Amasyalıdır. Yörgüç Paşa vakfı mütevellîsi ve Amasya mütesellimi Hakalacı Mustafa Bey’in dâmâdı ulemâdan Yeğen Osmân Efendi’nin mahdûmudur. Şeyh Ya’kûbzâde el-Hâc Mustafa ve Sultân Bâyezîd İmâmı Fâzıl Hasan Efendilerden [245] ahz-ı ulûm ederek ders-i âm ve müderris oldu.
Amasya medreselerini sırayla devrederek 1070 senesi ramazânında Sultân Bâyezîd Medresesi müderrisi ve Amasya müftüsü oldu. 1072’de tedrîs ü fetvâdan azliyle Kilâri Süleyman Ağa vakfı mütevellîsi ve 1076 zilhiccesinde sânîyen Sultâniyye müderrisi ve Amasya müftüsü olup 1078 senesi muharreminde ma’zûlen İstanbul’a gitdi. Sene-i mezbûre receb gurresinde Sofya müftüsü oldu.
1081 şevvâlinde Kıbrıs mollası olup 1082 şevvâlinde ma’zûl ve arpalık vechile ba’zı kasabâta kadı ve 1088 şevvâlinde Trablusşâm mollası oldu. Orada 1089 senesi zilka’desinde vefât etdi. Şeyhî Mehmed Efendi Zeyl-i Zeyl-i Şakâyık’da diyor ki: “Âlim, afîf, pâk i’tikâd idi.” Mahdûmu Mehmed Paşa ve hafîdi Ali Bey’dir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Yörgüç Paşa vakfının mütevellisi ve Amasya mütesellimi Hakalacı Mustafa Bey'in damadı, âlimlerden Yeğen Osman Efendi'nin oğludur. Şeyh Yakubzâde Hacı Mustafa Efendi ile Sultan Bayezid Camii imamı Fâzıl Hasan Efendi'den ilim tahsil ederek ders-i âm ve müderris oldu.
Amasya medreselerinde sırasıyla görev yaparak 1070 [1660] yılının ramazanında Sultan Bayezid Medresesi müderrisi ve Amasya müftüsü oldu. 1072'de [1661-62] ders ve fetva görevlerinden azledilince Kilârî Süleyman Ağa vakfının mütevellisi oldu. 1076 [1666] zilhiccesinde ikinci kez Sultaniye müderrisi ve Amasya müftüsü oldu; 1078 [1667] yılı muharreminde görevden ayrılmış olarak İstanbul'a gitti. Aynı yılın receb ayının ilk günü Sofya müftüsü oldu.
1081 [1671] şevvalinde Kıbrıs mollası oldu. 1082 [1672] şevvalinde azledildi ve arpalık olarak bazı kasabalara kadı tayin edildi. 1088 [1677] şevvalinde Trablusşam mollası oldu. Orada 1089 [1678] yılı zilkadesinde vefat etti. Şeyhî Mehmed Efendi Zeyl-i Zeyl-i Şakâyık'ta onun için "âlim, iffetli, inancı temiz biriydi" der. Oğlu Mehmed Paşa, torunu Ali Bey'dir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mütevellî: vakfı yöneten görevli
- mütesellim: sancak yöneticisi adına şehri idare eden vekil
- dâmâd: damat
- ahz-ı ulûm: ilim alma, ders okuma
- tedrîs ü fetvâ: ders okutma ve fetva verme
- azl: görevden alma
- sânîyen: ikinci kez
- ma'zûlen: görevden alınmış olarak
- gurre: ayın ilk günü
- molla: büyük şehirlerin kadısı, yüksek dereceli kadı
- arpalık: açıkta kalan ilmiye mensubuna geçimlik olarak verilen kadılık ya da gelir
- afîf: iffetli, namuslu
- pâk i'tikâd: inancı temiz
- hafîd: torun
Hüsameddin'in Vakayinamesindeki İzler
Yeğenzâde Ebussuud Efendi'nin Amasya'daki görev yılları, Hüsameddin'in dördüncü ciltteki yıllık olaylar kaydında da adım adım izlenebilir ve iki anlatım birbirini tutar. 1068 yılında müftü Fâzıl Hızır Efendi azledilip Sivas'a çağrılınca yerine "Yeğen Osman Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi" Amasya müftüsü olmuştur; bu Mehmed Efendi, Ebussuud Efendi'nin kardeşidir. Aynı ciltte Amasya'da ders veren meşhur âlimler sayılırken "Müftü Yeğenzâde Mehmed Efendi" ile "Yeğenzâde Ebussuud Efendi" yan yana anılır. Görülüyor ki Yeğen Osman Efendi'nin iki oğlu aynı yıllarda şehrin ilmiye hayatının önünde bulunmuş, müftülük makamı kısa aralıklarla iki kardeş arasında el değiştirmiştir.
Ebussuud Efendi'nin 1070 ramazanındaki ilk müftülüğü, şehrin çalkantılı bir dönemine rastlar. Müfessir Hızır Efendi'nin biyografisine göre aynı ayın üçünde şehir kethüdası Mumcuzâde Seyyid Ahmed Ağa'nın kışkırttığı şikâyetler üzerine Hızır Efendi azledilmiş, yalancı şahitlerle mahkûm edilerek Kıbrıs'a gönderilmişti. Ebussuud Efendi böylece bu kavganın boşalttığı makama gelmiş oluyordu. 1076 zilhiccesinin onunda, bayram namazından hemen sonra müftü Yeğenzâde Hacı Mehmed Efendi vefat edince "eski müftü Ebussuud Efendi" yeniden müftü ve Sultaniye müderrisi yapılmıştır. 1078 muharreminin ilk günü ise vakayiname, Ebussuud Efendi'nin fetvadan "istifa ederek" İstanbul'a gittiğini ve yerine Hızır Efendi'nin dördüncü kez getirildiğini yazar. Maddede "ma'zûlen" (azledilmiş olarak) denmesi ile vakayinamedeki "istifa" ifadesi arasındaki küçük fark, ayrılığın görünüşte istifa, gerçekte zorunlu bir çekilme olabileceğini düşündürür.
Yörgüç Paşa Vakfı
Ebussuud Efendi'nin kayınpederi Hakalacı Mustafa Bey'in mütevellisi olduğu Yörgüç Paşa vakfı, Amasya'nın en köklü vakıflarındandır. Yörgüç Paşa, Çelebi Sultan Mehmed'in 1414'te on iki yaşındaki Şehzade Murad'ı Amasya'ya gönderirken yanına lala olarak verdiği devlet adamıdır. II. Murad tahta çıkınca 826'da (1423) Rum beylerbeyi olmuş, bölgedeki başına buyruk beyleri itaat altına almış ve vezirlik rütbesine yükselmiştir. Zilhicce 845'te (Nisan-Mayıs 1442) ölmüş, Amasya'da yaptırdığı caminin türbesine gömülmüştür. Vakfiyelerden ve tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre Amasya'da bir cami, medrese, imaret ve iki hamam yaptırmıştı. Hüsameddin'in vakayinamesi XVII. yüzyılda vakfın tevliyetinin Yörgüç Paşazâde ailesinden kişiler arasında evlatlık yoluyla dolaştığını gösterir; Hakalacı Mustafa Bey'in bu zincirdeki yeri başka bir kaynakta görülemedi.
Kilârî Süleyman Ağa Camii
Ebussuud Efendi'nin müftülükten azledildikten sonra mütevellisi olduğu Kilârî Süleyman Ağa vakfı, Amasya çarşısındaki camiye bağlıdır. Kültür envanterinde yapı, Dere Mahallesi'nde Mustafa Kemal Paşa Caddesi üzerinde, bedestenin karşısında, 1489 tarihli, tek kubbeli ve tek minareli kârgir bir cami olarak kayıtlıdır. Kapısının küçük kemeri üzerinde bir yazıt bulunur, kubbeye geçiş köşe tromplarıyla sağlanmıştır; yapı bugün de cami olarak kullanılır ve Vakıflar'ın sorumluluğundadır.
Dikkat çekici bir ayrıntı, Hüsameddin'in birinci ciltte bu camiyi anlatırken banisini "Kilârî Selîm Ağa" diye anmasıdır. Orada caminin 890'da bitirildiği, kapısı üstündeki Arapça beyitlerin bu tarihi verdiği, vakfiyenin ise 900'de düzenlendiği söylenir. Bu maddede ise aynı vakıf "Kilârî Süleyman Ağa vakfı" diye geçer. Bugün yapı Kilari Süleyman Ağa adıyla bilinmektedir; birinci ciltteki "Selîm" adının bir sehiv mi, yoksa farklı bir okuyuş mu olduğu belirsizdir.
Kıbrıs, Sofya ve Trablusşam
Ebussuud Efendi'nin Amasya'dan sonraki hayatı, XVII. yüzyıl ilmiye mensuplarının olağan yolunu gösterir: müftülük, ardından adalara ve uzak eyaletlere mollalık, arada açıkta kalınan yıllarda arpalık olarak verilen küçük kadılıklar. Hüsameddin'in andığı Şeyhî Mehmed Efendi (ö. 1144/1731), Nev'îzâde Atâî'nin zeylini sürdüren Vekāyiu'l-fuzalâ'nın yazarıdır. Eser 1042-1144 (1632-1731) arasında ölen âlimleri, şeyhleri ve şairleri kapsar; 1130'da (1718) tamamlanmıştır. Şeyhî, her padişah devrinin sonuna Sofya, Trablusşam ve Lefkoşe dahil pek çok şehirde kadılık yapanların listesini eklemiştir. 1089'da ölen bir Trablusşam mollasının bu eserde yer alması bu bakımdan beklenen bir durumdur. Hüsameddin'in aktardığı "âlim, afîf, pâk i'tikâd" sözlerinin geçtiği asıl metin bu çalışmada görülemedi.
Maddenin sonunda anılan oğul Mehmed Paşa ve torun Ali Bey hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 83–83. amasya.bel.tr
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1. Cilt, Mukaddime (Kilârî camii), s. 123–132; 4. Cilt, "Ahmed Paşa" maddesi, s. 580–581; "Ali Bey" maddesi, s. 581–582; "Ferhad Paşa" maddesi, s. 589–590; 9. Cilt, "Hızır Efendi-Müfessîr el-Hâc" maddesi, s. 117–118.
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar