Amasyalıdır. Amasya’nın hânedân-ı kadîminden Kadızâde Seydî Ahmed Paşa ahfâdından Muslî Efendi bin İbrâhim Çelebi Muslî Ağa bin Seydî Ahmed Bey bin Muslî Çelebi bin İbrâhim Çelebi bin Abdurrahman Çelebi bin Seydî Paşa mahdûmudur.
Gençliğinde İstanbul’a gelip Amasyalı Sefer Ağazâde Mehmed Paşa’nın himmetiyle Bâb-ı âlîye girip orada terbiye gördü. Biraz sarışın olduğu münâsebetle “Boz Oğlan” diye iştihâr etdi. Kapıcızâde el-Hâc Ahmed Paşa’nın zamân-ı ikbâlinde kethüdâ kâtibi oldu.
1125 rebiülâhirinde Pazar Köylü Ali Paşa sadr-ı a’zam olup şeyhü’l-kurrâ Amasyalı Evliyâ Sâlih Efendizâde Hüseyin Ağa kethüdâ-yı sadr-ı âlî oldukta ona çatdı. Bunun sevk ü ta’rifi sâyesinde sadr-ı müşârün-ileyhin mazhar-ı i’timâdı oldu. Hüseyin Ağa’nın azlinde kethüdâ-yı sadr-ı âlî İbrâhim Ağa’ya da kendisini beğendirmişdi.
1128 senesi şevvâlinde Sadr-ı a’zam Ali Paşa şehîd ve kethüdâsı İbrâhim Ağa maktûl oldukta Belgrad’a celb ü habs edilip [145] sonra Tolçı’ya gönderildi. 1129’da afv u ıtlâk ederek İstanbul’a gelip Dâmâd İbrâhim Paşa’nın himmeti sâyesinde bâ-rütbe-i hâcegânî mâliye tezkirecisi oldu.
1137’de büyük tezkireci olduysa da birkaç ay sonra erbâb-ı nifâkın gamzıyla sânîyen mâliye tezkireciliğine i’âde edildi. Mu’ahharan gamzın nifâkdan ileri geldiği anlaşılıp 1139 rebiülevvelinde dâ’ire-i sadâretde tezkire-i sânî, 1140 rebiülâhirinde tezkire-i evvel ve şevvâlinde baş-defterdâr olarak parladı.
Fakat Patrona Halîl’in uyandırdığı 1143 rebiülâhiri hâ’ilesinde Dâmâd İbrâhim Paşa’nın ve rüfekâsının şehâdetlerinde infisâl ü ihtifâ edib 1144’de baş-muhâsebeci ve Amasyalı Hacı Feyzullahzâde Gül Ahmed Ağa kethüdâsı sadr-ı âlî oldukta eski ikbâline erip 1145 şa’bânında büyük rûz-nâmeci ve şevvâlinde ikinci def’a baş-defterdâr oldu.
1147 muharreminde Gül Ahmed Ağa vezâretle şeyhü’l-harem ve Cidde vâlisi oldukta Sadr-ı a’zam Hekîmzâde Ali Paşa’nın istirkâbından dolayı azl ve müte’âkiben Boğaz Hisarında habs edildiyse de kapıcılar kethüdâsı Zanalızâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed [146] Ağa’nın tavassutu ve dâru’s-sa’âde ağası Hacı Beşîr Ağa’nın şefâ’ati sâyesinde afvıyla celb edilip 1148 senesi muharreminde defter emîni ve saferde Hekîmzâde’nin sadâretinden azline binâen receb gurresinde üçüncü def’a baş-defterdâr “Mâliye Nâzırı” oldu.
Sekiz buçuk ay kadar makâmında mekîn olduğu halde 1149 senesi rebiülevvelinde vefât etdi. Umûr-ı hesâbiyyede mâhir, müstakîm, gâyet mizâc-gîr bir racul-i devlet idi. 1148 târîhli vakfiyesinde pederinin adı Muslî Efendi ve Musliheddîn Mustafa Efendi diye mestûr ve ecdâdı müsecceldir.
Amasyalı Hacı Feyzullah Efendi’nin dâmâdı olduğundan kayınpederinin hafîdi olan Gül Ahmed Paşa’dan mu’âvenet gördü. Mahdûmları Feyzullah Efendi, Mehmed Râkım Paşa’dır. Mahdûmu Mehmed Râkım Paşa da Amasyalı Hocazâde es-Seyyid Abdulganî Paşa’nın dâmâdı olup mahdûmu es-Seyyid Abdulganî Bey’dir. Feyzullah Efendi de hâcegândan olup surre-i hümâyûn emîni olduğu halde 1168’de Mekke-i Mükerreme’de vefât etdi. Sâhib-i tercemenin birâderi kibâr-ı müderrisînden [147] Ahmed Efendi de aşağıda gelir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Amasya'nın eski ailelerinden, Kadızâde Seydî Ahmed Paşa'nın torunlarındandır. Soy zinciri şöyledir: Muslî Efendi, İbrâhim Çelebi Muslî Ağa'nın oğlu; o Seydî Ahmed Bey'in oğlu; o Muslî Çelebi'nin oğlu; o İbrâhim Çelebi'nin oğlu; o Abdurrahman Çelebi'nin oğlu; o da Seydî Paşa'nın oğludur.
Gençliğinde İstanbul'a gelip Amasyalı Sefer Ağazâde Mehmed Paşa'nın yardımıyla Babıâli'ye girdi ve orada yetişti. Biraz sarışın olduğu için "Boz Oğlan" diye tanındı. Kapıcızâde el-Hâc Ahmed Paşa'nın yükseldiği dönemde kethüda kâtibi oldu.
1125 rebiülâhirinde [1713] Pazarköylü Ali Paşa sadrazam olup şeyhü'l-kurrâ (kurrâların başı) Amasyalı Evliyâ Sâlih Efendizâde Hüseyin Ağa sadrazam kethüdası olunca ona yanaştı. Bunun yönlendirmesi ve tanıtması sayesinde adı geçen sadrazamın güvenini kazandı. Hüseyin Ağa görevden alınınca sadrazam kethüdası İbrâhim Ağa'ya da kendini beğendirmişti.
1128 şevvalinde [1716] Sadrazam Ali Paşa şehit düşüp kethüdası İbrâhim Ağa öldürülünce Belgrad'a getirilip hapsedildi, sonra Tolçı'ya gönderildi. 1129'da [1716-17] affedilip serbest bırakılarak İstanbul'a geldi; Damad İbrâhim Paşa'nın yardımı sayesinde hâcegân rütbesiyle maliye tezkirecisi oldu.
1137'de [1724-25] büyük tezkireci olduysa da birkaç ay sonra münafıkların ihbarı yüzünden yeniden maliye tezkireciliğine döndürüldü. Daha sonra bu ihbarın münafıklıktan ileri geldiği anlaşılınca 1139 rebiülevvelinde [1726] sadaret dairesinde ikinci tezkireci, 1140 rebiülâhirinde [1727] birinci tezkireci ve şevvalinde başdefterdar olarak parladı.
Ancak Patrona Halil'in başlattığı 1143 rebiülâhiri olayında [1730] Damad İbrâhim Paşa ile arkadaşları öldürülünce görevden ayrılıp gizlendi. 1144'te [1731-32] başmuhasebeci oldu; Amasyalı Hacı Feyzullahzâde Gül Ahmed Ağa sadrazam kethüdası olunca eski mevkiine kavuştu ve 1145 şabanında [1732-33] büyük ruznamçeci, şevvalinde ikinci kez başdefterdar oldu.
1147 muharreminde [1734] Gül Ahmed Ağa vezirlikle şeyhülharem ve Cidde valisi olunca, Sadrazam Hekimzâde Ali Paşa'nın kendisini hor görmesi yüzünden görevden alındı, ardından Boğaz Hisarı'nda hapsedildi. Ancak kapıcılar kethüdası Zanalızâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Ağa'nın araya girmesi ve darüssaade ağası Hacı Beşîr Ağa'nın şefaati sayesinde affedilip çağrıldı. 1148 muharreminde [1735] defter emini oldu; safer ayında Hekimzâde'nin sadrazamlıktan alınması üzerine receb başında üçüncü kez başdefterdar, yani "Maliye Nazırı" oldu.
Sekiz buçuk ay kadar makamında kaldıktan sonra 1149 rebiülevvelinde [1736] öldü. Hesap işlerinde usta, dürüst, ama alıngan mizaçlı bir devlet adamıydı. 1148 tarihli vakfiyesinde babasının adı Muslî Efendi ve Musliheddîn Mustafa Efendi olarak yazılmış, ataları da kayıtlıdır.
Amasyalı Hacı Feyzullah Efendi'nin damadı olduğundan, kayınpederinin torunu olan Gül Ahmed Paşa'dan yardım gördü. Oğulları Feyzullah Efendi ve Mehmed Râkım Paşa'dır. Oğlu Mehmed Râkım Paşa da Amasyalı Hocazâde es-Seyyid Abdulganî Paşa'nın damadı olup oğlu es-Seyyid Abdulganî Bey'dir. Feyzullah Efendi de hâcegândan olup surre emini iken 1168'de [1754-55] Mekke'de öldü. Hâl tercümesi yazılan kişinin kardeşi, büyük müderrislerden Ahmed Efendi de aşağıda gelir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- hânedân-ı kadîm: eski ve köklü aile
- Bâb-ı âlî: Babıâli, sadrazamlık dairesi
- kethüdâ kâtibi: kethüdanın yazı işlerine bakan kâtip
- şeyhü'l-kurrâ: Kur'an okuyucularının başı
- tezkireci: tezkere denen yazıları düzenleyen üst düzey maliye kâtibi
- başdefterdâr: devletin maliye işlerinin başındaki görevli
- rûz-nâmeci: günlük gelir gider defterini tutan maliye görevlisi
- başmuhâsebeci: maliye hesaplarının başı
- defter emîni: kayıt defterlerinden sorumlu görevli
- erbâb-ı nifâk: ikiyüzlü, kışkırtıcı kişiler
- gamz: gizli ihbar, kötüleme
- mizâc-gîr: alıngan mizaçlı, kolay kırılan
- mestûr: yazılı, kayıtlı
- hafîd: torun
- istirkâk: hor görme, aşağılama
Bir Maliye Memurunun Yükselişi
İbrâhim Efendi'nin hayat çizgisi, 18. yüzyıl başının Osmanlı bürokrasisinde taşradan gelip kalem yoluyla yükselen kişilere iyi bir örnektir. Amasyalı bir ailenin mensubu olarak İstanbul'a gelmiş, yine Amasyalı bir devlet adamının (Sefer Ağazâde Mehmed Paşa) yardımıyla Babıâli'ye girmiş, sonra sırasıyla kethüda kâtibi, tezkireci ve başdefterdar olmuştur. Metinde adı geçen koruyucuların çoğu da Amasyalıdır; bu, aynı kentten gelen kişilerin devlet merkezinde birbirini kolladığı bir ağı düşündürür. Bu yorum kitabın anlatısına dayanır: Hüseyin Ağa, Gül Ahmed Ağa, Sefer Ağazâde ve kayınpederi Hacı Feyzullah Efendi hep "Amasyalı" diye anılır.
Anlatıdaki yükseliş ve düşüşler devrin siyasetiyle iç içedir. Damad İbrahim Paşa, 8 Cemaziyelâhir 1130'da [9 Mayıs 1718] sadrazam olmuş; Hüsameddin, İbrâhim Efendi'nin 1129'da maliye tezkirecisi oluşunu Damad İbrahim Paşa'nın yardımına bağlar; Damad İbrahim o sırada vezirlikle padişahın kaymakamıydı (Ekim 1716), sadrazamlığı iki yıl sonra gelecekti. Damad İbrahim Paşa'nın 1730'da Patrona isyanında öldürüldüğü tarih, TDV'ye göre 18 Rebiülevvel 1143'tür (1 Ekim 1730). Hüsameddin olayı rebiülâhir ayına koymuştur; küçük bir ay farkı vardır. İbrâhim Efendi bu olayda "ortadan kaybolmuş" ve sonradan eski konumuna dönmüştür.
İbrâhim Efendi'nin oğlu Mehmed Râkım Paşa, kaynaklarda "Boz Efendi diye bilinen defterdar-ı şıkk-ı evvel İbrahim Efendi'nin oğlu" olarak anılan bir divan şairi ve hattattır. Hüsameddin'in "Boz Oğlan" lakabıyla anlattığı kişiyle bu "Boz Efendi" büyük olasılıkla aynı kişidir. Râkım, İstanbul'da doğmuş, sülüs ve nesih hatlarını öğrenmiş, Divan-ı Hümayun kâtipliğinden başlayıp çeşitli maliye görevlerinden geçerek 1176'da [1763] defterdar-ı şıkk-ı evvel olmuştur. 1180'de [1767] vezirlik rütbesiyle Mısır valiliğine, ardından Cidde valiliğine atanmış ve 1183'te [1769] Cidde'de ölmüştür. Hüsameddin Râkım'ın damatlığını Abdulganî Paşa'ya bağlar ve oğlunun adını Abdulganî Bey olarak verir; bu bilgi Râkım'ın oğlunun Abdülganî Bey olduğunu söyleyen kaynakla uyuşur.
Hüsameddin'in sıraladığı soy zincirindeki Muslî ailesi Amasya'da eski bir hanedandır. Kadızâde ve Muslihîzâde adlarıyla anılan bu çevre, 15. yüzyıl sonunda Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında da kaynaklarda görünür: o dönemde Muslihzâde Celaleddin Abdurrahman Efendi Amasya kadılığına getirilmiştir. Hüsameddin'in soy zincirinde Abdurrahman Çelebi'nin geçmesi bu aileyle bağlantı olabilir; kitap bunu açıkça söylemez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 53–54. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar