Ziyaret, Amasya'nın Merkez ilçesine bağlı bir beldedir ve il merkezine yaklaşık üç kilometre uzaklıkta, kentin kuzeydoğusunda yer alır. Bugün sakin bir meyve ve bahçe yerleşimi gibi görünse de adı, kalesi, türbeleri, hamamı ve kaya mezarıyla Amasya tarihinin ayrı bir bölümünü oluşturur. Yerleşme yüzyıllar içinde birkaç ad değiştirmiş, Hristiyan dönemden Danişmendlilere, Selçuklulardan Osmanlılara kadar her çağdan iz bırakmıştır. Halvetî ve Nakşibendî çevrelerin bu yöreyle bağı, adının bugünkü biçimini de açıklar.

Konumu ve Coğrafyası

Ziyaret, Akdağ'dan ayrılıp Yeşilırmak'a doğru inen küçük bir dağın eteğinde, Amasya şehrine bakan bir yamaçta kuruludur. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde aktardığı eski tarife göre yerleşme, kuzeydoğudan güneybatıya uzanan uzun bir vadinin içindedir. Bu vadi, Ziyere mahallesinden Amasya'nın güneybatısındaki Çalan mevkiine kadar yaklaşık on üç kilometre boyundadır ve genişliği bin metre ile üç kilometre arasında değişir. Doğuda ve batıda geniş ovalar, üç yanda ise bahçelik ve bağlık alanlar uzanır. Belediyenin yayımladığı bilgilere göre belde 2014'te yaklaşık 900 haneye ve 3.901 kişiye sahipti; rakım 382 metre olarak verilir.

Suyu soğuk, havası sağlam bir yer olarak bilinir. Yasar'ın aktardığı bir değerlendirmeye göre eski kale şehrin kuzeyinde, körfez gibi kapalı bir konumda olduğu için kalenin çevresinde hava ağır olurmuş; buna karşılık yerleşmenin geri kalanı Amasya'ya doğru açıktır ve Yeşilırmak'a meyillidir. Doğu yanı dışında kalan her yer bağ, bahçe, yeşillik ve bostandır. Elmanın erken çeşitleri buradan çıkar, bamya ve misket elması bağlarda yetişen ürünlerin başında gelir. Suyun bolluğu ve bağların genişliği, Ziyere halkında eskiden beri girişimci bir tutum doğurmuştur.

Adın Kökeni ve Eski Adlar

Yerleşmenin adı hakkında tarih kitaplarında birkaç rivayet dolaşır. Bedreddin el-Ayni, İkdü'l-Cüman'da Zemendu adını güzel ve müstahkem bir belde olarak anar ve bunun "Ziyare" biçimine dönüştüğünü yazar. Yasar da bugünkü Ziyaret'in çok eski adının Zemendu ya da Semendu olduğunu, bu adın zamanla halk arasında Ziyere ya da Zeyre'ye evrildiğini bildirir. Kimi anlatılarda yerleşmenin daha da eski adı Küdüs-i Mübarek olarak geçer; "temiz ve kutsal yer" anlamına gelen bu ad, bölgenin İslamiyet'ten önce de dinî bir merkez sayıldığına yorumlanır. Yasar, Amasya'da yerleşik Sanit ya da Sanlı Türklerinden yola çıkarak Semendu adının "Sanit"in bozulmuş biçimi olabileceğini de düşünür; bu bir tahmindir ve başka bir kayıtla doğrulanmış değildir.

Bugünkü "Ziyaret" adına gelince, belediye kayıtlarına göre kurum 1958'de "Ziyere Belediye Başkanlığı" adıyla kurulmuş, Temmuz 1962 tarihli belediye meclisi kararıyla ad Ziyaret olarak değiştirilmiştir. Songül Keçeci Kurt'un derlediği sözlü anlatıya göre ad, Cumhuriyet'in ilanından sonra Hicabi Baba türbesine yapılan yoğun ziyaretlerden dolayı verilmiştir. Belediye yayınları ise adı Hoca Muhibbeddin Mevdud ez-Ziyari ile ilişkilendirir ve Ziyari'nin adının Ziyare, ardından Ziyaret biçimine geldiğini savunur. Aynı yayın, adın Aynalı Mağara'yı ya da eski Zire kilisesini ziyaret edenlerden kaynaklandığı yolundaki görüşleri kabul etmez. Anlaşılan o ki ad üzerine tek bir kesin cevap yoktur; kale, ziyaretgâh ve şahıs adları birbirine karışmış olabilir.

Hristiyan Dönemi ve Aynalı Mağara

Ziyaret'in İslam öncesi önemini gösteren en çarpıcı yapı, eski yolun üzerindeki Aynalı Mağara'dır. Kayaya oyulmuş bu yapı, Amasya vadisindeki kaya yapılarının en büyüğü ve en tanınmışıdır. Güneş vurduğunda cephesi parladığı için bu adı almıştır, çünkü kayanın yüzeyi baştan sona cilalanmıştır. Belediye yayınındaki ölçülere göre cephe yaklaşık 9,8 metre genişliğinde ve 13 metre yüksekliğindedir. Yapıya yerden dört basamakla çıkılır ve dış cepheden bakıldığında işçiliğinin ustalıkla yapıldığı görülür. İçeride biri dikdörtgen, diğeri kare planlı iki oda bulunur. Dikdörtgen olan oda asıl mezar odası sayılır. Kare odanın duvarlarında ise XI. yüzyılda Bizanslılar tarafından yapıldığı sanılan renkli fresklerin kalıntıları vardır. Tonozda altısı sağda, altısı solda olmak üzere on iki havari tasvir edilmiştir. Kuzey ve güney duvarlarında kadınlı erkekli figürler, doğu cephede ise Hz. İsa, Hz. Meryem ve Iohannes'ten oluşan bir Deisis kompozisyonu görülür.

Mağaranın alınlığında "Büyük Rahip Tes" anlamına gelen bir yazı bulunur. Amasya'yı gezen Fransız seyyah Georges Perrot (kaynaklarda Jorj Perru olarak geçer) bu yazının alt satırının silinmiş olduğunu kaydeder ve silinmeyi, atı mağaranın önünde yere düşen bir Türk'ün içeride şeytan olduğunu sanarak yazıyı kazımasıyla açıklayan bir rivayeti nakleder. Belediye yayınının yazarı bu hikâyeyi yerli Hristiyanların uydurduğunu düşünür; yazar, alt satırı silenin üst satırı da silmesi gerektiğini, o dönemde şeytandan Müslümanlardan çok Hristiyanların korktuğunu belirtir. Osman Fevzi Olcay'a göre mağaranın altında "KAXMZEQ" biçiminde bir yazı daha görülmüş, ancak bugün okunamaz hale gelmiştir. Eski tarih kitaplarından aktarılan bir kayıt, mağarada Asteris adlı bir metropolitin gömülü olduğu yolundaki yaygın Rum inanışının dayanaksız olduğunu söyler. Aynı kayıt, kapısının üstünde kitabe bulunan mezarın, krallar kadar yetkili büyük kâhinlerden birine ait olabileceği görüşünü destekler. Strabon'un Komana ve Zela rahiplerinden söz etmesi de bu görüşle bağdaşır; Strabon'a göre bu bölgede en nüfuzlu kişiler tapınak rahipleriydi.

Yakınında, halkın Küçük Mağara dediği daha küçük bir kaya oyuğu bulunur. Seyyahların aktardığına göre bu mezar, hükümdar ailesine mensup Pifodor adlı bir kadına aittir. Aynalı Mağara bir din adamı için yapıldığı hâlde Küçük Mağara'nın Amasya'daki kral kaya mezarları gibi hanedan mensubu için açıldığı düşünülür. Her iki yapıda da asıl mezarlar günümüze ulaşmamıştır. Aynalı Mağara'ya ilişkin halk anlatısı ise Güzelce Kız efsanesidir. Bu anlatıya göre dünyalar güzeli bir kral kızı hep peçeli gezer, babası da peçeyi kaldırıp güzelliğine dayanabilene kızını vermeyi vaat eder. Yedi iklimden gelen şehzadeler ve yiğitler Amasya meydanında çekingenlikle bekleşir. Sonunda yoksul ama cesur bir genç peçeyi kaldırır, ikisi de bir anda kömüre döner ve şehre yakın kaya mezarın iki ayrı odasına gömülür. Mezarın cephesi o günden beri kızın yüzü gibi parlar, adını da bu parlaklıktan alır.

Danişmendliler ve Haçlı Saldırısı

Yasar'ın aktardığı eski kayıtlara göre Ziyaret çevresi ilk Müslüman fetihlerinden beri tarih sayfalarında geçer. Hicri 120 yılına (m. 737-738) ait bir kayıt, Hişam'ın oğlu Emevi komutanı Süleyman'ın Harşena köyü olan Semendu'da konakladığını, böylece Pontus yönündeki harekâtı durdurduğunu bildirir. Danişmendliler 1077 yılında Amasya'yı fethettikten sonra şehir, bu kayıtlara göre bölgenin önemli bir merkezi hâline gelir.

En ağır sınav, Haçlı seferleri sırasında yaşanır. Kaynakta 1098 ve 1100 olarak verilen tarihlerde (Haçlı seferinin tarihi bazı çalışmalarda 1101 olarak anılır) Amasya Emiri Melik İsmail Gazi Danişmendî, Haçlı ordusu karşısında Semendu (Ziyare) Kalesi'ne çekilir ve Türkleri burada toplayarak şehri buradan savunur. Haçlılar Amasya'yı yakıp yıkar, kiliseleri bile tahrip eder; yıkılan kiliselerin taşlarının sonradan Torumtay Türbesi'nde, Yörgüç Paşa Camii'nde ve başka yapılarda kullanıldığı söylenir. Ziyaret'in kendisi de bu sırada yakılıp yıkılır; kaynaklar, bu saldırıda en çok zarar gören yerin burası olduğunu yazar. Haçlı ordusu Amasya'da yaklaşık üç ay kaldıktan sonra Danişmendli çetelerinin gece baskınlarından, yiyecek ve giyecek sıkıntısından ve alınan tedbirlerden dolayı geldiği yoldan dönmek zorunda kalır. Dönüşte Semendu'yu da harap eder.

Danişmendli Gazi, kasabayı kısa sürede onarır ve kasabaya "Danişmendiyye" adını verir. Eski kayıtlarda Danişmend Mahallesi diye bir mahalle adı geçer; Yasar bunu bu yeniden imarın izi olarak değerlendirir. Belediye yayını, Türklerin yerleşim politikası gereği gayrimüslim halkı rahatsız etmemek için şehirlerin dışında oturduğunu, bu yüzden Müslüman mezarlığının beldenin girişinde kurulduğunu ve bugün de aynı yerde bulunduğunu yazar. Aynı yayına göre Rum ve Ermenilerin Hristiyan mezarlığı bugünkü Babaküstü mahallesinin altındadır.

Selçuklu Dönemi ve Hoca Muhibbeddin Ziyari

Yasar'a göre Selçuklu Sultanı Mesud, Amasya'yı yönetim merkezi yaptığında şehri yeniden imar etmiş, Yeşilırmak'ın harap olmuş kıyılarında yeni yerleşimler kurmuştur. Bu yeni yerleşimlerden Yeşilırmak'ın güneyindekine Simre, kuzeydoğusundaki Zemendu'ya Ziyare, Amasya yakınındaki başka birine Kedagra adı verilmiştir. Bahar günlerinde sık sık gelip köşkünde oturduğu için "Zemendu" sözünün "Ziyare" olarak anıldığı ileri sürülür. Belediye yayını, bu köşkün bugünkü baraj mevkiinde bulunduğunu belirtir. Bu aktarımdaki tarihler Danişmendli-Selçuklu geçişine dair bilinenlerle tam örtüşmediğinden, hikâye yerel bir anlatı olarak okunmalıdır.

Ziyaret'in tarihinde Selçuklu döneminin en belirgin ismi Hoca Muhibbeddin Mevdud ez-Ziyari'dir. Belediye yayınında, Ziyari'nin 680 (1281) yılında bugünkü Hicabi Baba Camii'nin bulunduğu yerde temeli taştan, duvarı ve minaresi kırmızı tuğladan, üstü ahşap bir cami ile iki hamam yaptırdığı yazılır; başka bir bölümde ise Ziyari'nin 690 (1291) yılında Anadolu'da şöhret bulduğu belirtilir. Aynı yayında Ziyari'nin buraya bir okul ve bir tekke yaptırdığı da söylenir. Yasar'dan aktarılan bir not, Ziyari'nin torunu Saidüddin Mevhub'un 787 (1385) yılında vefat ettiğini ve Şadgeldi Paşa Türbesi önünde gömülü olduğunu, adının ve şöhretinin kabir taşında yazılı bulunduğunu bildirir. Belediye yayını, Ziyaret'in adını bu zatın adından aldığını savunur; Türklerin yerleşim politikasında ilk işin cami ve hamam yapmak olduğunu hatırlatarak Ziyari'nin kasabanın Türkleşmesinde ve İslam dininin yayılmasında en büyük etkenlerden biri olduğunu söyler.

Bu hamam, halk arasında Cin Hamamı adıyla anılır ve bugün hâlâ ayaktadır. Belediye yayınına göre kasabanın ilk hamamı budur. Çeşitli depremlerde zarar görmüş, 1563'te Keçioğlu el-Hac Ali Çelebi tarafından onarılmış, 1797'de Hicabi Baba vakıf eserlerini yeniden düzenlerken bu hamamı da tamir ettirmiştir. Cami de depremlerde harap olmuş, 970 (1562-1563) civarında Keçioğlu Ali Çelebi tarafından imar edilerek vakıfları düzenlenmiştir. Bu yüzden camiye hem halk arasında hem resmî kayıtlarda Keçioğlu Camii denmiştir. Yanında eski bir hamamı, zaviyesi ve mektebi vardı. Yasar'ın metnine dayanan aktarıma göre Keçi Bey oğullarından Ali Ağa da bu yıllarda bir cami, okul ve hamam yaptırmış, mallarını bunların giderlerine vakfetmiş ve Ziyaret'i güzel bir kasaba hâline getirmiştir.

Osmanlı Dönemi

Osmanlı Amasya'sında Ziyaret, şehzade valilerin gözdesi olmuş görünür. Belediye yayınına göre Amasya şehzadesi ve sonradan sultan olan II. Bayezid, buraya gelip avlanmış ve bugünkü Gölbaşı mevkiini yeniden düzenlemiştir. Yasar ise, II. Bayezid'in Amasya valiliği sırasında, 1465-1466 yıllarında aşağı gölü yaptırdığını ve altındaki bağları has bahçe hâline getirdiğini yazar. Ziyaret'in merkez camisinin yapılış tarihi 1669 olarak verilir; cami avlusundaki çınar da muhtemelen caminin yaşıtıdır.

Tarihî çınarın dikiliş tarihi belli değildir. Osmanlı devlet adamlarının her hayır eserinin yanına çınar dikmeyi âdet edindikleri bilinir, çünkü çınarın içi oyuk gövdesi yıldırımı çeker ve bina tabanındaki suyu emer. Ziyaret'te çınarın minarenin yanına değil de bugünkü yerine dikilmesi, minareye yakın bir yerde dönemin kilisesinin bulunmasıyla açıklanır. Yüzyıllar boyunca yaşlılar bu çınarın dibinde oturmuş, kasaba çocukları gölgesinde büyümüştür; halk ağacı bugün de bir ata yadigârı olarak korur.

1844-1845 temettuat sayımı sırasında Ziyere, Sivas eyaleti Amasya sancağı Akdağ nahiyesine bağlı bir köydür. Kurt'un incelemesine göre köy üç mahalleden ve 254 haneden oluşur, haneler arasında 23 gayrimüslim aile vardır. Köy ekonomisi bahçıvanlığa, dut ve bağ yetiştiriciliğine, özellikle de küçükbaş hayvancılığa dayanır; taşımacılıkta merkep ve katırdan yararlanılır. Aynı çalışma, köyün 1914 civarında Amasya merkeze bağlandığını bildirir. Mahalle düzeyindeki ayrıntılar, Yukarı Mahallesi üzerine hazırlanan yazıda ayrıca anlatılmıştır.

Hicabi Baba

Ziyaret'in manevi hayatında en çok anılan isim Hicabi Baba, yani Abdülbaki Efendi'dir. Belediye yayınına göre Kırım'daki Bahçesaray'dan gelen bu Nakşibendî şeyhi, şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin torunudur. Anadolu'ya geliş tarihi için iki ayrı bilgi vardır: Kurt'un çalışmasında Kırım'ın Rusya tarafından işgal edildiği 1774, belediye yayınında ise hicri 1191 (1777) verilir. Amasya'ya yerleşip Ziyere mahallesine gelmiş, eğitimini müderris Örgüplü Hacı Ahmed Efendi'den tamamlamış ve ondan icazet almıştır. Daha sonra tasavvufta bir mürşide bağlanmak isteyerek Turhal Şeyhi olarak bilinen Nakşibendî şeyhi Şeyh Mustafa Efendi'ye intisap etmiştir. Şeyh Mustafa Efendi'nin Turhal'daki Kesikbaş Türbesi'nde yattığı belirtilir.

Adının hikâyesi, halk arasında şöyle anlatılır. Şeyh Mustafa Efendi bir gün öğrencilerinden Ziyaret dağlarından kendisine çiçek toplamalarını ister. Öğrenciler yarışırcasına tepeleri dolaşıp en kokulu çiçekleri ve gülleri akşam şeyhe sunar. Abdülbaki Efendi ise elinde çiçek olmadan utanarak gelir. Şeyh nedenini sorunca, çiçeklerin hepsinin kendi dilinde Allah'ı zikrettiğini, onları koparmaya hicap ettiğini söyler. Şeyh, öğrencilerine dönerek onu bu yüzden çok sevdiğini söyler ve "Senin adın Hicabi olsun" der. Böylece Abdülbaki Efendi Hicabi Efendi ve Hicabi Baba olarak anılır. Bu bir menkıbedir; ne tarihî bir belgeyle ne de başka bir kaynakla desteklenebilir.

Hicabi Baba, Ziyare mahallesinde Keçioğlu Camii'nin bitişiğinde bir tekke yaptırmıştır. Belediye yayınına göre bu tekke 1212 (1797) tarihlidir ve ilk şeyhi Hicabi Baba'nın kendisidir. Vefatından sonra yerine halifesi ve damadı İbrahim Zühdi Efendi geçmiş, onun ölümüyle tekke mektebe çevrilmiştir. Hicabi Baba 1231 (1822-1823) yılında Amasya'nın Ziyere mahallesinde vefat etmiş ve adıyla anılan caminin avlusuna defnedilmiştir. Osman Fevzi Olcay'ın bildirdiğine göre on ila on beş eseri vardır, ancak belediye bu eserlere ulaşamamıştır. Kurt'un notuna göre Zübdetü'l İslam adlı eseri 2013'te Ziyaret Belediyesi Yayınları arasında sadeleştirilerek yayımlanmıştır. Türbesine ilişkin olarak şair Türabi'nin kaleme aldığı on bir beyitlik bir methiye de bilinir; bu manzumede "Ziyaret eylesen bir kez verir maksudun Allah" dizesi, türbenin halk nazarındaki yerini gösterir.

Askere gidenler ve hacca gidenler, yola çıkmadan önce türbeye uğrar, sancağın altından geçer. Hicabi Baba, kasaba halkı için bir güven ve manevi güç kaynağı sayılmıştır. İbrahim Dede ise Hicabi Baba'nın damadıdır; onun yerine şeyh olmuş, Hicabi Baba'nın makamını sürdürmüş ve halkın saygısını kazanmıştır. Mezarı Ziyaret'in güneydoğusundaki bir tepededir. Hicabi Baba'nın ailesi kendi türbesine defnedildiği için İbrahim Dede'nin ayrı bir mezarda yatması muhtemelen bu yüzdendir. Yürüyemeyen küçük çocukların bugün de bu mezara götürülüp dua edildiği anlatılır.

Amasya'nın Halvetî ve Nakşibendî Mirası

Ziyaret'in dinî kimliği, Amasya'nın tasavvuf geleneğiyle birlikte düşünülmelidir. Amasya, Anadolu'da Halvetîliğin ilk büyük temsilcilerinden Pir Şücaeddin İlyas'ı yetiştirmiştir. Doç. Dr. Metin Hakverdioğlu'nun aktardığına göre Pir İlyas, Timur'un Anadolu'ya girdiği Fetret döneminde genç yaşta Şamahı'ya gönderilmiş, orada Ömer Halvetî'nin öğrencisi olmuş ve Amasya'ya döndüğünde Halvetî yolunu burada yaymıştır. Yasar'ın Amasya Tarihi'ne göre bu tarikat, Babaî ve Mevlevî yollarının eski şöhretini gölgede bırakacak kadar hızla yayılmıştır. Amasya'daki onlarca türbenin önemli bir bölümü Halvetî şeyhlerine aittir.

Ziyaret'te ise Hicabi Baba ile İbrahim Dede Nakşibendî çizgisinin temsilcileridir. Tekkenin ardından mektebe dönüşmesi, kasabada tekke, mektep ve medresenin yan yana bulunduğunu gösterir; belediye yayını da kasaba halkının yetişmesinde bu üçlünün payı olduğunu vurgular. Türbe, çeşme ve cami gibi hayrat yapılarının bir arada bulunması Amasya çevresinde yaygındır. Merkez'e bağlı Yuvacık köyünde yatan Mevlevî şeyhi Şeyh Cui Baba'nın 1414'te köyüne çekilip burada mevlevihane, tekke ve mektep kurduğu, yaptırdığı çeşmenin bugün de camiin yanında durduğu anlatılır. Köy uzun yıllar Şeyhcui adıyla anılmıştır. Bu bilgi komşu bir yerleşime aittir. Ziyaret'in kendi hayrat geleneği ise Keçioğlu Ali Çelebi'nin camisi, hamamı ve zaviyesiyle somutlaşır.

Belediye Dönemi ve Nüfus

Ziyaret'te belediye teşkilatı 1958'de kurulmuştur. İlk belediye başkanı İzzet Kazancı'dır; onu sırasıyla Abdullah Celep (1959), Celal Elver (1960) ve Ruhi Kabakçı (1962) izler. Ahmet Yücel iki ayrı dönemde (1968 ve 1994) başkanlık yapmış, 1970'lerde Adem Daniş ve İsmail Kibaroğlu görev almıştır. 1984'te Bekir Kazancıoğlu, 1989'da Mustafa Baykara seçilmiştir. 1999'dan sonra Mehmet Uyanık dört ayrı dönemde (1999, 2004, 2014 ve 2019) başkan olmuş, 2009'da bu görevi Ahmet Kemal Dayıoğlu üstlenmiştir.

Beldenin nüfusu 1985'te 2.652, 1990'da 2.529, 2000'de 3.438 kişidir. 2007'de 3.060'a, 2008'de 2.841'e, 2009'da 2.813'e gerileyen nüfus, 2011'de 3.114'e, 2012'de 3.675'e çıkmış, 2014'te 3.901'i bulmuştur. 2015'te 3.860, 2019'da 3.747, 2020'de ise 3.965 kişi yaşar. Yerel kültürde mutfak da öne çıkar: köy fırınlarında çaplara konan keşkek, düğünlerdeki toyga çorbası, sahurlarda akıtmalar, erişteli pilav, baklalı dolma ve bamya yemekleri belediye yayınında kasaba kültürünün öğeleri olarak sayılır. Aynı yayına göre kasabada yerli yabancı herkes herkesle selamlaşır ve mahalleler arasında yoksullara yardım âdet olarak sürer.

Kronoloji

737-738 (hicri 120): Eski kayıtlara göre Emevi komutanı Süleyman, Semendu'da konaklar.

1077: Danişmendliler Amasya'yı fetheder.

1098-1100 (bazı kaynaklarda 1101): Haçlı ordusu Amasya ve Semendu'yu yakıp yıkar; Melik İsmail Danişmendî kaleden şehri savunur.

1281: Belediye yayınına göre Hoca Muhibbeddin Mevdud ez-Ziyari cami ve iki hamam yaptırır (aynı yayında 1291 tarihi de geçer).

1385: Ziyari'nin torunu Saidüddin Mevhub vefat eder.

1465-1466: Yasar'a göre II. Bayezid, Amasya valisiyken aşağı gölü yaptırır.

1563 civarı: Keçioğlu el-Hac Ali Çelebi camiyi ve hamamı onarır.

1669: Merkez caminin yapılış tarihi olarak verilir.

1774 veya 1777: Hicabi Baba Kırım'dan Anadolu'ya gelir.

1797: Hicabi Baba tekkesini yaptırır.

1822-1823: Hicabi Baba vefat eder.

1844-1845: Temettuat sayımında köy 254 hanedir.

1958: Ziyere Belediye Başkanlığı kurulur.

1962: Belediye meclisi kararıyla Ziyere adı Ziyaret olarak değiştirilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar