Amasyalıdır. Tercemesi geçen Baltacılar Kethüdâsı Amasyalı el-Hâc İbrâhim Ağa’nın mahdûmudur. Amasya‘da tevellüd edib küçük yaşında pederiyle İstanbul’a geldi. Mâliye Mektubî Kalemi’ne girdi. Orada tefeyyüz ederek ser-halîfe oldu.
Halîfelikte uzun müddet kalıp Amasya‘da Saz Mâlikânesi mukâtaasını iltizâm ederek imrâr-ı hayât etdiği esnâda 1197’de Dârüssaâde Ağası olan İdrisî Ağa’ya intisâb etdi. 1200 senesi muharreminde bâ-rütbe-i Hâcegânî def’aten defterdâr-ı şıkk-ı evvel olarak mahsûd-ı akrân oldu.
1200 senesi rebîülevvelinde sadr-ı a’zam olan Koca Yûsuf Paşa’yı kendisinden memnun edemediğinden onun [183] ibrâmı üzerine sene-i mezbûre şevvâlinin yirmi sekizinde azledildi. Ancak bunun azli, Dârüssaâde Ağası İdris Ağa’nın nüfûzuna dokunduğundan 1201 senesi rebiülevvelinin sekizinde Rikâb-ı Hümâyun Defterdârı oldu.
1202 senesi şevvâlinde yine azledildiyse de zilhiccesinde Amasyalı es-Seyyid Mustafa Paşa Rikâb-ı Hümâyun Kâim-makâmı olarak İstanbul’a vürûdundan sonra 1203 senesi cumâdelûlâsında sâniyen Rikâb-ı Hümâyun Defterdârı olduğu halde ramazânında vefât etdi.
Kâtib, muhâsib, mukdim bir zât idi. Mahdûmları el-Hâc İbrâhim Reşid, Mehmed Efendilerdir. Müşârün-ileyhin kitâbeti derecesini ve Amasyalı olduğunu göstermek üzere Ayasofya mahzen-i evrâkında bulunup Amasyalı Çiğdem Beyzâde Hâfız es-Seyyid Mehmed Ağa’yı Anadolu Vâlisi Vezîr es-Seyyid Ali Paşa’ya tavsiye için yazdığı şu mektubu derc edildi:
“Veli nîmetim Efendim.
Mukaddemce dâire-i mekârim fâhire-i kerîmânelerine âsûde ve ni’am-ı celîleleriyle mütena’im olarak deavât-ı hayriyet ifâde-i destûrîlerini tezkâr ve ifâde-i [184] bezl-i cell-i miknet edib hakkında enzâr-ı rahîmâneleri nâşirü’l-envâr buyrulmak istid’âsıyla esbâl-i hâk-i pây kılınan bîrûn ağavâtından Hâfız Seyyid Mehmed Ağa¹²⁸ kullarının sığar-i sinninden berû etvâr ve ahvâl-i hamîdeti’l-hısâli derece-i evliyâullâha resîde ve sıdk ve istikâmeti tavsîfden baîde olup sadr-ı esbak Moldovânî Mehmed Paşa’nın ber-eyyâm-ı cümle-i mülkü ve ba’dehû yine sadr-ı esbak merhûm Şâhin Ali Paşa’nın nazar-kerde ve harem kethüdâsı ve mahdûmu müteveffâ Atâullah Paşa’nın lalası ve kapıcılar kethüdâsı olmak mülâbeseleri ile ömrü vüzerâ-yı izâm hazerâtı dâirelerinde herem-resîde ve bu takrîb-i kâr-âgâhî ve umûr-ı âşinâ bir bendeleri olduğundan fazla hem hemşehrî ve hem kapı yoldaşı ve hem mücerreb ve mu’temed çâkeri olmağla haline çesbân ve emr-i ulüvvi’ş-şânlarının icrâsı me’mûl kılınacak mehâmda istihdâmıyla terfiye hâline merhamet buyurulması ihtârı ta’cîz-i âcizâneme bâdî olmuşdur.
Hak âlim ve dânâdır ki mû’mâ-ileyhin muîn-i sulehâ ve emr-i Bârî’nin icrâsında vücûd ifnâ eder olduğu meczûmum ve sâik-i takdîr-i Rabbâniyy-i ızdırâba giriftâriyetle şâyeste-i merhamet ve âtıfet olduğu mâ’lûmum olmasa ta’rîf ve tavsiyesine [185] adem-i mübâderet edeceğim karîn-i ilm-i re’fet ve şefkat şumûlleri buyuruldukda iyâl ve evlâdı ve ahvâl-i pûr-melâli ve niyâz-ı kemterâneme müsâadeleri der-kârıyla âmmeye mebzûl bahr-ı şefkât ve merhametleri mûmâ-ileyhin hakkında dahi cârî ve sârî buyurulup refâh-ı hâline inâyet ve merhamet buyurulmak bâbında ihsân-ı hazret-i merâhim-şân velîyyü-n-nîmet efendimindir. Bende-i atebe-i İsmâil.”¹²⁹
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Hayat hikâyesi daha önce geçen Baltacılar Kethüdası Amasyalı Hacı İbrâhim Ağa'nın oğludur. Amasya'da doğup küçük yaşta babasıyla İstanbul'a geldi. Maliye Mektubî Kalemi'ne girdi. Orada ilerleyerek ser-halîfe (halifelerin başı) oldu.
Halifelikte uzun süre kalıp Amasya'daki Saz Mâlikânesi mukâtaasını iltizam ederek geçimini sürdürdüğü sırada, 1197'de [1782-83] Darüssaade Ağası olan İdrisî Ağa'ya bağlandı. 1200 senesi muharreminde [1785-86] Hâcegân rütbesiyle birdenbire birinci defterdar (şıkk-ı evvel) olarak akranlarının kıskançlığını çekti.
1200 senesi rebiülevvelinde sadrazam olan Koca Yûsuf Paşa'yı kendisinden memnun edemediği için, onun ısrarı üzerine aynı yılın şevvalinin yirmi sekizinde azledildi. Ancak bu azil Darüssaade Ağası İdris Ağa'nın nüfuzuna dokunduğundan 1201 senesi rebiülevvelinin sekizinde Rikâb-ı Hümâyun Defterdarı oldu.
1202 senesi şevvalinde [1787-88] yine azledildi ise de zilhiccesinde Amasyalı Seyyid Mustafa Paşa Rikâb-ı Hümâyun Kâim-makâmı (vekili) olarak İstanbul'a geldikten sonra 1203 senesi cemâziyelevvelinde [1788-89] ikinci kez Rikâb-ı Hümâyun Defterdarı oldu ve aynı yılın ramazanında vefat etti.
Kâtip, hesap bilen, atılgan bir kişiydi. Oğulları Hacı İbrâhim Reşid ve Mehmed Efendilerdir. Adı geçenin yazı yazma becerisini ve Amasyalı olduğunu göstermek üzere, Ayasofya belge deposunda bulunan, Amasyalı Çiğdem Beyzâde Hâfız Seyyid Mehmed Ağa'yı Anadolu Valisi Vezir Seyyid Ali Paşa'ya tavsiye için yazdığı şu mektup buraya konuldu:
"Velinimetim efendim.
Daha önce cömertlik ve ihsan sahibi yüce dairenize sığınıp büyük nimetlerinizden faydalanarak hayır dualarını dile getirmiş ve izninizle merhamet gözlerinizin nur saçan bakışlarının kendisine çevrilmesi dileğiyle ayağınızın toprağına yüz sürmüş olan dışarı ağalarından Hâfız Seyyid Mehmed Ağa kulunuzun, küçük yaşından beri davranışları ve güzel huyları evliyalık derecesine ulaşmış, doğruluğu ve dürüstlüğü anlatılamayacak kadar yüksektir. Eski sadrazam Moldovanî Mehmed Paşa'nın bütün görev günlerinde, sonra yine eski sadrazam merhum Şahin Ali Paşa'nın gözdesi ve harem kethüdası, oğlu merhum Atâullah Paşa'nın lalası ve kapıcılar kethüdası olması sebebiyle ömrü yüce vezirlerin konaklarında geçmiştir. Bu vesileyle işlerde görgülü ve işlere aşina bir kul olmasının yanında, hem hemşehrimiz, hem kapı arkadaşımız, hem denenmiş ve güvenilir hizmetçiniz olduğundan, durumuna üzülüp yüce emirlerinizin yerine getirilmesi umulan görevlerde çalıştırılarak haline merhamet buyrulması hususunu hatırlatmak, aciz rahatsız edişime sebep olmuştur.
Hak bilir ve görür ki adı geçenin salih kişilere yardımcı olduğuna ve Allah'ın emrinin yerine getirilmesi uğrunda kendini tükettiğine eminim. Allah'ın takdiriyle bir sıkıntıya düştüğünü ve merhamete, şefkate layık olduğunu da bilmeseydim, onu tanıtmaya ve tavsiye etmeye girişmezdim. Şefkat ve merhametinizin bilgisine ulaştığında çoluk çocuğunun ve kederli halinin, benim de küçük ricamın kabulü ile herkese bol bol akıttığınız şefkat ve merhamet denizi adı geçen hakkında da akıp yayılarak rahatlığına lütuf ve merhamet buyrulması, merhamet sahibi velinimet efendimin ihsanıdır. Kapınızın kulu İsmâil."
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mahdûm: oğul
- Mâliye Mektubî Kalemi: maliyenin yazışmalarına bakan büro
- ser-halîfe: kalemlerde halife denen kıdemli yazmanların başı
- mukâtaa: devletin gelir kaynağı sayılan, kiraya verilen gelir birimi
- iltizâm: bir gelir kaynağını belli bir bedelle üstlenip vergisini toplama
- imrâr-ı hayât: geçimini sürdürme
- intisâb: bağlanma, birinin himayesine girme
- Hâcegân: divan kalemlerinin üst rütbeli görevlilerine verilen rütbe
- defterdâr-ı şıkk-ı evvel: birinci derecedeki defterdar
- mahsûd-ı akrân: akranlarının kıskandığı kişi
- ibrâm: ısrar
- kâim-makâm: vekil
- mukdim: atılgan, ileri atılan
- muhâsib: hesap bilen, hesap işlerinden anlayan
- kitâbet: yazıcılık, yazı yazma sanatı
- mahzen-i evrâk: belge deposu
- velî nîmet: nimet veren, hamî
- lala: şehzade ve vezir çocuklarını yetiştiren kişi
- mû'mâ-ileyh: adı geçen kişi
Rikâb-ı Hümâyun Defterdarlığı
Osmanlı'da başlangıçta tek defterdar varken malî işlerin artmasıyla sayı çoğalmış, defterdarlar dereceleriyle "şıkk-ı evvel", "şıkk-ı sânî" gibi adlarla anılmıştır. Defterdarlığa dair genel bir ansiklopedi maddesi bu derecelendirmeyi anlatır; ancak "Rikâb-ı Hümâyun Defterdarlığı" adlı makamı ve 18. yüzyıl sonundaki görev alanını tanımlayan bir kayda ulaşılamadı. Rikâb-ı hümâyun, kapıcıların padişahın dışarıdaki hizmetinde, özellikle binişlerde bulunmalarıyla ilgili bir terim olarak geçer. İsmâil Efendi'nin bu makamdaki görev süresi ve azilleriyle ilgili aktarılan tarihler başka bir kaynakta doğrulanamadı.
Koca Yûsuf Paşa ve Şahin Ali Paşa
Metinde adı geçen sadrazam Koca Yûsuf Paşa, kaynaklara göre Cezayirli Hasan Paşa'nın yetiştirdiği bir kişiydi ve 24 Ocak 1786'da Şahin Ali Paşa'nın azliyle sadârete getirildi. Hüsameddin'in "1200 senesi rebiülevveli" demesi bu tarihle örtüşür. Yûsuf Paşa'nın ilk sadareti 7 Haziran 1789'a kadar sürdü. Bu dönem 1787'de başlayan Osmanlı-Rus savaşını da içine alır. Mektubun içinde anılan Şahin Ali Paşa ise 31 Mart 1785'ten 24 Ocak 1786'ya kadar sadrazamlık yapmıştır. Mektupta bu paşanın "merhum" diye anılması, yazının onun ölümünden sonra kaleme alındığını gösterir; mektubun kesin tarihi bilinmemektedir.
Mektuptaki Kişi
Hüsameddin'in dipnotuna göre mektupta tavsiye edilen Hâfız Seyyid Mehmed Ağa, "meşhur Çiğdem Beyzâde Hâfız Seyyid Mehmed Paşa"dır. Mektupta bu kişi için "hemşehrimiz ve kapı arkadaşımız" denmesi, İsmâil Efendi'nin de Amasyalı olduğunu belgeleme amacına uygundur. Çiğdem Beyzâde hakkında yapılan aramalarda ayrıca bilgiye rastlanmadı. Dipnotta mührün mektupta aynen çizili olduğu da belirtilir. Mektubun kendisi Ayasofya belge deposunda görüldüğü için Hüsameddin'in aktarımı dışında doğrulanamadı.
Kapıcılar Kethüdâlığı
Mektupta Mehmed Ağa'nın kapıcılar kethüdâsı olduğu söylenir. Bu makam, kapıcıların en büyük âmiriydi; padişahla sadrazamın görüşmelerinde bulunur, aracılık eder, telhisleri götürüp cevapları getirirdi. Bu görev son yüzyıllarda rütbe ya da pâye olarak da verilmeye başlanmış, bazı âyanlara bile tevcih edilmiştir.
Kaynakça