Amasyalı Ramazân bin Mansur’un mahdûmudur. Evâ’il-i hâlinde Sultân Fâtih tarafından Mısır sefâretine me’mûr olan Uzun Mustafa Çelebi ma’iyyetinde Şâm’a gitdi. Orada Mevlânâ Zeyneddîn Ahmed ibnü’l-‘aynî el-Hanefî’den ve eş-Şeyh Burhâneddîn Ahmed bin Nâcî el-Mâlikî’den ulûm-ı şer’iyye ve edebiyyeyi [312] ahzedib tedrîse mücâz ve ders-i âm oldu.
Câmi-i Beni-Ümeyye’de yıllarca ulûm-ı edebiyye ve şer’iyye tedrîs ve nakl-i hadîs ve tefsîr ederek fevkalâde iştihâr etdi. 922 senesi rebiülevvelinin sekizinci günü dâr-ı bekâya irtihâl etdiği el-Kevâkibü’s-Sâire fî A’yâni’l-Mi’eti’l-‘Âşire’de yazılıdır. Fâzıl, muhakkîk, gâyet müteşerri’, âbid, usûlî, sadûk bir zât idi. Şeyhülislâm Takiyeddîn ibnü Kadı Aclûn eş-Şâfîi kimseye i’timâd etmediği hâlde bu zâta pek i’timâd eder; hakkında sikâdandır derdi.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalı Mansûr oğlu Ramazân'ın oğludur. Gençliğinin ilk yıllarında Sultan Fâtih tarafından Mısır elçiliğine görevlendirilen Uzun Mustafa Çelebi'nin maiyetinde Şam'a gitti. Orada Mevlânâ Zeyneddîn Ahmed İbnü'l-Aynî el-Hanefî'den ve Şeyh Burhâneddîn Ahmed bin Nâcî el-Mâlikî'den şer'î ilimleri ve edebî ilimleri alarak ders okutmaya icazet aldı ve dersiâm (herkese açık ders veren hoca) oldu.
Emevî Camii'nde (Câmi-i Benî Ümeyye) yıllarca edebî ve şer'î ilimler okuttu, hadis rivayet etti ve tefsir dersleri vererek son derece ün kazandı. 922 yılı Rebiülevvel ayının sekizinci günü [Nisan 1516] öbür dünyaya göçtüğü el-Kevâkibü's-Sâire fî A'yâni'l-Mi'eti'l-'Âşire'de (Onuncu Yüzyılın Ünlüleri Hakkında Gezegen Yıldızlar) yazılıdır. Faziletli, araştırıcı, dinin buyruklarına son derece bağlı, ibadete düşkün, fıkıh usulünü bilen ve doğru sözlü bir zattı. Şeyhülislam Takıyyüddîn İbn Kadı Aclûn eş-Şâfiî, kimseye güvenmediği hâlde bu zata çok güvenir ve onun hakkında "güvenilir kişilerdendir" derdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- evâ'il-i hâl: hayatının ilk dönemi, gençlik
- sefâret: elçilik
- ma'iyyet: birinin yanındaki heyet
- ulûm-ı şer'iyye ve edebiyye: dinî ilimler ile dil ve edebiyat ilimleri
- ahzetmek: almak, öğrenmek
- tedrîse mücâz: ders okutmaya icazetli
- nakl-i hadîs: hadis rivayeti
- iştihâr: ün kazanma
- dâr-ı bekâya irtihâl: öbür dünyaya göç, ölüm
- muhakkık: araştırıcı, meseleleri derinlemesine inceleyen
- müteşerri': dinin buyruklarına sıkıca bağlı
- usûlî: fıkıh usulü bilgini
- sadûk: çok doğru sözlü
- sikâ: güvenilir ravi
Fâtih Döneminde Bir Elçilik Heyeti
Ebû Türâb Mehmed'in Şam'a gidişi, Fâtih Sultan Mehmed ile Memlük sultanları arasındaki elçi trafiğine bağlanır. Halil İnalcık'ın anlatımına göre 1461'den sonra Fâtih'in doğuya yayılma siyaseti Memlük nüfuz alanını tehdit etmeye başlamıştı. 1463'te Fâtih, Mısır sultanına gönderdiği mektupta alışılmışın dışında ona kendisiyle eşit muamelesi yapmış, elçisi de yer öpmemişti; bu durum Sultan Hoşkadem'i çok incitmişti. Daha sonra Uzun Hasan'ın Fırat vadisindeki saldırıları üzerine Mısır sultanı elçisi Nûreddin Kuşeyrî'yi dostane bir mektupla Fâtih'e göndermiştir. Hüsameddin'in andığı Uzun Mustafa Çelebi'nin bu elçiliklerden hangisini yürüttüğü ve görev tarihi başka kaynaklarda bulunamadı.
Şam'daki Hocaları ve Çevresi
Hüsameddin'in verdiği hoca adları Ebû Türâb'ın Şam'daki ilim çevresini gösterir. Zeyneddîn Ahmed İbnü'l-Aynî adının, Hanefî fakih ve tarihçi Bedreddin el-Aynî (ö. 855/1451) ile kardeşi Şehâbeddin Ahmed'in mensup olduğu Aynî ailesini çağrıştırdığı söylenebilir; ancak bu kişinin kimliği kaynaklarda doğrulanamadı. Burhâneddîn Ahmed bin Nâcî el-Mâlikî hakkında da bilgiye rastlanmadı.
Ebû Türâb'a güvendiği söylenen Takıyyüddin İbn Kādî Aclûn, Dımaşklı âlim Bedreddin el-Gazzî'nin fıkıh alanında babasından sonra en çok yararlandığı hoca olarak anılır. Böyle bir âlimin Rumlu (Anadolulu) Hanefî bir hocayı "güvenilir" sayması, Ebû Türâb'ın Şam'ın Arap ulemasınca benimsendiğini gösteren bir kayıttır.
el-Kevâkibü's-Sâire
Hüsameddin'in kaynağı olan el-Kevâkibü's-Sâire, Bedreddin el-Gazzî'nin oğlu Necmeddin el-Gazzî'nin (977-1061/1570-1651) en önemli eseridir. Eser 901-1000 (1495-1592) yılları arasında ölenlerin hal tercümelerini üç tabaka hâlinde verir; her tabakada kişiler alfabetik sıralanmış, Muhammed adını taşıyanlar öne alınmıştır. Gazzî, Suriye, Kahire ve Haremeyn'de yetişenlerle ilgili bilgileri sözlü olarak derlemiş, Osmanlı devlet adamlarının biyografilerini ise Taşköprizâde'nin eş-Şakâ'iku'n-Nu'mâniyye'si ile babasının seyahatnamesinden özetlemiştir. Eserin internette erişilebilen metninde yapılan aramada bu kayıt bulunamadı; Hüsameddin'in aktarımı bu sebeple kaynağıyla karşılaştırılamamıştır.
Ebû Türâb'ın ölüm tarihi olarak verilen 8 Rebiülevvel 922, Nisan 1516'ya düşer. Bu tarih, Yavuz Sultan Selim'in Memlük ordusunu Mercidâbık'ta yendiği 25 Receb 922 (24 Ağustos 1516) tarihinden yalnızca birkaç ay öncedir. Fâtih döneminde bir Osmanlı elçilik heyetiyle Şam'a giden Amasyalı âlim, böylece şehrin Osmanlı yönetimine geçişini görmeden ölmüştür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 102–102. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Halil İnalcık, "Mehmed II", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2003. https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-ii
- Cevat İzgi, "Necmeddin el-Gazzî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2006. https://islamansiklopedisi.org.tr/necmeddin-el-gazzi
- Fatih Çollak - Cemil Akpınar, "Gazzî, Bedreddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1996. https://islamansiklopedisi.org.tr/gazzi-bedreddin
- Ali Osman Koçkuzu, "Aynî, Bedreddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991. https://islamansiklopedisi.org.tr/ayni-bedreddin
- Feridun Emecen, "Mercidâbık Muharebesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2004. https://islamansiklopedisi.org.tr/mercidabik-muharebesi