Amasya, on üçüncü yüzyılın ortasından on dördüncü yüzyılın son çeyreğine uzanan yaklaşık yüz yıl boyunca, merkezi uzakta bulunan bir iktidarın gölgesinde yaşadı. Bu iktidar, Hülâgû'nun soyundan gelen ve başkenti Tebriz, sonra Sultâniye olan İlhanlı Devleti'ydi. Şehir bu dönemde İlhanlı hükümdarlarının atadığı valilerin, bunların yardımcılarının ve zaman zaman bölgeye gelen büyük emirlerin denetimi altında kaldı. Dönemin siyasi tarihi büyük ölçüde Anadolu genel valiliği çevresinde yazılmıştır ve kaynaklar şehirdeki günlük idareden çok valilerin ve Çoban ailesinin talihini ayrıntılı biçimde anlatır. Amasya'nın bu çağdan elinde kalan en somut belge ise 1308-1309 tarihli Dârüşşifâ'dır; şehrin bu yüzyıldaki hayatı yönetim tarihi ile bu yapının birlikte okunmasıyla anlaşılabilir.
Kösedağ'dan Moğol Vesayetine
Anadolu Selçuklu Devleti, II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında Babaî isyanını güçlükle bastırdıktan sonra Moğollara karşı zayıf düşmüştü. Moğol komutan Baycu Noyan 1242 sonlarında Erzurum'u alıp halkını kılıçtan geçirdi ve ertesi yıl Anadolu'ya yeniden yöneldi. Selçuklu ordusu Sivas'ın kuzeydoğusundaki Kösedağ'da, İbn Bîbî'ye göre 1 Temmuz 1243'te, daha küçük bir Moğol kuvveti karşısında bozguna uğradı. Moğollar Sivas ve Kayseri'yi yağmaladı; Kayseri'de Ahîlerin iki hafta süren direnişi ancak bir ihanetle kırılabildi. Sultan, kalesinin sağlamlığıyla bilinen Tokat'a çekildi, oradan Antalya'ya geçti. Vezir Mühezzebüddin Ali ise savaş gecesi Amasya'ya sığındı ve Moğollarla barış görüşmesi için buradan, yanına değerli armağanlar alarak Mugan'a gitti. Yapılan antlaşmaya göre Selçuklular her yıl 3.600.000 dirhem gümüş para, on bin koyun, bin sığır ve bin deve verecekti. Anadolu Selçuklu Devleti böylece Moğollara bağlı bir devlete dönüştü ve bu yük, ağırlaşarak, devleti de halkı da yoksullaştırdı.
Amasya bu tarihten sonra Moğol hâkimiyetine girdi. Şehir Moğol valilerinin idaresine bırakıldı; bir ara son Selçuklu sultanı II. Gıyâseddin Mesud'un oğlu Tâceddin Altınbaş'ın egemenliğine girdiği de kaydedilir. Selçuklu sultanlığı adını korudu ama gerçek yetki İlhanlı temsilcilerindeydi; sultanlar Moğolların dilediği gibi tahta çıkarılıp indirilen hükümdarlara dönüştü. 1277'de Memlük Sultanı Baybars'ın Anadolu'ya girip Elbistan'da İlhanlı ordusunu yenmesi üzerine Abaka Han Anadolu'ya sefere çıktı ve Baybars'ı davet eden Selçuklu emirlerine duyduğu öfkeyle binlerce kişiyi öldürttü. Türkmen beyleri ise Karamanoğulları'nın önderliğinde Moğollara karşı ayaklanmaktan çekinmeye başladı, ancak bu çekingenlik kalıcı olmadı.
İlhanlı İdaresi ve Anadolu Genel Valiliği
İlhanlılar, Anadolu'nun büyük bölümünü Anadolu genel valiliği adıyla tek bir idari birim altında toplamıştı. Devletin kendi içindeki iş bölümü Selçuklu geleneğine benziyordu: hükümdarın yanında vezir, ordunun başında beylerbeyi, taşrada ise ulus beyleri bulunurdu. Gâzân Han'ın İslâmiyet'i devletin resmî dini yapması Anadolu halkının yükünü hafifletmedi; vergiler ağır kaldı ve Selçuklu mali sistemi, özellikle toprak düzeni bu dönemde çözüldü. Gâzân Han zamanında patlak veren Baltu ve Sülemiş isyanları, Anadolu'daki Moğol valilerinin giderek güçlenen Türkmenlere dayanmaya başladığını gösterir.
Olcaytu'nun tahta çıkışıyla (1304) birlikte Anadolu valiliğine, hükümdarın dayısı olan ve Cengiz soyundan gelen İrencin Noyan getirildi. Kaynaklar onu sert ve gaddar bir idareci olarak anlatır. Ağır vergiler koyuyor, ödeyemeyenlere ağır cezalar veriyordu ve bu cezalar kimi zaman ölümle sonuçlanıyordu. Türkmen beyleri bu zulmü Moğollara karşı propaganda konusu yaptı; Karamanoğulları'nın başında olduğu beylikler vergi vermeyi bıraktı. Olcaytu döneminin son yıllarında isyanlar yeniden baş gösterdi ve Sultâniye'yi telaşlandırdı.
Emir Çoban ve Anadolu Seferi
Durumu düzeltmek için İlhanlı beylerbeyi Emir Çoban büyük bir orduyla 1314 Haziran'ında Anadolu'ya geldi. Sivas ile Erzincan arasındaki Karanbük dolaylarında kurduğu karargâha Türkmen beylerini çağırıp bağlılıklarını bildirmelerini istedi. Karamanoğulları'nın Konya'yı almış olduğunu öğrenince şehre yürüdü ve Aralık 1314'te Konya'yı geri aldı (Anonim Selçukname bu olayı 1315'e yerleştirir; aradaki fark, kuşatmanın yılın sonuna denk gelmesiyle açıklanır). Ardından Türkmen beyleri Karanbük'teki karargâha gelip itaatlerini bildirdi; törende Sis'teki Ermeni Krallığı'nın temsilcisi de hazır bulundu. Çoban bir yıldan fazla Anadolu'da kalarak düzeni kurdu, isyanın sorumlusu olarak İrencin Noyan'ın baskıcı politikasını gösterdi ve onu görevden aldı. Daha sonra İrencin Diyarbakır valiliğine sürüldü; bu, sonraki entrikalarda Çoban'a duyduğu kinin nedenlerinden biri olacaktı.
Çoban, Anadolu'yu düzene soktuğuna inandıktan sonra valiliğin merkezini Kayseri yaptı ve oğlu Timurtaş'ı vali atayarak ülkeden ayrıldı. Faruk Sümer, Aksarayî'nin aktardığının aksine, Karanbük'te kışlamanın ancak Konya alındıktan sonra olabileceğini düşünür ve olayın Ebû Said dönemine yerleştirilmesini yanlış bulur. Çoban, 1316'da Olcaytu'nun ölümüyle çocuk yaştaki Ebû Said Bahadır Han'ın tahta çıkmasının ardından beylerbeyi olarak devletin gerçek yöneticisi oldu. Anadolu'daki isyanları bastırdı, Altın Orda ve Çağatay hanlıklarından gelecek tehlikeleri bertaraf etti; Memlüklerle yıllardır süren mücadele de onun beylerbeyliği sırasında, 1323'te yapılan bir antlaşmayla sona erdi. Olcaytu'nun kızıyla evlenmişti (1307); kızı Bağdat Hatun ise Ebû Said'in eşi oldu. Böylece Çoban ailesi hem ordunun hem sarayın içindeydi, ama bu konum tam da düşmanlarının hedef aldığı yerdi.
Timurtaş: Genç Bir Vali
Emir Çoban'ın ikinci oğlu olan Timurtaş (Demirtaş Noyan), kaynaklara göre Gâzân Han'ın Şam seferinden yaklaşık bir yıl önce, 1298-1299 dolaylarında doğdu. Bu hesaba göre Anadolu valisi olduğunda on altı ya da on yedi yaşındaydı. Valiliğe atanma tarihi kaynaklarda farklıdır. Haykıran, Çoban'ın seferinin hemen ardından, 1314 dolaylarını verir; kimi kaynaklar 1316 ya da 1317'yi gösterir. Çoban'ın vali olarak bıraktığı oğlunun yanında, divan işlerine bakmak üzere Vezir Reşîdüddin'in oğlu Celâleddin Hoca ile vali muavini olarak Emir Seyfeddin Râzî bulunuyordu.
Dönemin kayıtları Timurtaş'ı cesur, dindar ve adil bir idareci olarak anlatır. İrencin Noyan'ın sert yönetiminden sonra onun adalete dayalı idaresi, Türkmenler arasında uyanan hareketi yatıştırdı ve Moğol yönetiminden duyulan memnuniyetsizlik bir ölçüde azaldı. Askerlerin ve devlet memurlarının keyfî davranışlarını yasakladığı, vergileri hakkaniyetle topladığı belirtilir; Anadolu Türkmenleri ona "Adil Padişah" adını verdi. Aynı kaynaklar Timurtaş'ın bu adaleti sert askerî tedbirlerle birleştirdiğini de not eder: Anadolu'daki bütün Türkmen beylerine otoritesini tanıttı, bunu bazen güç, bazen siyasetle yaptı.
1319 Olayı ve Kilikya Seferi
Olcaytu öldüğünde yerine geçen Ebû Said, kendisini Çoban'ın gölgesinde hissediyordu. Çoban'ın gücünden rahatsız olan emirler 1319'da, hükümdarın da izniyle, Çoban'ı öldürmeyi tasarladı. Sultan bu isteğini İrencin Noyan, Kurumişî ve Emir Tokmak'a açmıştı. Çoban o sırada Derbent'te ilgilenirken Gürcistan'a yürümeye hazırlanıyordu. Kurumişî, kendi bölgesindeki Sör Mari kentinde Çoban onuruna ziyafet verme bahanesiyle onu çağırdı. Ziyafete giderken Çoban'a suikast haberi ulaştı; yanına yalnızca oğlu Emir Hasan'ı alıp kaçtı, Kurumişî ise on bin kişilik süvariyle karargâhına saldırdı, iki taraftan üç yüzden fazla asker öldü. Çoban Merend'e sığındı, buradan Tebriz yakınlarına geldi. Vezir Tâceddin Alişah onun lehinde konuşunca Ebû Said gönlünü değiştirdi, Çoban af diledi ve hükümdardan düşmanlarından hesap sorma izni aldı.
Aynı sırada merkezden gelen emirle Timurtaş'a da saldırıldı; emrindeki bazı emirler suikast hazırladı, o ise bir kaleye sığınarak kurtuldu. Sonra kendisine saldıran beyleri öldürttü ve babasına yardım etmek üzere Tebriz yönüne hareket etti. Bu karışıklıkta Memlük Sultanı el-Melik en-Nâsır'dan yardım istedi; kaynaklar, mektubunda Anadolu'yu Memlüklere bağlamayı ve kendisinin Memlük valisi olmayı önerdiğini aktarır. Tehlike geçince yardıma gerek kalmadı, ama Timurtaş'ın merkeze bakışı artık değişmişti. 1321'de Kilikya Ermenilerinin üzerine yürümeye karar verdi ve Memlük sultanıyla anlaştı: Moğol ve Memlük kuvvetleri Sis'e saldırıp Ayas'ı aldı (Ebü'l-Fidâ'ya dayanan 1321 tarihine karşılık kimi kaynaklar 1323 verir). Timurtaş'ın Memlük sultanına yazdığı mektupta Müslümanların Ermenilere karşı birlikte hareket etmesini, geçitlerin açılmasının tüccar ve hacılar için de yararlı olacağını söylediği aktarılır. Memlüklerin teşvikiyle Sus ve Ayas'ı alması, Timurtaş'ın İlhanlı yönetimiyle ters düşmesinin nedenlerinden biri sayılır; vergisini ödemedi, davetlere de katılmadı. 1319'daki karışıklıktan yararlanan Karamanoğulları Konya'yı yeniden almıştı; Timurtaş 1323'te şehri geri aldı.
Bağımsızlık İlanı ve Babasının Anadolu'ya Gelişi
Anadolu'da yarı bağımsız bir idare işliyor, Timurtaş'ın komutasında Türk ve Moğol kökenli kalabalık bir ordu bulunuyordu. Çevresindeki emirler ve âlimler onu bağımsızlığını ilan etmeye teşvik etti; biat edenler arasında Kayseri hatibi, Niğdeli bir kadı ve Tokatlı bir şeyhzâde gibi isimler anılır. Konya Mevlevihânesi şeyhi Âbid Çelebi biat etmeyi reddetti ve şehri terk etmek zorunda kaldı. Timurtaş merkeze vergi göndermeyi bıraktı, protokol gereği katılması gereken davetlere gitmedi ve Ebû Said'in gönderdiği vergi memurlarını eli boş geri çevirdi. Haykıran'a göre 1322'de, yani 1321'in son aylarında ya da 1322'nin başında, kendi adına hutbe okutup sikke kestirerek bağımsızlığını ilan etti; kaynaklar yılı 1319'dan 1324'e kadar farklı verir, ancak yılın son aylarında gerçekleştiği bilgisi farkı açıklar. Kimi anlatımlar ayrıca mehdilik iddiasında bulunduğunu da kaydeder.
Ebû Said'in defalarca davetine yanıt vermemesi, isyanı hükümdarın gözünde kesinleştirdi. Çoban kışın ortasında, hasta hasta, oğlunu bastırmak için Anadolu'ya gitmek üzere izin istedi; Ebû Said, Çoban'ın diğer oğullarıyla ve Timurtaş'la birleşip saraya yürümesinden çekindiği için önce reddetti, ağır yeminler üzerine izin verdi. Çoban 1324 kışında yola çıktığında Timurtaş savaşmayı düşünüyordu, ama babası gizlice komutanlarına mektuplar yazarak isyanın sonunun kötü olacağını anlattı. Ertesi sabah ordu isteksizce yürüdü; emirler Timurtaş'a, bir emirin oğlunun babası üzerine asker çekmesinin Moğol memleketinde kötü bir âdet doğuracağını söyledi. Timurtaş atından inip yaya olarak babasını karşıladı. Çoban onu alıp merkeze götürdü ve isyana teşvik eden emirleri, Emir Sürkâcı ile Kadı Necmeddin Tabesî'yi idam ettirdi. Ebû Said, Timurtaş'ı affedip yeniden Anadolu valiliğine atadı; bu isyan Çoban'ın tecrübesiyle fazla kan akmadan bastırılmış oldu.
İkinci Valilik
İkinci valiliği sırasında Timurtaş daha sert bir idare benimsedi ve Moğol yönetiminden uzaklaşan Türkmen beylerine yöneldi. İlk olarak Eşrefoğulları beyi II. Süleyman Bey'in üzerine yürüdü; 9 Ekim 1326'da beyliğin merkezi Süleyman Şehri'ne (Beyşehir) saldırıp burasını yağmaladı ve Süleyman Bey'i öldürttü. Ardından Hamidoğlu Dündar Bey'in peşine düştü; Dündar Eğridir'i bırakıp Antalya'ya kaçtı, Timurtaş onu orada yakalayıp öldürttü (kimi kaynaklar bu olayı 1324'e yerleştirir; Haykıran, Süleyman Bey olayının tarihi kesin olduğundan sıralamanın bu şekilde olması gerektiğini söyler). Sonra Turgutluoğlu, Şecaüddin, Doğancık, Bolu çevresi ve Yakub illerini aldı. Sahibataoğullarına karşı Eratna Bey'i gönderdi, Eratna 1327'de Karahisar'ı ele geçirdi. Denizli'deki İnançoğullarının üzerine yürümek üzere iken Sultâniye'den gelen haberler planlarını bozdu.
Bu sırada Ebû Said, Çoban ailesinden kurtulmak için harekete geçmişti. Önce Çoban'ın oğlu Dımaşk Hoca'yı, sarayda yaptığı yolsuzlukları gerekçe göstererek öldürttü, sonra Çoban'ın ve soyunun öldürülmesi için Horasan'daki emirlere gizlice mektuplar gönderdi. Timurtaş'a da, hükümdarın onu özlediğini bildiren bir ferman gönderildi; amaç, onu saraya çekip orada ortadan kaldırmaktı. Haberciler Derbent sınırında Timurtaş'ın adamlarınca yakalandı, üzerlerinden çıkan mektuplar komployu ortaya koydu. TDV'ye göre Çoban, Timurtaş'ın Türkmenlerle birleşip sultana karşı koyma fikrine katılmadığı için öldürüldü; 1327'de Herat'ta can verdi. Ebû Said'in bu kararı almasının nedeni olarak aynı madde, sultanın Çoban'ın evli kızı Bağdat Hatun'a âşık olmasını ve bunun saray entrikalarına yol açmasını gösterir.
Mısır'a Kaçış ve Ölüm
Timurtaş iki yol arasında kaldı: Anadolu'da kalıp Ebû Said'in gelmesini beklemek ya da Mısır'a gitmek. Önce kalelere emirlerini yerleştirip savaşmayı düşündü, kendisi Larende kalesine yerleşti; sonra cesareti kırılarak Mısır'a gitmeye karar verdi. Ailesini Larende'de bırakıp yanında üç yüz atlıyla yola çıktı, Anadolu'yu terk ederken yerine Eratna Bey'i vali olarak bıraktı. Ocak 1327'de Şam'a, sonra 21 Ocak 1327'de Kahire'ye ulaştı. Törenle karşılandı, sultanla birlikte ava çıktı ve emir ilan edildi. Sultan, Timurtaş'ın isteğine rağmen ona Anadolu üzerine yürümesi için ordu vermedi; çünkü Çoban'ın henüz ölmediği haberi vardı.
Ardından işler tersine döndü. Karamanoğlu İbrahim Bey, Timurtaş'ın öldürdüğü Dündar Bey'in oğlunu Mısır'a gönderdi ve sultanın huzurunda kan davası açtırdı. Timurtaş ile Dündar'ın oğlu arasında kavga çıktı, Memlük sultanı Timurtaş'ın art niyetli olduğuna karar vererek onu 18 Haziran 1328'de hapsetti. Aynı sırada Ebû Said'in elçileri Mısır'a gelmişti; ilhanlı hükümdarı, Memlük sultanına kaçak Kara Sungur'un iadesi karşılığında Timurtaş'ın teslim edilmesini önerdi. Sultan önce kabul eder göründü, sonra Timurtaş'ı sağ olarak veremeyeceğini söyledi. Timurtaş Ağustos 1328'de, Haykıran'ın verdiği tarihle 12 Ağustos'ta, boğdurularak öldürüldü; öldüğünde otuz bir yaşındaydı. Cesedi Ebû Said'in elçilerine gösterildi ve onlara teslim için gönderildi; aynı makale Kahire'de Harran kapısının dışına gömüldüğünü de yazar. Mısır'da yaklaşık yedi ay kalmıştı. Küçük Şeyh Hasan, sonradan babasının kemiklerini istedi; Memlük sultanı, defin yerinin belli olmadığı gerekçesiyle isteği geri çevirdi.
Amasya Dârüşşifâsı
Amasya'nın bu çağdan günümüze ulaşan en önemli yapısı, Yeşilırmak'a paralel uzanan caddenin kenarında, Yâkutiye mahallesindeki Dârüşşifâ'dır. Portalinin üç yönde dolanan Arapça kitâbesine göre yapı 708 (1308-1309) yılında, İlhanlı hükümdarı Olcaytu Han'ın eşi İlduş (Yıldız) Hatun'un kölesi Anber b. Abdullah ile Anadolu emiri Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarı hakkında bilgi yoktur. Günümüze ulaşmayan vakfiyesinin 712'de (1312) düzenlendiği bilinir. Yapı, uzun ekseni doğu-batı yönünde olan, dıştan 33,60 x 25,60 metre ölçülerinde dikdörtgen bir avlu etrafında kurulmuştur ve medrese planındadır. Giriş eyvanı ile karşısındaki ana eyvan, avlulu iki eyvanlı bir şema oluşturur; avlunun iki yanında revak sıraları, onların gerisinde uzun tonozlu salonlar bulunur.
Revaklar, başlıkları zar, mukarnaslı ve profilli biçimlerde değişen sütunlara oturan sivri kemerlerle kurulmuştur. Batı cephesi muntazam kesme taştan örülmüş, portal cepheye üçte bir oranında taşkın biçimde yerleştirilmiş ve iki yanından silindirik köşe kuleleriyle dengelenmiştir. Bu düzen, geleneksel Anadolu Selçuklu yapı anlayışının İlhanlı çağında sürdüğünü gösterir. Portalin kilit taşındaki diz çökmüş insan figürü de yapının dikkat çeken ayrıntılarındandır. Öbür cepheler gelişigüzel taşla örülüp payandalarla desteklenmiş, orijinal görünümlerini yitirmiştir. Bina bugün onarılmış ve çevresi düzenlenmiştir.
Yapının "bîmarhâne" olarak anılması, burada yalnızca akıl hastalarının tedavi edildiği düşüncesinden doğmuştur. Kitâbeden anlaşıldığı kadarıyla yapı genel anlamda bir hastane, yani dârüşşifâ olarak kurulmuş ve sonraki yüzyıllarda da uzun süre tıbbî bir kurum olarak çalışmıştır. Cerrâhiyye-i İlhâniyye'nin yazarı Sabuncuoğlu Şerefeddin burada hekimlik ve cerrahlık yapmıştır. 1386 dolaylarında doğduğu hesaplanan Şerefeddin, Amasya'da bugün de adını taşıyan bir mahallenin ünlü hekim ailesindendir ve Çelebi Sultan Mehmed'in hekimbaşısı İlyas Çelebi Bey'in torunudur. Dârüşşifâ'da on dört yıl hekimlik yaptıktan sonra bir süre Kastamonu'da bulunmuş, 1465'te tamamladığı Cerrâhiyye-i İlhâniyye'yi Fâtih Sultan Mehmed'e sunmuştur. Kitabın en önemli özelliği, tıp tarihinde ilk kez cerrahi müdahaleleri gösteren minyatürler içermesi ve sade bir Türkçeyle yazılmış olmasıdır. 1468'de yazdığı Mücerrebnâme'nin önsözünde, kitabı Amasya'daki hekim çevresinin isteğiyle kaleme aldığını söyler.
İlhanlı Çağında Amasya'nın Yapıları
Moğol yönetimi altındaki Anadolu'nun inşaat faaliyeti, Gâzân Han'ın İslâmlaşmasıyla birlikte canlanan İlhanlı imar çabasının bir parçasıydı. İlhanlı eserlerinin görüldüğü Anadolu şehirleri arasında Erzurum, Tokat ve Niğde ile birlikte Amasya da sayılır. Şehirde İlhanlı vesayeti sırasında ya da öncesinde kurulmuş birçok yapı ayakta kalmıştır. Burmalı Minare Camii (1237-1247) ve Gökmedrese Camii (1266-1267) Selçuklu çağının sonlarına, Moğol egemenliğinin ilk on yıllarına rastlar; Gökmedrese, Selçuklu emiri Seyfeddin Torumtay'ın yaptırdığı yapıdır ve Torumtay'ın türbesi de şehrin bu çağdan kalan eserleri arasında sayılır; Dârüşşifâ (1308) ile 1326 tarihli Gümüşlü Camii İlhanlı çağının yapılarıdır. On dördüncü yüzyıla tarihlenen Hızır Paşa Camii de aynı yüzyıla aittir; Saraçhane Camii (1372) ise Eretnaoğulları döneminde yapılmıştır.
İlhanlı yönetimi altında Anadolu, ticaret yollarının merkezinde bulunmasına rağmen bu ticari canlılıktan yeterince yararlanamadı; yolların gelirine İlhanlılar el koyuyordu. Yine de şehrin ilim kurumları ortadan kalkmadı; Dârüşşifâ'nın on beşinci yüzyıla uzanan çalışması bunun bir göstergesidir.
İlhanlı Vesayetinin Sonu ve Eretnaoğulları
Timurtaş Mısır'a giderken Anadolu valiliğini kayınbiraderi Alâeddin Eretna'ya bırakmıştı. Eretna, Uygur asıllı bir noyandı ve İlhanlı ordusuyla Anadolu'ya gelmişti. Ebû Said valiliği Celâyirli Büyük Şeyh Hasan'a verdi, ancak Şeyh Hasan vekil olarak Eretna'yı bıraktı. Ebû Said 1335'te vâris bırakmadan ölünce İlhanlı Devleti parçalandı ve yerini Celâyirliler, Karakoyunlular, Muzafferîler, Horasan Serbedârîleri ve Eretnaoğulları gibi yerel hânedanlar aldı. Aladağ'da Büyük Şeyh Hasan'ı yenen (1337) Demirtaşoğlu Çobanlı Şeyh Hasan'ın kendisine tâbi olma teklifini reddeden Eretna, Anadolu'da kendi idaresini kurdu. 1341'de Memlüklerle ilişkisini kesip bağımsızlığını ilan etti; Sivas, sonra Kayseri merkezli bir devlet kurdu. 1343'te Karanbük'te Çobanlı Şeyh Hasan'ı ve müttefiki Süleyman Han'ı yendi.
Eretna 1352'de öldüğünde Amasya onun egemenliğindeki şehirler arasındaydı. Oğlu Alâeddin Ali Bey zamanında merkezî otorite çözüldü ve Eretnalı emirlerden Hacı Şadgeldi Amasya'da kendi başına hareket etmeye başladı. Alâeddin Ali Bey, Amasya'ya ikinci seferi sırasında vebaya yakalanarak 1380'de öldü. Vezir Kadı Burhâneddin, rakipleri arasında Amasya emiri Hacı Şadgeldi'yi de ortadan kaldırdı ve 1381 sonbaharında sultanlığını ilan ederek kendi adıyla anılan devleti kurdu. Şadgeldi'nin ölümünden sonra oğlu Ahmed, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid'in desteğiyle şehri Kadı Burhâneddin'e karşı savundu; Yıldırım Bayezid sonunda Amasya'yı Osmanlı topraklarına kattı (1398) ve idaresini oğlu Çelebi Mehmed'e bıraktı. İlhanlı vesayeti bir yüzyıl önce, 1243'te Kösedağ'da başlamıştı; Amasya'nın bundan sonraki tarihi Türk beyliklerinin ve Osmanlıların tarihiyle birleşir.
Kronoloji
1243: Kösedağ Savaşı. Selçuklu veziri Mühezzebüddin Ali Amasya'ya sığındı; Anadolu Selçuklu Devleti Moğollara bağlı bir devlet oldu.
1277: Baybars Anadolu'ya girdi; Abaka Han Selçuklu emirlerini cezalandırmak için Anadolu'ya sefer düzenledi.
1305: İrencin Noyan'ın Anadolu genel valiliğine getirilişi (Olcaytu'nun tahta çıkışı: 1304).
1308-1309: Amasya Dârüşşifâsı'nın yaptırılması (vakfiyesi 1312).
1314: Emir Çoban'ın Anadolu seferi ve Konya'nın Karamanoğulları'ndan alınması.
1316: Olcaytu'nun ölümü, Ebû Said Bahadır Han'ın tahta çıkışı.
1319: Çoban'a karşı suikast girişimi.
1321-1322: Timurtaş'ın bağımsızlığını ilan etmesi (tarih kaynaklarda farklıdır).
1323: Memlüklerle İlhanlılar arasında antlaşma; Timurtaş'ın Konya'yı geri alması.
1326: Eşrefoğulları beyi II. Süleyman Bey'in öldürülmesi (9 Ekim); Amasya'daki Gümüşlü Camii'nin tarihi.
1327: Emir Çoban'ın Herat'ta öldürülmesi; Timurtaş'ın Mısır'a kaçışı.
1328: Timurtaş'ın Kahire'de idam edilmesi.
1335: Ebû Said'in ölümü ve İlhanlı Devleti'nin dağılması.
1352: Alâeddin Eretna'nın ölümü; Amasya bu tarihte Eretnaoğulları idaresindeydi.
1381: Kadı Burhâneddin'in Hacı Şadgeldi'yi ortadan kaldırması.
1398: Yıldırım Bayezid'in Amasya'yı Osmanlı topraklarına katması.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Kemal Ramazan Haykıran, "Anadolu'da Bir İlhanlı Valisi: Demirtaş Noyan (1314-1328)", Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Güz 2009, sayı 23 (DergiPark).
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, "Emir Çoban Sulduz ve Demirtaş", Belleten, XXXI/124 (Haykıran'ın makalesi üzerinden).
Diğer kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "İlhanlılar" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi. islamansiklopedisi.org.tr
- Gönül Cantay, "Amasya Dârüşşifâsı", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, s. 5-6. islamansiklopedisi.org.tr
- Faruk Sümer, "Kösedağ Savaşı", TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Eretnaoğulları" ve "Sabuncuoğlu Şerefeddin" maddeleri. islamansiklopedisi.org.tr
- Vikipedi, "Timurtaş" ve "Emir Çoban" maddeleri (yardımcı kaynak).
Çevrimiçi kaynaklar









