İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

Ahmed Efendi-Rûznâmeci

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 6. Cilt, s. 145 • Hazırlayan: Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL - Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Özgün Metin

Amasyalı Abdullah Çelebi mahdûmu olduğu Rûmeli Sadâreti Sicillâtında görüldü. Amasya’da türlü yazıları öğrendi. Tahsîl-i ilm ü irfân edib İstanbul’a gitdi. Defterdâr İskender Çelebi’ye intisâb ederek Mâliyye Dâiresine girdi.

Burada tedrîciyyen terakkî ederek Rüstem Paşa’nın sadâretinde Dîvân-ı Hümâyun Hâcegânından olup devr-i menâsıb eyledi. En sonra Ruznâmeci olup 978 senesi rebîülevvelinde vefât etdi. Kâtib, hattât, hıssa-mend-i meârif bir zât idi.

Merhûm hayır-perver bir zât olduğundan dört bin iki yüz akçe vakfedib iki bin akçesin Amasya’da Sofular Mahallesi’nde Abdullah Paşa Câmii mefruşatına ve bin akçesin Sofular’daki mekteb-i masalihine ve altışar yüz akçesin de Amasya’da Câmi-i Kebîr ve Kadı Mahallelerinin avârızına şart ve tahsîs edildiğini kerîmesi Fâtıma Hâtun Rumeli Sadâreti sicillâtına kayd ve tescîl etdirmişdir. Sicillât-ı mezkûrede aynen böyle görüldü. Dâmâdı züamâ ve ümerâdan Abdülmümin Bey bin Ali Bey’dir ki Mü’min Bey demekle meşhûr idi. Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi “Tuhfetü’l-hattâtîn” adlı eserinde sâhib-i tercemeyi aynı senede vefât eden ve neslen Arnavut olan Ahmed Fevrî Efendi’yi birleşdirmiş olduğu tahkîkât ile anlaşıldı. İki hattâtın da bir yıl içinde vefât etmesi buna sebeb olmuşdur.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalı Abdullah Çelebi'nin oğlu olduğu Rumeli kazaskerliği sicillerinde görüldü. Amasya'da çeşitli yazı türlerini öğrendi. İlim ve irfan tahsil ettikten sonra İstanbul'a gitti. Defterdar İskender Çelebi'nin hizmetine girerek maliye dairesine katıldı.

Burada yavaş yavaş yükselerek Rüstem Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Divan-ı Hümayun hâcegânı arasına girdi ve çeşitli görevlerde bulundu. En son rûznâmeci oldu ve 978 yılı rebiülevvelinde [Ağustos 1570] öldü. Kâtip, hattat, bilgi ve kültürden payını almış bir zattı.

Merhum hayırsever bir kimse olduğundan dört bin iki yüz akçe vakfetti. Bunun iki bin akçesinin Amasya'da Sofular Mahallesi'ndeki Abdullah Paşa Camii'nin döşeme ve eşyasına, bin akçesinin Sofular'daki mektebin ihtiyaçlarına, altışar yüz akçesinin de Amasya'da Câmi-i Kebîr ve Kadı mahallelerinin avarız vergisine ayrıldığını kızı Fatma Hatun Rumeli kazaskerliği sicillerine kaydettirip tescil ettirmiştir. Adı geçen sicillerde aynen böyle görüldü. Damadı, zeamet sahiplerinden ve beylerden Ali Bey oğlu Abdülmümin Bey'dir; Mümin Bey diye tanınırdı. Yaptığımız araştırmalarla anlaşıldı ki Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi, "Tuhfetü'l-hattâtîn" adlı eserinde biyografisini yazdığımız bu zatı, aynı yıl ölen ve soyca Arnavut olan Ahmed Fevrî Efendi ile birleştirmiştir. İki hattatın bir yıl içinde ölmesi buna sebep olmuştur.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • sicillât: kadı ya da kazasker mahkemelerinin kayıt defterleri
  • intisâb: birinin hizmetine girip ona bağlanma
  • tedrîcen: yavaş yavaş, adım adım
  • hâcegân: Divan kalemlerinde kıdemli, rütbeli kâtipler
  • devr-i menâsıb: çeşitli görevlerde dolaşma
  • rûznâmeci: hazinenin günlük gelir-gider defterini tutan maliye görevlisi
  • hıssa-mend-i ma'ârif: bilgiden ve kültürden payını almış
  • mefrûşât: döşeme, halı, hasır gibi eşya
  • mesâlih: ihtiyaçlar, işler
  • avârız: halkın ortaklaşa ödediği olağanüstü vergi
  • züamâ: zeamet denilen büyük dirlik sahipleri
  • sâhib-i terceme: biyografisi yazılan kişi
  • neslen: soyca

Rûznâmçe Kalemi

Ahmed Efendi'nin son görevi olan rûznâmecilik, Osmanlı maliyesinin kalbinde yer alan bir memuriyetti. Farsça "günlük" anlamındaki rûznâme kelimesinden türeyen rûznâmçe, hazinenin gelir ve giderlerinin işlendiği defterlerin adıdır. Defterdara bağlı Büyük Rûznâmçe Kalemi hazinenin bütün işlemlerini yürütür, Küçük Rûznâmçe Kalemi ise devletten maaş alanların hesaplarını tutardı; işlemleri yapan memura rûznâmçeci, büronun başındakine başrûznâmçeci denirdi. Bu büroların ve defter türlerinin XV. yüzyıl sonu ile XVI. yüzyıl başlarında standartlaştığı düşünülür. Ahmed Efendi'nin defterdarın yanında başlayıp Divan hâcegânı arasından rûznâmeciliğe yükselmesi bu maliye kariyerinin tipik bir örneğidir.

İskender Çelebi'nin Dairesi

Ahmed Efendi'nin girdiği daire, Kanuni devrinin en güçlü maliyecilerinden Defterdar İskender Çelebi'ninkiydi. Başdefterdarlığa yükselen, büyük bir servet ve nüfuz edinen, Hayâlî Bey gibi şairleri himaye eden İskender Çelebi, Irakeyn Seferi sırasında Vezîriâzam İbrâhim Paşa ile arası açılınca 24 Ekim 1534'te azledilmiş ve bundan dört ay yirmi gün sonra Bağdat'ta idam edilmiştir. Ahmed Efendi'nin bu olaydan sonra da maliyede kalıp yükselmesi, defterdarın düşüşünün onun adamlarının tamamını sürüklemediğini gösterir.

Müstakimzâde'nin Karıştırdığı İki Hattat

Hüsameddin'in maddenin sonunda dikkat çektiği karışıklığın kaynağı kolayca anlaşılır. Ahmed Fevrî Efendi de Defterdar İskender Çelebi'nin dairesinde yetişmişti: Hırvat asıllı olup bugün Arnavutluk'ta bulunan Draç'ta doğmuş, küçük yaşta devşirilerek İskender Çelebi'nin dairesine verilmiş, Müstakimzâde'nin ifadesiyle onun azatlılarından olmuştu. Şükrullah Halife'den sülüs ve nesih meşk ederek icazet aldı, sonra ilmiye yoluna geçip medreselerde müderrislik yaptı ve Şam kadısı iken Zilkade 978'de (Nisan 1571) Şam'da öldü. Böylece iki Ahmed'in hem hamisi, hem hattatlığı, hem de ölüm yılı aynıdır. Hüsameddin'in Rumeli kazaskerliği sicillerinden aktardığı vakıf kaydı, Amasyalı Ahmed Efendi'yi bu ortak çerçeveden ayıran en sağlam belgedir.

Abdullah Paşa Camii

Vakfın en büyük payını alan Abdullah Paşa Camii, Sofular Camii ya da Dârülhadis Camii adlarıyla da bilinir. II. Bayezid devri ricalinden Beylerbeyi Hacısinanbeyzâde Abdullah Paşa (ö. 896/1490-91) tarafından cami ve dârülhadis olarak yaptırılmış, vakfiyesini oğlu Defterdar Abdülkerim Bey 907 (1501-1502) yılında düzenlemiştir. Kapalı avlunun iki yanında dârülhadis hücreleri, güneyinde ise dershane olarak da kullanılan harim bulunur; bu plan, Osmanlı mimarisinde başka bir örneği bulunmayan özgün bir tasarım sayılır. Osmanlı devri boyunca ünlü muhaddislerin ders verdiği yapı bugün ayaktadır ve Sofular Mahallesi'nde yalnız cami olarak kullanılmaktadır. Ahmed Efendi'nin vakfettiği para bu caminin döşemesine, aynı mahalledeki mektebe ve iki mahallenin avarız vergisine ayrılmıştı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

6. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.