Amasyalıdır. Ulemâdan Şemseddîn Mehmed Çelebi bin Şeyhî Çelebi mahdûmu ve Hâtemî Abdulkerîm Efendi’nin birâderidir. Amasya ulemâsından ulûm-i şer’iyye ve akliyeyi, fünûn-i edebiyyeyi ahzedib ders-i âm oldu. Bu esnâda Amasya vâlisi olan Sultân Bâyezîd-i Sânîye kasîdeler takdîm ederek tekarrub edib musâhibleri sırasına girdi.
[28] 883 senesinde Halîmî vak’asında bu da musâb olup Ankara’ya gönderildi. Orada müderris olup 886’da Sultân Bâyezîd Hân’ın cülûsunda Sultâniye-i Merzifon müderrisi, buradan Ankara ve ba’dehû Sivas kadısı olup 903’de talebiyle ber-vech-i tekâ’üd Amasya’da Sultân Bâyezîd evkâfına mütevellî ve şehzâde Sultân Ahmed musâhibi olduğu halde 907 senesi evâilinde vefât etdi.
Âlim, edîb, şâir, kitâbet ve inşâda mâhir, azbü’l-lisân, latîfe-gû, muhâzarâta âşinâ idi. Mahdûmu Abdulhayy Efendi de kibâr-i kudâtdandır. Sultân Bâyezîd’in cülûsunda Ankara’dan gönderdiği bir kasîdesinden şu beytler Latîfî Tezkiresinde yazılıdır.
Müjen tîrine cân itmek hedef devlet nişânıdur
Velî benden gibi hâkînün ol devlet ne şânıdur
Yeter düşdüm ırak ok gibi kurbân oldugum rahm it
Ham-ı ebrûlarundan kim yed-i kudret nişânıdur
Zamanında bu şâhun çek taṣarrufdan elin ey çarh
Yıkarlar pîr isen gönlün yiğitlik ‘unfuvânıdur
[29] Bu da onundur.
Ney gibi sûz-i derûn âh-ı nefesden bilinür
Hânenün şenliği içindeki sesden bilinür
Âşık Çelebi Tezkiresinde denir ki: “Âfitâbî, Çırak Çelebi nâmında bir nev-civâna mübtelâ idi. Şu gazel onundur:
Ka‘be-i kûyuna yol vir ki ana yol varamaz
Bitür anun dilegin ki yüz urup yalvaramaz
Çekdi çâk eyledi ten-i cübbesini ‘aşk henüz
Dostun dest-i gamdan yakasın kurtaramaz
Dokunam dir dil-i ‘uşşâk-i perîşâne meger
Ol perî şâne ile zülfin anunçün daramaz
Âfitâbî doga devlet güneşi birgün ola
Hak te’âla kulunu kahr ile dâ’im karamaz
Bu Çırak Çelebi, Amasya’da Dârü’s-selâm Mahallesi’nde mukîm olan Yaglu Murâd Beyzâde Mirlivâ Çırak Bey olmalıdır. Amasya defterdârı Sa’dî Çelebi bin Hacı Mehmed Çelebi de bu çerağın pervânelerindendi. Şu kıt’a da Âfitâbî’nindir
Gafleti ko gözün aç ey gâfil
Elde iken koma reh-i talebi[30]
Vaktine hâzır ol ki çalındı
Penç-gâh-i Muhammed-i ‘Arabî
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Âlimlerden Şeyhî Çelebi oğlu Şemseddîn Mehmed Çelebi'nin oğlu ve Hâtemî Abdulkerîm Efendi'nin kardeşidir. Amasya âlimlerinden dinî ve akli ilimleri, edebiyat bilgilerini öğrendi ve genel ders verecek düzeye geldi. Bu sırada Amasya valisi olan Şehzade Sultan II. Bayezid'e kasideler sunarak ona yaklaştı ve sohbet arkadaşları arasına girdi.
883'te [1478] Halîmî olayında o da bir musibete uğrayıp Ankara'ya gönderildi. Orada müderris oldu. 886'da [1481] Sultan Bayezid Han'ın tahta çıkışında Sultaniye-i Merzifon müderrisi oldu; buradan Ankara'ya, sonra Sivas kadılığına geçti. 903'te [1497-98] kendi isteğiyle emekliye ayrılıp Amasya'da Sultan Bayezid vakıflarına mütevelli oldu ve Şehzade Sultan Ahmed'in sohbet arkadaşı olarak 907 yılı başlarında [1501-02] öldü.
Âlim, edip ve şairdi; yazışma ve resmî yazı işinde ustaydı, sözü tatlıydı, nükteliydi, hazırcevaptı. Oğlu Abdulhayy Efendi de büyük kadılardandır. Sultan Bayezid'in tahta çıkışı sırasında Ankara'dan gönderdiği bir kasideden şu beyitler Latîfî Tezkiresi'nde yazılıdır.
Kirpiğinin okuna can hedef olmak talih nişanıdır
Ama benim gibi bir toprağın o talihe ne yakınlığı var
Yeter, ok gibi uzağa düştüm, kurban olduğuma acı
Kaşlarının kavsinden ki kudret elinin nişanıdır
Bu şahın zamanında ey felek, zulümden elini çek
Yaşlı olsan bile gönlünü yıkarlar; yiğitlik gençlik çağının işidir
Bu da onundur.
Ney gibi yürek yangını âh nefesinden bilinir
Evin şenliği içindeki sesten bilinir
Âşık Çelebi Tezkiresi'nde şöyle denir: "Âfitâbî, Çırak Çelebi adında bir gence tutulmuştu. Şu gazel onundur:
Kâbe gibi sokağına yol ver ki ona yol varamaz
Dileği yerine gelir, yüz sürüp yalvarmayan
Aşk, daha şimdiden bedenini cübbe gibi yırttı
Dostun elden gam yakasını kurtaramaz
Perişan âşıkların gönlü "dokunayım" der belki
Bu yüzden o peri zülfünü tarakla taramaz
Âfitâbî, devlet güneşi bir gün doğar elbet
Yüce Tanrı kulunu daima kahrıyla bırakmaz
Bu Çırak Çelebi, Amasya'da Dârüsselâm Mahallesi'nde oturan Yağlu Murâd Beyzâde Mirlivâ [sancak beyi] Çırak Bey olmalıdır. Amasya defterdarı Hacı Mehmed Çelebi oğlu Sa'dî Çelebi de bu çırağın pervanelerindendi. Şu dörtlük de Âfitâbî'nindir:
Gafleti bırak, gözünü aç ey gafil
Elinde iken bırakma talep yolunu
Vaktine hazır ol, çünkü çalındı
Arap Muhammed'in beş vakit çağrısı
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- ders-i âm: genel ders verme yetkisi; müderris
- musâhib: sohbet arkadaşı, padişah ya da şehzadenin yakın dostu
- müderris: medresede ders veren öğretmen
- azbü'l-lisân: tatlı dilli
- latîfe-gû: nükte söyleyen, şakacı
- muhâzarât: hazırcevaplık, sohbet inceliği
- kitâbet ve inşâ: yazı yazma ve resmî yazışma sanatı
- kasîde, gazel: divan şiirinde uzun övgü şiiri; kısa aşk şiiri
- kıt'a: dört dizelik şiir
- nev-civân: delikanlı, genç
Hatemî'nin Kardeşi, Şehzadenin Sohbet Arkadaşı
Âfitâbî, eski kaynaklarda Amasya'yla anılan bir divan şairidir. Doğum yerini Latîfî Amasya olarak verir; başka kaynaklarda Tosya yazılır. Medrese öğrenimini bitirip tarikat yoluna girdikten sonra, Şehzade Bayezid Amasya'dayken onun yakın çevresine katılmıştır. Latîfî ve Âlî'ye göre ilmi ve bilgeliği nedeniyle Bayezid'in beğenisini ve desteğini kazanmış, ancak kıskançların iftirası yüzünden padişahtan uzaklaşmıştır. Küçük bir maaşla emekli edilmiş, ömrünün kalanını Amasya ve çevresinde halka vaaz ve öğüt vererek geçirmiştir. Bu anlatı, Hüsameddin'in verdiği "padişaha yakın, sonra Amasya'ya çekilen" çizgisini kısmen doğrular, ancak Hüsameddin'in sıraladığı müderrislik ve kadılık görevleri başka kaynaklarda aynı ayrıntıyla görülmedi.
Ölüm tarihi konusunda kaynaklar kesin değildir. Sadettin Nüzhet Ergun, şairin 1494 dolaylarına kadar yaşamış olması gerektiğini ileri sürer. Hüsameddin ise 907 [1501-02] yılını verir; iki tarih arasındaki fark çözülebilmiş değildir. Şairin divanı kaynaklarda anılır, ancak günümüze ulaşmış bir nüshası yoktur. Dört şiiri Pervâne Bey Mecmuası'nda, iki şiiri de Edirneli Nazmî'nin Mecma'u'n-Nezâ'ir'inde korunmuştur.
Metindeki Şiirler
Beyitlerin Türkçe aktarımı anlamı vermek içindir ve tam bir şiir çevirisi değildir; özgün beyitlerde kimi sözcükler (örneğin "yed-i kudret", "penç-gâh") çözümlemeyi zorlaştırır. Âşık Çelebi'nin aktardığı gazelin anlatımına göre Âfitâbî, Çırak Çelebi adlı bir gence gönül vermişti; Hüsameddin bu kişiyi Amasya'da Dârüsselâm Mahallesi'nde oturan sancak beyi Çırak Bey olarak tahmin eder. Bu bir çıkarımdır ve ayrıca belgelenmemiştir.
Kaynakça