Hacı Kutlu Şâh'ın oğludur. "Kaynar Vak'ası"ndan sonra 763 senesi evâ'ilinde ikinci def'a Amasya emîri oldu. Fakat pederinin vefâtından sonra Eretna Oğulları'na inkıyâd etmeyip Amasya'da müstakilâne idâre-i hükûmet etdi. Amasya'da ufak bir emâret-i müstakille yaratdı.
Amasya'da bu emâret-i müstakilleye "Âl-i Kutlu Şâh Emâreti, Kürtler Hükûmeti, Kutluzâdeler Beyliği" denirdi. Bu emâreti ilk def'a yaratan Hacı Kutlu Şâh idi. Fakat Amasya emâret-i müstakillesini kuran Şâdgeldi Padişah oldu. Buna "Birinci Şâdgeldi" dendi.
Hacı Kutlu Şâh'ın üç oğlu meşhûr idi: Birincisi Şihâbeddîn Ahmed Şâh olup Konya harbinde maktûl oldu. "Bayraklı Gâzi" demekle meşhûr idi. Mahdûmları Tuli, Şâdî Beylerdir. Tuli Bey Mısır'a gidip Şâdî Bey Amasya'da kalmışdır.
İkinci mahdûmu Seyfeddîn Şâdgeldi Pâdişâh, üçüncüsü İmâdeddîn Süleyman Şâh'dır. Bunun mahdûmu Kutlu Paşa ile Yâkût Paşa, Osmanlı vüzerâsındandır. Süleyman Şâh, "Kürtler Çiftliği" demekle meşhûr olan ceddinin mevki'inde ikâmet ederdi. [69]
Şâdgeldi Paşa⁴⁹⁷, Niksâr emîri olan Sirâceddîn Muhammed Bey'i celb ederek kendisine vezîr, Amasya kâdı'l-kudâtı Nizâmeddîn Mahmûd'u kazasker ittihâz etdi. Şerîk-i dersi olan müderris-i meşhûr Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî'yi Amasya kadısı yapdı. Nizâmeddîn Abdülmelik Çelebi'yi makâmında bırakdı. Gümüşlüoğlu Hâce Sinâneddîn Yûsuf Çelebi'yi de defterdâr yapdı.
Kutlu Şâhoğlu Ahmed Şâh'dan inhilâl eden Sivas emâretini Hâce Alî Şâhoğlu Tâceddîn İbrâhim Bey istîlâ etdi. Çünkü Eretnazâde Muhammed Bey'in vezîri olan Hâce Alî Şâh, Hacı Kutlu Şâh'ın vefâtıyla teferrüd ederek nüfûz-ı hükûmet kendisine münhasır olmuşdu.
Köprü ve Merzifon emâretinde Taşanoğlu Haydar Bey'e birâderi Umur Bey halef oldu. Hâce Alî Şâh'ın birâderi Halîl Bey Kaynar Vak'ası'nda telef olduğundan oğulları Abdülmecîd, Abdül'azîz Beyler Elvan Çelebi Tekkesi'ne gidip Elvânzâde Abdurrahmân Çelebi'ye sığınmışlardı.
"Tanun Kazâsı" adıyla meşhûr olan şimdiki Mecidözü kazâsına Bayındıroğlu el-Hâc Şemseddîn Muhammed Bey bin Saltık Bey hâkim olarak öteden beri Kürtoğulları'na münkâd idi. Şâdgeldi Paşa'nın galebe etmesine yardım edenlerdendi. [70]
Ancak Osmâncık ve Çorumlu emîri Beyleroğlu Sârımeddîn Ahmed Bey bin Abdullah Bey⁴⁹⁸, Kastamonu emîri Âdil Bey'e pek mâ'il olduğundan Hacı Şâdgeldi Paşa'ya boyun eğmezdi. Kalesinin metânetine, Âdil Bey'in kuvvetine güveniyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın evâ'il-i devrinde Amasya emâreti Amasya, Tokat, Canik vilâyetleriyle bunların mülhakâtından ibâretdi. Yalnız Osmâncık, İskilib kazâlarıyla eskiden "Çorumlu" demekle meşhûr olan şimdiki Çorum vilâyetinin bir kısmı Amasya emâretine tâbi' değildi. Buraların hâkimi Ahmed Bey'di.
Hacı Şâdgeldi Paşa pek müdebbir ve siyâsî bir zât idi. Amasya'da meşâhîr-i a'yânı, ulemâyı, hâssaten halkı tamâmiyle kendisine bend etmişdi. Ulemâ ve a'yânı meclisine da'vet eder, onlarla müşâvere ederek idâre-i hükûmet eyler, ulemânın mübâhesâtını kemâl-i ehemmiyetle dinlerdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa gâyet sahî, afv ve keremi halka şâmildi. Meşâyihe hürmet ederdi. Konya'da Ulu Ârif Çelebi'den feyz almış olan Amasya Mevlevî-hânesi şeyhi Mevlânâ Hüsameddîn Hüseyin Çelebi ve Hankâh-ı Mes’ûdî şeyhi Şemseddîn Ahmed Çelebi bin eş-Şeyh Mûsâ Çelebi, emîr Hacı Şâdgeldi nüfûzuna hâdimlerdi. Ulemâya pek muhibb idi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Ahmed Bey bâdiresini suhûletle izâle etmek için Develü Karahisârı beyi Devecioğlu Şücâ'eddîn Hüseyin [71] ve birâderi Bedreddîn Osmân Beyler'i kendisine celb ve imâle ederek Ahmed Bey'in üzerine taslît etdi.
Çünkü Devecioğlu Timur Hân ile Osmâncık ve Çorumlu emîri Gâzi Osmân arasında öteden beri adâvet vardı. Bu adâvet, bunların evlâdına mîrâs olarak kalmışdı. Hacı Şâdgeldi Paşa, işte bu adâvetden istifâde ediyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, 764 senesinde Amasya kalesini ta'mîr ve darb-hânesini tecdîd etdirdi. Tarabut denilen mevki'de cesîm bir kağıd fabrikası yapdırdı. Burası "Kağıd-hâne" demekle meşhûr oldu. Meşhûr kağıdcı Ahi Muhyiddîn Muhammed Çelebi'yi de kağıd-hâne emîni yapdı.⁴⁹⁹
Geçen sene Amasya'dan Mısır'a firâr eden Gül Beyoğlu Alâ'eddîn Alî ve Yağmuroğlu Sârımeddîn İbrâhim Beyler'e Mısır hükûmeti tarafından 764 senesinde emâret verildi. Taşanoğlu Haydar Bey de Mar'aş civârına gitdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Devecioğlu Hüseyin Bey'le beraber Osmâncık kalesini muhâsara etmişdi. Kale beyi Ahmed Bey, Kastamonu emîri Âdil Bey'den istimdâd ederek dayanıyordu. Nihâyet gelen kuvve-i imdâdiyyeyi târumâr eden Hacı Şâdgeldi Paşa, kale içinden elde etdiği adamlar vâsıtasıyla kaleyi aldı, İskilib ve Çorumlu cihetlerini zabt etdi. [72]
Beyleroğlu Ahmed Bey, bu esnâda maktûl olduğundan yerine Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından genç mahdûmu Muzaffereddîn Mahmûd Çelebi ve Çorumlu vilâyetine Şücâ'eddîn Hüseyin Bey emîr oldu. Osmân Paşa Develü Karahisârı emîri olup küçük mahdûmu Koç Hüseyin Bey Amasya'da Hacı Şâdgeldi Paşa nezdinde kaldı.
Kaynar Vak'ası'nda Amasya'dan firâr eden beylerden Gül Beyoğlu Alî Bey'in birâderi Receb Bey'e Melik Eşref Şa'bân tarafından 765 senesinde Aşere beyliği verildi. Bunun mahdûmu Nâsıreddîn Muhammed Bey, Melik Zâhir Berkûk'a iki def'a vezîr olmuşdur.
Osmâncık muvaffakiyeti, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfûz ve ikbâlini parlatdı. Kendisini her tarafa tanıtdı. Fakat Amasya emâretiyle Kastamonu emâreti arasını ciddî bir sûretde açmışdı. Kastamonu emâreti, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın parlamasını kıskanıyordu.
Bundan dolayı iki emâret arasında muhâbereler, muhârebeler olmuş, Hacı Şâdgeldi Paşa Samsun ve Bafra beylerinin yardımlarıyla Sinop'u da almış, dâ'ire-i nüfûz ve emâreti biraz daha büyümüşdür.
Meskûkât mütehassısı fâzıl Ahmed Tevfîk Beyefendi birâderimiz diyor ki: "Trabzon krallarının meskûkâtına dâ'ir yazılan bir eserde Trabzon kralı Üçüncü Yani Komnenus kendi hemşîresi Te'odora'yı 766-1358 senesinde Halipya (Sinop) ve Amasya emîri Hacı Mîrî'ye vermiş olduğu yazılıyor. Hacı Mîrî, Hacı Emîr Şâdgeldi Paşa'dır".[73]
Bundan anlaşılıyor ki Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfûzu Karadeniz sevâhilinde bir ehemmiyet-i azîme göstermiş, Trabzon kralı Üçüncü Yani'ye havf ve dehşet vermiş, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya kendi hemşîresini takdîm ederek emniyetini kazanmışdır.
766 senesinde Eretnazâde Muhammed Bey'in kendi vezîri Hâce Alî Şâh'ı öldürmesi, bir vak'a-i mühimme oldu. Te'sîrâtı her tarafı sarsdı. Bu vak'adan dolayı Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfûz ve istiklâli daha ziyâde kuvvet bulmuşdu.
Eretnazâde Muhammed Bey, pek sefîh bir adamdı. Bunu halka karşı güzel idâre eden vezîr Hâce Alî Şâh ise âlim, halûk, muhibb-i adâlet bir zât idi. Fakat Muhammed Bey'in sefâheti, süfehâya olan meyl ve muhabbeti bunların aralarını fenâ bozmuşdu. Bundan dolayı her ikisi de birbirinden emîn değildi.
Hâlbuki Muhammed Bey'in emâretini idâme eden, nüfûz ve ikbâlini yaşatan Hâce Alî Şâh idi. Hâce Alî Şâh, Muhammed Bey'in bâ'is-i hayât ve ikbâli idi. Hâce Ali Şâh'ın yegâne kusûru, adl ve hakkâniyete muhâlif olan Muhammed Bey'in ba'zı emirlerini infâz etmemesi idi. Dulkadiroğlu Halîl Bey'in tecâvüzâtından Muhammed Bey'i kurtaran da Hâce Alî Şâh idi.
Bu kadar himâyetlere, sıyânetlere karşı müteşekkir ve minnetdâr olması lâzım gelen Muhammed Bey, Hâce Alî Şâh'ı bu sene ifnâ etmiş, yerine pederinin havâss-ı etbâ'ından ve asdikâsından Hâce Bedreddîn Yâkût'u vezîr yapmış, kendisini beylere ve halka karşı bed-nâm etmişdi. [74]
Muhammed Bey'in bu sebebsiz cinâyeti, halka pek ziyâde ağır gelmişdi. Çünkü halk ve hâssaten Türkler, çılgın asâletden müteneffir, vefâ ve adâlete karşı dâ'imâ minnetdâr olurlar. Muhammed Bey, asâletine mağrûr olarak cinâyeti irtikâb etmiş, bunun için Muhammed Bey, halkı ve beyleri kendi aleyhine çevirmişdi.
Konya hükümdârı Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey, zâten Muhammed Bey'e vefâsızlığından, ahlâksızlığından dolayı fevkalâde kızgındı. Bu cinâyeti ve te'sîrâtını duyar duymaz Muhammed Bey'in istîsâline kıyâm etdi. Babasının intikâmını almağa teşne olan Dulkadiroğlu Halîl Bey de Karamânoğlu'yla beraberdi.
Eretnazâde Muhammed Bey, irtikâb etdiği sefâhet ve cinâyetinin büyüklüğünü, âkıbetinin fecâ'atini takdîr ederek Mısır hükümdârı Melik Eşref Şa'bân'a mürâca'at ve istimdâd etdi. Pederinin Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun'a mürâca'at ve istimdâdını tanzîr ediyordu.
Melik Eşref Şa'bân, Haleb vâlîsi Emîr Cürcî el-İdrisî'ye Eretnazâde Muhammed Bey'e askeriyle yardım etmesini emr etmişdi. Makrîzî diyor ki: "Haleb vâlîsi Emîr Cürcî el-İdrîsî, Nâsırudddîn Muhammed Bey bin Eretna'ya imdâd etmek üzere 766 senesi zilka'desinde askeriyle Haleb'den bilâd-ı Rûm'a doğru hareket etdi".
Fakat Cürcî Bey'in kuvvet-i imdâdiyyesi biraz geç kalmışdı. Muhammed Bey'in en yakınında bulunan Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey Kayseriyye'yi muhâsara, Dulkadiroğlu Halîl Bey de Sivas'ı tazyîk etmiş, [75] Cürcî Bey'in imdâdından bir fâ'ide olmamışdı. Muhammed Bey'e imdâd ve mu'âvenet eden de yokdu.
Çünkü Muhammed Bey'e asker ve nüfûzuyla yardım edecek ancak Hâce Alî Şâh ile mahdûmu olan Sivas beyi Hacı İbrâhim Bey'di. Hâlbuki Hâce Alî Şâh i'dâm edilmiş, mahdûmu Hacı İbrâhim Bey de azl ve ta'kîb edilerek Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'ya ilticâ etmişdi.
Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey'in muhâsarasından âciz kalan Eretnazâde Muhammed Bey, Kayseriyye kalesinden gece çıkıp Sivas'a doğru kaçdı. Alâ'eddîn Bey, Kayseriyye'yi aldıkdan sonra Muhammed Bey'i ta'kîben Sivas'a doğru yürüdü. Sivas'ı da aldı.
Sefâhetinden dolayı halkın menfûru olarak kendi çanak yoldaşlarından bile yüz bulamayan Muhammed Bey, Sivas'dan da kaçıp menkûbâne köylerde dolaşırken yakasını Dulkadiroğlu Halîl Bey'e kapdırdı. Halîl Bey, 767 senesi evâsıtında Muhammed Bey'i öldürdü, pederinin intikâmını aldı.
Makrîzî, "Kitâbü's-Sülûk"unda diyor ki: "Nâsıreddîn Muhammed Bey bin Eretna, vezîri Hâce Alî Şâh'a karşı mağlûb bir hâlde idi. Bunu öldürmekle istiklâle erdiyse de katl-i vezîr kendisine yaramadı. Her tarafdan hücûm eden düşmanları elinde maktûl oldu".
Müneccimbaşı Ahmed Efendi "Câmiu'd-Düvel"inde diyor ki: "Karamânzâde Alâ'eddîn Bey, Eretnazâde Muhammed Bey'i mülkünden ihrâc edib [76] Kayseriyye ve Sivas'ı aldı. Muhammed Bey, menkûbâne köyleri dolaşırken tutulup katl edildi".
Muhammed Bey, maktûl oldukda iki mahdûmu kalmışdı: Biri İkinci Reşîdeddîn Eretna Bey, diğeri Alâ'eddîn Alî Bey'di. Alî Bey, pek ziyâde şehvetine mağlûb olduğundan kinâye olarak kendisine "Horoz Bey" denirdi. İkinci Eretna Bey, Muhammed Bey'e halef oldu.
İşte bu vak'adan sonra Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa, büyük bir nüfûz ve haysiyet kazanmışdı. Çünkü ümerânın en ziyâde kendisinden çekindiği Hâce Alî Şâh idi. Ortadan bu gidince Hacı Şâdgeldi Paşa asâlet ve adâletiyle teferrüd etdi.
Yine bu sene Zeytûn emîri Araboğlu Zeynel Bey bin Murâd Köprü ve Merzifon emîri Taşanoğlu Umur Bey arası açılmış, birbiriyle âdetâ ceng ediyorlardı. Zeynel Bey, Zeytun kazâsının Arablı Köyü'nde ikâmet ediyordu. Arablı Köyü, bunun himmetiyle güzel bir kasaba hâlini almışdı.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Umur ve Zeynel Beyler'i Amasya'ya celb ve muhâkeme ederek her ikisini barışdırdı. Bunları birbirine düşüren Samukoğlu Burak Bey bin Esen Bey'i bir müddet merkezde alıkoydu. Sonra onu da mutayyiben i'âde etdi.
768 hudûdunda kazasker Pîr Nizâmeddîn Mahmûd Cürcânî vefât edib yerine Amasya kadısı ve Dâru'l-İlm müderrisi Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî [77] kazasker, kadı İmâdzâde Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebi de Amasya kadısı oldu.
Ankara'da mukîm olan emîr-i sâbık Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey, bu sene Amasya'nın Arguma (Suluova) nâhiyesindeki Öyük Cândâr ve Ercük çiftliklerini ceddi medresesi mesâlihine Ankara'da vakf ederek Amasya müftüsü Nizâmeddîn Abdülmelik bin Ömer'i ve evlâdını mütevellî nasb eyledi.
769 senesinde Hacı Şâdgeldi Paşa'nın amcası olan Turhal beyi Şerefeddîn Toganşâh ile Amasya müftüsü Nizâmeddîn Abdülmelik Çelebi vefât etmişlerdir. Toganşâhoğlu Mübârekşâh Turhal beyi ve fuzalâdan Atabegiyye müderrisi olan Mevlânâ İzzeddîn Muhammed Amâsî Amasya müftüsü ve Divrikli Şeyh Uraloğlu Zeyneddîn Siyâvuş Çelebi de Halifet Gâzi Medresesi'ne müderris oldu.
Hacı Şâdgeldi Paşa, fuzalâdan bir zât idi. Her tarafdan erbâb-ı fazl u kemâli Amasya'ya celb ederek onlara büyük hürmetler, ri'âyetler eder; onların mübâhesât-ı ilmiyyesinden zevk-yâb olurdu. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın uluvv-i himmeti Amasya'yı bir dârü'l-fünûn hâline koymuşdu.
Kazaskeri Mevlânâ Cemâleddîn Aksarâyî, şeyhu'l-islâmı Mevlânâ İzzeddîn Amâsî, tabîb-i hâsı Mevlânâ Burhâneddîn ser-âmedân-ı fuzalâdandı. Bunlardan başka Mevlânâ Muhyiddîn Yahyâ bin Armağân, Mevlânâ Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd Sivasî de kibâr-ı ulemâdan idiler.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Hâce Alî Şâhzâde el-Hâc Tâceddîn [78] İbrâhim Bey'in hemşîresini⁵⁰⁰ almış, bu sûretle Hacı İbrâhim Bey'in kendisine karşı muhabbet ve irtibâtını kazanmış, muhâlefetinin önünü almışdı. Çünkü Hacı İbrâhim Bey'in nüfûzu pederinden aşağı değildi.
Hacı İbrâhim Bey, Eretnazâdeler'den pederinin intikâmını almak için pederinin asdikâsına mürâca'at etmişdi. Tokat emîri Süleyman Şâhoğlu Tâceddîn Ahmed Bey kendisine mu'âvenet edeceğine söz vermişdi. Hacı Şâdgeldi Paşa zâten eniştesi olduğu münâsebetle yardım edecekdi.
Eretnazâde İkinci Reşîdeddîn Eretna Bey güç hâl ile Sivas'ı alıp orada cülûs ve ikâmet etmişdi. Hacı İbrâhim Bey, kendisine mu'în olan beylerin yardımlarıyla Eretna Bey'i harben mağlûb edib Sivas'dan kaçırdı. Gâlibâne Sivas'a girip emîr oldu.
Nûr-ı Osmâniye Kütübhânesi'nde mevcûd olan "Kitâbü'l-Acâyib"de "ve Hacı İbrâhim Eretna Bey'i kovup cülûsundan berü Sivas tahtına doksan üç yıldır" yazılıdır ki bu târîh kebîse i'tibâriyle 769 senesini göstermekdedir. Bu sûretle Şâhzâde Hacı İbrâhim Bey'in Sivas emâreti, eniştesi olan Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın eser-i himmeti olmuş, Sivas da Hacı Şâdgeldi'nin nüfûzu altına girmiş demekdi.
İkinci Eretna Bey, Hacı İbrâhim Bey'e mağlûb olarak firâr etdiği hâlde Kayseriyye'yi kurtarmak emeliyle Karaman iline gâret-gerâne [79] girip Alâ'eddîn Bey'i tehdîd ediyor, Kayseriyye'yi kendisine teslîm etdirmeye çalışıyordu.
770 senesi evâ'ilinde Amasya Mevlevî-hânesi şeyhi olan kibâr-ı fuzalâdan ve üdebâdan Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi vefât etdi. Yerine Zileli Şeyh Nusretzâde eş-Şeyh Cemâleddîn Ahmed Çelebi Amasya Mevlevî-hânesi şeyhi oldu. "Bezm ü Rezm"de "Püser-i Nusret" denilen zât, işte bu Cemâleddîn Ahmed Dede Efendi'dir.
Bunu müte'âkib şeyh-i müşârün-ileyhin pederi olan eş-Şeyh Nâsıreddîn Dâ'î el-Mülûk ve's-Selâtîn Nusret bin el-merhûm Hamzatü'z-Zilevî, emlâkini Zile'de binâ eylediği zâviyesi mesâlihine vakf ve tevliyetini de diğer mahdûmu olan Celâleddîn Habîb Çelebi'ye şart etmişdir.
Şeyh Nusret Efendi'nin bu vakfiyesi 770 senesi şevvâlinin evâ'ilinde tanzîm edilmiş, bâlâsında "Muhammed bin Muhammed el-Aksarâyî el-Hâkim bi-Memâliki'r-Rûm ve Asâkir Şâdgeldi Paşa" imzâsı görülmüşdür. Bu imzâ sarîhan gösteriyor ki Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî, Şâdgeldi Paşa'nın Amasya'da kazaskeriydi.
Amasya'nın emîr-i sâbıkı olup Kaynar Vak'ası'ndan beri Ankara'da mukîm olan Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey, büyük şefâ'atçilerin tavassutuyla Hacı Şâdgeldi Paşa'nın mazhar-ı afvı olup 771 senesinde Amasya'ya evlâd u ıyâliyle beraber geldi.
"Câmiu'd-Düvel"de mezkûr olduğu üzere İkinci Eretna Bey, Sivas'dan [80] çıkdıkdan sonra başına topladığı adamlarıyla Kayseriyye'ye hücûm edib almış, orada emîr olmuşdu.
Fakat İkinci Eretna Bey, Karamânîler'in Osmânîler'le meşgûl olduğu bir zamânda Karaman iline hücûm ve gâret etmekde iken Karamânzâde Alâ'eddîn Bey basdırdı. Aralarında cereyân eden muhârebede İkinci Eretna Bey bozulup Mar'aş tarafına kaçdı. Dulkadiroğlu'na sığındı. Amcası Ca'fer Bey, Kayseriyye beyi oldu.
Amasya'dan Mısır'a gidip orada ümerâdan olan Gül Beyoğlu Alâ'eddîn Alî Bey geçen sene emîrü'l-hacc olarak Hicâz'a gitmişdi. Ba'de'l-hacc Mekke-i Mükerreme'de ikâmetle Harem-i Şerîf'in bir minâresini ta'mîr etdirip 771'de Tavâşî Sâbıkeddîn Miskâl el-Enûkî ile Mısır'a avdet etmişdir. (Kitâbü's-Sülûk).
Yine bu sene Lâdik'de medfûn sâhibü'l-hâl es-Seyyid Şemseddîn Ahmed-i Kebîr er-Rufâ'î mahdûmu olup Rufâ'î şeyhlerinin kutbu, âmme-i halkın mu'tekadı olan es-Seyyid Necmeddîn Yahyâ er-Rufâ'î Hakala'da vefât etdi. Orada binâ eylediği zâviyesi hücresinde defn edildi.⁵⁰¹
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kayın-birâderi olan Sivas emîri Hacı İbrâhim Bey, İkinci Eretna Bey'in Mar'aş'a firârından sonra Kayseriyye'yi istîlâ etmek sevdâsına düşüp Ca'fer Bey'le uğraşıyordu.
Hâlbuki Sivas havâlîsinde bulunan ve Hacı İbrâhim Bey'in ba'zı [81] ahvâlinden dil-gîr olan Eretnalılar, İkinci Eretna Bey'in küçük birâderi Horoz Alî Bey etrâfında toplanıp Sivas'a hücûm etdiler. Hacı İbrâhim Bey'i 772 sâlinde harben Sivas'dan çıkarıp Ali Bey'i taht-ı emârete geçirdiler.
"Kitâbü'l-Acâ'ib"de "vVe Hacı İbrâhim vâkı'asından ve Muhammed Beyoğlu Şâhzâde cülûsundan berü seksen beş yıldır" diye yazıldığına göre bu vak'a 772 senesinde cereyân etmiş olur. Şâhzâde dediği, Muhammed Beyoğlu Horoz Alî Bey'dir.
Alî Bey, Sivas emîri oldukda pederinin vezîri olan Hâce Bedreddîn Yâkût'u kendisine vezîr ve meşâhîr-i sâdât-ı Hüseyniyye'den Seydî Hüsâm'ı da karîn ve musâhib yapmışdı.
Hâce Bedreddîn Yâkût, Büyük Eretna Hân'ın havâss-ı kurenâsından olup Hacı Şâdgeldi Paşa'nın küçük birâderi Süleyman Şâh'ın kayınpederi idi. Seydî Hüsâm da Mâverâ'ü'n-Nehir'den Sivas'a hicret eden es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin bin Ferîdeddîn Muhammed el-Fergânî el-Kubâ'î idi.⁵⁰²
Çünkü bu esnâlarda Sivas ve Elbistân havâlîsini vurup talân ederek her tarafa dehşet vermiş, meşâhîr-i eşkıyâdan Humuzoğlu [82] Ahmed nâmında bir Türkmen türemişdi. Ahmed, şecâ'at ve cesâretiyle iştihâr etmiş, tek başına yirmi, otuz babayiğite karşı durmakla ün almış bir kahramândı.
Hâce Yâkût işte bu kahramânı elde ederek Horoz Alî Bey'in serdârı olup emîr Seyfeddîn Ahmed Bey ve mahdûmu Sârımeddîn İbrâhim Bey diye meşhûr olmuşdu. Bunlara "Hubuzoğlu" da denirdi.⁵⁰³
Bu esnâda Kayseriyye kadısı olan Kadızâde Burhâneddîn Ahmed Çelebi, ulûm-ı şer'iyye ve edebiyyede mahâreti ve umûr-ı hükûmetde zekâ ve dirâyetiyle iştihâr ederek kendisini Hacı Şâdgeldi Paşa'ya hem-ayâr göstermek istiyordu. Hemşîrezâdesi Gümüşlüoğlu Şeyh Mü'eyyideddîn Muhammed bin Burhâneddîn Ahmed Çelebi idi.
773 senesi hudûdunda Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Amasya'da binâ etdirdiği câmi, medrese ve imâreti hıtâma ermiş, Şeyhu'l-islâm Mevlânâ İzzeddîn Muhammed Amâsî, Medrese-i Şâdgeldi Paşa'ya ilk müderris olmuşdu. Bu câmi ve medrese mu'ahharan "Sarac-hâne Câmii" ve "Sarac-hâne Medresesi" diye şöhret bulmuş, hattâ câmi-i şerîf kapısı bâlâsında olan kitâbesi bile sökülmüşdür.⁵⁰⁴ [83]
Sultân Altunbaş'ın şehzâdelerinden Mes'ûd Çelebi Havza simresinde pederinin yerine kâ'im olup birâderi Keykubâd Çelebi Lâdik simresinde, diğer kardaşı Alp Arslan Çelebi Amasya simresinde yaşıyorlardı. Üçüncü kardeşi Keyhusrev Çelebi yanında kalmışdı.
Bundan evvel Mes'ûd Çelebi vefât etmiş, kardeşleriyle oğulları Kılıç Arslan, Abdülmelik, Sa'îd Beyler arasına dedelerinin evkâfına tevliyet ihtilâfı düşmüşdü. Kılıç Arslan Bey, kardeşlerinin büyüğü ve Altunbaş evlâdının oldukça erşedi idi.
Vâkıfın şartı üzere Kılıç Arslan Bey mütevellî olduğu hâlde hâsılât-ı vakfiyeden kardeşlerine ve amcalarına âid olan hisselerini vermiyor, bunlara cefâ ediyor, kendisine Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından mükerreren ihtâr edildiği hâlde ısgâ etmiyordu.
Kılıç Arslan Bey, oldukça cesûr idi. Havza kazâsını kendisine tamâmiyle bir çiftlik add ederek kazânın umûr-ı hükûmetine müdâhaleden hâlî değildi. Bundan dolayı Taşanzâde Umur Bey'le araları bozulmuş, Umur Bey'i umûr-ı kazâya müdâhaleden men' etmişdi.
Bu esnâlarda her ikisi de tecâvüzâta kıyâm ederek Havza ve Köprü kazâlarında âsâyişi ihlâle cür'et etmişlerdi. Kılıç Arslan Bey'i en ziyâde kışkırtan amcası Keyhusrev Çelebi idi. Kılıç Arslan Bey kendisine "Sultân Rükneddîn Kılıç Arslan" unvânını verip Hacı [84] Şâdgeldi Paşa'ya karşı boyun eğmez olmuşdu.
Kılıç Arslan Bey, serkeşâne harekâtından dolayı amcasıyla beraber Amasya emâreti hudûdundan dışarı çıkarıldı. Tevliyet, diğer birâderi "Melik Bey" ve "Melikşâh" demekle meşhûr olan Abdülmelik uhdesine verildi. Kılıç Arslan Bey de amcasıyla beraber Erzincân'a gitdi. Erzincân emîri Hüseyin Bey'e ilticâ etdi.
774 senesi ramazânında Tokat beyi Süleyman Şâhoğlu el-Hâc Tâceddîn Ahmed Şâh, emlâkini Tokat'da medfûn olan eş-Şeyh Evran Zâviyesi mesâlihine vakf ederek tevliyetini kardeşleri Melik Azîz, Tursun Beyler'e ve bunların evlâdına şart etdi.⁵⁰⁵Çünkü evlâdı yokdu.
El-Hâc Ahmed Bey, bu vakfiyesini tanzîm etdirdikden bir müddet sonra vefât etmişdi. Tokat emâretinin inhilâli oldukça bir hâdise olmuşdu. Çünkü Eretnazâde Alî Bey, Tokat'ı kendi hudûd-ı emâreti dâhilinde add ederek vezîri Hâce Yâkût Bey'i Tokat emîri nasb ve irsâl etmişdi.
Ancak Tokat a'yânı ve halkı, Alî Bey'in mezâlim ve seyyi'ât-ı sefîhânesini bildikleri cihetle Hâce Yâkût'u Tokat'a almadılar. Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından Tokat'a ta'yîn edilen Kadı İmâdoğlu [85] Şeyh Necîbeddîn Mûsâ Bey'i kabûl etdiler. "Emîr Şeyh Necîb" demekle meşhûr olan bu zât, Amasya kadısı Mevlânâ Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebi birâderidir.
Eretnazâde Horoz Alî Bey, Azîz bin Erdeşîr'in Bezm ü Rezm adlı eserinde⁵⁰⁶ tafsîl edildiği üzere gâyet sefîh, gece gündüz ayş ü nûş ile meşgûl, Moğol eşirrâsına düşkün, Moğol oğlanlarından birine âşıkdı. Bu oğlan, Alî Bey'i bayağı oynatırdı. Alî Bey, bütün umûr-ı hükûmeti bu oğlanın eline vermişdi. Sivas vâlîsi Alî Şâhzâde Hacı İbrâhim Bey, Ali Bey'i bu hâlinden dolayı Sivas'dan çıkarmışdı. Ali Bey Kayseriyye'ye gidip sefâhetiyle meşgûl olmuşdu.
Ali Bey'in sefâheti, Moğol oğlanının zulmü, Kayseriyye halkını da, Kayseriyye kadısı Burhâneddîn Ahmed Çelebi'yi de bîzâr etmişdi. Ne çâre ki Ali Bey'in askeri nâmına, etrâfında ictimâ' eden ve kendisini tutan cins ve nesebi mechûl adamları çokdu. Hâssaten Moğol kavminden "Barambaylar, Baramlular" Ali Bey'e pek meclûb idiler.
Barambaylar, Diyârbekir vâlîsi iken 735 senesinde vefât eden Sutayoğlu Barambay'ın evlâd ve etbâ'ı idiler. Barambay'ın oğlu İbrâhim Şâh 745 senesinde amcası Hacı Togacar'ı [86] öldürüp Diyârbekir'e vâlî olmuş ve 751 senesinde kendisi de vefât etmişdi. Oğulları Baram, Alî Beyler'di.
Alî Bey, "Alî Paşa" demekle meşhûr idi. İkinci Barambay, birâderiyle Diyârbekir vilâyeti uğurunda harb ederken Türkmenler birleşip Barambaylar'ı Diyârbekir arâzîsinden çıkarmışlardı. Bunlar Kayseriyye havâlîsine gelip konmuşlar, Moğol kavminden Samagurlular'a komşu olmuşlar, Eretnazâde Alî Bey'e yamanmışlardı.
Barambaylar zâlim, taşgın, hûn-rîz adamlardı. Eski Moğol ceberrûtu bunların sîmâ ve hareketlerinde pek açık görünürdü. Alî Bey, Türk oğlu Türk olduğu hâlde kendisini Moğol sayardı. Türkler Alî Bey'den müteneffir idiler. Alî Bey, Barambaylar'ın gözdesi olmuşdu.
Bundan dolayı Kayseriyye beyleri ve halkı kıyâm edib Alî Bey'i Kayseriyye'den çıkarmışlardı. Bu hâdiseyi haber alan Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey, ma'iyyetine aldığı bir kuvve-i mühimme ile gelip Kayseriyye'yi işgâl ve zabt etmiş, Kadı Burhân'ı mahkemeden koğmuşdu (776).
Bundan dolayı Kadı Burhân, hiç sevmediği Alî Bey'le birleşip Samagarlular'ı, Baramlular'ı elde ederek Karamanlılar'la harbe kıyâm etmişdi. Karamanlı Alâ'eddîn Bey, Moğol çapulcularının çokluğunu görünce ürkdü, Kayseriyye'yi bırakıp gitdi.
Kadı Burhân, Alî Bey'le beraber şehre girip Karamânîler'i ve onlara uyanları katliâm ederek ilk gaddârlığını gösterdi. Kayseriyye halkını kendisinden soğutdu. Çünkü Kadı Burhân, ileride kuracağı [87] emâret için kendisine asker ve tarafdâr lâzımdı. Kadı Burhân için Samagarlar ve Barambaylar'dan a'lâ asker olmazdı.
Kadı Burhân, Barambaylar'ın rûhlarına kadar girip Alî Bey'den soğutmuşdu. Alî Bey, Kadı Burhân'ın âmâline âdetâ bir engeldi. Bunun için Sivas vâlîsi Hacı İbrâhim Bey'e haber gönderip Kayseriyye'yi ahz ve istîlâ etmesini, kendi tarafından Kayseriyye emâretine birini göndermesini taleb etdi.
Hacı İbrâhim Bey, kendi mu'temedlerinden Tuli Beyzâde Hasan Bey'i bir bölük askerle gönderdi. Kayseriyye emâretine onu ta'yîn etdi. Kadı Burhân, Kayseriyye emâretini kendisine vereceğini ümîd ediyordu, bundan dolayı Hacı İbrâhim Bey'e münfa'il idi. Hacı İbrâhim Bey de Kadı Burhân'ın ahvâl ve harekâtından emîn olmadığı cihetle Kadı Burhân'ı Sivas'a celb etdi.
778 senesinde Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın halîlesi ve Sivas vâlîsi Hacı İbrâhim Bey'in hemşîresi Amasya'da vefât etmişdi.⁵⁰⁷ Hacı İbrâhim Bey, eniştesini ta'ziye etmek için Ali Bey'i ve Kadı Burhân'ı alıp Amasya'ya geldiler.
Hacı İbrâhim Bey, bu ta'ziyeyi bir vesîle edib Hacı Şâdgeldi Paşa ile aralarında tekevvün eden bürûdeti izâle etmek istiyordu. Bürûdet, Hacı İbrâhim Bey'in adamlarından birini Hacı Şâdgeldi Paşa kölelerinden birinin öldürmesinden hâsıl olmuşdu. [88]
Günümüz Türkçesiyle
Hacı Kutlu Şâh'ın oğludur. "Kaynar Vak'ası"ndan sonra 763 [1361-62] yılının başlarında ikinci kez Amasya emîri oldu. Ancak babasının ölümünden sonra Eretna Oğulları'na boyun eğmeyip Amasya'da bağımsız olarak yönetimi ele aldı. Amasya'da küçük bir bağımsız emirlik kurdu.
Amasya'daki bu bağımsız emirliğe "Kutlu Şâh Oğulları Emirliği, Kürtler Hükûmeti, Kutluzâdeler Beyliği" denirdi. Bu emirliği ilk kez kuran Hacı Kutlu Şâh idi. Fakat Amasya'daki bağımsız emirliği asıl kuran Şâdgeldi Padişah oldu. Ona "Birinci Şâdgeldi" denildi.
Hacı Kutlu Şâh'ın üç oğlu ünlüydü: Birincisi Şihâbeddîn Ahmed Şâh olup Konya savaşında öldürüldü. "Bayraklı Gâzi" diye ünlenmişti. Oğulları Tuli ve Şâdî Beyler'dir. Tuli Bey Mısır'a gitmiş, Şâdî Bey Amasya'da kalmıştır.
İkinci oğlu Seyfeddîn Şâdgeldi Padişah, üçüncüsü İmâdeddîn Süleyman Şâh'tır. Bunun oğulları Kutlu Paşa ile Yâkût Paşa, Osmanlı vezirlerindendir. Süleyman Şâh, "Kürtler Çiftliği" diye ünlenen dedesinin yurdunda otururdu.
Şâdgeldi Paşa, Niksar emîri olan Sirâceddîn Muhammed Bey'i yanına çağırarak kendisine vezir, Amasya başkadısı Nizâmeddîn Mahmûd'u da ordu kadısı (kazasker) yaptı. Ders arkadaşı olan ünlü müderris Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî'yi Amasya kadısı yaptı. Nizâmeddîn Abdülmelik Çelebi'yi görevinde bıraktı. Gümüşlüoğlu Hâce Sinâneddîn Yûsuf Çelebi'yi de defterdar yaptı.
Kutlu Şâhoğlu Ahmed Şâh'tan boşalan Sivas emirliğini Hâce Alî Şâhoğlu Tâceddîn İbrâhim Bey ele geçirdi. Çünkü Eretnazâde Muhammed Bey'in veziri olan Hâce Alî Şâh, Hacı Kutlu Şâh'ın ölümüyle tek başına kalmış, yönetim gücü yalnız kendisinde toplanmıştı.
Köprü ve Merzifon emirliğinde Taşanoğlu Haydar Bey'in yerine kardeşi Umur Bey geçti. Hâce Alî Şâh'ın kardeşi Halîl Bey Kaynar Vak'ası'nda öldüğünden, oğulları Abdülmecîd ile Abdül'azîz Beyler Elvan Çelebi Tekkesi'ne gidip Elvânzâde Abdurrahmân Çelebi'ye sığınmışlardı.
"Tanun Kazâsı" adıyla ünlü olan, bugünkü Mecidözü kazasına Bayındıroğlu el-Hâc Şemseddîn Muhammed Bey bin Saltık Bey hâkim olup eskiden beri Kürtoğulları'na bağlıydı. Şâdgeldi Paşa'nın üstün gelmesine yardım edenlerdendi.
Ancak Osmâncık ve Çorumlu emîri Beyleroğlu Sârımeddîn Ahmed Bey bin Abdullah Bey, Kastamonu emîri Âdil Bey'e çok yakın olduğundan Hacı Şâdgeldi Paşa'ya boyun eğmezdi. Kalesinin sağlamlığına ve Âdil Bey'in gücüne güveniyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yönetiminin ilk yıllarında Amasya emirliği, Amasya, Tokat ve Canik illeriyle bunlara bağlı yerlerden oluşuyordu. Yalnız Osmâncık ve İskilip kazaları ile eskiden "Çorumlu" diye bilinen, bugünkü Çorum ilinin bir bölümü Amasya emirliğine bağlı değildi. Buraların hâkimi Ahmed Bey'di.
Hacı Şâdgeldi Paşa çok tedbirli ve siyasetten anlayan biriydi. Amasya'nın ileri gelenlerini, âlimleri ve özellikle halkı tamamen kendisine bağlamıştı. Âlimleri ve ileri gelenleri meclisine çağırır, onlarla danışarak yönetir, âlimlerin ilmî tartışmalarını büyük bir ilgiyle dinlerdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa son derece cömert olup bağışı ve iyiliği halkın tümünü kapsardı. Şeyhlere saygı gösterirdi. Konya'da Ulu Ârif Çelebi'den feyiz almış olan Amasya Mevlevîhânesi şeyhi Mevlânâ Hüsameddîn Hüseyin Çelebi ile Mes'ûdî Hankâhı şeyhi, eş-Şeyh Mûsâ Çelebi'nin oğlu Şemseddîn Ahmed Çelebi, emîr Hacı Şâdgeldi'nin nüfuzuna hizmet edenlerdi. Âlimleri çok severdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Ahmed Bey'in başına buyrukluğunu kolayca ortadan kaldırmak için Develi Karahisarı beyi Devecioğlu Şücâ'eddîn Hüseyin ile kardeşi Bedreddîn Osmân Beyler'i yanına çağırıp kendi tarafına çekerek Ahmed Bey'in üzerine saldırttı.
Çünkü Devecioğlu Timur Han ile Osmâncık ve Çorumlu emîri Gâzi Osmân arasında eskiden beri düşmanlık vardı. Bu düşmanlık bunların çocuklarına miras kalmıştı. Hacı Şâdgeldi Paşa işte bu düşmanlıktan yararlanıyordu.
Hacı Şâdgeldi Paşa 764 [1362-63] yılında Amasya Kalesi'ni onarttı, darphanesini yeniden yaptırdı. Tarabut denilen yerde büyük bir kâğıt fabrikası kurdurdu. Burası "Kâğıthâne" diye ünlendi. Ünlü kâğıtçı Ahi Muhyiddîn Muhammed Çelebi'yi de kâğıthâne emîni (yöneticisi) yaptı.
Geçen yıl Amasya'dan Mısır'a kaçan Gül Beyoğlu Alâ'eddîn Alî ile Yağmuroğlu Sârımeddîn İbrâhim Beyler'e Mısır hükûmeti tarafından 764 yılında emirlik verildi. Taşanoğlu Haydar Bey de Maraş çevresine gitti.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Devecioğlu Hüseyin Bey'le birlikte Osmâncık Kalesi'ni kuşatmıştı. Kale beyi Ahmed Bey, Kastamonu emîri Âdil Bey'den yardım isteyerek direniyordu. Sonunda gelen yardım kuvvetini darmadağın eden Hacı Şâdgeldi Paşa, kale içinden elde ettiği adamlar aracılığıyla kaleyi aldı, İskilip ve Çorumlu taraflarını ele geçirdi.
Beyleroğlu Ahmed Bey bu sırada öldürüldüğünden yerine Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından genç oğlu Muzaffereddîn Mahmûd Çelebi, Çorumlu vilâyetine de Şücâ'eddîn Hüseyin Bey emîr oldu. Osmân Paşa Develi Karahisarı emîri olup küçük oğlu Koç Hüseyin Bey Amasya'da Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yanında kaldı.
Kaynar Vak'ası'nda Amasya'dan kaçan beylerden Gül Beyoğlu Alî Bey'in kardeşi Receb Bey'e Melik Eşref Şa'bân tarafından 765 [1363-64] yılında Aşere beyliği verildi. Bunun oğlu Nâsıreddîn Muhammed Bey, Melik Zâhir Berkûk'a iki kez vezirlik yapmıştır.
Osmâncık'taki başarı, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfuzunu ve talihini parlattı. Onu her yana tanıttı. Fakat Amasya emirliği ile Kastamonu emirliği arasını ciddî biçimde açmıştı. Kastamonu emirliği, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın parlamasını kıskanıyordu.
Bundan dolayı iki emirlik arasında yazışmalar ve savaşlar oldu. Hacı Şâdgeldi Paşa Samsun ve Bafra beylerinin yardımıyla Sinop'u da almış, nüfuz alanı ve emirliği biraz daha büyümüştür.
Para bilimi uzmanı, değerli kardeşimiz Ahmed Tevfîk Bey şöyle diyor: "Trabzon krallarının paralarına dair yazılan bir eserde, Trabzon kralı Üçüncü Yani Komnenus'un kendi kız kardeşi Te'odora'yı 766-1358 yılında Halipya (Sinop) ve Amasya emîri Hacı Mîrî'ye verdiği yazılıyor. Hacı Mîrî, Hacı Emîr Şâdgeldi Paşa'dır."
Bundan anlaşılıyor ki Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfuzu Karadeniz kıyılarında büyük bir önem kazanmış, Trabzon kralı Üçüncü Yani'ye korku ve endişe vermiş; kral, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya kendi kız kardeşini vererek onun güvenini kazanmıştır.
766 [1364-65] yılında Eretnazâde Muhammed Bey'in kendi veziri Hâce Alî Şâh'ı öldürmesi önemli bir olay oldu. Etkileri her yanı sarstı. Bu olaydan dolayı Hacı Şâdgeldi Paşa'nın nüfuzu ve bağımsızlığı daha da güçlendi.
Eretnazâde Muhammed Bey çok ahlâksız bir adamdı. Onu halka karşı güzel yöneten vezir Hâce Alî Şâh ise âlim, iyi huylu, adaleti seven bir kişiydi. Fakat Muhammed Bey'in ahlâksızlığı, ahlâksızlara olan eğilimi ve sevgisi bunların arasını fena hâlde bozmuştu. Bu yüzden ikisi de birbirinden güvende değildi.
Oysa Muhammed Bey'in emirliğini sürdüren, nüfuzunu ve talihini yaşatan Hâce Alî Şâh idi. Hâce Alî Şâh, Muhammed Bey'in hayatının ve talihinin kaynağıydı. Hâce Alî Şâh'ın tek kusuru, adalete ve haklılığa aykırı olan Muhammed Bey'in bazı emirlerini yerine getirmemesiydi. Muhammed Bey'i Dulkadiroğlu Halîl Bey'in saldırılarından kurtaran da Hâce Alî Şâh'tı.
Bunca korumaya ve gözetmeye karşı minnettar olması gereken Muhammed Bey, Hâce Alî Şâh'ı bu yıl öldürmüş, yerine babasının en güvendiği adamlarından ve dostlarından Hâce Bedreddîn Yâkût'u vezir yapmış, kendisini beylere ve halka karşı kötü adlı kılmıştı.
Muhammed Bey'in bu sebepsiz cinayeti halka çok ağır gelmişti. Çünkü halk ve özellikle Türkler, çılgın soyluluktan nefret eder, vefaya ve adalete karşı daima minnettar olurlar. Muhammed Bey soyluluğuyla övünüp gururlanarak cinayeti işlemiş, bunun için halkı ve beyleri kendi aleyhine çevirmişti.
Konya hükümdarı Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey, zaten Muhammed Bey'e vefasızlığı ve ahlâksızlığı yüzünden çok kızgındı. Bu cinayeti ve etkilerini duyar duymaz Muhammed Bey'in kökünü kazımak için ayaklandı. Babasının öcünü almaya can atan Dulkadiroğlu Halîl Bey de Karamânoğlu'yla birlikteydi.
Eretnazâde Muhammed Bey, işlediği ahlâksızlığın ve cinayetin büyüklüğünü, sonunun korkunçluğunu anlayarak Mısır hükümdarı Melik Eşref Şa'bân'a başvurup yardım istedi. Babasının Melik Nâsır Muhammed bin Kalavun'a başvurup yardım istemesine öykünüyordu.
Melik Eşref Şa'bân, Halep valisi Emîr Cürcî el-İdrisî'ye, askerleriyle Eretnazâde Muhammed Bey'e yardım etmesini emretmişti. Makrîzî diyor ki: "Halep valisi Emîr Cürcî el-İdrîsî, Nâsırüddîn Muhammed Bey bin Eretna'ya yardım etmek üzere 766 yılının Zilkade ayında askerleriyle Halep'ten Rûm ülkesine doğru yola çıktı."
Fakat Cürcî Bey'in yardım kuvveti biraz geç kalmıştı. Muhammed Bey'e en yakın bölgede bulunan Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey Kayseri'yi kuşatmış, Dulkadiroğlu Halîl Bey de Sivas'ı sıkıştırmış, Cürcî Bey'in yardımından bir yarar sağlanmamıştı. Muhammed Bey'e yardım ve destek veren de yoktu.
Çünkü Muhammed Bey'e askeriyle ve nüfuzuyla yardım edebilecek ancak Hâce Alî Şâh ile oğlu olan Sivas beyi Hacı İbrâhim Bey'di. Oysa Hâce Alî Şâh öldürülmüş, oğlu Hacı İbrâhim Bey de görevden alınıp kovalanarak Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'ya sığınmıştı.
Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey'in kuşatması karşısında çaresiz kalan Eretnazâde Muhammed Bey, geceleyin Kayseri Kalesi'nden çıkıp Sivas'a doğru kaçtı. Alâ'eddîn Bey, Kayseri'yi aldıktan sonra Muhammed Bey'i izleyerek Sivas'a yürüdü. Sivas'ı da aldı.
Ahlâksızlığı yüzünden halkın nefret ettiği, kendi sofra arkadaşlarından bile yüz bulamayan Muhammed Bey, Sivas'tan da kaçıp perişan hâlde köylerde dolaşırken Dulkadiroğlu Halîl Bey'in eline düştü. Halîl Bey, 767 [1365-66] yılının ortalarında Muhammed Bey'i öldürdü, babasının öcünü aldı.
Makrîzî, "Kitâbü's-Sülûk"unda şöyle diyor: "Nâsıreddîn Muhammed Bey bin Eretna, veziri Hâce Alî Şâh karşısında yenik durumdaydı. Onu öldürmekle bağımsızlığa kavuştuysa da vezirin öldürülmesi kendisine yaramadı. Her yandan saldıran düşmanlarının elinde öldürüldü."
Müneccimbaşı Ahmed Efendi "Câmiu'd-Düvel"inde şöyle diyor: "Karamânzâde Alâ'eddîn Bey, Eretnazâde Muhammed Bey'i ülkesinden çıkarıp Kayseri ve Sivas'ı aldı. Muhammed Bey, perişan hâlde köyleri dolaşırken yakalanıp öldürüldü."
Muhammed Bey öldürüldüğünde iki oğlu kalmıştı: Biri İkinci Reşîdeddîn Eretna Bey, öteki Alâ'eddîn Alî Bey'di. Alî Bey şehvetine çok düşkün olduğundan, benzetme yoluyla kendisine "Horoz Bey" denirdi. İkinci Eretna Bey, Muhammed Bey'in yerine geçti.
İşte bu olaydan sonra Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa büyük bir nüfuz ve saygınlık kazanmıştı. Çünkü emirlerin en çok çekindiği kişi Hâce Alî Şâh idi. Bu ortadan kalkınca Hacı Şâdgeldi Paşa soyluluğu ve adaletiyle tek başına kaldı.
Yine bu yıl Zeytun emîri Araboğlu Zeynel Bey bin Murâd ile Köprü ve Merzifon emîri Taşanoğlu Umur Bey'in arası açılmış, birbiriyle adeta savaşıyorlardı. Zeynel Bey, Zeytun kazasının Arablı Köyü'nde oturuyordu. Arablı Köyü onun gayretiyle güzel bir kasaba hâline gelmişti.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Umur ve Zeynel Beyler'i Amasya'ya çağırıp yargılayarak ikisini de barıştırdı. Bunları birbirine düşüren Samukoğlu Burak Bey bin Esen Bey'i bir süre merkezde alıkoydu. Sonra onu da gönlünü hoş ederek geri gönderdi.
768 [1366-67] dolaylarında kazasker Pîr Nizâmeddîn Mahmûd Cürcânî öldü; yerine Amasya kadısı ve Dâru'l-İlm müderrisi Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî kazasker, kadı İmâdzâde Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebi de Amasya kadısı oldu.
Ankara'da oturan eski emîr Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey, bu yıl Amasya'nın Arguma (Suluova) nahiyesindeki Öyük, Cândâr ve Ercük çiftliklerini, dedesinin Ankara'daki medresesinin giderleri için vakfetti. Amasya müftüsü Nizâmeddîn Abdülmelik bin Ömer'i ve çocuklarını mütevelli atadı.
769 [1367-68] yılında Hacı Şâdgeldi Paşa'nın amcası olan Turhal beyi Şerefeddîn Toganşâh ile Amasya müftüsü Nizâmeddîn Abdülmelik Çelebi öldüler. Toganşâhoğlu Mübârekşâh Turhal beyi, âlimlerden Atabegiyye müderrisi Mevlânâ İzzeddîn Muhammed Amâsî Amasya müftüsü, Divriği'li Şeyh Uraloğlu Zeyneddîn Siyâvuş Çelebi de Halifet Gâzi Medresesi'ne müderris oldu.
Hacı Şâdgeldi Paşa âlim bir kişiydi. Her yandan ilim ve olgunluk sahiplerini Amasya'ya çağırarak onlara büyük saygı gösterir, onların ilmî tartışmalarından zevk alırdı. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın yüksek himmeti Amasya'yı bir üniversite (dârülfünûn) hâline getirmişti.
Kazaskeri Mevlânâ Cemâleddîn Aksarâyî, şeyhülislâmı Mevlânâ İzzeddîn Amâsî, özel hekimi Mevlânâ Burhâneddîn âlimlerin önde gelenlerindendi. Bunlardan başka Mevlânâ Muhyiddîn Yahyâ bin Armağân ile Mevlânâ Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd Sivasî de büyük âlimlerdendi.
Hacı Şâdgeldi Paşa, Hâce Alî Şâhzâde el-Hâc Tâceddîn İbrâhim Bey'in kız kardeşiyle evlenmiş, böylece Hacı İbrâhim Bey'in kendisine karşı sevgisini ve bağını kazanmış, onun muhalefetinin önünü almıştı. Çünkü Hacı İbrâhim Bey'in nüfuzu babasından aşağı değildi.
Hacı İbrâhim Bey, Eretnazâdeler'den babasının öcünü almak için babasının dostlarına başvurmuştu. Tokat emîri Süleyman Şâhoğlu Tâceddîn Ahmed Bey ona yardım edeceğine söz vermişti. Hacı Şâdgeldi Paşa zaten eniştesi olduğu için yardım edecekti.
Eretnazâde İkinci Reşîdeddîn Eretna Bey güçlükle Sivas'ı alıp orada tahta çıkmış ve yerleşmişti. Hacı İbrâhim Bey, kendisine yardım eden beylerin desteğiyle Eretna Bey'i savaşta yenerek Sivas'tan kaçırdı. Galip olarak Sivas'a girip emîr oldu.
Nûr-ı Osmâniye Kütüphanesi'nde bulunan "Kitâbü'l-Acâyib"de "Hacı İbrâhim'in Eretna Bey'i kovup tahta çıkmasından bu yana Sivas tahtının üzerinden doksan üç yıl geçmiştir" yazılıdır ki, artık yıl hesabına göre bu tarih 769 [1367-68] yılını göstermektedir. Böylece Şehzâde Hacı İbrâhim Bey'in Sivas emirliği, eniştesi olan Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın gayretinin eseri olmuş, Sivas da Hacı Şâdgeldi'nin nüfuzu altına girmiş demekti.
İkinci Eretna Bey, Hacı İbrâhim Bey'e yenilerek kaçtığı hâlde, Kayseri'yi kurtarma amacıyla Karaman iline yağma maksadıyla girip Alâ'eddîn Bey'i tehdit ediyor, Kayseri'yi kendisine teslim ettirmeye çalışıyordu.
770 [1368-69] yılının başlarında Amasya Mevlevîhânesi şeyhi, büyük âlimlerden ve edeplilerden Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Çelebi öldü. Yerine Zileli Şeyh Nusretzâde eş-Şeyh Cemâleddîn Ahmed Çelebi Amasya Mevlevîhânesi şeyhi oldu. "Bezm ü Rezm"de "Püser-i Nusret" (Nusret'in oğlu) denilen kişi, işte bu Cemâleddîn Ahmed Dede Efendi'dir.
Bunun hemen ardından adı geçen şeyhin babası olan eş-Şeyh Nâsıreddîn Dâ'î el-Mülûk ve's-Selâtîn Nusret bin merhum Hamzatü'z-Zilevî, mallarını Zile'de yaptırdığı zâviyesinin giderlerine vakfetti ve mütevelliliğini de öteki oğlu Celâleddîn Habîb Çelebi'ye şart koştu.
Şeyh Nusret Efendi'nin bu vakfiyesi 770 [1368-69] yılı Şevval ayının başlarında düzenlenmiş, üst kısmında "Muhammed bin Muhammed el-Aksarâyî, Rûm Ülkeleri Hâkimi ve Şâdgeldi Paşa Ordusu (Kazaskeri)" imzası görülmüştür. Bu imza açıkça gösteriyor ki Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî, Şâdgeldi Paşa'nın Amasya'daki kazaskeriydi.
Amasya'nın eski emîri olup Kaynar Vak'ası'ndan beri Ankara'da oturan Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey, büyük aracıların araya girmesiyle Hacı Şâdgeldi Paşa'nın affına uğrayıp 771 [1369-70] yılında Amasya'ya aile ve çocuklarıyla birlikte geldi.
"Câmiu'd-Düvel"de anlatıldığı üzere İkinci Eretna Bey, Sivas'tan çıktıktan sonra başına topladığı adamlarla Kayseri'ye saldırıp almış, orada emîr olmuştu.
Fakat İkinci Eretna Bey, Karamanlılar'ın Osmanlılar'la uğraştığı bir sırada Karaman iline saldırıp yağma yapmakta iken Karamânzâde Alâ'eddîn Bey üzerine geldi. Aralarında geçen savaşta İkinci Eretna Bey bozguna uğrayıp Maraş tarafına kaçtı. Dulkadiroğlu'na sığındı. Amcası Ca'fer Bey Kayseri beyi oldu.
Amasya'dan Mısır'a gidip orada emirlerden olan Gül Beyoğlu Alâ'eddîn Alî Bey geçen yıl emîrülhac (hac kafilesi başkanı) olarak Hicaz'a gitmişti. Haccın ardından Mekke'de oturup Harem-i Şerîf'in bir minaresini onartmış, 771'de Tavâşî Sâbıkeddîn Miskâl el-Enûkî ile Mısır'a dönmüştür. (Kitâbü's-Sülûk).
Yine bu yıl Ladik'te gömülü, hâl ehli es-Seyyid Şemseddîn Ahmed-i Kebîr er-Rufâ'î'nin oğlu olup Rufâ'î şeyhlerinin kutbu, halkın genelinin inandığı kişi olan es-Seyyid Necmeddîn Yahyâ er-Rufâ'î Hakala'da öldü. Orada yaptırdığı zâviyesinin hücresinde gömüldü.
Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kayınbiraderi olan Sivas emîri Hacı İbrâhim Bey, İkinci Eretna Bey'in Maraş'a kaçmasından sonra Kayseri'yi ele geçirmek hevesine düşüp Ca'fer Bey'le uğraşıyordu.
Oysa Sivas çevresinde bulunan ve Hacı İbrâhim Bey'in bazı durumlarından gönlü kırık olan Eretnalılar, İkinci Eretna Bey'in küçük kardeşi Horoz Alî Bey'in etrafında toplanıp Sivas'a saldırdılar. Hacı İbrâhim Bey'i 772 [1370-71] yılında savaşla Sivas'tan çıkarıp Ali Bey'i emirlik tahtına geçirdiler.
"Kitâbü'l-Acâ'ib"de "Hacı İbrâhim olayından ve Muhammed Beyoğlu Şâhzâde'nin tahta çıkışından bu yana seksen beş yıl geçmiştir" diye yazıldığına göre bu olay 772 yılında olmuş olur. Şâhzâde dediği, Muhammed Beyoğlu Horoz Alî Bey'dir.
Alî Bey Sivas emîri olunca babasının veziri olan Hâce Bedreddîn Yâkût'u kendisine vezir, Hüseyinî seyyidlerin ünlülerinden Seydî Hüsâm'ı da yakın arkadaşı ve sohbet arkadaşı yapmıştı.
Hâce Bedreddîn Yâkût, Büyük Eretna Han'ın yakınlarından olup Hacı Şâdgeldi Paşa'nın küçük kardeşi Süleyman Şâh'ın kayınpederiydi. Seydî Hüsâm da Mâverâünnehir'den Sivas'a göç eden es-Seyyid Hüsâmeddîn Hüseyin bin Ferîdeddîn Muhammed el-Fergânî el-Kubâ'î idi.
Çünkü bu sıralarda Sivas ve Elbistan çevresini vurup yağmalayarak her yana dehşet saçan, ünlü eşkıyadan Humuzoğlu Ahmed adında bir Türkmen türemişti. Ahmed, yiğitliği ve cesaretiyle ün yapmış, tek başına yirmi, otuz yiğide karşı durmakla tanınmış bir kahramandı.
Hâce Yâkût işte bu kahramanı kendi tarafına çekerek Horoz Alî Bey'in başkomutanı yapmış, o da emîr Seyfeddîn Ahmed Bey ve oğlu Sârımeddîn İbrâhim Bey diye ünlenmişti. Bunlara "Hubuzoğlu" da denirdi.
Bu sırada Kayseri kadısı olan Kadızâde Burhâneddîn Ahmed Çelebi, şer'î ilimlerdeki ve edebiyattaki ustalığı, yönetim işlerindeki zekâ ve becerisiyle ün yaparak kendisini Hacı Şâdgeldi Paşa'ya denk göstermek istiyordu. Kız kardeşinin oğlu, Gümüşlüoğlu Şeyh Mü'eyyideddîn Muhammed bin Burhâneddîn Ahmed Çelebi idi.
773 [1371-72] yılı dolaylarında Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Amasya'da yaptırdığı cami, medrese ve imaret (aşevi) tamamlanmış, Şeyhülislâm Mevlânâ İzzeddîn Muhammed Amâsî, Şâdgeldi Paşa Medresesi'nin ilk müderrisi olmuştu. Bu cami ve medrese sonradan "Saraçhane Camii" ve "Saraçhane Medresesi" diye ün kazanmış, hatta caminin kapısı üzerindeki kitâbesi bile sökülmüştür.
Sultân Altunbaş'ın oğullarından Mes'ûd Çelebi, Havza yöresinde babasının yerine geçmiş, kardeşi Keykubâd Çelebi Ladik yöresinde, öteki kardeşi Alp Arslan Çelebi Amasya yöresinde yaşıyorlardı. Üçüncü kardeşi Keyhusrev Çelebi yanında kalmıştı.
Bundan önce Mes'ûd Çelebi ölmüş, kardeşleriyle oğulları Kılıç Arslan, Abdülmelik ve Sa'îd Beyler arasında dedelerinin vakıflarının mütevelliliği konusunda anlaşmazlık çıkmıştı. Kılıç Arslan Bey, kardeşlerinin büyüğü ve Altunbaş çocuklarının oldukça olgunuydu.
Vakfedenin şartı uyarınca Kılıç Arslan Bey mütevelli olduğu hâlde vakıf gelirlerinden kardeşlerine ve amcalarına ait payları vermiyor, onlara eziyet ediyor, Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından defalarca uyarıldığı hâlde kulak asmıyordu.
Kılıç Arslan Bey oldukça cesurdu. Havza kazasını tamamen kendisine bir çiftlik sayarak kazanın yönetim işlerine karışmaktan geri durmuyordu. Bundan dolayı Taşanzâde Umur Bey'le araları bozulmuş, Umur Bey'i kazanın işlerine karışmaktan alıkoymuştu.
Bu sıralarda ikisi de saldırıya girişerek Havza ve Köprü kazalarında asayişi bozmaya cüret etmişlerdi. Kılıç Arslan Bey'i en çok kışkırtan amcası Keyhusrev Çelebi idi. Kılıç Arslan Bey kendisine "Sultân Rükneddîn Kılıç Arslan" unvanını verip Hacı Şâdgeldi Paşa'ya boyun eğmez olmuştu.
Kılıç Arslan Bey, başkaldırıcı davranışlarından dolayı amcasıyla birlikte Amasya emirliğinin sınırları dışına çıkarıldı. Mütevelliliği başka kardeşi, "Melik Bey" ve "Melikşâh" diye ünlenen Abdülmelik üstlendi. Kılıç Arslan Bey de amcasıyla birlikte Erzincan'a gitti. Erzincan emîri Hüseyin Bey'e sığındı.
774 [1372-73] yılı Ramazan ayında Tokat beyi Süleyman Şâhoğlu el-Hâc Tâceddîn Ahmed Şâh, mallarını Tokat'ta gömülü olan eş-Şeyh Evran Zâviyesi'nin giderlerine vakfetti; mütevelliliğini kardeşleri Melik Azîz ve Tursun Beyler'e ve bunların çocuklarına şart koştu. Çünkü kendi çocuğu yoktu.
El-Hâc Ahmed Bey bu vakfiyesini düzenlettikten bir süre sonra öldü. Tokat emirliğinin boşalması oldukça önemli bir olay oldu. Çünkü Eretnazâde Alî Bey, Tokat'ı kendi emirliğinin sınırları içinde sayarak veziri Hâce Yâkût Bey'i Tokat emîri atayıp göndermişti.
Ancak Tokat'ın ileri gelenleri ve halkı, Alî Bey'in zulümlerini ve ahlâksızca kötülüklerini bildiklerinden Hâce Yâkût'u Tokat'a almadılar. Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından Tokat'a atanan Kadı İmâdoğlu Şeyh Necîbeddîn Mûsâ Bey'i kabul ettiler. "Emîr Şeyh Necîb" diye ünlenen bu kişi, Amasya kadısı Mevlânâ Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebi'nin kardeşidir.
Eretnazâde Horoz Alî Bey, Azîz bin Erdeşîr'in Bezm ü Rezm adlı eserinde ayrıntılı anlatıldığı üzere son derece ahlâksız, gece gündüz eğlence ve içkiyle uğraşan, Moğol serserilerine düşkün, Moğol oğlanlarından birine âşık biriydi. Bu oğlan, Alî Bey'i oyuncak gibi oynatırdı. Alî Bey bütün yönetim işlerini bu oğlanın eline vermişti. Sivas valisi Alî Şâhzâde Hacı İbrâhim Bey, Ali Bey'i bu hâlinden dolayı Sivas'tan çıkarmıştı. Ali Bey Kayseri'ye gidip ahlâksızlıkla uğraşmıştı.
Ali Bey'in ahlâksızlığı, Moğol oğlanının zulmü, Kayseri halkını da Kayseri kadısı Burhâneddîn Ahmed Çelebi'yi de bezdirmişti. Ne çare ki Ali Bey'in askeri adına etrafında toplanan ve kendisini tutan, cinsi ve soyu belirsiz adamlar çoktu. Özellikle Moğol kavminden "Barambaylar, Baramlular" Ali Bey'e çok bağlıydılar.
Barambaylar, Diyarbekir valisi iken 735 [1334-35] yılında ölen Sutayoğlu Barambay'ın çocukları ve yandaşlarıydılar. Barambay'ın oğlu İbrâhim Şâh 745 [1344-45] yılında amcası Hacı Togacar'ı öldürüp Diyarbekir'e vali olmuş ve 751 [1350-51] yılında kendisi de ölmüştü. Oğulları Baram ve Alî Beyler'di.
Alî Bey, "Alî Paşa" diye ünlüydü. İkinci Barambay, kardeşiyle Diyarbekir vilâyeti uğruna savaşırken Türkmenler birleşip Barambaylar'ı Diyarbekir topraklarından çıkarmışlardı. Bunlar Kayseri çevresine gelip konmuşlar, Moğol kavminden Samagurlular'a komşu olmuşlar, Eretnazâde Alî Bey'e sokulmuşlardı.
Barambaylar zalim, taşkın, kan dökücü adamlardı. Eski Moğol zorbalığı bunların yüzünde ve davranışlarında çok açık görünürdü. Alî Bey, Türk oğlu Türk olduğu hâlde kendisini Moğol sayardı. Türkler Alî Bey'den nefret ediyorlardı. Alî Bey, Barambaylar'ın gözdesi olmuştu.
Bundan dolayı Kayseri beyleri ve halkı ayaklanıp Alî Bey'i Kayseri'den çıkarmışlardı. Bu olayı haber alan Karamânoğlu Alâ'eddîn Bey, yanına aldığı önemli bir kuvvetle gelip Kayseri'yi işgal edip ele geçirmiş, Kadı Burhân'ı mahkemeden kovmuştu (776 [1374-75]).
Bundan dolayı Kadı Burhân, hiç sevmediği Alî Bey'le birleşip Samagarlular'ı ve Baramlular'ı kendi tarafına çekerek Karamanlılar'la savaşa kalkışmıştı. Karamanlı Alâ'eddîn Bey, Moğol çapulcularının çokluğunu görünce ürktü, Kayseri'yi bırakıp gitti.
Kadı Burhân, Alî Bey'le birlikte şehre girip Karamanlılar'ı ve onlara uyanları kılıçtan geçirerek ilk gaddarlığını gösterdi. Kayseri halkını kendisinden soğuttu. Çünkü Kadı Burhân'ın ileride kuracağı emirlik için asker ve yandaşa ihtiyacı vardı. Kadı Burhân için Samagarlar ve Barambaylar'dan daha iyi asker olmazdı.
Kadı Burhân, Barambaylar'ın içlerine kadar girip onları Alî Bey'den soğutmuştu. Alî Bey, Kadı Burhân'ın emellerine adeta bir engeldi. Bunun için Sivas valisi Hacı İbrâhim Bey'e haber gönderip Kayseri'yi alıp ele geçirmesini, kendi tarafından Kayseri emirliğine birini göndermesini istedi.
Hacı İbrâhim Bey, güvendiği adamlarından Tuli Beyzâde Hasan Bey'i bir bölük askerle gönderdi. Kayseri emirliğine onu atadı. Kadı Burhân, Kayseri emirliğinin kendisine verileceğini umuyordu, bundan dolayı Hacı İbrâhim Bey'e kırgındı. Hacı İbrâhim Bey de Kadı Burhân'ın durumlarına ve davranışlarına güvenmediği için Kadı Burhân'ı Sivas'a çağırdı.
778 [1376-77] yılında Amasya emîri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın eşi ve Sivas valisi Hacı İbrâhim Bey'in kız kardeşi Amasya'da öldü. Hacı İbrâhim Bey, eniştesine taziyede bulunmak için Ali Bey'i ve Kadı Burhân'ı yanına alıp Amasya'ya geldiler.
Hacı İbrâhim Bey, bu taziyeyi bir vesile edip Hacı Şâdgeldi Paşa ile aralarında doğan soğukluğu gidermek istiyordu. Soğukluk, Hacı İbrâhim Bey'in adamlarından birini Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kölelerinden birinin öldürmesinden doğmuştu.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- emâret-i müstakille: bağımsız emirlik; kimseye bağlı olmayan beylik
- inkıyâd etmemek: boyun eğmemek, bağlı kalmamak
- vak'a: olay, çoğu kez büyük bir olay ya da savaş
- mahdûm: oğul
- maktûl: öldürülmüş
- müderris: medresede ders veren öğretmen, bugünkü anlamıyla profesör
- kâdı'l-kudât, kazasker: başkadı; burada ordu ve devlet işlerine bakan en yüksek kadı
- defterdâr: mal işlerinin başındaki görevli, maliye yöneticisi
- mülhakât: bir yere bağlı olan yerler
- meşâhîr-i a'yân: şehrin ileri gelenleri
- ulemâ: âlimler
- müşâvere: danışma, birlikte karar verme
- sahî: eli açık, cömert
- hankâh, zâviye, tekke: derviş topluluklarının toplandığı, ibadet ettiği ve konuk ağırladığı yapı
- darb-hâne: darphane, para basılan yer
- meskûkât: sikkeler, eski paralar; "meskûkât mütehassısı" para bilimi uzmanı demektir
- emîr-i sâbık: önceki emir, görevden ayrılmış emir
- vakfiye: bir malın hayır için bağışlandığını ve nasıl yönetileceğini anlatan belge
- mütevellî: vakfı yöneten kişi
- emîrü'l-hacc: hac yolculuğuna çıkan kafilenin başkanı
- dârü'l-fünûn: üniversite
- hemşîre: kız kardeş; halîle: eş
Şadgeldi ve Amasya Emirliği
Metnin ana kişisi Hacı Şadgeldi, Amasya emîri Hacı Kutlu Şah'ın ikinci büyük oğludur. Bugünkü kaynaklarda Hacı Seyfeddin Şadgeldi diye anılır; 1359 yazında Amasya emiri olduğu, öğrenimini Amasya'da Mevlana Fahreddin İlyas'tan gördüğü ve başlangıçta Eretna Bey'e bağlı kaldığı, onun ölümünden sonra bağımsızlığını ilan ettiği belirtilir. Hüsameddin ona "Birinci Şâdgeldi" der ve bağımsız emirliğin asıl kurucusu sayar. Hanedana yazılı kaynaklarda Kutluşahlar, Şadgeldiler ya da Amasya Beyleri denir. Kimi kaynaklara göre beylik 1340'tan 1393'e kadar sürdü; Şadgeldi dönemi 1361 ile 1381 arasında gösterilir. Hüsameddin'in verdiği "763 [1361-62]" tarihi bu aralığın başına denk gelir.
Aynı kaynaklar Hacı Kutlu Şah'ın Anadolu Selçukluları'ndan Taceddin Altunbaş'ın kölesi ve manevi oğlu olduğunu yazar. Hüsameddin'in bir sonraki maddede Kadı Burhâneddîn'in Şadgeldi'yi "köle torunu" diye gözden düşürmeye çalıştığını anlatması, bu konudaki tartışmanın o zaman da canlı olduğunu gösterir. Hüsameddin bu nitelemeyi bir iftira olarak sunar. Aynı metinde Şadgeldi'nin dedesine "Kürt Bey" denmesi ise hanedanın "Kürtler Hükûmeti" ya da "Kürtoğulları" adıyla anılmasının nedenidir. Bu adın kökeni ve anlamı üzerine bugün tek bir görüş yoktur; Hüsameddin metinde yalnızca kullanılan adları sıralar.
Şadgeldi'nin yönetim anlayışına ilişkin tablo Hüsameddin'de açıktır: ulemayı meclisine çağırır, onlarla danışarak yönetir, çevresine bilginleri toplar. Bu tablo yalnız kitapta kalmaz. Aksarâyî'ye dair bir akademik çalışmada, Cemâleddin Aksarâyî'nin Şadgeldi ile aynı hocadan ders aldığı, Şadgeldi emir olunca onu Amasya kadılığına ve Dâru'l-İlm müderrisliğine getirdiği, Pîr Nizâmeddin Cürcânî'nin 768 [1366-67] yılındaki ölümü üzerine kazaskerliğe atadığı yazılır. Bu tarih, Hüsameddin'in verdiği 768 ile tam olarak örtüşür. Aynı çalışmaya göre Aksarâyî, hadis ve tefsire dair sorulu cevaplı bir eseri, Şadgeldi'nin isteği ve işaretiyle halkın anlayacağı Farsça olarak Amasya'da yazmıştır. Hüsameddin'in "Amasya'yı bir dârülfünûn hâline koymuştu" cümlesi bu bakımdan abartı sayılmaz. Şadgeldi'ye nispet edilen bir eserin gerçekten ona ait olup olmadığı konusunda da ayrı bir çalışma yapılmıştır.
Eretnaoğulları ile İlişkiler ve Anlatıdaki Ayrılık
Metnin en dikkat çekici yeri, Eretnazâde Muhammed Bey'in sonuyla ilgili anlatımdır. Hüsameddin, Muhammed Bey'in veziri Hâce Alî Şâh'ı öldürdüğünü (766), ardından Karamanoğlu Alâeddin ile Dulkadiroğlu Halîl'in saldırısı karşısında Kayseri ve Sivas'tan kaçıp yakalandığını ve Halîl Bey'in elinde 767'de öldüğünü yazar; Makrîzî ve Müneccimbaşı'dan yaptığı alıntılar da düşmanların elinde öldürüldüğünü söyler. Eretnaoğulları üzerine yazılmış bugünkü ansiklopedi maddesi ise farklı bir tablo çizer: Muhammed Bey'in Hoca Ali Şah'ı 1358 sırasında bertaraf ettiğini, kendisinin ise Ekim 1365'te Sivas'ta, idaresinden memnun olmayan Hacı Şadgeldi ve Hacı İbrahim gibi devlet adamları tarafından öldürüldüğünü belirtir. Kadı Burhâneddin maddesi de aynı olayı, Muhammed Bey'in kendi emirleri Hacı Şadgeldi, Hacı İbrahim ve Kılıcarslan'ın eliyle öldürülmesi diye anar ve Kadı Burhâneddin'in bu olaydaki payının kesin olarak belirlenemediğini ekler. Yani Hüsameddin'in Şadgeldi'yi bu olayın dışında tuttuğu yerde, bugünkü genel anlatı onu olayın doğrudan taraflarından biri sayar.
Tarih farkları da dikkate değer. Hüsameddin, Hâce Alî Şâh'ın öldürülmesini 766 [1364-65] verir; ansiklopedi maddesi Hoca Ali Şah'ın 1358'de bertaraf edildiğini yazar. Bunun nedeni kaynakların farklı olaylara değinmesi de olabilir, tek bir olaya farklı tarih vermesi de. Metinde kesin bir hüküm çıkarmak için başka belge gerekir. Muhammed Bey'in ölüm yılı konusunda ise iki anlatı yakındır: 767 [1365-66] ile 1365 sonbaharı birbirini tutar.
Muhammed Bey'den sonraki dönem için ansiklopedi maddesi şöyle özetler: tahta henüz on üç yaşındaki oğlu Ali Bey çıktı; yönetimde otorite kurulamayınca emirlerden Hacı Şadgeldi Amasya'da, Mutahharten Erzincan'da, Tâceddin Niksar'da, Hacı İbrahim Sivas'ta, Şeyh Necib Tokat'ta, Kılıcarslan Şarkîkarahisar'da kendi başlarına hareket etmeye başladılar. Hüsameddin'in bu maddede yer yer sıraladığı olayların çoğu bu dağılmanın ayrıntısıdır: Şeyh Necib'in Tokat'a Şadgeldi tarafından atanması, Hacı İbrahim'in Sivas'ta Şadgeldi'nin desteğiyle iktidara gelmesi, Osmâncık ve Çorumlu bölgesinin zaptı bu tablonun içindedir. Ali Bey'in 1375'te Karamanoğlu Alâeddin'in Kayseri'yi almasıyla Sivas'a kaçması, ardından Kadı Burhâneddin'in şehri geri alıp 1378 Mayıs'ında vezirliğe yükselmesi de ansiklopedi maddelerinde Hüsameddin'inkine benzer biçimde geçer. Hüsameddin'in verdiği 776 [1374-75] ve 780 [1378-79] tarihleri bu bakımdan tutarlıdır.
Kadı Burhâneddin Meselesi
Metin Kadı Burhâneddin'in ilk kez sahneye çıktığı yeri ve onun karakterini Hüsameddin'in sert yargılarıyla birlikte verir. Kadı Burhâneddin, 8 Ocak 1345'te doğmuş, Kayseri kadısı Şemseddin Muhammed'in oğlu, 1364'te Kayseri'ye dönünce kadılığa atanmış, Eretnaoğlu Mehmed Bey'in kızıyla evlenmiştir. 1378'de vezir olmuş, 1381'de Sivas'ta hükümdarlığını ilan etmiş, Temmuz 1398 dolaylarında Akkoyunlu Karayülük Osman Bey tarafından Sivas surları önünde başı kestirilmiştir. Ansiklopedi maddesi onu sağlam karakterli, yetenekli, âlim, adil, zeki ve âlimleri koruyan biri olarak tanıtır; Hüsameddin'in "dessâs, gaddâr, kattâl" nitelemesinden çok farklı bir resimdir. Hüsameddin'in kaynaklarından Bezm ü Rezm ise ansiklopedi maddesine göre Kadı Burhâneddin'in emriyle yazılmıştır; bu eser, hükümdarın çevresinde kaleme alınmış bir anlatı olması bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Şadgeldi'nin Yapıları
Hüsameddin, Şadgeldi'nin imar işlerini kısaca sayar: kale onarımı, darphanenin yenilenmesi, Tarabut'ta kâğıt fabrikası, cami, medrese ve imaret. Amasya tarihine dair bir özet de 1363'te Amasya Kalesi'nin onarıldığını, eski darphanenin yenilendiğini, bir kâğıt fabrikasının yaptırıldığını ve 1372'de cami, medrese ve imaretten oluşan yapıların inşa edildiğini bildirir. Bu bilgi Hüsameddin'in tarihleriyle (764 ve 773) uyumludur.
Bu cami bugün Saraçhane Camii adıyla ayaktadır. Kültür ve Turizm Müdürlüğü kaynaklarına göre cami 1372'de Amasya emiri Şadgeldi Paşa tarafından yaptırılmış, önceleri kare planlı ve tek kubbeli iken sonradan bir mekân eklenerek planı dikdörtgene çevrilmiş ve üzeri kubbeyle örtülmüştür. Moloz taş ve tuğlayla örülüdür, tuğladan silindirik bir minaresi vardır; kuzeydeki son cemaat yeri yedi gözlüdür. Adı önce Şadgeldi Paşa Camii iken Çelebi Mehmed döneminden itibaren çevresindeki saraç dükkânlarından ötürü Saraçhane Camii olmuştur. Hüsameddin ise bu adın değişmesine ve kapı üstündeki kitabenin sökülmesine kendi dipnotunda dikkat çeker; Şadgeldi'nin adının ve emirliğinin âdeta silindiğini, Serrâchâne ve Çeribaşı camilerinin kitabelerinin de sökülmüş olduğunu yazar ve bunları bulmak için yıllarca çalıştığını söyler. Kültür kurumlarının anlatımı bu kitabe kaybından söz etmez; yalnızca adın saraçlardan geldiğini yazar. İki anlatım birbirini dışlamaz.
Şadgeldi'nin türbesi de bugün Amasya'dadır. Halifet Gazi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi'nin güneybatısında bulunan yapı, 14. yüzyılda yapılmış, dikdörtgen planlı, eyvan tipinde, kesme taş duvarlıdır ve üzeri tonozla örtülüdür; Kadılar Türbesi'ne çok benzediği belirtilir.
Kâğıthâne konusunda Hüsameddin'in kendi dipnotu, Bâyezîd Paşa vakfiyesinde bu kâğıthâne ve yöneticisi hakkında kayıt bulunduğunu söyler. Bunun dışında bu yapıya dair başka bir kaynak bilgisine rastlanmadı. Amasya'daki bu kâğıt üretiminin ayrıntıları, yapının yeri ve ne kadar sürdüğü konusunda kaynaklarda ek bilgi yoktur.
Trabzon Evliliği Meselesi
Hüsameddin, Ahmed Tevfik Bey'in aktardığı bir bilgiden hareketle Hacı Şadgeldi'nin Trabzon kralının kız kardeşi Teodora ile evlendiğini yazar. Metinde kralın adı "Üçüncü Yani" olarak geçer. Bugünkü kaynaklarda Trabzon imparatoru III. Aleksios'un 1358'de kız kardeşi Theodora'yı, Maçka yöresine akın yapan, Chalybia emiri olarak anılan Hacı Emir ile evlendirdiği, böylece akınların diplomasi yoluyla durdurulduğu anlatılır. Bu Hacı Emir ile Hacı Şadgeldi'nin aynı kişi olup olmadığı yine bu kaynakta belirtilmez; Hüsameddin'in tek dayanağı Ahmed Tevfik'in aktardığı kayıttır. Evlilik tarihi olan 1358, Hüsameddin'de "766-1358" diye yazılmıştır; hicrî 766 yılı 1364-65 aralığına düştüğü için burada iki tarih birbirini tutmaz. Konunun kesinlik kazanması için Trabzon para kitabının ve sonraki araştırmaların ayrıca görülmesi gerekir.
Metindeki Öteki Kişiler
Cemâleddîn Aksarâyî, Amasya'dan ayrıldıktan sonra Konya'da Karamanoğlu Alâeddin tarafından kadılığa atanan, sonra Aksaray'a dönüp Zinciriye Medresesi'nde müderrislik yapan ve 791 [1389] yılında orada ölen bir âlimdir. Mevlevîhâne şeyhi Hüsameddin Hüseyin Çelebi, Şeyh Nusret ailesi, Rufâî şeyhi Necmeddin Yahyâ ve Hankâh-ı Mes'ûdî şeyhi Şemseddin Ahmed Çelebi gibi adlar hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı; bu kişiler için Hüsameddin'in kitabı ve dipnotları tek kaynak durumundadır. Aynı durum Gümüşlüoğlu, Samukoğlu, Taşanoğlu gibi yerel emirler için de geçerlidir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 418–424. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar