Amasyalıdır. Amasya’nın cenûb-i garbisinde kâin Kayabaşı Mahallesi’nden ve meşâhîr-i züamâdan Pehlivânzâde Mehmed Bey bin Ahmed Bey bin Dursun Bey’in mahdûmudur. Gâyet gürbüz ve tîr-endâz bir pehlivân olduğu münâsebetle Sultân Murâd Hân-ı Râbi’ tarafından genç iken hâs ahûr hademesi meyanına idhâl edildi.
Enderûn sarayında okuyup yazma öğrendi. İyi bir terbiye görüp tefeyyüz ederek Bayram Paşa sadâretinde hâs ahûr kethüdâsı, 1049 senesi zilhiccesinde mir-i ahûr-ı sânî oldu. Büyük mîr-i ahûrların istirkâbından dolayı 1054 senesi şa’bânında Amasya mîr-livâlığı ile ihrâc edilip Girit Harbine me’mûr oldu.
Sene-i mezbûre zilhiccesinde Girit Harbinde büyük yararlıklar [561] gösterdiğinden Sivas Beylerbeyi ve Anadolu ser-askeri, 1055 senesi şevvâlinde ber-vech-i hass Amasya mutasarrıfı ve Girit serdârı, 1056 zilhiccesinde sânîyen Sivas Beylerbeyi ve Anadolu ser-askeri oldu.
1057 cumâdelûlâsında Konya Beylerbeyi 1058 şa’bânında sâlisen Amasya mutasarrıfı olup yine Girit harbine me’mûr oldu. Gösterdiği liyâkât üzerine sene-i mezbûre şevvâlinde Anadolu Beylerbeyi ve 1059’da salisen Sivas vâlîsi ve 1060 şa’bânında vezâretle Boğaz muhâfızı ve râbi’en Amasya mutasarrıfı oldu.
1063 zilka’desinde Amasya Sancağı yerine Kayseriyye Sancağı verildi. 1064’de Budin vâlîsi olup Macaristan’a gitdi. 1065 senesi şa’bânında ma’zûlen İstanbul’a gelip 1066 senesi saferinde hâmisen Amasya Sancağı uhdesine has verilerek Boğaz’a gönderildi.
1067 şa’bânında Sadr-ı a’zam Köprülü Mehmed Paşa Boğaz ve Çanakkale harbine serdâr oldukta sadâret kâ’im-makâmı olarak İstanbul’a geldi. Ancak Kara Hasanzâde Hüseyin Ağa’nın mekrine uyup tahsîl-i sadârete sâ’î olduğu söylenmekle [562] sene-i mezbûre zilhicce evâhirinde azliyle Konya valiliğine i’zâm edildi.
1071 senesi recebinin üçüncü günü Girit serdârı ve muhâfızı olup Hânya’da yıllarca mensî bir halde ikâmet etdi. 1081’de Kandiye fethinde yararlıklar gösterdiği halde serdâr-ı ekrem Fâzıl Ahmed Paşa tarafından isnâd-ı rehâvet edilerek Girit muhâfızı unvânı ile Resmo’da ikâmete me’mûr oldu.
1087 senesi şa’bânında Fâzıl Ahmed Paşa’nın vefâtıyla Merzifonî Kara Mustafa Paşa’nın sadâretinde biraz iltifât görüp, Girit vâlîsi ve 1089 senesi şevvâlinin yedisinde altıncı defa “ber-vech-i hâs” ile Amasya mutasarrıfı olduğu halde 1092 senesi muharreminin yirmi birinci günü Resmo’da vefât etdi.
Müdebbir, muktedir, gâyet şecî’, hüsn-i idârede mâhîr “Örümcek” demekle târîhen ve “Kayalı Paşa” demekle Amasya’da pek meşhûr idi. Resmo’da binâ eylediği câmii şerîfin minâresi dibinde medfûndur. Kabrini ziyâret ve seng-i mezârında mahkûk olan kitâbeyi tahrîr etmişdim. Hayfâ ki yandı.
Hânya, Kandiye ve Resmo’da câmileri, mektepleri ve [563] evkâfı vardır. Kezâlik vatanı olan Kayabaşı’nda bir câmi ve bir mektep binâ⁶¹ ve Kayabaşı malikânesini de bu hayrâtın mesâlihine vakfetdi. Bir kerîmesi Ümmihânî Hanım ma’rûf olup dâmâdı Amasyalı Hacı Nebîzâde Şeyhü’l-harem Ali Efendi bin Ahmed Ağa’dır. Hemşîrezâdesi Ser-mimâr-ı hâssa Amasyalı Hasan Efendi bin Hüseyin Bey Ümmihânî Hanım’ın vekil-i umûru olduğu vakfiyeleriyle müsbetdir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Amasya'nın güneybatısında bulunan Kayabaşı Mahallesi'nden ve ünlü zeamet sahiplerinden Pehlivânzâde Mehmed Bey bin Ahmed Bey bin Dursun Bey'in oğludur. Çok güçlü yapılı ve usta bir okçu pehlivan olduğundan, IV. Murad Han tarafından genç yaşta has ahır hizmetlileri arasına alındı.
Enderun Sarayı'nda okuyup yazma öğrendi. İyi bir eğitim görüp yükselerek Bayram Paşa'nın sadrazamlığında has ahır kethüdası, 1049 yılı Zilhicce'sinde ikinci mîr-i ahûr (ikinci imrahor) oldu. Büyük imrahorların kendisini çekememesi yüzünden 1054 Şaban'ında Amasya mirlivalığı (sancak beyliği) ile saraydan çıkarılıp Girit Savaşı'na görevlendirildi.
Aynı yılın Zilhicce'sinde Girit Savaşı'nda büyük yararlıklar gösterdiğinden Sivas Beylerbeyi ve Anadolu seraskeri, 1055 Şevval'inde özel olarak (has) Amasya mutasarrıfı ve Girit serdarı, 1056 Zilhicce'sinde ikinci kez Sivas Beylerbeyi ve Anadolu seraskeri oldu.
1057 Cemâziyelevvel'inde Konya Beylerbeyi, 1058 Şaban'ında üçüncü kez Amasya mutasarrıfı olup yine Girit savaşına görevlendirildi. Gösterdiği yeterlilik üzerine aynı yılın Şevval'inde Anadolu Beylerbeyi, 1059'da üçüncü kez Sivas valisi, 1060 Şaban'ında vezirlik rütbesiyle Boğaz muhafızı ve dördüncü kez Amasya mutasarrıfı oldu.
1063 Zilkâde'sinde Amasya Sancağı yerine Kayseri Sancağı verildi. 1064'te Budin valisi olup Macaristan'a gitti. 1065 Şaban'ında görevden alınarak İstanbul'a geldi; 1066 Safer'inde beşinci kez Amasya Sancağı kendisine has olarak verilip Boğaz'a gönderildi.
1067 Şaban'ında Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa Boğaz ve Çanakkale savaşına serdar olunca, sadaret kaymakamı olarak İstanbul'a geldi. Ancak Kara Hasanzâde Hüseyin Ağa'nın hilesine uyup sadareti ele geçirmeye çalıştığı söylendiğinden, aynı yılın Zilhicce sonlarında görevden alınıp Konya valiliğine gönderildi.
1071 yılı Receb'inin üçüncü günü Girit serdarı ve muhafızı olup Hanya'da yıllarca unutulmuş bir halde oturdu. 1081'de Kandiye'nin fethinde yararlıklar gösterdiği hâlde Serdâr-ı Ekrem Fâzıl Ahmed Paşa tarafından gevşeklikle suçlanarak Girit muhafızı unvanıyla Resmo'da oturmakla görevlendirildi.
1087 Şaban'ında Fâzıl Ahmed Paşa'nın ölümüyle Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın sadrazamlığında biraz ilgi görüp Girit valisi, 1089 Şevval'inin yedisinde altıncı kez "has olarak" Amasya mutasarrıfı olduğu hâlde 1092 Muharrem'inin yirmi birinci günü Resmo'da öldü.
Tedbirli, güçlü, çok yürekli ve yönetimde usta idi. Tarihte "Örümcek", Amasya'da ise "Kayalı Paşa" adıyla çok tanınmıştı. Resmo'da yaptırdığı câmiin minaresinin dibinde gömülüdür. Mezarını ziyaret edip mezar taşındaki kitabeyi yazıya geçirmiştim. Ne yazık ki yandı.
Hanya, Kandiye ve Resmo'da câmileri, mektepleri ve vakıfları vardır. Yine memleketi Kayabaşı'nda bir cami ve bir mektep yaptırdı; Kayabaşı malikânesini de bu hayır eserlerinin giderlerine vakfetti. Kızı Ümmihânî Hanım tanınmıştır; damadı Amasyalı Hacı Nebîzâde Şeyhülharem Ali Efendi bin Ahmed Ağa'dır. Kız kardeşinin oğlu, Hassa Başmimarı Amasyalı Hasan Efendi bin Hüseyin Bey'in, Ümmihânî Hanım'ın işlerini yürüten vekili olduğu vakfiyelerle sabittir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- züamâ: zeamet sahipleri; geliri yüksek tımar sahibi atlı askerler
- tîr-endâz: okçu
- hâs ahûr: padişahın atlarına bakan saray ahırı
- mîr-i ahûr: imrahor, saray ahırlarının başı
- mîr-livâ: sancak beyi
- ber-vech-i hass: has olarak, özel gelirle verilmiş biçimde
- mutasarrıf: sancağın yönetici ve gelir sahibi
- serdâr, ser-asker: sefer komutanı
- mensî: unutulmuş
- isnâd-ı rehâvet: gevşeklikle suçlama
- mahkûk: taşa kazınmış, yazılmış
- hayfâ: yazık, ne yazık ki
- şeyhü'l-harem: Mekke ve Medine'deki haremlerin görevli âmiri
- ser-mimâr-ı hâssa: hassa başmimarı
- kerîme: kız
- hemşîrezâde: kız kardeşin oğlu
Girit'in Paşası
Resmî kayıtlarda Ankebût (Ankebûd) diye anılan paşa, Girit savaşının ve adanın ilk idaresinin adlarından biridir. Ankebût, Arapça "örümcek" demektir; Hüsameddin'in "Örümcek" lakabı bunun Türkçesidir. Osmanlı Girit seferini anlatan kaynaklardan birinde, 1659'da Girit serdarı olan Tavukçu Mustafa Paşa'nın idamı, "Ankebûd Ahmed Paşa'nın Girit serdarlığı" ile aynı başlıkta anlatılır. Kandiye'nin düşmesinin ardından eyaletin beylerbeyliğine de Ankebût Ahmed Paşa tayin edilmiştir. Hüsameddin'in verdiği "1071 yılı Receb'inin üçüncü günü Girit serdarı" tarihi, 1661'e denk gelir; başka bir kayıt da Ahmed Paşa'nın Girit serdarlığına 1661'de getirildiğini söyler.
Tarih ve Ölüm Yeri Üzerine
Hüsameddin ölümü 1092 Muharrem'inin yirmi birinci gününe (Şubat 1681) ve Resmo'ya bağlar. Bir kültür envanteri kaydı ise Ahmed Paşa'nın 1680'de Hanya'da öldüğünü yazar. Aynı kayıt, Girit muhafızı Ankebûd Ahmed Paşa bin Ali Bey adına düzenlenmiş vakfiyenin 10 Rebîülâhir 1091 (10 Mayıs 1680) tarihli olduğunu da bildirir. Burada iki sorun görülür: ölüm tarihi bir yıl, ölüm yeri ise bir şehir kadar farklıdır; babanın adı da Hüsameddin'de Mehmed Bey, vakıf kaydında Ali Bey olarak geçer. Bu ayrılıklar elimizdeki kaynaklarla giderilemedi; kesin yargı için vakfiyenin kendisine bakmak gerekir.
Hüsameddin 1081'de Kandiye'nin fethinden söz eder. Kandiye ise 9 Rebîülâhir 1080'de (6 Eylül 1669) imzalanan antlaşmayla Osmanlıların eline geçmiştir; iki buçuk yıl süren kuşatmanın sonu, kitaptaki yıldan bir yıl öncedir.
Girit'teki Hayrâtı
Hüsameddin'in Hanya, Kandiye ve Resmo'da câmileri olduğu bilgisi kaynaklarla desteklenir. Resmo'da çarşı içinde bulunan, kiliseden çevrilme Ankebût Ahmed Paşa Camii, Uzunyol Camii adıyla da anılır. Girit'in güneyindeki Yalıpetre'de de Ankebût Ahmed Paşa'nın câmisi vardı; bugün bu yapı Agios Ioannes Kilisesi olarak kullanılmaktadır. Yapı, sade dikdörtgen planlıdır ve kiliseye çevrilirken batı cephesine bir kapı, doğu cephesine bir apsis, çatıya da bir çan kulesi eklenmiştir.
Kayabaşı ve Pehlivan Karyesi
Amasya'nın Kayabaşı köyü bugün merkez ilçeye bağlıdır ve 2021'de 617 nüfuslu bir yerleşimdir. Hüsameddin'in dipnotunda cami "Pehlivân karyesinde Ahmed Paşa câmii" diye kaydedilir ve Pehlivân karyesinin Kayabaşı bağlarının merkezi olduğu belirtilir. Bu, paşanın Pehlivânzâde olmasıyla da örtüşür. Köydeki caminin bugünkü durumu hakkında kaynak bulunamadı.
Bir Rivayet
1067'de Ahmed Paşa'nın sadareti ele geçirmeye çalıştığı iddiası, Hüsameddin'in "söylenmekle" diye aktardığı bir rivayettir; belgeye dayandırılmamıştır. Başka kaynaklarda bu olaya dair bilgiye rastlanmadı. Paşa'nın Amasya sancağıyla ilişkisi ise metinde altı ayrı atama olarak sayılır; bu sayıyı doğrulayan başka bir kayıt bulunamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 175–176. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar