Resmî Ahmed Efendi’nin Sefînetü’r-Ru’esâ’sında mezkûr ve Sicillât-ı Şer’iyye’de mestûr olduğu üzere Amasyalıdır. Esbak Amasya mütesellimi ve Amasya’nın Fethiyye Mahallesi’nde çeşmesi olan Sefer Ağazâde Hasan Ağa’nın mahdûmu ve sadr-ı esbak Bayburdluzâde Kara İbrâhim Paşa’nın hemşîrezâdesidir. Amasya’da “Sefer Ağazâde” demekle meşhûrdur.
İbrâhim Paşa’nın ağalığında İstanbul’a gidip Bâb-ı âlîde [318] mektûbî-i sadâret kalemine yerleştirildi. Burada tahsîl-i ma’ârif edib 1095 senesi gurre-i muharreminde dayısı İbrâhim Paşa’nın sadâretinde mektûbî-i sadr-ı âlî ve 1097 senesi muharreminin yirmi üçünde Mustafa Efendi’ye yine re’isü’l-küttâb oldu.
1098 senesi şevvâlinde ordunun isyânı üzerine Sadr-ı ‘azam Süleyman Paşa ile İstanbul’a gelip azledildi. Ba’dehû 1100’de saniyyen re’isü’l-küttâb olup 1101 rebiülâhirinde rûz-nâme-i evvel oldu. 1103’de Arabacı Ali Paşa’nın sadâretinde azledildi. Müte’âkiben Resmo sancağı mutasarrıfı olarak Girid’e gönderildi.
Resmî Ahmed Efendi diyor ki: Resmo’da Mısırlı Arab askeri tarafından kendisine Ebû Kâvûk künyesi verilmiş olduğundan bu künye ile iştihâr etdi. Kavûğu büyük ve muhteşem olması bu künyeye sebebiyet vermişdi. Bu yüzden vüzerâ arasında “Ebû Kâvuk” künyesi ile yâd edildi.
Resmo’da dört yıl oturdu. 1107 senesi şevvâlinde isti’fâ ve İstanbul’a azîmetini rica eylediğinden Sadr-ı a’zam Elmâs Mehmed Paşa’nın lutfuna mazhar olup ricâsı kabûl edildi. [319] Bunun üzerine İstanbul’a gelip 1108’de muhâsebe-i evvel oldu.
1109 senesi muharreminde Ammizâde Köprülü Hüseyin Paşa sadr-ı a’zam olup İstanbul’a geldikde defter emîni ve müte’âkiben Rumeli beylerbeyliği pâyesi ile İrân sefîri olup Tahrân’a gitdi. 1110 senesi rebiülevvelinde İrân’dan avdet edib rebiülâhirin beşinci günü vezâretle Şâm vâlisi oldu. 1112’de Şâm vâliliği uhdesinde kalmak üzere emîrü’l-hac olup kâfile-i huccâc kumandanı olarak Hicâz’a gitdi. Avdetinde surre-i urbânı vermediği bahânesi ile urbân-ı bâdiyye-i Şâm âdetleri olduğu üzere kâfile üzerine hücûm etmişlerdi. Ma’iyyetindeki kuvvetin gayr-i kâfî olmasına binên eşkiyâ-yı urbân huccâcı gâret ve çoklarını şehîd etdi.
1113 senesi saferinde Şâm’a vusûlünü müte’âkib azl ve habs edilip birkaç ay devâm eden tahkîkâtda urbânın kesreti ve ma’iyetindeki kuvvetin adem-i kifâyeti anlaşılmakla ıtlâk edilerek maskat-ı re’si olan Amasya’da kâin çiftliğinde ikâmete me’mûr oldu. Amasya’da Dârü’s-selâm Mahallesi’ndeki konağında oturdu.
1114 rebiülâhirinde sadâretden isti’fâ eden amca [320] zâdesi Hüseyin Paşa’nın yerine sadr-ı a’zam olan dayısı Kara İbrâhim Paşa’nın ağalarından Bağdâd vâlisi Daltabân Mustafa Paşa’ya mühr-i sadâret Amasya’da sâhib-i tercemenin konağında vâsıl olduğundan sadr-ı müşârün-ileyhin emr ü da’vetiyle beraberce Edirne’ye hareket etdi.
Vusûlünde defterdâr olmak ta’mîm edildiği hâlde bilâ-fermân-ı hümâyûn avdeti hoş görülmediğinden Amasya’ya i’âdesi emr edildi. Fakat sadr-ı a’zamın ricâsı üzerine ibkâ-yı vezâretle Erzurum vâliliğine gönderildi. 1116 cumâdelâhirinde Adana vâlisi oldu.
1117’de Adana vilâyeti a’yânının şikâyetinden dolayı azliyle Malatya’da kâin çiftliğinde ikâmete me’mûr edildi. Az sonra Malatya sancağı verildi. 1118’de Kal’a-yı cedîde muhâfızı olup mensî bir hâlde kaldı.
1122 senesi rebiülâhirinde Sadr-ı a’zam Köprülüzâde Nu’mân Paşa’nın himmetiyle Trabzon vâlisi ve 1123’de Kıbrıs muhâfızı, 1126’da Hanya (Girid) vâlisi oldu. Senesinde azledilip Trablusşâm sancağıyla cerde başbuğu oldu. [321]
1127 senesinde haccâcı ma’iyet-i mevcûdesiyle istikbâl edib (Ula) mevki’ine vusûlünde vefât etdi. Orada medfûndur. Resmî Ahmed Efendi, müşârün-ileyhin terceme-i hâlini böyle zabt ediyor. Süreyyâ Bey de Sicill-i Osmânî’de: “1127’de Azâk cânibine me’mûr olup o sene Yeni Kale’de fevt olmuşdur. Sâlih, sâhib-i ma’rifet idi.” diyor.
Resmî Ahmed Efendi diyor ki: “Vezîr-i müşârün-ileyh erbâb-ı ma’ârifden muktedir bir zât olduğu münâsebetle vüzerâ kendisini istirkâb eyledi. Bu yüzden evâhir-i ömründe menâsıb-i sagîrede istihdâm edilir oldu. “Mahdûmları İbrâhim, Abdullah Beyler ma’rûfdur. Birâderi kibâr-ı cedîd demekle meşhûr Mustafa Efendi ve ammizâdesi Türk Mehmed Paşa’dır.
Günümüz Türkçesiyle
Resmî Ahmed Efendi'nin Sefînetü'r-Rüesâ'sında belirtildiği ve şer'iyye sicillerinde yazılı olduğu üzere Amasyalıdır. Eski Amasya mütesellimi olan ve Amasya'nın Fethiyye Mahallesi'nde bir çeşmesi bulunan Sefer Ağazâde Hasan Ağa'nın oğlu, eski sadrazam Bayburtluzâde Kara İbrâhim Paşa'nın da kız kardeşinin oğludur. Amasya'da "Sefer Ağazâde" adıyla tanınır.
İbrâhim Paşa'nın ağalığı sırasında İstanbul'a gidip Bâbıâli'de sadâret mektupçuluğu kalemine yerleştirildi. Burada bilgi ve görgüsünü artırdı; 1095 [1683-84] yılı Muharreminin ilk günü, dayısı İbrâhim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında sadrazamlık mektupçusu, 1097 [1685-86] yılı Muharreminin yirmi üçünde de Mustafa Efendi'nin yerine reisülküttâb oldu.
1098 [1686-87] yılı Şevvalinde ordunun isyanı üzerine Sadrazam Süleyman Paşa ile birlikte İstanbul'a gelip azledildi. Sonra 1100'de [1688-89] ikinci kez reisülküttâb oldu, 1101 [1689-90] yılı Rebiülâhirinde rûznâmçe-i evvel (maliyede günlük kayıt defterlerini tutan birinci kalemin başı) oldu. 1103'te [1691-92] Arabacı Ali Paşa'nın sadrazamlığında azledildi. Ardından Resmo sancağı mutasarrıfı olarak Girit'e gönderildi.
Resmî Ahmed Efendi şöyle der: Resmo'da Mısırlı Arap askerleri ona "Ebû Kâvuk" (kavuk babası) künyesini verdiklerinden bu künyeyle tanındı. Kavuğunun büyük ve gösterişli olması bu künyeye sebep olmuştu. Bu yüzden vezirler arasında da "Ebû Kâvuk" künyesiyle anıldı.
Resmo'da dört yıl kaldı. 1107 [1695-96] yılı Şevvalinde istifa edip İstanbul'a dönmesine izin verilmesini rica ettiğinden, Sadrazam Elmas Mehmed Paşa'nın lütfuna mazhar olarak ricası kabul edildi. Bunun üzerine İstanbul'a gelip 1108'de [1696-97] muhâsebe-i evvel (başmuhasebeci) oldu.
1109 [1697-98] yılı Muharreminde Amcazâde Köprülü Hüseyin Paşa sadrazam olup İstanbul'a geldiğinde defter emini, ardından Rumeli beylerbeyliği payesiyle İran elçisi olarak Tahran'a gitti. 1110 [1698-99] yılı Rebiülevvelinde İran'dan döndü ve Rebiülâhirin beşinci günü vezirlikle Şam valisi oldu. 1112'de [1700-01] Şam valiliği üzerinde kalmak şartıyla emîrülhac olup hacı kafilesinin komutanı olarak Hicaz'a gitti. Dönüşünde Şam çölünün bedevileri, bedevilere ödenen surre parasını vermediğini bahane ederek, âdetleri olduğu üzere kafileye saldırdılar. Maiyetindeki kuvvet yetersiz olduğundan bedevi eşkıyası hacıları yağmaladı ve birçoğunu şehit etti.
1113 [1701-02] yılı Saferinde Şam'a varmasının ardından azledilip hapsedildi. Birkaç ay süren soruşturmada bedevilerin çokluğu ve maiyetindeki kuvvetin yetersizliği anlaşılınca serbest bırakıldı ve doğum yeri olan Amasya'daki çiftliğinde oturmakla görevlendirildi. Amasya'da Dârüsselâm Mahallesi'ndeki konağında oturdu.
1114 [1702-03] yılı Rebiülâhirinde sadrazamlıktan istifa eden Amcazâde Hüseyin Paşa'nın yerine, dayısı Kara İbrâhim Paşa'nın ağalarından olan Bağdat valisi Daltaban Mustafa Paşa sadrazam oldu. Sadaret mührü Daltaban'a Amasya'da, hayatını anlattığımız Mehmed Paşa'nın konağında ulaştığından, yeni sadrazamın emri ve davetiyle onunla birlikte Edirne'ye hareket etti.
Edirne'ye varınca defterdar olacağı duyulduğu hâlde, padişah fermanı olmadan Amasya'dan dönmesi hoş karşılanmadığı için Amasya'ya geri gönderilmesi emredildi. Fakat sadrazamın ricası üzerine vezirliği üzerinde bırakılarak Erzurum valiliğine gönderildi. 1116 [1704-05] yılı Cemaziyelâhirinde Adana valisi oldu.
1117'de [1705-06] Adana eyaleti ileri gelenlerinin şikâyeti yüzünden azledilip Malatya'daki çiftliğinde oturmakla görevlendirildi. Az sonra kendisine Malatya sancağı verildi. 1118'de [1706-07] Kal'a-i Cedîde (Yeni Kale) muhafızı oldu ve unutulmuş bir hâlde kaldı.
1122 [1710-11] yılı Rebiülâhirinde Sadrazam Köprülüzâde Nu'mân Paşa'nın himmetiyle Trabzon valisi, 1123'te [1711-12] Kıbrıs muhafızı, 1126'da [1714-15] Hanya (Girit) valisi oldu. Aynı yıl azledilip Trablusşam sancağı ile cerde başbuğu, yani hac dönüşü kafileyi erzak ve askerle karşılayan birliğin komutanı oldu.
1127 [1715] yılında hacıları maiyetindeki kuvvetle karşılamaya çıktı ve Ula mevkiine vardığında vefat etti. Orada gömülüdür. Resmî Ahmed Efendi paşanın hayatını böyle kaydeder. Süreyyâ Bey de Sicill-i Osmânî'de "1127'de Azak tarafına görevlendirilmiş ve o yıl Yeni Kale'de ölmüştür. İyi huylu, bilgili biriydi." der.
Resmî Ahmed Efendi şöyle der: "Adı geçen vezir bilgili ve yetenekli bir zat olduğundan vezirler onu kendilerine rakip gördüler. Bu yüzden ömrünün sonlarında küçük görevlerde kullanılır oldu." Oğulları İbrâhim ve Abdullah Beyler tanınmış kişilerdir. Kardeşi "Kibâr-ı Cedîd" (yeni büyükler) lakabıyla tanınan Mustafa Efendi, amcasının oğlu ise Türk Mehmed Paşa'dır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mezkûr ve mestûr: anılmış ve yazılmış
- Sicillât-ı Şer'iyye: kadı mahkemesi kayıt defterleri
- mütesellim: sancakta vali adına yönetimi yürüten görevli
- hemşîrezâde: kız kardeşin çocuğu, yeğen
- mektûbî-i sadâret: sadrazamın yazışmalarını yürüten kalemin başı, mektupçu
- gurre: ayın ilk günü
- re'isü'l-küttâb: Divan kâtiplerinin başı; dış yazışmaları da yürüten makam
- rûz-nâme-i evvel: maliyede günlük gelir-gider kayıtlarını tutan birinci rûznâmçeci
- mutasarrıf: sancağın yöneticisi
- muhâsebe-i evvel: maliyenin baş muhasebecisi
- defter emîni: tımar ve zeamet kayıtlarının tutulduğu Defterhane'nin başı
- emîrü'l-hac: hac kafilesinin komutanı
- surre-i urbân: yol güvenliği karşılığında bedevi aşiretlerine verilen para
- ıtlâk: serbest bırakma
- maskat-ı re's: doğum yeri
- sâhib-i terceme: hayatı anlatılan kişi
- ibkâ: yerinde bırakma
- mensî: unutulmuş
- cerde başbuğu: hac dönüşü kafileyi yolda karşılayan erzak ve muhafız birliğinin komutanı
- istikbâl: karşılama
- istirkâb: rakip görme, çekememe
- menâsıb-ı sagîre: küçük görevler
Resmî Ahmed Efendi'nin Kaynağı
Hüsameddin'in bu maddedeki ana dayanağı, Ahmed Resmî Efendi'nin reisülküttâbların biyografilerini topladığı eserdir. Eser Haydar Çelebi'den başlayarak, sonradan yapılan eklerle 1765'e kadar gelen reisülküttâbların hayatlarını içerir; Süleyman Fâik Efendi de 1824'e kadar olanları bir zeyl ile eklemiştir. İki eser 1279 [1862-63] yılında İstanbul'da taş baskı olarak yayımlanmıştır. Arşiv belgelerinden yeni bir reisülküttâb listesi çıkaran bir çalışmada, Resmî'nin eserinin büyük ölçüde kroniklerden derlendiği belirtilir ve tayin kayıtlarına dayanan daha sağlıklı bir liste hazırlamak bu yüzden amaçlanır. Mehmed Paşa'nın metindeki görev tarihleri de arşiv kayıtlarıyla tek tek karşılaştırılmadıkça kroniklere dayalı tarihler olarak okunmalıdır.
Dayısı Kara İbrâhim Paşa
Mehmed Paşa'nın kariyerinin başlangıcı dayısının yükselişine sıkıca bağlıdır. Kara İbrâhim Paşa 1030'da [1620-21] Bayburt'a bağlı Kelkit kazasının Handevrek köyünde doğmuş, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın kethüdâsı olarak yükselmiş, Viyana bozgununun ardından Kara Mustafa Paşa'nın idamı üzerine 6 Muharrem 1095'te [25 Aralık 1683] sadrazam olmuştur. Hüsameddin'in "Bayburtluzâde" nisbesi bu doğum yeriyle uyuşur. Yeğeninin 1095 Muharreminin başında sadrazam mektupçusu olması, dayının sadarete gelişiyle aynı günlere rastlar.
Daha dikkat çekici bir tarih de reisülküttâblığa atanmasıdır. Kara İbrâhim Paşa 21 Muharrem 1097'de [18 Aralık 1685] sadrazamlıktan azledilmiş, sonra mallarına el konularak Rodos'a sürülmüş ve Şaban 1098'de [Haziran-Temmuz 1687] orada öldürülmüştür. Hüsameddin'e göre Mehmed Efendi'nin reisülküttâb olduğu gün 23 Muharrem 1097'dir, yani dayısının azlinden iki gün sonrasıdır. Dayısının düşüşü yeğeninin kariyerini sona erdirmemiş, aksine ona yeni sadrazam döneminde daha yüksek bir makam açılmıştır. Bu durum, Mehmed Efendi'nin kalemdeki ehliyetinin dayısının himayesinden bağımsız olarak da takdir edildiğini düşündürür; Resmî'nin onu "erbâb-ı maârifden muktedir bir zat" diye anması da bu yöndedir.
Daltaban Mustafa Paşa ve Amasya'daki Konak
Metinde, 1702'de sadrazam olan Daltaban Mustafa Paşa'nın "dayısı Kara İbrâhim Paşa'nın ağalarından" olduğu söylenir. Bu bilgi bugünkü araştırmalarla doğrulanır: Manastır doğumlu Daltaban genç yaşta Sadrazam Kara İbrâhim Paşa'ya intisap etmiş, onun iç mehterliğinde yetişmiş, İbrâhim Paşa sadrazam olduğunda kapıcılar kethüdâsı olmuştur. 1700'de Bağdat valiliğine getirilen Daltaban, ardından ikinci kez Anadolu beylerbeyi olmuş ve kısa süre sonra Amcazâde Hüseyin Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirilmiştir. Atanma tarihi kimi kaynaklarda 4 Eylül, kimilerinde 27 Eylül 1702 olarak verilir; Hüsameddin'in yazdığı 1114 Rebiülâhiri bu aylara düşer. Daltaban'ın sadareti uzun sürmemiş, Râmi Mehmed Paşa ile Şeyhülislâm Feyzullah Efendi'nin kurduğu bir planla görevinden alınıp 10 Ramazan 1114'te [28 Ocak 1703] öldürülmüştür. Sadaret mührünün Daltaban'a Amasya'da, Ebû Kâvuk'un Dârüsselâm Mahallesi'ndeki konağında teslim edildiği ayrıntısı ise incelenen ansiklopedi maddelerinde yer almamaktadır; bu bilgi Hüsameddin'in kendi kaynaklarına dayanır.
1700 Hac Faciası
Mehmed Paşa'nın hayatındaki en ağır olay, emîrülhac olarak yönettiği kafilenin bedeviler tarafından basılmasıdır. Ersin Kırca'nın Şam hac kervanına yönelik saldırılar üzerine çalışması bu olayların genel çerçevesini verir. Buna göre 1700 yılında Aneze ve Beni Sahr kabileleri, kendilerine ödenmesi gereken surrenin verilmemesi ve Mekke Şerifi'nden haksızlık gördüklerini öne sürerek Şam hac kervanına saldırmış, çok sayıda hacı hayatını kaybetmiştir; kayıp için çalışmanın bir yerinde "yüzlerce", bir yerinde "binlerce" ifadesi kullanılır. Ertesi yıl, 1701'de başka bedevi gruplarının saldırısı çok daha yıkıcı olmuş, İstanbul'a giden raporlarda ölü sayısı 30.000'e kadar çıkarılmıştır. Kırca, art arda emîrülhaclık yapan Mehmed Paşa ile Hasan Paşa'nın başarısızlıklarının şiddetle eleştirildiğini, 1701 kervanındaki kayıplardan sorumlu tutulan Hasan Paşa'nın "Hacıkırdıran" lakabıyla anılıp sürgüne gönderildiğini yazar. Devlet 1702'de kapsamlı bir düzenlemeye giderek Arslan Mehmed Paşa'yı hem Şam valiliğine hem emîrülhaclığa atamış, surreyi dağıtma yetkisini Mekke Şerifi'nden alıp doğrudan emîrülhacca vermiştir.
Hüsameddin'in anlattığı olay, saldırının bahanesi olarak surrenin ödenmemesini göstermesi bakımından bu tabloyla örtüşür ve Kırca'nın andığı Mehmed Paşa'nın Ebû Kâvuk Mehmed Paşa olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu bir çıkarımdır: Kırca'nın çalışmasının okunabilen özet kısmında paşanın lakabı geçmez, kimi Şam valileri listelerinde de bu yıllarda Mehmed Paşa adına rastlanmaz. Ayrıca Hüsameddin'in verdiği tarihlerle bu çalışmadaki yıllar arasında bir yıla varan kayma vardır. Hüsameddin'in, birkaç ay süren soruşturmada maiyetindeki kuvvetin yetersizliğinin anlaşıldığını ve paşanın serbest bırakıldığını söylemesi, Kırca'nın 1702 düzenlemelerinde asker sayısının önemli ölçüde artırıldığını, deve, erzak ve su tedarikinin genişletildiğini anlatmasıyla birlikte düşünülebilir.
Ölüm Yeri Üzerine
Hüsameddin metinde iki ayrı ölüm yeri bildirir ve bunları uzlaştırmaya çalışmaz. Resmî Ahmed Efendi'ye göre Mehmed Paşa 1127'de cerde başbuğu olarak hacıları karşılamaya gitmiş ve hac yolu üzerindeki Ula'da ölüp oraya gömülmüştür. Süreyyâ Bey ise onun aynı yıl Azak tarafına görevlendirildiğini ve Yeni Kale'de öldüğünü yazar. Metnin kendi akışı, son görevinin Trablusşam sancağı ile cerde başbuğluğu olduğunu gösterdiği için Resmî'nin anlatımı daha tutarlı görünmektedir; Süreyyâ Bey'in kaydı, paşanın 1118'deki Kal'a-i Cedîde muhafızlığı ile karışmış olabilir. Bu da bir tahmindir. Mehmed Paşa'nın Amasya'daki çeşmesine, konağına ve oğullarına dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 104–105. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar