Hacı Şâdgeldi Paşa, hastalığı tahaffüf etdikde askerinin başına geçdi. Sivas'a doğru hareket edib Artukâbâd'a kadar gitdi. Kadı Burhân da Baramlu, Samagarlu askerlerini ve sâ'ir kendi tarafdârlarını alıp Hacı Şâdgeldi Paşa'ya karşı geldi.
Kadı Burhân, bir tarafdan işi sulhen tesviye edib ehl-i İslâm [105] arasında kan dökülmemesini istemek tarzında Hacı Şâdgeldi Paşa'ya elçiler, mektûblar gönderdi. Sonra mülâkât istedi. Hacı Paşa'yı istediği kadar oyalıyordu.
Diğer tarafdan kendi ma'iyyetinde olan Türkmen ve Moğol nâtıka-perdâzlarından lüzûmu kadar adamları Hacı Şâdgeldi ordusuna gizlice gönderip "Şâdgeldi köle oğludur, haseb ve nesebi belirsiz adamdır, ne emâreti ne velâyeti şer'an sahîh değildir, Kadı Burhân ise eben-an-ced asîl, necîb bir zâtdır. Bir köle oğluna uyup öyle necîb bir zât ile nasıl harb edeceksiniz" şeklinde orduya tefrikalar verecek propoganda yapdırıyordu.
Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi ordusunda yapdırdığı propogandaların te'sîrâtını haber aldığı anda iki tarafdan gelip giden elçilerle mükâlemâtında lisânını değişdirdi. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın elçisine şöyle diyordu:
"Hacı Şâdgeldi, Alî Beyzâdeyi taht-ı emârete müttefikan iclâs edelim ki vâris-i memleketdir. Ehl-i islâm arasında kan dökmeyelim, diyor. Hâlbuki emîrzâdenin dedesini öldüren, babasını şehir şehir süründüren, mülk-i mevrûsu olan Amasya'ya geldiği hâlde yüzüne bakmayan, eşyâsını yağmâ etdiren, Amasya'dan sürüp çıkaran Hacı Şâdgeldi'dir. Şimdi nasıl emîrzâdeye şefkat gösteriyor?"
Beri tarafda Hacı Şâdgeldi ordusunda büyük ve tehlikeli bir tefrika hâsıl olmuş; Çonkar, Kara Tatar hazelesi ordudan çıkıp [106] gitmiş, ordunun kuvve-i ma'neviyyesi tamâmiyle bozulmuşdu.
Amasya beyleri, âlimleri ve ordu zâbitleri; orduda inzibâtı ve kuvve-i ma'neviyyeyi te'mîne, söylenen sözlerin birer efsâneden ibâret olduğunu ve Hacı Şâdgeldi Paşa'nın haseb ve nesebini, asâlet ve necâbetini yukarılardan beri arz etdiğimiz vechile isbât etmeye çalışıyorlardı.⁵¹⁷
Hacı Şâdgeldi Paşa, Sivas a'yânından aldığı da'vet ve feryâd-nâmelerin âsârını göremedi. Zâten buna canı sıkılıyordu. Ummadığı hâlde söylenen sözlerden ve orduda hâsıl olan tehlikeli hâlâtdan fevkalâde müte'essir olarak yeniden hastalandı. İşi tatlıya bağlayarak avdete lüzûm gördü. Orduyu kaldırıp Amasya'ya döndü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, pek ciddî bir sûretde harekete mecbûriyet gördü. Erkân-ı devletiyle bi'l-müşâvere Erzincân, Canik, Karahisâr-ı Şarkî, Kayseriyye, Kastamonu beyleri olan Tayerten, Tâceddîn, Melik Ahmed, Cüneyd, Bâyezîd Beyler'i Kadı Burhân aleyhinde ittifâka da'vet etdi.
Kastamonu hükümdârı Bâyezîd Bey, Hacı Şâdgeldizâde Emîr Ahmed Bey'in kayınpederi idi. Diğer beylerden daha ziyâde kuvvet ve şevketi vardı. Kayseriyye vâlîsi Ömer Beyzâde Cüneyd Bey, Kadı Burhân'ın adüvv-i ekberi idi. Tâceddîn Bey, "Canitli" demekle meşhûr [107] olup Hacı Şâdgeldi Paşa'ya münkâd ve bütün Samsun vilâyetine vâlî idi.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın bu hareketi, Kadı Burhân ile muhârebe etmeye delâlet ediyordu. Bunu tesbît için akd eylediği meclis-i âlîde kazasker Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî, müftü İzzeddîn Muhammed Amâsî, kibâr-ı fuzalâdan Celâleddîn Muhammed bin Resûl, Alâ'eddîn Alî bin Aksarâyî, değerli ümerâdan Cemâleddîn Fîrûz Bey ve bunlara uyan ulemâ ve ümerâ, Kadı Burhân ile derhâl muhârebe etmeği musîb görmüyorlar ve diyorlardı ki:
"Bu muhârebeden maksad, sefîh Alî Bey'in henüz mürâhık bile olmayan bir çocuğunu emîr nasb etmek ise bezl edilecek mâl ve câna yazıkdır; Amasya hükûmeti için bir fâ'idesi yokdur. Eğer Sivas vilâyetini tamâmiyle istîlâ etmek ise ahvâlin inkişâfına ve esbâbının tamâmiyle tedârikine kadar harbin te'hîri lâzımdır. İsti'câlin mazarratı çokdur".
Bunlara mu'ârız olan Bâbukşâhoğlu serdâr Alî Paşa ile vezîr Torumtayoğlu Sirâceddîn Muhammed, Halifetoğlu Pîr Alî, Sunkuroğlu Îsâ Beyler gibi kibâr-ı ümerâ ve ulemâ da Şâdgeldi Paşa'yı harbe teşvîk ediyorlardı. Hele Alî Paşa, Sivas'ın istîlâsını pek kolay görüyor, ihtiyâr Hacı Şâdgeldi Paşa'yı muttasıl teşcî' ediyordu.
Bunların mu'ârazaları o kadar ileri gitmişdi ki dûr-endîşâne âkıbeti görür gibi harbe tarafdâr olmayan fuzalâ ve ümerâyı Kadı Burhân tarafından celb ve itmâ' edilmiş olmakla ithâm ederek iskât ediyorlardı.
Çünkü Kadı Burhân'ın Amasya'da câsûsları olduğu söyleniyor, meclisde müzâkere edilen mevâdd-ı hafiyyenin halk arasında şuyû' ve intişârından [108] ve câsûsların işâ'ât-ı kâzibesinden korkuluyordu. Böyle zamânlarda doğruyu söylemek bile muhâtaradan sâlim olamazdı.
Hulâsa Hacı Şâdgeldi Paşa'nın mürâca'at etdiği beylerden muvâfakat cevâbı alınmış, her biri kuvve-i mu'âvine göndereceğini va'd etmişdi. Bu vaadler üzerine Hacı Şâdgeldi Paşa, serdâr Alî Paşa'nın isti'câline uydu. Bütün kuvvetini toplayıp Amasya'dan hareket etdi.
Kadı Burhân da Hacı Şâdgeldi'nin hareket etdiğini haber aldıkda Sivas'dan kalkıp Tokat'a doğru yürüdü. Hacı Şâdgeldi Paşa Turhal'a geldiği zamân, Kadı Burhân da Artukâbâd'a inmişdi. Kadı Burhân oyalamak yolunu tutup mu'temedlerinden Devâtî Ahmed Bey nâmında bir kimseyi elçi gönderdi.
Elçi iki maksad üzerine gönderilmişdi: Birincisi serdâr Alî Paşa'yı Amasya emâreti vaadiyle Şâdgeldi Paşa'dan ayırmak, ikincisi bunun mümkün olmadığı takdîrde Hacı Şâdgeldi Paşa'nın karargâhını anlamak.
Bu esnâda Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından tertîb edilen bir müfreze-i askeriyye Kadı Burhân'ın bir fırkası üzerine ansızın bir gece baskını yapdı. Kadı Burhân'ın ordusunda oldukça mühim bir perîşânlık husûle getirmiş, Kadı Burhân'ı telâşa düşürmüşdü.
Her iki taraf, tedrîcî bir sûretde yek-diğerine yanaşdı. Kadı Burhân Tokat altından Kazova'ya kadar sokuldu. Hacı Şâdgeldi Paşa da buraya kadar gelmişdi. Fakat Hacı Şâdgeldi Paşa'ya vaad edilen [109] kuvâ-yı imdâdiyyeden bir eser zuhûr etmiş değildi.
Kadı Burhân, askerinden seçdiği değerli yiğitlerden mürekkeb bir fırkayı pusuya bırakdı. 783 senesi ramazânının aşr-ı evvelinde bir gün ale's-sabâh harbe mübâşeret etdi. O gün harb ederken ca'lî bir inhizâm sûreti gösterip askerini tedrîcî ve muntazam bir sûretde geri alıyor, bi'l-akis Hacı Şâdgeldi Paşa da ümerâsıyla beraber topluca ta'kîb ediyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, tam pusu hizâsına gelip geçdiği bir sırada pusudan çıkan Kadı Burhân askeri arkadan, yüzgeri eden Kadı Burhân da önden şiddetle Hacı Şâdgeldi koluna hücûm etdiler.
Hacı Şâdgeldi kolu, kendi asâkir-i hâssasından ibâretdi. Kuvâ-yı külliyesi mahdûmu olan Emîr Ahmed Bey'in idâresinde olarak geride idi. Serdâr Alî Paşa ile ekser ümerâ Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yanında bulunuyordu.
Kadı Burhân, Amasya kuvâ-yı külliyesini ordusunun bir kısmıyla işgâl ederek Hacı Şâdgeldi kolunu tamâmiyle tecrîd etmişdi. Bu tecrîd edilen Hacı Şâdgeldi kolunu var kuvvetiyle sarıp kanlı bir harb etdi. Bu muhârebede Hacı Şâdgeldi ve ümerâdan ba'zıları maktûl ve Alî Paşa, Pîr Alî Bey gibi ümerâ da esîr oldu. Kadı Burhân, sevincinden âdetâ bayıldı.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın adı, hükûmeti, sülâlesi Türkiye târîhinde aslâ yeri olmayan mechûl şeylerdi. O kadar mechûldü ki bunların [110] varlığını iddi'â etmek bile imkânsızdı.
Hacı Şâdgeldi Paşa ve pederi Kutlu Şâh, kendi zamânlarında Anadolu'nun ortasında adları, vak'aları, eserleri pek meşhûr ve târîhî birer şahsiyet-i mümtâze iken ma'a'l-esef Türkiye târîhi, Osmanlı müverrihleri tanımıyordu. Bunları âlem-i târîhe tanıtan; medfenlerini, sülâlesini bulan âcizleri oldu.
Âcizleri, İstanbul'da tetebbu'ât-ı târîhiyye ile iştigâl ve kütübhânelerde târîhe âid eserleri sırasıyla mütâla'a etdiğim zamânlarda ibtidâ Es'ad Efendi Kütübhânesi'nde Bezm ü Rezm elime geçdi. Mütâla'a etdikçe hayretim artdı. Türkçemize hulâsaten tercüme edib aldım.
Sonra o sene Amasya'ya gidip türbeleri tedkîka koyuldum. Nihâyet Halifet Gâzi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi ittisâlinde, Halifet Mezârlığı'nın müntehâ-yı şarkîsindeki türbeden şübhelendim. Çünkü önünde bulunan Kadı Çeşmesi üzerinde şu kitâbe vardı:
"Amera ve benâ hâzihi'l-ayne'l-mübârakete fî eyyâmi devleti'l-emîri'l-kebîr el-Hâc Şâdgeldi Pâdişâh⁵¹⁸ dâme devletühû el-abdü'z-za'îfü Muhammed bin İmâd bin Muhammed el-Kâdî bi-Amâsiyye ahsenallâhu ileyhim senete tis'in ve seb'îne ve seb'i mi'etin".
Bu türbeyi ararken yanımda refîk-i cânım Hasan Şevkî, yazı mu'allimim hattât-ı meşhûr Mustafa Sabrî, Gürcî Osmân Efendizâde Mehmed Rüşdî Efendiler vardı. Kabrin zemîni taş ve toprakla dolmuş, içinde bulunan [111] kabirler belirsiz olmuşdu. Oraları ayıkladık. Ortada tesâdüf edilen kabrin üzerinde şu kitâbeleri bulduk:
"Hâzihî türbetü'l-emîri'l-merhûmi'l-magfûri's-sa'îdi'ş-şehîdi'l-maktûli zeyni'l-hâcci el-Hâcc Şâdgeldi Paşa bin Kutlu kad intekale ilâ rahmetillâhi ve gufrânihî senete selâsin ve semânîne ve seb'i mi'etin".
Hattâ baş taşında Hattât Mustafa Efendi "kad intekale ilâ rahmetillâhi ve gufrânihî" fıkrasını okurken âcizleri ayak taşında mutlaka "senete selâsin ve semânîne ve seb'i mi'etin" yazılı olacakdır, dedim. Aynen böyle okuduğu anda refîklerim hayret etmişlerdi.
Ba'dehû İstanbul'a döndüm. Gidip dönüşüm 1311 senesinde idi. Sonra 1327 senesinde refîk-i vicdânım Bursa meb'ûsu merhûm Mehmed Tâhir Bey'le Kütübhâne-i Umûmî'ye gitmişdim. Baş hâfız-ı kütüb fâzıl-ı muhterem İsmâ'il Hakkı Efendi birâderimiz Cârullâh Efendi Kütübhânesi kitâblarından "Kitâbü'l-Es'ile ve'l-Ecvibe" adlı bir risâle-i fârisiyye'yi "al sana bir Amasyalı" diyerek bize gösterdi.
Bu risâlenin dîbâcesinde yazılı olduğu üzere Muhammed bin Muhammed Aksarâyî tarafından Amasya emîr-i kebîri "el-Hâc Seyfü'd-dünyâ ve'd-dîn Şâdgeldi Paşa" nâmına yazılmış bir eser-i fıkhîdir. Dîbâcesini derhâl kopye edib aldım. Emîr-i müşârün-ileyhin tercemesine ilâve etmişdim. Hayfâ ki 1331 senesinde Taş Musluk harîkında yandı. Kütübhâne-i Cârullâh Efendi de Millet Kütübhânesi'ne nakl edildi. O kitâbı aradım, ma'a'l-esef bulamadım.
Fâtih civârında Millet Kütübhânesi'nde 603 numarada mukayyed [112] "Kitâbü'd-Düreri'l-Mensûre" ve mü'ellifi hizâsında "İzzeddîn Muhammed bin Muhammed el-Amâsî" yazılı eserin birinci sahîfesi zahrında za'ferânî mürekkeble kalınca ve güzelce bir sülüs kalemiyle şöyle yazılmışdır:
تأليف العبد الفقير إلى لطف هللا الغنى الموسوم بعز الحنفى عفى هللا عنه وأسالفه برسم الخزانة المعمورة
للجانب العالى والمولوى العاملى مربى الملوك والسالطين الحاج شاد كلدى پاشا أعزهللا تعالى أنصاره
ودولته⁵¹⁹
Bu kitâb iki kısım olup birinci kısmı fıkha âid bir metn-i metîndir. Arab lisânıyla yazılmışdır. Bu kısmın dîbâcesinde mü'ellif şöyle yazıyor:
وكان من خصه هللا تعالى بالعلى وأوتي من الفضائل بالقدحين الرقيب والمعلى مشهورا بالعدل واإلنصاف عادال عن طريق
الجور واالعتساف أعنى به ميامن الملك األمين مربى الملوك والسالطين الحاج شاد كلدى پاشا أدام هللا دولته⁵²⁰
İkinci kısmı usûl-i fikha âid bir metn-i vecîz olup Fârisî lisânıyla yazılmışdır. Başlangıcı şöyledir:
الحمدهلل الذى شرفنا باال سالم و عرفنا دقايق الحالل والحرام
والصالۀ والسالم على بنيه محمد سيداالنام و على آله و اصحابه
انجم الظالم اما بعد چون آفريد كار سبحانه و تعالى تحت مملكت
و سرير سلطنت را بسلطان معظم عادل بها۰ الديناولدين عالأالسالم
والمسلمين ظالهلل فى العالمين اعلم الملوك اعدل السالطين خلدهللا ملكه
وسلطانه بياراست وعرصۀ عالم را بعدل و رأفت و عاطفت و مرحمت
او از ظلمت پيراست
بحم بركان اين خصال حميده و افعال پسنديده نور علم دينى
و مباحثيقينى در روح مطهر و نفس منور او پيدا شدودر و قوف
مضايق و معضالت و مقامات مشكالت غايات و صاحب آيات و نهايت كشت
چون علمهاء دينى و مباحث يقينى غوص فرمود در على اصول
ركن مشاراليه و قطب مدار عليه كشت و بحرى رسيد كه علماء زمان
و فقهاء با ميانبرهان در حضرت او قاصر مى شدند و بعجز اقرار مى
نمودند و بعد ازان در علوم فروع كه تعلق با حكام دقايق حالل
و حرام دارد شروع نمود۰
و چون اين داعىء مخلص براى باركاه مبارك او كتابى در على اصول
ساخنه است خواست كه تا كتاب ديكر در علمفروع هم بسازد۰
پس روى جنان نمود كه اين دويست پانزده مسٔله كه اهل روزكار دالن
مناطره مى كنند آنرامحلص كنند و بالقاب مبارك مزين كرداند
در ين باب و پرداخته شد۰
Bu ikinci kısmın sonunda Bu ikinci kısmın sonunda; " المنثورة والحمد تم كتاب الدرر " لواهب األلباب يوم اإلثنين عشرشهر رمضان سنة ثالثين وأربع وثمانمأة وصلى هللا على سيدنا محمد وآله أجمعين ⁵²¹yazılıdır.
Bu kitâbı yazan ta'lîk-nüvîsin şu perîşân ibâresi delâlet ediyor ki "Kitâbü'd-Dürerü'l-Mensûre"nin istinsâhı 834 senesi ramazânının onuncu pazartesi, yâhud on ikinci gününde tamâm olmuşdur.
Kezâlik şu Fârîsî dîbâce delâlet ediyor ki sultân-ı mu'azzam bahâ'ü'd-dünyâ ve'd-dîn el-Hâc Şâdgeldi Paşa ilm-i usûlde erkân-ı ulemâdan kutbu'l-muhakkikîn, mütebahhir bir zât idi. Bu zâtın nâmına asrında ulemânın münâzara ve ihtilâf etdikleri iki yüz on beş mes'ele-i usûliyye hakkında bu kitâbı yazmışdır.
Bu "Kitâbü'd-Dürerü'l-Mensûre"yi "Kâtib Çelebi" demekle meşhûr fâzıl Mustafa [114] Efendi de görmüş, ancak bunu "Emîr-i Kebîr el-Hâc Şâdgeldi Paşa"nın te'lîf etdiğine zâhib olarak Keşfü'z-Zünûn'un "ilm-i fıkh" kısmında bu kitâbı zikr ve mü'ellifini "el-Hâc Şâdgeldi Paşa" diye irâ'e etmişdir.
Kuyûd-ı vakfiye idâresinde mevcûd olan "Celâlü'd-devleti ve'd-dîn Bâyezîd Paşa bin es-Sadru'l-Muvakkar Yahşî Bey"in 11 zilhicce 820 târîhli vakfiyesinde şu sarâhatler vardır: وجميع الحصص المنتقلة إلى الواقف المشار إليه من األمير المعظم والدستور المفخم نور الدولة والدين حمزه بك
بن األمير بيجار أدام هللا إقباله والبنت الكريمة العفيفة الجليلة المحترمة ستى خاتون بنت األميرالكبير مصطفى بك والبنت
المكرمة بنفشة خاتون بنت عبد هللا⁵²².
وجميع الحصص المنتقلة من حمزه بك وستى خاتون وبنفشة خاتون المذكورتين وذلك أيضا جميع ثالثمأة سهم
وثالثة وعشرين سهما من أصل ستمأة سهم واثنين وسبعين سهما من جملة نصف الحمامين الزوجين المتالصقين ظاهر
المدينة المرقومة المشتهربااسم المرحوم الحاج شاد كلدى ⁵²³
Defter-i Mücedded-i Anadolu 19, sahîfe 245.
Ve sadr-ı müşârün-ileyhin evâhir-i safer 821 târîhli vakfiyesinde:
وجميع الحصص المنتقلة إليه من البنتين المكرمتين العفيفتين جانى خاتون بنت المرحوم محمد بك وهي كانت زوجة
المرحوم مصطفى بك بن بكلر بكى وسلطان خوندى خاتون بنت عيسى بك بن مصطفى بك المذكور ⁵²⁴
Defter 19, sahîfe 248.
Bunlardan başka Hacı Şâdgeldi Paşa'ya, pederi Hacı Kutlu Şâh'a, dedesi Kürt Bey'e, bunun pederi Kayı Bey bin Buşak Bey'e ve bunların [115] bulduğum son evlâdına âid kuyûd ve ma'lûmât-ı târîhiyye vardır ki bunlar uzun ve pek yorucu emeklerimin mahsûlüdür. Yalnız bunlar için bir cild yazmalıdır. Buna da vakt ve nakdin müsâ'adesi yokdur.
Şu kadar edille-i sarîha isbât ediyor ki, Hacı Kutlu Şâh ve mahdûmu Hacı Şâdgeldi Pâdişâh, Amasya'da müstakillen emâret ve hükûmet etmiş birer yüksek sîmâdır. Amasya'da Hacı Kutlu Şâh tarafından te'sîs edilmiş bir emâret ve hükûmet-i müstakille vardır. Bu emâret-i müstakille, Karaman emâretinden yüksek; Saruhân, Germiyân, Aydın emâretlerinden daha büyük, daha kavî, daha milliyet-perver, daha nâfizü'l-kelim idi.
Bu emâret-i müstakilleyi, hükümdârlarını, beylerini ve bunların evlâdını Amasya ve Amasyalılık şerefine îcâd eden Amasya Müverrihi değildir. Amasya Müverrihi'nin yegâne hizmeti, Amasya'da şânlı sûretde hükûmet etmiş, sonradan adı sanı unutulmuş bir hükûmet ve emâret-i müstakilleyi, bunu kuranları, yaşayanları - ancak bir sâ'ika-i hamiyyetle hiçbir tarafdan en ufak bir himâyet ve mu'âvenet görmeksizin, hâssaten bu uğurda bütün varlığını sarf ederek - bulup meydâna çıkarmakdır.
Bâyezîd Paşa'nın vakfiyelerinden aynen nakl etdiğim şu fıkralar, pek açık gösteriyor ki, Hacı Şâdgeldi Paşa kendi asrında "Beylerbeyi" unvânıyla meşhûr idi. Amasya'da el-yevm "Alaca Hamâm" denilen "Çifte Hamâm" da Bâyezîd Paşa devrinde "Hacı Şâdgeldi Hamâmı" diye anılırdı.
Bu hamâmın eshâm-ı mu'ayyenesi Bâyezîd Paşa'ya Biçaroğlu Hamza Bey'le Hacı Şâdgeldi Paşazâde Mustafa Bey'in kerîmesi Sittî Hâtun ve zevcesi [116] Benefşe Hâtun'dan intikâl etmişdi. Bu hamâm Hacı Şâdgeldi Paşa'ya Selçûkîler'den irsen intikâl eylemişdir. Şimdiki adı olan "Alaca Hamâm"ı da yine Hacı Kutlu Şâh sülâlesinden Şâdî Beyzâde Alaca Yahyâ Bey'in idâresine⁵²⁵ geçdiğinden dolayı tesmiye edilmişdir.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın zevcelerinden Lâdik'de medfûn sâhibü'l-hâl es-Seyyid Ahmed el-Kebîr er-Rufâ'î kerîmesiyle Sultân Eretna vezîri Hâce Alî Şâh'ın kerîmesi ma'lûm olabildi. Ancak bunların adları anlaşılamadı. Seyyid Ahmed Rufâ'î kerîmesinden tevellüd eden mahdûmu Seyyideddîn Muhammed Bey kendisinden evvel vefât etmişdi. Diğer mahdûmları Fahreddîn Ahmed, Musliheddîn Mustafa Beyler'dir.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın câriyeleri ve kerîmeleri vardı. Kerîmelerinden Safâpaşa Hâtun, Ma'sûme Hund Hâtun, Bulaşâh Hâtun, Cihânşâh Hâtun ma'lûm olabildi. Enişteleri Şeyhzâde Şerefeddîn Osmân Paşa ile Alî Şâhzâde Tâceddîn İbrâhim Bey ma'lûmdur. Dâmâdları ammizâdesi Mübârekşâh ile Biçarzâde Seyfeddîn Biçar, Sunkurzâde Cemâleddîn Yahşî Beyler de ma'lûmdur.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın üç vezîri meşhûrdur: Biri Niksâr emîri Toganşâhoğlu Sirâceddîn Muhammed Bey, diğeri eniştesi el-Hâc Şerefeddîn Osmân Paşa, üçüncüsü Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi'dir. Kazaskerleri Pîr Nizâmeddîn Mahmûd Cürcânî, Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî'dir. Şeyhu'l-islâmî makâmında olan Nizâmeddîn Abdülmelik [117] Nahcıvânî, İzzeddîn Muhammed Amâsî pek meşhûr idi.
En büyük serdârı Babukşâhzâde Alâ'eddîn Alî Paşa'dır. Bunun pederi olan İmâdeddîn Esen Bey de evâ'il-i emâretinde serdârı idi. İmâdeddîn Esen Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kayınpederi olduğu zann olunmakdadır.
Hacı Şâdgeldi Paşa, o zamâna göre nâdirü'l-vücûd bir emîr-i fâzıl, ilmiyle âmil, tebe'asına karşı âdil, halk idâresini bilir bir hakîm-i kâmildi. Kendisini ulemâ, ümerâ, meşâyih ve halk pek severdi. Yerine göre Şemseddîn, Seyfeddîn, Bahâ'eddîn lakablarıyla yâd olunur, mahbûbu'l-kulûb olmuş bir zât idi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, emâretin sa'âdet-i hâline, inkişâf-ı ikbâline en ziyâde hizmet etmiş bir zât idi. Her tarafdan celb etdiği ulemâ, fuzalâ ve erbâb-ı sanâyi'i olanca kuvvetiyle himâye ederdi. Amasya şehri, zamânında yüksek bir dâru'l-fünûn olmuş, en büyük âlimler, edîbler yetişdirmişdir. Bunlar, Amasya Târîhi'nin terâcim kısmında görülür.
Hacı Şâdgeldi'nin sır kâtibi, Anadolu hattâtlarının pîri, Argun Kâmilî tilmîzi olan Yahyâ er-Rûmî pek meşhûrdu. Bunun tilmîzi olan Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi meşâhîr-i ulemâ ve hattâtînden olmuşdu.
Hacı Şâdgeldi Paşa Gıyâsiyye, Halfetiyye, Torumtâ'iyye, Atabeyiyye Medreseleri'ne ilâveten bir medrese, mukâbilinde bir zâviye ve bunların ortasında bir câmi-i şerîf yapdırmışdı. Zâviyesinde ikâmet eden eş-Şeyh Sun'ullâh [118] el-Halvetî vakfiyesinde bu câmi-i şerîfin "Hacı Şâdgeldi Câmii" demekle meşhûr olduğu görülmüşdü.
847 senesinde vakfiyesini tanzîm etdiren Sun'ullâh Halvetî, "Saraclar Şeyhi, Debbâğlar Şeyhi" diye meşhûr, mu'ahharan câmi-i şerîf-i mezkûra da civârında yapılan serrâc-hâneye muzâfen "Sarac-hâne Câmii" ve "Saraclar Câmii" denmişdir. Bunun civârında olan Hacı Şâdgeldi Hamâmı'na "Alaca Hamâmı" dendiği gibi.
Günümüz Türkçesiyle
Hacı Şâdgeldi Paşa, hastalığı hafifleyince ordunun başına geçti. Sivas'a doğru yola çıkıp Artukâbâd'a kadar gitti. Kadı Burhân da Baramlu ve Samagarlu askerlerini, bir de kendi taraftarlarını alıp Hacı Şâdgeldi Paşa'nın karşısına çıktı.
Kadı Burhân bir yandan işi barışla çözmek, Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemek istediğini göstererek Hacı Şâdgeldi Paşa'ya elçiler ve mektuplar gönderdi. Sonra görüşme talep etti. Hacı Paşa'yı istediği kadar oyalıyordu.
Öbür yandan maiyetindeki Türkmen ve Moğol söz ustalarından gerektiği kadar adamı Hacı Şâdgeldi'nin ordusuna gizlice gönderiyor, "Şâdgeldi köle oğludur, ataları ve soyu belirsiz bir adamdır, beyliği de valiliği de şeriata göre geçerli değildir; Kadı Burhân ise baba ve dede tarafından asil ve soylu bir zattır. Bir köle oğluna uyup böyle soylu bir zatla nasıl savaşacaksınız" diyerek orduya ayrılık sokacak propaganda yaptırıyordu.
Kadı Burhân, Hacı Şâdgeldi ordusunda yaptırdığı propagandanın etkisini haber aldığı anda, iki taraf arasında gidip gelen elçilerle yürüttüğü görüşmelerde dilini değiştirdi. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın elçisine şöyle diyordu:
"Hacı Şâdgeldi, 'Ali Beyzâde'yi, memleketin varisi olduğu için hep birlikte emirlik tahtına oturtalım; Müslümanlar arasında kan dökmeyelim' diyor. Hâlbuki emirzâdenin dedesini öldüren, babasını şehir şehir sürükleyen, miras malı olan Amasya'ya geldiği hâlde yüzüne bakmayan, eşyasını yağmalatan, Amasya'dan sürüp çıkaran Hacı Şâdgeldi'dir. Şimdi emirzâdeye nasıl şefkat gösteriyor?"
Öte yanda Hacı Şâdgeldi'nin ordusunda büyük ve tehlikeli bir ayrılık çıkmıştı. Çonkar ve Kara Tatar kabilesi ordudan ayrılıp gitmiş, ordunun manevi gücü tamamen bozulmuştu.
Amasya beyleri, âlimleri ve ordu subayları, ordudaki düzeni ve morali sağlamak için, söylenen sözlerin birer masaldan ibaret olduğunu, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın ata ve soyunun, asaletinin ve soyluluğunun yukarıda arz ettiğimiz üzere sabit olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlardı.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Sivas ileri gelenlerinden aldığı davet ve şikâyet mektuplarının etkisini göremedi. Zaten buna canı sıkılıyordu. Beklemediği hâlde söylenen sözlerden ve ordudaki tehlikeli durumdan çok etkilenerek yeniden hastalandı. İşi yumuşak yoldan bağlayıp geri dönmenin gerekli olduğunu gördü. Orduyu kaldırıp Amasya'ya döndü.
Hacı Şâdgeldi Paşa, çok ciddi biçimde harekete geçmek zorunda olduğunu gördü. Devlet adamlarıyla görüşerek Erzincan, Canik, Karahisâr-ı Şarkî, Kayseri ve Kastamonu beyleri olan Tayerten, Tâceddîn, Melik Ahmed, Cüneyd ve Bâyezîd Beyleri Kadı Burhân'a karşı ittifaka çağırdı.
Kastamonu hükümdarı Bâyezîd Bey, Hacı Şâdgeldizâde Emîr Ahmed Bey'in kayınpederiydi. Öbür beylerden daha fazla gücü ve ihtişamı vardı. Kayseri valisi Ömer Beyzâde Cüneyd Bey, Kadı Burhân'ın en büyük düşmanıydı. Tâceddîn Bey, "Canikli" diye ün almıştı; Hacı Şâdgeldi Paşa'ya bağlıydı ve bütün Samsun bölgesinin valisiydi.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın bu hareketi Kadı Burhân'la savaşmaya işaret ediyordu. Bunu kesinleştirmek için topladığı yüksek mecliste kazasker Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî, müftü İzzeddîn Muhammed Amâsî, ileri gelen bilginlerden Celâleddîn Muhammed bin Resûl, Alâ'eddîn Alî bin Aksarâyî, değerli emirlerden Cemâleddîn Fîrûz Bey ve bunlara uyan âlimler ile emirler, Kadı Burhân'la hemen savaşmayı doğru bulmuyorlar ve şöyle diyorlardı:
"Bu savaştan maksat, akılsız Alî Bey'in henüz ergenlik çağına bile gelmemiş bir çocuğunu emir yapmaksa, harcanacak mala ve cana yazıktır; Amasya hükümeti için bir faydası yoktur. Eğer maksat Sivas vilayetini tamamen ele geçirmekse, durumun açıklığa kavuşmasına ve gerekli hazırlıkların tamamlanmasına kadar savaşı ertelemek gerekir. Acele etmenin zararı çoktur."
Buna karşı çıkan Bâbukşâhoğlu serdar Alî Paşa, vezir Torumtayoğlu Sirâceddîn Muhammed, Halifetoğlu Pîr Alî, Sunkuroğlu Îsâ Beyler gibi büyük emirler ve âlimler ise Şâdgeldi Paşa'yı savaşa teşvik ediyorlardı. Özellikle Alî Paşa, Sivas'ı ele geçirmeyi çok kolay görüyor, yaşlı Hacı Şâdgeldi Paşa'yı durmadan cesaretlendiriyordu.
Bunların itirazları o kadar ileri gitmişti ki, sonucu önceden görüyormuş gibi savaştan yana olmayan âlimleri ve emirleri, Kadı Burhân tarafından kazanılıp ağızlarının sulandırıldığı iddiasıyla suçlayarak susturuyorlardı.
Çünkü Kadı Burhân'ın Amasya'da casusları olduğu söyleniyor, mecliste konuşulan gizli işlerin halk arasında yayılmasından ve casusların yalan haberlerinden korkuluyordu. Böyle zamanlarda doğruyu söylemek bile tehlikesiz olamazdı.
Kısacası, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın başvurduğu beylerden uygun cevap alınmış, her biri yardımcı kuvvet göndereceğine söz vermişti. Bu sözler üzerine Hacı Şâdgeldi Paşa, serdar Alî Paşa'nın acelesine uydu. Bütün kuvvetini toplayıp Amasya'dan hareket etti.
Kadı Burhân da Hacı Şâdgeldi'nin yola çıktığını haber alınca Sivas'tan kalkıp Tokat'a doğru yürüdü. Hacı Şâdgeldi Paşa Turhal'a geldiği sırada Kadı Burhân da Artukâbâd'a inmişti. Kadı Burhân oyalama yolunu tuttu ve güvendiği adamlarından Devâtî Ahmed Bey adında birini elçi gönderdi.
Elçi iki maksatla gönderilmişti: Birincisi, Amasya emirliğini vaat ederek serdar Alî Paşa'yı Şâdgeldi Paşa'dan ayırmak; ikincisi, bunun mümkün olmaması hâlinde Hacı Şâdgeldi Paşa'nın karargâhını öğrenmek.
Bu sırada Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından hazırlanan bir askerî birlik, Kadı Burhân'ın bir kolu üzerine ansızın gece baskını yaptı. Kadı Burhân'ın ordusunda oldukça önemli bir dağınıklık meydana getirmiş, Kadı Burhân'ı telaşa düşürmüştü.
İki taraf, yavaş yavaş birbirine yaklaştı. Kadı Burhân, Tokat'ın aşağısından Kazova'ya kadar sokuldu. Hacı Şâdgeldi Paşa da buraya kadar gelmişti. Fakat Hacı Şâdgeldi Paşa'ya vaat edilen yardımcı kuvvetlerden bir iz görünmemişti.
Kadı Burhân, askerinden seçtiği değerli yiğitlerden oluşan bir birliği pusuya bıraktı. 783 [1381] yılı ramazan ayının ilk on gününde bir sabah savaşa başladı. O gün savaşırken sahte bir bozgun görüntüsü verip askerini yavaş yavaş ve düzenli biçimde geri çekiyor, Hacı Şâdgeldi Paşa da emirleriyle birlikte topluca onu takip ediyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa tam pusunun hizasına gelip geçtiği sırada, pusudan çıkan Kadı Burhân askeri arkadan, geri dönen Kadı Burhân da önden Hacı Şâdgeldi'nin koluna şiddetle saldırdı.
Hacı Şâdgeldi'nin kolu, kendi özel askerlerinden oluşuyordu. Asıl büyük kuvvet, oğlu Emîr Ahmed Bey'in komutasında geride duruyordu. Serdar Alî Paşa ile emirlerin çoğu Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yanındaydı.
Kadı Burhân, Amasya'nın asıl kuvvetini ordusunun bir kısmıyla oyalayarak Hacı Şâdgeldi'nin kolunu tamamen yalnız bırakmıştı. Yalnız kalan bu kolu bütün gücüyle sarıp kanlı bir savaş yaptı. Bu savaşta Hacı Şâdgeldi ve emirlerden bazıları öldürüldü; Alî Paşa, Pîr Alî Bey gibi emirler de esir düştü. Kadı Burhân, sevincinden âdeta bayılacaktı.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın adı, hükümeti ve hanedanı, Türkiye tarihinde hiç yeri olmayan bilinmez şeylerdi. O kadar bilinmezdi ki bunların varlığını iddia etmek bile imkânsızdı.
Hacı Şâdgeldi Paşa ve babası Kutlu Şâh, kendi zamanlarında Anadolu'nun ortasında adları, olayları ve eserleri çok ünlü, tarihî birer seçkin kişi iken, ne yazık ki Türkiye tarihi ve Osmanlı tarihçileri onları tanımıyordu. Bunları tarih âlemine tanıtan, mezarlarını ve soyunu bulan, bu aciz kişi oldu.
Bu aciz kişi, İstanbul'da tarihî araştırmalarla uğraşıp kütüphanelerde tarihe dair eserleri sırayla okuduğum sırada, önce Es'ad Efendi Kütüphanesi'nde Bezm ü Rezm elime geçti. Okudukça şaşkınlığım arttı. Özetleyerek Türkçeye çevirip aldım.
Sonra o yıl Amasya'ya gidip türbeleri incelemeye koyuldum. Sonunda Halifet Gâzi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi'ne bitişik, Halifet Mezarlığı'nın doğu ucundaki türbeden şüphelendim. Çünkü önünde bulunan Kadı Çeşmesi üzerinde şu kitabe vardı:
"Büyük emir Hacı Şâdgeldi Pâdişâh -devleti daim olsun- zamanında bu mübarek pınarı yaptırıp inşa ettiren, Allah onlara iyilik etsin, Amasya kadısı zayıf kul Muhammed bin İmâd bin Muhammed'dir. Yedi yüz yetmiş dokuz [1377-78] yılında."
Bu türbeyi ararken yanımda canım dostum Hasan Şevkî, yazı hocam ünlü hattat Mustafa Sabrî ve Gürcî Osmân Efendizâde Mehmed Rüşdî Efendi vardı. Mezarın zemini taş ve toprakla dolmuş, içindeki kabirler belirsiz hâle gelmişti. Oraları temizledik. Ortada rastladığımız kabrin üzerinde şu kitabeleri bulduk:
"Bu, merhum, bağışlanmış, mutlu, şehit, öldürülmüş emir, haccın süsü Hacı Şâdgeldi Paşa bin Kutlu'nun türbesidir. Yedi yüz seksen üç [1381-82] yılında Allah'ın rahmetine ve mağfiretine göçmüştür."
Hatta baş taşında Hattat Mustafa Efendi "Allah'ın rahmetine ve mağfiretine göçmüştür" ibaresini okurken, ben ayak taşında mutlaka "yedi yüz seksen üç yılında" yazılı olacaktır dedim. Aynen böyle okuduğu anda arkadaşlarım şaşırmışlardı.
Daha sonra İstanbul'a döndüm. Gidip dönüşüm 1311 yılındaydı. Sonra 1327 yılında vicdan arkadaşım, Bursa milletvekili merhum Mehmed Tâhir Bey'le Umumi Kütüphane'ye gitmiştim. Baş kütüphane hâfızı, değerli ve saygın kardeşimiz İsmâ'il Hakkı Efendi, Cârullâh Efendi Kütüphanesi kitaplarından "Kitâbü'l-Es'ile ve'l-Ecvibe" adlı Farsça bir risaleyi "al sana bir Amasyalı" diyerek bize gösterdi.
Bu risalenin önsözünde yazıldığına göre, Muhammed bin Muhammed Aksarâyî tarafından Amasya'nın büyük emiri "el-Hâc Seyfü'd-dünyâ ve'd-dîn Şâdgeldi Paşa" adına yazılmış bir fıkıh eseridir. Önsözünü hemen kopya edip aldım. Adı geçen emirin hâl tercümesine eklemiştim. Yazık ki 1331 yılında Taş Musluk yangınında yandı. Cârullâh Efendi Kütüphanesi de Millet Kütüphanesi'ne nakledildi. O kitabı aradım, ne yazık ki bulamadım.
Fâtih çevresinde Millet Kütüphanesi'nde 603 numarada kayıtlı "Kitâbü'd-Düreri'l-Mensûre" ve yazarı hizasında "İzzeddîn Muhammed bin Muhammed el-Amâsî" yazılı eserin birinci sayfasının sırtında, safran renkli mürekkeple, kalın ve güzel bir sülüs yazıyla şu yazılmıştır:
"İhsanı bol Allah'ın lütfuna muhtaç olan, 'Hanefi mezhebinin izzeti' diye adlandırılan fakir kulun -Allah onu ve geçmişini affetsin- eseridir; hükümdarların ve sultanların terbiyecisi, yüce makam ve mevlâ, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın -Allah yardımcılarını ve devletini aziz etsin- mamur kütüphanesi için yazılmıştır."
Bu kitap iki kısımdır; birinci kısmı fıkha ait sağlam bir metindir. Arapça yazılmıştır. Bu kısmın önsözünde yazar şöyle yazıyor:
"Allah'ın yüce sıfatlarla seçtiği, büyük faziletlerden payını ve bol nasibini verdiği, adalet ve insafla meşhur, zulüm ve haksızlık yolundan uzak olan, yani güvenilir hükümdarın bereketlerini kastediyorum: hükümdarların ve sultanların terbiyecisi Hacı Şâdgeldi Paşa -Allah devletini daim etsin."
İkinci kısmı usûl-i fıkha ait kısa ve öz bir metindir ve Farsça yazılmıştır. Başlangıcı şöyledir:
"Bizi İslam ile şereflendiren ve helal ile haramın inceliklerini bildiren Allah'a hamdolsun. İnsanların efendisi Muhammed'e, âline ve karanlıkta yıldız gibi olan ashabına salât ve selâm olsun. Ammâ ba'd: Yaratıcı -Subhân ve Teâlâ- mülkün tahtını ve saltanatın makamını, Bahâ'üddünyâ ve'd-dîn, İslam ve Müslümanların yüceltici, âlemlerde Allah'ın gölgesi, hükümdarların en bilgini, sultanların en âdili olan büyük ve âdil sultan -Allah mülkünü ve saltanatını ebedî kılsın- ile süsleyince ve âlem sahasını onun adalet, şefkat, sevgi ve merhametiyle zulmetten arındırınca; bu güzel haslet ve beğenilen işlerin bereketiyle onun pak ruhunda ve nurlu zatında dinî ilmin nuru ve kesin bilgiye dayalı araştırmalar belirdi. Sıkıntılı, güç ve müşkil makamlara vâkıf olmada son noktaya erişti. Dinî ilimlerde ve kesin araştırmalarda derinleşince usûl ilminde kendisine başvurulan dayanak ve kutup oldu; öyle bir denize ulaştı ki zamanın âlimleri ve fakihleri delil getirmede onun huzurunda yetersiz kalır, acizliklerini kabul ederlerdi. Bundan sonra helal ve haramın inceliklerine ilişkin hükümlerle ilgili fürû ilimlerine girişti. Bu içten dua eden kişi onun mübarek dergâhı için usûlde bir kitap yazmış olduğundan, fürûda da başka bir kitap yazmak istedi. Bunun üzerine, çağın insanlarının tartıştığı şu iki yüz on beş meseleyi derlemeye ve mübarek unvanlarla süslemeye yöneldi; bu konuda eser yazılıp tamamlandı."
Bu ikinci kısmın sonunda şu yazılıdır: "ed-Dürerü'l-Mensûre kitabı tamamlandı. Akıl sahiplerine akıl bağışlayan Allah'a hamdolsun. Pazartesi günü, ramazan ayının onunda, 834 [1430-31] yılında. Efendimiz Muhammed'e ve bütün âline Allah'ın salât ve selâmı olsun."
Bu kitabı yazan talik yazı ustasının bu dağınık ibaresi, "Kitâbü'd-Dürerü'l-Mensûre"nin istinsahının 834 yılı ramazan ayının onuncu pazartesi gününde yahut on ikinci gününde tamamlandığını gösteriyor.
Aynı şekilde bu Farsça önsöz, büyük sultan Bahâ'ü'd-dünyâ ve'd-dîn el-Hâc Şâdgeldi Paşa'nın usûl ilminde âlimlerin ileri gelenlerinden, araştırmacıların kutbu, ilimde denizler gibi derin bir zat olduğunu gösteriyor. Bu zatın adına, çağındaki âlimlerin tartıştığı ve ayrıldığı iki yüz on beş usûl meselesi hakkında bu kitap yazılmıştır.
Bu "Kitâbü'd-Dürerü'l-Mensûre"yi "Kâtib Çelebi" diye ünlü değerli Mustafa Efendi de görmüş; ancak bunu "Emîr-i Kebîr el-Hâc Şâdgeldi Paşa"nın yazdığı kanaatine varmış, Keşfü'z-Zünûn'un "fıkıh ilmi" kısmında bu kitabı anıp yazarını "el-Hâc Şâdgeldi Paşa" diye göstermiştir.
Vakıf kayıtları idaresinde bulunan, "Celâlü'd-devleti ve'd-dîn Bâyezîd Paşa bin es-Sadru'l-Muvakkar Yahşî Bey"in 11 zilhicce 820 [1418] tarihli vakfiyesinde şu açık ifadeler vardır:
"Adı geçen vâkıfa, yüce ve saygın emir, devletin ve dinin nuru Hamza Bey b. Emîr Bîçâr -Allah talihini daim etsin-, büyük emir Mustafa Bey'in muhterem ve iffetli kızı Sittî Hâtun ve Abdullah kızı Benefşe Hâtun'dan intikal eden bütün hisseler;
yine adı geçen Hamza Bey, Sittî Hâtun ve Benefşe Hâtun'dan intikal eden hisselerin tamamı, yani anılan şehrin dışındaki, bitişik ikiz hamamların yarısından, toplam altı yüz yetmiş iki hissenin üç yüz yirmi üç hissesi; ki bu hamam merhum Hacı Şâdgeldi adıyla bilinir."
Defter-i Mücedded-i Anadolu 19, sayfa 245.
Ve adı geçen sadrın 821 [1418] yılı safer ayının sonlarına ait vakfiyesinde:
"Kendisine intikal eden hisselerin tamamı, iffetli ve muhterem iki kızdan: merhum Mehmed Bey'in kızı -ki o, merhum Mustafa Bey bin Biklar Begî'nin eşiydi- Cânî Hâtun ile, adı geçen Mustafa Bey'in oğlu Îsâ Bey'in kızı Sultân Hundî Hâtun'dan."
Defter 19, sayfa 248.
Bunlardan başka Hacı Şâdgeldi Paşa'ya, babası Hacı Kutlu Şâh'a, dedesi Kürt Bey'e, onun babası Kayı Bey bin Buşak Bey'e ve bunların bulduğum son çocuklarına ait kayıtlar ve tarihî bilgiler vardır; bunlar uzun ve çok yorucu emeklerimin ürünüdür. Yalnız bunlar için bir cilt yazmak gerekir. Buna da zaman ve para elvermiyor.
Bu kadar açık delil gösteriyor ki Hacı Kutlu Şâh ve oğlu Hacı Şâdgeldi Pâdişâh, Amasya'da bağımsız olarak emirlik ve hükümet etmiş birer yüksek simadır. Amasya'da Hacı Kutlu Şâh tarafından kurulmuş bağımsız bir emirlik ve hükümet vardır. Bu bağımsız emirlik, Karaman emirliğinden yüksek; Saruhan, Germiyan, Aydın emirliklerinden daha büyük, daha güçlü, daha millî duygulu, sözü daha geçerliydi.
Bu bağımsız emirliği, hükümdarlarını, beylerini ve onların çocuklarını Amasya ve Amasyalılık şerefi için icat eden Amasya Tarihçisi değildir. Amasya Tarihçisi'nin tek hizmeti, Amasya'da şanlı biçimde hükümet etmiş, sonradan adı sanı unutulmuş bir bağımsız hükümeti ve emirliği, bunu kuranları, yaşayanları -yalnızca bir vatan sevgisi coşkusuyla, hiçbir yandan en ufak bir koruma ve yardım görmeksizin, özellikle bu uğurda bütün varlığını harcayarak- bulup meydana çıkarmaktır.
Bâyezîd Paşa'nın vakfiyelerinden aynen aktardığım şu bölümler çok açık gösteriyor ki Hacı Şâdgeldi Paşa kendi çağında "Beylerbeyi" unvanıyla ünlüydü. Amasya'da bugün "Alaca Hamam" denilen "Çifte Hamam", Bâyezîd Paşa döneminde "Hacı Şâdgeldi Hamamı" diye anılırdı.
Bu hamamın belirli hisseleri Bâyezîd Paşa'ya, Biçaroğlu Hamza Bey ile Hacı Şâdgeldi Paşazâde Mustafa Bey'in kızı Sittî Hâtun ve eşi Benefşe Hâtun'dan geçmişti. Bu hamam Hacı Şâdgeldi Paşa'ya Selçuklular'dan miras yoluyla geçmişti. Şimdiki adı olan "Alaca Hamam" da yine Hacı Kutlu Şâh hanedanından Şâdî Beyzâde Alaca Yahyâ Bey'in idaresine geçtiği için verilmiştir.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın eşlerinden, Lâdik'te gömülü sahibü'l-hâl es-Seyyid Ahmed el-Kebîr er-Rufâ'î'nin kızı ile Sultân Eretna'nın veziri Hâce Alî Şâh'ın kızı bilinebildi. Ancak bunların adları anlaşılamadı. Seyyid Ahmed Rufâ'î'nin kızından doğan oğlu Seyyideddîn Muhammed Bey kendisinden önce ölmüştü. Öbür oğulları Fahreddîn Ahmed ve Musliheddîn Mustafa Beyler'dir.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın cariyeleri ve kızları vardı. Kızlarından Safâpaşa Hâtun, Ma'sûme Hund Hâtun, Bulaşâh Hâtun, Cihânşâh Hâtun bilinebildi. Eniştesi Şeyhzâde Şerefeddîn Osmân Paşa ile Alî Şâhzâde Tâceddîn İbrâhim Bey bilinmektedir. Damatları da amcasının oğlu Mübârekşâh ile Biçarzâde Seyfeddîn Biçar, Sunkurzâde Cemâleddîn Yahşî Beyler olarak bilinmektedir.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın üç vezirinin adı ünlüdür: Biri Niksar emiri Toganşâhoğlu Sirâceddîn Muhammed Bey, öbürü eniştesi el-Hâc Şerefeddîn Osmân Paşa, üçüncüsü Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi'dir. Kazaskerleri Pîr Nizâmeddîn Mahmûd Cürcânî ve Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî'dir. Şeyhülislâm makamında bulunan Nizâmeddîn Abdülmelik Nahcıvânî ile İzzeddîn Muhammed Amâsî çok ünlüydü.
En büyük serdarı Babukşâhzâde Alâ'eddîn Alî Paşa'dır. Bunun babası olan İmâdeddîn Esen Bey de emirliğinin ilk yıllarında serdarıydı. İmâdeddîn Esen Bey'in Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kayınpederi olduğu sanılmaktadır.
Hacı Şâdgeldi Paşa, o zamana göre ender bulunur bir faziletli emirdi; ilmiyle amel eden, tebaasına karşı adaletli, halkın idaresini bilen kâmil bir bilgeydi. Âlimler, emirler, şeyhler ve halk onu çok severdi. Duruma göre Şemseddîn, Seyfeddîn, Bahâ'eddîn lakaplarıyla anılır, gönüllerin sevgilisi olmuş bir zattı.
Hacı Şâdgeldi Paşa, emirliğin saadetine ve gelişmesine en çok hizmet etmiş bir zattı. Her yandan çektiği âlimleri, fazilet sahiplerini ve sanat erbabını bütün gücüyle korurdu. Amasya şehri, onun zamanında yüksek bir öğrenim merkezi olmuş, en büyük âlimleri ve edipleri yetiştirmiştir. Bunlar Amasya Tarihi'nin hâl tercümeleri kısmında görülür.
Hacı Şâdgeldi'nin sır kâtibi, Anadolu hattatlarının piri, Argun Kâmilî'nin öğrencisi olan Yahyâ er-Rûmî çok ünlüydü. Bunun öğrencisi olan Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi, ünlü âlimlerden ve hattatlardan olmuştu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Gıyâsiyye, Halfetiyye, Torumtâ'iyye ve Atabeyiyye Medreseleri'ne ek olarak bir medrese, karşısında bir zaviye ve bunların ortasında bir ulu cami yaptırmıştı. Zaviyesinde oturan eş-Şeyh Sun'ullâh el-Halvetî'nin vakfiyesinde bu ulu camiin "Hacı Şâdgeldi Camii" diye ünlü olduğu görülmüştü.
847 [1443-44] yılında vakfiyesini düzenleten Sun'ullâh Halvetî, "Saraçlar Şeyhi, Debbağlar Şeyhi" diye ünlüydü. Sonradan adı geçen ulu cami, civarında yapılan saraç hanesine izafeten "Saraçhane Camii" ve "Saraçlar Camii" diye anılmıştır. Bunun civarında olan Hacı Şâdgeldi Hamamı'na "Alaca Hamam" denildiği gibi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- tahaffüf: hafifleme, azalma
- tefrika: ayrılık, bölücülük
- nâtıka-perdâz: söz ustası, propagandacı
- eben-an-ced: babadan ve dededen, soy yoluyla
- haseb ve neseb: ata ve soy; kişinin aile geçmişi
- kuvve-i ma'neviyye: moral gücü
- mürâhık: ergenliğe yaklaşmış
- sefîh: akılsız, beceriksiz
- ca'lî inhizâm: sahte bozgun, kaçar gibi yapmak
- mahdûm: oğul; kerîme: kız
- eshâm: hisseler
- dîbâce: önsöz
- istinsâh: bir yazmanın elle çoğaltılması, kopyalanması
- dâru'l-fünûn: yüksek öğretim kurumu; bugünkü anlamıyla üniversite
- harîk: yangın
Kazova Savaşı ve Şâdgeldi'nin Ölümü
Hüsameddin'in anlattığı çatışma, Orta Anadolu'da Eretnaoğulları Beyliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan güç mücadelesinin son perdesidir. Kadı Burhâneddin, Eretna hanedanının naibi ve veziri olarak yükselmiş, Amasya emiri Hacı Şâdgeldi'yi bölgedeki en önemli rakibi saymıştı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddede Şâdgeldi'nin 1381 sonbaharında yenilip öldürüldüğü, ardından Kadı Burhâneddin'in Sivas'ta sultanlığını ilan edip adına hutbe okutup para bastırdığı yazılır. Hüsameddin ölümü ramazan 783 tarihine koyar; bu tarih, Şâdgeldi'nin sandukasının ayak taşındaki kayıtla da uyuşur.
Metinde Kadı Burhân'ın izlediği yol dikkat çekicidir. Önce barış teklifleriyle oyalar, sonra orduya ajanlar sokarak Şâdgeldi'nin soyunu karalar, en sonunda sahte bir geri çekilişle pusuya çeker. Şâdgeldi'ye yöneltilen "köle oğlu" suçlamasının dayanağı, Kutlu Şâh'ın Selçuklu şehzadesi Taceddin Altunbaş'la olan bağının kaynaklarda farklı anlatılmasıdır: Kimi anlatımlarda Kutlu Şâh, Altunbaş'ın kölesi ve manevi oğlu sayılır; kimilerinde Şâdgeldi'nin Altunbaş'ın soyundan geldiği yazılır. Kılıç Arslan üzerine yazılmış bir araştırmada, aynı yafta Kadı Burhâneddin'in çevresinde Şâdgeldi'yi halkın gözünden düşürmek için daha önce de kullanılmış olarak görünür. Hüsameddin dipnotta, söylentinin Şâdî Bey'in kölesi olan ve Mahmûd, Ahmed ile Şâdî adlı oğulları bulunan Kutlu Bey'i kastederek zihinleri bulandırmak amacıyla yayıldığının sanıldığını yazar; Kutlu Bey'in oğlu Ahmed'in o sırada Sivas çevresini kasıp kavurduğunu da ekler. Bu çıkarım başka kaynaklarda doğrulanamadı. Dolayısıyla metindeki propaganda, birdenbire ortaya çıkmış bir söylenti değil, uzun süredir kullanılan bir silahın savaş arifesinde yeniden devreye sokulmasıdır.
Meclis tartışması da ilgi çekici bir ayrıntı taşır. Âlimlerin ve bazı beylerin savaşa karşı çıkması, serdar Alî Paşa'nın ise Sivas'ın kolay alınacağını savunması, bir yönetimin içindeki iki ayrı görüşü gösterir. Hüsameddin'e göre Şâdgeldi'yi harekete geçiren, beylerin verdiği yardım sözüdür; vaat edilen kuvvetlerden savaş günü hiçbir iz görülmemesi de yenilginin sebepleri arasında anlatılır.
Ölümün yeri konusunda kaynaklar tam aynı noktada buluşmaz. Hüsameddin savaşı Kazova'ya, Tokat'ın aşağısına yerleştirir. Amasya'daki tarih ve anıtlar üzerine yazılmış bir dergi çalışmasında ise bir yerde Şâdgeldi'nin Tokat'ta öldürüldüğü, cenazesinin Amasya'da Halifet Gâzi Mezarlığı'na gömüldüğü; başka bir yerde Kazova'da yapılan savaşta ortadan kaldırıldığı yazılır. Anlatımlar, olayın Tokat yöresinde geçtiğinde birleşir.
Şâdgeldi Türbesi ve Kadı Çeşmesi
Hüsameddin'in türbeyi bulma hikâyesi, Amasya tarihinin unutulmuş bir sayfasını kendi gözleriyle açma çabasının açık bir örneğidir. Anlattığına göre aradığı türbeyi Kadı Çeşmesi'nin kitabesindeki "Hacı Şâdgeldi Pâdişâh" ifadesinden şüphelenerek bulmuştur. Bugün Şâdgeldi Türbesi, Gökmedrese Mahallesi'nde Halifet Gâzi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi'nin güneyinde durur. Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün tanıtımına göre dikdörtgen planlı, eyvan tipinde, duvarları kesme taş ve üzeri tonozla örtülü bir yapıdır ve Kadılar Türbesi'ne çok benzer.
Uzunçarşılı'nın okuduğu kitabeler, türbedeki mermer sandukalardan birinin Şâdgeldi'ye ait olduğunu, yan yüzünde "şehit, öldürülmüş emir" ifadesinin, ayak taşında 783 tarihinin yazılı olduğunu gösterir. Yapıda Şâdgeldi ile birlikte sekiz kişinin daha kabri bulunduğu bildirilir. Hüsameddin'in "ayak taşında mutlaka 783 yazılı olacaktır" diye önceden tahmin ettiği tarih de böylece doğrulanmış olur.
Türbenin bitişiğindeki Kadılar Türbesi ve Kadılar Çeşmesi, çeşmeyi yaptıran Mehmed bin İmâd adlı kadı ailesine bağlıdır. Çeşme kitabesi Uzunçarşılı tarafından da okunmuştur: Aynı dört satırlık kitabe, Recep Mahallesi'ndeki çeşmenin Halifet Gâzi Mezarlığı yakınında olduğunu bildirir ve tarihi 779 (1377-78) olarak verir. Hüsameddin'in metninde yıl "tis'in ve seb'în" biçiminde, yani doksan yetmiş diye basılmıştır; Uzunçarşılı'nın okuyuşuna göre doğrusu "tis'a ve seb'în", yani yetmiş dokuzdur. Bu yüzden çevirideki tarih 779 olarak verilmiştir. Kitabe, Şâdgeldi'nin 1377-78'de "büyük emir" ve devletinin "daim olması" dilenen hükümdar sayıldığını da gösterir. Türbenin kendisi 2007'de Vakıflar tarafından onarılmıştır.
Şâdgeldi'nin Bilgin Yönü ve "ed-Dürerü'l-Mensûre"
Hüsameddin, Şâdgeldi'yi yalnız bir komutan olarak değil, ilim erbabını koruyan bir yönetici olarak tanıtır. Metinde anılan iki eser bu iddianın dayanağıdır. Birincisi Cemâleddîn Aksarâyî'nin Farsça "Kitâbü'l-Es'ile ve'l-Ecvibe" adlı eseridir; âyet ve hadislerdeki güç noktaların tartışıldığı bu eserin Şâdgeldi'ye ithaf edildiği, bugün de akademik çalışmalarda belirtilir. Eserin Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki nüshası üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Hüsameddin, gördüğü Cârullâh Efendi nüshasının 1331 yangınında yandığını ya da kaybolduğunu söyler; bugün Süleymaniye Kütüphanesi'nde çalışılan nüshanın onun gördüğüyle aynı olup olmadığı doğrulanamadı.
İkinci eser "ed-Dürerü'l-Mensûre"dir. Hüsameddin metinde eserin hem Arapça fıkıh hem Farsça usûl kısmını aktarır. Burada dikkat edilecek nokta şudur: Eserin sonundaki kayıt Hüsameddin'in de belirttiği gibi kopyalama tarihidir ve 834 [1430-31] yılını gösterir. Bu, Şâdgeldi'nin ölümünden yaklaşık elli yıl sonradır. Bu nedenle yazılan metnin Şâdgeldi'nin sağlığında mı yazıldığı, adına mı sonradan düzenlendiği, kendisinin eli olup olmadığı ayrı bir sorudur. Amasya'da yetişen âlimleri sıralayan bir sempozyum bildirisi eseri Şâdgeldi Çelebi Paşa'nın "büyük eseri" olarak anar. Başka bir sempozyum bildirisinin başlığı ise eserin Şâdgeldi'ye nispeti sorununu açıkça konu edinir. Bu bildirinin içeriği okunamadığı için görüşünün ne olduğu doğrulanamadı.
Aynı sempozyum bildirisinde Şâdgeldi'nin 782 (1380) yılında Kadı Burhâneddin tarafından öldürüldüğü ve Pîr İlyas yakınlarına gömüldüğü yazılır; bu, Hüsameddin'in (783, Halifet Mezarlığı) verdiği bilgiden ayrılır ve türbe kitabeleriyle de uyuşmaz. Şadgeldi'nin kendi dönemindeki yönetimi hakkında bir başka çalışmada, 760-783 (1359-1381) yılları arasında yaklaşık yirmi yıl Amasya'yı yönettiği yazılır.
Hamam ve Camii
Hüsameddin'in Bâyezîd Paşa vakfiyelerinden aktardığı hamam kayıtları, Amasya'nın erken dönem yapı mirasını anlamak için önemlidir. "Hacı Şâdgeldi Hamamı" dediği çifte hamam bugün Alaca Hamam adıyla anılır. Bu hamam ve iki kapılı han, 1751'de Bekir Paşa Medresesi için vakfedilen yapılar arasında geçer. Hamamın adının nasıl Alaca'ya dönüştüğüne dair Hüsameddin'in verdiği açıklama (Alaca Yahyâ Bey) başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Metnin son bölümündeki cami, bugün Saraçhane Camii adıyla bilinir. Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne göre cami 1372'de Amasya emiri Şadgeldi Paşa tarafından yaptırılmıştır; önceleri kare planlı ve tek kubbeliyken sonradan bir mekân eklenerek dikdörtgen plana çevrilmiş, moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. İlk zamanlar yaptıranın adıyla Şadgeldi Paşa Camii olarak anılan yapı, çevresindeki saraç dükkânları nedeniyle Çelebi Mehmed döneminden itibaren Saraçhane Camii olmuştur. Bu, Hüsameddin'in metnin sonunda anlattığı ad değişikliğiyle uyuşur.
Kutluşahlar Hanedanı
Hüsameddin'in bu bölümde uzun uzun savunduğu görüş, Kutlu Şâh ve Şâdgeldi'nin Anadolu tarihinde ihmal edilmiş bağımsız bir hanedan olduğudur. Bugün Kutluşahlar Beyliği, 1340'lardan 1393'e kadar Amasya ve çevresine hâkim olan bir hanedan olarak anılır; Eretna Beyliği ve Kadı Burhâneddin Devleti'ne bağlılık ile bağımsızlık arasında gidip gelmiştir. Hüsameddin'in soy zincirini Kürt Bey ve Kayı Bey'e kadar uzatması ise başka kaynaklarda doğrulanamadı; bu bölüm onun kendi bulduğu kayıtlara dayanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- Abdülkerim Özaydın, "Kadı Burhâneddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001. https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- Halil İnalcık, "Murad I", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/murad-i
- "Kadı Burhaneddin Karşısında Bir Selçuklu Şehzadesi Kılıç Arslan", Belleten. https://belleten.gov.tr/tam-metin/2577/tur
- Recep Dikici, "Türkiye Kütüphânelerinde Yazma ve Matbû Eserleri Olan Amasyalı Âlimler", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya, 2017.
- Mehterhan Furkani, "Siyasî ve İlmî Bir Kişilik: Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa ve ed-Dürerü'l-Mensûretü fi'l-Furûʻ Adlı Eserin Kendisine Nispeti", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu, 2017 (yalnız başlığı görülebildi, metni okunamadı).
- "Aksarâyî'nin Kitabü'l-Es'ile ve'l-Ecvibe'si ve Yorum Metodu", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/pub/daad/article/478342
- Anadolu'da Hadis Geleneği ve Darü'l-hadisler Uluslararası Katılımlı Sempozyum bildirileri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2011 (Amasya darülhadisleri bölümü; Bekir Paşa Medresesi vakıfları).
Resmî kaynaklar
- "Şadgeldi Türbesi", Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Kültür Portalı. https://kulturportali.gov.tr
- "Saraçhane Camii", Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Kültür Portalı.
Kitaplar
Diğer kaynaklar