Umdetü’t-Tâlib fi Nesebi Âl-i Ebî Tâlib kitabında yazıldığı üzere “es-Seyyid Alemiddîn Abdullah bin eş-Şeyh Mecdiddîn Mehmed bin Alemiddîn Ali bin Nâsıriddîn Mehmed bin el-Mu’ammer bin İzziş-Şeref Ebî Ali Amr bin Ebî Tâlib Hibetullah bin Ebi’l-feth Nâsır bin Zeyd el-Esved bin Hüseyin bin Ali Küteyle bin Yahyâ bin Yahyâ bin Zi’d-dem’a Hüseyin, Zeyd eş-şehîd bin Zeynel ‘Âbidîn bin Ali bin Hüseyin eş-Şehîd bin Emîri’l-mü’minîn Ali bin Ebî Tâlib” mahdûmudur.
Pederi Semerkand ilinden Keş kasabasında vefât edib kendisi Semerkant’da doğdu. Oranın ulemâsından ahz-ı ulûm edib Âl-i Timûr arasında zuhûr eden muhârebât-ı dâhiliyyeden [324] dolayı bî-zâr olup oradan çıkdı. Irak’a geldikde Ak ve Kara Koyunlular münâza’atına tesâdüf etdi. Buradan kalkıp Yörgüç Paşa zamân-ı velâyetinde Amasya’ya geldi.
Amasya’da tevattun ederek Amasya vâlileri şehzâde Sultân Ahmed ve Alâeddîn Beylerden ri’âyet ve ikrâm gördü. Nakîbü’l-eşrâf olup tefsîr ve hadîs okutdu. Selâmet Hâtun zâviyesi ilk şeyhi olup 867 senesi zilhiccesinde vefât etdi. Âlim, sâlih bir seyyid-i muhteremdi. Mahdûmları es-Seyyid Hâşim, Ahmed Abdullah Efendilerdir.
Es-Seyyid Abdullah Efendi, kibâr-ı ulemâdan idi. Mahdûmları es-Seyyid Fahreddîn Mehmed, Bedreddîn Mahmûd Efendiler olup es-Seyyid Fahreddîn Mehmed Efendizâde es-Seyyid Abdullah, Abdulkâdir Efendiler meşhûrdur. Es-Seyyid Abdullah Efendizâde es-Seyyid Fahreddîn Hasan Çelebi ve bunun oğulları es-Seyyid Mustafa Sâfî, Mehmed Çelebiler, Amasya nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı idiler.
Es-Seyyid Mehmed Çelebizâde es-Seyyid Mansûr Çelebi evlâdına “Mansûroğulları” denmişdir. Bunun mahdûmu es-Seyyid Ali Efendizâde es-Seyyid el-Hâc Mansûr Efendi ve 1254’de Ak Hasan [325] zâde Tekkesi şeyhi es-Seyyid İbrâhim Hakkı Efendi bin es-Seyyid Mehmed ve halîfesi olan yeğeni es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi bin es-Seyyid Hüseyin bunlardandır.
Günümüz Türkçesiyle
Umdetü't-Tâlib fî Nesebi Âl-i Ebî Tâlib kitabında yazıldığı üzere, es-Seyyid Alemüddîn Abdullah'ın oğludur; Abdullah, Şeyh Mecdüddîn Mehmed'in; o, Alemüddîn Ali'nin; o, Nâsırüddîn Mehmed'in; o, el-Mu'ammer'in; o, İzzü'ş-Şeref Ebû Ali Amr'ın; o, Ebû Tâlib Hibetullah'ın; o, Ebu'l-Feth Nâsır'ın; o, Zeyd el-Esved'in; o, Hüseyin'in; o, Ali Küteyle'nin; o, Yahyâ'nın; o, yine Yahyâ'nın; o, Zi'd-Dem'a Hüseyin'in; o, şehid Zeyd'in; o, Zeynelâbidîn Ali'nin; o, şehid Hüseyin'in; o da müminlerin emîri Ali bin Ebî Tâlib'in oğludur.
Babası Semerkant ilinde Keş kasabasında vefat etti; kendisi Semerkant'ta doğdu. Oranın âlimlerinden ilim tahsil etti; Timur soyu arasında çıkan iç savaşlardan bıkıp oradan ayrıldı. Irak'a geldiğinde Akkoyunlularla Karakoyunluların çekişmesine rastladı. Oradan da kalkıp Yörgüç Paşa'nın valiliği zamanında Amasya'ya geldi.
Amasya'ya yerleşti ve Amasya valileri Şehzade Sultan Ahmed ile Alâeddîn Beylerden himaye ve ikram gördü. Nakîbüleşraf oldu, tefsir ve hadis okuttu. Selâmet Hatun Zaviyesi'nin ilk şeyhi olup 867 [1463] yılı Zilhiccesinde vefat etti. Âlim, salih, saygıdeğer bir seyyiddi. Oğulları es-Seyyid Hâşim, Ahmed, Abdullah Efendilerdir.
Es-Seyyid Abdullah Efendi büyük âlimlerdendi. Oğulları es-Seyyid Fahreddîn Mehmed ve Bedreddîn Mahmûd Efendilerdir; es-Seyyid Fahreddîn Mehmed Efendi'nin oğulları es-Seyyid Abdullah ve Abdülkâdir Efendiler de tanınmış kişilerdir. Es-Seyyid Abdullah Efendi'nin oğlu es-Seyyid Fahreddîn Hasan Çelebi ile onun oğulları es-Seyyid Mustafa Sâfî ve Mehmed Çelebiler, Amasya nakîbüleşraf kaymakamı idiler.
Es-Seyyid Mehmed Çelebi'nin oğlu es-Seyyid Mansûr Çelebi'nin soyuna "Mansûroğulları" denmiştir. Onun oğlu es-Seyyid Ali Efendi'nin oğlu es-Seyyid el-Hâc Mansûr Efendi, 1254'te [1838-39] Ak Hasanzâde Tekkesi'nin şeyhi olan es-Seyyid Mehmed oğlu es-Seyyid İbrâhim Hakkı Efendi ve onun halifesi olan yeğeni, es-Seyyid Hüseyin oğlu es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi bu ailedendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- Âl-i Timûr: Timur'un soyu, Timurlular
- muhârebât-ı dâhiliyye: iç savaşlar
- bî-zâr olmak: bıkmak, usanmak
- münâza'a: çekişme, kavga
- zamân-ı velâyet: valilik dönemi
- tevattun etmek: yurt edinmek, yerleşmek
- ri'âyet ve ikrâm: gözetme ve ağırlama
- zâviye: dervişlerin barındığı, yolculara da kapısı açık küçük tekke
- seyyid-i muhterem: saygıdeğer seyyid, Hz. Hüseyin soyundan gelen kişi
- nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı: bir şehirde nakîbüleşrafı temsil eden vekil
- halîfe: tarikatta şeyhin icazet verdiği, yerine geçebilecek müridi
Soy Kaydı ve İbn İnebe ile Bir Bağ
Hüsameddin bu seyyidin nesebini de, aynı ciltte Horasanlı Ebû Tâlib Ali el-Hüseynî için yaptığı gibi, İbn İnebe'nin Umdetü't-tâlib'inden aktarır. Zincir Hz. Hüseyin'in torunu Zeyd b. Ali'ye, yani Zeyd eş-Şehîd'e çıkar; aile bu bakımdan Hüseynî seyyidlerin Zeyd b. Ali neslinden gelen koluna mensuptur. Nesepte dikkat çeken bir ayrıntı vardır: İbn İnebe'nin hayatına dair çalışmalarda, onun ilk öğreniminden sonra İbn Hâcib'in el-Kâfiye'sini "Mecdüddin Muhammed Alemüddin Ali en-Nakîb"den okuduğu kaydedilir. Bu ad, Semerkandî seyyidin dedesi olarak geçen "Şeyh Mecdüddîn Mehmed bin Alemüddîn Ali" ile birebir aynıdır ve "en-Nakîb" lakabı ailenin daha o kuşakta seyyidlerin nakibliğini yaptığını düşündürür. İki kişinin aynı olması kuvvetle muhtemeldir; böyleyse İbn İnebe bu aileyi hocasının ailesi olarak yakından tanıyordu ve soy kaydının güvenilirliği de bu oranda artar. Ancak bu bir çıkarımdır ve kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir. Seyyidin Amasya'da nakîbüleşraf olması da, ailenin bu geleneği Semerkant'tan Anadolu'ya taşıdığı izlenimini verir.
Amasya'ya Geliş ve Himaye Gördüğü Valiler
Metinde verilen zaman işaretleri bugünkü bilgilerle tutarlıdır. Çelebi Mehmed 1413'te padişah olunca lalası Yörgüç Paşa'yı Amasya beylerbeyliğine atamış, Yörgüç Paşa daha sonra Şehzade Murad'ın lalası olarak yeniden Amasya'ya gelmiş ve 1421'den sonra ikinci kez beylerbeyi sıfatıyla burada bulunmuş, 1435'te Edirne muhafızlığına gönderilmiştir. Seyyidin Amasya'ya gelişi bu nedenle 1413-1435 yılları arasına düşer. Ardından gelen valiler de metindeki sıralamaya uyar: II. Murad'ın 1420'de Amasya'da doğan büyük oğlu Şehzade Ahmed 1435'ten sonra sancakbeyi olmuş ve 1438'de Amasya'da ölmüş; II. Murad'ın öbür oğlu Şehzade Alâeddin ise 1440'ta on beş yaşında Amasya sancakbeyliğine getirilmiş, 1443'teki Karaman savaşından döndükten sonra vefat etmiştir. Metindeki "Şehzade Sultan Ahmed", II. Bayezid'in oğlu olan ve aynı ciltte başka maddelerde anılan Şehzade Ahmed ile karıştırılmamalıdır; burada sözü edilen, II. Murad'ın erken ölen oğludur.
Selâmet Hatun Zaviyesi
Seyyidin ilk şeyhi olduğu Selâmet Hatun Zaviyesi'nin banisi Selâmet Hatun, yerel kayıtlara göre Amasya kadısı Nizâmeddin Abdurrahman Çelebi'nin kızıdır ve 1453'te bir tekke yaptırmıştır. Hüsameddin kitabının üçüncü cildinde, Selâmet Hatun'un Sultan Bayezid zamanında Amasya'da bir tarikat şeyhi olduğunu ve burada bir zaviyesi bulunduğunu yazar; bu kayıt, İslâm tarihinde tasavvufla uğraşan kadınlara örnek olarak sonraki araştırmacılarca da aktarılmıştır. Bu maddede ise zaviyenin ilk şeyhi olarak Semerkandî seyyid gösterilir. İki bilgi, zaviyenin Selâmet Hatun tarafından kurulup şeyhliğinin bu seyyide verilmesi biçiminde bağdaştırılabilir. 1453 kuruluş tarihi, seyyidin 867'deki [1463] ölümünden on yıl kadar öncesine düşer ve metinle çelişmez. Hüsameddin'in üçüncü ciltte kullandığı "Sultan Bayezid zamanı" ifadesi ise daha sonraki yıllara işaret eder; Selâmet Hatun'un, seyyidin ölümünden sonra zaviyenin yönetimini bizzat üstlenmiş olması mümkündür, ancak bu doğrulanamamıştır.
Selâmet Hatun'un türbesi bugün Amasya merkezde Pirinççi Mahallesi'nde, onun adını taşıyan sokakta durmaktadır. Kesme ve moloz taştan yapılmış, kare planlı, kubbeli küçük bir yapıdır ve zamanla yol seviyesinin altında kalmıştır. 1992'de anıt olarak tescil edilen türbe Vakıflar'ın mülkiyetindedir; mahalle kadınları türbeyi gönüllü olarak temiz ve açık tutar, halk dilek ve dua için ziyaret eder. Selâmet Hatun'a dair halk arasında olağanüstü rivayetler de anlatılır.
Ak Hasanzâde Tekkesi ve Ailenin Son Kuşakları
Metnin son paragrafında adı geçen Ak Hasanzâde Tekkesi, Amasya'daki Halvetî tekkelerinden biridir. Sultan Bayezid Camii'nin doğusundaki Abdüllatif Efendi Kütüphanesi'nin bitişiğinde, şehir mütesellimi Akhasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa tarafından 1245'te [1829] yaptırılmıştır. Tekkenin şeyhliğine önce Seyyid Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi getirilmiş, onun vefatıyla halifesi Seyyid Şeyh Mansûr Efendi bu görevi üstlenmiştir. Mansûr Efendi 1283'te [1866] ölmüş, tekke onun ardından dershaneye çevrilmiş, 1303'te [1886] ise alt katı fetvahane, üst katı medrese olarak düzenlenmiştir. Bu bilgiler, Hüsameddin'in İbrâhim Hakkı Efendi'yi 1254'te tekkenin şeyhi olarak göstermesiyle ve Mansûr Efendi'yi onun halifesi saymasıyla tam olarak uyuşur.
Ailenin birkaç kuşağının "nakîbüleşraf kaymakamı" olarak anılması da Osmanlı düzeniyle uyumludur. Nakîbüleşraf İstanbul'da otururdu; öteki şehirlerde seyyidler arasından belli bir süre için seçilen nakîbüleşraf kaymakamları bulunurdu. Bu görev önemli bir nüfuz ve gelir kaynağı olduğundan genellikle nüfuzlu ailelerden seçilirdi. Semerkandî seyyidin kendisine, oğullarına ve torunlarına dair Hüsameddin'in anlattıkları dışında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- "İbn İnebe", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 20, İstanbul 1999, s. 85-86. https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-inebe
- "Nakîbüleşraf", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/nakibulesraf
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685
- "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Akademik İslam Araştırmaları Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
- "İslâm Devletlerinde Bazı Nâibeler", Belleten. https://belleten.gov.tr/eng/full-text/3128/tur