Sinoplu Mehmed oğludur. Amasya’da Mevlânâ Ebu İshâk İsmâil Sâlârî hizmetinde tahsîl-i kemâlât edib tedrîse mücâz olarak neşr-i ulûma başladı. Yıllarca ders-i âm [247] olup “Ebu’l-Fazl Sinobî” demekle iştihâr etdi. 721’de Tavâli’-i Isfahânî’yi müddekikâne şerh edib şöhret-i ilmiyyesi yükseldi.
Bir müddet Amasya kadı’l-kudâtına niyâbet ederek kendisini tanıtdı. Ba’dehû Amasya kadı’l-kudâtı da oldu. 741 sâlinden sonra vefât etdi. Fâzıl, muhakkik, üstâzü’l-ulemâ bir zât-ı sütûde-simât idi. Mahdûmu Mevlânâ Hâfızeddîn Mehmed Çelebi de kibâr-ı ulemâdandır.
Günümüz Türkçesiyle
Sinoplu Mehmed'in oğludur. Amasya'da Mevlânâ Ebû İshak İsmail Sâlârî'nin yanında ilimde olgunlaşarak ders okutmaya izin aldı ve ilim yaymaya başladı. Yıllarca ders-i âm olup "Ebu'l-Fazl Sinobî" adıyla tanındı. 721'de [1321] Isfahânî'nin Tavâli'ini incelikle şerh ederek ilmî şöhreti yükseldi.
Bir süre Amasya başkadısının naipliğini yaparak kendini tanıttı. Ardından Amasya başkadısı da oldu. 741 [1340-41] yılından sonra vefat etti. Faziletli, meseleleri derinlemesine araştıran, âlimlerin hocası, övülmeye değer bir zattı. Oğlu Mevlânâ Hâfızeddin Mehmed Çelebi de büyük âlimlerdendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- tahsîl-i kemâlât: ilimde olgunluk kazanma
- tedrîse mücâz: ders okutmak için icazet almış
- neşr-i ulûm: ilim yayma, ders verme
- iştihâr: tanınma, şöhret bulma
- müddekikâne: inceden inceye, titizlikle
- şerh: bir eseri açıklayan yorum kitabı
- kadı'l-kudât: kadıların başı, başkadı
- niyâbet: naiplik, vekillik
- sâl: yıl
- muhakkik: meseleleri derinlemesine araştıran âlim
- üstâzü'l-ulemâ: âlimlerin hocası
- zât-ı sütûde-simât: güzel huylarıyla övülen kişi
Hocası Sâlârî ve İlhanlı Devri Amasya'sı
Ebu'l-Fazl Sinobî, Amasya'nın İlhanlı hâkimiyeti altındaki yıllarında yetişmiş bir âlimdir. Hüsameddin'in ikinci cildi, Amasya valisi Şehabeddin Şâdî Bey'in 736'da (1335) ölümüyle İlhanlıların bölgedeki yetmiş sekiz yıllık hâkimiyetinin sona erdiğini anlatır. Hocası Kemâleddin Ebû İshak İsmail Sâlârî'nin biyografisi de aynı ciltte yer alır. Buna göre Sâlârî, Buhara'nın kuzeyindeki Cend şehrinden Yakub bin Sâlâr'ın oğludur; Tâcüşşerîa Mahmud el-Buhârî'den okumuş, şehir şehir dolaşarak Amasya'ya gelmiş, Halfet Gazi Medresesi müderrisi ve bir süre Amasya başkadısı olmuş, 737 civarında vefat etmiştir. Öğrencileri arasında "Mevlânâ Şemseddin Ahmed bin Mehmed es-Sinobî" sayılır.
Bu kayıt dikkat çekici bir ad karışıklığına işaret eder. Hüsameddin aynı kişiyi kitabın farklı yerlerinde farklı lakap ve künyelerle anar: bu maddede "Ebu'l-Fazl Rükneddin Ahmed Çelebi", Sâlârî maddesinde "Şemseddin Ahmed bin Mehmed es-Sinobî", Ziyârî maddesinde "Ebu'l-Fazl Ahmed bin Mehmed es-Sinobî", bir başka göndermede ise "Ebu'l-Berekât Rükneddin Ahmed Çelebi". Bu son gönderme bir sehiv olmalıdır; kitapta Ebu'l-Berekât künyesiyle yer alan madde, Güloğlu diye tanınan başka bir âlime, Şemseddin Ahmed bin el-Verdî'ye aittir. Üçüncü ciltte, İlhanlı hükümdarı Ebû Saîd Bahadır Han'ın ölümü sırasında Amasya'nın ünlü âlimleri sayılırken "Mevlânâ Rükneddin bin Muhammed Sinôbî" adı da geçer. Baba adı (Mehmed), nisbe (Sinobî), hoca (Sâlârî) ve dönem hepsinde örtüştüğü için bunların aynı kişi olduğu anlaşılmaktadır. Sinobî'nin öğrencileri arasında, sonradan Amasya başkadısı olan Şemseddin Ahmed ez-Ziyârî de bulunur.
Tavâliu'l-envâr ve İsfahânî'nin Şerhi
Hüsameddin'in "Tavâli'-i Isfahânî" dediği eser, Kādî Beyzâvî'nin (ö. 685/1286) kelâm kitabı Ṭavâliʿu'l-envâr min meṭâliʿi'l-enẓâr ile ilgilidir. Bir mukaddime ve üç bölümden oluşan bu eser; mantık, varlık, cevher ve araz, ilâhiyat ve nübüvvet konularını özlü biçimde işlediği için çok sayıda şerh ve hâşiyeye konu olmuştur. Kitabın ilk şerhi İbrî'ye aittir; en meşhur şerhi ise Şemseddin Mahmûd b. Abdurrahman el-İsfahânî'nin Meṭâliʿu'l-enẓâr'ıdır. Osmanlı medreselerinde Beyzâvî'nin metni İsfahânî'nin şerhiyle birlikte ders kitabı olarak okutulmuş; Seyyid Şerîf el-Cürcânî'den Hocazâde'ye kadar pek çok âlim bu şerhe hâşiye yazmıştır.
"Tavâli'-i Isfahânî" ifadesi iki biçimde anlaşılabilir: Sinobî ya doğrudan Beyzâvî'nin metnini şerh etmiş ve Hüsameddin metni okutulduğu yaygın şerhle birlikte anmıştır, ya da İsfahânî'nin şerhi üzerine bir hâşiye yazmıştır. Kaynaklarda Tavâli' üzerine yazılan şerh ve hâşiyeler arasında Sinobî'nin adına rastlanmadı; 721 tarihli bu şerhin bir nüshasına dair bilgi de bulunamadı. Bu yüzden Hüsameddin'in kaydı, eserin Amasya'da XIV. yüzyılın ilk çeyreğinde okunup tartışıldığını gösteren yerel bir tanıklık olarak değer taşır.
Başkadılık
Hüsameddin'in Selçuklu ve İlhanlı dönemi için kullandığı "kadı'l-kudât" unvanı, Amasya'nın şer'î yargısının başındaki kişiyi anlatır. Sinobî'nin önce başkadının naibi, sonra kendisinin başkadı olması, hocası Sâlârî'nin izlediği yolun aynısıdır. Oğlu Hâfızeddin Mehmed Çelebi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı; Hüsameddin ise "Hâfızoğlu" diye tanınan Ahmed Çelebi'yi "Mevlânâ Hâfızeddin Mehmed Çelebi'nin oğlu" olarak anar ve 807'de "Umdetü'l-Fuzalâ" unvanıyla kayıtlarda görüldüğünü yazar. Bu Hâfızeddin'in Sinobî'nin oğlu olup olmadığı metinden kesin olarak çıkmaz.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 83–83. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 3. Cilt, "Dokuzuncu Fasıl", s. 394–399; 6. Cilt, "Ebû İshâk İsmâil Cendî-Mevlânâ Kemâleddîn Sâlârî" maddesi, s. 79–80; "Ebû Sa'îd Ahmed Çelebi-Mevlânâ Şemseddîn ez-Ziyârî" maddesi, s. 102; "Ahmed Bey-Nâsıreddîn Atabeg" maddesi, s. 109; "Ebu'l-Berekât Şemseddîn Ahmed bin el-Verdî" maddesi, s. 81; "Ahmed Çelebi-Mevlânâ Şemseddîn" maddesi, s. 117.
- Turgut Akpınar, "Amasya Tarihi", TDV İslâm Ansiklopedisi, 3. cilt, 1991. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya-tarihi
Akademik çalışmalar