevrilmesini ve oğlunun gazaya devam etmesini vasiyet ederek şehadet getirir ve vefat eder. Bunun üzerine Artuhi, Efrumiye ve Gazi Bey Bağdat'a giderler. Halife, Horasan'daki Selçuklu sultanına mektup yazar, Selçuklu Süleyman Şah'ın kız kardeşini Gazi Bey'e nikâhlar ve seraskerliği Süleyman Şah'tan Gazi Bey'e geçirir. Gaziler Rum illerini yeniden alır. Gazi Bey Niksar'da babası için tekkeler, şehitler için makbereler yaptırır. Yerine oğlu Yağıbasan geçer. Artuhi'nin oğlu ile birlikte Rumda birçok gaza yapılır.

Halifet Gazi ve Amasya Medresesi

Hikâyenin Amasya'daki izi, kentin Selçuklu dönemi yapılarından Halifet Gazi Medresesi ile bağlantılandırılmıştır. Destana göre Halifet Gazi, Artuhi ile Efrumiye Bânû'nun oğludur. Dânişmend Gazi ve Artuhi öldükten sonra Anadolu'ya gelen Süleyman Şah, Dânişmend'in oğlu Melik Gazi ile Halifet Gazi'yi ordusuna komutan atar. İkisi, babalarının ölümüyle Rumların eline geçen yerleri yeniden alır. Melik Gazi'nin ölümünden sonra Halifet, Yağıbasan'la gazaya devam eder ve fethettiği Amasya'da dedesi Şattat'ın kilisesini yıktırıp yerine bir medrese yaptırır.

Refet Yinanç, bu aktarımın gerçeklerle bağdaşmadığını gösterir. Medresenin kitabesi ile vakfiyesine ve Halifet Gazi adına Türkçeye çevrilmiş bir tıp kitabına göre Halifet'in babasının adı Suli ya da Tuli, dedesinin adı ise Türkânşah'tır. Destandaki hikâyeye göre Melik Gazi'nin silah arkadaşı olması gereken Halifet, vakfiyeden 1225 dolaylarında sağ olduğu anlaşılan bir kişidir. Oysa Melik Gazi 1134'te, Yağıbasan 1164'te ölmüştür. Halifet Gazi'den Selçuklu döneminde medrese kitabesi ve vakfiyesi dışında söz eden bir kaynak da yoktur. Daha sonraki Osmanlı tarihçileri Âlî ve Cenâbî, Halifet'in Danişmendli Melik Muhammed Gazi'nin veziri iken Amasya'da bir medrese yaptırdığını, babası İltekin'in de Ahmed Gazi'nin veziri olduğunu yazarak destandaki yanlışı sürdürmüştür. Amasya Tarihi'nin yazarı Hüseyin Hüsameddin ise Halifet'i Gödül Bey'in torunu olarak göstermiştir; Yinanç, bu bilginin hiçbir kaynakla doğrulanmadığını ve olayların seyrine uymadığını belirtir. Bu tartışma, Efrumiye'nin hikâyesinin Amasya'nın tarihî hafızasına ne kadar derin işlediğini, kimi eski yazarların destan bilgisini belge gibi kullandığını gösterir.

Artuhi ve Efrumiye Kimdir

Destanın bu iki kahramanının gerçek kişilerle ilişkisi tartışmalıdır. Osman Turan, Artuhi'nin Malazgirt'ten sonra Anadolu'ya gelen Artuk Bey olduğunu ileri sürer. Bu yoruma göre Amasya ve Tokat çevresinde bugün de bilinen Artukova ve Artukâbâd adları, Artuk Bey'in bölgedeki fetihlerinin hatırasıdır. Tarihî kayıtlarda Artuk b. Eksük olarak anılan bu beyin Döğer boyundan Türkmenlerle Yeşilırmak ve Kelkit havzasında fetihler yaptığı bilinir. Şayet Artuhi gerçekten bu Artuk Bey ise, destanın onu önce Hristiyan olarak göstermesi tarihe uymaz, çünkü Artuk Bey'in Müslüman bir Türk olduğu anlaşılmaktadır. M. Halil Yinanç ise destanın Artuk Bey'in Yeşilırmak havzasındaki fetihlerini bütünüyle Dânişmend Gazi'ye mal ettiğini, Artuhi'nin bu gerçeğin bir yansıması olduğunu savunmuş, ayrıca metindeki yer adlarının gerçek coğrafyayla ilgisi bulunmadığını ileri sürmüştür. Şerafettin Tekindağ ise Artuk ile Halifet'in yaşadığı dönemler arasındaki zaman farkını gözeterek Artuhi'nin Hısn Keyfa ve Harput hükümdarı Artuk oğlu Fahreddin Karaaslan (ölümü 1175) olabileceği ihtimalini dile getirmiştir. Irène Mélikoff ve Osman Turan ise orta bir yol çizer: Dânişmendnâme ne eski tarihçilerin kabul ettiği gibi gerçek bir vekâyinâme, ne de M. Halil Yinanç'ın savunduğu gibi tümüyle hurafe kitabıdır; yer adları ve kişiler bakımından değerlendirilebilecek ipuçları taşır.

Efrumiye'nin kimliği için de birkaç öneri vardır. Mélikoff ile Turan, onu Malatya hâkimi Ermeni asıllı Gabriel'in kızı Morphia ile özdeşleştirir. Hüseyin Hüsameddin ise destandaki bilgiye dayanarak Efrumiye'nin gerçek adının, Amasya Valisi Jotatüs'ün kızı Apa Rumiye olduğunu, Artuhi ile evlendikten sonra adının küçük bir ses değişikliğiyle Efrumiye Bânû'ya dönüştüğünü yazar. Bu açıklama kaynak göstermediği için tarihçiler tarafından benimsenmemiştir. Destanın sonraki işlemelerinden Mirkâtü'l-cihâd'da Artuhi'nin Müslüman olduktan sonraki adı Mizban, Efrumiye'nin adı ise Mihriban olarak geçer. Destandaki Harşene adının Amasya'yı gösterdiği kabul edilir. Yinanç, aynı adı taşıyan başka bir Harşene Kalesi'nin Kayseri'nin Çukur bucağı yakınında bulunduğunu da hatırlatır.

Dânişmendnâme'nin tarihî kaynak olarak değeri, Osmanlı tarihçilerinin onu 16. yüzyıldan itibaren doğrudan başvuru eseri saymasından, Fuad Köprülü ve Mélikoff gibi araştırmacıların onu eleştirel bir süzgeçten geçirmesine uzanan uzun bir tartışmaya konu olmuştur. Artuhi ile Efrumiye bölümleri, bu tartışmanın merkezinde yer alan örneklerdendir. Artuhi, Efrumiye ve Gazi Bey'in Bağdat'a gittiği sahnede Büyük Selçuklu Sultanı olarak Tuğrul Bey anılır; oysa Tuğrul Bey 1063'te ölmüştür ve Dânişmend'in ölümünden sonraki bu olay, ancak Muhammed Tapar (1105-1118) ile Abbâsî Halifesi el-Müstazhir-Billâh (1094-1118) döneminde geçmiş olabilir.

Anlatının Edebî Yönü

Destanın dili, tarihî kayıttan çok sözlü anlatı geleneğine yakındır. Savaş sahnelerinde nakkareler çalınır, rahipler nâkus vurur, hafızlar Kur'an okur, gaziler tekbir getirir. Her kılıç darbesi kaşa kadar düşmanı ikiye biçer, atlar kişner, kan buharı havayı bürür. Bu kalıplaşmış anlatım, Artuhi ile Efrumiye'nin evlilik, kuşatma ve esaret sahnelerinde de tekrarlanır. Düğün tasvirleri, ziyafet listeleri, hediyeler ve kıyafetlerle, dönemin törenleri hakkında bilgi veren kültür tarihi malzemesi barındırır. Eserin bütününde olduğu gibi bu kısımlarda da Sünnî inanış ve hilâfete bağlılık belirgindir: Kahramanlar beş vakit namaz kılar, içki içmez, ganimetin payını halifeye ayırır.

Kronoloji

1063: Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in ölümü. Destanda Dânişmend'in ölümünden sonra Bağdat'ta anılması kronolojik bir hatadır.

1071: Malazgirt Savaşı. Osman Turan'a göre Artuk Bey bu savaştan sonra Anadolu'ya gelen beylerden biridir.

1104 veya 1105: Melik Dânişmend'in vefatı olarak kabul edilen tarih.

1134: Melik Gazi'nin ölümü.

1164: Yağıbasan'ın ölümü.

1175: Tekindağ'ın Artuhi ile özdeşleştirdiği Fahreddin Karaaslan'ın ölümü.

1225 dolayları: Halifet Gazi'nin vakfiyeye göre hayatta olduğu tarih.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Şükrü Akkaya, "Kitab-ı Melik Danişmend Gazi - Danişmendname", Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, VIII.
  • Ergin Ayan, "Dânişmendnâme'de Trabzon", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 6/28 (2013). sosyalarastirmalar.com

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Refet Yinanç, "Selçuklu Medreselerinden Amasya Halifet Gazi Medresesi ve Vakıfları". amasya.edu.tr
  • Irène Mélikoff, La Geste de Melik Dânişmend, Paris 1960.
  • Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye.

Çevrimiçi kaynaklar