Hacı İbrâhim Bey, bir tarafdan o bürûdetin izâlesi için Amasya a'yânının tavassutlarına mürâca'at ediyor, diğer tarafdan Hacı Şâdgeldi kölelerinden birini o katl ile ithâm ederek tutup götürmek istiyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Hacı İbrâhim Bey'in bu vaz'-ı garîbine i'tirâz ederek ağır sözler sarf etmiş, bürûdet izâle edileceği yerde teşdîd edilmişdi. Alî Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'yı haklı görüp iltizâm ediyordu. Hacı İbrâhim Bey buna da kızmışdı.
Bunun üzerine Hacı İbrâhim Bey, yalnız ma'iyyetini ve Kadı Burhân'ı alıp Sivas'a avdet ve Eretnazâde Alî Bey'i Amasya'da terk etdi. Hacı Şâdgeldi Paşa, Alî Bey'in esbâb ve ihtiyâcât-ı seferiyyesini görüp mutayyiben Kayseriyye'ye gönderdi.
Hacı İbrâhim Bey, Tokat'a vardıkda Alî Bey'i emâretden hal' ve def' etmek şartıyla Kayseriyye emâretini Kadı Burhân'a tevcîh edib Alî Bey'in ardından Kayseriyye'ye göndermiş, Kadı Burhân sür'atle gidip Alî Bey'den evvel Kayseriyye'ye varmış, Kayseriyye halkını elde etmişdi.
Kadı Burhân, Alî Bey'in çokça olan askerinden ihtirâz ederek bir müddet oyaladı. Bir fırsat zamânını bulduğu anda Alî Bey'in sarâyını basıp harb ederek bîçâreyi Kayseriyye'den çıkardı. Alî Bey, kaçıp Berkûb Kalesi'ne gitdi. Orada bir müddet ikâmet etmekde idi. Kadı Burhân Kayseriyye emîri oldu (778).
Hacı İbrâhim Bey, Alî Bey'in vak'asını haber aldıkda Moğol aşîretlerinin tecâvüzâtından ürküp Kayseriyye'ye gitdi. Alî Bey'i celb ve [89] da'vet ederek izzet ve ikrâm ile Kayseriyye emâretini ona verdi. Kadı Burhân'ı Sivas'a kaldırdı.
Ancak Kadı Burhân'ın mu'în ve tarafdârı olan Samagarlu aşîreti re'îsi Hızır Bey'in, askeriyle gelip Kayseriyye'yi istîlâ edeceği şâyi' oldukda Eretnazâde Alî Bey telâşa düşdü. Kadı Burhân'ı da'vet ve Hacı İbrâhim Bey'den istimdâd etmişdi.
Kadı Burhân, Hacı İbrâhim Bey'den aldığı izin ve kuvvetle Kayseriyye'ye geldi. Hızır Bey'le ca'lî bir münâkaşadan sonra Hızır Bey Kayseriyye havâlîsinden çekilip yaylağına gitdi. Alî Bey'in da'vetiyle Sivas'dan gelen Seydî Hüsâm da Kadı Burhân ile Alî Bey'i barışdırdı.
Fakat Hacı İbrâhim Bey, Alî Bey'le Kadı Burhân'ın ahvâl ve harekâtından şikâyetler eden halkı teskîn için bir müddet sonra havâss-ı ümerâsından Hâce Yâkût Bey'i Kayseriyye emîri yapıp göndermişdi (779).
Hâce Bey, gerek Alî Bey'in ve gerek Kadı Burhân'ın ahvâl ve harekâtını tarassud ederek bütün müşâhedâtını Hacı İbrâhim Bey'e yazıyordu. Bir müddet sonra Hacı İbrâhim Bey'den aldığı emir ve ta'lîmât üzerine Eretnazâde Alî Bey'i bağlayıp Sivas'a, Kadı Burhân'ı da zindâna gönderdi.
Kadı Burhân'ın avenesi ve Samagarlu aşîreti bir tarafdan, Eretnazâde Alî Bey'in mu'îni olan Barambaylu aşîreti re'îsi Ali Paşa diğer tarafdan Hacı İbrâhim Bey'i fevkalâde tazyîk etmeye başladılar.
Nâçâr kalan Hacı İbrâhim Bey, vâlî Hâce Bey'i azl edib [90] Seydî Hüsâm ile zencîre bend ederek Sivas'a kaldırdı. Kadı Burhân'ı mahbesden çıkarıp Alî Bey'i mevki'-i emârete getirdi. Samagarlu Hızır Bey'i Kayseriyye'ye vâlî yapdı.
Lâkin Hâce Bey'in hâmîsi olan Hacı Şâdgeldi Paşa, Hâce Bey'in bî-günâh olduğunu beyân ederek Hacı İbrâhim Bey'den afvını istedi. Çünkü Hâce Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa birâderinin kayınpederi idi. Seydî Hüsâm'a da Alî Bey şefâ'at etmişdi.
Hacı İbrâhim Bey, Hâce Bey'le Seydî Hüsâm'ı afv edib her ikisini de bırakdı. Üzerine hücûm etmeye âmâde olan Barambaylu Moğol aşîretinin belâsını def' edecek çâreler arıyor, kuvvetlerini cem' ederek tedârikâtını görüyordu.
Lâkin Eretnazâde Alî Bey, muttasıl Barambaylu aşîretine feryâd-nâme gönderiyor, aşîret re'îsi Alî Paşa'yı Hacı İbrâhim Bey aleyhine tahrîs ediyordu. Kadı Burhân da Alî Bey'in bu teşvîkâtına kuvvet veriyor, kendi avenesi Barambaylular'la teşrîk-i mesâ'î etmesine çalışıyordu.
Bundan dolayı Barambaylular'la Kadı Burhân'ın avenesi birleşip Sivas üzerine hücûm etdiler. Sivas vâlîsi Hacı İbrâhim Bey, ibtidâ serdârı olan Hasan Bey'i gönderdi. Sonra kendisi askeriyle beraber gitdi. Tozanlu nâhiyesinde yapılan muhârebede her ikisi de maktûl oldu (780).
Hâce Yâkût Bey, Hacı İbrâhim Bey'le beraberdi. Maktûl olan [91] bîçârenin başını alıp ibtidâ Havik (Hafik) kalesine sonra Sivas'a götürdü. Fakat bu felâket haberini Kadı Burhân'ın hâlazâdesi Ahmed Çelebi daha evvel Sivas'a getirip izhâr-ı şâdmânî etmişlerdi.
Hacı İbrâhim Bey, Kutlu Beyzâde Hâce Alî Şâh'ın mahdûmu idi. Bunun mahdûmu Hayreddîn Halîl Bey ve gulâmı Şerefeddîn Mukbil Bey velî-ni'metlerinin şehâdetine pek ziyâde müte'essir olmuşlardı. Mukbil Bey, derhâl kıyâm edib Halîl Bey'i makâm-ı emârete getirmek üzere Sivas'ı zabt etmiş, bu felâketin bâ'is-i yegânesi olan Eretnazâde Alî Bey'i bağlayıp zindâna atmışdı.
Kadı Burhân, Mukbil Bey'in bu harekâtından istifâde etmeye çalışıyor, Alî Bey de Kadı Burhân'a kendisini kurtarıp taht-ı emârete iclâs etdiği takdîrde vezâret vereceğini va'd ediyordu. Bunun üzerine Kadı Burhân'ın haşerâtı Hacı Mukbil Bey'i itlâf ederek Alî Bey'i taht-ı emârete çıkardı. Kadı Burhân, Alî Bey'e 780 senesi rebî'ulevvelinde vezîr oldu.
Bu hengâme arasında Hacı İbrâhim Bey'in bütün hazâ'in ve mevâşîsi, emvâl ve havâşîsi zabt ve yağmâ edildi. Mahdûmu Hacı Halîl Bey köleleri sâyesinde kaçıp Amasya'ya cân atdı. Hacı Şâdgeldi Paşa ümerâsından oldu.⁵⁰⁸ [92]
Amasya'dan mukaddemen çıkarılan Kılıç Arslan Bey, Erzincân'dan Sivas'a gelip Eretnazâde Alî Bey'in nedîmi olmuşdu. Alî Bey'in vezîri Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Hacı İbrâhim Bey vak'asından ne kadar müte'essir olacağını biliyordu.
Bunun için hem Şâdgeldi Paşa'yı ta'ziye etmek hem de paşanın harekâtını ve kuvâ-yı askeriyyesini anlamak lüzûmunu Alî Bey'e telkîn ve Amasya'ya gitmeye teşvîk ediyordu. Çünkü Şâdgeldi Paşa'nın Sivas'a hücûmundan korkuyordu.
Bunun üzerine Eretnazâde Alî Bey, vezîri Kadı Burhân'ı, müşâviri Kılıç Arslan'ı, nedîmi Seydî Hüsâm'ı alıp ma'iyyet-i askeriyyesiyle beraber Amasya'ya geldiler. Hacı Şâdgeldi Paşa'ya misâfir oldular.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Alî Bey'in rûhu olan Seydî Hüsâm'ı kaleye da'vet etmişdi. Ancak Seydî Hüsâm, Şâdgeldi Paşazâde Emîr Ahmed Çelebi ile ayş u nûş esnâsında gavgâ-yı mestâne çıkardı, ağır sözler sarf etmeye başladı. Ahmed Çelebi de bunu uşaklarıyla beraber tutup habs etdirdi.
Kadı Burhân, şeytâna ders verir adamdı. Seydî Hüsâm'ın gavgâsı müretteb şeylerdi. Gizlenilen maksad, Amasya'nın zabt ve teshîri, Hacı Şâdgeldi Paşa'dan intikâm ahzı idi. Çünkü Kadı Burhân, Alî Bey'in yanında olan Moğol askerine karşı Hacı Şâdgeldi kuvvetinin za'îf olduğunu zann ediyordu.
Kadı Burhân, Seydî Hüsâm'ın vak'asını duydukda, tertîb etdiği [93] şeylerin kolayca tatbîk edileceğini ümîd ederek Alî Bey'i şehrin hâricine çıkıp Amasya kalesini muhâsara ve Seydî Hüsâm'ı tahlîs etmeye teşvîk etdi.
Zâten esîr-i şehvet ve ikbâl olan Alî Bey, Kadı Burhân'ın teşvîkâtına kapıldı. Avdet ediyor şeklinde askerini şehrin hâricine çıkardı, kendisi de ma'iyyetiyle beraber çıkdı. Ansızın kaleyi muhâsara etdirdi. Mancınıklarla döğdürdü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, bu ta'ziyet ve ziyâretin iblîsâne bir hareket olduğunu derhâl anlamışdı. Lâzım gelen müdâfa'a tertîbâtını alıp Amasya'yı ve kalesini Moğol eşirrâsına karşı şecî'âne müdâfa'a ve muhâfaza ederek Kadı Burhân'ın ümîdlerini boşa çıkardı.
Nihâyet Kadı Burhân ve Kılıç Arslan'ın ricâları üzerine Hacı Şâdgeldi Paşa Seydî Hüsâm'ı mahbesinden çıkarıp Eretnazâde Alî Bey'e gönderdi. Alî Bey ve ma'iyyeti de hâ'ibâne ric'at ederek def' olup gitdiler.
Bundan sonra Erzincân emîri Hüseyin Bey vefât etmişdi. Kılıç Arslan, Erzincân'da yıllarca oturmuş, nihâyet Hüseyin Bey'le arası açılıp Sivas'a gelmişdi. Hüseyin Bey'in vefât haberini duydukda Alî Bey'i Erzincân'ın zabt ve istîlâsıyla kendisinin Erzincân emâretine ta'yîn edilmesini teşvîk ve teklîf ediyordu.
Hâlbuki Erzincân emâreti, Irâk'da hükûmet eden Celâyirî nüfûzu altına girmiş, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın himâyesini görmüş, Hüseyin [94] Bey'in yerini Burâkzâdeler'den Mutahhereddîn Tayarten Bey tutmuşdu (781).
Alî Bey'le vezîri Kadı Burhân, Kılıç Arslan'ın teklîfini kabûl ederek Erzincân üzerine yürümüşlerdi. Celâyirî neslinden Tuğrul Bey, bu hareketden haberdâr oldukda Elbistân emîri Dulkadiroğlu İbrâhim Bey'den ve Amasya emîri Kutlu Beyzâde Hacı Şâdgeldi Paşa'dan istimdâd etdi.
Kadı Burhân, Erzincân kalesinin metânetini ve askerinin şiddetli müdâfa'asını görünce Kayseriyye emîri Cüneyd Bey'den kuvve-i mu'âvine taleb ederek kaleyi feth etmeye savaşıyordu.
Bu esnâda bir tarafdan Dulkadiroğlu İbrâhim Bey, bu tarafdan da Hacı Şâdgeldi Paşa'nın büyük mahdûmu Seyyideddîn Muhammed Bey kuvve-i imdâdiyyeleriyle Erzincân'a yetişdiler. Erzincân askeriyle birleşdiler. Kuvve-i imdâdiyyesiyle gelen Cüneyd ve Eretnazâde Alî Beyler'in askerlerini bozup dağıtdılar. Buradan da hâ'ibâne döndüler.
Eretnazâde Alî Bey, gerek vak'a-i sâbıkadan ve gerek Erzincân'ı himâye etmesinden dolayı Hacı Şâdgeldi Paşa'dan intikâm almağa pek ziyâde hâhişgerdi. Erzincân'dan Sivas'a geldiğinden az sonra bütün kuvvetiyle Amasya üzerine yürüdü.
Hâlbuki Alî Bey'in kuvve-i umûmiyyesi Amasya'nın zabt ve teshîrine kâfî derecede değildi. Bununla beraber Amasya'da tâ'ûn hükmünü icrâ ediyordu. Bu azîmeti haber alan Hacı Şâdgeldi Paşa tabî'î kuvvetlerini, askerlerini cem' ederek mukâbele etmeye hâzırlanıyordu. [95]
Eretnazâde Alî Bey büyük bir debdebe içinde Kazâbâd'a gelmişdi. Fakat kendisine lâyık bir hasım olan tâ'ûn kendisini derhâl yakaladı. Birkaç gün içinde îcâbına bakıp 782 senesi cumadelâhiresinin yirmi beşinci çarşamba günü rûhunu aldı. Halkı şehvet ve ihtirâsından kurtardı.
Alî Bey'in erkân-ı devleti olan Kadı Burhân, Seydî Hüsâm, Kılıç Arslan Amasya fethi azîmetinden vazgeçip Hacı Şâdgeldi Paşa'ya karşı i'tizâr ederek döndüler. Çünkü kuvvetlerinin za'îf olduğunu bildikleri cihetle Hacı Şâdgeldi Paşa'dan korkuyorlardı.
Emîr Alâ'eddîn Alî Bey, Eretna Bey'in ikinci mahdûmu idi. Fakat sefâhetde pederinden üstün çıkdı. Gâh Kayseriyye'de gâh Sivas'da mükerreren emîr oldu. Mükerreren hal' edildi. Ne emâretinde bir adâlet, ne kendisinde bir meziyyet yokdu. Yedi yaşında Muhammed Bey nâmında bir mahdûmunu bırakdı.
Kadı Burhân, Alî Bey'in cesedini ve asker ve eskâlini alıp Tokat'a döndüler. Orada cesedi türbesine defn edib Sivas'a doğru hareket etdiler. Fakat Hacı Şâdgeldi Paşa, ma'iyyet-i askeriyyesiyle Amasya'dan kalkıp Tokat üzerine yürümüşdü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, kuvvet ve şevket i'tibâriyle ümerânın ser-efrâzı, tedbîr ve fazîlet i'tibâriyle ulemânın mümtâzı idi. Kadı Burhân, bunu takdîr ediyor, herkesden ziyâde bundan korkuyordu.⁵⁰⁹ [96]
Hacı Şâdgeldi Paşa, gerek Sivas'ın içinde ve gerek havâlîsinde olan beyleri ve büyükleri celb ve istimâlet ederek Sivas'ı memâlikine ilhâk etmek istiyordu. Hacı Şâdgeldi, tab'an mu'tedil, âlim, âdil bir zât idi. Sivas'ın ba'zı erkânı ve halkı kendisine pek mâ'ildi.
Fakat Seydî Hüsâm gibi Alî Bey'in meclûbu olan ricâl-i memleket, Alî Bey'in yedi yaşındaki oğlu Muhammed Bey'i taht-ı emârete geçirmek istiyorlar, buna da bir türlü cesâret edemiyorlardı.
Çünkü Muhammed Bey pek küçükdü. Cülûsu hâlinde bütün umûr-ı hükûmet, makâm-ı vezâretde olan Kadı Burhân'ın elinde kalacağını biliyorlar, bunu arzu etmiyorlardı. Çünkü Kadı Burhân, fazîlet-i ilmiyyesiyle beraber tab'an gaddâr, haşîn, mağrûr ve mütekebbirdi. Kimseyi beğenmezdi. Bunun için kendisini sevmeyenler çokdu. Kayseriyyeliler bile sevmiyorlardı.
Kadı Burhân, halkın ve erkânın bu temâyülât ve hissiyâtını anladığı anda Hacı Şâdgeldi Paşa'ya teba'iyyet etmekden erkân ve halkı vazgeçirmek için Kılıç Arslan Bey'i halka ve erkâna medh u senâ, haseb ve nesebini i'lân ederek taht-ı emârete kemâl-i izzet ve ikrâm ile iclâs etdi. Erkân-ı Sivas'ı ve halkı emr-i vâki' karşısında bırakdı. Nesebine binâ'en bütün erkân emâretini kabûl etdi.
Rükneddîn Kılıç Arslan Bey, Sultân Altunbaş-ı Selçûkî şehzâdesi Mes'ûd Şâh'ın oğludur. Makâm-ı emârete geçmeden evvel Kadı Burhân'ın [97] der-miyân etdiği şerâ'iti kabûl ederek makâm-ı vezâretde Kadı Burhân'ı ibkâ etdi.
Hâlbuki der-miyân edilen şerâ'it ağırdı. Birincisi, bütün umûr-ı hükûmet ve hâssaten umûr-ı mâliye Kadı Burhân'ın dest-i kifâyetinde olacakdı. İkincisi, Kayseriyye emâreti kendisine verilecekdi. Üçüncüsü, Harsenus kalesi ve arâzîsi kâmilen Burhân'a tahsîs edilecekdi. Bunların hiçbiri de kâbil-i icrâ değildi.
Çünkü birinci şartın icrâsında Kılıç Arslan'ın emâreti mefsûh olurdu. İkinci şartın icrâsı aslâ kâbil değildi. Çünkü Kayseriyye'nin erkân-ı ümerâsından olan Kayseriyye vâlîsi Ömer Beyzâde Cüneyd Bey, Büyük Eretnazâde İzzeddîn Ca'fer Bey'i taht-ı emârete iclâs ederek kimseyi tanımıyordu. Üçüncü şartı da böyle idi.
Kadı Burhân, bir müddet sonra bu şerâ'it'in icrâsını şiddetle taleb etmeye başladı. Kılıç Arslan, bunların hiçbiri kendisi için kâbil-i icrâ olmadığını der-miyân ederek i'tizâr ediyordu. Kadı Burhân, Komenat dâhilinde bir karyeyi kendisine temlîk etmesini istedi. Kılıç Arslan, Tokat vilâyeti tamâmiyle Hacı Şâdgeldi tasarrufunda olduğunu beyân ederek yine i'tizâr etdi.⁵¹⁰
Kadı Burhân'ın gizlediği maksadı, Kılıç Arslan'ı ve Şâdgeldi [98] Paşa'yı halkın nazarından düşürdükden; Samagarlu, Barambaylu denilen Moğol aşîretlerini tamâmiyle kendisine rabt etdikden sonra bîçâreyi öldürüp yerine geçmekdi.
Kadı Burhân, bu işe ibtidâ Hacı Şâdgeldi Paşa'dan başladı. Kılıç Arslan'ın ağzıyla Hacı Şâdgeldi'nin dedesi Kürt Bey, Tâceddîn Altunbaş'ın kölesi, Hacı Şâdgeldi'nin de kölezâde olduğunu işâ'a ederek muttasıl kendisinin asâlet ve necâbetinden dem vuruyordu.
Kadı Burhân, lüzûmundan ziyâde efsâneler îcâd ederek halkı Şâdgeldi Paşa'dan tenfîr etdi. Sonra dönüp vekâyi'-i sâbıkayı tekrâr ederek Kılıç Arslan Bey'i Hacı Şâdgeldi aleyhine tahrîk etmekde idi. Bundan maksadı Kılıç Arslan'ı ezdirmekdi.
Hâlbuki halk idâresinde şart-ı a'zam adâlet, ahlâk, fa'âliyetdir. Bunlara nisbetle asâlet, bir hiçden ibâretdir. Târîhen nice kölelerden, kölezâdelerden en büyük kahramânlar; nice asîllerden, asîlzâdelerden en büyük kaltabanlar türemişdir.
Kılıç Arslan'ın hamâkatine bakınız ki Hacı Şâdgeldi Paşa'nın fazîletini, adâletini, kuvvet ve şevketini nazar-ı i'tibâra almadan Kadı Burhân'ın teşvîkâtıyla topladığı derme çatma askerini alıp Tokat üzerine yürüdü. Hacı Şâdgeldi Paşa'ya i'lân-ı harb etdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, askerini alıp derhâl Tokat'a geldi. Kılıç Arslan'ı karşıladı. Hâlbuki Kılıç Arslan, Seydî Hüsâm'dan aldığı mektûbdan Sivas'da kendi aleyhine yapılan oyunları anlamış, [99] i'lân-ı harb etdiğine pişmân olmuşdu. Amasya askerinin kesretini görünce daha ziyâde korkdu.
Bîçâre Kılıç Arslan, Kadı Burhân'ın dayısı olan Yıldızlıoğlu Yûsuf Bey'i Hacı Şâdgeldi Paşa nezdine elçi gönderip sulh ricâ ederken askerleri Tokat köylerini yağmâ ediyor, harbe başlandığını gösteriyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa yağmâ-gerlige fevkalâde hiddet ederek Kılıç Arslan ile harbe girdi. Kılıç Arslan fenâ hâlde bozuldu. Askeri darmadağın oldu. Meydân-ı muhârebeden rezîlâne kaçıp Sivas'a cân atdı. Halkın nazarında kadr ü i'tibârı kalmadı.
Kılıç Arslan Bey, uğradığı bu rezâletin müsebbib-i yegânesi Kadı Burhân olduğunu anlıyordu. Bununla beraber her türlü hiyel ve desâyisine derhâl kanıyordu. Hâlbuki Kadı Burhân, Sivas emâretine bir an evvel kavuşmak için Kılıç Arslan'ı öldürmek çâresini düşünüyordu.
O zamânın Sivas kutbu sayılan Sivas Mevlevî-hânesi Şeyhi Âdil Dede, Kadı Burhân'ın meclûbu idi. Kadı Burhân'ın telkînâtıyla Âdil Dede, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya "kölemen", Kılıç Arslan'a "kahbe-zen" derdi. Kendisine uyanları bunların aleyhine tahrîk ederdi.
Kadı Burhân bu tahrîkâtdan istifâde ederek birtakım sâde-dilânı iğfâl ediyordu. Nihâyet Burhân, hemşîrezâdesi Emîr Şeyh Mü'eyyed'le ittifâk edib Kılıç Arslan'ı bir sayd-gâha da'vet etdi. Oraya [100] vardığı anda bîçâreyi kılıçla paraladı.⁵¹¹
Kadı Burhân, bu cinâyetle kalmadı. Kılıç Arslan'ın yüzlerce etbâ'ını, tarafdârlarını, amcası Keyhusrev'i kılıçdan geçirdi. Bu kadar cinâyetden sonra Kılıç Arslan için kurdukları ziyâfet sofrasına oturup kemâl-i huzûr ile yemeklerini yediği Bezm ü Rezm'in cümle-i mazbûtâtındandır.
Ne kadar şâyân-ı hayretdir ki Kadı Burhân, ana tarafından Selçûkîzâde olduğunu der-miyân ederek asâlet ve necâbetiyle öğünürken, eben-an-ced Selçûkî olan Kılıç Arslan'ı ve bî-günâh olan yüzlerce etbâ'ını ve tarafdârânını bilâ-merhamet öldürmüşdür.
Kadı Burhân, Kılıç Arslan'ın îcâbına bakdıkdan sonra sayd-gâhından dönüp debdebe ve dârâtıyla Sivas'a girdi. Dâru'l-Emâre'yi zabt edib emâret tahtına 782 senesi zilka'desinin on dördüncü günü cülûs etdi. Beş yıldan beri ta'kîb etdiği gâyesine erdi.
Kadı Burhâneddîn Ahmed⁵¹², Salur kabîlesi Türkmenleri'nden Kayseriyye kadısı Şemseddîn Muhammed bin Sirâceddîn Süleyman bin Celâleddîn Habîb bin Muhammed bin Resûl bin Sevinc'in oğludur. Vâlidesi müstevfî-i Rûm Yıldızlı⁵¹³ Celâleddîn Mahmûd'un mahdûmu Abdullah Çelebi kerîmesidir. [101] Kayseriyye'de 745 senesi ramazânının üçüncü günü doğmuşdur.
Kutlu Şâh'ın istiklâlinde 757 senesinde pederiyle Kayseriyye'den çıkıp Şâm'a gitmiş yüz gün sonra Kutlu Şâh'ın afvıyla avdet edib 759 senesinde pederiyle Kayseriyye'den çıkarılmışdı. Bu müddet zarfında pederiyle Mısır'a gidip Kutbeddîn Râzî'den okumuş, 764'de Hicâz'a gidip avdetinde pederi Ma’arra kasabasına vusûlünde vefâtıyla kendisi Haleb'de ikâmet etmişdir.
765 senesinde Kayseriyye'ye gelip ricâl-i hükûmet avdetinden müteneffir, ricâl-i ilmiyye müteşekkir olmuş, tedrîs-i ulûm ederek fazl u kemâli anlaşılınca ya'nî Hâce Alî Şâh'ın katlini müte'âkib 766 senesinde Eretnazâde Muhammed Bey'in himmetiyle Kayseriyye kadısı nasb edilmişdir.
767 senesinde Muhammed Bey bin Eretna'nın vefâtı üzerine bir herc ü merc-i umûmî hâsıl olup Türk ve Moğol birbirine girdiği esnâsında İkinci Eretna Bey'i iltizâm etmiş, bunun firârıyla yerine gelen birâderi Alî Bey'le uzun bir mâcerâya girmiş, Alî Bey'i Kayseriyye'den koğmuş, halka nüfûz ve ahlâkını tanıtmış, Hacı İbrâhim Bey devrinde 777 senesinde Kayseriyye kazâsından azl edilmiş, Kayseriyyeliler'in ricâsıyla Sivas'a kaldırılmışdır.
Kadı Burhâneddîn Ahmed, gâyet zekî, müdebbir, fâzıl, metîn, fa''âl olmakla beraber dessâs, gaddâr, kattâl, pek harîs-i ikbâl ve saltanat bir zât idi. Usûl-i Hanefiyye'den "Telvîh" üzerine yazdığı "Tercîh" adlı hâşiyesi, fezâ'il-i ilmiyyesinin derecesini göstermekdedir. Neslen Türk olduğu hâlde Moğollar'a pek mâ'il, bununla beraber gâyet hodbîn idi. [102]
Kadı Burhân'n bu cinâyetleri, ser-bâzâne hareketleri, Sivas'ın kendini bilir a'yân ve eşrâfını hâssaten Sivas halkını pek ziyâde ürkütmüşdü. Lâkin Kadı Burhân'ın kuvveti, mu'îni olan menfa'at-perestânın, Barambaylar'ın şer ve mefsedetlerinden kimsenin i'tirâza cür'eti yokdu.
Bundan dolayı Sivas'ın ba'zı a'yân ve halkı, Amasya hükümdârı Hacı Şâdgeldi Paşa'ya hafiyyen da'vet-nâmeler irsâl ederek feryâd ve istigâse etmişler, Sivas vilâyetini alıp kendi memâlikine ilhâk etmesini istemişlerdi.
Bunu duyan Kadı Burhân, âdetâ kuduruyor; yazıp feryâd edenleri aratıyor, bulduğunu asıp kesiyor ve diyordu ki: "Ben bu emâreti kendi sa'y ve ictihâdımla aldım Hacı Şâdgeldi kim oluyor ki bu memlekete tesâhüb, benim saltanat ve istiklâlime muhâlefet etmeye kalkışıyor".⁵¹⁴
Lâkin bu cinâyetlerin, bu hareketlerin halk üzerinde pek fenâ te'sîrler uyandırdığını anlayan mukarreblerinden İnebey, Kadı Burhân'a Kılıç Arslan'ın Sivas vilâyetini Hacı Şâdgeldi Paşa'ya teslîm edeceğinden dolayı hamiyyet-i vataniyye sâ'ikasıyla öldürüldüğünü işâ'a etmesini telkîn ve işâ'a etdi.
Lâkin böyle yalan işâ'alar, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın fenâlığına dâ'ir îcâd edilen efsâneler kimseyi tatmîn, pek umûmî olan heyecânı [103] teskîn edemiyordu. Bunları anlayan Kadı Burhân, pür-halecân Hacı Şâdgeldi Paşa'nın harekâtını tarassud ediyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, bu esnâda ağır hasta olmuş, ümîdsiz bir hâlde yatıyordu. Bütün Amasya beyleri müttefik, müttahid bir hâlde Hacı Şâdgeldi'ye münkâd idiler. Paşa'ya emâretinde mu'ârız olan Halifetzâde Pîr Alî Bey bile Şâdgeldi uğruna cân veriyordu. Kerîmesi Îrân Hâtun'u Paşa'nın mahdûmu Seyyideddîn Muhammed Bey'e vermişdi.⁵¹⁵
Hacı Şâdgeldi Paşa, aldığı feryâd-nâmeler üzerine askerini cem' ve esbâb ve âlât-ı seferiyyesini ikmâl etdiriyordu. Bu esnâda Kadı Burhân, kendi havâssından Ahi Îsâ Bey nâmında bir zâtı en ziyâde korkduğu Hacı Şâdgeldi nezdine elçi gönderdi. Paşa'nın hâlet-i rûhiyyesini, askerini, Amasya beylerinin vaz'iyyetlerini anlamağa çalışıyordu.
Hacı Şâdgeldi'nin askeri çokdu. Elçinin geldiği esnâda her tarafdan asker geliyor, Amasya'nın içi, her tarafı mühîb bir şekil alıyor, elçiye dehşet veriyordu. Asker içinde "Cavunkar" denilen Moğollar, "Kara Tatar" denilen Tatarlar da vardı. "Cavunkar"⁵¹⁶ Türkler arasında "Çongar" demekle meşhûr idi. [104]
Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya tarafdârlık töhmetiyle mukaddemen Karahisâr-ı Şarkî beyi Melik Ahmed Bey'in birâderi Nebî, Erzincân beyi Tayerten Bey'in akrabâsından Zünnûn Beyler'i Sivas'da habs etmiş, Seydî Hüsâm'ı Koyla Hisâr'a nefy edib orada zindâna koydurmuşdu.
Kadı Burhân, elçi Îsâ Bey'in avdetinde Amasya beylerinin ittihâdını, askerinin kesretini, Hacı Şâdgeldi'nin kuvvet ve şevketini anlayıp mukaddemen habs etdiği Nebî, Zünnûn, Seydî Hüsâm Beyler'i afv ve taltîf etdi.
Nebî Bey'e Karahisâr-ı Behrâmşâh (Bayramşâh) emâretini verip gönderdi. Birâderi Melik Ahmed Bey'le uğraşdırıp her ikisini de meşgûl etmiş olacakdı. Çünkü Melik Ahmed Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya mu'în ve münkâd idi.
Zünnûn Bey'i taltîfâta gark edib Erzincân'a gönderdi. Emîr Mutahhareddîn Tayerten Bey'le akd-i ittifâk etmeye gayret etmesini istedi. Çünkü vak'a-i sâbıkadan dolayı Tayerten Bey, Şâdgeldi Paşa'ya müteşekkir ve pek mütemâyildi. Müsteşâr-ı umûru Tuğrul Bey de mâ'ildi. Seydî Hüsâm'ı da Sivas'a celb edib eski makâmını verdi.
Günümüz Türkçesiyle
Hacı İbrâhim Bey, bir yandan bu soğukluğun giderilmesi için Amasya ileri gelenlerinin araya girmesini istiyor, öbür yandan Hacı Şâdgeldi'nin kölelerinden birini o cinayetle suçlayarak yakalayıp götürmek istiyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Hacı İbrâhim Bey'in bu tuhaf tutumuna itiraz ederek ağır sözler söylemiş, soğukluk giderileceği yerde artmıştı. Alî Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'yı haklı bulup onu tutuyordu. Hacı İbrâhim Bey buna da kızmıştı.
Bunun üzerine Hacı İbrâhim Bey, yalnızca maiyetini ve Kadı Burhân'ı alıp Sivas'a döndü, Eretnazâde Alî Bey'i Amasya'da bıraktı. Hacı Şâdgeldi Paşa, Alî Bey'in yol hazırlıklarını ve gereksinimlerini karşılayıp gönlünü hoş ederek onu Kayseri'ye gönderdi.
Hacı İbrâhim Bey, Tokat'a varınca Alî Bey'i emirlikten azledip uzaklaştırmak şartıyla Kayseri emirliğini Kadı Burhân'a verip Alî Bey'in ardından Kayseri'ye göndermiş, Kadı Burhân hızla gidip Alî Bey'den önce Kayseri'ye varmış, Kayseri halkını kendi tarafına çekmişti.
Kadı Burhân, Alî Bey'in kalabalık olan askerinden çekinerek bir süre oyaladı. Fırsatı bulduğu anda Alî Bey'in sarayını basıp savaşarak zavallıyı Kayseri'den çıkardı. Alî Bey kaçıp Berkûb Kalesi'ne gitti. Orada bir süre kaldı. Kadı Burhân Kayseri emîri oldu (778 [1376-77]).
Hacı İbrâhim Bey, Alî Bey'in başına gelenleri haber alınca Moğol aşiretlerinin saldırılarından ürküp Kayseri'ye gitti. Alî Bey'i çağırıp izzet ve ikramla Kayseri emirliğini ona verdi. Kadı Burhân'ı Sivas'a götürdü.
Ancak Kadı Burhân'ın destekçisi ve yandaşı olan Samagarlu aşireti reisi Hızır Bey'in askerleriyle gelip Kayseri'yi ele geçireceği söylentisi yayılınca Eretnazâde Alî Bey telaşa düştü. Kadı Burhân'ı çağırdı ve Hacı İbrâhim Bey'den yardım istedi.
Kadı Burhân, Hacı İbrâhim Bey'den aldığı izin ve kuvvetle Kayseri'ye geldi. Hızır Bey'le danışıklı bir tartışmadan sonra Hızır Bey Kayseri çevresinden çekilip yaylasına gitti. Alî Bey'in çağrısıyla Sivas'tan gelen Seydî Hüsâm da Kadı Burhân ile Alî Bey'i barıştırdı.
Fakat Hacı İbrâhim Bey, Alî Bey ile Kadı Burhân'ın durumlarından ve davranışlarından yakınan halkı yatıştırmak için bir süre sonra güvendiği emirlerden Hâce Yâkût Bey'i Kayseri emîri yapıp gönderdi (779 [1377-78]).
Hâce Bey, hem Alî Bey'in hem de Kadı Burhân'ın durumlarını ve davranışlarını gözetleyerek bütün gözlemlerini Hacı İbrâhim Bey'e yazıyordu. Bir süre sonra Hacı İbrâhim Bey'den aldığı emir ve talimat üzerine Eretnazâde Alî Bey'i bağlayıp Sivas'a, Kadı Burhân'ı da zindana gönderdi.
Kadı Burhân'ın yardımcıları ve Samagarlu aşireti bir yandan, Eretnazâde Alî Bey'in destekçisi olan Barambaylu aşireti reisi Ali Paşa öbür yandan Hacı İbrâhim Bey'i çok sıkıştırmaya başladılar.
Çaresiz kalan Hacı İbrâhim Bey, vali Hâce Bey'i görevden alıp Seydî Hüsâm ile zincire vurarak Sivas'a götürdü. Kadı Burhân'ı hapisten çıkarıp Alî Bey'i emirlik makamına getirdi. Samagarlu Hızır Bey'i Kayseri'ye vali yaptı.
Fakat Hâce Bey'in hamisi olan Hacı Şâdgeldi Paşa, Hâce Bey'in suçsuz olduğunu söyleyerek Hacı İbrâhim Bey'den bağışlanmasını istedi. Çünkü Hâce Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kardeşinin kayınpederiydi. Seydî Hüsâm için de Alî Bey aracı olmuştu.
Hacı İbrâhim Bey, Hâce Bey'i ve Seydî Hüsâm'ı affedip ikisini de bıraktı. Üzerine saldırmaya hazırlanan Barambaylu Moğol aşiretinin belasını savmanın yollarını arıyor, kuvvetlerini toplayıp hazırlıklarını yapıyordu.
Fakat Eretnazâde Alî Bey, durmadan Barambaylu aşiretine yardım çağrısı yazıyor, aşiret reisi Alî Paşa'yı Hacı İbrâhim Bey'e karşı kışkırtıyordu. Kadı Burhân da Alî Bey'in bu kışkırtmalarını destekliyor, kendi yandaşlarının Barambaylular'la birlikte çalışması için uğraşıyordu.
Bundan dolayı Barambaylular ile Kadı Burhân'ın yandaşları birleşip Sivas üzerine yürüdüler. Sivas valisi Hacı İbrâhim Bey, önce başkomutanı Hasan Bey'i gönderdi. Sonra kendisi askeriyle birlikte gitti. Tozanlu nahiyesinde yapılan savaşta ikisi de öldürüldü (780 [1378-79]).
Hâce Yâkût Bey, Hacı İbrâhim Bey'le birlikteydi. Öldürülen zavallının başını alıp önce Havik (Hafik) Kalesi'ne, sonra Sivas'a götürdü. Fakat bu felaket haberini Kadı Burhân'ın teyzesinin oğlu Ahmed Çelebi daha önce Sivas'a getirmiş, sevinç göstermişlerdi.
Hacı İbrâhim Bey, Kutlu Beyzâde Hâce Alî Şâh'ın oğluydu. Bunun oğlu Hayreddîn Halîl Bey ile kölesi Şerefeddîn Mukbil Bey, velinimetlerinin ölümüne çok üzülmüşlerdi. Mukbil Bey hemen ayaklanıp Halîl Bey'i emirlik makamına getirmek üzere Sivas'ı ele geçirmiş, bu felaketin tek sebebi olan Eretnazâde Alî Bey'i bağlayıp zindana atmıştı.
Kadı Burhân, Mukbil Bey'in bu hareketinden yararlanmaya çalışıyor, Alî Bey de Kadı Burhân'a kendisini kurtarıp emirlik tahtına oturttuğu takdirde vezirlik vereceğine söz veriyordu. Bunun üzerine Kadı Burhân'ın adamları Hacı Mukbil Bey'i öldürerek Alî Bey'i emirlik tahtına çıkardı. Kadı Burhân, Alî Bey'e 780 [1378-79] yılı Rebîülevvel ayında vezir oldu.
Bu karışıklık sırasında Hacı İbrâhim Bey'in bütün hazineleri ve sürüleri, malları ve eşyası zaptedilip yağmalandı. Oğlu Hacı Halîl Bey kölelerinin yardımıyla kaçıp Amasya'ya sığındı. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın emirlerinden oldu.
Amasya'dan daha önce çıkarılan Kılıç Arslan Bey, Erzincan'dan Sivas'a gelip Eretnazâde Alî Bey'in sohbet arkadaşı olmuştu. Alî Bey'in veziri Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Hacı İbrâhim Bey olayından ne kadar etkileneceğini biliyordu.
Bunun için hem Şâdgeldi Paşa'ya taziye etmek, hem de paşanın hareketlerini ve askerî gücünü anlamak gerektiğini Alî Bey'e telkin edip onu Amasya'ya gitmeye teşvik ediyordu. Çünkü Şâdgeldi Paşa'nın Sivas'a saldırmasından korkuyordu.
Bunun üzerine Eretnazâde Alî Bey, veziri Kadı Burhân'ı, danışmanı Kılıç Arslan'ı, sohbet arkadaşı Seydî Hüsâm'ı alıp askerî maiyetiyle birlikte Amasya'ya geldiler. Hacı Şâdgeldi Paşa'ya misafir oldular.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Alî Bey'in canı olan Seydî Hüsâm'ı kaleye davet etmişti. Ancak Seydî Hüsâm, Şâdgeldi Paşazâde Emîr Ahmed Çelebi ile yeme içme sırasında sarhoşça kavga çıkardı, ağır sözler söylemeye başladı. Ahmed Çelebi de onu uşaklarıyla birlikte tutup hapsettirdi.
Kadı Burhân, şeytana ders verecek adamdı. Seydî Hüsâm'ın kavgası önceden düzenlenmiş bir şeydi. Gizlenen amaç, Amasya'yı ele geçirip boyunduruk altına almak, Hacı Şâdgeldi Paşa'dan öç almaktı. Çünkü Kadı Burhân, Alî Bey'in yanındaki Moğol askerine karşı Hacı Şâdgeldi'nin gücünün zayıf olduğunu sanıyordu.
Kadı Burhân, Seydî Hüsâm'ın başına gelenleri duyunca, düzenlediği şeylerin kolayca uygulanacağını umarak Alî Bey'i şehrin dışına çıkıp Amasya Kalesi'ni kuşatmaya ve Seydî Hüsâm'ı kurtarmaya teşvik etti.
Zaten şehvetin ve talihin esiri olan Alî Bey, Kadı Burhân'ın kışkırtmalarına kapıldı. Dönüyormuş gibi askerini şehrin dışına çıkardı, kendisi de maiyetiyle birlikte çıktı. Ansızın kaleyi kuşattırdı. Mancınıklarla dövdürdü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, bu taziyenin ve ziyaretin şeytanca bir hareket olduğunu hemen anlamıştı. Gerekli savunma düzenlemelerini yapıp Amasya'yı ve kalesini Moğol serserilerine karşı yiğitçe savunarak ve koruyarak Kadı Burhân'ın umutlarını boşa çıkardı.
Sonunda Kadı Burhân ile Kılıç Arslan'ın ricası üzerine Hacı Şâdgeldi Paşa, Seydî Hüsâm'ı hapisten çıkarıp Eretnazâde Alî Bey'e gönderdi. Alî Bey ve maiyeti de umutsuzca geri çekilip gittiler.
Bundan sonra Erzincan emîri Hüseyin Bey öldü. Kılıç Arslan, Erzincan'da yıllarca kalmış, sonunda Hüseyin Bey'le arası açılıp Sivas'a gelmişti. Hüseyin Bey'in ölüm haberini duyunca Alî Bey'i, Erzincan'ı ele geçirmeye ve kendisini Erzincan emirliğine atamaya teşvik ediyor, bunu öneriyordu.
Oysa Erzincan emirliği, Irak'ta hüküm süren Celâyirî nüfuzu altına girmiş, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın korumasını görmüş, Hüseyin Bey'in yerini Burâkzâdeler'den Mutahhereddîn Tayarten Bey tutmuştu (781 [1379-80]).
Alî Bey ile veziri Kadı Burhân, Kılıç Arslan'ın önerisini kabul ederek Erzincan üzerine yürümüşlerdi. Celâyirî soyundan Tuğrul Bey, bu harekâtı haber alınca Elbistan emîri Dulkadiroğlu İbrâhim Bey'den ve Amasya emîri Kutlu Beyzâde Hacı Şâdgeldi Paşa'dan yardım istedi.
Kadı Burhân, Erzincan Kalesi'nin sağlamlığını ve askerinin şiddetli savunmasını görünce Kayseri emîri Cüneyd Bey'den yardım kuvveti isteyerek kaleyi almaya çalışıyordu.
Bu sırada bir yandan Dulkadiroğlu İbrâhim Bey, bir yandan da Hacı Şâdgeldi Paşa'nın büyük oğlu Seyyideddîn Muhammed Bey yardım kuvvetleriyle Erzincan'a yetiştiler. Erzincan askeriyle birleştiler. Yardım kuvvetiyle gelen Cüneyd ile Eretnazâde Alî Bey'in askerlerini bozup dağıttılar. Alî Bey de oradan umutsuzca döndü.
Eretnazâde Alî Bey, hem önceki olaydan hem de Erzincan'ı korumasından dolayı Hacı Şâdgeldi Paşa'dan öç almayı çok istiyordu. Erzincan'dan Sivas'a geldikten az sonra bütün kuvvetiyle Amasya üzerine yürüdü.
Oysa Alî Bey'in toplam gücü Amasya'yı almaya ve boyunduruk altına almaya yetecek kadar değildi. Bununla birlikte Amasya'da veba hüküm sürüyordu. Bu hareketi haber alan Hacı Şâdgeldi Paşa, olağan güçlerini ve askerlerini toplayıp karşılamaya hazırlanıyordu.
Eretnazâde Alî Bey büyük bir gösteriş içinde Kazâbâd'a gelmişti. Fakat kendisine yaraşır bir düşman olan veba onu hemen yakaladı. Birkaç gün içinde işini bitirip 782 [1380-81] yılı Cemâziyelâhir ayının yirmi beşinci Çarşamba günü canını aldı. Halkı şehvetinden ve hırsından kurtardı.
Alî Bey'in devlet adamları olan Kadı Burhân, Seydî Hüsâm ve Kılıç Arslan, Amasya'yı fethetme kararından vazgeçip Hacı Şâdgeldi Paşa'dan özür dileyerek döndüler. Çünkü güçlerinin zayıf olduğunu bildikleri için Hacı Şâdgeldi Paşa'dan korkuyorlardı.
Emîr Alâ'eddîn Alî Bey, Eretna Bey'in ikinci oğluydu. Fakat ahlâksızlıkta babasını geçti. Bazen Kayseri'de bazen Sivas'ta defalarca emîr oldu. Defalarca azledildi. Ne emirliğinde bir adalet, ne kendisinde bir meziyet vardı. Yedi yaşında Muhammed Bey adında bir oğul bıraktı.
Kadı Burhân, Alî Bey'in cesedini, askerini ve ağırlıklarını alıp Tokat'a döndüler. Orada cesedi türbesine gömüp Sivas'a doğru yola çıktılar. Fakat Hacı Şâdgeldi Paşa, askerî maiyetiyle Amasya'dan kalkıp Tokat üzerine yürümüştü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, güç ve görkem bakımından emirlerin başı, tedbir ve fazilet bakımından âlimlerin seçkini idi. Kadı Burhân bunu takdir ediyor, herkesten çok ondan korkuyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, hem Sivas'ın içindeki hem de çevresindeki beyleri ve ileri gelenleri çağırıp kendi tarafına çekerek Sivas'ı ülkesine katmak istiyordu. Hacı Şâdgeldi, yaradılışça ölçülü, âlim ve adaletli biriydi. Sivas'ın bazı ileri gelenleri ve halkı ona çok yakın duruyordu.
Fakat Seydî Hüsâm gibi Alî Bey'in yandaşı olan memleket ileri gelenleri, Alî Bey'in yedi yaşındaki oğlu Muhammed Bey'i emirlik tahtına çıkarmak istiyor, buna bir türlü cesaret edemiyorlardı.
Çünkü Muhammed Bey çok küçüktü. Tahta çıkması hâlinde bütün yönetim işlerinin vezirlik makamındaki Kadı Burhân'ın elinde kalacağını biliyorlar, bunu istemiyorlardı. Çünkü Kadı Burhân, ilmî faziletinin yanında yaradılışça gaddar, sert, kibirli ve büyüklük taslayan biriydi. Hiç kimseyi beğenmezdi. Bunun için onu sevmeyenler çoktu. Kayserililer bile sevmiyorlardı.
Kadı Burhân, halkın ve ileri gelenlerin bu eğilimlerini ve duygularını anladığı anda, ileri gelenleri ve halkı Hacı Şâdgeldi Paşa'ya bağlanmaktan vazgeçirmek için Kılıç Arslan Bey'i halka ve ileri gelenlere överek, soyunu ve neslini ilan ederek büyük bir saygı ve ikramla emirlik tahtına oturttu. Sivas ileri gelenlerini ve halkı oldubittiyle karşı karşıya bıraktı. Soyundan dolayı bütün ileri gelenler onun emirliğini kabul etti.
Rükneddîn Kılıç Arslan Bey, Sultân Altunbaş-ı Selçûkî'nin oğlu Mes'ûd Şâh'ın oğludur. Emirlik makamına geçmeden önce Kadı Burhân'ın ortaya koyduğu şartları kabul ederek Kadı Burhân'ı vezirlik makamında bıraktı.
Oysa ortaya konan şartlar ağırdı. Birincisi, bütün yönetim işleri ve özellikle mâliye işleri Kadı Burhân'ın yeterliliğine bırakılacaktı. İkincisi, Kayseri emirliği kendisine verilecekti. Üçüncüsü, Harsenus (Harşena) Kalesi ve toprağı bütünüyle Burhân'a ayrılacaktı. Bunların hiçbiri uygulanabilir değildi.
Çünkü birinci şartın uygulanmasıyla Kılıç Arslan'ın emirliği geçersiz olurdu. İkinci şartın uygulanması hiç mümkün değildi. Çünkü Kayseri'nin önde gelen emirlerinden olan Kayseri valisi Ömer Beyzâde Cüneyd Bey, Büyük Eretnazâde İzzeddîn Ca'fer Bey'i emirlik tahtına oturtarak kimseyi tanımıyordu. Üçüncü şart da böyleydi.
Kadı Burhân, bir süre sonra bu şartların yerine getirilmesini şiddetle istemeye başladı. Kılıç Arslan, bunların hiçbirinin kendisi için uygulanabilir olmadığını ileri sürerek özür diliyordu. Kadı Burhân, Komenat sınırları içindeki bir köyü kendisine mülk olarak vermesini istedi. Kılıç Arslan, Tokat vilâyetinin tamamen Hacı Şâdgeldi'nin elinde olduğunu söyleyerek yine özür diledi.
Kadı Burhân'ın gizlediği amaç, Kılıç Arslan'ı ve Şâdgeldi Paşa'yı halkın gözünden düşürdükten, Samagarlu ve Barambaylu denilen Moğol aşiretlerini tamamen kendisine bağladıktan sonra zavallıyı öldürüp yerine geçmekti.
Kadı Burhân bu işe önce Hacı Şâdgeldi Paşa'dan başladı. Kılıç Arslan'ın ağzından, Hacı Şâdgeldi'nin dedesi Kürt Bey'in Tâceddîn Altunbaş'ın kölesi, Hacı Şâdgeldi'nin de köle oğlu olduğunu yayarak durmadan kendisinin soyluluğundan ve necipliğinden söz ediyordu.
Kadı Burhân, gerekenden fazla efsane uydurarak halkı Şâdgeldi Paşa'dan soğuttu. Sonra dönüp geçmiş olayları yeniden anlatarak Kılıç Arslan Bey'i Hacı Şâdgeldi'ye karşı kışkırtıyordu. Amacı Kılıç Arslan'ı ezdirmekti.
Oysa halkı yönetmede en büyük şart adalet, ahlâk ve çalışkanlıktır. Bunlara oranla soyluluk bir hiçten ibarettir. Tarihte nice kölelerden, köle oğullarından en büyük kahramanlar; nice soylulardan, soyluların çocuklarından en büyük hainler çıkmıştır.
Kılıç Arslan'ın akılsızlığına bakınız ki Hacı Şâdgeldi Paşa'nın faziletini, adaletini, gücünü ve görkemini hiç hesaba katmadan Kadı Burhân'ın kışkırtmalarıyla topladığı derme çatma askerini alıp Tokat üzerine yürüdü. Hacı Şâdgeldi Paşa'ya savaş ilan etti.
Hacı Şâdgeldi Paşa, askerini alıp hemen Tokat'a geldi. Kılıç Arslan'ı karşıladı. Oysa Kılıç Arslan, Seydî Hüsâm'dan aldığı mektuptan Sivas'ta kendi aleyhine kurulan oyunları anlamış, savaş ilan ettiğine pişman olmuştu. Amasya askerinin çokluğunu görünce daha da korktu.
Zavallı Kılıç Arslan, Kadı Burhân'ın dayısı olan Yıldızlıoğlu Yûsuf Bey'i Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yanına elçi gönderip barış dilerken askerleri Tokat köylerini yağmalıyor, savaşın başladığını gösteriyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, yağmacılığa çok öfkelenerek Kılıç Arslan'la savaşa girdi. Kılıç Arslan fena hâlde bozuldu. Askeri darmadağın oldu. Savaş alanından rezilce kaçıp Sivas'a sığındı. Halkın gözünde değeri ve itibarı kalmadı.
Kılıç Arslan Bey, uğradığı bu rezaletin tek sebebinin Kadı Burhân olduğunu anlıyordu. Bununla birlikte onun her türlü hile ve tuzağına hemen kanıyordu. Oysa Kadı Burhân, Sivas emirliğine bir an önce kavuşmak için Kılıç Arslan'ı öldürmenin yolunu düşünüyordu.
O zamanın Sivas'ının manevi önderi sayılan Sivas Mevlevîhânesi Şeyhi Âdil Dede, Kadı Burhân'ın yandaşıydı. Kadı Burhân'ın telkinleriyle Âdil Dede, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya "kölemen" (köle), Kılıç Arslan'a "kahbezen" (ağır bir hakaret sözü) derdi. Kendisine uyanları bunların aleyhine kışkırtırdı.
Kadı Burhân bu kışkırtmalardan yararlanarak bir kısım saf kişiyi aldatıyordu. Sonunda Burhân, kız kardeşinin oğlu Emîr Şeyh Mü'eyyed'le anlaşıp Kılıç Arslan'ı bir av yerine davet etti. Oraya vardığı anda zavallıyı kılıçla parçaladı.
Kadı Burhân bu cinayetle yetinmedi. Kılıç Arslan'ın yüzlerce yandaşını, taraftarını, amcası Keyhusrev'i kılıçtan geçirdi. Bunca cinayetten sonra Kılıç Arslan için kurdukları ziyafet sofrasına oturup tam bir rahatlıkla yemeklerini yediği, Bezm ü Rezm'in kaydettiği şeylerdendir.
Ne kadar şaşılacak şeydir ki Kadı Burhân, anne tarafından Selçuklu soyundan olduğunu ileri sürüp soyluluğuyla ve necipliğiyle övünürken, baba dedelerinden beri Selçuklu olan Kılıç Arslan'ı ve suçsuz yüzlerce yandaşını ve taraftarını acımadan öldürmüştür.
Kadı Burhân, Kılıç Arslan'ın işini bitirdikten sonra av yerinden dönüp gösteriş ve süsüyle Sivas'a girdi. Emirlik sarayını ele geçirip emirlik tahtına 782 [1380-81] yılı Zilkade ayının on dördüncü günü oturdu. Beş yıldan beri peşinde olduğu amacına erdi.
Kadı Burhâneddîn Ahmed, Salur kabilesi Türkmenleri'nden Kayseri kadısı Şemseddîn Muhammed bin Sirâceddîn Süleyman bin Celâleddîn Habîb bin Muhammed bin Resûl bin Sevinc'in oğludur. Annesi Rûm müstevfîsi (mal işlerinin başındaki görevli) Yıldızlı Celâleddîn Mahmûd'un oğlu Abdullah Çelebi'nin kızıdır. Kayseri'de 745 [1344-45] yılı Ramazan ayının üçüncü günü doğmuştur.
Kutlu Şâh'ın bağımsızlığı sırasında 757 [1356-57] yılında babasıyla Kayseri'den çıkıp Şam'a gitmiş, yüz gün sonra Kutlu Şâh'ın affıyla dönmüş, 759 [1357-58] yılında babasıyla Kayseri'den çıkarılmıştı. Bu süre içinde babasıyla Mısır'a gidip Kutbeddîn Râzî'den ders okumuş, 764'te [1362-63] Hicaz'a gitmiş, dönüşünde babası Maarra kasabasına varınca öldüğünden kendisi Halep'te kalmıştır.
765 [1363-64] yılında Kayseri'ye gelip hükûmet adamlarının dönüşünden hoşnut olmadığı, ilim adamlarının ise memnun olduğu görülmüş, ilim öğreterek bilgisi ve olgunluğu anlaşılınca, yani Hâce Alî Şâh'ın öldürülmesinin ardından 766 [1364-65] yılında Eretnazâde Muhammed Bey'in gayretiyle Kayseri kadısı atanmıştır.
767 [1365-66] yılında Muhammed Bey bin Eretna'nın ölümü üzerine genel bir karışıklık çıkıp Türk ve Moğol birbirine girdiği sırada İkinci Eretna Bey'i tutmuş, bunun kaçmasıyla yerine gelen kardeşi Alî Bey'le uzun bir maceraya girmiş, Alî Bey'i Kayseri'den kovmuş, halka nüfuzunu ve ahlâkını tanıtmış, Hacı İbrâhim döneminde 777 [1375-76] yılında Kayseri kadılığından azledilmiş, Kayserililer'in ricasıyla Sivas'a götürülmüştür.
Kadı Burhâneddîn Ahmed, son derece zeki, tedbirli, âlim, metin, çalışkan olmakla birlikte hilekâr, gaddar, kan dökücü, makam ve saltanat hırsı çok yüksek bir kişiydi. Hanefî usulünden "Telvîh" üzerine yazdığı "Tercîh" adlı haşiyesi, ilmî faziletinin derecesini göstermektedir. Soyca Türk olduğu hâlde Moğollar'a çok yakındı, bununla birlikte son derece kendini beğenmişti.
Kadı Burhân'ın bu cinayetleri, başına buyruk hareketleri, Sivas'ın kendini bilen ileri gelenlerini ve özellikle Sivas halkını çok ürkütmüştü. Fakat Kadı Burhân'ın gücü, destekçisi olan çıkarcıların ve Barambaylar'ın kötülüklerinden dolayı kimsenin itiraza cesareti yoktu.
Bundan dolayı Sivas'ın bazı ileri gelenleri ve halkı, Amasya hükümdarı Hacı Şâdgeldi Paşa'ya gizlice davet mektupları gönderip feryat ve yardım isteğinde bulunmuşlar, Sivas vilâyetini alıp kendi ülkesine katmasını istemişlerdi.
Bunu duyan Kadı Burhân adeta kudurdu; yazıp feryat edenleri aratıyor, bulduğunu asıp kesiyor ve şöyle diyordu: "Ben bu emirliği kendi çabam ve gayretimle aldım. Hacı Şâdgeldi kim oluyor ki bu memlekete ortak olsun, benim saltanatıma ve bağımsızlığıma karşı çıkmaya kalkışsın."
Fakat bu cinayetlerin, bu hareketlerin halk üzerinde çok kötü etkiler uyandırdığını anlayan yakınlarından İnebey, Kadı Burhân'a, Kılıç Arslan'ın Sivas vilâyetini Hacı Şâdgeldi Paşa'ya teslim edeceği için vatan sevgisi dürtüsüyle öldürüldüğünü yaymasını telkin etti ve kendisi de yaydı.
Fakat böyle yalan söylentiler, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kötülüğüne dair uydurulan efsaneler kimseyi tatmin edemiyor, çok yaygın olan heyecanı yatıştıramıyordu. Bunları anlayan Kadı Burhân, telaşla Hacı Şâdgeldi Paşa'nın hareketlerini gözetliyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa bu sırada ağır hasta olmuş, umutsuz bir hâlde yatıyordu. Bütün Amasya beyleri birlik ve beraberlik içinde Hacı Şâdgeldi'ye bağlıydılar. Paşa'ya emirlikte karşı çıkan Halifetzâde Pîr Alî Bey bile Şâdgeldi uğruna can veriyordu. Kızı Îrân Hâtun'u Paşa'nın oğlu Seyyideddîn Muhammed Bey'e vermişti.
Hacı Şâdgeldi Paşa, aldığı feryat mektupları üzerine askerini toplayıp savaş araç gereçlerini tamamlatıyordu. Bu sırada Kadı Burhân, kendi yakınlarından Ahi Îsâ Bey adında birini en çok korktuğu Hacı Şâdgeldi'nin yanına elçi gönderdi. Paşa'nın ruh hâlini, askerini, Amasya beylerinin durumlarını anlamaya çalışıyordu.
Hacı Şâdgeldi'nin askeri çoktu. Elçinin geldiği sırada her yandan asker geliyor, Amasya'nın içi, her yanı korkunç bir görünüm alıyor, elçiye dehşet veriyordu. Asker içinde "Cavunkar" denilen Moğollar, "Kara Tatar" denilen Tatarlar da vardı. "Cavunkar" Türkler arasında "Çongar" diye ünlüydü.
Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya yandaşlık suçlamasıyla daha önce Karahisâr-ı Şarkî beyi Melik Ahmed Bey'in kardeşi Nebî'yi, Erzincan beyi Tayerten Bey'in akrabası Zünnûn Beyler'i Sivas'ta hapsetmiş, Seydî Hüsâm'ı Koyla Hisâr'a sürüp orada zindana koydurmuştu.
Kadı Burhân, elçi Îsâ Bey'in dönüşünde Amasya beylerinin birliğini, askerinin çokluğunu, Hacı Şâdgeldi'nin gücünü ve görkemini anlayıp daha önce hapsettiği Nebî, Zünnûn, Seydî Hüsâm Beyler'i affedip ödüllendirdi.
Nebî Bey'e Karahisâr-ı Behrâmşâh (Bayramşâh) emirliğini verip gönderdi. Kardeşi Melik Ahmed Bey'le uğraştırıp ikisini de meşgul etmiş olacaktı. Çünkü Melik Ahmed Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya yardımcı ve bağlıydı.
Zünnûn Bey'i ödüllere boğup Erzincan'a gönderdi. Emîr Mutahhareddîn Tayerten Bey'le ittifak kurmaya çalışmasını istedi. Çünkü önceki olaydan dolayı Tayerten Bey, Şâdgeldi Paşa'ya minnettardı ve ona çok yakındı. Danışmanı Tuğrul Bey de yakındı. Seydî Hüsâm'ı da Sivas'a çağırıp eski makamını verdi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- bürûdet: soğukluk, iki taraf arasındaki küskünlük
- tavassut: araya girme, aracılık
- hal' ve def' etmek: görevden alıp uzaklaştırmak
- tevcîh: bir görevi birine vermek
- muhâsara: kuşatma
- istîlâ: bir yeri işgal ederek ele geçirme
- serdâr: başkomutan
- nedîm: padişahın ya da beyin sohbet arkadaşı
- mancınık: kale duvarlarını taşla döven savaş aleti
- tâ'ûn: veba
- havâss-ı ümerâ: emirlerin en güvenilenleri
- aşîret: oymak, göçebe boy
- sayd-gâh: av yeri
- müstevfî: devletin mal ve defter işlerinin başındaki görevli
- hâşiye: bir kitabın kenarına ya da ardına yazılan açıklama; başka bir eser üzerine yazılan şerh
- feryâd-nâme: yardım isteyen mektup
- velî-ni'met: nimetini gördüğü, iyiliğini yediği kimse; efendi
- emr-i vâki': oldubitti
Eretna Beyliği'nin Dağılması
Madde, Eretna Beyliği'nin son yıllarını anlatır: Eretna hanedanından Alâeddin Ali Bey ile vezir Kadı Burhâneddin Sivas ile Kayseri arasında gidip gelir, Hacı İbrahim Tozanlu'da öldürülür, Ali Bey vebadan ölür, sonunda Kadı Burhâneddin Kılıç Arslan'ı da ortadan kaldırarak iktidarı eline geçirir. Bugünkü ansiklopedi maddeleri bu çizgiyi büyük ölçüde doğrular; ayrıntıda ise farklılıklar vardır.
Eretnaoğulları maddesine göre Ali Bey 1375'te Karamanoğlu Alâeddin'in Kayseri'yi alması üzerine Sivas'a kaçmış, Kayseri'yi geri alan Kadı Burhâneddin 1378 Mayıs'ında vezirliğe yükselmiş, Ali Bey de Kadı Burhâneddin'in önerisiyle Amasya, Develi Karahisar, Niksar, Aksaray ve Erzincan üzerine seferler düzenlemiştir. Kadı Burhâneddin maddesi vezirliğin tarihini Haziran-Temmuz 1378 olarak verir. Hüsameddin ise Kadı Burhâneddin'in vezir olduğunu 780 Rebîülevvel'i [1378] diye yazar. Bu üçü birbirine yakındır; Hüsameddin'in verdiği 776 [1374-75] tarihi de Karamanoğlu'nun Kayseri'yi alması için tutarlıdır.
Hacı İbrahim'in ölümüne dair yalnızca Hüsameddin'in bilgisi eldedir. Başka kaynaklarda Tozanlu savaşı ile Hacı İbrahim'in öldürülmesine dair bilgiye rastlanmadı. Eretnaoğulları maddesinde ise Hacı İbrahim, Mehmed Bey'i öldüren emirler arasında sayılır ve Ali Bey döneminde Sivas'ta bağımsız hareket eden emirlerden biri olarak geçer. Yani iki anlatı onun kimliği konusunda uyuşur, ölümünün ayrıntıları konusunda ise yalnızca Hüsameddin vardır.
Ali Bey'in Ölümü ve Amasya Seferi
Hüsameddin, Eretnazâde Ali Bey'in Amasya'ya yürüdüğünü, ancak Kazâbâd'da vebaya yakalanarak 782 Cemâziyelâhir'in yirmi beşinde öldüğünü yazar. Eretnaoğulları maddesi de Ali Bey'in ikinci Amasya seferi sırasında vebaya yakalanıp 1380'de öldüğünü bildirir. Bu bakımdan iki anlatı örtüşür. Ayrılık cenazenin nereye gömüldüğündedir: Hüsameddin cesedin Tokat'a götürülüp orada türbesine gömüldüğünü yazar; ansiklopedi maddesine göre ise Ali Bey, Kayseri'de babasının ve dedesinin gömülü olduğu Köşkmedrese avlusundaki kümbete defnedilmiştir. Kazâbâd, bugünkü Tokat sınırları içinde, Tokat kazasına bağlı bir nahiye olarak ansiklopedi kayıtlarında geçer.
Kılıç Arslan
Kılıç Arslan, Hüsameddin'e göre Altunbaş'ın oğlu Mes'ud'un oğludur. Altunbaş, son Anadolu Selçuklu sultanı II. Gıyaseddin Mesud'un oğludur; Amasya'daki Taceddin Medresesi ve Türbesi onun adıyla anılır. Eretnaoğulları ve Kadı Burhâneddin maddeleri Kılıcarslan'ı "Selçuklu hânedanından" ve Türkmen beyi olarak tanıtır ve 1380'de Ali Bey'in oğlu II. Mehmed'e naip tayin edildiğini yazar. Bu, Hüsameddin'in anlatısıyla uyumludur.
Ölümü konusunda Hüsameddin ile ansiklopedi maddesi arasında ince bir ayrım vardır. Kadı Burhâneddin maddesine göre Kılıcarslan, Ali Bey'in dul karısıyla evlenmiş ve Kadı Burhâneddin'e suikast hazırlığı içindedir; Kadı Burhâneddin bunu öğrenince erken davranıp onu öldürmüştür. Tarih olarak 14 Zilkade 782 / 9 Şubat 1381 verilir. Hüsameddin ise 14 Zilkade 782 tarihini Kadı Burhân'ın emirlik tahtına oturduğu gün olarak anar. Hüsameddin'in dipnotu, Kadı Burhân'ın gözünde Kılıç Arslan'ın en büyük suçunun Eretnazâde'nin geride bıraktığını alıp oğlu Muhammed Bey'in vasisi olması olduğunu söyler; bu ifade, ansiklopedi maddesindeki dul karısıyla evlenme bilgisiyle büyük olasılıkla aynı olaya işaret eder. Hüsameddin'in sunduğu ek ayrıntılar (av yerine davet, amcası Keyhusrev'in öldürülmesi, ziyafet) başka kaynaklarda bulunmadı; bunlar Bezm ü Rezm'e dayandırılmaktadır.
Eretnaoğulları maddesine göre Kılıcarslan'ın ölümüyle sonuçlanan iktidar mücadelesi 1381'de sona erer ve Kadı Burhâneddin aynı yıl Mehmed Bey'in naibi olur. Maddeye göre Kadı Burhâneddin bir süre sonra diğer büyük rakibi olan Amasya emiri Hacı Şadgeldi'yi de ortadan kaldırmış, 1381 sonbaharında sultanlığını ilan etmiştir. Hüsameddin'in bu maddesi, Sivas'ın ileri gelenlerinin Şadgeldi'yi davet etmesi ve Kadı Burhân'ın Amasya'ya elçi göndermesiyle bu son aşamanın hemen öncesinde biter; Şadgeldi'nin sonuna dair bilgi bu maddede yoktur.
Kadı Burhâneddin
Hüsameddin'in verdiği biyografik ayrıntılar, ansiklopedi maddesiyle büyük ölçüde örtüşür. Kadı Burhâneddin 3 Ramazan 745'te (8 Ocak 1345) doğmuştur; Salur boyundan, kadılık yapan bir aileden gelir; annesi Selçuklu hanedanı ile akrabalığı bulunan Celâleddin Mahmud Müstevfî'nin torunudur. 1356'da babasıyla Dımaşk'a, sonra Kahire'ye gitmiş, Kutbüddin er-Râzî'den ders almış, hacca gitmiş, dönüşte babasının Maarre'de ölümü üzerine Halep'te kalmış, 1364'te Kayseri'ye dönmüştür. Hüsameddin 765'te Kayseri'ye gelip 766'da kadı olduğunu, ansiklopedi maddesi ise 1364'te dönüşünde Eretnaoğlu Mehmed Bey tarafından kadılığa atandığını yazar. Yılların yakınlığı göz önüne alındığında bu fark ayrıntı sayılır. "Tercîhu't-Tavzîh" adlı eseri Taftazânî'nin "et-Telvîh" kitabına karşı yazılmış bir hâşiyedir ve hicrî 799 yılında (1397) tamamlanmıştır; Hüsameddin'in "Telvîh üzerine Tercîh" dediği eser budur.
Kadı Burhâneddin hakkında ansiklopedi maddesi onu sağlam karakterli, yetenekli, âlim, adil, zeki, âlimleri koruyan, iyi bir asker ve cesur bir hükümdar olarak tanıtır; kaynaklarda ise sivil yönetimde yeni vergi koymaktan çekindiği, yolların güvenliğine önem verdiği belirtilir. Hüsameddin'in aynı kişi için "dessâs, gaddâr, kattâl" demesiyle aradaki fark dikkate değerdir ve kaynak kullanımının bir sonucudur. Hüsameddin'in başlıca dayanağı Bezm ü Rezm adlı Farsça eserdir; bu eser, ansiklopedi maddesine göre Kadı Burhâneddin'in emriyle yazılmıştır. Hüsameddin'in kendi dipnotuna göre bu eser, İstanbul'da Ayasofya ve Es'ad Efendi kütüphanelerinde bulunan nüshalardan onun tarafından ilim âlemine tanıtılmıştır.
Erzincan Olayı
Hüsameddin, Erzincan emiri Hüseyin Bey'in ölümü üzerine yerine Burakzâdelerden Mutahhereddîn Tayarten Bey'in geçtiğini yazar ve bunu 781 [1379-80] yılına bağlar. Bugünkü kaynaklara göre Erzincan'da Eretnalı yönetici Pir Hüseyin 1379'da ölünce Mutahharten Bey yönetimi ele geçirmiş, aynı yıl adına para bastırıp hutbe okutarak bağımsızlığını ilan etmiş, Ali Bey'in gönderdiği kuvvetleri geri püskürtmüştür. Hüsameddin'in Erzincan'a yapılan saldırıyı Eretnazâde'nin ve Kadı Burhân'ın başarısızlığı olarak anlatması, bu bilgiyle uyum içindedir. Mutahharten Bey, daha sonra Timur'un Anadolu'ya gelişinde ona bağlılık yemini etmiş, 1401'de Yıldırım Bayezid tarafından Erzincan'da yakalanmış, 1403'te ölmüştür.
Metindeki Öteki Adlar
Sivas Mevlevîhânesi Şeyhi Âdil Dede, Hâce Yâkût, Seydî Hüsâm, Barambaylar, Samagarlu aşireti ve Humuzoğlu Ahmed gibi adlar hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Hüsameddin'in dipnotuna göre Barambaylar, Diyarbekir valisi Sutayoğlu Barambay'ın soyundandır; bu bilgi yalnız onun metnindedir. Îrân Hâtun'un Amasya'da Üçler Mahallesi'ndeki bir evin içinde gömülü olduğunu da yine yalnızca Hüsameddin bildirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 425–430. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar