Bir şehrin el değiştirmesi en kalıcı biçimde yapılarda görülür. Amasya Türk-İslam dünyasının bir parçası olduğunda, bu değişim önce mevcut yapıların yeni bir işleve kavuşmasıyla, ardından yeni yapıların yükselmesiyle kendini gösterdi. Camiler, mescitler, medreseler, türbeler ve bir hastane, Yeşilırmak vadisinin iki yakasında sıralanarak kentin silüetini yeniden çizdi. Danişmendlilerden İlhanlılara uzanan bu çizgide iki önemli yapı, Fethiye Camii ile Burmalı Minare Camii, kendi yazılarında ayrıntısıyla anlatıldığı için burada yalnızca çizginin içindeki yerleriyle anılır.
Danişmendliler Dönemi: İlk Taşlar
Danişmendli hanedanının kurucusu Danişmend Gazi, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın hizmetine 1064'te giren Türkmen emirlerindendi. Malazgirt'ten sonra Sivas'ı fetheden ve hanedanın çekirdeğini oluşturan bu emir, maiyetindeki beylerle birlikte Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri ve Çorum çevresini de ele geçirdi. Hanedan 1086'dan sonra Büyük Selçuklular adına değil kendi adına hareket etmeye başladı. Bu çevrede kalan eserler bugün sayıca azdır ve mimari açıdan gösterişli değildir. Tokat'taki Garipler Camii, bilinen en eski tarihli Danişmendli yapısı sayılır. Kayseri Ulucamii Melik Muhammed zamanında (1134-1143), Niksar Ulucamii ise sözlü geleneğe göre 1145'te yapılmıştır. Semavi Eyice ve Danişmendliler maddesinin yazarı gibi araştırmacılar, bu yapıların malzeme, teknik ve süsleme bakımından iddiasız olduğunu, ama Anadolu Türk mimarisinin doğuş evresinde kendi kimliğini arayan ilk örnekler olarak önem taşıdığını belirtir. Bazı tasarım düzenlerinin, örneğin cami ile medresenin ortak bir avlu çevresinde birleştirilmesinin, ilerleyen yüzyıllarda Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde olgunlaşacak çözümlerin öncüsü olduğu da aynı değerlendirmelerde yer alır.
Amasya'ya gelince, kaynaklar şehirdeki en eski Türk yapısının Danişmendoğlu Melik Gazi tarafından kalenin hemen doğusunda, bugünkü Şamlar Camii'nin bulunduğu yerde yaptırılan cami olduğunu söyler. Bu yapı günümüze ulaşmamıştır. Ulaşmayan eserler arasında Yağıbasan Hanı ile Danişmend Gazi Sarayı da vardır. Ayakta kalanlar arasında Amasya-Çorum yolunun şehre altı kilometre kala Yeşilırmak'ı geçtiği yerde yükselen Çağlayan Köprüsü gelir. Yaklaşık yetmiş metre uzunluğundaki bu köprü, on ikinci yüzyılın ilk yarısında Melik Yağıbasan'ın emirlerinden İltegin Gazi oğlu Hüsameddevle Hasan tarafından yaptırılmıştır. Altı geniş tuğla kemer açıklığı, tuğla hatıllı kesme taş almaşık örgüsü ve ekseninde yer alan, tarih köşkü olduğu sanılan yıkık burç, onu erken dönem Anadolu Türk mimarisinde ayrıcalıklı kılar. Küçük Ağa Külliyesi ise kuruluşu Danişmendli dönemine inen, ancak on beşinci yüzyıl sonlarında Osmanlılar tarafından neredeyse bütünüyle değiştirilerek yeniden canlandırılmış bir yapı topluluğudur.
Fethiye Camii: Kilisenin Camiye Dönüşmesi
Amasya'nın Danişmendli çağındaki dönüşümünü en açık gösteren yapı Fethiye Camii'dir. Kuba Dede Camii adıyla da anılan yapı, Fethiye Mahallesi'nde, bir Bizans kilisesinin üzerinde durur. Kiliseyi Bizans İmparatoru Phokas'ın kızı Helena'nın yaptırdığı düşünülür; Phokas'ın saltanat yılları 602-610 olduğu için yapı yedinci yüzyıl başına tarihlenir. Danişmend Gazi'nin Amasya'yı fethiyle bağlantılı olarak 1116 yılında camiye çevrildiği ve bu yüzden fetih anlamına gelen Fethiye adını aldığı söylenir. Bu tarihin kesinliği tartışmaya açıktır, çünkü TDV'deki Danişmendliler maddesine göre Danişmend Gazi Amasya çevresini 1071 sonrasında ele geçiren emirlerin başındaydı, hanedan 1086'dan itibaren kendi adına hareket ediyordu ve oğlu Gümüştegin 1104'te ölmüştü; 1116 bu çizginin hayli sonrasıdır. Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklı kimi metinlerde ise camiye çevirenin Danişmendli döneminde Amasya valiliği yapan Fetih Gazi olduğu yazılır. Kesin olan, yapının Amasya'daki en erken Türk-İslam dönemi ibadet mekânlarından biri olduğudur.
Fethiye, kilisenin apsis kısmı üzerinde kurulmuştur; bu yüzden doğu cephesi yarım altıgen bir biçimde dışa taşar. Aslında dikdörtgen planlı bir bazilika olduğu düşünülen kilisenin mihrabı camiye çevrilirken güneye alınmış, giriş kuzey duvarındaki küçük bir kapıdan sağlanmıştır. Batı cephesi geniş, sivri bir kemerle çökertilmiş, kademeli bir yüzey elde edilmiş ve üzerine alt ve üst pencereler açılmıştır. Duvarlar sıvanıp badanalandığı için özgün malzemenin tespiti güçtür. Tuğla minare 1883'te İncezade Hacı Mehmet Arif tarafından eklenmiştir; 1939 depreminde yıkılıp yeniden yapılmıştır. Yapı 1956'da onarılmış, 2006'da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Bodrumundan 1855'te çıkarılan mumyalar, Pervane ailesine ve İlhanlı çevresine ait olduğu için bu yazının sonraki bölümlerinde yeniden karşımıza çıkacaktır.
Halifet Gazi Medresesi ve Türbesi
Şamice Mahallesi'nde, Torumtay Sokağı üzerinde duran Halifet Gazi külliyesi, Selçuklu çağının başındaki Amasya'yı ve Danişmendli mirasının Selçuklu hizmetine geçişini bir arada gösterir. Medresenin kitabesinden 1209-1210'da yapıldığı anlaşılır. Banisi Halifet Gazi, Danişmendli beyliği ortadan kalktıktan sonra Selçuklu hizmetine girmiş bir emirdir. Aynur Durukan'ın TDV maddesine göre I. İzzeddin Keykâvus'un 1215'te Sinop'u almasının ardından Karadeniz sahil muhafaza komutanlığına, I. Alâeddin Keykubad zamanında da 1222'de Amasya valiliğine getirilmiş, ardından Erzurum valiliği yapmış ve 1232'de Gürcülere karşı sefer sırasında şehit düşerek Amasya'daki türbesine gömülmüştür. Medrese vakfiyesi 1225 tarihlidir. Adına Farsçadan Türkçeye bir tıp kitabı çevrilmiş, aynı çevrede Anadolu'daki sporlara dair bir eser de yazılmıştır.
Medresenin bugün yalnızca güney duvarı ve doğu bölümü kısmen ayaktadır. 1647 depreminden sonra yıkılan yerleri Müderris Hasan Efendi ahşapla yaptırmış, 1888'de Amasya müftüsü Hacı Osman Hilmi Efendi binanın tamamını köklü biçimde onartmıştır. Taş ve tuğlayla örülmüş, duvar dolgusunda devşirme malzeme kullanılmış bu yapının Danişmendname'ye göre bir kiliseden medreseye çevrildiği anlatılır; Albert Louis Gabriel de bu görüştedir. Metin Sözen kemerli bölümün eski bir Bizans yapısının cephesi olabileceğini ileri sürer, Tanju Cantay ise türbeye doğru uzanan tonozlu mekânın üstündeki ikinci katın medreseyi iki katlı kıldığını belirtir. Doğuya bitişik türbe kare kaideli, sekizgen gövdeli ve piramit külahlıdır, çift katlıdır. İçindeki mermer lahit Roma çağına ait bir kadın lahdidir; Cantay, mumyalık bölümünün kilise ile bağlantılı bir mezar şapeline işaret edebileceğini düşünür. Yaygın kanaat türbeyi on üçüncü yüzyılın ilk çeyreğine tarihler, ama Doğan Kuban on ikinci yüzyılın ortalarını, Gabriel ve Oktay Aslanapa ise 1145-1146 yılını önerir. Bu fark, yapının Danişmendli döneminden kalmış olabileceğini düşündürür.
Burmalı Minare Camii
On üçüncü yüzyılın ortasında, II. Gıyâseddin Keyhusrev'in saltanatı sırasında, vezir Necmeddin Ferruh Bey ile kardeşi hazinedar Yusuf'un yaptırdığı Burmalı Minare Camii, Selçuklu Amasya'sının ayakta kalan en tanınmış camisidir. Kitabeye dayanan tarih 1242'dir (hicri 640); kimi kaynaklar hükümdarın saltanat yılları olan 1237-1246 aralığını verir. Cami dikdörtgen planlıdır, orta eksende art arda üç kubbeyle örtülür, yan sahınlar beşik tonozludur. Mihrabı çini, minberi ahşaptır; taç kapısı bordürlerle çerçevelenmiş, sivri kemerli bir eyvan biçimindedir. Adını veren burmalı minare, gövdesi bükülü yivlerle şerefeye doğru yükselen bir taş minaredir ve tarihi tartışmalıdır. Eyice, böyle bir minarenin geç Osmanlı döneminde yapılmasının güç olduğunu söyler; bazı kaynaklar ise 1730-1731 onarımına işaret eder. Girişin solundaki sekizgen türbe camiyle birlikte yapılmıştır; alt katındaki mumyalık nedeniyle Cumudar Türbesi olarak da anılır. Caminin son restorasyonu 2024'te tamamlanmış ve yapı 2 Ağustos 2024'te yeniden ibadete açılmıştır. Yapının tüm ayrıntıları kendi yazısında verilmiştir.
Gökmedrese Camii ve Torumtay Türbesi
Seyfeddin Torumtay, II. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Amasya valiliğine getirilmiş bir Selçuklu devlet adamıdır. Hem cami hem medrese olarak kullanılan Gökmedrese'yi o yaptırmıştır. Selda Kalfazade'nin TDV maddesine göre kitabesi yerinden sökülüp kaybolduğu için inşa tarihi kesin değildir, ama Torumtay'ın 665 (1266-1267) tarihli vakfiyesi yapının en geç o yıl bitirildiğini gösterir. Vakfiyede yapı Gökmedrese adıyla anılır. Adı, giriş bölümünün medrese olarak kullanılmasından ve kuzeydoğuya bitişik türbenin kasnağındaki mor ve firuze renkli çini ile sırlı tuğlalardan gelir.
Dışa kapalı, kalın ve masif kesme taş duvarlı yapı, Selçuklu mimarisinin bütün karakteristik özelliklerini gösterir. Türbe hariç tutulduğunda plan düzgün bir dikdörtgendir. Cephe iki yandan silindirik köşe kuleleriyle sınırlanır; yedi basamaklı merdivenle çıkılan cümle kapısı sivri tonozlu bir eyvanın içindedir. Kapıyı kuşatan bordürlerde alçak kabartma geometrik süsleme, pencerelerde mukarnaslı kavsaralar, kaz ayağı motifli sütunçeler ve sekiz kollu yıldız geçmeler görülür. Kündekâri teknikli ahşap kapı kanatları Amasya Müzesi'ndedir. İçeride dörderli iki sıra, toplam sekiz haçvari kesitli payeyle üç nef ayrılır; mihrap eksenine dik gelişen nefler beşer bölümlüdür ve toplam on beş bölümün kimi kubbeyle, kimi tonozla örtülüdür. İç mekân sadedir, mihrap yarım silindirik bir nişten ibarettir. Türbe ise kare kaide üzerinde, tuğla bir sekizgen kasnakla yükselir ve içeriden ikinci bir kat izlenimi verir. Külahın hemen altında firuze sırlı tuğladan kufi yazı frizi dolanır; kemer içleri mor ve firuze geometrik geçmelerle, rozet ve yıldızlarla bezenmiştir. Ziyaret yerinde yedi sanduka bulunur.
Gökmedrese'nin tam karşısındaki Torumtay Türbesi, TDV'ye göre 677 (1278-1279) tarihlidir. Dikdörtgen planlı, iki katlı, tonoz örtülüdür. Merdivenleri ve duvarları destekleyen payandalar beden duvarlarında çıkıntılar oluşturur. Selçuklu türbelerinde süslemenin genelde kapı ve pencere çevresinde toplandığı düşünülürse, burada bezemenin daha çok üst kısımlarda yer alması dikkat çeker. Güney cephesindeki mermer niş içindeki süslü pencerenin alınlığında dört satırlık yapım kitabesi, niş kemerinde Kur'an'dan ayetler bulunur. Türbenin 1891-1892'de onarıldığı, güney cephesindeki manzum tamir kitabesinden anlaşılır. Alt kattaki sandukalardan Torumtay'a ait olanın üzerinde celi hatla Kur'an ayetleri yazılıdır; çocukları ve torunlarının mezarları da buradadır.
Selçuklu Çağının İki Evresi
Amasya'nın iki büyük Selçuklu külliyesi, aynı devletin birbirinden hayli farklı iki evresinde yükselmiştir. Halifet Gazi Medresesi, kitabesine göre 1209-1210'da, Selçuklu hâkimiyetinin kentte henüz yeni pekiştiği yıllarda yapılmıştır. Bu tarih, banisinin 1222'deki valiliğinden on yılı aşkın bir süre öncesine düşer; yapı ayağa kalktıktan sonra vakıf düzeni 1225 vakfiyesiyle, Halifet Gazi'nin Amasya'daki görev yıllarında kurulmuştur. Gökmedrese ise yarım yüzyılı aşkın bir süre sonra, 1243 Kösedağ yenilgisinin ardından Selçuklu sultanlarının İlhanlı vesayeti altında hüküm sürdüğü yıllarda, 1266-1267 tarihli vakfiyesiyle düzenli bir vakıf kurumu olarak belgelenir. Torumtay'ın 1278-1279 tarihli türbesi de aynı dönemin eseridir. Böylece ilki bir Danişmendli emirinin Selçuklu hizmetine geçişini, ikincisi Moğol hâkimiyeti altındaki Selçuklu Anadolu'sunda bir valinin kurduğu vakfı temsil eder.
Yapım tekniği de bu farkı yansıtır. Halifet Gazi Medresesi devşirme malzemeye ve büyük olasılıkla daha eski bir yapının kalıntılarına dayanır; türbesinde bir Roma lahdinin mezar olarak kullanılması, Anadolu'da önceki çağlardan kalan malzemenin yeni yapılara nasıl katıldığını gösterir. Gökmedrese ise dışa kapalı, masif kesme taş duvarlarıyla olgun Selçuklu mimarisinin tipik bir örneğidir ve sonraki onarımlar onun planını değiştirmemiş, yalnızca kubbe ve tonozlarının simetrisini bozmuştur. Taş cephelerin sadeliğine karşılık renk, türbenin kasnağındaki sırlı tuğla ve çinide toplanır. Halifet Gazi'de süsleme türbenin taçkapısında ve pencere çerçevelerinde taşa işlenmişken, Gökmedrese'de aynı vurgu firuze ve mor sırın parlaklığına bırakılmıştır.
İlhanlı Dönemi: Bimarhane
On dördüncü yüzyılın başında Amasya İlhanlı egemenliği altındaydı. Bu dönemin Amasya'daki en önemli eseri, 1308-1309'da İlhanlı hükümdarı Olcaytu Mehmed Han ve eşi İlduz Hatun adına Anber bin Abdullah'a yaptırılan Bimarhane, yani darüşşifadır. Yapı kesme taştandır. Selçuklu mimarisine özgü, Türk üçgenlerinden oluşan ters sütun başlıkları özellikle ön cephede ve cephe kenarlarında kullanılmıştır. Kapı kilit taşındaki diz çökmüş insan kabartması, kaynaklarda yalnızca bu yapıya özgü olarak belirtilir. Amasya'da hastalara müzik eşliğinde tedavi uygulandığı anlatılır ve yapı bu yönüyle tanınır. Bugün Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Darüşşifa kurumu İslam dünyasında Abbasi halifeleri döneminde ortaya çıkmış, 981'de Bağdat'ta Büveyhi Emiri Adudüddevle'nin yaptırdığı Bimaristan-ı Adudi onun önemli örneklerinden olmuştur. Anadolu'da ise Kayseri'deki Gevher Nesibe Darüşşifası ve Tıp Medresesi (1206), Sivas Keykâvus Darüşşifası (1217), Divriği Turan Melek Darüşşifası (1229) ve Tokat Pervane Bey Darüşşifası (1275) gibi yapılar bu geleneğin Selçuklu dönemindeki halkalarıdır. Amasya Bimarhanesi bu geleneğin İlhanlı çağında Karadeniz'e yakın bir kentteki örneğidir.
Mumyalar ve İlhanlı Çevresi
Amasya'nın erken Türk-İslam yapılarından, Fethiye Camii'nin bodrumundan ve Burmalı Minare Camii'ne bitişik türbeden, İlhanlı dönemine ait mumyalanmış cenazeler çıkarılmıştır. Fethiye Camii'ndeki cenazelikler 1855'te açılmış, İzzeddin Mehmed Pervane, İşbuğa Noyan, Cumudar, Pervane Bey'in cariyesi, kızı ve oğluna ait olduğu bildirilmiş, bunlar bugün Amasya Müzesi'nde korunmaktadır. Müze bahçesindeki, daha önce Mumyalar Müzesi olarak kullanılan türbe ise Sultan Mesud'a ait olduğu ileri sürülen on ikinci yüzyıl yapısıdır; kuzeye bakan cephesi kesme taştan, diğer bölümleri moloz taştan örülmüş, eyvan tipli, beşik tonozlu bir türbedir. Cumudar'ın bulunduğu yer konusunda kaynaklar ayrışır. Burmalı Minare Camii'nin türbesinin kime ait olduğu da kesinleşmiş değildir; Eyice, caminin hemen bitişiğindeki türbede yapıyı yaptıran kişinin ya da kişilerin yatması gerektiğini, mumyaların ise sonradan oraya konmuş olabileceğini söyler.
Ortak Özellikler
Bu yapılar birlikte düşünüldüğünde birkaç düzenlilik ortaya çıkar. Danişmendli dönemi yapıları küçük ölçekli ve sadedir; Halifet Gazi Medresesi ile Fethiye Camii'nde olduğu gibi, daha eski kilise yapılarının üzerine ya da devşirme malzemeyle kurulmuş örnekler öne çıkar. Selçuklu dönemi yapılarında ise duvar kesme taşla örülür, cepheler dışa kapalı ve kalın tutulur, süsleme taç kapı ve pencere çevresinde yoğunlaşır. Geometrik geçmeler, mukarnas, kaz ayağı motifleri, sekiz kollu yıldızlar, firuze ve mor sırlı tuğla ve çini, bu dilin tekrar eden öğeleridir. Burmalı Minare Camii'nde ve Gökmedrese'de görüldüğü üzere hem camiye hem türbeye aynı bütünlük içinde yer verilmesi, külliye anlayışının erken bir göstergesidir. Hayır eserlerinin sürekliliğini vakıflar sağlamıştır; Torumtay'ın 1266-1267 tarihli vakfiyesi ile Ferruh Bey'in damadı Pervane Bey'in 1299-1300'de düzenlettiği bildirilen Burmalı Minare vakfiyesi bunun belgeleridir.
Gökmedrese ve Fethiye gibi bugünkü mahalle adları da bu yapılardan gelir. Osmanlı döneminde de bu yapılar kullanılmış ve onarılmıştır: Burmalı Minare 1590-1591 depremi, 1602-1603 ve 1730-1731 yangınlarının ardından, Halifet Gazi Medresesi 1647 depreminden sonra yenilenmiştir.
Osmanlı Eşiğinde Amasya
Amasya'nın erken Türk-İslam yapıları, Osmanlı çağında inşa edilen büyük külliyelerin arka planını oluşturur. TDV'nin Amasya maddesine göre Selçuklu dönemi eserleri genellikle ırmağın güneyinde yer alır. Aynı madde, on altıncı yüzyıl başında şehirde dokuz cami, on medrese, dört zaviye, altı imaret ve on beş hamam bulunduğunu bildirir. Ayakta kalan yapılar arasında Gümüşlü Camii (1326), Dârüşşifâ (1308), Saraçhane Camii (1372), Beyazıt Paşa Camii (1414-1419), Yörgüç Paşa Camii (1430), II. Bayezid Camii ve Külliyesi (1486), Hatuniye Camii (1510) sayılır. Bu listenin ilk yarısındaki yapılar Danişmendli, Selçuklu ve İlhanlı dönemlerine, ikinci yarısındakiler ise şehzade valiler çağının Osmanlı Amasya'sına aittir.
Kronoloji
1064: Danişmend Gazi'nin Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın hizmetine girişi.
1086: Danişmendlilerin bu tarihten sonra kendi adlarına hareket ettiği belirtilir.
1116: Fethiye Camii'nin kiliseden camiye çevrildiği söylenen tarih (kesinliği tartışmalı).
1145-1146: Halifet Gazi Türbesi için önerilen tarihlerden biri (Gabriel, Aslanapa).
1209-1210: Halifet Gazi Medresesi.
1225: Halifet Gazi Medresesi vakfiyesi.
1232: Halifet Gazi'nin Gürcülere karşı seferde şehit düşmesi.
1242: Burmalı Minare Camii'nin kitabeye dayanan tarihi.
1243: Kösedağ yenilgisi; Selçuklu sultanları İlhanlı vesayetine girer.
1266-1267: Seyfeddin Torumtay'ın vakfiyesi; Gökmedrese'nin en geç bu tarihte tamamlanmış olduğu kabul edilir.
1278-1279: Torumtay Türbesi.
1308-1309: Bimarhane (Darüşşifa).
1855: Fethiye Camii bodrumundaki cenazeliklerin açılması.
1883: Fethiye Camii'ne minare eklenmesi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- İsmet Kayaoğlu, "Turumtay Vakfiyesi", Vakıflar Dergisi, sy. 12 (1978), s. 91-112.
- Refet Yinanç, "Selçuklu Medreselerinden Amasya Halifet Gazi Medresesi ve Vakıfları", Vakıflar Dergisi, sy. 15 (1982), s. 5-14.
Resmî kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklı Kültür Portalı kayıtları: Fethiye Camii, Gök Medrese, Torumtay Türbesi. kulturportali.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Semavi Eyice, "Burmalı Minare Camii ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992. islamansiklopedisi.org.tr
- Selda Kalfazade, "Gökmedrese Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 140-142. islamansiklopedisi.org.tr
- Aynur Durukan, "Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 30-31. islamansiklopedisi.org.tr
- "Dânişmendliler" ve "Amasya" maddeleri, TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Tuğba Bağbaşı, "Amasya Fethiye Camii", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019; Göksu Demircan ve Nazım Boy, "Bimarhane (Darüşşifa)", aynı ansiklopedi. turkiyeturizmansiklopedisi.com
- A. Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, II, Paris 1934.
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Kitâbeler, I, İstanbul 1927.
Çevrimiçi kaynaklar









