Osmanlı şehirlerinde bir çeşme, çoğu zaman en sade ama en çok kullanılan hayrattı. Amasya'da bu tür yapılar bir mahalle mescidinin önünde, bir evin avlusunda ya da bir medresenin kapısında durur. Kimisinin kitabesi silinmiş, kimisinin lülesi kurumuştur, ama her birinin arkasında bir bani, bir vakıf ve suyun akmaya devam etmesini sağlayacak bir gelir düzeni vardır. Şehrin su tarihi bu yüzden taş yapıların yanında vakfiyelerin, mahkeme kayıtlarının ve günlük ücretlerin de tarihidir.
Dar Vadide Bol Su
Amasya, Yeşilırmak'ın açtığı, iki yanı yüksek kayalıklarla çevrili dar bir vadide kurulmuştur. Nehir şehrin ortasından geçer, kayalıklar ise yerleşmeyi vadinin içine sıkıştırır. Bu coğrafya suyu hem bol hem de dikkatle paylaştırılması gereken bir kaynak hâline getirmiştir. Bahçelerin, bağların, değirmenlerin ve hamamların aynı suya bağlı olduğu bir şehirde suyun yolunu tutmak ve onu hakça bölüştürmek yönetimin ilk işlerinden biri sayılırdı.
Osmanlı idarecileri için bir yerin fethinden sonra ele alınan başlıca işler arasında su yollarının onarılması, çeşmelerin yeniden akıtılması, suların adaletle paylaştırılması ve eski köprülerin tamiri yer alırdı. Zafer Karademir, bu titizliğin fetihten sonra da sürdüğünü, özellikle büyük yerleşmelerin su ihtiyacının en çok ilgilenilen konulardan olduğunu yazar. Amasya 1398'de Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılmış, sonraki yüzyıllarda şehzadelerin gönderildiği sancak merkezlerinden biri olmuştur. Şehzadelerle birlikte saray çevresi, kâtipler, ulema ve asker de geldiği için şehrin su ihtiyacı yalnızca nüfus artışıyla değil, bu siyasi işlevle de büyümüştür.
Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda Amasya'ya geldiğinde şehrin sularını över ve nehir üzerindeki dolapları (su çarklarını) özellikle anar. XVIII. yüzyıl kayıtlarında da Amasya, değirmenleriyle ünlü bir şehir olarak geçer. İçme suyu, öğütme, sulama ve hamam aynı su düzeninin parçalarıydı ve bunlardan biri aksadığında ötekiler de etkilenirdi.
Çeşmeden Önce Kanal: Ferhat Su Kanalı
Osmanlı çeşmelerinden çok önce, Amasya'ya su getirme işi kayalara oyulmuştu. Kültür Portalı envanterine göre Ferhat Su Kanalı, Geç Hellenistik ve Erken Roma döneminde, Yeşilırmak'ın güney kıyısındaki antik yerleşmenin su ihtiyacını karşılamak için yapılmıştır. Yaklaşık 20-25 kilometre uzunluğunda olduğu bilinen hattın başlangıcı Meşeli Çiftliği Köyü'ndeki Kırkgöz Mevkii'ndedir. Kanal yer yer tonozlu olarak yeraltından sürer ve Mehmet Paşa Mahallesi'nde sona erer. Gözle izlenebilen kısım daha çok Ferhat Arası Mevkii'ndedir.
Yapım tarihi konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır. Envanter kaydı "M.Ö. 1. yy." derken, gazete yazılarında kanal sıklıkla İmparator Hadrianus dönemine (MS 117-138) bağlanır. Aynı yazılar, hattın hesaplı bir eğimle, su terazisi sistemiyle kazıldığını ve kayıtlara göre XII. yüzyıldan sonra işlevini yitirdiğini aktarır. Kanalın adı tarihî bir kişiye değil, bir halk anlatısına, Ferhat ile Şirin hikâyesine dayanır. Dağı delen âşığın öyküsü bir belge sayılmaz; yüzyılların bu emeği hatırlama biçimidir. Kanalın Osmanlı çeşme geleneğiyle doğrudan bağı gösterilmiş değildir, ama şehrin suyla kurduğu ilişkinin ne kadar eskiye gittiğini ortaya koyar.
Suyu Hayrat Kılmak
Osmanlı toplumunda bir çeşme yaptırmak, bir mahalleye su getirmenin ötesinde, banisinin adına yazılan sürekli bir hayır sayılırdı. Akan her damla onu yaptıranın hesabına geçtiği için çeşme zengin ya da yoksul demeden herkesin ortak malı olarak görülür, yolcu da mahalleli de aynı lüleden içerdi. Bu anlayış çeşmeyi bir mimari program olmaktan çıkarıp bir toplumsal alışkanlık hâline getirmiştir.
Anlayışın dinî dayanağı eskidir. İslâm Ansiklopedisi'nin çeşme maddesine göre Hz. Peygamber'e sadakanın en faziletlisi sorulduğunda bir defasında "su temini" cevabını vermiş, ashabın varlıklı olanları da toplumun su ihtiyacını karşılamak için kuyular vakfetmiştir. Çeşme yapımının ve çeşme vakfının Türk topluluklarında önde gelen bir hayır sayılması bu yüzdendir. Halk arasında akan su durdukça banisinin sevabının da sürdüğüne, çeşmenin bir tür sadaka-i cariye olduğuna inanılırdı. Çeşmeler çoğu kez yalnız başına yapılmaz, bir mescidin, külliyenin, hamamın ya da hanın bitişiğine, kimi zaman bir sıbyan mektebinin ya da sebilin yanına eklenirdi. Sebil çeşmeden ayrı, kendine özgü bir yapı türüdür. Kimi çeşmelerde su sırası bekleyenler için yanlara oturma taşları konurdu ve çeşme başının mahallenin buluşma yeri olmasında bunun da payı vardı.
Amasya'nın çeşmeleri iki biçimde karşımıza çıkar. Bir kısmı sokaklarda ve mahalle meydanlarında bağımsız bir hayrat olarak yapılmış, bir kısmı ise vakıf olarak yaptırılan külliyelerin bünyesine katılmıştır. Amasya Valiliği'nin envanterine göre tarihî çeşmeler daha çok eski mahalle ve sokaklarda, bazı eski evlerin avlularında, nadiren de evlerin iç mekânında görülür. Geleneksel Osmanlı çeşme formuna uyan, ancak yöresel bazı özellikler de taşıyan bu yapılar kesme taş ve tuğla ile örülmüştür. Büyük çoğunluğu bugün işlevsel değildir.
Şehzadeler Döneminin Çeşmeleri
Selim Özcan'ın şehzadeler dönemi Amasya'sı üzerine makalesi, Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'ne ve Osmanlı tahrir kayıtlarına dayanarak şehrin fiziki yapısını anlatırken su kültürüne ait yapıları da sıralar. Hamamlar arasında Beylerbeyi Atabekzâde Hayreddin Hızır Paşa'nın 1466'da kendi adıyla anılan mahallede yaptırdığı Hızır Paşa Hamamı, kapı ağası Ayas Ağa'nın 1495'te Bayezid Paşa Mahallesi'nde yaptırdığı Kumacık Hamamı ve Sivas Beylerbeyi Sinan Paşa'nın 1511'de Kayabaşı Mahallesi'nde yaptırdığı Sinan Paşa Hamamı vardır. Çeşmeler ise şu tarihlerle verilir:
- Acem Ali Çeşmesi (1465): Şehrin ileri gelen tüccarlarından Nişaburlu Hoca Acem Ali, adını taşıyan mahalledeki evinin önüne yaptırmıştır.
- Temennâ Çeşmesi (1467): Hızır Paşa'nın azatlısı Hacı Hüsameddin Ağa b. Abdüssamed tarafından Temennâ Mahallesi'nde yaptırılmıştır.
- Hacı Hamza Çeşmesi (1468): Hacı Hamza tarafından, adıyla anılan mahallenin mescidinin önünde yapılmıştır.
- İlyas Ağa Çeşmesi (1515): Hacı İlyas Ağa tarafından aynı adla bilinen mahallede yaptırılmıştır.
Listede dikkat çeken nokta banilerin kimliğidir. Bunlar şehzade ya da vezir olmayıp bir tüccar, bir azatlı, bir hacı ve bir ağadır. Hamamlarda beylerbeyi ve kapı ağası gibi devlet adamlarının adı geçerken çeşmelerde mahalle düzeyindeki hayırseverlerin öne çıkması, su hayrının saray çevresinin ayrıcalığı olmadığını, mahalle ölçeğinde de yaşatıldığını gösterir. Aynı makaleye göre 1520 tarihli ilk tahrirde Amasya'da 48'i Müslüman, 4'ü gayrimüslim olmak üzere 52 mahalle vardı; Evliya Çelebi ise 48 Müslüman ve 5 Hıristiyan mahallesinden söz eder. Mahalleler çoğunlukla bir mescidin, medresenin ya da zaviyenin çevresinde, kimi zaman da bir çarşının, meydanın ya da çeşmenin çevresinde şekillenirdi. Çeşme bu düzende mahallenin yalnızca su noktası değil, aynı zamanda buluşma noktasıydı.
Külliyelerin Çeşmeleri
II. Bayezid Külliyesi'nin çeşmesi, vakıf külliyesine bağlı çeşmenin en açık örneğidir. Külliye 1481-1486 yılları arasında Amasya Valisi Şehzade Ahmed tarafından babası II. Bayezid adına yaptırılmıştır; cami, medrese, türbe, imaret, çeşme ve şadırvandan oluşur. Çeşme avlu duvarının güneydoğu köşesindedir ve 1,60 x 2,15 m ölçüsündedir. Tamamen küfeki taşından yapılmış olup 0,45 x 1,50 m ebadındaki yalağı dışındaki kısımların yakın zamanda yapıldığı anlaşılmaktadır. Niş biçimindeki çeşme, üzengi seviyesine kadar iki büyük taşın üzerine oturur.
Kapı Ağası (Büyük Ağa) Medresesi de benzer bir örnektir. Medrese, halk arasında Büyük Ağa Medresesi diye de anılır ve kitabesine göre II. Bayezid devrinde kapı ağası Hüseyin Ağa (Hüseyin Ağa b. Abdülmuîn) tarafından 894 (1489) yılında, Yeşilırmak kıyısındaki Şamlar Mahallesi'nde yaptırılmıştır. Sekizgen planı yalnızca bir biçim arayışından değil, arazinin topografyasından da kaynaklanır ve Osmanlı medrese mimarisinde benzerine pek rastlanmaz. Bu plan bazı küçük değişikliklerle Mimar Sinan tarafından 1550 tarihli İstanbul Rüstem Paşa Medresesi'nde uygulanmıştır.
Medresenin önünde klasik üslupta bir çeşme vardır. Düzgün kesilmiş iri küfeki taşından yapılmış, kemeri kırmızı taşlarla beyaz mermerin dönüşümlü sıralanmasıyla örülmüş, önünde tek parça taştan oyulmuş bir yalak bulunan sade bir yapıdır. Kemerinin üzerindeki mermer levha boştur; herhalde bir kitabe için hazırlanmış, ama kitabe konmamıştır. Çeşmenin Hüseyin Ağa'nın bir hayratı olabileceği düşünülür, ancak bu bir tahmindir ve belgeye dayanmaz.
Valilik envanteri bu iki çeşmeye ek olarak Narlıbahçe, Hatuniye, Hünkar, Kadılar, Çilehane ve Saraydüze Sultan çeşmelerini de Osmanlı dönemi su kültürünün günümüze ulaşan örnekleri arasında sayar. Bu yapıların banileri ve yapım tarihleri konusunda açık kaynaklarda ayrıntı bulunmadığından burada tarih ya da bani adı verilmemiştir. Gezi ve mimari ayrıntılar için sitedeki Amasya'nın Tarihî Çeşmeleri yazısına bakılabilir.
Su Vakfı Nasıl İşlerdi
Bir çeşme yaptırmak işin yalnızca başlangıcıydı. Asıl mesele çeşmenin yüzyıllar boyunca akmaya devam etmesiydi ve bunun için hayırseverler çeşmelerine gelir getiren bir vakıf bağlardı. Gelir, su yolunun tıkanan künklerinin açılmasına, kırılan lülelerin değiştirilmesine ve suyla ilgilenen görevlilerin ücretine harcanırdı. Bu düzen, banisi öldükten sonra bile çeşmenin akmasını mümkün kılan bir güvenceydi.
Karademir'in Sivas, Merzifon, Niksar ve Divriği kayıtlarından aktardığı örnekler bu işleyişi ayrıntılarıyla gösterir. Çeşmelere sahip vakıflar çeşmelerin su yollarını onarmakla yükümlüydü; hayrat çeşme ve sebillerin düzenli akmasını sağlamak suyolcuların görevleri arasındaydı. Su yollarının onarılmadığı yerde çeşmelerin kuruması kaçınılmazdı. Merzifon'da Kara Mustafa Paşa vakfının kollarından biri Merzifon ve Çorum'da kurulmuş çeşme vakıflarıydı ve Ocak 1752 tarihli bir kayda göre su yolları tamir edilmediği için bu çeşmelerin bir kısmından su akmaz olmuştu. Bu tür aksaklıkları önlemek için çeşmegân denen görevliler atanır, bakım ve onarım karşılığında günlük belli bir ücret alırdı. Niksar'daki Helekan Mahallesi çeşmesinin çeşmegânı 1740 tarihli vakfiyede günlük 10 akçe ile görevlendirilmiş, çeşmenin tamir ve bakım masrafı için de bir değirmenin gelirleri vakfedilmiştir.
Hukuk da bu düzeni korurdu. Şeyhülislam Feyzullah Efendi'nin fetvasına göre bir vakfın çeşmesine giden künk başka birinin mülk evinin içinden geçse bile o kişinin suya müdahale hakkı yoktu. Vakıflardan belli bir miktar su, günlük belli bir akçe karşılığında satın alınabilir, kişiler de sularını vakıflara satabilir, hibe edebilir ya da kiralayabilirdi. Merzifon'da Vezir-i azam Mustafa Paşa vakfının cami, hamam ve çeşmeleri tek bir kaynaktan beslenirdi; bu da kaynağa yapılacak her müdahaleyi vakfın bütününe yönelmiş bir tehdit hâline getirirdi.
Arşivin Gösterdiği: 1800-1875 Vakıfları
Muhammet Okudan'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ne dayanan makalesi, XIX. yüzyılda vakıf kurumunun şehirdeki yerini sayılarla gösterir. Amasya, Osmanlı döneminde şehzadelerin gönderildiği sancak merkezlerinden biri olduğu için vakıf kurumunun en güzel örneklerinin görüldüğü yerleşimlerden sayılır. 1800-1875 arasında şehirde 14 vakıf kurulduğu tespit edilmiştir:
- Kurucuların dokuzu askerî sınıftan, dördü reaya sınıfındandır; üçü kadın, ikisi gayrimüslimdir (zimmî).
- Vakıflara gelir getirmek üzere 14 bağ, 2 bahçe, 3 böcekhane, 40 dükkân, 1 han, 6 değirmen ve 1 mutaf kârhanesi vakfedilmiştir.
- Hayır kurumları olarak bir medrese, iki mektep, iki cami, bir hankâh ve bir zaviye yaptırılmıştır.
- Bunlara ek olarak öğrencilere burs, Mevlid kutlaması, çeşme yapımı ve su yollarının onarımı için ayrı tahsisatlar oluşturulmuştur.
Çeşme ve su yolu bu yüzyılda da vakfın doğrudan sorumluluk alanındaydı. Bir değirmenin ya da dükkânın kirası, gün gelip bir künkün değiştirilmesine ya da bir su yolunun onarılmasına dönüşürdü. Vakıf gelirlerinin dükkân, han, değirmen ve bağ gibi sürekli kira ya da ürün getiren kaynaklardan oluşması, çeşmenin akışını banisinin hayatta kalmasına ya da mirasçılarının cömertliğine bağımlı olmaktan kurtarıyordu.
Suyun Hukuku: XVIII. Yüzyıl Şikâyetleri
Suyun değeri, çevresindeki anlaşmazlıklardan da anlaşılır. Karademir'in Sivas Ahkâm Defterleri üzerine makalesinde, yaklaşık 25 yerleşimden derlenen ve su sorunlarını içeren 66 kaydın 14'ü (yüzde 21) Amasya ve Merzifon'a aittir; yani bu iki şehir diğer yerleşimlere göre daha çok su ihtilafı yaşamıştır. Aynı çalışma su davalarının 29'unun (yüzde 43,9) ilkbaharda, 18'inin yazın, 14'ünün kışın ve yalnızca 5'inin sonbaharda kaydedildiğini gösterir; sulama mevsiminin başlaması anlaşmazlıkları da başlatıyordu. Makale ayrıca Sivas ve Amasya çevresindeki güçlü vakıfların hem sulak arazilere ve akarsulara sahip olmada hem de çeşme hizmetini sürdürmede etkin olduğunu, bölgedeki kadınların da sularına müdahale edildiğinde çekinmeden haklarını aradığını kaydeder.
Makaledeki Amasya örneklerinden bazıları şunlardır:
- Mart 1742: Amasya'ya bağlı Akdağ nahiyesinin Zire köyünde Şeyh Hasan Abdi'nin suyuna, ayrıca Acem Ali ile El-Hac Ali'nin çeşmelerine Çukadar Mustafa, Halil, Seyyid Ali ve Seyyid Hüseyin haksız yere müdahale etmiştir.
- Ağustos 1750: Cağallar Köprüsü altından akan nehirde dolap kurup bağlarını sulayan Abdülgazi ve Abdülkerim'in suyuna, aşağıdaki bağ sahiplerinin yaptığı yeni dolaplar engel olmuş; anlaşmazlık aracıların yardımı ve mahkeme kararıyla çözülmüştür.
- Nisan 1751: Arguva'da Acısu üzerindeki bir değirmeni satın alan El-Hac İbrahim, oğlu Ömer ve Hacı Hasan suyun da kendilerinin olduğunu ileri sürüp tarlalarına oluk açınca, aynı su üzerinde eskiden beri değirmeni olan ve bağlarını sulayanlar itiraz etmiş; devlet suyun eski sahiplerinde kalmasına karar vermiştir.
Bu kayıtlar çeşme suyunun ve değirmen suyunun hukuken korunan, sahibi olan bir şey olduğunu, hayrın bir mülkiyet düzeni içinde yürüdüğünü gösterir. Devletin tutumu ise bu örneklerde eski düzenin korunması yönündedir.
Çeşmelerin Konuştuğu Dil
Osmanlı çeşmeleri çoğunlukla kitabeleriyle konuşur: kim, hangi yılda, hangi niyetle yaptırmıştır. Kitabe çoğu zaman manzum bir tarih taşır; İstanbul'daki III. Ahmed Çeşmesi'nin 1728-29 tarihli kitabesi, Seyyid Vehbî'nin on dört kıtalık uzun manzumesidir. Kapı Ağası Medresesi'nin çeşmesindeki boş levha bunun tersini hatırlatır; her hayrın adı taşa yazılmamıştır. Yazılı olanlar da zamanla kaybolabilir. Aynı medresenin kitabesi, yapı 1940'tan sonra terk edilip yıkılmaya bırakıldığında yerinden çıkarılmış, parçalanmış bir hâlde Amasya Müzesi'ne nakledilmiştir. Dershane kubbesi 1942 Amasya depreminde büyük çatlaklarla zedelenmiş, 1965'ten sonra kubbe yıkılmış, öndeki revak neredeyse ortadan kalkmıştır. Medrese 1980'li yıllarda Vakıflar İdaresi tarafından restore edilmiş, avlusuna bir şadırvan yerleştirilmiş ve bugün Kur'an kursu olarak kullanılmaktadır.
Amasya Valiliği çeşmelerin büyük çoğunluğunun bugün işlevsel olmadığını belirtir. Vakıf geliri kesildiğinde, su yolu bakımsız kaldığında ve künkler tıkandığında çeşmenin kuruması, Karademir'in aktardığı 1752 Merzifon örneğindeki gibi eski bir sorundur. Tarihî çeşmeleri korumak bu nedenle taş yapıyı korumanın yanında, onu akıtan düzeni de kayıtlardan okumayı gerektirir.
Kronoloji
1398: Amasya, Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı topraklarına katılır.
1465: Acem Ali Çeşmesi, Hoca Acem Ali tarafından yaptırılır.
1466: Hızır Paşa Hamamı yaptırılır.
1467: Temennâ Çeşmesi yaptırılır.
1468: Hacı Hamza Çeşmesi yaptırılır.
1481-1486: Şehzade Ahmed, babası II. Bayezid adına külliyeyi ve çeşmesini yaptırır.
1489 (894): Kapı Ağası Hüseyin Ağa, medreseyi yaptırır.
1515: İlyas Ağa Çeşmesi yaptırılır.
1742-1751: Sivas Ahkâm Defterleri'ne Amasya çevresinden çeşme, dolap ve değirmen suyu şikâyetleri yansır.
1800-1875: Amasya'da 14 vakıf kurulur; bunların bir kısmı çeşme yapımı ve su yolu onarımı için tahsisat ayırır.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Muhammet Okudan, "Amasya Vakıfları Üzerine Bazı Değerlendirmeler (1800-1875)", Kilis 7 Aralık Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 8/16, 2018, s. 275-291. amasya.gov.tr
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5.
- Zafer Karademir, "Osmanlı Sosyo-Ekonomik Yaşamında Su: 18. Yüzyıl Eyalet-i Rum Örneği", Tarih İncelemeleri Dergisi, XXIX/1, 2014, s. 189-211.
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Çeşmeler", amasya.gov.tr.
- Kültür Portalı (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı), "Ferhat Su Kanalı".
- Kültür Portalı, "Tarihin Tanıkları: Çeşmeler".
Diğer kaynaklar
- Gülay Burgaz, "Kapı Ağası Medresesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001. islamansiklopedisi.org.tr
- "Amasya" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi (İ. Şahin - F. Emecen). islamansiklopedisi.org.tr
- Kültür Envanteri, "II. Bayezid Külliyesi Çeşmesi", kulturenvanteri.com.
- "Çeşme" maddesi, TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Hürriyet Seyahat, "Bu kanalı Ferhat'ın oyduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz".
Çevrimiçi kaynaklar









