Amasyalıdır. Amasya Darphânesi Sarrâfı Sivaslı Hüseyin oğludur. Amasya’da hayli müddet Saraclar Şeyhi Pîr Sun’ullah Halvetîye hizmet ederek ulûm-i şer’iyye ve tasavvufu ahzetdi. Bu esnâda sâdât-i meşâyîh-i Nakşıbendiyyeden Pîr Sadreddîn Mehmed Horasânî’ye de mülâzemet ederek muhibbânından oldu.
846’da Amasya Vâlisi Şehzâde Sultân Alâeddîn Bey [68] ıhnâk ve şeyhi olan Pîr Sadreddîn Horasânî Yenice’ye iclâ ve tevâbi’i birer tarafa teb’îd edildiği esnâda bilâd-ı Karaman’a gidip Mevlânâ Şerefeddîn Ya’kûb Karamânî hizmetine gidip ondan tahsîl-i kemâlât-i ilmiyye etdi.
855’de Sultân Mehmed Hân-ı Sânî’nin cülûsunda bilâd-ı Osmâniyye’ye avdet edib pederinin eski vatanı olan Sivas’da tedrîs-i ulûm ederek müderris oldu. 861’de Amasya’da Halfet Gâzi müderrisi görüldü. Ba’dehû terk-i tedrîs edib Göynük’e giderek Akşemseddîn Mehmed Bayrâmî hizmetine mülâzemet etdi. Ondan ahz-i hilâfet ederek müşârün-ileyhin işâretiyle Kayseriyye’ye gidip orada ikâmet ve neşr-i envâr-i tarîkat etdi.
878’de âzim-i Hicâz olup diş kanaması mu’tâdı olduğundan tarîk-i hacda gördüğü rü’yâsında Risâlet-penâh Efendimizin işâret-i nebeviyyesiyle Şâfî mezhebini kabûl ederek ızdırabdan kurtuldu. Fakat beynel-ulemâ kıl ü kâli mûcib oldu. Avdetde Amasya’ya gelip dört yıl kadar da Amasya’da Hoca-Sultân Zâviyesi Şeyhi Cemâleddîn Mehmed Hacı Halîfe hazretlerinin sohbetlerinde dem-güzâr oldu. [69]
882’de Halîmî vak’asında Amasya Vâlisi Sultân Bâyezîd’in sâhib-i divânı Hızır Paşazâde Mahmûd Paşa ile Mü’eyyedzâde Abdurrahman Efendi’nin i’dâmı ve pekçok kimselerin teb’îdi fermânı vürûd eylediğinden Amasya’dan kalkıp ikinci def’a Kayseriyye’ye gitdi. Orada dört yıl irşâda mülâzemetle 887 senesinde dâr-ı kudse irtihâl etdi.
Fâzıl, muttakî, pek müteşerri’, âbid, sâfî nihâd, zâhid, pâk i’tikâd ve mazınne-i kerâmet bir zât-ı sütûde-simât idi. Tennûrda îfâ-yı riyâzet ve ref’-i ızdırab-ı derûn etmekle beraber mürîdânından ızdırâbât-ı kalbiyyeye dûçâr olanları da tenevvüre vaz’ eylediğinden (Tennûrî) diye meşhûr oldu. (Kaddesallahu’s-sırrahu’l-‘azîz)
Asrında ferîd, Tarikat-ı Bayramiyede vahîd, enfâs-ı mübârekesi mü’essirdi. Mahdûmları Sun’ullah, Lütfullah, Sa’dullah Efendilerdir. Bunlara ve bunların evlâd-ı kirâmına “Tennûrîzâde” dendi. Evlâdından Amasya Müftüsü Zeynel‘abâd Çelebi bin Ni’metullah Çelebi, birâderleri Halîl, Abdulfettâh Efendiler ile Mahmûd Efendi bin Sun’ullah Efendi ve [70] Abdurrahîm Efendi bin Fethullah Efendi 976’da ber-hayât idiler.
Evlâdından Sa‘dî Çelebizâde Ebu’s-Su’ud Efendi 960’da kibâr-ı müderrisinden olup Abdulkâdir Efendi bin Emrullah Efendi ve Abdurrahîm Efendizâde Abdulvehhâb Efendi, bin hudûdunda ber-hayât idiler. Karayazıcı şeyhi es-Seyyid Abdurrahîm Efendi de evlâd-ı Tennnûrîyedendir.
Şeyh müşarün ileyh ibtidâ Halvetî olarak silsile-i hilâfeti Amasya’da Pîr Sun’ullah Halvetî, Pîr Abdurrahman Çelebi, Pîr Şerefeddîn Hamza vâsıtalarıyla Hazret-i Pîr İlyas Halvetîye ve sonra Bayrâmî olup silsile-i hilâfeti Akşemseddîn Mehmed Bayrâmî, Hacı Bâyezîd-i Ankaravî, eş-Şeyh Hamideddîn Aksarâyî vâsıtalarıyla Amasya civârında Şeyh Şâdî Karyesinde medfûn eş-Şeyh Şehâbeddîn Şâdî Çelebi’ye müntehîdir.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Amasya Darphanesi sarrafı Sivaslı Hüseyin'in oğludur. Amasya'da bir süre Saraçlar Şeyhi Pîr Sun'ullah Halvetî'ye hizmet ederek şer'î ilimleri ve tasavvufu öğrendi. Bu sırada Nakşibendî şeyhlerinin ileri gelenlerinden Pîr Sadreddîn Mehmed Horasânî'ye de bağlanıp onun sevenlerinden oldu.
846'da [1442-43] Amasya Valisi Şehzade Sultan Alâeddîn Bey boğdurulunca, şeyhi Pîr Sadreddîn Horasânî Yenice'ye sürülüp yakınları da birer tarafa uzaklaştırıldığı sırada Karaman diyarına gidip Mevlânâ Şerefeddîn Ya'kûb Karamânî'ye hizmet etti ve ondan ilmî olgunluğu öğrendi.
855'te [1451-52] Sultan II. Mehmed Han'ın tahta çıkışında Osmanlı ülkesine döndü; babasının eski yurdu olan Sivas'ta ders vererek müderris oldu. 861'de [1456-57] Amasya'da Halfet Gâzi Medresesi müderrisi görüldü. Sonra öğretmenliği bırakıp Göynük'e giderek Akşemseddîn Mehmed Bayrâmî'ye bağlandı. Ondan hilâfet alıp onun işaretiyle Kayseri'ye gitti; orada yerleşti ve tarikat nurunu yaydı.
878'de [1473-74] hacca gitmek üzere yola çıktı. Diş kanaması huyu olduğundan, hac yolunda gördüğü rüyada Peygamberimizin işaretiyle Şâfiî mezhebini kabul etti ve sıkıntıdan kurtuldu. Ancak bu, âlimler arasında dedikoduya yol açtı. Dönüşte Amasya'ya gelip dört yıl kadar Hoca Sultan Zâviyesi Şeyhi Cemâleddîn Mehmed Hacı Halife hazretlerinin sohbetlerinde zaman geçirdi.
882'de [1477-78] Halîmî Olayı'nda, Amasya Valisi Sultan Bâyezîd'in divan sahibi Hızır Paşazâde Mahmûd Paşa ile Mü'eyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin idamı ve pek çok kişinin sürülmesi için ferman gelince Amasya'dan ayrılıp ikinci kez Kayseri'ye gitti. Orada dört yıl irşatla (yol göstermekle) uğraşıp 887 yılında [1482] ahirete göçtü.
Faziletli, takvâ sahibi, şeriata çok bağlı, ibadet eden, saf yaradılışlı, dünyadan elini çekmiş, itikadı temiz, kerametinden söz edilen, güzel simalı bir zât idi. Tennûr'da (fırın) riyazet yapıp içindeki sıkıntıyı gidermekle birlikte, müridlerinden kalp sıkıntısına düşenleri de tennûra koyup aydınlattığından "Tennûrî" diye ünlendi. (Allah sırrını mukaddes kılsın.)
Çağında eşsiz, Bayrâmî tarikatında tek idi; nefesi etkiliydi. Oğulları Sun'ullah, Lütfullah, Sa'dullah Efendilerdir. Bunlara ve onların soyundan gelenlere "Tennûrîzâde" denildi. Soyundan Amasya Müftüsü Zeynelâbâd Çelebi bin Ni'metullah Çelebi, kardeşleri Halîl ve Abdulfettâh Efendiler ile Sun'ullah Efendi'nin oğlu Mahmûd Efendi ve Fethullah Efendi'nin oğlu Abdurrahîm Efendi 976'da [1568-69] hayattaydılar.
Soyundan Sa'dî Çelebizâde Ebu's-Su'ud Efendi 960'ta [1552-53] büyük müderrislerdendi. Emrullah Efendi'nin oğlu Abdulkâdir Efendi ile Abdurrahîm Efendizâde Abdulvehhâb Efendi bin [1000] dolaylarında [1591-92] hayattaydılar. Karayazıcı şeyhi es-Seyyid Abdurrahîm Efendi de Tennûrî soyundandır.
Adı geçen şeyh başlangıçta Halvetî idi; hilâfet silsilesi Amasya'da Pîr Sun'ullah Halvetî, Pîr Abdurrahman Çelebi, Pîr Şerefeddîn Hamza aracılığıyla Hazret-i Pîr İlyas Halvetî'ye ulaşır. Sonra Bayrâmî olup hilâfet silsilesi Akşemseddîn Mehmed Bayrâmî, Hacı Bâyezîd-i Ankaravî ve Şeyh Hamîdeddîn Aksarâyî aracılığıyla, Amasya yakınında Şeyh Şâdî Köyü'nde gömülü Şeyh Şehâbeddîn Şâdî Çelebi'ye dayanır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- sarrâf: para değiştiren, darphanede işlem yapan kimse
- mülâzemet: bir hocanın yanında çıraklık, hizmet
- ıhnâk: boğma, boğdurma
- iclâ / teb'îd: yerinden çıkarma / uzaklaştırma, sürgün
- hilâfet: tarikatta şeyhin kendi adına irşat izni vermesi
- irşâd: yol gösterme
- riyâzet: nefsi terbiye için çekilen sıkıntı, perhiz
- tennûr: tandır, fırın
- silsile: şeyhten şeyhe uzanan zincir
- mazınne-i kerâmet: keramet gösterebileceği düşünülen kimse
İbrahim Tennûrî Hakkında Bilinenler
Tennûrî, 15. yüzyılda Kayseri'de yaşamış mutasavvıf ve şairdir; şiirlerinde "Âşık" mahlasını kullandı. Amasya doğumlu olduğu, 1482'de Kayseri'de öldüğü yazılır. Ailesine "Sarrafzâdeler" denmiş, babası sarraf Hüseyin Efendi olarak anılır. Hüsameddin'in verdiği "Amasya Darphanesi sarrafı" bilgisiyle bu kayıt uyuşur. Kimi çalışmalara göre ilk öğrenimini Sivas'ta gördü, sonra Konya'da Mevlânâ Sarı Yâkûb'un öğrencisi oldu. Sarı Yâkûb'un 1438'deki ölümünden sonra Kayseri'deki Hunad Hatun Medresesi'ne müderris olarak geçti. Medresenin vakıf şartı yalnız Hanefî müderris istediği için, Şâfiî olan Tennûrî görevi bıraktı. Hüsameddin ise Şâfiî'ye geçişini Hicaz yolculuğunda (878) gördüğü bir rüyaya bağlar. İki anlatı birbirinden ayrıdır: biri Şâfiî olmayı doğumdan getirilmiş bir durum gibi, öbürü hac sırasında verilmiş bir karar olarak sunar.
Akşemseddîn'in şöhretini duyunca Beypazarı'na gidip Bayramiyye tarikatına girdiği, ondan icazet ve hilâfet alıp Kayseri'ye döndüğü ve burada kendi tekkesini kurduğu aktarılır. Bayramiyye'nin tarihini anlatan ansiklopedi maddesi, Akşemseddîn'den sonra gelen halifelerden Kayserili İbrâhim Tennûrî'nin (ö. 887/1482) adını anar ve bu kolun "Tennûriyye" diye bilindiğini belirtir. "Tennûrî" lakabının kökeni için dolaşan anlatılardan biri, kabızlık çeken müritlerini sıcak fırının (tennûr) üzerine oturtup su içirerek tedavi etmesidir. Hüsameddin ise lakabı, şeyhin kendi riyazetini ve müritlerindeki kalp sıkıntısını tennûrda gidermesiyle açıklar. Her ikisi de halk arasında yaşayan açıklamalardır; hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu kaynaklardan kesin olarak çıkarılamıyor.
İstanbul'un fethinde Akşemseddîn'le birlikte bulunduğu, fetihten üç ay sonra tamamladığı 5140 beyitlik "Gülzâr-ı Ma'nevî" adlı mesnevisini Fâtih'e sunduğu ve bunun üzerine kendisinin ve oğullarının vergiden muaf tutulduğu yazılır. Hüsameddin'in aktarımında eserden söz edilmez. Mezarının ve oğulları Lütfullah ile Ali'nin sandukalarının Kayseri'de, kendi yaptırdığı Şeyh Camii'nin haziresinde bulunduğu belirtilir.
Şehzade Alâeddîn'in Ölümü ve Sürgün
Metindeki "ıhnâk" sözcüğü dikkat çekicidir. Şehzade Alâeddîn'in ölümü modern kaynaklarda genellikle bir at kazasına bağlanır; Hüsameddin'in burada boğdurulmaya işaret etmesi, bu ölümün sonradan nasıl anlatıldığını gösteren bir ipucudur. Pîr Sadreddîn Horasânî'nin ise şehzadenin şeyhi olduğu, olay üzerine Yenice köyüne çekildiği ve orada zâviye kurup ölünceye dek çalıştığı yazılır. Kendisi bugün "Mehmed Baba" adıyla anılır. Tennûrî'nin bu çevreden Karaman'a gidişi, aynı olayın dağıttığı kişiler arasında yer aldığını gösterir.
Halîmî Olayı'nda adı geçen Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin 1516'da öldüğünü yazan bir kayıt vardır; bu tarih, metindeki 882 idam fermanıyla birlikte düşünüldüğünde, fermanın uygulanmamış olabileceğini ya da başka bir kişiden söz edildiğini akla getirir. Bu nokta başka bir kaynakla doğrulanamadığı için kesin bir bilgi olarak sunulmaz.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 6. Cilt, s. 31–32. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar