Amasya, tarih boyunca surlarıyla, medreseleriyle ve çarşılarıyla olduğu kadar tekkeleriyle, zaviyeleriyle ve dervişleriyle de anıldı. Yeşilırmak'ın iki yakasına kurulmuş bu şehirde tarikatlar birbirinin yerini almadı; Selçuklu hankâhlarından Osmanlı'nın son yıllarına kadar farklı yollar, kimi zaman aynı çatı altında, kimi zaman aynı mahallede birlikte yaşadı. Bu çeşitliliğin içinde Halvetiyye, hem Anadolu'daki ilk ocağın bu şehirde yanmış olması hem de yüzyıllar boyunca şehrin dinî, ilmî ve siyasî hayatında oynadığı rol bakımından ayrı bir yer tutar. Pir İlyas, Habib Karamânî, Şeyh Cui ve Mevlevihane ayrı yazılarda işlendiğinden bu kişiler burada yalnızca gerektiği kadar anılır; konu tarikatların Amasya'daki genel tarihi, silsileler ve tekke ağıdır.
Selçuklu Döneminde Zaviyeler Diyarı
Amasya'da tasavvuf hayatının Halvetiyye'den önce de canlı olduğunu gösteren ilk izler Selçuklu çağına uzanır. Kaynaklarda Selçuklu sultanlarından I. Mesud ile I. Alâeddin Keykubat'ın şehirde hankâh ve zaviye yaptırdığı, Hankah-ı Mesudiye adıyla anılan dergâha şeyh tayin ettikleri aktarılır. Bu hükümdarların Amasya'ya gösterdiği ilgi, şehrin bir ara "zaviyeler diyarı" diye anılmasına yol açmıştır. Tekke ve zaviye kurmak Selçuklu sultanları için dinî bir hayır olduğu kadar, yeni kurulan ya da genişletilen bir şehre ilim ve irfan hayatı kazandırmanın da yoluydu.
Şehrin tasavvuf tarihindeki en sarsıcı olaylardan biri de bu dönemde yaşandı. Moğol baskısından kaçarak Anadolu'ya gelen Türkmen şeyhi Baba İlyas-ı Horasânî, torunu Elvan Çelebi'nin 1358-59'da yazdığı menkıbenameye göre Amasya yakınındaki Çat köyüne yerleşti, orada bir zaviye açıp Vefâiyye çizgisinde bir tasavvuf anlayışını yarı göçebe Türkmen topluluklarına anlatmaya başladı. 1240'ta Sultan II. Gıyâseddin Keyhusrev'e karşı giriştiği ayaklanmanın fiilî idaresini halifesi Baba İshak'a bıraktı; ayaklanma Amasya'da ilk yenilgisini aldı, Amasya Kalesi'ne sığınan Baba İlyas Selçuklu kuvvetlerince yakalanıp idam edildi. Ahmet Yaşar Ocak'ın değerlendirmesine göre bu hareket, sonraki dönemde abdalân-ı Rûm çevrelerinin ve Bektaşîliğin doğmasına zemin hazırlamıştır. Baba İlyas'ın kendi adına bir tarikat kurmadığı, Vefâiyye şeyhi olarak hareket ettiği de aynı yazarın vurguladığı bir noktadır. Amasya Halvetî şeyhlerinin Osmanlı devletine bağlılığı düşünüldüğünde, şehrin aynı topraklarda iki yüzyıl arayla çok farklı iki tasavvuf geleneğine sahne olması dikkat çekicidir.
Ondördüncü yüzyılda Irak kökenli Rifâiyye tarikatının Anadolu'da İzmir, Bergama ve Amasya gibi şehirlerde yayıldığı bilinir. Şehirde bu tarikata ait bir tekke, 1433'te Darphâneci Tekkesi adıyla kurulmuştur. Abdizâde Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde aktardığı bu bilgi, Rifâiyye'nin Amasya'daki varlığını gösteren az sayıdaki belgeden biridir.
Nakşibendîlerin Anadolu'daki İlk Tekkesi
Amasya, Nakşibendiyye'nin Anadolu'ya girişinde de önemli bir basamak oldu. Bahâeddin Nakşibend'in halifelerinden Buharalı Hâce Rükneddin Mahmud için, Amasya'nın tanınmış kadılarından Ammâdzâde Bedreddin Mahmud Çelebi 807 (1404-05) yılında bir tekke yaptırdı. Mahmud Çelebi Tekkesi adıyla anılan bu yapı, tarikatın Anadolu'daki ilk tekkesi sayılır ve ilk meşihatı Rükneddin Mahmud üstlenmiştir. Bugünkü Hatuniye Mahallesi'nde bulunan tekke zamanla Halvetîlerin eline geçti. II. Bayezid devrinde burada Halvetî şeyhler görev yaptı ve Nakşibendî geleneğin hatm-i hâcegân duası Halvetî âdetle birleşerek sürdü. Cemal Halvetî'nin halifelerinden Hayreddin Tokadî de bir süre bu tekkede şeyhlik etti. Tekke 1828'e kadar canlılığını korudu; son şeyhliği üstlenen eski müftü Gürcü Hacı Osman Efendi'nin burada hâlâ hatm-i hâcegân yaptırdığı belirtilir. Nakşibendiyye'nin Amasya'daki izi on dokuzuncu yüzyılda Şamlar Tekkesi'nde de görülür; tekke Salih Baba'dan sonra bu tarikatın yönetimine geçmiş, 1816'dan itibaren Şeyh Yusuf Nakşibendî'nin halifelerinden Turabi Ali Efendi şeyh olmuştur.
Halvetiyye'nin Amasya'ya Gelişi
Halvetiyye'nin adı, müridin belirli süreler boyunca inzivaya çekilerek nefsini terbiye ettiği halvet uygulamasından gelir. Tarikatın silsilesi Ömer el-Halvetî'ye ulaşır; ondan sonra Ahî Mîrem, Hacı İzzeddin ve Sadreddîn-i Hiyâvî ile devam eden zincir, ikinci pîr ve bir bakıma gerçek kurucu sayılan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye bağlanır. Halvetiyye Azerbaycan'da kurulup gelişmiş, oradan Anadolu'ya, Balkanlar'a, Suriye'ye, Mısır'a ve Kuzey Afrika'ya yayılmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi tarikatı Anadolu'ya getiren kişinin Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas olduğunu belirtir.
Pîr İlyas, Amasya'da yetişmiş bir müftüydü. Ankara Savaşı'nın ardından Anadolu'da Timur'un gölgesi dolaşırken şehrin yağmadan kurtulmasında payı olduğu anlatılır; Timur'un komutanı tarafından Şirvan'a, ilim merkezi Şamahı'ya gönderildiği ve burada Halvetiyye yoluna girdiği kaynaklarda geçer. Kadir Özköse'nin aktardığına göre Timur'un ölümüyle 1406'da Amasya'ya dönmüş, bir yıl sonra akrabası Hâce Celal Çelebi şeyhe Gümüşlüoğlu Tekkesi'ni yaptırarak Halvetî yolun hizmetine sunmuştur. Tâciye adıyla da anılan bu tekke, Amasya'da yalnızca Halvetîlere ayrılmış ilk tekkedir. Fetret döneminin sıkıntılarını çeken bir şehirde imarethanesi pek çok muhacire ev sahipliği yapmış, geçim sıkıntısı çeken halka umut kapısı olmuştur. Halvetiyye'nin Osmanlı topraklarında ilk filizlendiği merkezin Amasya olduğu bu yüzden rahatça söylenebilir. Bazı araştırmacıların tarikatın Amasya'ya girişini Şehzade II. Bayezid'in vali olduğu döneme bağlaması ise kaynakların ortaya koyduğu tarihlerle bağdaşmaz.
Pîr İlyas'ın ölüm tarihi kaynaklarda 833 (1429) olarak geçer; ancak aynı kaynaklarda yerine geçen damadı Abdurrahman Çelebi'nin ölümü 827 (1424) olarak gösterildiğinden bu sıralamayı kesin saymak mümkün değildir. Hayatının ayrıntıları, ailesi ve Timur'la ilgili anlatılar ayrı bir yazıda işlenmiştir. Burada önemli olan, onun ardından yürüyen çizginin Amasya'da hızla kök salmasıdır. Abdizâde'nin aktardığına göre Pîr İlyas'ın Şirvan'dan dönüşüyle birlikte Amasya'da ortaya çıkan Halvetiyye, ilim ve irfana teşvik eden, zühd ve takvaya yönelten, emirlerin ve devlet adamlarının işine karışmayı yasaklayan tutumuyla halkın güvenini çabuk kazanmış ve çeşitli yerlerde Babaî ve Mevlevî çevrelerine örnek olacak bir etki bırakmıştır. Aynı eser, II. Murad devrinde Zeyniyye ve Nakşibendiyye'nin de yayıldığını, ancak Habib Karamânî ile Çelebi Halife gibi şeyhlerin şöhret bulmasıyla Babaî ve Mevlevî yollarının eski rağbetini yitirdiğini belirtir.
Silsileler ve Kollar
Halvetiyye'nin Osmanlı topraklarındaki geniş yayılışı, Pîr İlyas'tan sonra Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin Anadolulu halifeleri aracılığıyla gerçekleşti. Bu halifelerden Habib Karamânî Karaman, Ankara, Amasya, Sivas ve İskilip çevrelerini dolaşarak tarikatı yaydı. Amasya'da Vezir Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın onun için yaptırdığı Mehmed Paşa Tekkesi'nde irşat faaliyetini sürdürdü; halifeleri Mudurnu, Beypazarı ve İstanbul'a kadar uzandı. Karamânî'nin Amasya'daki halifelerinden el-Hac Hızır-ı Amâsî'nin başlattığı silsilenin sonradan Şemsiyye kolunun doğmasına yol açtığı belirtilir. Yahyâ-yı Şirvânî'nin bir başka halifesi Pîr Muhammed Erzincânî'nin yetiştirdiği Çelebi Halife (Cemal Halvetî) ise Halvetiyye'nin Cemâliyye kolunu kurdu. Çelebi Halife ilk faaliyetini Amasya'da yürüttü; tahsilini şehirde yaptıktan sonra İstanbul'a gitmiş, Zeyniyye'de ilk tasavvufî tecrübesini yaşamış, Amasya'ya dönünce Pîr İlyas'ın halifelerinden Tokat'taki Tahirzâde'ye bağlanmış, sonunda Erzincan'da Pîr Muhammed'den icazet alarak Amasya'ya halife olarak gönderilmiştir.
Halvetiyye zamanla Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye ve Şemsiyye adlı dört ana kola ayrıldı; bunlardan Sünbüliyye, Gülşeniyye, Şâbâniyye, Cerrâhiyye, Uşşâkıyye gibi çok sayıda şube doğdu. Amasya bu ağın içinde iki bakımdan öne çıkar. Birincisi, kolların bir kısmının şehirde yetişmiş şeyhlerce kurulması veya buradan beslenmesidir. İkincisi, yetişen şeyhlerin İstanbul'a taşınarak tarikatı başkentin hayatına yerleştirmesidir. Cemal Halvetî'nin Amasya'daki müridi, sonradan sadrazamlığa uzanan kapıcıbaşı Koca Mustafa Paşa, Çelebi Halife için İstanbul'da bir dergâh hazırlattı. Çelebi Halife'nin halifeleri arasında Sünbül Sinan Yavuz Sultan Selim'le, Merkez Efendi ise Kanuni'yle yakın ilişkiler kurdu. Cemâliyye şeyhlerinden Hayreddin Tokadî de Amasya'daki Mahmud Çelebi Tekkesi'nde görev yaptıktan sonra Bolu'ya gönderildi ve Şâbâniyye kolunun kurucusu Şâbân-ı Velî'nin mürşidi oldu. Bütün bunlar Amasya'yı, Halvetî kollarından birkaçının hem başlangıç noktası hem de yetiştirme merkezi hâline getirdi.
Tekke Ağı
Kadir Özköse'nin Amasya Halvetî tekkeleri üzerine incelemesi on altı tekkeyi sayar; Abdizâde'nin Amasya Tarihi ve sonraki araştırmalar bunlara bir on yedincisini daha ekler. Sayının bu kadar yüksek olması, tarikatın şehirde dört yüzyıl boyunca nasıl bir toplumsal ağ kurduğunu gösterir. Bunların büyük kısmı tek bir şahsın vakfıyla kurulmuş, şeyhlik çoğu zaman babadan oğula, damada ya da halifeye geçmiştir.
Hasan Karataş'ın Berkeley'de 2011'de savunduğu doktora tezi bu tablonun nedenini toprak düzeninde arar. Tezin tespitine göre on beşinci yüzyılın başında Amasya'daki yerel toprak tasarrufu uygulamaları dönemin siyasî gelişmeleriyle birleşerek belirli bir tasavvuf mimarisinin çoğalmasına ve tasavvufî faaliyetin kentleşmesine yol açtı. Azerbaycan'ın kırsalında doğan Halvetiyye, yüzyılın ilk yarısında şehir tarafından benimsendi ve kentli bir kimlik kazandı. Tez, tarikatı kendi yoluna açık kapı bırakmayan köklü kent tarikatlarının bulunduğu başka yerlerde güçlük çeken bir yolun Amasya'da güvenli bir sığınak ve ilk Osmanlı elit bağlantıları bulduğunu savunur. Şehir Karataş'ın anlatısında yalnızca bir mekân değil, bu süreci yönlendiren bir tarihî aktördür.
Erken Dönem Tekkeleri
Gümüşlüoğlu Tekkesi, Pîr İlyas'ın şeyhliğiyle kurulan ve Amasya'nın en eski Halvetî dergâhı sayılan yapıdır. İlyas'tan sonra şeyhlik Abdurrahman Çelebi'ye, sonra Gümüşlüzâde ailesinden gelen şeyhlere geçti; 1740'ta Saraylı Fatma Hanım'ın önerisiyle türbedar İsmail Efendi tekkenin yerine bir medrese yaptırdı. Çilehâne Tekkesi, yani Yâkub Paşa Tekkesi, 1412'de Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından Müftü Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için yaptırılıp vakfedildi; vakfiyesi Şubat 1413'te Amasya Kadısı Sarı Kadı lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edildi. Mütevelli olarak halifesi Şemseddin Mehmed Buhârî tayin edildi. Abdurrahman Çelebi'nin ölüm tarihi kaynaklarda 1424 ve 1497-98 olarak farklı verilir; aynı adı taşıyan iki ayrı şeyhin karıştırılmış olması ihtimal dahilindedir. Çevikçe Tekkesi ise kâğıt yapımında usta olan Şemseddin Mehmed Kırtâsî tarafından 1428'de yaptırıldı, meşihat Halvetîlere verildi, idare banisinin oğullarına bırakıldı. Tekke 1766'da Sinâniyye'ye bağlı Şeyh Hasan Efendi'nin gelişiyle canlandı ve iki şeyhin ölümünden sonra 1843'te medreseye çevrildi.
On Beşinci Yüzyılın Ortasından Sonrası
Meydan Tekkesi, Amasya Emiri Şadgeldi Paşa'nın torunu Ehl-i Hatun tarafından 1467'de yaptırılmıştır. Dilek Kuyusu diye ziyaret edilen yer burasıdır; Ehl-i Hatun, türbesinin tekkenin içinde yer alması nedeniyle günde yedi cüz okunmasını ve şeyhliğin ehline verilmesini şart koşmuştur. Aynı yıllarda Sadi Efendi 1467'de Sâdeddin Tekkesi'ni yaptırdı; bu tekke 1844'te yıkıldı. Hoca Sultan Tekkesi, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki hocası Şemseddin Ahmed Çelebi tarafından 1475'te yaptırıldı ve şeyhliği Çelebi Halife'ye verildi. Bayezid tahta geçip şeyhi İstanbul'a çağırınca yerine oğlu Bedreddin Mahmud Çelebi geçti; Cemal Halvetî'nin soyu Çelebizâdeler 1686'da Amasya'da sona erene kadar mütevelli heyetinin içinde kaldı. Mehmed Paşa Tekkesi, 1485'te Habib Karamânî için külliye tarzında inşa edildi; içinde tekke, medrese, türbe, imarethane ve cami bulunuyordu. Habib Karamânî'nin ölümünden sonra halifesi Seydî Halife, ardından oğlu Hasan Efendi şeyhlik yaptı; 1879'da Kafkas muhacirlerinin buraya yerleştirilmesiyle tekke özel ev hâline geldi ve asıl işlevine dönemedi.
On Altıncı ve On Yedinci Yüzyıl
Şehre Küstü Tekkesi, Pîr Sinan'ın müridleri tarafından, şeyhin 1550'lerdeki vefatından önce yaptırıldı. Pîr Sinan'ın Şehzade Mustafa'yı vaazlarında eleştirdiği, bunun üzerine vaazdan men edildiği ve küserek inzivaya çekildiği anlatılır; mahallenin adı bu olaya dayandırılır. Tekke 1826'ya kadar ayakta kaldı. Şamlar Tekkesi, Hoca el-Hac Salih Çelebi tarafından 1544'te yaptırıldı; şeyhlerinden Salih Baba'nın akıl hastalarını iyileştirdiğine dair bir inanış vardır. Kuşbaz Tekkesi 1554'te Halvetî şeyhlerinden Yâkub Efendi tarafından kuruldu; vakıfları 1897'de maarife devredildi. Hızır Paşa Tekkesi, Yörgüçpaşazâdelerden Beylerbeyi Hızır Paşa tarafından 1564'te yaptırıldı, ilk şeyhi "Molla Şeyh" diye bilinen İlyas Efendi oldu; 1730 yangınında tamamen kayboldu. Ehlullah Tekkesi 1654'te mütesellim el-Hac Hızır Ağa tarafından yaptırıldı ve adını 1698'e kadar şeyhlik yapan Ehlullah Efendi'den aldı. Kutub Tekkesi 1609'da Kutub Dede diye bilinen Şeyh Ahmed Halvetî tarafından, Müftüoğlu Tekkesi 1603'te Amasya Müftüsü Ahmed Efendi tarafından yaptırıldı; Müftüoğlu Tekkesi'nde şeyhlik yapanların Celvetiyye'ye mensup olduğu anlaşılmakta, yapı 1688'de yanmıştır. Nuhoğlu Zaviyesi, 1704'te medrese olarak yapılmış, 1730 yangınından sonra Halvetî zaviyesine çevrilmiştir. En geç kurulan tekkelerden Ak Hasanoğlu Tekkesi 1829'da yaptırıldı ve Şeyh Mansur Efendi'nin ölümüyle dershaneye dönüştürüldü.
Yâkub Paşa Tekkesi: Bir Tekke Mimarisi Örneği
Bu tekke ağı içinde bugün ayakta olan ve mimarisini en iyi okuyabildiğimiz yapı Yâkub Paşa Tekkesi'dir. M. Baha Tanman'ın tarifine göre tekkenin iki girişi, doğu-batı doğrultusunda uzanan beşik tonozlu bir dehlizin uçlarındadır. Dehlizin güneyinde bir mescit, yanlarında altışardan on iki tonozlu ve ocaklı birim yer alır. Bunların altısı pencereleri bulunmayan halvethânelerdir, altısı da dış duvara bitişik derviş hücreleridir. Halvethâneler yaklaşık 1,90 x 1,90 metre ölçüsünde küçük odalardır ve inzivaya çekilen müridin dünyayla bağını en aza indirecek biçimde tasarlanmıştır. Kuzeyde sivri kemerle dehlize açılan tevhidhâne, onun doğusunda şeyh odası, batısında türbe bulunur. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" imzalı şebekeli dövme demir kapısı erken Osmanlı maden sanatının nâdir örneklerindendir.
Arazi eğimli olduğundan yapı dört farklı kotta düzenlenmiştir: en yüksekte mescit ve halvethâneler, ondan sonra tevhidhâne-türbe-şeyh odası grubu, en alçakta ana dehliz. Tanman, bu plan şemasının sonraki yüzyıllarda inşa edilen Halvetî tekkelerinde sürdürülmemesini şaşırtıcı bulur. Yapıda aynı zamanda bir ziyafethane bulunduğu, 1622'de de medrese olarak kullanıldığı ve bu nedenle 40 akçeli medreseler arasında sayıldığı kaydedilir. Çok sayıda Halvetî şeyhi buradan yetiştiği için tekkeye "derviş fabrikası" dendiği de aktarılır. II. Bayezid 1485'te yapıyı kargir olarak yeniden inşa ettirmiş, 1894'te halkın gayreti ve II. Abdülhamid'in vakıflarından ayrılan gelirle yeniden yapılmıştır. 1939 Erzincan depreminde zarar gören tekke 1967'de onarılmıştır.
Bu tekkenin meşihat silsilesi Amasya'da "silsiletü'z-zeheb", yani altın silsile diye anılmıştır. Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi'den sonra sırasıyla damadı Pîr Abdurrahman Çelebi, Pîr Şemseddin Mehmed Buhârî, Pîr Celâleddin Abdurrahman Çelebi, Saraçlar Pîri Sun'ullah Halvetî, Pîr Zekeriyyâ Halvetî, İğnecizâde Pîr Safiyyüddin Mahmûd, Kubâlı Çelebizâde Pîr Muhyiddin Mehmed Çelebi, Buhârîzâde Pîr Mehmed, Şeyh Ya'kûb, Şeyh Abdurrahman ve oğulları Şeyh İzzeddin Hasan ile Şeyh Hüsâmeddin Hüseyin gelir. Sonrasında Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1688), Seyyid İbrâhim Efendi, oğlu Seyyid Mehmed Efendi, Hâfız Seyyid Mahmud Efendi ve Hâfız Seyyid Abdullah Efendi (ö. 1800) şeyhliği sürdürmüştür. 1622'de şeyhlik konusunda Vâiz Şeyh Hüsâmeddin Efendi ile Şeyh Abdi Efendi arasında çıkan anlaşmazlığı çözmek için mescit ve halvethâne birimlerinde bir medrese kuruldu; müderrislik Abdi Efendi'ye verildi, tevhidhânede tekke işlevi sürdürülerek meşihat Hüsâmeddin Efendi'ye bırakıldı.
Tekkelerin Toplumsal ve Kültürel İşlevi
Tekke yalnız zikir ve sohbet mekânı değildi. Bağlı olduğu vakıflarla ayakta kalan bu kuruluşlar misafir ağırlar, yolcuyu barındırır, yoksulu doyururdu. Evliya Çelebi, Amasya'da fakire ve yoksula yemek veren pek çok ziyafethane bulunduğunu yazar. Pîr İlyas Türbesi'nin yanındaki Pîr İlyas İmareti, Mehmed Paşa Camii'nin yanındaki Mehmed Paşa İmareti ve Yörgüç Paşa Camii'nin yanındaki Yörgüç Paşa İmareti, tekkelerin eşgüdümünde yürüyen başlıca imaretlerdi. Fetret yıllarında ve sonraki karışıklıklarda bu tekkeler çevreden gelen insanlara sahip çıkmış, şehre sığınanların barınma ve geçim ihtiyacını karşılamıştır.
Eğitim kurumlarıyla ilişki de sıkıydı. Mehmed Paşa Medresesi Habib Karamânî'nin tekkesiyle, Yâkub Paşa Medresesi Abdurrahman Çelebi'nin tekkesiyle, Hüsâmiye Medresesi Hüsâmeddin Hüseyin el-Halvetî'nin tekkesiyle birlikte kurulmuş ve Halvetî müderrislerce yönetilmiştir. Şehrin en önemli yapılarından II. Bayezid Külliyesi'nin, Halvetî şeyhi Cemal Halife'nin padişaha ricası üzerine 1485'te yaptırıldığı anlatılır. Külliyedeki Sultaniye Medresesi'nin ilk müderrisi Zembilli Ali Efendi oldu.
Halvetî şeyhleri şiiri bir irşat aracı olarak kullandılar. Pîr İlyas'ın torunu olan Mihri Hatun, on beşinci yüzyıl Osmanlı edebiyatının en önemli kadın şairlerinden biridir ve Divan'ının başındaki Tazarrunâme onun Halvetîliğe bağlılığını gösterir. Pîr İlyas'ın damadı Abdurrahman Çelebi "Hüsamî" mahlasıyla coşkun şiirler yazdı. Cemal Halvetî Dîvançe, Cevâhiru'l-Kulûb, Çengnâme gibi eserler bıraktı; Dîvançe'sinde aruz ve heceyle yazılmış yirmi üç ilahi vardır. Hat sanatında Karahisârî ekolünün kurucusu Ahmed Şemseddin Karahisârî Halvetî şeyhlerindendi; Amasyalı hattat Muhaşşî Sinan ise Habib Karamânî'nin halifelerindendi. Tefsirde Molla Bahşî (Akbilek), II. Bayezid döneminde saray muallimliği yapan ve Keşşaf haşiyesiyle tanınan Hayreddin Hızır b. İmam Ahmed (İcâdî), Tebyînü'l-Mehârim'in yazarı Yusuf Sinaneddin Efendi de bu çevrede yetişenlerdendir.
Saray, Şehzadeler ve Siyaset
Amasya'nın şehzadeler şehri olması, tekkeleri doğrudan siyasetin içine çekti. Pîr İlyas'ın Çelebi Mehmed'e fetret döneminde destek verdiği, onu şehre yönetici olarak ancak halka iyi davranması ve serkeşlikten vazgeçmesi şartıyla davet ettiği aktarılır. II. Murad'ın Amasya'daki Halvetî şeyhi Abdurrahman Çelebi'ye saygı gösterdiği, şehzadeleri Ahmed, Alâeddin ve Mehmed'i şeyhin elini öpmeye gönderdiği Evliya Çelebi'nin anlattığı bir olaydır. Evliya'ya göre şeyh, Şehzade Mehmed'in boynuna boynundaki rızasını takmış, "Kostantiniyye'de Müslümanlara iyi hizmet et" diye dua etmiş ve Şehzade Mehmed yirmi yıl sonra İstanbul'u fethetmiştir. Hikâye bir menkıbe olarak aktarılır. Şeyh Abdurrahman Çelebi'nin ölümü başka yerde 1424 olarak verildiğinden, anlatıdaki tarih ve kişi bağı kesin sayılamaz.
Habib Karamânî'nin halifesi Seydî Halife, Fatih Sultan Mehmed'e yazdığı bir mektupta Şehzade Bayezid'in tutumlarından ve çevresindeki arkadaşlardan şikâyet etmiş; Fatih durumu incelemek için Vezir Hamza Begzade Mustafa Paşa başkanlığında bir heyet göndermiş, heyetin raporunun ardından çevredeki üç kişinin idamını, diğerlerinin uzaklaştırılmasını emretmiştir. Bu emri önceden öğrenen Şehzade Bayezid, arkadaşlarından Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'yi İran'a, Tacibey'i Bağdat'a kaçırtmış, Mahmud Bey ise idam edilmiştir. Bu olay, Amasya şeyhlerinin şehzade çevresinde bir denetim ve haber alma görevi üstlendiğini de gösterir.
Bayezid ile Cem Sultan arasındaki taht mücadelesinde Cemal Halvetî, Bayezid'in yanında yer aldı. Karaman'da vali olan Cem Sultan, buradaki tarikat önderlerinin, İstanbul'daki Zeyniyye şeyhi Şeyh Vefa'nın ve Vezir Mehmed Karamânî'nin desteğini almıştı. Bayezid ise Amasya'da Cemal Halvetî ile Vezir İshak Paşa'yı da içeren bir blok kurdu. Cemal Halvetî, Karaman çevresindeki tarikat önderlerine heyetler göndererek Cem Sultan'a verdikleri desteği çekmelerini sağlamaya çalıştı. Bayezid tahta geçince Amasya'daki şeyhi İstanbul'a davet etti; Halvetiyye de böylece başkentin etkin tarikatlarından biri oldu. Şehzade Mustafa dönemindeki Pîr Sinan olayı ise Amasya'da şeyhlerin yönetime karşı bağımsız bir ses olarak görülebileceğini ortaya koyar. Bütün bunlar, Halvetîlerin Osmanlı-Safevî mücadelesinde doğu sınırının güvenliğine katkı verdiği, merkezî otoriteye bağlı kaldığı yönündeki değerlendirmeyi destekler.
Karataş bu sürece Halvetiyye'nin "Osmanlılaşması" der. Ona göre on beşinci yüzyılın ikinci yarısındaki veraset mücadelesinde Halvetîler Şehzade Bayezid'in (ö. 1512) önderlik ettiği siyasî kanada katıldı; sonunda tahta çıkan Bayezid'le kurulan bu bağ sayesinde Amasya, başkentin dinî çevresinde söz sahibi oldu. Aynı çalışma, erken Osmanlı Anadolu'sunun tek parça ve yükselen Osmanlı dünyasının gerisinde kalmış bir bölge olduğu yolundaki algıyı da sorgular.
Mevlevîlik ve Diğer Yollar
Halvetiyye'nin yükselişi Amasya'daki öteki yolları ortadan kaldırmadı. Mevlevîlik, Mevlânâ'nın öğretisi etrafında şekillenen, semâ ve musikiyle zenginleşen yapısıyla şehrin kültür hayatında yer aldı; ney sesi ve semâzenlerin dönüşü, tekke edebiyatı ve musiki çevrelerini besledi. Abdizâde'nin yukarıda anılan tespiti, Halvetî şeyhlerin şöhretiyle Mevlevî ve Babaî yollarının eski rağbetini kaybettiğini söyler; ancak bu, Mevlevî varlığının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Yuvacık köyündeki Şeyh Cui Baba'nın 1414'te kurduğu mevlevihane, tekke ve mektep, kırsalda da bu geleneğin sürdüğünü gösterir. Müftüoğlu Tekkesi'nde Halvetî için yapılmış bir yapıda Celvetî şeyhlerin görev yapması ve Çevikçe Tekkesi'nde Sinâniyye kolunun canlanması, Halvetiyye'nin kendi içindeki kolların da şehirde bir arada yaşadığını gösterir. Şehzade ve sultanların çevresindeki bu çoğul tasavvuf ortamı, Amasya'nın sonradan "evliyalar şehri" diye anılmasının da arka planıdır. Eski ve yeni dönem seyyahlar şehre ayrıca "Anadolu'nun Oxford'u", "Anadolu Bağdadı" ve "filozoflar şehri" gibi adlar vermiştir; Amasya müftüsü ve tarihçisi Mustafa Vazih Efendi (ö. 1831) de şehrin İslâm öncesi dönemine ait on iki manastırı sayar.
Türbeler ve Ziyaret Yerleri
Abdizâde, Amasya Tarihi'nde şehirdeki yetmiş bir türbenin adını sayar; bunlardan on sekizi Halvetî şeyhlerine aittir. Başlıcaları Akbilek, İğneci Baba, Pîr İlyas, Pîr Sinan, Pîr Abdurrahman Çelebi, Çelebioğlu, Habib Karamânî, Hüseyin Dede, Sinan Efendi, Şeyh Zekeriyya, Abdurrahman Baba, Kuba Evliyası, Kutup, Kurt Boğan Evliyası, Gümüşlüzâde, Memi Dede, Mansur Baba ve Yakup Halvetî türbeleridir. Bir kısmı bugüne ulaşmış, bir kısmının yeri kaybolmuştur. Bu türbelerin çoğu, tekkenin ya da caminin yanında yükselen, şeyhi ve yakınlarını bir arada barındıran küçük mezar odalarıdır.
Pîr İlyas Türbesi, içinde şeyhle birlikte damadı Pîr Abdurrahman Çelebi, torunu Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ve ailesinden kişiler yattığı için "Pîrler Türbesi" ya da "Yukarı Pîrler" diye anılır ve bugün şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir. Çilehâne Camii içindeki odada yatan Pîr Celâleddin Abdurrahman ise "Aşağı Pîrler" adıyla bilinir. Türbenin bulunduğu alan eskiden pek çok önemli şahsın mezarının bulunduğu kabristanlıktı; mezarlar 1938'de dönemin valisi Talat Öncel tarafından söktürülmüş ve alan park hâline getirilmiştir. Kurt Boğan Evliyası Türbesi'nde yatan Pîr Şerefeddin Hamza Halvetî'nin, Fatih'in hocası Akşemseddin'in babası olduğu aktarılır. Mehmed Paşa Camii bahçesindeki mezarlarda ise Habib Karamânî ile halifesi Seydî Halife yan yana yatar.
Tekkelerin Gerilemesi
Halvetî tekkelerinin sonu bir çöküşten çok yavaş bir aşınma oldu. Amasya'daki birçok tekke yangınlarda yok oldu. Hızır Paşa Tekkesi 1730'da, Nuhoğlu Tekkesi 1808'de, Müftüoğlu Tekkesi 1688'de yandı. Vakıfları kaybolan ya da gelirleri azalan yapılar çoğu zaman medreseye veya dershaneye çevrildi: Çevikçe Tekkesi 1843'te, Ak Hasanoğlu Tekkesi sonraki yıllarda bu yola girdi. Kuşbaz Tekkesi'nin vakıfları 1897'de maarife geçti. Mehmed Paşa Tekkesi 1879'da Kafkas muhacirlerinin iskânıyla özel eve dönüştü. Yücer'in on dokuzuncu yüzyıl taraması, bu dönemde şehirde hâlâ işleyen Halvetî tekkeleri olarak Çilehâne, Çevikçe, Sâdeddin, Şehre Küstü, Kutup, Gümüşlüoğlu, Mehmed Paşa, Mahmud Çelebi ve Meydan tekkelerini sayar. Tekkeler 1925'te kapatıldı. Özköse'nin tespitine göre Halvetiyye, on beşinci yüzyıldan on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar şehrin dinî, kültürel, siyasî ve toplumsal hayatına doğrudan etki etmiştir.
Bugün Amasya'da tekkelerden geriye türbeler, bir iki cami, Yâkub Paşa Tekkesi'nin kendisi ve mahalle adları kalmıştır. Şehre Küstü, Pîrler, Çilehâne, Memi Dede gibi yer adları, hâlâ aynı hafızanın bir parçasıdır.
Kronoloji
1240: Baba İlyas-ı Horasânî'nin Çat köyünden başlayan Babaî ayaklanması Amasya Kalesi'nde yenilgiye uğradı; Baba İlyas idam edildi. Olay, torunu Elvan Çelebi'nin 1358-59 tarihli menkıbenamesinde anlatılır.
1404-05: Nakşibendiyye'nin Anadolu'daki ilk tekkesi sayılan Mahmud Çelebi Tekkesi Amasya'da yaptırıldı; ilk şeyhi Buharalı Hâce Rükneddin Mahmud oldu.
1406-07: Pîr İlyas Timur'un ölümünden sonra Amasya'ya döndü; Gümüşlüoğlu Tekkesi yaptırıldı.
1412-13: Yâkub Paşa (Çilehâne) Tekkesi kuruldu; vakfiyesi Şubat 1413'te tescil edildi.
1428: Çevikçe Tekkesi Şemseddin Mehmed Kırtâsî tarafından yaptırıldı.
1433: Amasya'da Rifâiyye adına Darphâneci Tekkesi kuruldu.
1467: Meydan (Ehl-i Hatun) ve Sâdeddin tekkeleri yaptırıldı.
1475: Hoca Sultan Tekkesi yaptırıldı, şeyhliği Çelebi Halife'ye verildi.
1485: Mehmed Paşa Tekkesi Habib Karamânî için yapıldı; II. Bayezid Külliyesi yaptırıldı; II. Bayezid Yâkub Paşa Tekkesi'ni kargir olarak yeniden inşa ettirdi.
1496-97: Habib Karamânî Amasya'da vefat etti.
1544-1564: Şamlar, Kuşbaz ve Hızır Paşa tekkeleri kuruldu; 1550'lerde Pîr Sinan'ın Şehzade Mustafa ile gerginliği yaşandı.
1622: Yâkub Paşa Tekkesi'nde meşihat anlaşmazlığı üzerine mescit ve halvethânelerde medrese kuruldu.
1730-1843: Hızır Paşa Tekkesi yandı (1730); Nuhoğlu Tekkesi yandı (1808); Çevikçe Tekkesi medreseye çevrildi (1843).
1879: Mehmed Paşa Tekkesi'ne Kafkas muhacirleri yerleştirildi.
1894: Çilehâne Tekkesi ve türbe yeniden yaptırıldı.
1925: Tekkeler kapatıldı.
1938: Pîrler Türbesi çevresindeki mezarlar söküldü ve alan park yapıldı.
1939-1967: Yâkub Paşa Tekkesi Erzincan depreminde zarar gördü; 1967'de onarıldı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdizâde Hüseyin Hüsameddin. Amasya Tarihi. İstanbul 1330-1332.
Akademik çalışmalar
- Özköse, Kadir. "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri." AKADEMİAR Akademik İslam Araştırmaları Dergisi 5 (2018): 91-118. https://dergipark.org.tr/tr/pub/akademiar/issue/41592/484267
- Tanman, M. Baha. "Yâkub Paşa Tekkesi." TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi
- Uludağ, Süleyman. "Halvetiyye." TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/halvetiyye
- Ocak, Ahmet Yaşar. "Baba İlyas." TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/baba-ilyas
- Karataş, Hasan. The City as a Historical Actor: The Urbanization and Ottomanization of the Halvetiye Sufi Order by the City of Amasya in the Fifteenth and Sixteenth Centuries. Doktora tezi, University of California, Berkeley, 2011. https://escholarship.org/uc/item/7nv104fk
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
Resmî kaynaklar
- Budak, Abdülhamit. Bir Şehir Bir Tarikat: Amasya ve Halvetilik. Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2015.
Diğer kaynaklar
- Öngören, Reşat. "Anadolu'da Tarikatlar" (Türkiye'de Tarikatlar: Tarih ve Kültür). https://isamveri.org/pdfdrg/D233099/2015/2015_ONGORENR.pdf
- Hakverdioğlu, Metin. "Halvetilik ve Amasya." https://molekuleredebiyat.com/?p=689
Çevrimiçi kaynaklar









