Azîz-i Esterebâdî'nin Bezm ü Rezm'inde "Emîr Ahmed Bey", evrâk-ı resmiyyede "Devâtdâr Ahmed Paşa", Hüsâmeddîn Kâtî'nin kalemiyle "Emîr-i Mu'azzam Fahreddîn Ahmed Çelebi" diye meşhûr olan müşârün-ileyh, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın ikinci mahdûmudur. Pederine zamân-ı hükûmetinde "Devâtdâr" olduğu münâsebetle "Devâtdâr Ahmed Paşa" denmişdir.
Emîr Fahreddîn Ahmed Bey, pederinin sûret-i ma'lûmede irtihâlini müte'âkib Turhal'da erkân-ı devletin ittifâkıyla 783 senesi ramazânında Amasya tahtına iclâs edildi. Amasya emâret-i müstakillesinin üçüncü hükümdârı oldu. Vâlidesi Hâce Alî Şâh'ın kerîmesi, kendisi de Kastamonu hükümdârı Bâyezîd Bey'le Bâbukşâhoğlu Ali Paşa'nın dâmâdıdır.
Emîr Ahmed Paşa Bey'in mu'âsırları şunlardı: Osmân İli hükümdârı Hünkâr Murâd Bey, Karaman İli hükümdârı Alî Bey, Kastamonu [119] hükümdârı Bâyezîd Bey, Canik ve Samsun emîri Tâceddîn Bey, Karahisâr-ı Şarkî emîri Melik Ahmed Bey, Erzincân emîri Tayerten Bey, Sivas emîri Kadı Burhâneddîn Ahmed Çelebi.
Hünkâr Murâd Bey'in nüfûzu, Ankara yoluyla Anadolu'nun içine doğru girmişdi. Bundan ilk önce istifâde eden Amasya emâreti olmuşdu. Diğerlerinin nüfûzu yalnız emîr oldukları vilâyetlere münhasırdı. Kayseriyye emîri Eretnazâde Ca'fer Bey, yalnız emâret unvânına kâni', kendi zevkiyle meşguldü. Vilâyeti idâre eden Ömer Beyzâde Cüneyd Bey'di.⁵²⁶
Cüneyd Bey, Kadı Burhân'ın adüvv-i ekberi, Amasya emîri Ahmed Bey'in muhibb-i hâlisi idi. Kastamonu hâkimi Bâyezîd Bey, Ahmed Bey'in hem kayınpederi hem de müttefiki idi. Melik Ahmed ve Tâceddîn Beyler öteden beri Amasya emâretinin nüfûzuna münkâd idiler. Tokat emîri Şeyh Necîb Bey zâten Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından nasb edilmişdi.
Kadı Burhâneddîn, kendisine en ziyâde mu'ârız bildiği ve son derece hased etdiği Hacı Şâdgeldi Paşa'yı yalnız bulup öldürmekle cihângîr olmuş gibi sevincinden bir yere sığmaz, ne yapdığını bilmez olmuş, her tarafa zafer-nâmeler dağıtmış, kendisine "Sultân" unvânını vermişdi.
Hacı Şâdgeldi Paşa gibi fâzıl, âdil bir emîr-i nâdirü'l-vücûdu katl etdikden sonra kadir-şinâslık gösterip cesedine olsun hürmet göstereceği yerde Paşa'nın başını kesdirip Sivas'a, ba'dehû Erzincân'a [120] gönderdi. Paşa'nın cesedini elinden geldiği kadar tahkîr etdirdi.
Kadı Burhân, iki türlü şeytanet yapdı. Her ikisinden de umduğu kadar - velev muvakkat olsun - semerât-ı nâfi'a görmüşdü: Birincisi Hacı Şâdgeldi Paşa'nın maktûl olduğu bir fırka-i askeriyyeye galebesini, Hacı Paşa'nın bütün ordusunu târumâr ederek galebe-i kâmile şeklinde gösterdi ve her tarafa yaydı.
Bundan maksadı Tokat emîri Şeyh Necîb Bey'i istîmâna mecbûr edib bütün Tokat vilâyetini harb etmeksizin ele geçirmek, Karahisâr-ı Şarkî ve Erzincân emîrleri olan Melik Ahmed ve Tayerten Beyler'i kendisine cezb etmekdi. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kesik başını Erzincân'a göndermesi de bu fikre mebnî idi.
İkincisi Amasya'da harb tarafdârı olmayan ulemâ ve ümerâya hitâben açıkdan teşekkür-nâme yazıp Amasya emîrinin eline geçecek bir sûretde onlara göndermiş, bu müzevver mektûb da Devâtdâr Ahmed Bey'in eline geçmişdi. Bundan maksadı da Amasya erkânıyla emîri arasına tohm-ı fesâd ekip emîri vehme, erkânı da müşkil mevki'e düşürmek, harb tarafdârı olmayan ricâli Amasya'dan firâra mecbûr etmek, yâhud birbirine düşürüp münâza'ât-ı dâhiliyye îkâ' ederek Amasya'yı istîlâ etmekdi.
Kadı Burhân'ın emîr ve tensîbi üzerine yazılan Bezm ü Rezm'inde biri gâyet açık, diğeri kapalı bir sûretde bu iki desîse ve şeytanet görülüp sezilmekde ve âsârını göstermekdedir.
Bu müzevver mektûb üzerine Kazasker Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî, [121] fuzalâdan İzzeddîn Hasan Çelebi Konya'ya; müftü İzzeddîn Muhammed, Kadı Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebiler Hicâz'a; kibâr-ı fuzalâdan Celâleddîn Muhammed bin Resûl Mısır'a; Aksarâyîzâde Alâ'eddîn Alî, Merzifônî Cemâleddîn Saferşâh Çelebiler'le ümerâdan Yazarlızâde Cemâleddîn Fîrûz Bey Bursa'ya gitmişlerdir.
Hâlbuki bunların hiçbiri de ne Kadı Burhân'ın tarafdârı olmuş, ne de onunla münâsebetde bulunmuş değillerdi. Fakat derdlerini anlatamayacaklardı. Ya başları kesilecek yâhud fenâ hâlde menkûb olacaklardı. Bundan dolayı firâra mecbûr olmuşlardı.
Bunların firârı üzerine kibâr-ı fuzalâdan Mevlânâ Cemâleddîn Yûsuf bin Ahî Hüseyin en-Nigîdî kazasker, Mevlânâ İmâdeddîn Yûsuf bin Halîl el-Malatî Amasya kadısı, Mevlânâ Sa'îdeddîn Mevhûb bin ez-Ziyârî makâm-ı fetvâda kâ'im oldu. Kibâr-ı müderrisînden Fahreddîn Osmân et-Türkmânî kadıya niyâbet ediyordu.
Turhal'da oturup Kadı Burhân'ın ahvâlini tarassud eden Emîr Fahreddîn Ahmed Bey ve erkân-ı hükûmeti, Kadı Burhân ile kat'î bir muhârebe etmeye azm etmişlerdi. Ancak bir fırsat zamânını kolluyorlardı. Esîr edilen Alî Paşa ve Pîr Alî Bey'le muhâbere edecek vesâ'iti bulmuşlar, onlara lâzım gelen ta'lîmâtı veriyorlardı.
Kadı Burhân ise galebe neş'esiyle Kazova'dan derhâl dönüp mutantan bir sûretde Tokat şehrine girmiş, Hacı Şâdgeldi ordusunun tamâmiyle târumâr olduğu işâ'âtından ürkmüş olan Emîr Şeyh Necîb, [122] istikbâl ederek hakîkat-i hâle vâkıf olana kadar Kadı Burhân'a mümâşât etmeye mecbûr olmuşdu.
Lâkin Kadı Burhân'ın meydân-ı muhârebeden derhâl dönüp Tokat'a gelmesi, Hacı Şâdgeldi'nin geride bırakdığı kuvâ-yı külliyesiyle temâs etmekden çekindiğini pek açık gösteriyor, kendisine mu'ârız olan beyleri kendi aleyhine teşcî' ediyordu.
Ez-cümle Seydî Hüsâm Bey, esîr olan beylerle Şeyh Necîb, Ahi Nevrûz, Ferîdûn, Nebî Beyler'in başına geçip Kadı Burhân'ın gösterişlerine ve sözlerine aslâ aldanmamalarını ve Amasya beyi Emîr Ahmed Bey'in kuvvet ve satvetini ihtâr ederek bunları Kadı Burhân'ın aleyhine ittifâka da'vet ediyor ve diyordu ki:
"Hacı Şâdgeldi, ihtiyâr bir zât idi. Vefât etdi. Allâh'a hamd olsun genç ve gürbüz bir oğul bırakdı ki erliği, yiğitliği kendisinden kat kat yüksekdir. Ulus, Kayseriyye, Erzincân beyleriyle Canitli (Canikli) Tâceddîn Bey ve sâ'ir uç beyleri ve büyükleri onunla ittifâk etmelidirler".⁵²⁷
Seydî Hüsâm'ın maksadı, Hacı Şâdgeldi'nin vefâtında esîr olan Bâbukşâhzâde Alî Paşa'nın niyâbeti altında Eretnazâde Muhammed Bey'i taht-ı [123] emârete iclâs etmek ve kendisi de vezîr olmakdı. Bu maksadın husûlü, bütün ümerâya nisbetle en kavî ve zî-nüfûz olan Amasya emîri Ahmed Bey'le ittifâka bağlı idi. Alî Paşa da emîr-i müşârün-ileyhin kayınpederi idi.
Seydî Hüsâm, bu maksada ermek için uzun zamânlara intizâr etmek lâzım geldiğini anladı. Daha kesdirme olarak bu maksada en büyük engel ve düşman olan Kadı Burhân'ın vücûdunu ortadan bir an evvel kaldırmak yolunu aradı.
Bunun için Kadı Burhân'ı dostâne bir sûretde Tokat'ın hâricinde bir bâga da'vet ve orada ifnâ edilmesini arkadaşlarına kabûl etdirdi. Bunlar, Kadı Burhân'ın Kılıç Arslan'a oynadığı oyunu Kadı Burhân'a tatbîk edeceklerdi.
Fakat Kadı Burhân'ın her tarafda hafiyyeleri vardı. Kendisine edilen da'vetden huylandı. Kılıç Arslan'a yapdığı fenâlık hâtırına geldi. Sonra da'vetin ledünniyâtına da vâkıf olduğu hâlde sezdirmedi. İttifâk eden ümerâyı birer sûretle taltîf ederek yek-diğerinden ayırmak yolunu tutdu.
Müttefik beylerden Bâbukşâhoğlu Alî Paşa'yı nezdine da'vet ve güzel sözlerle, büyük ihsânlarla taltîf ederek kendisini afv etdiğini, istediği zamân vatanına avdet edebileceğini beyân etdi. Alî Paşa Hacı Şâdgeldi'nin bütün muhallefâtını istedi. Kadı Burhân bilâ-tereddüd verdi.
Bu esnâda Tokat emîri hakîkat-i hâle vâkıf olup Kadı Burhân'a karşı [124] vaz'iyyet almış, müttefik beylerle tertîbâta başlamışdı. Müttefik beyler Kadı Burhân'ın za'fını anladıkları anda bir fırsatını bulup askerine bir baskın yapdılar. Kadı Burhân'ın askerini dağıdıp kendisini esîr etmeye ramak kalmışdı. Kadı Burhân tek başına kaçıp cânını kurtarabildi.
Kadı Burhân, bu baskından sonra ordusunu Tokat şehrinden kaldırıp hâricine çıkdı. Emîr Şeyh Necîb de kaleye tahassün edib Kadı Burhân'ı şehre yanaşdırmıyordu. Kadı Burhân'ın kaleyi muhâsara ve tazyîk edecek ne kuvveti ne de âlât ve edevâtı yokdu.
Kadı Burhân, bi'z-zarûre Tokat önünden de kalkıp Artukâbâd'a gitdi. Bir tarafdan Sivas'a yazıp yeni asker istedi, diğer tarafdan Hâce Yâkût Bey'i Turhal'a Emîr Ahmed Bey nezdine elçi gönderdi.
Kadı Burhân, Emîr Ahmed Bey'i pederinin intikâmı sevdâsından vazgeçirmeye çalışıyor, Amasya vilâyetine kanâ'at ederek dönüp Amasya'ya gitmesini tavsiye ediyor, kendisi de Sivas'a gideceğini bildiriyordu.
Elçi Hâce Bey, Emîr Ahmed Bey'in eli değildi. Kadı Burhân'ın bu teklîfâtından acz ve recâsı anlaşıldı. Emîr Ahmed Bey'in sebât ve metânet göstermesi Kadı Burhân'ı kızdırdı. Yeni aldığı kuvvetle Emîr Ahmed Bey'in üzerine yürüdü.
Amasya emîri Ahmed Bey, Kadı Burhân'ı askeriyle karşıladı, şiddetle çarpışdı. Fakat her iki taraf da zâyi'âta dûçâr oldu. Ne Kadı Burhân galebe edebildi ne de Ahmed Bey mağlûbâne döndü.
Lâkin Kadı Burhân, Ahmed Bey'e karşı kat'î bir galebe te'mîn [125] edemeyeceğini anladığından Hâce Bey'le mukaddemen yapdığı teklîfâtı tekrâr etdi. Ahmed Bey bunun üzerine Turhal'dan dönüp Çengel mevki'ine kadar gelmişdi.
Burada mukaddemen Emîr Fahreddîn Ahmed Bey'in taleb etdiği Kastamonu kuvve-i imdâdiyyesi İsfendiyâr Bey'in idâresinde olarak henüz gelebilmiş olduğu görüldü. İsfendiyâr Bey, Emîr Ahmed Bey'in kayınbirâderi oluyordu. Yüksekten atıp tutarak Ahmed Bey'i döndürdü.
Emîr Ahmed Bey, kendi askerini güzelce tertîb ederek İsfendiyâr Bey'in askeriyle Çengel mevki'inden geri döndü. Komenât üzerinden Turhal'a geldi. Kadı Burhân'ın mağlûbiyetini özleyen Seydî Hüsâm, bu haberi derhâl Kadı Burhân'a yetişdirdi.
Kadı Burhân, bu haber üzerine dönüp Kazova'ya geldi. Ahmed Bey'in Turhal'a geldiğini duyunca Turhal üzerine yürüdü. Turhal civârında iki asker bir daha çarpışdı. Lâkin İsfendiyâr Bey, âdetâ bir seyirci şeklinde durdu. Pek nâdir olarak harbe iştirâk ediyordu. Harb yapan Amasya askeriydi.
Ahmed Bey, İsfendiyâr Bey'in kuvve-i imdâdiyyesinden bir hayır ve menfa'at olamayacağını cezm etmiş, Kadı Burhân da oldukça zedelenmiş, harbe devâmdan bir fâ'ide olmadığını anlamışdı.
Bunun üzerine her iki taraf da sâniyen uzlaşdı. Ahmed Bey, İsfendiyâr Bey'le beraber dönüp Amasya'ya geldi. Kadı Burhân da Zile'ye [126] gidip on gün kaldı. Sonra buradan da kalkıp Sivas'a gitdi.
Çünkü Kadı Burhân, meşâhîr-i ümerâdan Kutlu Beyzâde Ahmed Bey'in⁵²⁸ havâlî-i Sivas'ı vurup yağmâ ve Sivas'ı tehdîd etdiğine dâ'ir feryâd-nâmeler almışdı. Harbe devâm edemediğinin bir sebebi de bu idi.
Amasya emîri Fahreddîn Ahmed Bey, 783 senesi evâhirinde Amasya'ya emîrâne girdi. İsfendiyâr Bey'i Kızlar Sarâyı'na indirdi. Askerini de lâzım gelen yerlere yerleşdirdi. Harbin açdığı yaraları sarmağa çalışdı.
Bu muhârebede Kadı Burhân, Amasya emâretinden hiçbir şey kazanamadı. Ancak Hacı Şâdgeldi Paşa'nın katlinden istiklâl kazandı. Fakat Amasya emâretinin zâyi'âtı mühimdi. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın zayâ'ı, zâyi'âtın en büyügü idi. Sonra Sinop vilâyeti, Ahmed Bey'in kayınpederi Bâyezîd Bey'in idâresine geçdi. Canik ve Samsun emîri Tâceddîn Bey, kendi başına hareket etmeye başladı.
Fazla olarak İsfendiyâr Bey, Amasya'da yerleşip oturmakda idi. Bunun tûl-i ikâmeti Bâyezîd Bey'in Amasya ve mülhakâtını istîlâ edeceğini ihsâs ediyordu. Osmâncık emîri Beyleroğlu Mahmûd Bey Amasya emâretini tanımıyor, Bâyezîd Bey'e itâ'at ediyordu.
Emîr Ahmed Bey, bir tarafdan Kadı Burhân'ın diğer tarafdan Canik beyi Tâceddîn Bey'in tecâvüzât ve desâyisinden bîzâr olmuşdu. Kadı Burhân'ın [127] teşvîkâtına kapılan Cavunkar (Çonkar) Oğulları'nın dâhilde gâret-gerâne ve eşkıyâ-vârî hareketleri emâreti daha ziyâde dûçâr-ı za'f ediyordu.
Ahmed Bey, âkil ve dûr-bîn bir zât idi. Pederinin vezîri olan Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi, harbden mecrûhan gelmişdi. Onu makâm-ı vezâretde ibkâ etdi. Amasya ümerâsının en ihtiyârı olan Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey'i kendisine müşteşâr ve mu'în ittihâz etdi.
Ahmed Bey, kendi kayınpederinden mu'âvenet ve himâyet beklerken Amasya'yı istîlâya kıyâm etmesine pek ziyâde kızıyordu. İsfendiyâr Bey'in Amasya'dan gitmemesi, müşârün-ileyhi pek bîzâr ediyordu. Çünkü her tarafdan baş kaldıran bâgîlere karşı kuvvet gönderemiyordu.
Müsteşâr-ı emâret Alî Bey, vaktiyle Ankara'da sekiz yıl oturmuş, Osmanlı Türkleri'nin kuvvetini, pâdişâhlarının sîret ve fa'âliyyetini görüp pek ziyâde beğenmişdi. Gerek Kadı Burhân'a ve gerek Kastamonu emîrine ve sâ'ir beylere karşı Osmânlılar'ın nüfûz ve satvetlerini kâfî görüyordu.
Ahmed Bey, Alî Bey'in tavsiye etdiği Osmanlı kuvvetine iltihâk ve istinâd etdiği takdîrde hem kendisinin rukebâsı tecâvüzâtından emîn olacağını hem de Avrupa'ya karşı Türklüğü takviye edeceğini pek güzel anlıyor, Mısır hükûmetine mürâca'at etmekdense Osmanlı devletinin himâyesini kabûlü evlâ görüyordu.
Ahmed Bey, bu emr-i mühimmin bir an evvel husûlünü arzu ediyordu. Erkân-ı devleti olan ammizâdesi Süleyman Şâhoğlu Kutlu; enişteleri Yahşî, [128] Biçâr, Torumtayoğlu Muhammed, Atabeyoğlu Abdullah Beyler'le kadı ve müftü, kibâr-ı ulemâdan Muslihoğlu Celâleddîn Abdurrahmân gibi zevât, bu fikri pek musîb görmüşlerdi.
Bunun üzerine Ahmed ve Alî Beyler, geçen sene Bursa'ya gidip orada fevkalâde hüsn-i kabûl gören Amasyalılar'dan Alî ve Saferşâh Çelebiler ve Fîrûz Bey'le muhâberâta başladılar. Aksarâyîzâde Alâ'eddîn Alî ve Cemâleddîn Saferşâh pek fâzıl, muktedir, natûk idiler.
Bunlar Osmanlı hükümdârı Hünkâr Murâd Bey'le vezîri Hayreddîn Halîl Paşa'ya Amasya ahvâlini, Bâyezîd Bey'in harekâtını, İsfendiyâr Bey'in Amasya'da tûl-i ikâmetini arz ederek himâyelerini taleb edib muvâfakat cevâbını da almışlardı.
Kadı Burhân'ın tecâvüzâtından masûn olmak için Kayseriyye emîri Eretnazâde Ca'fer ve mu'îni Cüneyd Beyler de Mısır hükûmetine mürâca'atla Melik Zâhir Berkûk'un himâyesini taleb etmişlerdi. Çünkü Kadı Burhân, pek mütecâviz ve gaddâr adamdı.
Amasya ricâlinin mürâca'atlarını lâyıkıyla takdîr eden Osmanlı hükümdârı Hünkâr Murâd Bey, İsfendiyâr Bey'i Amasya'dan kaldırmak için kendisinden yardım isteyen Kastamonu emîri Bâyezîd Beyzâde Süleymanşâh'a kuvvet verip onu kıyâm etdirmişdi.
Süleymanşâh, pederi üzerine yürüyüp Kastamonu emâretini zabt edecekdi. Çünkü pederi kötürümdü. Bütün umûr-ı hükûmet, birâderi İskender Bey'in elinde kalmışdı. İskender Bey, birâderiyle harb [129] ederken maktûl oldu. Bâyezîd Bey, derhâl Amasya'da olan mahdûmu İsfendiyâr Bey'i çağırdı.
İsfendiyâr Bey, 785 senesinde askerini alıp Amasya'dan çıkdı. Kastamonu'ya gidip kardaşı Süleymanşâh ile harb etdi. Süleymanşâh mağlûb olup Hünkâr Murâd Bey'e ilticâ ederek hem kendi yakasını ölümden hem de Amasya'yı İsfendiyâr Bey'in istîlâsından kurtarmış oldu.
Makrîzî "Kitâbü's-Sülûk"unda diyor ki: "785 senesinde Sencâr, Tekrît, Kayseriyyetü'r-Rûm beyleri tarafından adamlar gelip memleketlerinin Mısır memâlikinden ve kendilerinin de Mısır beylerinden, vâlîlerinden olmalarını taleb etmişlerdi. Kabûl edilip her birine taraf-ı sultânîden emirler yazıldı. Teşrîfât-ı sultâniyye erzân buyuruldu".
İsfendiyâr Bey'in Amasya'dan kalkıp gitdiği anda kuvvet bulan Emîr Ahmed Bey, Amasya'yı tehdîd eden Çonkarlar'la harb ederek onları dağıtdı. Bunların başına geçen Bahtiyâroğlu Kara Devletşâh'ı kaçırdı. Timurhânoğlu Koç Hüseyin Bey'i Çorumlu emîri nasb edib oraları emniyyet altına aldı.
Bundan sonra dönüp Osmâncığa geldi. Kendisini Bâyezîd tarafından mansûb bir emîr sayan Beyleroğlu Mahmûd Bey'i Osmâncık'dan kaldırıp Tokat'a gönderdi. Yerine birâderi Abdullah Bey'i Osmâncık beyi yapdı.
Canik ve Samsun taraflarında ser-bâzâne hareket eden Tâceddîn Bey üzerine Lâdik emîri Kubâdoğlu Alî Bey'i gönderdi. Samsun emâretini ona verdi. Bu sûretle oraları da inkıyâd [130] ve inzibât altına aldı.Yeni bey Lâdik emîri oldu.
Çünkü Alî Bey, Sultân Altunbaş mahdûmu Keykubâd'ın oğludur. Tâceddîn Bey'le en ziyâde mu'âraza eden, çarpışan bir adamdı. Onu şecâ'at ve besâletiyle iskât ederek "Kubâdoğlu" diye ün almışdı.
Amasya emâreti, bu esnâda Amasya, Tokat, Çorum, Samsun vilâyetlerinden ibâretdi. Ahmed Bey'in hüsn-i idâresi pederinin makâmına lâyık olduğunu gösterdi. Nâmına kitâblar te'lîf edilerek hürmet-i âmmeye mazhar olmuşdu.
Ahmed Bey'in devrinde kibâr-ı fuzalâdan Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kâtî, Hüsâmeddîn Hasan el-Hôyî, Sadreddîn Artuk el-Gümüşî, Fahreddîn Osmân et-Türkmânî, Bedreddîn Mahmûd bin İbrâhim en-Niksârî, Şücâ'eddîn İlyâs bin el-Gümüşî, şeyhü'l-kurâ Hâfızeddîn Muhammed bin Halîl el-Habbâzî pek meşhûr idiler. Bunlardan Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi kâtib ve muvakki'-i dîvân idi. Amasya Mevlevî-hânesi şeyhi Hüsâm Dedezâde Celâleddîn Muhammed Çelebi de şâyân-ı hürmetdi.
Fâzıl-ı meşhûr Hüsâmeddîn el-Kâtî, emîr-i müşârün-ileyhin nâmına te'lîf eylediği Şerh-i Miftâh'ın zahrına şunu yazmışdı:
برسم خزانة األميرالعالم العادل المؤيد المظفرالمجاهد المرابط نصرةالغزاة والمجاهدين ظهير الملوك والنواوين فخرالدين
أحمد چلبى أعز هللا أنصاره وضاعف اقتداره⁵²⁹ Mukaddemen Köprü'den kaçıp Elbistân ve Mar'aş taraflarında serseriyâne gezen Taşanoğlu Haydar Bey ihtiyâr olmuşdu. Bu esnâda Emîr Ahmed Bey'e ilticâ ve dehâlet ederek evlâdıyla gelip Köprü civârında [131] "Koca Kayası" havâlîsinde yerleşdi. Köprü emîri de birâderi Umur Bey'di.
Yine bu esnâda vefât eden Zeytun emîri Araboğlu Zeynel Bey'in yerine mahdûmu Zekeriyyâ Bey geçdi. Hakala beyi Mahmûd Bey de vefât edib yerini oğlu el-Hâc Muhammed Bey tutdu. Turhal emîri Mübârekşâh bin Toganşâh, Emîr Ahmed Bey'in hem yeğeni hem de eniştesi idi.
Kadı Burhân'ın teşvîkâtıyla hareket eden Çongaroğlu Gözler ve İnan Beyler'le Köpekoğlu Tosun Bey Amasya ve Tokat havâlîsinde münâsebetsizliğe kıyâm etmişlerdi. Bunlar sevk edilen kuvvetlere itâ'at edib Kadı Burhân'ın teşvîkâtı akîm kaldı (786).
Amasya emâretinin Osmanlı devletine iltihâk edeceğini duyan Kastamonu emîri Candâroğlu Bâyezîd Bey, mahdûmu İsfendiyâr Bey'i ikinci def'a Amasya'ya gönderdi. Amasya'nın Kastamonu emâretine iltihâk etmesini dâmâdı olan Amasya emîrinden taleb etdi. İsfendiyâr Bey de Ahmed Bey'i irzâ ve iknâ'a me'mûr idi.
787 senesi evâ'ilinde Amasya'ya gelen İsfendiyâr Bey, Amasya emîri Ahmed Bey'den fevkalâde izzet ve ikrâm gördüğü Kızlar Sarây'ına indirildi. İsfendiyâr Bey'in iki def'a bu sarâyda ikâmetinden dolayı Kızlar Sarâyı Kâtib Çelebi merhûmun dediği gibi "İsfendiyâr Sarâyı" demekle meşhûr olmuşdu.
Amasya emîri Fahreddîn Ahmed Bey, vak'a-i sâbıkadan dolayı kayınbirâderi [132] İsfendiyâr Bey'den zâten memnûn ve Candâroğlu'nun himâyesine muhtâc olacak derecede zebûn değildi. Bâyezîd Bey, Hünkâr Murâd Bey'in tazyîkâtına karşı kendisini himâye edecek bir kuvvete muhtâc idi. Bunun için canı sıkılmışdı. Tam bu sırada Kötürüm Bâyezîd Bey, Kastamonu'da vefât etdiğinden İsfendiyâr Bey derhâl Amasya'dan çekilip gitdi. Birâderi Süleymanşâh ile mükerreren harb ederek taht-ı emâreti zabt edebildi. Ahmed Bey de bunun iz'âcâtından kurtulmuş oldu.
Kadı Burhân, her tarafa tecâvüzâtını artırdı. Gâh Kayseriyye'yi işgâl için kuvvetler tedârik ederek Kayseriyye havâlîsine gidiyor, vurup gâret ederek avdet ediyor, gâh Tokat ve Amasya'yı zabta kıyâm ederek her tarafı vurup kırıyor, her türlü desâyisi isti'mâl ederek Amasya ümerâsının aralarına fitneler ekiyor, Amasya emâretini âdetâ sarsıyordu.
Amasya emîri Ahmed Bey, Canik emîri Tâceddîn ve Kutluzâde Ahmed Beyler'le ittifâk ederek Kadı Burhân'ın tecâvüzâtına karşı koymak istedi. Fakat Kadı Burhân'ın savletini bir türlü kıramadı. Çünkü başında eski ricâl yokdu. Bir emâreti idâre eden yalnız emîr değildi, belki mümtâz ve müdebbir olan ricâldir.
Divriklizâde Siyâvuş Çelebi mahdûmu Şeyh Aliyâr Çelebi, Amasya meşâyih ve ulemâsından olduğu hâlde risâletle Kadı Burhân'ın nezdine gönderilmişdi. Kadı Burhân'ın meclûbu olup yanında kaldı. Çonkar beyleri olan "Ulu, Sülemiş, Gözler" demekle meşhûr beyler âdî bir şeyden Emîr Ahmed Bey'e gücenip Kadı Burhân'a gitmişlerdi. [133]
Kadı Burhân bunları ayardıp Çonkar aşîretini takviye ve teşcî' ederek Amasya'yı tehdîd etmekde idi. Ankara'dan kaçıp Hacı Şâdgeldi Paşa'ya ilticâ eden Bahtiyâroğlu Devletşâh Bey, Kadı Burhân'a gidip Turhal kalesini zabt ederek Kadı Burhân tarafından emîr olmuşdu.
Bundan evvel Kadı Burhân, Tokat'ı alıp Şeyh Necîb'i oradan çıkarmış, Seydî Hüsâm'ı Tokat emîri nasb etmişdi. Fakat Emîr Ahmed Bey, Seydî Hüsâm'ı kendisine celb ederek Kadı Burhân'dan ayırmış, sonra Kadı Burhân bunu da azl etdiğinden Emîr Ahmed Bey'in müttefiki Emîr Şeyh Necîb Tokat'ı aldıysa da Kadı Burhân'a inkıyâd etmişdi.
Hulâsa Kadı Burhân, Amasya emâretini son derece tazyîk ederek Amasya'nın etrâfında bulunan kazâlara, kalelere iddi'â-yı temellük etmekde idi. Niksâr emîri Hacı Bey vefât edib mahdûmu Süleyman Bey yerine geçmiş, Kadı Burhân'a teba'iyyet etmişdi. Her hâlde Osmanlı himâyesinin te'hîre tahammülü yokdu.
Emîr Ahmed Bey'in vezîri olan Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi âkil ve natûk bir zât idi. Himâye işini ileri götürmek, Kadı Burhân'ın tecâvüzâtını ve İç Anadolu ahvâlini haber vermek için bi'z-zât Bursa'ya kadar gitmiş, Hünkâr Murâd Bey'e arz-ı keyfiyyet etmişdi.
Kayseriyye emîri Cüneyd Bey de Kadı Burhân'ın şerrini def' için hediyyeler tertîb ederek 787 senesinde adamlarıyla Mısır'a irsâl ve Melik Zâhir Berkûk'a şevvâlin altıncı gününde takdîm ederek Kadı Burhân'a karşı [134] himâyesini ricâ ediyordu. "Kitâbü's-Sülûk".
Muhammed Çelebi, Bursa'dan geldikden sonra Kadı Burhân'ın nezdine gidip musâlaha akdine muvaffak oldu. Kadı Burhân'ı oyalamış, Amasya emâreti Kadı'nın tecâvüzâtından bir müddet masûn kalmış, kuvve-i Osmâniye'nin vürûduna kadar vakit kazanmış oldu.
Çünkü Karamânoğlu Alî Bey, Osmân İli'ne tecâvüz ederek nakz-i ahd etmiş, Candâroğlu İsfendiyâr Bey de Hünkâr Murâd Bey'in Süleyman Şâh'a yardım etmesinden dolayı kızıp serkeşâne harekâta başlamış, Hünkâr Murâd Bey'in Karamânoğlu'yla meşgûl olmasından istifâde ederek Bolu üzerine yürümüşdü.
Türkiye Târîhi'nde tafsîl edildiği üzere Sultân Murâd-ı Hünkâr 788 senesinde Karamânîler'i perîşân etdikden sonra Bezm ü Rezm'in tafsîlen beyânı üzere Bolu'dan Kastamonu'ya doğru yürümüş, İsfendiyâr Bey'i harben Sinop'a kaçırmışdı.
İsfendiyâr Bey, yapdığı münâsebetsizliğe pişmân oldu. Fakat Sultân Murâd, İsfendiyâr Bey'in birâderi Süleyman Şâh'ı Kastamonu emîri yapdı. Bundan sonra Sultân Murâd, kendi şehzâdesi Yıldırım Sultân Bâyezîd'i bir fırka-i askeriyye ile Kastamonu'dan Amasya'ya gönderdi.
Çünkü Kadı Burhân, Amasya emâretini tehdîde kıyâm ederek Turhal'a kadar gelmişdi. Amasya emîri Ahmed Bey, Kadı Burhân'a karşı müdâfa'a tertîbâtıyla meşgûl olduğu esnâda şehzâde Yıldırım Sultân Bâyezîd'in Amasya'ya müteveccihen hareket etdiğini haber aldı. [135]
Osmâncık emîri Beyleroğlu Abdullah Çelebi, şehzâde Yıldırım Bâyezîd Bey'i Osmâncık hudûdunda istikbâl etdiği gibi Amasya emîri Ahmed Bey'le Amasya a'yânı da Osmâncık kasabasında büyük ve debdebeli bir ihtifâl ile istikbâl etdiler.
Şehzâde Yıldırım Sultân Bâyezîd, Osmâncık'dan Kadı Burhân'a bir elçi gönderdi. Kadı Burhân'ın Amasya emâreti hudûdundan çekilip gitmesini taleb etdi. Osmâncık kasabasında bir müddet oturdu.
Azîz bin Erdeşîr el-Esterebâdî, Bezm ü Rezm'inde diyor ki: "Bu esnâda⁵³⁰ Osmânoğlu Osmâncığa gelip oradan bir elçi gönderdi. Elçi gelip i'lâm-ı keyfiyyet ve edâ-yı risâlet etdi. Sultân Kadı Burhân buyurdu ki, ''Osmâncık bize âid bir memleketdir. Oradan kalkıp gitmelidir'."
Şehzâde Sultân Bâyezîd, Osmâncık'dan kalkıp Gümüş kasabasına geldi. Gümüş emîri Hacı Muhammed Bey'in konağına indi. Burada bir gün kaldıkdan sonra Amasya'ya müteveccihen hareket etdi.
Şehzâde Yıldırım Bâyezîd, ağleb-i ihtimâl Amasya şehrine 788 senesi gurre-i şevvâlinde, ya'nî ramazân bayramının birinci günü büyük ve şânlı bir ihtifâl içinde geldi. Amasya emîri Ahmed Bey'in sarâyına indi. Amasya vilâyeti Osmanlı memâlikinden ma'dûd olduğu her tarafa bildirildi.
Sultân Bâyezîd-i Sânî ulemâsından Mevlânâ Hadîdî, târîh-i manzûmunda [136] Yıldırım Sultân Bâyezîd'in Amasya'ya geldiğini şöyle yazıyor:
Yine cem' etdi leşkerler firâvân
Yürüdü mülk-i Rûm'a⁵³¹ Yıldırım Hân
Amâsiyye diyârına ki yetdi
Amâsiyye beyi onu işitdi
Hemân iklîminin a'yânın aldı
Şehe hayli yer istikbâle geldi
İledip şâhı tahtın itdi teslîm
Dedi ben kulunam senindir iklîm
Merâtib buldu âlî şeh katında
Huzûr-ı tâm itdi hazretinde
Türkiye müverrihleri, Amasya vilâyetinin Osmanlı Devleti'ne iltihâkı târîhini ta'yînde ihtilâf etdikleri hâlde hiçbiri de kuvvetli bir delîl ibrâzıyla mâdde-i ihtilâfı kesip atmağa muvaffak olamamışlardır.
Vekâyi'in cereyânı gösteriyor ki Amasya emâreti, Osmanlı Devleti'ne iltihâk ederek Osmanlı pâdişâhlarının himâyesini kabûl etmiş, bu sûretle emâretin Hacı Şâdgeldi sülâlesinde bekâsını te'mîn edebilmişdi.
Amasya emâreti, ne Osmanlı devleti tarafından cebren feth edilmiş, ne de Osmanlı Türkleri'yle harb ederek mağlûb olmuş değildi. Belki bir şu'ûr-ı millî ile Osmanlı Türkleri'nin kurmağa çalışdıkları millî vahdete iltihâk ederek Türklüğü yükseltmeye himmet etmişdir.
Amasyalılar, Türk birliğinin büyük fâ'idelerini herkesden evvel takdîr ederek Osmanlı Devleti'nin İç Anadolu'ya doğru nüfûz ve inkişâfına ya'nî Türk birliğinin Anadolu'da ilk te'essüsüne pîşdâr olmuşlardı.
Bundan dolayı Amasyalılar'ın Osmanlı Türkleri'yle birleşmesi târîhen [137] şâyân-ı dikkat bir uyanıklık ve irfân eseridir. Bu irfânlarıyla Amasyalılar ve hâssaten Hacı Şâdgeldi sülâlesi, Türklük âleminde büyük teveccühlerle mümtâz olmuşlar, Türkiye devletinde en yüksek makâmları ihrâz etmişlerdir.
Müverrih ve allâme-i meşhûr Şeyhu'l-İslâm Amasyalı Kemâl Paşazâde Şemseddîn Ahmed Şâh Çelebi, târîhinin Fâtih Kütübhânesi'nde mevcûd olan defter-i sâbi'i evâ'ilinde diyor ki:
اماسيه كز عدل معمور باد
زچشم بد حادثه دور باد
Sultânu'l-mücâhidîn Hudâvendigâr Gâzi enârallâhu burhânehû zamânında feth olmuşdur. Osmânîler ol diyâra onun eyyâm-ı devletinde ve hengâm-ı saltanatında istîlâ bulmuşdur. Mezkûr şehriyâr-ı mağfûr ol vilâyetin eyâletini ulu oğlu Sultân Bâyezîd'e vermişdir".
Müverrih-i müşârün-ileyhin bu târîhini 915 senelerinde tahrîre me'mûr olduğu cihetle 788 senesine âid bir vak'ayı delîl irâ'e etmeksizin yazması, bir kavl-i mücerred sayılabilir. Târîhen kavl-i mücerredle istişhâd edilemez, denilebilir.
Fakat Osmâncıklı es-sadru'l-ecell Seydî Murâd ile el-Hâc Sancar (Sencer)'in 9 şa'bân 789 târîhli⁵³² vakfiye-i müşterekeleri mâdde-i ihtilâfı tamâmiyle izâle etmekdedir.
Bu iki zât, nısfiyet üzere mâlik oldukları Osmâncık dâhilinde [138] Ovacık Karyesi'nin Seydî Murâd'ın zâviyesi mesâlihine vakf etmek için, Sultân Murâd-ı Evvel'den istihsâl edilen izni Osmâncık mahkemesi şöyle i'lâm ediyor:
بإذن من حضرة السلطان األعظم والخاقان المعظم ظل هللا فىالعالم مولى ملوك العرب والعجم الذى أعرب
صحائف الدولة وأعجم باسط األمر األمان ناشرالعدل واإلحسان سلطان الغزاة والمجاهدين قامع الكفرة
والطاغين متعب النفس العلية لراحة الرعية واستراحة البلدية غياث الدنيا والدين معين اإلسالم والمسلمين
المخصوص بعون عناية رب العالمين السلطان مراد خان بن السلطان السعيد الشهيد المبرورالدارج إلى
رحمةهللا تعالى الغفور اورخان بن السلطان السعيد المرحوم المغفور له سلطان عثمان.(دفتر مجدد اناطولى
۱ ص۲٤٧ )
Bir mahkemeden sâdır olan şu i'lâm-ı şer'î sarîhan delâlet ediyor ki Osmâncık kazâsı 789 senesinde Birinci Sultân Murâd Hân'ın tasarruf ve idâresi dâhilinde idi. Bunun için Ovacık Karyesi'nin vakfında müşârün-ileyhin iznini istihsâl etmişlerdi. Ma'lûmdur ki o zamân Osmâncık kazâsı Amasya emâreti dâhilinde idi.
Pek muhtemeldir ki müverrih-i müşârün-ileyh Kemâl Paşazâde bu vakfiyeyi görmüş, âbâ vü ecdâdından ve Amasya halkından kendi maskat-ı re'si olan Amasya'nın Sultân Murâd-ı Evvel devrinde Osmanlı devletine iltihâk etdiğini an'ane ile işitmiş, kendince kanâ'at-ı kâmile gelmiş, bu kanâ'atine binâ'en târîhinde bu sûreti tercîhen yazmışdır.
Bundan anlaşılır ki Kemâl Paşazâde'nin kaydı, bir kavl-i mücerred değil, [139] bir kavl-i mü'eyyeddir. Bir tarafdan mahkemenin i'lâmı, dîğer tarafdan an'anât-ı mahalliyenin vücûdu yalnız Kemâl Paşazâde'yi değil her müverrihi iknâ' edecek birer beyyine-i âdiledir.
Husûsiyle o zamânın ricâlinden olan Azîz bin Erdeşîr el-Esterebâdî Bezm ü Rezm'inde Amasya mülhakâtındaki ümerânın Osmanlı şehzâdesine mutâba'at ve kalelerini teslîm etmelerini şöyle anlatıyor:
"Bundan sonra haber geldi ki Hacı Bey Ma'den kalesini, Emîr Abdullah Çelebi de cihânda metânet ve hasânetiyle meşhûr olan Osmâncık kalesini Osmânoğlu'na teslîm etdi. Osmânoğlu'nun kesret ve kuvveti tezâ'uf ederek ileri yürüdü.
Amasya emîri Ahmed Bey, öteden beri âdeti ve tekarrür eden kâ'idesi vechile nakz-i ahd ederek Osmânoğlu'na yanaşdı. Onunla ittifâk ve ittihâd etdi. Mahmûd Çelebi de kendi birâderi Kılıç Arslan Bey'i ona redîf kıldı.⁵³³
Ba'dehû Taşanoğlu, bi'z-zât gelip Osmânoğlu'na arz-ı mutâba'at ederek mülhak oldu. Bütün Amasya havâlîsindeki beyler ve sözü nâfiz büyükler gürûh gürûh gidip Osmânoğlu'na arz-ı mutâba'at etdiler. Osmânoğlu'nun sevâd ve ihtişâmı günden güne artıp kat kat oldu".
Azîz Esterebâdî, bunları bir lisân-ı te'essüfle kayd etdiği hâlde sultânın ya'nî Kadı Burhân'ın bunlardan aslâ havf ve endîşesi olmadığını, [140] Osmanlı kuvvetlerini bile firâra mecbûr edecek şevket ve kuvveti olduğunu yazarak kendisini tesellî ediyor.
Amasya emîri Ahmed Bey, Sultân Murâd-ı Hünkâr ile ahd-i ittifâk ve ittihâd eden yalnız kendisi değildi. Pederi Hacı Şâdgeldi Paşa da sultân-ı müşârün-ileyh ile akd-i ittifâk ederek kendisini takviye etmiş, mahdûmuna da bir hüsn-i misâl göstermişdi.
Hatta Ahmed Bey'in büyük pederi olan Hacı Kutlu Şâh da Karamânîler'le harb ederken Osmân İli hükümdârı Sultân Orhân ile te'sîs-i münâsebet etmişdi. Şu hâlde Ahmed Bey'in Osmânlılar'a muhabbeti peder ve ceddinden mevrûs olarak samîmî ve kadîmî idi.
Amasya emâret-i müstakillesi Hacı Kutlu Şâh ile başladı. Hafîdi Ahmed Şâh Çelebi'nin intibâhı sâyesinde meşrûtî bir beylerbeyilikle inkılâb etdi. Bunlardan Hacı Şâdgeldi Paşa fâzıl bir emîr idi. Bu zâtın sikke kesdirdiği darb-hânesinden anlaşılır. Fakat ne kendisinin, ne de mahdûmunun sikkesi bulunamadı.
Şehzâde Yıldırım Sultân Bâyezîd'in Amasya'ya gelmesi, Amasya emâret-i müstakillesini hitâma erdirdi. Amasya târîhine diğer bir fasl-ı târîhî ilâve etdirdi. Bu faslı açan, Amasya ricâlinin milliyet-perverâne irfânıdır. Bundan dolayı Amasyalılar, Türkiye târîhinde mükâfâta lâyık bir zekâ-yı millî göstermişlerdir. [141]
Günümüz Türkçesiyle
Azîz-i Esterebâdî'nin Bezm ü Rezm'inde "Emîr Ahmed Bey", resmî belgelerde "Devâtdâr Ahmed Paşa", Hüsâmeddîn Kâtî'nin kaleminde "Emîr-i Mu'azzam Fahreddîn Ahmed Çelebi" diye anılan adı geçen zat, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın ikinci oğludur. Babasının hükümdarlığı sırasında "Devâtdâr" (divit taşıyıcı) olduğu için "Devâtdâr Ahmed Paşa" denmiştir.
Emîr Fahreddîn Ahmed Bey, babasının bilinen biçimde ölümünden hemen sonra, 783 [1381] yılı ramazan ayında Turhal'da devlet erkânının oybirliğiyle Amasya tahtına oturtuldu. Amasya bağımsız emirliğinin üçüncü hükümdarı oldu. Annesi Hâce Alî Şâh'ın kızıdır; kendisi de Kastamonu hükümdarı Bâyezîd Bey ile Bâbukşâhoğlu Ali Paşa'nın damadıdır.
Emîr Ahmed Paşa Bey'in çağdaşları şunlardı: Osmanlı ülkesi hükümdarı Hünkâr Murâd Bey, Karaman ülkesi hükümdarı Alî Bey, Kastamonu hükümdarı Bâyezîd Bey, Canik ve Samsun emiri Tâceddîn Bey, Karahisâr-ı Şarkî emiri Melik Ahmed Bey, Erzincan emiri Tayerten Bey, Sivas emiri Kadı Burhâneddîn Ahmed Çelebi.
Hünkâr Murâd Bey'in nüfuzu, Ankara yoluyla Anadolu'nun içlerine doğru girmişti. Bundan ilk önce yararlanan Amasya emirliği olmuştu. Öbürlerinin nüfuzu yalnız emir oldukları vilayetlerle sınırlıydı. Kayseri emiri Eretnazâde Ca'fer Bey yalnızca emirlik unvanıyla yetinip kendi zevkiyle uğraşıyordu. Vilayeti yöneten Ömer Beyzâde Cüneyd Bey idi.
Cüneyd Bey, Kadı Burhân'ın en büyük düşmanı, Amasya emiri Ahmed Bey'in de samimi dostuydu. Kastamonu hâkimi Bâyezîd Bey, Ahmed Bey'in hem kayınpederi hem müttefikiydi. Melik Ahmed ve Tâceddîn Beyler eskiden beri Amasya emirliğinin nüfuzuna boyun eğmişlerdi. Tokat emiri Şeyh Necîb Bey de zaten Hacı Şâdgeldi Paşa tarafından atanmıştı.
Kadı Burhâneddîn, kendisine en çok karşı çıkan ve son derece kıskandığı Hacı Şâdgeldi Paşa'yı yalnız bulup öldürmekle dünyaya hükmetmiş gibi sevincinden duramaz, ne yaptığını bilmez hâle gelmiş, her yana zafer mektupları dağıtmış, kendisine "Sultan" unvanını vermişti.
Hacı Şâdgeldi Paşa gibi faziletli, âdil, ender bulunur bir emiri öldürdükten sonra, kıymet bilip cesedine hiç değilse saygı göstereceği yerde, Paşa'nın başını kestirip Sivas'a, sonra da Erzincan'a gönderdi. Paşa'nın cesedini elinden geldiği kadar aşağılattı.
Kadı Burhân iki türlü şeytanlık yaptı. İkisinden de, geçici de olsa, umduğu kadar yararlı sonuçlar almıştı. Birincisi, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın öldürüldüğü bir askerî birliğe karşı kazandığı zaferi, Hacı Paşa'nın bütün ordusunu darmadağın etmiş tam bir zafer gibi gösterip her yana yaymasıdır.
Bundan maksadı, Tokat emiri Şeyh Necîb Bey'i teslim olmaya zorlayıp bütün Tokat vilayetini savaşmadan ele geçirmek, Karahisâr-ı Şarkî ve Erzincan emirleri Melik Ahmed ve Tayerten Beyler'i de kendine çekmekti. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kesik başını Erzincan'a göndermesi de bu düşünceye dayanıyordu.
İkincisi, Amasya'da savaştan yana olmayan âlimlere ve emirlere hitaben açıkça teşekkür mektubu yazıp, Amasya emirinin eline geçecek biçimde onlara göndermiş, bu sahte mektup da Devâtdâr Ahmed Bey'in eline geçmişti. Bundan maksadı da Amasya ileri gelenleriyle emir arasına fesat tohumu ekmek, emiri şüpheye düşürmek, ileri gelenleri güç duruma sokmak, savaştan yana olmayan ileri gelenleri Amasya'dan kaçmaya zorlamak, ya da birbirine düşürüp iç çekişme çıkararak Amasya'yı ele geçirmekti.
Kadı Burhân'ın emri ve onayıyla yazılan Bezm ü Rezm'de, biri çok açık, öbürü kapalı biçimde bu iki hile ve şeytanlık görülüp sezilmekte ve izleri belli olmaktadır.
Bu sahte mektup üzerine Kazasker Cemâleddîn Muhammed Aksarâyî ile bilginlerden İzzeddîn Hasan Çelebi Konya'ya; müftü İzzeddîn Muhammed ile Kadı Mü'eyyideddîn Muhammed Çelebiler Hicaz'a; ileri gelen bilginlerden Celâleddîn Muhammed bin Resûl Mısır'a; Aksarâyîzâde Alâ'eddîn Alî, Merzifonlu Cemâleddîn Saferşâh Çelebiler ile emirlerden Yazarlızâde Cemâleddîn Fîrûz Bey Bursa'ya gitmişlerdir.
Hâlbuki bunların hiçbiri ne Kadı Burhân'ın taraftarı olmuş ne de onunla ilişki kurmuştu. Fakat dertlerini anlatamayacaklardı. Ya başları kesilecek ya da kötü biçimde sürülecekti. Bu yüzden kaçmak zorunda kalmışlardı.
Bunların kaçması üzerine ileri gelen bilginlerden Mevlânâ Cemâleddîn Yûsuf bin Ahî Hüseyin en-Nigîdî kazasker, Mevlânâ İmâdeddîn Yûsuf bin Halîl el-Malatî Amasya kadısı, Mevlânâ Sa'îdeddîn Mevhûb bin ez-Ziyârî fetva makamında görev aldı. Büyük müderrislerden Fahreddîn Osmân et-Türkmânî kadıya vekillik ediyordu.
Turhal'da oturup Kadı Burhân'ın durumunu gözleyen Emîr Fahreddîn Ahmed Bey ve hükümet erkânı, Kadı Burhân'la kesin bir savaş yapmaya karar vermişlerdi. Ancak uygun bir zamanı kolluyorlardı. Esir edilen Alî Paşa ve Pîr Alî Bey'le haberleşecek yolları bulmuşlar, onlara gereken talimatı veriyorlardı.
Kadı Burhân ise zafer sarhoşluğuyla Kazova'dan hemen dönüp kurulu ve görkemli biçimde Tokat şehrine girdi. Hacı Şâdgeldi ordusunun tamamen darmadağın olduğu söylentisinden ürkmüş olan Emîr Şeyh Necîb, onu karşılayıp işin gerçeğini öğreninceye kadar Kadı Burhân'a uymak zorunda kalmıştı.
Ancak Kadı Burhân'ın savaş alanından hemen dönüp Tokat'a gelmesi, Hacı Şâdgeldi'nin geride bıraktığı asıl kuvvetle karşılaşmaktan çekindiğini çok açık gösteriyor, kendisine karşı olan beyleri onun aleyhine cesaretlendiriyordu.
Bunların arasında Seydî Hüsâm Bey, esir olan beylerle Şeyh Necîb, Ahi Nevrûz, Ferîdûn, Nebî Beyler'in başına geçip Kadı Burhân'ın gösterişlerine ve sözlerine hiç aldanmamalarını, Amasya beyi Emîr Ahmed Bey'in gücünü ve heybetini hatırlatarak onları Kadı Burhân'a karşı ittifaka çağırıyor ve şöyle diyordu:
"Hacı Şâdgeldi, yaşlı bir zattı. Öldü. Allah'a hamdolsun, genç ve gürbüz bir oğul bıraktı; erliği ve yiğitliği kendisinden kat kat yüksektir. Ulus, Kayseri, Erzincan beyleriyle Canitli (Canikli) Tâceddîn Bey ve öteki sınır beyleri ile büyükleri onunla ittifak etmelidirler."
Seydî Hüsâm'ın maksadı, Hacı Şâdgeldi'nin ölümünde esir olan Bâbukşâhzâde Alî Paşa'nın vekilliği altında Eretnazâde Muhammed Bey'i emirlik tahtına oturtmak ve kendisi de vezir olmaktı. Bu maksadın gerçekleşmesi, bütün emirlere oranla en güçlü ve sözü geçen Amasya emiri Ahmed Bey'le ittifaka bağlıydı. Alî Paşa da adı geçen emirin kayınpederiydi.
Seydî Hüsâm, bu maksada ulaşmak için uzun zaman beklemek gerektiğini anladı. Daha kestirme olarak bu maksada en büyük engel ve düşman olan Kadı Burhân'ın varlığını bir an önce ortadan kaldırmak yolunu aradı.
Bunun için Kadı Burhân'ı dostça bir biçimde Tokat dışında bir bahçeye davet edip orada yok edilmesini arkadaşlarına kabul ettirdi. Bunlar, Kadı Burhân'ın Kılıç Arslan'a oynadığı oyunu Kadı Burhân'a uygulayacaklardı.
Fakat Kadı Burhân'ın her yerde casusları vardı. Kendisine yapılan davetten şüphelendi. Kılıç Arslan'a yaptığı kötülük aklına geldi. Sonra davetin iç yüzünü öğrenmiş olduğu hâlde sezdirmedi. İttifak eden emirleri çeşitli biçimlerde ödüllendirip birbirinden ayırma yolunu tuttu.
Müttefik beylerden Bâbukşâhoğlu Alî Paşa'yı yanına çağırıp güzel sözlerle, büyük ihsanlarla ödüllendirerek kendisini affettiğini, istediği zaman vatanına dönebileceğini bildirdi. Alî Paşa, Hacı Şâdgeldi'nin bütün geride bıraktıklarını istedi. Kadı Burhân tereddütsüz verdi.
Bu sırada Tokat emiri işin gerçeğini öğrenip Kadı Burhân'a karşı tavır almış, müttefik beylerle hazırlıklara başlamıştı. Müttefik beyler Kadı Burhân'ın zayıflığını anladıkları anda fırsatını bulup askerine baskın yaptılar. Kadı Burhân'ın askerini dağıtıp kendisini esir etmeye ramak kalmıştı. Kadı Burhân yapayalnız kaçıp canını kurtarabildi.
Kadı Burhân, bu baskından sonra ordusunu Tokat şehrinden kaldırıp dışarı çıktı. Emîr Şeyh Necîb de kaleye sığınıp Kadı Burhân'ı şehre yaklaştırmıyordu. Kadı Burhân'ın kaleyi kuşatıp sıkıştıracak ne gücü ne de araç gereci vardı.
Kadı Burhân mecburen Tokat önünden de kalkıp Artukâbâd'a gitti. Bir yandan Sivas'a yazıp yeni asker istedi, öbür yandan Hâce Yâkût Bey'i Turhal'a, Emîr Ahmed Bey'in yanına elçi olarak gönderdi.
Kadı Burhân, Emîr Ahmed Bey'i babasının intikamı sevdasından vazgeçirmeye çalışıyor, Amasya vilayetiyle yetinip dönerek Amasya'ya gitmesini öneriyor, kendisinin de Sivas'a gideceğini bildiriyordu.
Elçi Hâce Bey, Emîr Ahmed Bey'in eli değildi. Kadı Burhân'ın bu tekliflerinden çaresizliği ve umutsuzluğu anlaşıldı. Emîr Ahmed Bey'in sebat ve dayanıklılık göstermesi Kadı Burhân'ı kızdırdı. Yeni aldığı kuvvetle Emîr Ahmed Bey'in üzerine yürüdü.
Amasya emiri Ahmed Bey, Kadı Burhân'ı askeriyle karşıladı, şiddetle çarpıştı. Fakat iki taraf da kayıplar verdi. Ne Kadı Burhân yenebildi ne de Ahmed Bey yenik olarak döndü.
Ancak Kadı Burhân, Ahmed Bey'e karşı kesin bir zafer sağlayamayacağını anlayınca Hâce Bey'le daha önce yaptığı teklifleri yineledi. Ahmed Bey bunun üzerine Turhal'dan dönüp Çengel mevkiine kadar gelmişti.
Burada, Emîr Fahreddîn Ahmed Bey'in daha önce istediği Kastamonu yardımcı kuvvetinin İsfendiyâr Bey'in komutasında ancak o zaman geldiği görüldü. İsfendiyâr Bey, Emîr Ahmed Bey'in kayınbiraderiydi. Yüksekten atıp tutarak Ahmed Bey'i geri döndürdü.
Emîr Ahmed Bey, kendi askerini güzelce düzenleyerek İsfendiyâr Bey'in askeriyle Çengel mevkiinden geri döndü. Komenât üzerinden Turhal'a geldi. Kadı Burhân'ın yenilmesini özleyen Seydî Hüsâm, bu haberi hemen Kadı Burhân'a ulaştırdı.
Kadı Burhân, bu haber üzerine dönüp Kazova'ya geldi. Ahmed Bey'in Turhal'a geldiğini duyunca Turhal üzerine yürüdü. Turhal civarında iki ordu bir daha çarpıştı. Ancak İsfendiyâr Bey âdeta bir seyirci gibi durdu. Çok ender olarak savaşa katılıyordu. Savaşan Amasya askeriydi.
Ahmed Bey, İsfendiyâr Bey'in yardımcı kuvvetinden bir hayır ve fayda gelemeyeceğine karar vermiş, Kadı Burhân da oldukça zarar görmüş, savaşa devam etmenin yararı olmadığını anlamıştı.
Bunun üzerine iki taraf ikinci kez uzlaştı. Ahmed Bey, İsfendiyâr Bey'le birlikte dönüp Amasya'ya geldi. Kadı Burhân da Zile'ye gidip on gün kaldı. Sonra buradan da kalkıp Sivas'a gitti.
Çünkü Kadı Burhân, ünlü emirlerden Kutlu Beyzâde Ahmed Bey'in Sivas çevresini vurup yağma ettiğine ve Sivas'ı tehdit ettiğine dair şikâyet mektupları almıştı. Savaşa devam edememesinin bir sebebi de buydu.
Amasya emiri Fahreddîn Ahmed Bey, 783 [1381] yılının sonlarında Amasya'ya emir olarak girdi. İsfendiyâr Bey'i Kızlar Sarayı'na yerleştirdi. Askerini gereken yerlere yerleştirdi. Savaşın açtığı yaraları sarmaya çalıştı.
Bu savaşta Kadı Burhân, Amasya emirliğinden hiçbir şey kazanamadı. Ancak Hacı Şâdgeldi Paşa'nın öldürülmesinden bağımsızlık kazandı. Fakat Amasya emirliğinin kayıpları önemliydi. Hacı Şâdgeldi Paşa'nın kaybı, kayıpların en büyüğüydü. Sonra Sinop vilayeti, Ahmed Bey'in kayınpederi Bâyezîd Bey'in idaresine geçti. Canik ve Samsun emiri Tâceddîn Bey kendi başına hareket etmeye başladı.
Üstelik İsfendiyâr Bey Amasya'da yerleşip oturmaktaydı. Bunun uzun süre kalması, Bâyezîd Bey'in Amasya ve bağlı yerleri ele geçireceği izlenimini veriyordu. Osmancık emiri Beyleroğlu Mahmûd Bey, Amasya emirliğini tanımıyor, Bâyezîd Bey'e itaat ediyordu.
Emîr Ahmed Bey, bir yandan Kadı Burhân'ın, öbür yandan Canik beyi Tâceddîn Bey'in saldırı ve hilelerinden bunalmıştı. Kadı Burhân'ın kışkırtmasına kapılan Cavunkar (Çonkar) Oğulları'nın içeride yağmacı ve eşkıya gibi hareketleri emirliği daha da zayıflatıyordu.
Ahmed Bey akıllı ve ileri görüşlü bir zattı. Babasının veziri olan Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi savaştan yaralı olarak dönmüştü. Onu vezirlik makamında bıraktı. Amasya emirlerinin en yaşlısı olan Halifetzâde Alâ'eddîn Alî Bey'i kendisine danışman ve yardımcı edindi.
Ahmed Bey, kendi kayınpederinden yardım ve koruma beklerken onun Amasya'yı ele geçirmeye kalkışmasına çok kızıyordu. İsfendiyâr Bey'in Amasya'dan gitmemesi, adı geçeni çok bunaltıyordu. Çünkü her yandan baş kaldıran isyancılara karşı kuvvet gönderemiyordu.
Emirliğin danışmanı Alî Bey, vaktiyle Ankara'da sekiz yıl oturmuş, Osmanlı Türkleri'nin gücünü, padişahlarının yaşayışını ve faaliyetlerini görüp çok beğenmişti. Gerek Kadı Burhân'a, gerek Kastamonu emirine ve öteki beylere karşı Osmanlılar'ın nüfuz ve heybetini yeterli görüyordu.
Ahmed Bey, Alî Bey'in önerdiği Osmanlı kuvvetine katılıp ona dayandığı takdirde hem kendisinin rakiplerinin saldırılarından güvende olacağını, hem de Avrupa'ya karşı Türklüğü güçlendireceğini çok iyi anlıyor; Mısır hükümetine başvurmaktansa Osmanlı devletinin korumasını kabul etmeyi daha uygun görüyordu.
Ahmed Bey, bu önemli işin bir an önce gerçekleşmesini istiyordu. Devlet erkânı olan amcasının oğlu Süleyman Şâhoğlu Kutlu; enişteleri Yahşî, Biçâr, Torumtayoğlu Muhammed, Atabeyoğlu Abdullah Beyler ile kadı ve müftü, büyük âlimlerden Muslihoğlu Celâleddîn Abdurrahmân gibi zatlar bu düşünceyi çok yerinde bulmuşlardı.
Bunun üzerine Ahmed ve Alî Beyler, geçen yıl Bursa'ya gidip orada olağanüstü iyi karşılanan Amasyalılar'dan Alî ve Saferşâh Çelebiler ile Fîrûz Bey'le yazışmaya başladılar. Aksarâyîzâde Alâ'eddîn Alî ve Cemâleddîn Saferşâh çok faziletli, güçlü ve söz ustasıydılar.
Bunlar Osmanlı hükümdarı Hünkâr Murâd Bey'e ve veziri Hayreddîn Halîl Paşa'ya Amasya'nın durumunu, Bâyezîd Bey'in hareketlerini, İsfendiyâr Bey'in Amasya'da uzun süre kalmasını arz ederek korumalarını istemişler, kabul cevabını da almışlardı.
Kadı Burhân'ın saldırılarından korunmak için Kayseri emiri Eretnazâde Ca'fer ve yardımcısı Cüneyd Beyler de Mısır hükümetine başvurarak Melik Zâhir Berkûk'un korumasını istemişlerdi. Çünkü Kadı Burhân çok saldırgan ve zalim bir adamdı.
Amasya ileri gelenlerinin başvurularını gereğince takdir eden Osmanlı hükümdarı Hünkâr Murâd Bey, İsfendiyâr Bey'i Amasya'dan çıkarmak için kendisinden yardım isteyen Kastamonu emiri Bâyezîd Beyzâde Süleymanşâh'a kuvvet verip onu ayaklandırmıştı.
Süleymanşâh, babası üzerine yürüyüp Kastamonu emirliğini ele geçirecekti. Çünkü babası kötürümdü. Bütün hükümet işleri kardeşi İskender Bey'in elinde kalmıştı. İskender Bey, kardeşiyle savaşırken öldürüldü. Bâyezîd Bey, hemen Amasya'da olan oğlu İsfendiyâr Bey'i çağırdı.
İsfendiyâr Bey, 785 [1383-84] yılında askerini alıp Amasya'dan çıktı. Kastamonu'ya gidip kardeşi Süleymanşâh'la savaştı. Süleymanşâh yenilip Hünkâr Murâd Bey'e sığınarak hem kendi canını ölümden hem de Amasya'yı İsfendiyâr Bey'in ele geçirmesinden kurtarmış oldu.
Makrîzî "Kitâbü's-Sülûk"unda diyor ki: "785 yılında Sencâr, Tekrît ve Kayseriyyetü'r-Rûm (Anadolu Kayseri'si) beyleri tarafından adamlar gelip memleketlerinin Mısır ülkelerinden ve kendilerinin de Mısır beylerinden, valilerinden olmalarını istemişlerdi. Kabul edilip her birine sultan tarafından emirler yazıldı. Sultanî hil'atlerin gönderilmesi buyuruldu."
İsfendiyâr Bey'in Amasya'dan kalkıp gittiği anda güçlenen Emîr Ahmed Bey, Amasya'yı tehdit eden Çonkarlar'la savaşıp onları dağıttı. Bunların başına geçen Bahtiyâroğlu Kara Devletşâh'ı kaçırdı. Timurhânoğlu Koç Hüseyin Bey'i Çorum emiri atayıp oraları güvenlik altına aldı.
Bundan sonra dönüp Osmancık'a geldi. Kendisini Bâyezîd tarafından atanmış bir emir sayan Beyleroğlu Mahmûd Bey'i Osmancık'tan kaldırıp Tokat'a gönderdi. Yerine kardeşi Abdullah Bey'i Osmancık beyi yaptı.
Canik ve Samsun tarafında başına buyruk hareket eden Tâceddîn Bey üzerine Lâdik emiri Kubâdoğlu Alî Bey'i gönderdi. Samsun emirliğini ona verdi. Bu şekilde oraları da boyun eğdirip düzen altına aldı. Yeni bey Lâdik emiri oldu.
Çünkü Alî Bey, Sultan Altunbaş'ın oğlu Keykubâd'ın oğludur. Tâceddîn Bey'le en çok çekişen, çarpışan bir adamdı. Onu cesareti ve yiğitliğiyle susturarak "Kubâdoğlu" diye ün almıştı.
Amasya emirliği, bu sırada Amasya, Tokat, Çorum ve Samsun vilayetlerinden oluşuyordu. Ahmed Bey'in iyi idaresi babasının makamına layık olduğunu gösterdi. Adına kitaplar yazılarak genel saygıya ulaşmıştı.
Ahmed Bey'in döneminde ileri gelen bilginlerden Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kâtî, Hüsâmeddîn Hasan el-Hôyî, Sadreddîn Artuk el-Gümüşî, Fahreddîn Osmân et-Türkmânî, Bedreddîn Mahmûd bin İbrâhim en-Niksârî, Şücâ'eddîn İlyâs bin el-Gümüşî, köylerin şeyhi Hâfızeddîn Muhammed bin Halîl el-Habbâzî çok ünlüydüler. Bunlardan Muslihzâde Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi, yazıcı ve divan imzacısıydı. Amasya Mevlevîhânesi şeyhi Hüsâm Dedezâde Celâleddîn Muhammed Çelebi de saygıya layıktı.
Ünlü bilgin Hüsâmeddîn el-Kâtî, adı geçen emirin adına yazdığı Şerh-i Miftâh'ın kapağına şunu yazmıştı:
"Emir, âlim, âdil, destekli, muzaffer, mücahid, sınır nöbetçisi, gâzilerin ve mücahitlerin yardımcısı, hükümdarların ve beylerin destekçisi Fahreddîn Ahmed Çelebi'nin -Allah yardımcılarını aziz etsin ve kudretini kat kat artırsın- kütüphanesi için."
Daha önce Köprü'den kaçıp Elbistan ve Maraş taraflarında başıboş gezen Taşanoğlu Haydar Bey yaşlanmıştı. Bu sırada Emîr Ahmed Bey'e sığınıp çoluk çocuğuyla gelerek Köprü civarında "Koca Kayası" yöresine yerleşti. Köprü emiri de kardeşi Umur Bey'di.
Yine bu sırada ölen Zeytun emiri Araboğlu Zeynel Bey'in yerine oğlu Zekeriyyâ Bey geçti. Hakala beyi Mahmûd Bey de ölüp yerini oğlu el-Hâc Muhammed Bey tuttu. Turhal emiri Mübârekşâh bin Toganşâh, Emîr Ahmed Bey'in hem yeğeni hem eniştesiydi.
Kadı Burhân'ın kışkırtmasıyla hareket eden Çongaroğlu Gözler ve İnan Beyler ile Köpekoğlu Tosun Bey, Amasya ve Tokat çevresinde uygunsuzluk yapmaya kalkışmışlardı. Bunlar gönderilen kuvvetlere boyun eğdi, Kadı Burhân'ın kışkırtması sonuçsuz kaldı (786 [1384]).
Amasya emirliğinin Osmanlı devletine katılacağını duyan Kastamonu emiri Candaroğlu Bâyezîd Bey, oğlu İsfendiyâr Bey'i ikinci kez Amasya'ya gönderdi. Amasya'nın Kastamonu emirliğine katılmasını damadı olan Amasya emirinden istedi. İsfendiyâr Bey de Ahmed Bey'i razı etmek ve ikna etmekle görevliydi.
787 [1385] yılı başlarında Amasya'ya gelen İsfendiyâr Bey, Amasya emiri Ahmed Bey'den olağanüstü saygı ve ikram görerek Kızlar Sarayı'na yerleştirildi. İsfendiyâr Bey'in bu sarayda iki kez kalması yüzünden Kızlar Sarayı, Kâtib Çelebi merhumun dediği gibi "İsfendiyâr Sarayı" diye ünlenmişti.
Amasya emiri Fahreddîn Ahmed Bey, önceki olay yüzünden kayınbiraderi İsfendiyâr Bey'den zaten memnun değildi ve Candaroğlu'nun korumasına muhtaç olacak kadar zayıf da değildi. Bâyezîd Bey ise Hünkâr Murâd Bey'in baskısına karşı kendisini koruyacak bir güce muhtaçtı. Bunun için canı sıkılmıştı. Tam bu sırada Kötürüm Bâyezîd Bey Kastamonu'da ölünce İsfendiyâr Bey hemen Amasya'dan çekilip gitti. Kardeşi Süleymanşâh'la defalarca savaşarak emirlik tahtını ele geçirebildi. Ahmed Bey de bunun sıkıntılarından kurtulmuş oldu.
Kadı Burhân, her yana saldırılarını artırdı. Kimi zaman Kayseri'yi işgal için kuvvet hazırlayarak Kayseri çevresine gidiyor, vurup yağmalayarak dönüyor; kimi zaman Tokat ve Amasya'yı ele geçirmeye kalkışarak her yanı vurup kırıyor, her türlü hileyi kullanarak Amasya emirleri arasına fitne ekiyor, Amasya emirliğini âdeta sarsıyordu.
Amasya emiri Ahmed Bey, Canik emiri Tâceddîn ve Kutluzâde Ahmed Beyler'le ittifak edip Kadı Burhân'ın saldırılarına karşı koymak istedi. Fakat Kadı Burhân'ın baskınlığını bir türlü kıramadı. Çünkü başında eski adamlar yoktu. Bir emirliği yönetenler yalnız emir değildir; asıl yönetenler seçkin ve tedbirli adamlardır.
Divriklizâde Siyâvuş Çelebi'nin oğlu Şeyh Aliyâr Çelebi, Amasya şeyhlerinden ve âlimlerinden olduğu hâlde elçi olarak Kadı Burhân'ın yanına gönderilmişti. Kadı Burhân'ın cezbine kapılıp yanında kaldı. "Ulu, Sülemiş, Gözler" diye ünlü Çonkar beyleri, önemsiz bir şeyden Emîr Ahmed Bey'e gücenip Kadı Burhân'a gitmişlerdi.
Kadı Burhân bunları şımartıp Çonkar aşiretini güçlendirerek ve cesaretlendirerek Amasya'yı tehdit etmekteydi. Ankara'dan kaçıp Hacı Şâdgeldi Paşa'ya sığınan Bahtiyâroğlu Devletşâh Bey, Kadı Burhân'a gidip Turhal kalesini ele geçirerek Kadı Burhân tarafından emir olmuştu.
Bundan önce Kadı Burhân, Tokat'ı alıp Şeyh Necîb'i oradan çıkarmış, Seydî Hüsâm'ı Tokat emiri atamıştı. Fakat Emîr Ahmed Bey, Seydî Hüsâm'ı kendine çekerek Kadı Burhân'dan ayırmış, sonra Kadı Burhân bunu da görevden alınca Emîr Ahmed Bey'in müttefiki Emîr Şeyh Necîb Tokat'ı almışsa da Kadı Burhân'a boyun eğmişti.
Kısacası Kadı Burhân, Amasya emirliğini son derece sıkıştırarak Amasya'nın çevresindeki kazalara ve kalelere sahiplik iddiasında bulunmaktaydı. Niksar emiri Hacı Bey ölüp oğlu Süleyman Bey yerine geçmiş, Kadı Burhân'a bağlanmıştı. Her hâlde Osmanlı korumasının gecikmeye tahammülü yoktu.
Emîr Ahmed Bey'in veziri olan Torumtayzâde Sirâceddîn Muhammed Çelebi akıllı ve söz ustası bir zattı. Korumayı gerçekleştirmek, Kadı Burhân'ın saldırılarını ve İç Anadolu'nun durumunu bildirmek için bizzat Bursa'ya kadar gitmiş, Hünkâr Murâd Bey'e durumu arz etmişti.
Kayseri emiri Cüneyd Bey de Kadı Burhân'ın şerrini defetmek için hediyeler hazırlayıp 787 [1385] yılında adamlarıyla Mısır'a göndermiş, Melik Zâhir Berkûk'a şevvalin altıncı günü takdim ederek Kadı Burhân'a karşı korumasını diliyordu. "Kitâbü's-Sülûk".
Muhammed Çelebi, Bursa'dan geldikten sonra Kadı Burhân'ın yanına gidip barış yapmayı başardı. Kadı Burhân'ı oyalamış, Amasya emirliği bir süre Kadı'nın saldırılarından korunmuş, Osmanlı kuvvetlerinin gelişine kadar zaman kazanmış oldu.
Çünkü Karamanoğlu Alî Bey Osmanlı ülkesine saldırarak ahdini bozmuş, Candaroğlu İsfendiyâr Bey de Hünkâr Murâd Bey'in Süleyman Şâh'a yardım etmesine kızıp başkaldıran harekâta başlamış, Hünkâr Murâd Bey'in Karamanoğlu'yla uğraşmasından yararlanarak Bolu üzerine yürümüştü.
Türkiye Tarihi'nde ayrıntılı anlatıldığı gibi, Sultan Murâd-ı Hünkâr 788 [1386] yılında Karamanlılar'ı dağıttıktan sonra, Bezm ü Rezm'de ayrıntılı anlatıldığı üzere, Bolu'dan Kastamonu'ya doğru yürümüş, İsfendiyâr Bey'i savaşarak Sinop'a kaçırmıştı.
İsfendiyâr Bey, yaptığı uygunsuzluğa pişman oldu. Fakat Sultan Murâd, İsfendiyâr Bey'in kardeşi Süleyman Şâh'ı Kastamonu emiri yaptı. Bundan sonra Sultan Murâd, kendi şehzadesi Yıldırım Sultan Bâyezîd'i bir askerî birlikle Kastamonu'dan Amasya'ya gönderdi.
Çünkü Kadı Burhân, Amasya emirliğini tehdide kalkışarak Turhal'a kadar gelmişti. Amasya emiri Ahmed Bey, Kadı Burhân'a karşı savunma hazırlıklarıyla meşgulken şehzade Yıldırım Sultan Bâyezîd'in Amasya'ya doğru yola çıktığını haber aldı.
Osmancık emiri Beyleroğlu Abdullah Çelebi, şehzade Yıldırım Bâyezîd Bey'i Osmancık sınırında karşıladığı gibi, Amasya emiri Ahmed Bey'le Amasya ileri gelenleri de Osmancık kasabasında büyük ve gösterişli bir törenle karşıladılar.
Şehzade Yıldırım Sultan Bâyezîd, Osmancık'tan Kadı Burhân'a bir elçi gönderdi. Kadı Burhân'ın Amasya emirliği sınırından çekilip gitmesini istedi. Osmancık kasabasında bir süre oturdu.
Azîz bin Erdeşîr el-Esterebâdî, Bezm ü Rezm'inde diyor ki: "Bu sırada (yani 788 yılı ramazanında Kadı Burhân'ın Turhal'da oturduğu sırada) Osmanoğlu Osmancık'a gelip oradan bir elçi gönderdi. Elçi gelip durumu bildirdi ve elçiliğini yerine getirdi. Sultan Kadı Burhân, 'Osmancık bize ait bir memlekettir. Oradan kalkıp gitmelidir' buyurdu."
Şehzade Sultan Bâyezîd, Osmancık'tan kalkıp Gümüş kasabasına geldi. Gümüş emiri Hacı Muhammed Bey'in konağına indi. Burada bir gün kaldıktan sonra Amasya'ya doğru yola çıktı.
Şehzade Yıldırım Bâyezîd, büyük bir olasılıkla Amasya şehrine 788 [1386] yılının şevval ayının başında, yani ramazan bayramının ilk günü büyük ve şanlı bir törenle geldi. Amasya emiri Ahmed Bey'in sarayına indi. Amasya vilayetinin Osmanlı ülkelerinden sayıldığı her yana bildirildi.
Sultan II. Bâyezîd'in âlimlerinden Mevlânâ Hadîdî, manzum tarihinde Yıldırım Sultan Bâyezîd'in Amasya'ya gelişini şöyle yazıyor:
Yine çok sayıda asker topladı
Yıldırım Han Rûm ülkesine yürüdü
Amasya diyarına ulaşınca
Amasya beyi bunu duydu
Hemen ülkesinin ileri gelenlerini aldı
Şaha epeyce yol karşılamaya geldi
Şahı götürüp tahtını teslim etti
"Ben senin kulunum, ülke senindir" dedi
Şahın katında yüksek rütbeler buldu
Hazretinin huzurunda tam bir huzur buldu
Türkiye tarihçileri Amasya vilayetinin Osmanlı Devleti'ne katılma tarihini belirlemekte ayrılığa düştükleri hâlde, hiçbiri güçlü bir delil göstererek ihtilaflı konuyu kesip atmaya başarılı olamamışlardır.
Olayların gidişi gösteriyor ki Amasya emirliği, Osmanlı Devleti'ne katılarak Osmanlı padişahlarının korumasını kabul etmiş, bu yolla emirliğin Hacı Şâdgeldi hanedanında devamını sağlayabilmiştir.
Amasya emirliği ne Osmanlı devleti tarafından zorla fethedilmiş ne de Osmanlı Türkleri'yle savaşıp yenilmiştir. Bilakis millî bir bilinçle, Osmanlı Türkleri'nin kurmaya çalıştıkları millî birliğe katılarak Türklüğü yüceltmeye gayret etmiştir.
Amasyalılar, Türk birliğinin büyük yararlarını herkesten önce takdir ederek Osmanlı Devleti'nin İç Anadolu'ya doğru nüfuz ve gelişmesine, yani Türk birliğinin Anadolu'da ilk kuruluşuna öncülük etmişlerdi.
Bu nedenle Amasyalılar'ın Osmanlı Türkleri'yle birleşmesi tarihen dikkate değer bir uyanıklık ve kültür eseridir. Bu kültürleriyle Amasyalılar ve özellikle Hacı Şâdgeldi hanedanı, Türklük âleminde büyük teveccühlerle seçkin olmuş, Türkiye devletinde en yüksek makamlara ulaşmışlardır.
Tarihçi ve ünlü bilgin Şeyhülislâm Amasyalı Kemâl Paşazâde Şemseddîn Ahmed Şâh Çelebi, Fâtih Kütüphanesi'nde bulunan tarihinin yedinci defterinin başında diyor ki:
Amasya ki adaletle bayındır olsun
Felaket ve kötü gözden uzak olsun
"Sultânu'l-mücâhidîn Hudâvendigâr Gâzi -Allah delilini nurlandırsın- zamanında fethedilmiştir. Osmanlılar o diyara onun devleti günlerinde ve saltanatı sırasında hâkim olmuştur. Adı geçen merhum hükümdar o vilayetin idaresini büyük oğlu Sultan Bâyezîd'e vermiştir."
Adı geçen tarihçiye 915 [1509-10] yıllarında tarih yazmakla görevlendirildiği için, 788 yılına ait bir olayı delil göstermeksizin yazması, tek başına bir söz sayılabilir. Tarihte tek başına söz delil olarak kabul edilemez, denilebilir.
Fakat Osmancıklı es-sadru'l-ecell Seydî Murâd ile el-Hâc Sancar (Sencer)'in 9 şaban 789 [1387] tarihli ortak vakfiyesi ihtilaflı konuyu tamamen ortadan kaldırmaktadır.
Bu iki zat, yarı yarıya sahip oldukları Osmancık sınırları içindeki Ovacık Köyü'nü Seydî Murâd'ın zaviyesinin ihtiyaçları için vakfetmek amacıyla Sultan I. Murâd'dan alınan izni, Osmancık mahkemesi şöyle bildiriyor:
"Yüce sultanın, büyük hakanın, âlemde Allah'ın gölgesinin, Arap ve Acem hükümdarlarının efendisinin izniyle; ki devletin sayfalarını Arapça ve Farsça ile yazdırmış, emniyet ve güvenin yayıcısı, adalet ve ihsanın dağıtıcısı, gazilerin ve mücahitlerin sultanı, kâfirlerin ve azgınların kırıcısı, halkın rahatı ve ülkenin huzuru için yüce nefsini yoran, dünyanın ve dinin yardımcısı, İslam ve Müslümanların destekçisidir; âlemlerin Rabbinin özel yardımıyla donatılmıştır: Sultan Murâd Han bin saadetli, şehit, hayırlı, Allah'ın bağışlayıcı rahmetine göçmüş Orhan bin saadetli, merhum, bağışlanmış Sultan Osmân." (Defter-i Mücedded-i Anadolu 1, s. 247)
Bir mahkemeden çıkan bu şer'î bildirim açıkça gösteriyor ki Osmancık kazası 789 [1387] yılında Birinci Sultan Murâd Han'ın tasarrufu ve idaresi içindeydi. Bu yüzden Ovacık Köyü'nün vakfında adı geçenin iznini almışlardı. Bilindiği gibi o zaman Osmancık kazası Amasya emirliği içindeydi.
Büyük bir olasılıkla adı geçen tarihçi Kemâl Paşazâde bu vakfiyeyi görmüş, atalarından ve Amasya halkından, kendi doğup büyüdüğü Amasya'nın Sultan I. Murâd devrinde Osmanlı devletine katıldığını gelenekle işitmiş, kendince tam kanaate varmış, bu kanaatine dayanarak tarihinde bu şekli tercih ederek yazmıştır.
Bundan anlaşılır ki Kemâl Paşazâde'nin kaydı tek başına bir söz değil, desteklenmiş bir sözdür. Bir yandan mahkemenin bildirimi, öbür yandan yerel geleneklerin varlığı, yalnız Kemâl Paşazâde'yi değil, her tarihçiyi ikna edecek adil birer delildir.
Özellikle o zamanın ileri gelenlerinden olan Azîz bin Erdeşîr el-Esterebâdî, Bezm ü Rezm'inde Amasya'ya bağlı yerlerdeki emirlerin Osmanlı şehzadesine uymalarını ve kalelerini teslim etmelerini şöyle anlatıyor:
"Bundan sonra haber geldi ki Hacı Bey Maden kalesini, Emîr Abdullah Çelebi de dünyada sağlamlığı ve sarpılığıyla ünlü olan Osmancık kalesini Osmanoğlu'na teslim etti. Osmanoğlu'nun çokluğu ve gücü katlanarak ileri yürüdü.
Amasya emiri Ahmed Bey, eskiden beri âdeti ve yerleşmiş kuralı üzere ahdini bozarak Osmanoğlu'na yaklaştı. Onunla ittifak ve birlik etti. Mahmûd Çelebi de kendi kardeşi Kılıç Arslan Bey'i onun peşine katıp gönderdi.
Daha sonra Taşanoğlu bizzat gelip Osmanoğlu'na bağlılığını arz ederek katıldı. Bütün Amasya çevresindeki beyler ve sözü geçen büyükler gruplar hâlinde gidip Osmanoğlu'na bağlılıklarını arz ettiler. Osmanoğlu'nun kalabalığı ve ihtişamı gün geçtikçe kat kat arttı."
Azîz Esterebâdî, bunları üzüntü diliyle kaydettiği hâlde sultanın, yani Kadı Burhân'ın bunlardan hiç korku ve endişesi olmadığını, Osmanlı kuvvetlerini bile kaçmaya zorlayacak ihtişam ve kuvveti bulunduğunu yazarak kendisini teselli ediyor.
Amasya emiri Ahmed Bey, Sultan Murâd-ı Hünkâr ile ittifak ve birlik ahdi yapan yalnız kendisi değildi. Babası Hacı Şâdgeldi Paşa da adı geçen sultanla ittifak yaparak kendisini güçlendirmiş, oğluna da güzel bir örnek göstermişti.
Hatta Ahmed Bey'in büyük babası olan Hacı Kutlu Şâh da Karamanlılar'la savaşırken Osmanlı ülkesi hükümdarı Sultan Orhân'la ilişki kurmuştu. Bu durumda Ahmed Bey'in Osmanlılar'a sevgisi, babasından ve atalarından miras kalmış samimi ve eski bir sevgiydi.
Amasya bağımsız emirliği Hacı Kutlu Şâh'la başladı. Torunu Ahmed Şâh Çelebi'nin uyanıklığı sayesinde meşruti bir beylerbeyiliğe dönüştü. Bunlardan Hacı Şâdgeldi Paşa faziletli bir emirdi. Bu zatın sikke kestirdiği darphanesinden anlaşılır. Fakat ne kendisinin ne de oğlunun sikkesi bulunabildi.
Şehzade Yıldırım Sultan Bâyezîd'in Amasya'ya gelmesi, Amasya bağımsız emirliğini sona erdirdi. Amasya tarihine bir başka tarihî bölüm daha ekletti. Bu bölümü açan, Amasya ileri gelenlerinin millî duygulu kültürüdür. Bundan dolayı Amasyalılar, Türkiye tarihinde ödüle layık bir millî zekâ göstermişlerdir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- Devâtdâr: divit (hokka ve kalem takımı) taşıyan görevli; saray ve devlet katipliğinde yüksek bir memuriyet unvanı
- cihângîr: dünyayı fetheden
- zafer-nâme: zafer bildiren mektup
- müzevver: sahte, uydurma
- tohm-ı fesâd: fesat tohumu, kışkırtma
- mümâşât: uyum gösterme, geçinme
- ifnâ: yok etme
- mu'temed: güvenilen adam
- kuvve-i imdâdiyye: yardımcı kuvvet
- desîse: hile, entrika
- nakz-i ahd: sözünden dönmek, antlaşmayı bozmak
- mutâba'at: uyma, bağlılık gösterme
- iltihâk: katılma, birleşme
- vakfiye: vakfın şartlarını ve mallarını yazan belge
- kavl-i mücerred: delilsiz, tek başına söz
- beyyine-i âdile: geçerli ve adil delil
Amasya'nın Osmanlı'ya Katılışı
Hüsameddin'in bu bölümde asıl savunduğu şey, Amasya'nın Osmanlı yönetimine zorla değil, Amasyalıların kendi kararıyla ve emir Ahmed'in önderliğinde geçtiğidir. Bu görüşün tarihî arka planı kaynaklarda şöyle anlatılır: Kadı Burhâneddin'in 1381'de Şâdgeldi'yi ortadan kaldırmasından sonra oğlu Ahmed Bey, TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki Kadı Burhâneddin maddesine göre kayınpederi Candaroğlu Kötürüm Bayezid'in desteğiyle babasının intikamını almak için harekete geçti; ancak 1383-84'te bozguna uğradı. Bu savaşa İsfendiyar da katılmıştı ve yenilgiden sonra Kastamonu'ya dönmeyip uzun süre Amasya'da kaldı. Metindeki "İsfendiyâr'ın Amasya'da uzun süre kalması" ayrıntısı bu bilgiyle uyuşur.
Hüsameddin, Turhal çevresindeki çarpışmalarda taraflardan hiçbirinin kesin üstünlük kuramadığını, Ahmed Bey'in Amasya'ya mağlup olarak değil, uzlaşmayla döndüğünü yazar. TDV maddesi ise Ahmed Bey'in 1383-84'te bozguna uğradığını, 1384'te Kadı Burhâneddin'in Amasya emirini üst üste yendiğini söyler. Bu, Hüsameddin'in anlatımından belirgin biçimde ayrılan bir noktadır. Olayların başlıca kaynağı Bezm ü Rezm'dir ve TDV'ye göre Esterâbâdî eserini Kadı Burhâneddin'in emriyle yazmıştır; dolayısıyla anlatının Kadı Burhâneddin'in bakışına yakın olması beklenir.
Osmanlı tarafının anlatımı da farklı bir zaman çizelgesi sunar. Halil İnalcık, I. Murad maddesinde, Amasya emirinin oğlu Ahmed'in 1383-84 kışında Murad'a sığındığını, Murad'ın Kastamonu Beyi Kötürüm Bayezid'e karşı asker gönderdiğini ve Osmancık'ın Osmanlı himayesini tanıdığını yazar. Bayezid I maddesinde ise Yıldırım'ın "ilk Amasya valisi" olduğu kanaatinin, Kadı Burhâneddin'e karşı Osmanlı hâkimiyetini kabul eden Amasya emiri Ahmed ve Çandarlı Süleyman Bey ile 1384-1388 arasındaki ilişkilerden doğduğu belirtilir. Aynı maddeye göre Kadı Burhâneddin'in kuşatması altındaki Amasya emiri 1392'de şehri Osmanlılar'a teslim etmiş, ertesi yıl Bayezid Amasya'ya girip şehri teslim almıştır. TDV Amasya maddesi ise şehrin Osmanlı topraklarına katılışını 1398'e koyar ve Yıldırım'ın idareyi oğlu Çelebi Mehmed'e bıraktığını belirtir.
Bu tarihler Hüsameddin'in verdiği 788 [1386] ile aynı değildir. Hüsameddin, Yıldırım'ın Amasya'ya gelişini 788 [1386] şevvaline koyar ve bunu bir katılma olarak sunar. Kaynaklarda ise Osmanlı etkisinin 1384-1388 arasında başladığı, şehrin Osmanlılar'a teslim edilişinin 1392-1393'te, kesin katılışın 1398'de gerçekleştiği yazılır. Hüsameddin'in "tarihçiler bu tarihte ayrılığa düştü, hiçbiri kesin delil gösteremedi" cümlesi bu yüzden bugün de geçerlidir.
Osmancık Vakfiyesi ve Kemalpaşazade'nin Kaydı
Hüsameddin'in en dikkat çekici hamlesi, Kemalpaşazade'nin Amasya'nın I. Murad zamanında alındığı kaydını bir vakfiyeyle desteklemesidir. Osmancıklı Seydî Murâd ile Hacı Sancar'ın 789 [1387] tarihli ortak vakfiyesinde Osmancık kazası, I. Murad'ın iznine başvurulacak bir yer olarak görünür. Hüsameddin bunu Osmancık'ın o yıl Osmanlı idaresinde sayıldığına delil kabul eder. Dipnotta ise belgenin 1286'da deftere geçirilirken yıl hanesindeki "semânîn" (seksen) kelimesinin "sittîn" (altmış) diye yanlış okunduğunu, bu yüzden tarihin 769 sanıldığını, hâlbuki 769'da Osmancık'ın Hacı Şâdgeldi'ye bağlı olduğunu yazar. Bu açıklama, Osmancık'ın 769'da Şâdgeldi'ye bağlı olduğu bilgisine dayanır. Öte yandan I. Murad maddesi, 1383-84 gelişmeleri arasında "Osmancık Osmanlı himayesini tanıdı" der; bu, vakfiyedeki 789 tarihiyle uyumludur. Vakfiyenin aslı görülemediği için okunuş tartışması doğrulanamadı.
Kemalpaşazade'nin kaydı, olaylardan yaklaşık yüz yirmi yıl sonra, 915 [1509-10] dolaylarında yazılmış bir tarihe aittir; Hüsameddin de bunu bilir ve bu yüzden onu vakfiye ile desteklemeye çalışır.
İsfendiyar Bey ve Kızlar Sarayı
İsfendiyar Bey, Candaroğulları'nın ünlü beyidir ve TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre babası Kötürüm Bayezid'in sağlığında Amasya emiri Ahmed Bey'in Kadı Burhâneddin'e karşı düzenlediği sefere katılmış, Ahmed Bey'in yenilgisiyle sonuçlanan bu savaştan sonra Kastamonu'ya dönmeyip uzun süre Amasya'da kalmıştır. Kötürüm Bayezid'in ölümünün ardından 787'de [1385] Sinop'ta hâkimiyetini ilan ettiği yazılır. Hüsameddin ise İsfendiyar'ın Amasya'ya iki kez geldiğini, babasının ölümünü duyunca Amasya'dan ayrıldığını yazar; ölüm yeri (Kastamonu ya da Sinop) ve olayların sırası iki anlatımda ayrışsa da İsfendiyar'ın Amasya'da uzun süre kalışı ortak noktadır. Aynı madde, İsfendiyar'ın Kadı Burhâneddin'e hediyelerle vezirini gönderip bağlılık bildirmek istemesi üzerine Amasya Beyi Emîr Ahmed'in bu heyeti yakalayıp Osmanlılar'a teslim etmek istediğini de yazar; bunun üzerine Kadı Burhâneddin Amasya'ya giderek şehri ele geçirmiştir (1392-1393). Hüsameddin'in metni bu ayrıntıyı vermez.
Dipnottaki Kimlikler
Hüsameddin dipnotlarda iki kimlik belirtir. Kayseri'yi fiilen yöneten Cüneyd Bey'in, bazı tarihî belirtilere dayanarak Hakala emiri Sevündük Begzâde Ömer Bey'in oğlu sayıldığını; Sivas çevresini yağmalayan Kutlu Beyzâde Ahmed Bey'in ise Akkoyunlu kabilesi reisi Ahmed Bey olduğunu yazar. İlki "zann olunur" diye verilmiş bir çıkarımdır; ikisi de başka kaynaklarda doğrulanamadı.
Ahmed Bey Dönemi Bilginleri
Metinde Ahmed Bey'in döneminde ünlü olarak sayılan bilginler arasında Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kâtî'nin adı, emire ithaf ettiği Şerh-i Miftâh'ın kapak yazısıyla birlikte anılır. Bu ithaf cümlesindeki "hükümdarların ve nuyanların desteği" ifadesinde geçen nuyan, Moğol beylerine verilen addır. Bu bilginin ve eserinin başka kaynaklarda bulunup bulunmadığı doğrulanamadı; adı geçen kişiler hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Mevlânâ Hadîdî'nin Manzum Tarihi
Hüsameddin'in alıntıladığı beyitler, Hadîdî'nin Osmanlı tarihine ait manzum eserinden alınmıştır. Beyitlerde Amasya beyinin şahı karşılamaya çıkıp tahtını teslim etmesi, olayın barışçıl bir teslimiyet olarak anlatıldığını gösterir. Hüsameddin'in "ne zorla fethedilmiş ne de savaşıp yenilmiştir" yorumu bu beyitlerle uyum içindedir. Hadîdî'nin "Rûm ülkesi" dediği yer, Hüsameddin'in dipnotuna göre Amasya vilayetidir; o zamanlar Amasya'ya "Vilâyet-i Rûmiyye" denirmiş. Beyitlerin bu olay için bir çağdaş anlatım mı, yoksa sonradan yazılmış bir derleme mi olduğu doğrulanamadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 436–445. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Abdülkerim Özaydın, "Kadı Burhâneddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001. https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- Halil İnalcık, "Bayezid I", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1992. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-i
- Halil İnalcık, "Murad I", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/murad-i
- "İsfendiyar Bey", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/isfendiyar-bey
- "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya