Amasya’da medfûn olup “Kurtboğan Evliyâsı” demekle meşhûr olan eş-Şeyh Nûreddîn Hamza-i Şâmî mahdûmudur. Millet Kütübhanesinde mevcud olan Meşâyih-nâmesinde sâhib-i tercemenin kendi zabtı üzere peder-i mükerremleri eş-Şeyh Nûreddîn Hamza-i Şâmî hazret-i Ebûbekir es-Sıddîk efendimizin evlâd-ı kirâmından “Ali bin Muhammed bin Mahmûd bin Hediyetullah bin Mûsâ bin Muhammed bin eş-Şeyh Şehâbeddîn Ömer es-Sühreverdi bin Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin Abdullah bin Hüseyin bin Âsım bin Nazr bin Kâsım bin Muhammed bin Sa’d bin Nazr bin Abdurrahman bin Kâsım bin Muhammed bin Ebî Bekr es-Sıddîk” mahdûmudur.
Pederinin hayatında Amasya ulemâsından olup Niksar Müderris ve Müftüsü Mevlânâ Hasan bin Savci-i Merzifonî tilmizi olan Mevlânâ Sadullah bin Halîl bin Süleyman el-Merzifonî’den ulûm-i şer’iyye ve Arabîyeyi ve fenn-i tıbbı Amasya hükemâsından Tabîb Fâzıl el-Hâc Şücâ’eddîn [32] İlyâs bin Şa’bân el-Amâsî’den ahz u tahsîl etdi.
Bir müddet Amasya’da ders-i âm olup 820’de kadı Mü’eyyed Çelebi’nin Osmâncık’ta binâ eylediği medreseye ilk müderris olarak oraya gitdi. On yıl kadar orada müderris ve müftü olup medrese “Ak Şemseddîn Medresesi” demekle meşhûr oldu. Buradan bir vakı’â üzerine Ankara’ya gidip Hacı Bayrâm Velî hazretlerinin halka-i irşâdına girdi. Ondan hilâfet alıp Amasya’ya geldi.
Amasya vâlîsi Şehzâde Alâeddîn Bey’in mazhar-ı itimâdı ve itikadı olduğundan müşârün-ileyhin (846) ihnâkında Edirne’ye gitdi. Orada Kazasker Candarlızâde Süleyman Çelebi’yi tedâvî ederek Sersâm hastalığından kurtardığı münâsebetle mazhar-ı teveccüh oldu. Fakat Sultân Murâd-ı Sânî’nin hal’i ve iclâsı vak’asında Sultân Mehmed-i Sânî tarafdarı göründüğünden 848’de Anadolu’da Göynük kasabasına gidip tevattun etdi.
857’de İstanbul Fethine hazırlanan Sultân Mehmed Hân-ı Sânî daveti üzerine bütün mürîdânıyla beraber gelip Edirne’de [33] ordu-yı hümâyûna iltihâk etdi. Feth-i celîlin gününü tayîn ederek ayniyle vaki’ oldu. Sonra Hazret-i Ebû Eyyüb Ensârî’nin kabr-i şerîfini keşf ü izhâr eyledikten Sultân Fâtih’in kendisine itimâd ve itikadı artdı.
Ancak Sultân Mehmed Hân-ı Sânî İstanbul’un fethinde ulemâ ve meşâyih-i kirâmın ızhâr-ı minnet etmelerine tahammül edemeyip “Ben İstanbul’u şu kılıcımla feth etdim. Sizin du’â ve intisârınızla değil” demesine ulemâ ve meşâyih gücenerek her biri bir tarafa savuştuğu esnâda sahib-i terceme de sânîyen Göynük kasabasına gitdi. Orada müddet-i medîde oturdu. Sultân Fâtih, Belgrad hezimetinde bir dervişin ihtarıyla İstanbul fethindeki sözünden izhâr-ı nedâmet ederek sahib-i tercemeyi İstanbul’a davet ve niyâz ve taltif etmek suretiyle irzaya himmet etdi. Kabri üzerine muazzam türbe ve ittisâlinde âlî câmi’ ve emâret binâ eylediği Ebû Eyyüb Ensârî türbesi civârında ikâmet etmesini iltimâs eylediği halde sâhib-i terceme yine Göynük kasabasına avdet ve orada 880 senesinde dâr-ı kudse rihlet eyledi.
Şeyh-i müşârün-ileyh âlim, fâzıl, kâmil, ilm-i tıbba vâkıf, [34] bir mürşid-i âgâh, kerîm, beşûş, kûsec bir şeyh-i kerâmet-penâh idi. Makâmât-ı Evliyâ tesmiye etdiği Meşâyih-nâmesinde meşâyih-i kirâmını şöyle yazıyor:
“Ehaztü el-hilâfete ‘ani’ş-Şeyhi’l-Hâc Bayram el-Ankaravî ‘ani’ş-Şeyh Hamidi’d-dîn el-Aksarayî ‘ani’ş-Şeyh Şihabi’d-dîn Şâdî ani’ş-Şeyh İbrâhim el-Basrî ‘ani’ş-Şeyh Süleyman el-İskenderânî ‘ani’ş-Şeyh Hüseyin eş-Şirvânî ‘ani’ş-Şeyh Mahmûd el-Basrî ‘ani’ş-Şeyh Osmân er-Rûmî ‘ani’ş-Şeyh Şerefi’d-dîn Muhammed bin Ali el-Kûfî ‘ani’ş-Şeyh Sa’di’d-dîn el-Bağdâdî ‘ani’ş-Şeyh Şemsi’d-dîn el-Irakî ‘ani’ş-Şeyh İshak el-Harezmî ‘ani’ş-Şeyh İsmâil el-Buharî ‘ani’ş-Şeyh Süleyman el-İsfehânî ‘ani’ş-Şeyh Ahmed el-Horasânî ‘ani’ş-Şeyh Ebi’l-Hasan el-Harakânî kaddesallahü esrârahum”
Şu silsile-i meşâyih-i kirâmda Hacı Bayram Veli Hazretlerinin şeyh-i şeyhî gösterilen eş-Şeyh Şehâbeddîn Şâdî Amasyalı olup Amasya’nın “Şeyh Şâdî” demekle meşhûr köyünde medfûndur. Bunun şeyhi Ahî İbrâhim Basrî de Gümüş kasabasında medfûndur.
Ak Şemseddîn Mehmed Efendi’nin mahdûmları Sa’dullah, Emrullah, Fazlullah, Hamdullah, Nurullah Efendiler meşhûrdur. Nurullah [35] Efendi, meczûb-i ilâhi olup “Nûru’l-Hüdâ” demekle meşhûrdur. Eş-Şeyh Sa’dullah Efendi, müderris ve pederinin câ-nişîni olup Göynük’de pederinin yanında medfûndur. Eş-Şeyh Fazlullah Efendi de orada medfûndur. Emrullah Efendi, Bursa’da Emîr Sultân ve Sultân Murâd evkâfı mütevellîsi olup sonra meflûcen 919’da vefât etmişdir.
Mevlânâ Hamdullah Efendi meşâhîr-i ulemâ ve şu’arâdan bir zât olup 914’de vefât eyledi. Eş’ârı makbûl-i bülağâdır. Emrullah Efendizâde Ömer Efendi ve bunun mahdûmu Muhammed Efendi ma’rûfdur.
Ak Şemseddîn Efendi’nin tasavvufa âid iki risâlesi, Makâmât-ı Evliyası, tıbba dâir mücerrebâtını hâvî risâlesi meşhûrdur. Birâderi Kutbeddîn Mahmûd Efendi, Amasya ulemâsından olup pederi civârında medfûndur. Bunun mahdûmu Gıyâseddîn İbrâhim Paşa Çelebi de Amasya müftüsüdür.
“Şakâyık Tercümesi”nde Mecdî Mehmed Efendi diyor ki:“Ak Şemseddîn Efendi’nin velâdeti mahrûse-i Dımeşk’da vakî olup henüz âlem-i sabâda iken peder-i hayr-eserî ile diyâr-ı Rum’a geldiler zikr olunan diyarda tahsîl-i ulûma meşgûl olup erbâb-ı dânişin şark-ı talîm ve hüsn-i ifâzasıyla tekmîl-i melekât-ı melekiyye eyledikde Osmâncık Medresesine [36] müderris oldu.”
Pederi eş-Şeyh Nûreddîn Hamza Şâmî’nin Amasya’ya gelmesi 799’da vâkî olup Şamlılar Mahallesi’nde ikâmeti mazbûtdur. Kezâlik sadr-i esbak Osmâncıklı el-Hâc Halîl Paşa’nın birâderi kadı Mü’eyyed Efendi’nin Osmâncık’da (820) binâ eylediği medresede Osmâncık kalesinin şimâl eteğinde vâki ve el-yevm “Akşemseddîn Medresesi” demekle meşhûr olduğu da müşâhedatımla sâbitdir.
Bunlardan anlaşılır ki Akşemseddîn Mehmed Efendi, 799 senesinden mukaddem Şam’da doğdu. Pek küçük yaşında pederiyle Amasya’ya geldi. Amasya’da neş’et ve tahsîl-i ulûma himmet etdi. Osmâncık’a Amasya’dan müderrislikle gitdi. Binâen aleyh: velâdet itibariyle Şamlı ve neş’et ü ittihâz-i vatan itibâriyle Amasyalıdır. Hâssaten Amasya ulemâsından Sa’dullah Merzifonî’den ahz-i ulûm ve Amasya etibbâsından hekîm-i meşhûr Hacı İlyâs Amâsî’den tahsîl-i tıb etdiği de kendisinin zabt ü kaydı ile sâbitdir.
Mecdî Efendi yine diyor ki: “Padişâh hazretleri ol sultân-ı melîk-i kerâmetin, Ebû Eyyüb Ensârî’nin, mezâr-ı şerîfinin üstüne bir kubbe-i [37] felek-rütbe ve harem-i muhteremi hucurâtı müştemil bir câmi’-i vâlâ-mertebe binâ eyledikten sonra şeyh hazretlerinden ehibbâsıyla ol kasabada tevattun eylemek murâd edindi.”
“Lâkin şeyh hazretleri telakkî bil-kabûl etmeyip ol vazı’dan ‘arz-i i’râz ve imtinâ eyleyip “el-Hanînu ile’l-evtân min mekârimi’l-insân³” fehvâsınca mevtın-ı asliyyesine gitmeğe isti’zân edib pâdişâhdan tîb-i hâtır ile icâzet aldılar.” Burada “mevtın-ı aslîsi” Göynük kasabası demektir ki ikinci vatan-ı süknâsı demek olur. Fakat Mecdî Efendi tercemesinde târîhe muhâlif hikâyeler de vardır.
Günümüz Türkçesiyle
Amasya'da gömülü olan ve "Kurtboğan Evliyası" diye ünlenen Şeyh Nûreddîn Hamza-i Şâmî'nin oğludur. Millet Kütüphanesi'nde bulunan Meşâyih-nâme'de, kendi kaydına göre, babası Şeyh Nûreddîn Hamza'nın Hz. Ebûbekir es-Sıddîk'in soyundan geldiği şöyle sıralanır: Hamza, Ali'nin oğludur. Ali'nin babası Muhammed, onun babası Mahmûd, onun babası Hediyetullah, onun babası Mûsâ, onun babası Muhammed, onun babası Şeyh Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî'dir. Ömer'in babası Muhammed, onun babası Abdullah, onun babası Muhammed, onun babası Abdullah, onun babası Hüseyin, onun babası Âsım, onun babası Nazr, onun babası Kâsım, onun babası Muhammed, onun babası Sa'd, onun babası Nazr, onun babası Abdurrahman, onun babası Kâsım, onun babası Muhammed, onun babası da Ebû Bekr es-Sıddîk'tir.
Babası hayattayken, Niksar müderrisi ve müftüsü Mevlânâ Hasan bin Savcı-i Merzifonî'nin öğrencisi olan Amasyalı âlim Mevlânâ Sadullah bin Halîl bin Süleyman el-Merzifonî'den şer'î ilimleri ve Arapçayı, Amasya hekimlerinden Tabîb Fâzıl el-Hâc Şücâeddîn İlyâs bin Şa'bân el-Amâsî'den de tıp ilmini öğrenip tamamladı.
Bir süre Amasya'da herkese açık ders verdi. 820'de [1417] kadı Müeyyed Çelebi'nin Osmancık'ta yaptırdığı medreseye ilk müderris olarak oraya gitti. Orada on yıl kadar müderrislik ve müftülük yaptı; medrese "Ak Şemseddin Medresesi" diye ünlendi. Bir olay üzerine buradan Ankara'ya gidip Hacı Bayrâm Velî hazretlerinin irşad halkasına girdi. Ondan hilâfet alarak Amasya'ya geldi.
Amasya valisi Şehzade Alâeddin Bey'in güvenini ve inancını kazanmış olduğundan, şehzadenin boğdurulması üzerine (846) [1442-43] Edirne'ye gitti. Orada kazasker Candarlızâde Süleyman Çelebi'yi sersam hastalığından kurtardığı için ilgi gördü. Ancak II. Murad'ın tahttan inip yerine II. Mehmed'in geçirildiği olayda II. Mehmed'in yanında göründüğünden, 848'de [1444-45] Anadolu'da Göynük kasabasına gidip yerleşti.
857'de [1453] İstanbul'un fethine hazırlanan Sultan II. Mehmed Han'ın daveti üzerine bütün müritleriyle birlikte gelip Edirne'de padişah ordusuna katıldı. Fetih gününü önceden bildirdi ve söylediği gibi çıktı. Sonra Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin mübarek kabrini bulup ortaya çıkarınca Sultan Fâtih'in ona güveni ve inancı arttı.
Ne var ki Sultan II. Mehmed Han, İstanbul'un fethinde âlimlerin ve şeyhlerin kendisine minnet göstermelerine tahammül edemeyip "Ben İstanbul'u şu kılıcımla fethettim, sizin dua ve yardımınızla değil" dedi. Âlimler ve şeyhler bundan gücenerek her biri bir yana çekilirken Ak Şemseddin de ikinci kez Göynük kasabasına gitti. Orada uzun süre kaldı. Sultan Fâtih, Belgrad bozgununda bir dervişin uyarısıyla İstanbul'un fethi hakkındaki sözünden pişmanlık duyup Ak Şemseddin'i İstanbul'a çağırdı, ricada bulunup iltifat ederek gönlünü almaya çalıştı. Kabri üzerine büyük bir türbe, yanına da görkemli bir cami ve imaret yaptırdığı Ebû Eyyûb el-Ensârî türbesinin yakınında oturmasını rica ettiyse de şeyh yine Göynük kasabasına döndü ve orada 880'de [1475-76] ölüp Hakk'a kavuştu.
Adı geçen şeyh bilgili, erdemli, olgun, tıp ilmini bilen, uyanık bir mürşid, cömert, güler yüzlü, sakalı seyrek ve kerametiyle anılan bir şeyhti. "Makâmât-ı Evliyâ" adını verdiği Meşâyih-nâme'sinde şeyhlerini şöyle yazar:
"Hilâfeti Şeyh Hacı Bayram el-Ankaravî'den aldım. O, Şeyh Hamîdüddîn el-Aksarayî'den; o, Şeyh Şihâbüddîn Şâdî'den; o, Şeyh İbrâhîm el-Basrî'den; o, Şeyh Süleyman el-İskenderânî'den; o, Şeyh Hüseyin eş-Şirvânî'den; o, Şeyh Mahmûd el-Basrî'den; o, Şeyh Osman er-Rûmî'den; o, Şeyh Şerefüddîn Muhammed bin Ali el-Kûfî'den; o, Şeyh Sa'düddîn el-Bağdâdî'den; o, Şeyh Şemsüddîn el-Irakî'den; o, Şeyh İshak el-Harezmî'den; o, Şeyh İsmâil el-Buharî'den; o, Şeyh Süleyman el-İsfehânî'den; o, Şeyh Ahmed el-Horasânî'den; o, Şeyh Ebü'l-Hasan el-Harakânî'den. Allah hepsinin sırlarını kutsal kılsın." anlamındaki Arapça silsile.
Bu şeyhler silsilesinde Hacı Bayram Veli'nin şeyhinin şeyhi olarak gösterilen Şeyh Şehâbeddin Şâdî Amasyalıdır ve Amasya'nın "Şeyh Şâdî" adıyla ünlü köyünde gömülüdür. Onun şeyhi Ahî İbrâhîm Basrî de Gümüş kasabasında gömülüdür.
Ak Şemseddin Mehmed Efendi'nin oğulları Sa'dullah, Emrullah, Fazlullah, Hamdullah ve Nurullah Efendiler tanınmıştır. Nurullah Efendi, ilâhî bir cezbe hâlinde olup "Nûru'l-Hüdâ" diye ünlüdür. Şeyh Sa'dullah Efendi müderris ve babasının halifesi olup Göynük'te babasının yanında gömülüdür. Şeyh Fazlullah Efendi de orada gömülüdür. Emrullah Efendi, Bursa'da Emîr Sultân ve Sultan Murad vakıflarının mütevellisi olmuş, sonra felç geçirerek 919'da [1513-14] ölmüştür.
Mevlânâ Hamdullah Efendi, tanınmış âlimlerden ve şairlerdendir; 914'te [1508-09] ölmüştür. Şiirleri belâgat ehlince beğenilmiştir. Emrullah Efendi'nin oğlu Ömer Efendi ile onun oğlu Muhammed Efendi de tanınmışlardır.
Ak Şemseddin Efendi'nin tasavvufa ait iki risalesi, "Makâmât-ı Evliyâ"sı ve tıba dair denemelerini içeren risalesi ünlüdür. Kardeşi Kutbeddîn Mahmûd Efendi Amasya âlimlerindendir ve babasının yakınında gömülüdür. Onun oğlu Gıyâseddîn İbrâhîm Paşa Çelebi de Amasya müftüsüdür.
Mecdî Mehmed Efendi "Şakâyık Tercümesi"nde şöyle der: "Ak Şemseddin Efendi'nin doğumu Şam'da olmuş, daha çocukken hayırlı babasıyla Rum diyarına geldiler. Bu diyarda ilim tahsiliyle uğraşıp bilgi sahiplerinin öğretimi ve güzel dersleriyle melek gibi yetkinlikleri tamamlayınca Osmancık Medresesi'ne müderris oldu."
Babası Şeyh Nûreddîn Hamza Şâmî'nin Amasya'ya gelişi 799'da [1396-97] olmuştur; Şamlılar Mahallesi'nde oturduğu kayıtlıdır. Eski sadrazam Osmancıklı el-Hâc Halîl Paşa'nın kardeşi kadı Müeyyed Efendi'nin Osmancık'ta (820) yaptırdığı medrese, Osmancık Kalesi'nin kuzey eteğinde bulunmaktadır ve bugün de "Akşemseddin Medresesi" diye anılır; bunu kendi gözlemlerimle de doğruladım.
Bunlardan anlaşılıyor ki Akşemseddin Mehmed Efendi 799'dan önce Şam'da doğmuş, pek küçük yaşta babasıyla Amasya'ya gelmiştir. Amasya'da yetişmiş, ilim öğrenmeye çaba göstermiş, Osmancık'a Amasya'dan müderris olarak gitmiştir. Dolayısıyla doğum bakımından Şamlı, yetişme ve vatan edinme bakımından Amasyalıdır. Özellikle Amasya âlimlerinden Sa'dullah Merzifonî'den ilim aldığı, Amasya hekimlerinden ünlü hekim Hacı İlyâs Amâsî'den tıp öğrendiği de kendi kaydıyla sabittir.
Mecdî Efendi şunu da der: "Padişah hazretleri, o kerâmet sahibi sultanın, yani Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin mübarek mezarı üzerine feleğe erişen bir kubbe ve odaları içeren yüksek mertebeli bir cami yaptırdıktan sonra, şeyh hazretlerinden yakınlarıyla birlikte o kasabada yerleşmesini istedi."
"Ne var ki şeyh hazretleri bunu kabul etmeyip o yerden yüz çevirdi ve çekindi. "Vatanı özlemek insanın erdemlerindendir" anlamındaki Arapça söze uyarak asıl vatanına gitmek için izin istedi ve padişahtan gönül hoşluğuyla izin aldı." Burada "asıl vatanı" Göynük kasabasıdır; yani ikinci yerleşim yeridir. Ancak Mecdî Efendi'nin tercümesinde tarihe aykırı hikâyeler de vardır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ders-i âm: herkese açık, halka yönelik ders
- ihnâk: boğdurma, boğularak öldürülme
- hilâfet: şeyhin, yetiştirdiği müridi başkalarına yol göstermek üzere yetkilendirmesi
- halka-i irşâd: şeyhin çevresinde toplanan öğrenci ve mürit çevresi
- mürîd: bir şeyhe bağlı derviş
- sersâm: ateşli, bilinç bulanıklığıyla giden bir hastalık
- silsile: bir tarikatın şeyhten şeyhe uzanan zinciri
- meczûb: ilâhî cezbe hâlinde, kendinden geçmiş kimse
- câ-nişîn: halife, yerine geçen kimse
- mütevellî: bir vakfın yöneticisi
- kûsec: sakalı seyrek kimse
- tevattun: bir yere yerleşip vatan edinmek
Doğum Yeri ve Gençlik Yılları
Hüsameddin, Akşemseddin'in Şam'da doğduğunu ve çocukken babasıyla Amasya'ya geldiğini kendi kayıtlarından çıkarır. Menâkıbnâme'ye dayanan ansiklopedi bilgisi de bunu doğrular: Asıl adı Şemseddin Muhammed bin Hamza'dır, 792'de [1390] Şam'da doğmuş, yedi yaşlarında babasıyla Anadolu'ya gelmiş ve o sırada Amasya'ya bağlı olan Kavak ilçesine yerleşmişlerdir (799 [1396-97]). Baba tarafından Sühreverdî tarikatının büyüklerinden Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin soyundan gelir. Kur'an'ı ezberleyip sağlam bir dinî eğitim aldıktan sonra Osmancık Medresesi'ne müderris olmuştur; ayrıca iyi bir tıp eğitimi aldığı anlaşılmaktadır.
Hacı Bayram ile Yolu
Menâkıbnâme'ye göre Akşemseddin, kendisine bir mürşid aramak üzere Fars ve Maveraünnehir yönüne yola çıkmış, amacına ulaşamadan geri dönmüştür. Sonra Halep'te bulunan Zeynüddin el-Hâfî'ye bağlanmayı düşünürken bir gece rüyasında boynundaki zincirin Hacı Bayram'ın elinde olduğunu görüp Ankara'ya dönmüştür. Hayatı üzerine en geniş çalışmayı yapan A. İhsan Yurd ise Akşemseddin'in kendi eserinde Zeynüddin el-Hâfî'yi eleştirdiğini, bu yüzden ona bağlanmayı düşünmesinin mümkün olmadığını ve doğrudan Hacı Bayram'a bağlandığını belirtir. Sıkı bir çileden sonra şeyhinden kısa sürede hilâfet almış, Hacı Bayram'ın ölümünden sonra onun yerine irşad makamına geçmiştir (833 [1429-30]). Çile çektiği hücre bugün Ankara'da Hacıbayram Camii'nin bodrumunda bulunur ve onun adıyla anılır.
Hüsameddin'in verdiği silsile, Akşemseddin'in kendi yazdığı Meşâyih-nâme'den aktarılmıştır ve Hacı Bayram'ın şeyhinin şeyhi olarak Amasyalı Şehâbeddin Şâdî'yi gösterir. Hüsameddin bu kişinin Amasya'da "Şeyh Şâdî" köyünde, onun şeyhi Ahî İbrâhîm Basrî'nin de Gümüş kasabasında gömülü olduğunu ekler. Böylece silsilenin iki halkası Amasya topraklarına bağlanmış olur.
İstanbul'un Fethi ve Göynük'e Dönüş
Fetihten önce iki kez Edirne'de Fâtih'in yanına giden Akşemseddin'in, birinde II. Murad'ın kazaskeri Çandarlıoğlu Süleyman Çelebi'yi, ötekinde Fâtih'in kızlarından birini tedavi ettiği anlatılır. Hüsameddin'in andığı Candarlızâde Süleyman Çelebi'yi tedavi olayı bununla örtüşür. 1453 baharında Fâtih Edirne'den yola çıkınca Akşemseddin, Akbıyık Sultan ve devrin öteki şeyhleri yüzlerce müridiyle birlikte orduya katılmıştır. Kuşatmanın en zor anlarında Fâtih'e yazdığı mektuplarla zaferin yakın olduğunu bildirip sabır istediği, araştırmacılarca fethin kısa sürede gerçekleşmesinde etkili görülür. Fetihten sonra Ayasofya'daki ilk cuma namazında hutbeyi okuduğu ve Fâtih'in isteğiyle Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin kabrini keşfettiği aktarılır; Hüsameddin de kabrin bulunmasını anar.
Hüsameddin, Fâtih'in "Ben İstanbul'u kılıcımla fethettim" demesi üzerine âlimlerin gücenip dağıldığını, Fâtih'in Belgrad bozgunundan sonra pişman olup şeyhi geri çağırdığını anlatır. Bu hikâye ansiklopedide yoktur; orada Akşemseddin'in İstanbul'dan ayrılış nedeni olarak, Fâtih'in fetihten sonra tacını ve tahtını bırakıp tamamen şeyhe bağlanmak istemesi gösterilir. Akşemseddin buna engel olmaya çalışmış, başaramayacağını anlayınca Gelibolu üzerinden Anadolu'ya geçip Göynük'e dönmüştür. Sultanın arkasından gönderdiği hediyeleri geri çevirmiş, Göynük'te yaptırmak istediği cami ve tekkeyi de kabul etmeyip yalnızca bir çeşme yapılmasına razı olmuştur. Hüsameddin'in kendisi de aktardığı Mecdî anlatısının tarihe aykırı hikâyeler içerdiğini belirtir. Fâtih'in pişmanlık hikâyesi bu yüzden rivayet düzeyinde kalır.
Ölüm Tarihi
Hüsameddin ölüm tarihini 880 [1475-76] olarak verir. Ansiklopedi ise Menâkıbnâme'ye dayanarak 863 Rebîülâhirinin sonunu (Şubat 1459) gösterir ve bunu iki belgeyle destekler: halifelerinden Abdürrahim Karahisârî'nin 865'te [1460-61] yazdığı Vahdetnâme'nin başındaki bir beyit, Akşemseddin'in o tarihten önce öldüğünü açıkça gösterir; Göynük'teki türbenin kapısı üzerindeki inşa kitabesi de 863 Rebîülâhirini belirtir. Türbe ölümünden beş yıl kadar sonra yapılmıştır. Hüsameddin'in 880 tarihi bu belgelerle bağdaşmaz; 863 (1459) tarihi esas alınmalıdır.
Çocukları
Ansiklopedi Akşemseddin'in yedi oğlundan söz eder: Sâdullah, Fazlullah, Nûrullah, Emrullah, Nasrullah, Nûrülhüdâ ve Hamdullah Hamdi. Hüsameddin beş oğul sayar ve Nurullah'ı "Nûru'l-Hüdâ" ile aynı kişi gibi anar. Küçük oğul Hamdullah Hamdi'nin ölümünü ansiklopedi 909 (1503), Hüsameddin 914 olarak verir. Hamdullah hey'et, nücûm ve müzikte bilgili, devrinin önde gelen şairlerindendi. Sâdullah ile Nûrullah da Göynük'teki türbede yatmaktadır.
Hekimliği ve Eserleri
Akşemseddin kaynaklarda "tabîb-i ebdân" (beden hekimi) olarak anılır. Ansiklopedide, hastalıkların bulaşma yoluyla yayıldığı fikrini, bu konuda kesin bilgiler veren İtalyan hekim Fracastoro'dan en az yüz yıl önce öne süren ilk hekim sayıldığı kaydedilir; kimi araştırmacılar bu konuda çekingen davranmıştır. Eserlerinin çoğu tasavvufa dairdir. Risâletü'n-nûriyye (1434-1438 arasında yazıldığı sanılır) Hacı Bayram'ı ve dervişlerini savunmak üzere kaleme alınmıştır. Defʿu meṭâʿini's-sûfiyye (1452) İbnü'l-Arabî gibi büyük mutasavvıfların küfürle suçlanmasına karşı yazılmış Arapça bir eserdir. Türkçe yazdığı Makâmât-ı Evliyâ, mürşidin kim olduğunu ve velâyet makamlarını anlatır. Kurduğu Bayramiyye'nin Şemsiyye kolu Göynük, Kayseri ve İskilip gibi yerlerde sürmüştür.
Bugün
Türbesi Göynük'tedir ve ziyaret edilmektedir.
Kaynakça