Amasyalıdır. Debbâg ustalarından lâciverdî rengi îcâd eden Şamluoğlu Ali bin Ahmed mahdûmudur. Mehmed Paşa vakfiyesinde Mevlânâ Tâceddîn İbrâhim Şâmlu ve Tabakât-ı Temimi’de “Tâceddîn İbrâhim bin el-üstâzü’l Amâsî” diye yazılıdır. “Şakâyık”da pederinin lâciverdî rengini îcâd eden debbâg ustası olduğu kaydedilmişdir.
Amasya’da İbrîzâde Mevlânâ Muhyiddîn Çelebi ve Merzifon’da Seydî Ahmed Kırımî’den ve İstanbul’da Hızırbeyzâde Mevlânâ Sinan Paşa’dan ikmâl-i tahsîl ve mülâzemet ederek ders-i âm ve Ankara’da Ak Medresesi müderrisi iken 880’de Trabzon vâlisi Şehzâde Sultân Abdullah mu’allimi oldu.
Ancak hocası Sinan Paşa’nın 884’de azl ü habsi üzerine bu da mu’allimlikten azledilip on beş akçe ile Çubuk-âbâd kazasına gönderildi. 886’da Sultân Bâyezîd’in taht-ı saltanata cülusunda hocası gelip sânîyen vezâretle nişancı oldukta Ankara kadısı oldu. [73]
Kudâtdan ba’de’l-azl üstâdı İbrîzâde vefâtıyla yerine Amasya’da Hüseyniye Medresesi ve 900 hudûdunda Hızır Paşa müderrisliği ile mütekâid olduğu halde 909’da dâr-ı na’îme irtihâl etdi. “Tercüme-i Şakâyık”da Mecdî Mehmed Efendi diyor ki:
“Müddet-i ömründe zühd ü salâh u iffet ü felâh üzere olup nefs-i nefisine iştigâlde ve ebnâ-yı zamandan i’raz ü imtinâ’da nekâhat-ı aslî ve semâhat-ı fıtrî mübtegâsınca ve zekâ-yı tabî’i ve nekâ-yı cibilli müktezasınca ulûm-ı mütedâvilede müşâreketi olup akrân ve emsâlden tefevvuk eyledi.” Mahdûmu Alâeddîn Ali Çelebi ve hafîdi Muhyiddîn Mehmed Efendi kibâr-ı kudât ve ulemâdandır.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Debbağ (deri işleyen) ustalarından, lacivert rengini bulan Şamluoğlu Ali bin Ahmed'in oğludur. Mehmed Paşa Vakfiyesi'nde Mevlânâ Tâceddîn İbrâhim Şâmlu, Tabakât-ı Temîmî'de ise "Tâceddîn İbrâhim bin el-üstâz el-Amâsî" [Amasyalı Üstad'ın oğlu Tâceddîn İbrâhim] diye yazılıdır. "Şakâyık"ta babasının lacivert rengini bulan debbağ ustası olduğu kaydedilmiştir.
Amasya'da İbrîzâde Mevlânâ Muhyiddîn Çelebi'den, Merzifon'da Seydî Ahmed Kırımî'den ve İstanbul'da Hızırbeyzâde Mevlânâ Sinan Paşa'dan öğrenimini tamamlayıp müderrislik adaylığı elde ederek herkese açık ders verdi. Ankara'da Ak Medrese müderrisi iken 880'de [1475-76] Trabzon valisi Şehzade Sultan Abdullah'ın hocası oldu.
Ancak hocası Sinan Paşa'nın 884'te [1479-80] görevden alınıp hapsedilmesi üzerine bu da hocalıktan alındı ve on beş akçe ile Çubuk-âbâd kazasına gönderildi. 886'da [1481-82] Sultan Bâyezîd'in tahta çıkışında hocası gelip ikinci kez vezirlikle nişancı olunca Ankara kadısı oldu.
Kadılıktan alındıktan sonra, ustası İbrîzâde'nin ölümüyle onun yerine Amasya'da Hüseyniye Medresesi'ne, 900 dolaylarında da [1494-95] Hızır Paşa Medresesi müderrisliğine geçti; emekli olduğu hâlde 909'da [1503-04] ahirete göçtü. "Tercüme-i Şakâyık"ta Mecdî Mehmed Efendi şöyle diyor:
"Ömrü boyunca zühd, salâh, iffet ve felâh üzere olup kendi nefsiyle uğraşmada ve zamanın insanlarından uzak durmada, asıl temizliği ve yaratılıştan gelen cömertliği, doğal zekâsı ve yaratılış saflığı gereğince, okutulan ilimlerde de ortaklığı olup akranlarından ve benzerlerinden üstün oldu."
Oğlu Alâeddîn Ali Çelebi ve torunu Muhyiddîn Mehmed Efendi, büyük kadılardan ve âlimlerdendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- debbâğ: deri tabaklayan, derici
- lâciverdî: lacivert
- îcâd: bulma, ortaya çıkarma
- mülâzemet: müderrislik için hocanın yanında çıraklık, ardından verilen aday belgesi
- mu'allim: şehzadenin hocası
- azl ü habs: görevden alınma ve hapsedilme
- nişancı: padişah fermanlarına tuğra çeken yüksek memur
- mütekâid: emekli
- zühd ü salâh ü iffet ü felâh: dünyadan elini çekme, iyilik, ahlâk temizliği, kurtuluşa erme
Şakâyık'ta İbrâhim Şâmlu
Maddede anılan "Şakâyık", Taşköprîzâde Ahmed Efendi'nin Osmanlı âlimlerini anlatan eş-Şakâ'iku'n-Nu'mâniyye adlı eseridir; "Tercüme-i Şakâyık" ise Mecdî Mehmed Efendi'nin bu eserin Türkçeye çevirisidir. Hüsameddin bu iki kaynak ile vakıf kayıtlarını yan yana kullanarak kişinin adını ve babasının mesleğini belirler. Lacivert rengini bulan bir Amasyalı debbağ ustası hakkında yaptığım aramalarda başka bir kaynağa rastlanmadı; bu bilgi yalnızca Şakâyık'a atıfla Hüsameddin'den bilinir.
Hocası Sinan Paşa, kaynaklarda Hızır Bey oğlu Sinan Paşa ya da Hoca Sinan Paşa olarak geçer. Kimi araştırmalara göre vezirlikten 881'de (1476-77) alınıp hapsedildi, âlimlerin yalvarması üzerine serbest bırakıldı; II. Bayezid'in tahta çıkışıyla (886/1481) İstanbul'a dönüp vezirliği yeniden aldı. Hüsameddin ise azil ve hapis tarihini 884 olarak verir. Aradaki üç yıllık fark, iki anlatının aynı olayı farklı yıla bağladığını gösterir; hangisinin doğru olduğu bu araştırmada kesinleştirilemedi.
Şâmluzâde'nin hayatı Amasya, Merzifon, İstanbul ve Ankara arasında geçen bir medrese eğitimcisinin yolunu gösterir: şehzade hocalığı, görevden alınma, taşra kazasında on beş akçelik bir görev ve hocasının yeniden vezirliğe dönmesiyle toparlanma. Amasya'da Hüseyniye Medresesi ile Hızır Paşa Medresesi'nde sonlanan bu kariyer, 15. yüzyıl sonunda şehrin ulema ağının hocalardan öğrencilere nasıl aktarıldığını da yansıtır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 32–33. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar