İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (20)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 199–203 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Bu kazâ, "Köprü ve Zeytûn" nâmlarıyla meşhûr iki kazâdan mürekkeb olup 1295 târîhine kadar beş nâhiyeden, yüz kırk kadar kurâdan müteşekkil iken bu târîhde üç nâhiyeden, altmış kadar kurâdan müteşekkil olan "Zeytûn Kazâsı" nâhiye hâline ifrâğ ve "Köprü Kazâsı"na ilhâk edilmekle kesb-i cesâmet etmişdir.

"Zeytûn Kazâsı"nı teşkîl eden nevâhîden biri 1- "Avlağu"¹⁹³, [381] diğeri 2- "Kızılkise", öbürü 3- "Göl" nâhiyeleri olup bunlar "Köprü Kazâsı"nın garb-ı şimâlî taraflarını umûmen ihâta etmekdedir. Vaktiyle "Zeytûn Emâreti" meşhûr olup "Göl Nâhiyesi" bu emâretin merkezi idi. "Zekeriyyâ, Zeynel, Murâd" Beyler ümerâdan olup her birinin "Göl Karyesi"nde türbesi, vakfı, câmii vardır. Bu kazâdan "Sultân Mehmed Hân-ı Sânî" zamânında kâdı'l-kudât "Zeyneddîn Mehmed Zeytûnî", meşâhîr-i ümerâdan "Mehmed Paşa", müşîr "Mahmûd Paşa" gibi ricâl-i devlet zuhûr etmişdir.

Bu "Zeytûn Kazâsı"nda vaktiyle "Kanık Uruğu"ndan "Esenli, Karalı" oymakları sâkin olmuş ve "Mahmûd Bey bin Husrev Şâh" kendi aşîretiyle gelip yerleşmiş ve "Esenli Oymağı"ndan "Erdoğan Şâh", "Hacı Börü Bey" ve "Karalı Oymağı"ndan "Soruk Bey" iştihâr etmiş olduğundan "Esenli, Karalı, Mahmûd Beyli" nâm-ı diğer "Mahmâd Beyli", "Erdoğan Şâh", "Hacı Bey", "Soruk" köyleri bunlardan kalmışdır.

4- "Ortaklar Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şark taraflarını muhît olup Havza Kazâsı'nın müntehâ-yı hudûdu civârındadır. Meşhûr "Köpek, Evren Köyleri" bu nâhiye dâhilinde olup hükûmet-i Selçûkiye zamânında "Sa'deddîn Köpek", "Bedreddîn Evren" Beyler'in nâmından kalmışdır. "Köpekoğulları", Timur'un galebesi zamânında saltanat-ı celîle-i Osmâniye'ye karşı cür'etkârâne hareketde bulunduklarından "Ak Evren Bey" oğullarından "Ortak Bey" ve oğulları "Köpekoğullarını" [382] istîsâl etmişlerdir. "Ortak Bey"e taraf-ı pâdişâhîden ihsân buyurulan karye, oğullarına temlîk buyurulmuş ve "Ortaklar" nâmı köye alem-i mahsûs olmuşdur.

5- "Oymaağaç Nâhiyesi"dir ki: Kazânın garb-ı cenûbî taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye dahi "Kanık" Türkleri ile meskûn olduğundan içlerinden meşhûr adamlar zuhûr etmişlerdir. "Köprülü Mehmed Paşa"nın kethüdâlığından çıkma vüzerâdan "Muharrem Paşa" bu nâhiye dâhilinde "Yahşi Fakîh Köyü"nden olup "Kılıç, Esen, Buruk" Beyler'in nâmına mensûb karyeler vardır. Bunlar umûmen "Kanık" beylerinden ma'dûd idi.

6- "Paşa Nâhiyesi"dir ki: Kazânın cenûb taraflarını ihâta eder. Buna "Yumrutaş Nâhiyesi" dendiği hâlde "Tâceddîn Paşa"nın çiftliği olduğundan "Paşa Nâhiyesi" denmişdir. Meşhûr "Toyrak, Ak Evren" Beyler bu nâhiyeden olup nâmlarıyla ma'rûf birer köy vardır. "Kedeğra"da "Simre Nâhiyesi" dahi "Paşa Nâhiyesi"nden ibâret olup "Bayrâm Köyü" bu "Simre"nin merkez-i kadîmi idi. Amasya'da Anadolu nâzırı "İşboğa Nûyîn - Abuşka"nın mâlikânesi bu "Simre" olup "Yeşbeyi Köyü", "İşboğa"dan galat olduğu tedkîkât-ı kuyûdiyyeden anlaşılır. "Sultân Kemâl-i Dânişmend" bu "Simre"de oturmuşdur. Vüzerâ-yı Osmâniye'den meşhûr "Kıbleli Mustafa Paşa" bu nâhiye dâhilinde bulunan "Ak Evren Köyü"ndendir. [383]

7- "Samuk Alan Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şimâl-i garbî taraflarını ihâta eder. Tatarlar'ın hükümdâr-ı meşhûru "Hülâgû - Ulağu Hân" evlâdından "Yeşmut"un oğlu ve Amasya'da nâzır-ı Anadolu bulunan "Cümûdâr"ın birâderi "Samuk" bu nâhiyede ikâmet eylediğinden adı çiftliğine alem olmuşdur. "Samuk Alanı", "Samuk Çiftliği" demekdir.

8- "Gulâm Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şimâl-i şarkî taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye dâhilinde "Kaplak - Kaplan" mâlikânesi ümerâ-yı meşhûreden Kedeğra emîri "Kaplak Bey" nâmına mensûb olup evlâdı tarafından vakf edilmişdir. Bu nâhiyenin merkezi olan "Gulâm Köyü"nün kadîmen ismi "Kul Nâhiyesi, Kul Köyü" muharrer iken 900 târîhinden sonra "Gulâm Nâhiyesi, Gulâm Köyü" yazılmışdır. "Kaplak Bey"in kulu "Esen Bey"e mensûb olduğu bulunmuşdur.

Bu "Köprü Kazâsı"ndan "Köprülü Sülâlesi" sâyesinde sadr-ı a'zam "Siyâvuş Paşa", vüzerâdan "Mü'ezzinzâde Ali Paşa", "Hamza Paşa", re'îsü'l-küttâb "Köse Ahmed Efendi", beylerbeyi "Çömülüzâde el-Hâc Ali Paşa" gibi ricâl-i devlet zuhûr etmişdir. "Kedeğra Kasabası"nın binâsı târîhinden i'tibâren bu kazânın ricâli, ulemâsı, târîhi pek mühim ve meşhûr olup Amasya kazâlarının umûmuna fâ'ikdir. El-yevm bu rüchânı hâ'iz olup Amasya Livâsı'nın iki meb'ûs-ı muhteremi olan [384] "Hacı Mustafa Tevfîk", "Fâzıl Mehmed Ârif" Efendiler hazerâtı bu kazâdandır.

V- "Lâdik Kazâsı"dır ki: Amasya'nın şark-ı şimâlîsini muhît olup şarkan Canik, garben Amasya, şimâlen Havza, cenûben Erba'a kazâlarıyla mahdûddur. Kazâ merkezi Akdağ'ın şimâl eteklerinde cenûba doğru mâ'il, latîf bir bayır üzerinde kâ'in "Lâdik Kasabası"dır. Ta'rîb olunarak "Lâdîk, Ladık" denmiş ve kuyûd-ı atîkada bu sûretle yazılmışdır.

Bu kasabanın nâm-ı kadîmi "Leodikya" olup Amasya hükümdârı meşhûr büyük "Mihridad-Mitrad"ın zevcesi "Leodik" nâm kraliçe tarafından binâ edildiği ve ba'dehû galat olarak "Lâdik" dendiği meşhûrdur. Şu hâlde bu kasaba iki bin senelik bir şehr-i kadîm olduğu anlaşılır. Ancak Konya dâhilinde "Lâdik Nâhiyesi", Denizli sancağında "Lâdik Kasabası" Beyrut vilâyeti dâhilinde kâ'in "Lazkiye Sancağı" da mezkûr kraliçe "Leodik"e nisbet olunarak cümlesine "Leodikya" dendiği ve bunlardan üçü "Lâdik", biri "Ladkiye" nâmıyla iştihâr etdiği iddi'â edilmekde ise de bu iddi'ânın muvâfık olduğu meşkûkdur.

Evliyâ Çelebi, Seyâhatnâmesi'nde diyor ki: "Amasya kayâsıresinden "Hâvik (he ile)" yâhud "Hâvik (ha ile)" nâm kimse tarafından binâ edildiği münâsebetle "Hâvik", ba'dehû tahrîf olunarak "Lâdik" denmişdir." [385] Lâkin "Sivas Vilâyeti" dâhilinde ve civârında bulunan "Hafik Kasabası"nın nâmı "Bezm ü Rezm"de "Hâvik" yazıldığına göre "Hâvik" tarafından binâ ve tesmiye edilmesi "Hafik Kasabası" hakkında olmalıdır. Her ikisi de "Sivas Vilâyeti" dâhilinde olduğundan teşâbüh vâki' olduğu zann olunur.

Yine mezkûr "Seyâhatnâme"de Evliyâ Çelebi merhûm o zamân Lâdikliler'den naklen diyor ki: "Bu kasabanın akîb-i fethinde ümerâdan "Selmân Gâzi", kaleye girip, "burcuna sancağı dikeyim mi"¹⁹⁴ diye "Melik Ahmed Dânişmend Gâzi"den istîzân eyledikde melik-i müşârün-ileyh dahi "lâ, dik" diye emir verdiği halk arasında şâyi' olduğundan bu kasabaya "Lâdik" denmişdir." Şu tevâtür-i âmmeyi te'yîd edecek bir delîl-i târîhî olmadığı cihetle bu tesmiye bir masal gibi telakkî olunabilir. Elsine-i âmmede "İlâdik" denir.

Bu kasabanın derûnunda ve etrâfında meskûn olan Türk kabâ'ilinden "Doğanlı Oymağı" beyi "Süli Bey", melik-i müşârün-ileyh "Ahmed Dânişmend Gâzi"nin dâmâdı olup kızı "İldük Hâtun" olduğu ve melik-i müşârün-ileyhin kızı oğulları "Arslan Doğmuş, Uluğ" Beyler olup "Süli Bey"in oğulları bulunduğu vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakdadır. Emîr-i kebîr "Bedreddîn Şâhenşâh bin Arslan Toğmuş et-Doğânî" dahi Nîksâr'da medfûn ve kitâbesi mevcûd ve Lâdik'de "Kızoğlu, Doğanlı" nâmlarıyla cesîm köyler, [386] mâlikâneler bulunduğuna dikkat olunursa bu kasabanın nâmı "İldük Hâtun", ta'bîr-i diğerle "İldik Hâtun" adıyla tesmiye edildiği tahmîn olunabilir.

Lâdik Kasabası'nın cenûb tarafları dağ ve etrâf-ı selâsesi açık, düz bir ovaya nâzır olduğundan manzara-i umûmiyyesi güzel, havası sağlam, rutûbeti gâlibdir. El-Yevm on yedi mahalle i'tibârında olup bunlardan "Bahşî, Koğa, Kilyas, Sarây, Zâviye, Kızılsini, Kösere" Mahalleleri kadîmen mevcûd idi. Tedrîcen kasaba ma'mûr oldukça kesb-i cesâmet ederek ba'dehû "Câmi-i Cedîd, Harmânlar, Hân Pınarı, Hacı Ali Pınarı, Şehre Küsdü, Sun'ullah Paşa, İskâniye, Namâzgâh, Taşlı Pınar, Kilise" Mahalleleri tahaddüs etmiş ve beş yüz kadar hâneyi hâvî bulunmuşdur.

"Zâviye Mahallesi"nde bulunan câmi-i şerîf, kiliseden tahvîl ve bir minâre ilâve edilmiş ve "Câmi-i Cedîd Mahallesi"nde 891'de vüzerâdan "Dâvud Paşa" tarafından binâ olunan câmi-i şerîf müşrif-i harâb olduğundan 1085'de "Sultân Mehmed Hân-ı Râbi‘" hazretleri tarafından tecdîd ve iki minâreli olarak ihyâ buyurulmuşdur. "Bahşî Mahallesi"nde 915'de Amasya vâlîsi "Şehzâde Sultân Ahmed"in vâlidesi "Bülbül Hâtun" tarafından bir câmi-i şerîf ve hamâm binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu cevâmi'-i şerîfe umûmen kârgîr ve metîndir. [387]

1112'de "Câmi-i Cedîd Mahallesi"nde şeyhü'l-islâm-ı esbak "Lâdikli Mehmed Efendi" on iki hücreli bir medrese-i âliye ve gâyet muntazam, kârgîr olmak üzere câmi, bedestân ve taşhan binâ ve 1117'de bunları medrese ve câmi-i şerîfe vakf etmişdir. "Bahşî Mahallesi"nde bulunan dokuz hücreli ahşâb medrese "Hızır Paşa" tarafından binâ edilmiş olup evkâfı vardır. "Zâviye Mahallesi"nde beş hücreli olmak üzere yakın zamânda bir medrese daha binâ edilmişdir.

Şu mebânî-i dîniyye ve mü'essesât-ı ilmiyyeden mâ-adâ "Mes'ûd Bey, Sun'ullâh Paşa, Polad Bey, Emîr Ahmed Çelebi ve Hacı Yûnus Ağa" taraflarından binâ edilmiş birer mescid ve câmi-i şerîf, bir mekteb-i rüşdî, bir mekteb-i ibtidâ'î ve bir inâs mektebi vardır. 1323'de "Çerkes Kara Beyzâde Ömer Bey" dahi "Sarây Mahallesi"nde bir hamâm-ı latîf binâ etmişdir. Lâdik Kasabası'nı ziyâretgâh-ı enâm eden zâviye-i Rufâ'iyye bânîsi "es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Kebîr-i Rufâ'î" hazretlerinin türbesi pek meşhûr olup evkâfı, imâreti, tekkesi var idi. Kasaba civârında "Bâlî Baba Tekkesi" de ziyâretgâh-ı meşhûrdur.

Bu kasabadan târîhen meşhûr olmak üzere dört sülâle-i azîme zuhûr etmişdir. Bunlardan birincisi ümerâ-yı Dânişmendiye ve Selçûkiyye'den olarak "Doğanlı Süli Sülâlesi"dir ki her biri asrında pek meşhûr idi. İkincisi "Kubâd Sülâlesi" olup ahfâd-ı Selçûkiyye'dendir. Târîh-i Osmânî'de "Kubâdoğulları" meşhûrdur. [388] Üçüncüsü "Yeni Bey Sülâlesi" olup "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin ümerâsından idi. Bunun evlâdı umûmen ümerâdan olup pek ziyâde iştihâr etmişlerdir. Dördüncüsü "Seyyid Ahmed Kebîr-i Rufâ'î" hazretlerinin sülâlesi olup evlâd ve ahfâdı Anadolu ve Arabistân bilâdında intişâr etmişlerdir. Bunlardan dahi ümerâ gelmişdir.

Sadr-ı a'zam "Tayyar Mehmed Paşa", "Yeni Bey Sülâlesi"nden olup pederi "Mustafa Paşa" ümerâdan ve mahdûmları "Mustafa Paşa, Ahmed Paşa, Hüseyin Paşa" vüzerâdan olmak üzere Lâdik Kasabası'ndan zuhûr etmişlerdir. Şeyhü'l-islâm-ı esbak imâm-ı sultânî "Mehmed Efendi", diğer imâm-ı sultânî "Ali Efendi", diğer imâm-ı sultânî "Hasan Efendi", diğer imâm-ı sultânî "Emîr Mustafa Efendi" Lâdik Kasabası'ndan ve yeniçeri ağası vüzerâdan "Çalık Ahmed Paşa" "Sarây Nâhiyesi"nden yetişmişlerdir. Bunlardan mâ-adâ Lâdik Kasabası'ndan ve kurâsından zuhûr eden ümerâ ve mevâlî pek çok olup meşhûr "Köprülü Mehmed Paşa"yı sadr-ı esbak "Lâdikli Tayyâr Mehmed Paşa" yetişdirdiği cihetle saltanat-ı celîle-i Osmâniye'ye Lâdikliler'in pek büyük hizmet etdikleri âşikârdır.

Lâdik Kasabası, "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" tarafından tecdîd ve ta'mîr olunup "Kızoğulları" idâresinde bulunmuş ve ba'dehû "Kubâdoğulları"nın idâresinde iken saltanat-ı celîle-i Osmâniye'nin himâyesini Amasya [389] hükûmeti kabûl etdiği zamân memâlik-i Osmâniye'den ma'dûd olmuş ve Amasya'da "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretleri ve şehzâdesi "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretleri ve şehzâdegânı vâlîlikle bulundukları esnâda sarây-ı sayfî vazîfesini görmüşdür. Bu cihetle Lâdik Kazâsı, târîhen meşhûr ve ümerâsı çokdur.

Lâdik Kazâsı'nın nüfûs-ı umûmiyyesi ancak yirmi beş bin râddesinde olduğu hâlde altmışı mütecâviz kurâyı ve kadîmen dört nâhiyeyi hâvîdir. Bu kazânın şark tarafında kasabaya on kilometre kadar bu'd mesâfede kâ'in cesîm bir göl olup balığı ve sazlığı pek meşhûr olduğundan lezîz balıklar çıkarılır, güzel hasırlar nesc olunur. Te'mîn etdiği menâfi'-i iktisâdiyye oldukça mühimdir. Tûlen altı ve arzen üç kilometrelik bir vüs'ati hâ'iz olup altı metre kadar derinliği vardır. Kasabanın cenûb-ı şarkî tarafında bulunan göl "Seki, Kızoğlu, Polad, Çakır Gümüş" yaylalarından nebe'ân eden altı aded çay bu göle dökülür. Buradan çıkıp "Tersakan" nâmıyla meşhûr olan ırmağı teşkîl eder. Bu gölün kurudulması tasavvur edilmekdedir.

Dört nevâhîden biri, 1- "Hamîd Nâhiyesi" olup kazânın şark-ı cenûbî tarafını ihâta eder. Merkezi "Hamîd Karyesi" olup "Göl Tekkesi" demekle ma'rûf bir tekkesi ve "Polad Karyesi"nde "Sultân Mustafa Câmii" demekle meşhûr bir câmii vardır.

İkincisi, [390] 2- "Kara Abdal Sultân Nâhiyesi" olup 1314'de "Hamîd Nâhiyesi"yle birleşdirilmiş ve bir nâhiye-i cesîme teşkîl olunmuşdur. "Abdâl Sultân Tekkesi" meşhûr olup türbesi de vardır. "Şeyhli Karyesi"nde "Seyfî Dede" demekle meşhûr "Kılıç Dede Tekkesi" ve türbesi vardır. Meşhûr "Büyük Kızoğlu, Küçük Kızoğlu, Çakır Gümüş, Aşağı İnöz, Yukarı İnöz" Köyleri bu nâhiyededir.

Üçüncüsü, 3- "Ahmed Sarây Nâhiyesi" olup kazânın şimâl tarafını ihâta eder. "Ahmed Sarayı"nda "Seyyid Ahmed Kebîr-i Rufâ'î" evlâd-ı kirâmından "es-Seyyid Zeynülâbidîn Rufâ'î Tekkesi" ve kârgîr câmii ve bir mekteb-i ibtidâ'î ve "Diyadin Karyesi"nde "Zeyneddîn Samud Baba" tarafından binâ edilmiş "Samud Tekkesi" ve "Salur Karyesi"nde "Hacı Nebî Tekkesi" vardır.

Dördüncüsü, 4- "Doğanlı Nâhiyesi" olup kadîmen müslim Türkler ile meskûn iken el-yevm tamâmiyle Rûmlar meskûndur. "Doğanlı, Tataroğlu, Karamuk, Kemâl, Ömer Hâfız, Hacı Ali, Kırık, Durasın" Köyleri bu nâhiyededir.

VI- Altıncısı "Mecidözü Kazâsı"dır ki: Amasya'nın cenûba doğru ve garb taraflarını muhît olup şarkan Amasya, garben Çorum, cenûben Zile ve şimâlen Hacıköyü kazâlarıyla mahdûddur. Merkezi "Avkat Köyü" civârında iki tepenin düzce olan sırtlarında kâ'in "Mecidözü Kasabası"dır. Bu kasaba, [391] Avkatlıoğlu Hacı Ali Ağa"ya nisbetle "Hacıköyü" demekle de meşhûr olduğundan bâlâdaki "Hacıköyü" ile aralarını tefrîk için buna "Avkat Hacıköyü", ona "Gümüş Hacıköyü" denmekdedir.

Bu kasabanın yeri, devr-i kadîm-i Dânişmendî'de kâdı-yı bilâd-ı Rûm olan "Abdülmecîd Hirevî Mâlikânesi" olduğu münâsebetle 530 târîhlerinden beri "Mecidözü" demekle meşhûr olduğu vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakdadır. "Avkat Köyü" bu kasabanın garb-ı şimâlîsinde olup Pontus kralzâdelerinden birinin adı olduğu ve bu köyde meşhûd olan kal’a-i kadîme harâbesi bu Avkat'ın olup icrâ-yı hükûmet etdiği elsine-i âmmede deverân etmekdedir.

Bu kazâda meskûn olan Türkler'in ekserîsi "Bayındır, Kayı" uruklarından olup Tatar, Kürd dahi bulunmakdadır. Merkezi olan kasaba kadîmen bir köy hâlinde olup "Avkatlızâde el-Hâc Ali Ağa" 1140 târîhinden i'tibâren bu köyde ikâmet ve kesb-i nüfûz ve iktidâr eylediğinden 1168'de bir câmi-i şerîf ve hamâm ve mekteb ve kendine mu'azzam bir konak inşâ ve mahdûmu "Mustafa Paşa" dahi evkâfını tanzîm ve bunun mahdûmu "el-Hâc Süleyman Bey" câmii tecdîden tevsî' ve önünde bir medrese binâ ederek bir kasaba hâline koymuşlardır.

1291 hudûdunda kazâ teşkil olunarak kâ'im-makâmın idâresine verilmiş ve 1306 hudûdunda bir mekteb-i ibtidâ'î binâ ve 1312'de [392] mekteb-i rüşdîye tahvîl olunarak tabur merkezi olmuş ve ibtidâ binbaşı olan "Karslı Ahmed Şükrî Bey" bir hamâm ve kırâ'athâne ve kâ'im-makâm "İskilibli İsmâ'îl Kemâl Bey" 1316'da mücedded bir hükûmet konağı, bir sâat kulesi binâ ve "Hacı Süleyman Bey"in câmi-i şerîfini ta'mîr ve bir minâre-i latîfe ilâveten inşâsına himmet ederek kazânın eşrâf ve efrâdı bezl-i i'ânât husûsunda yekdiğerine müsâbakat ve ibrâz-ı hamiyyet etmişlerdir.

Bu kazâ "Mecidözü", "Danunözü", "Varay" nâmlarıyla meşhûr üç kazâdan müteşekkil olduğundan iki yüz kırk kadar kurâyı, yedi nâhiyeyi, elli bin kadar nüfûs-ı umûmiyyeyi hâvî olduğu hâlde merkezi olan "Mecidözü Kasabası" üç yüz kadar hâneyi muhtevî ufak bir şehr-i cedîddir. Kasabanın manzara-i umûmiyyesi latîf olup kadîmen "Bayındırlı Sülâlesi"nin nüfûz ve idâresi altında bulunmakda idi.

Bayındır uruğundan olan "Baba İlyâs-ı Horasânî" evlâdı Amasya'da nüfûzları zâ'il oldukda bu kazâya nakl-i ikâmet ederek muhâfaza-i mevcûdiyet etmişlerdir. Mecidözü Kasabası'nın kurbunda bulunan "Bayındır Karyesi" vaktiyle büyükçe bir kasaba olduğunu el-yevm karyenin cesâmeti anlatmakdadır. Bu karye mükemmel kaldırımlar ile müzeyyen, bâğları, bahçeleri latîf ve mebzûl, mevki'i düzgün olduğundan vaktiyle bir kasaba olduğunda şübhe yokdur. [393]

Kibâr-ı meşâyih-i sâlifeden "Balım Sultân" demekle meşhûr "eş-Şeyh Şihâbeddîn Bâlî Baba" hazretlerinin Mecidözü Kasabası kurbunda tekkesi, türbesi olup Mecidözü emîri bulunan "Cibrîl (Cebele)zâde el-Hâc Turkad Bey" tarafından 836'da binâ edilmiş ve evkâfı tanzîm olunmuşdur. Meşhûr ziyâretgâhdır. "Zünnûn-ı Mısrî" demekle meşhûr "Zünnûn Baba"nın türbesi dahi bu Mecidözü Kasabası'nın garb-ı cenûbî tarafında yakın bir mevki'de olup bu da ziyâretgâh-ı meşhûrdur. Bu "Zünnûn Baba"nın târîhi, destânı meşhûr olup bâb-ı sânîde zikr edilecekdir. Saltanat-ı celîle-i Osmâniye'yi on sene kadar işgâl etmişdir.

Kazânın hâvî olduğu nevâhî-i seb'adan biri, 1- "Aştağul Nâhiyesi"dir. Kazânın cenûb taraflarını muhît olup kuyûd-ı atîkada "Üstac Oğul" demekle mukayyed olan bu nâhiyenin adı "Aştağul, Actavul, İştağul, Eştakul, İçtavul" gibi suver-i muhtelifede zabt ve kayd edilmekdedir. 675 hudûdunda Mecidözü kadıları bu "Üstac Oğul" karyesinde ikâmet ve bütün vesâ'ik-i şer'iyyeyi "el-Kâdî bi-Medîneti Aştağul" diye imzâ etmelerine bakılırsa vaktiyle bu nâhiye bir kazâ merkezi olduğu anlaşılır.

2- "Zünnûnâbâd Nâhiyesi"dir ki: Kazânın garb-ı cenûbî taraflarını ihâta eder. Bu nâhiyenin kadîmen bir kazâ olduğu ve merkezi de "Elvân Çelebi Karyesi" bulunduğu vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakda [394] olup 1263 târîhlerine kadar "Zünnûnâbâd Kazâsı" nâmıyla meşhûr olduğu hâlde mu'ahharan nâhiye hâline ifrâğ ve Mecidözü Kazâsı'na ilhâk edilmişdir. 930 târîhine kadar bulunan vesâ'ik-i şer'iyyede bu nâhiye "Tanunözü" demekle mukayyed olduğu hâlde bu târîhden sonra "Zünnûnözü, Zünnûnâbâd" sûretinde yazıldığına bakılırsa bâlâda mezkûr olan "Zünnûn Baba"nın nâmıyla yâd edilmiş olduğu anlaşılır.

3- "Elvân Çelebi Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şimâlî taraflarını muhît olup merkezi "'Ulvân Çelebi", nâm-ı diğerle "Elvân Çelebi Karyesi"dir. "Elvân Çelebi" hazretlerinin burada ikâmetinden evvel bu nâhiye "Tanunözü" demekle meşhûr bir kazâ olup "Zünnûnâbâd Nâhiyesi" de bu kazâ dâhilinde idi. Bu kazânın teşkîlât-ı kadîmesine dikkat olunursa "Tanunözü, Mecidözü" nâmıyla iki kazâdan ibâret olup "Mecidözü"nün kazâ merkezi "Aştağul Karyesi", "Tanunözü"nün kazâ merkezi de "Tanun Karyesi" olduğu anlaşılır. Bu kazâya 727 târîhlerinde "Tanuk Kazâsı" ve merkezine "Tanuk Kasabası" denmekde iken mu'ahharan galat olarak "Tanun" denmişdir.

727'de "Baba İlyâs" evlâdından "Muhlis Paşazâde Âşık Paşa" bilâd-ı Mısriyye'ye azîmet eylediğinden mahdûmu "Elvân Çelebi" bu "Tanuk" üzerine gelip ikâmet ve pederinin "Kırşehri"nde [395] vefâtı üzerine tavattun etmiş ve 753'de gâyet latîf, mermerden masnû', ufak bir câmi-i şerîf ve önünde kendisine bir türbe ve garb tarafında cesîm bir zâviye ve bunun şimâl tarafında imârethâne ve bir hammâm inşâ ederek "Tanuközü"nü ihyâ eylediğinden bu kasaba, bu hayrâtın binâsından sonra "Elvân Çelebi Kasabası" nâmıyla yâd edilmeğe başlamışdır.

Sivas hükümdârı "Köse Peygamber" demekle meşhûr "Sultân Eretna Bey"in vezîri olan "Alâ'eddîn Ali Şâh-ı Rûmî" bu "Elvân Çelebi"nin ammizâdesi olduğundan müşârün-ileyhin hayrâtını idâre edecek evkâf-ı cesîme ihyâsında "Elvân Çelebi"ye mu'âvenet ve "Tanunözü"nü "Muhlis Paşa" evlâdına i'tâ etmiş idi. Bu cihetden paşa-yı müşârün-ileyhin evlâdı bu kazâda müddet-i medîde nâfizü'l-kelim olmuşdur.

4- "Kayı Nâhiyesi"dir ki: Kazânın cenûb-ı şarkîsini muhît olup Oğuz Türkleri'nden "Kayı Kabîlesi"nden bir kısmı bu nâhiyede ikâmet eylediklerinden "Kayı Nâhiyesi" denmişdir. El-yevm "Kayı" nâmıyla meşhûr bir köy bulunmakda olup Kürdler meskûndur. Devr-i celîl-i Süleymanî'de Rûmeli fütûhâtı terakkî eylediğinden selâtîn-i âl-i Osmân hazerâtının mensûb olduğu "Kayı Kabîlesi" efrâdından olan bu köy sekenesi Rûmeli'ye nakl-i vatan eyledikde "Âmid Vak'ası"nda "Bıyıklı Mehmed Paşa"ya karşı koyup da mağlûben ihrâc edilen Kürdler'den bir kısmı buraya iskân edilmiş idi. [396]

Dipnotlar

  • 193 Etrâfı ahşâb duvâr ile muhât olan davar ağılına "Avlagu" denir.
  • 194 Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu bölüm “Selmân Han, ‘Sancağı kal’a üzere dikmeyelim’ der; Melik Gâzî: ‘Lâ, dik sancağı’ der.” şeklinde geçmektedir. Bkz. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, C.II, Dersaadet İkdam Matbaası, 1314, s, 390 (Ed).
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Bu kaza, "Köprü ve Zeytun" adlarıyla tanınan iki kazadan oluşuyordu. 1295 [1878] tarihine kadar beş nahiye ve yüz kırk kadar köyden meydana gelen Zeytun Kazası, bu tarihte üç nahiye ve altmış kadar köyden oluşan bir yapıya indirildi; nahiye durumuna getirilerek Köprü Kazası'na bağlandı ve böylece Köprü Kazası büyüdü.

Zeytun Kazası'nı oluşturan nahiyelerden biri 1- Avlağu (Avlagu), öbürü 2- Kızılkise, bir diğeri 3- Göl nahiyesidir. Bunlar Köprü Kazası'nın kuzeybatı yanlarını baştan başa çevreler. Eskiden "Zeytun Beyliği" ünlüydü ve Göl Nahiyesi bu beyliğin merkeziydi. Zekeriyya, Zeynel ve Murad Beyler beylerdendi; her birinin Göl Köyü'nde türbesi, vakfı ve camisi vardır. Bu kazadan Sultan İkinci Mehmed zamanında kadılkudat (başkadı) Zeyneddin Mehmed Zeytunî, ünlü beylerden Mehmed Paşa ve müşir (mareşal) Mahmud Paşa gibi devlet adamları çıkmıştır.

Bu Zeytun Kazası'nda eskiden Kanık Uruğu'ndan Esenli ve Karalı oymakları yerleşmiş, Husrev Şah oğlu Mahmud Bey de kendi aşiretiyle gelip oturmuştur. Esenli Oymağı'ndan Erdoğan Şah ve Hacı Börü Bey, Karalı Oymağı'ndan Soruk Bey ün kazandığı için Esenli, Karalı, Mahmud Beyli (başka adıyla Mahmad Beyli), Erdoğan Şah, Hacı Bey ve Soruk köyleri bunlardan kalmıştır.

4- Ortaklar Nahiyesi: Kazanın doğu yanlarını çevreler ve Havza Kazası'nın sınırının bittiği yere yakındır. Ünlü Köpek ve Evren köyleri bu nahiyenin içindedir; Selçuklu hükümeti zamanındaki Beylerden Sa'deddin Köpek ile Bedreddin Evren'in adlarından kalmışlardır. Köpekoğulları, Timur'un yendiği sırada yüce Osmanlı saltanatına karşı cüretkâr davrandıkları için Ak Evren Bey'in oğullarından Ortak Bey ve oğulları Köpekoğulları'nı kökünden temizlemişlerdir. Padişah tarafından Ortak Bey'e bağışlanan köy oğullarına mülk olarak verilmiş ve "Ortaklar" adı o köye özel ad olmuştur.

5- Oymaağaç Nahiyesi: Kazanın güneybatı yanlarını çevreler. Bu nahiye de Kanık Türkleri'yle yerleşik olduğundan içlerinden ünlü kişiler çıkmıştır. Köprülü Mehmed Paşa'nın kâhyalığından yetişme vezirlerden Muharrem Paşa, bu nahiyenin içindeki Yahşi Fakih Köyü'ndendir; Kılıç, Esen ve Buruk Beyler'in adlarına bağlı köyler de vardır. Bunların hepsi Kanık beylerinden sayılırdı.

6- Paşa Nahiyesi: Kazanın güney yanlarını çevreler. Buraya "Yumrutaş Nahiyesi" denirken Tâceddin Paşa'nın çiftliği olduğu için "Paşa Nahiyesi" denmiştir. Ünlü Toyrak ve Ak Evren Beyler bu nahiyedendir ve adlarıyla anılan birer köy vardır. Kedeğra'daki Simre Nahiyesi de Paşa Nahiyesi'nden ibarettir; Bayram Köyü bu Simre'nin eski merkeziydi. Amasya'da Anadolu nazırı olan İşboğa Noyin-Abuşka'nın mülkü bu Simre idi; Yeşbeyi Köyü'nün adının İşboğa'dan bozulduğu, eski kayıtların incelenmesinden anlaşılır. Sultan Kemal-i Dânişmend bu Simre'de oturmuştur. Osmanlı vezirlerinden ünlü Kıblelî Mustafa Paşa bu nahiyenin içindeki Ak Evren Köyü'ndendir.

7- Samuk Alan Nahiyesi: Kazanın kuzeybatı yanlarını çevreler. Tatarların ünlü hükümdarı Hülâgû-Ulağu Han'ın soyundan Yeşmut'un oğlu ve Amasya'da Anadolu nazırı olan Cümûdâr'ın kardeşi Samuk bu nahiyede oturduğu için adı çiftliğine ad olmuştur. "Samuk Alanı", "Samuk Çiftliği" demektir.

8- Gulâm Nahiyesi: Kazanın kuzeydoğu yanlarını çevreler. Bu nahiye içindeki Kaplak-Kaplan mülkü, ünlü beylerden Kedeğra emiri Kaplak Bey'in adına bağlıdır ve çocukları tarafından vakfedilmiştir. Nahiyenin merkezi olan Gulâm Köyü'nün eski adı "Kul Nahiyesi, Kul Köyü" diye yazılmışken 900 [1494-95] tarihinden sonra "Gulâm Nahiyesi, Gulâm Köyü" yazılmıştır. Kaplak Bey'in kulunun Esen Bey olduğu anlaşılmıştır.

Bu Köprü Kazası'ndan Köprülü Sülalesi sayesinde sadrazam Siyavuş Paşa, vezirlerden Müezzinzade Ali Paşa ve Hamza Paşa, reisülküttab (dışişleri bakanı) Köse Ahmed Efendi, beylerbeyi Çömülüzade el-Hac Ali Paşa gibi devlet adamları yetişmiştir. Kedeğra Kasabası'nın kuruluş tarihinden beri bu kazanın ileri gelenleri, âlimleri ve tarihi çok önemli ve ünlüdür; Amasya kazalarının hepsine üstündür. Bugün bu üstünlüğü taşıyan kazadan, Amasya Livası'nın iki muhterem milletvekili olan Hacı Mustafa Tevfik ve Fazıl Mehmed Arif Efendiler de bu kazadandır.

V- Ladik Kazası: Amasya'nın kuzeydoğusunu çevreler; doğuda Canik, batıda Amasya, kuzeyde Havza, güneyde Erbaa kazalarıyla sınırlanır. Kaza merkezi, Akdağ'ın kuzey eteklerinde, güneye doğru eğimli, hoş bir yamaç üzerindeki Ladik Kasabası'dır. Arapçalaştırılarak "Lâdîk, Ladık" denmiş ve eski kayıtlarda böyle yazılmıştır.

Bu kasabanın eski adı "Leodikya"dır; Amasya hükümdarı ünlü büyük Mihridad-Mitrad'ın karısı Leodik adlı kraliçe tarafından yaptırıldığı ve sonradan yanlışlıkla "Lâdik" denildiği yaygın bir bilgidir. Buna göre bu kasabanın iki bin yıllık eski bir şehir olduğu anlaşılır. Ancak Konya içinde "Lâdik Nahiyesi", Denizli sancağında "Lâdik Kasabası", Beyrut vilayeti içindeki "Lazkiye Sancağı" da adı geçen kraliçe Leodik'e bağlanarak hepsine "Leodikya" dendiği, bunlardan üçünün "Lâdik", birinin "Ladkiye" adıyla tanındığı ileri sürülüyorsa da bu iddianın doğru olması kuşkuludur.

Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde şöyle diyor: "Amasya kayasırasından 'Hâvik (he ile)' ya da 'Hâvik (ha ile)' adında biri tarafından yapıldığı için 'Hâvik', sonra bozularak 'Lâdik' denmiştir." Ne var ki Sivas Vilayeti içinde ve çevresinde bulunan Hafik Kasabası'nın adı "Bezm ü Rezm"de "Hâvik" yazıldığına göre, Hâvik tarafından yapılıp adlandırılma Hafik Kasabası için olmalıdır. İkisi de Sivas Vilayeti içinde olduğundan benzerlik doğmuş sanılır.

Yine adı geçen Seyahatname'de Evliya Çelebi, rahmetli, o zamanın Ladikliler'inden aktararak şöyle diyor: "Bu kasabanın fethinden hemen sonra beylerden Selman Gazi kaleye girip 'burcuna sancağı dikeyim mi' diye Melik Ahmed Danişmend Gazi'den izin istediğinde, adı geçen melik 'lâ, dik' diye emir verdiği halk arasında yayılmış olduğundan bu kasabaya 'Lâdik' denmiştir." Bu yaygın söylentiyi doğrulayacak tarihî bir delil olmadığı için bu adlandırma bir masal gibi görülebilir. Halk dilinde "İlâdik" denir.

Bu kasabanın içinde ve çevresinde yaşayan Türk kabilelerinden Doğanlı Oymağı'nın beyi Süli Bey'in, adı geçen Melik Ahmed Danişmend Gazi'nin damadı olduğu, kızının İldük Hatun olduğu, meliğin kızından olan oğullarının Arslan Doğmuş ve Uluğ Beyler olup Süli Bey'in oğulları bulunduğu eski belgelerden anlaşılmaktadır. Büyük emir Bedreddin Şâhenşâh bin Arslan Toğmuş ed-Doğanî de Niksar'da gömülüdür ve kitabesi mevcuttur; Ladik'te de Kızoğlu ve Doğanlı adlarıyla büyük köyler ve mülkler bulunduğuna dikkat edilirse, bu kasabanın adının "İldük Hatun", başka bir deyişle "İldik Hatun" adından verildiği tahmin edilebilir.

Ladik Kasabası'nın güney yanları dağ, öbür üç yanı açık ve düz bir ovaya bakar; bu yüzden genel görünüşü güzel, havası sağlıklı, nemi ağır basandır. Bugün on yedi mahalle sayılır; bunlardan Bahşî, Koğa, Kilyas, Saray, Zaviye, Kızılsini ve Kösere mahalleleri eskiden beri vardı. Kasaba yavaş yavaş bayındır hâle gelip büyüdükçe sonradan Cami-i Cedid, Harmanlar, Han Pınarı, Hacı Ali Pınarı, Şehre Küsdü, Sun'ullah Paşa, İskâniye, Namazgâh, Taşlı Pınar ve Kilise mahalleleri ortaya çıkmış ve beş yüz kadar haneyi kapsar duruma gelmiştir.

Zaviye Mahallesi'ndeki cami kiliseden çevrilmiş ve bir minare eklenmiştir. Cami-i Cedid Mahallesi'nde 891 [1486] yılında vezirlerden Davud Paşa'nın yaptırdığı cami yıkılmaya yüz tutunca 1085 [1674-75] yılında Sultan Dördüncü Mehmed Han tarafından yenilenmiş ve iki minareli olarak canlandırılmıştır. Bahşî Mahallesi'nde 915 [1509-10] yılında Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'in annesi Bülbül Hatun bir cami ve hamam yaptırmış, vakıflarını düzenlemiştir. Bu camilerin hepsi taştan örülmüş ve sağlamdır.

1112 [1700-01] yılında Cami-i Cedid Mahallesi'nde eski şeyhülislam Ladikli Mehmed Efendi on iki hücreli yüksek bir medrese ve çok düzgün, taştan bir cami, bedesten ve taşhan yaptırmış, 1117 [1705-06] yılında bunları medreseye ve camiye vakfetmiştir. Bahşî Mahallesi'nde bulunan dokuz hücreli ahşap medrese Hızır Paşa tarafından yaptırılmış olup vakıfları vardır. Zaviye Mahallesi'nde yakın zamanda beş hücreli bir medrese daha yapılmıştır.

Bu dinî yapılar ve ilim kurumlarından başka Mes'ud Bey, Sun'ullah Paşa, Polad Bey, Emir Ahmed Çelebi ve Hacı Yunus Ağa tarafından yaptırılmış birer mescit ve cami, bir rüşdiye mektebi, bir ilkokul ve bir kız okulu vardır. 1323 [1905] yılında Çerkes Kara Beyzade Ömer Bey de Saray Mahallesi'nde güzel bir hamam yaptırmıştır. Ladik Kasabası'nı insanların ziyaret yeri hâline getiren Rufaî zaviyesinin kurucusu es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Kebir-i Rufaî hazretlerinin türbesi çok ünlüdür; vakıfları, imareti ve tekkesi vardı. Kasaba çevresindeki Bâlî Baba Tekkesi de ünlü bir ziyaret yeridir.

Bu kasabadan tarihte ünlü olmak üzere dört büyük sülale çıkmıştır. Bunlardan birincisi, Danişmendli ve Selçuklu beylerinden olan Doğanlı Süli Sülalesi'dir; her biri kendi çağında çok ünlüydü. İkincisi, Selçuklu torunlarından Kubad Sülalesi'dir; Osmanlı tarihinde "Kubadoğulları" ünlüdür. Üçüncüsü, Çelebi Sultan Mehmed Han hazretlerinin beylerinden olan Yeni Bey Sülalesi'dir. Bunun çocukları hep beylerden olmuş ve çok ün kazanmışlardır. Dördüncüsü, Seyyid Ahmed Kebir-i Rufaî hazretlerinin sülalesidir; çocukları ve torunları Anadolu'da ve Arap ülkelerinde yayılmışlardır. Bunlardan da beyler çıkmıştır.

Sadrazam Tayyar Mehmed Paşa, Yeni Bey Sülalesi'ndendir; babası Mustafa Paşa beylerden, oğulları Mustafa Paşa, Ahmed Paşa ve Hüseyin Paşa vezirlerden olmak üzere Ladik Kasabası'ndan yetişmişlerdir. Eski şeyhülislam ve padişah imamı Mehmed Efendi, bir başka padişah imamı Ali Efendi, bir başkası Hasan Efendi, bir başkası Emir Mustafa Efendi Ladik Kasabası'ndandır; yeniçeri ağası ve vezir Çalık Ahmed Paşa ise Saray Nahiyesi'nden yetişmiştir. Bunlardan başka Ladik Kasabası'ndan ve köylerinden çıkan beyler ve molla sınıfından kişiler pek çoktur. Ünlü Köprülü Mehmed Paşa'yı eski sadrazam Ladikli Tayyar Mehmed Paşa yetiştirdiği için, Ladikliler'in yüce Osmanlı saltanatına çok büyük hizmet ettikleri açıktır.

Ladik Kasabası, Selçuklu Sultanı Mes'ud tarafından yenilenip onarılmış ve Kızoğulları'nın yönetiminde bulunmuş, sonra Kubadoğulları'nın yönetimindeyken Amasya hükümeti yüce Osmanlı saltanatının himayesini kabul ettiği zaman Osmanlı ülkesinden sayılmıştır. Amasya'da Çelebi Sultan Mehmed Han hazretleri, oğlu Sultan İkinci Bayezid Han hazretleri ve şehzadeleri valilik yaptıkları sırada yazlık saray görevini görmüştür. Bu bakımdan Ladik Kazası tarihte ünlüdür ve beyleri çoktur.

Ladik Kazası'nın toplam nüfusu ancak yirmi beş bin dolayındayken altmışı aşkın köyü ve eskiden dört nahiyeyi kapsar. Bu kazanın doğu yanında, kasabaya on kilometre kadar uzaklıkta büyük bir göl vardır; balığı ve sazlığı çok ünlü olduğundan lezzetli balıklar çıkarılır, güzel hasırlar dokunur. Sağladığı ekonomik yarar hayli önemlidir. Uzunluğu altı, genişliği üç kilometre olan bu göl yaklaşık altı metre derinliğindedir. Kasabanın güneydoğusunda bulunan göle Seki, Kızoğlu, Polad ve Çakır Gümüş yaylalarından kaynaklanan altı çay dökülür. Buradan çıkıp "Tersakan" adıyla ünlü ırmağı oluşturur. Bu gölün kurutulması düşünülmektedir.

Dört nahiyeden biri 1- Hamid Nahiyesi'dir; kazanın güneydoğu yanını çevreler. Merkezi Hamid Köyü'dür; "Göl Tekkesi" diye tanınan bir tekkesi ve Polad Köyü'nde "Sultan Mustafa Camii" diye ünlü bir camisi vardır.

İkincisi 2- Kara Abdal Sultan Nahiyesi'dir; 1314 [1896-97] yılında Hamid Nahiyesi ile birleştirilmiş ve büyük bir nahiye oluşturulmuştur. Abdal Sultan Tekkesi ünlüdür ve türbesi de vardır. Şeyhli Köyü'nde "Seyfî Dede" diye ünlü Kılıç Dede Tekkesi ve türbesi bulunur. Ünlü Büyük Kızoğlu, Küçük Kızoğlu, Çakır Gümüş, Aşağı İnöz ve Yukarı İnöz köyleri bu nahiyededir.

Üçüncüsü 3- Ahmed Saray Nahiyesi'dir; kazanın kuzey yanını çevreler. Ahmed Sarayı'nda Seyyid Ahmed Kebir-i Rufaî'nin değerli çocuklarından es-Seyyid Zeynelabidin Rufaî Tekkesi, taş bir cami ve bir ilkokul vardır. Diyadin Köyü'nde Zeyneddin Samud Baba'nın yaptırdığı Samud Tekkesi, Salur Köyü'nde de Hacı Nebi Tekkesi bulunur.

Dördüncüsü 4- Doğanlı Nahiyesi'dir; eskiden Müslüman Türkler oturuyorken bugün tamamen Rumlar oturmaktadır. Doğanlı, Tataroğlu, Karamuk, Kemal, Ömer Hafız, Hacı Ali, Kırık ve Durasın köyleri bu nahiyededir.

VI- Altıncısı Mecidözü Kazası'dır: Amasya'nın güneye doğru ve batı yanlarını çevreler; doğuda Amasya, batıda Çorum, güneyde Zile, kuzeyde Hacıköyü kazalarıyla sınırlanır. Merkezi, Avkat Köyü yakınında, iki tepenin düzlükçe sırtlarında kurulu Mecidözü Kasabası'dır. Bu kasaba, Avkatlıoğlu Hacı Ali Ağa'ya bağlı olarak "Hacıköyü" diye de ünlü olduğundan yukarıda geçen Hacıköyü ile arasını ayırmak için buna "Avkat Hacıköyü", ötekine "Gümüş Hacıköyü" denmektedir.

Bu kasabanın yeri, eski Danişmendliler devrinde Anadolu kadısı olan Abdülmecid Hirevî'nin mülkü olduğu için 530 [1135-36] tarihlerinden beri "Mecidözü" diye ünlü olduğu eski belgelerden anlaşılmaktadır. Avkat Köyü bu kasabanın kuzeybatısındadır; Pontus kral oğullarından birinin adı olduğu ve bu köyde görülen eski kale kalıntısının bu Avkat'a ait olup orada hükümet sürdüğü halk dilinde dolaşmaktadır.

Bu kazada oturan Türklerin çoğu Bayındır ve Kayı uruklarındandır; Tatar ve Kürt de bulunmaktadır. Merkezi olan kasaba eskiden bir köy durumundaydı; Avkatlızade el-Hac Ali Ağa 1140 [1727-28] tarihinden itibaren bu köyde oturup nüfuz ve güç kazandığından 1168 [1754-55] yılında bir cami, hamam, mektep ve kendine büyük bir konak yaptırmış, oğlu Mustafa Paşa vakıflarını düzenlemiş, onun oğlu el-Hac Süleyman Bey camiyi yeniden genişletip önüne bir medrese yaparak burayı kasaba hâline getirmişlerdir.

1291 [1874-75] dolaylarında kaza kurulup kaymakamın yönetimine verilmiş, 1306 [1888-89] dolaylarında bir ilkokul yapılmış, 1312 [1894-95] yılında rüşdiye mektebine çevrilerek tabur merkezi olmuştur. Önceleri binbaşı olan Karslı Ahmed Şükrü Bey bir hamam ve kıraathane, kaymakam İskilipli İsmail Kemal Bey 1316 [1898-99] yılında yenilenmiş bir hükümet konağı ve bir saat kulesi yaptırmış, Hacı Süleyman Bey'in camisini onarmış ve ona güzel bir minare eklenmesi için gayret göstermiştir. Kazanın ileri gelenleri ve halkı yardım konusunda birbiriyle yarışmış, kıskanç bir gayret göstermiştir.

Bu kaza Mecidözü, Danunözü ve Varay adlarıyla ünlü üç kazadan oluştuğundan iki yüz kırk kadar köyü, yedi nahiyeyi ve elli bin kadar toplam nüfusu kapsar; merkezi olan Mecidözü Kasabası ise üç yüz kadar haneli küçük, yeni bir şehirdir. Kasabanın genel görünüşü hoştur; eskiden Bayındırlı Sülalesi'nin nüfuzu ve yönetimi altındaydı.

Bayındır uruğundan olan Baba İlyas-ı Horasanî'nin çocukları, Amasya'da nüfuzları ortadan kalkınca bu kazaya yerleşerek varlıklarını korumuşlardır. Mecidözü Kasabası'nın yakınındaki Bayındır Köyü'nün vaktiyle büyükçe bir kasaba olduğunu bugün köyün büyüklüğü göstermektedir. Bu köy güzel kaldırımlarla süslü, bağları ve bahçeleri hoş ve bol, konumu düzgün olduğundan eskiden kasaba olduğunda kuşku yoktur.

Eski büyük şeyhlerden "Balım Sultan" diye ünlü eş-Şeyh Şihabeddin Bâlî Baba hazretlerinin Mecidözü Kasabası yakınında tekkesi ve türbesi vardır; Mecidözü emiri Cibril (Cebele)zade el-Hac Turkad Bey tarafından 836 [1432-33] yılında yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Ünlü bir ziyaret yeridir. "Zünnûn-ı Mısrî" diye ünlü Zünnûn Baba'nın türbesi de bu Mecidözü Kasabası'nın güneybatısında yakın bir yerdedir; bu da ünlü bir ziyaret yeridir. Bu Zünnûn Baba'nın tarihi ve destanı ünlüdür; ikinci bölümde anılacaktır. Osmanlı saltanatını on yıl kadar meşgul etmiştir.

Kazanın içerdiği yedi nahiyeden biri 1- Aştağul Nahiyesi'dir. Kazanın güney yanlarını çevreler; eski kayıtlarda "Üstac Oğul" diye kaydedilmiş olan bu nahiyenin adı "Aştağul, Actavul, İştağul, Eştakul, İçtavul" gibi çeşitli biçimlerde yazılmaktadır. 675 [1276-77] dolaylarında Mecidözü kadıları bu "Üstac Oğul" köyünde oturmuş ve bütün şer'î belgeleri "el-Kâdî bi-Medîneti Aştağul" (Aştağul şehri kadısı) diye imzalamışlardır; buna bakılırsa bu nahiye vaktiyle bir kaza merkeziydi.

2- Zünnûnâbâd Nahiyesi: Kazanın güneybatı yanlarını çevreler. Bu nahiyenin eskiden bir kaza olduğu ve merkezinin Elvan Çelebi Köyü bulunduğu eski belgelerden anlaşılmaktadır; 1263 [1846-47] tarihlerine kadar "Zünnûnâbâd Kazası" adıyla ünlüyken sonradan nahiye durumuna getirilip Mecidözü Kazası'na bağlanmıştır. 930 [1523-24] tarihine kadar olan şer'î belgelerde bu nahiye "Tanunözü" diye kayıtlıyken bu tarihten sonra "Zünnûnözü, Zünnûnâbâd" biçiminde yazıldığına bakılırsa yukarıda anılan Zünnûn Baba'nın adıyla anılmış olduğu anlaşılır.

3- Elvan Çelebi Nahiyesi: Kazanın kuzey yanlarını çevreler; merkezi "Ulvan Çelebi", başka adıyla "Elvan Çelebi Köyü"dür. Elvan Çelebi hazretlerinin buraya yerleşmesinden önce bu nahiye "Tanunözü" diye ünlü bir kazaydı ve Zünnûnâbâd Nahiyesi de bu kazanın içindeydi. Bu kazanın eski düzenine dikkat edilirse "Tanunözü" ve "Mecidözü" adlarıyla iki kazadan ibaret olduğu, Mecidözü'nün kaza merkezinin Aştağul Köyü, Tanunözü'nün kaza merkezinin de Tanun Köyü olduğu anlaşılır. Bu kazaya 727 [1326-27] tarihlerinde "Tanuk Kazası", merkezine "Tanuk Kasabası" denirken sonradan yanlışlıkla "Tanun" denmiştir.

727'de Baba İlyas'ın çocuklarından Muhlis Paşazade Âşık Paşa Mısır diyarına gittiğinden oğlu Elvan Çelebi bu Tanuk'a gelip yerleşmiş, babasının Kırşehir'de ölümü üzerine kalıcı olarak yurt edinmiş; 753 [1352] yılında çok hoş, mermerden yapılmış küçük bir cami, önüne kendisine bir türbe, batı yanına büyük bir zaviye, bunun kuzey yanına da bir imarethane ve bir hamam yaptırarak Tanunözü'nü canlandırmıştır. Bu yüzden bu kasaba, bu hayır eserlerinin yapılmasından sonra "Elvan Çelebi Kasabası" adıyla anılmaya başlamıştır.

Sivas hükümdarı, "Köse Peygamber" diye ünlü Sultan Eretna Bey'in veziri Alâeddin Ali Şah-ı Rûmî, bu Elvan Çelebi'nin amcaoğlu olduğundan adı geçenin hayır eserlerini yürütecek büyük vakıfların canlandırılmasında Elvan Çelebi'ye yardım etmiş ve Tanunözü'nü Muhlis Paşa'nın çocuklarına vermişti. Bu yüzden adı geçen paşanın çocukları bu kazada uzun süre sözü geçen kişiler olmuştur.

4- Kayı Nahiyesi: Kazanın güneydoğusunu çevreler. Oğuz Türkleri'nden Kayı Kabilesi'nin bir kısmı bu nahiyede oturduğu için "Kayı Nahiyesi" denmiştir. Bugün "Kayı" adıyla ünlü bir köy bulunmakta olup Kürtler oturmaktadır. Süleyman Han devrinde Rumeli fetihleri ilerleyince Osman oğullarından padişahların mensup olduğu Kayı Kabilesi'nin bu köydeki halkı Rumeli'ne göç ettiğinde, Âmid Olayı'nda Bıyıklı Mehmed Paşa'ya karşı koyup yenilerek çıkarılan Kürtler'den bir kısmı buraya yerleştirilmişti.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • kazâ, nâhiye, karye: Osmanlı idaresinde sancak (liva) altındaki ilçe, onun altındaki bucak ve köy
  • kesb-i cesâmet: büyüme, irileşme
  • ifrâğ: bir biçime dökme, çevirme
  • ilhâk: katma, bağlama
  • kâdı'l-kudât: başkadı
  • ricâl-i devlet: devlet adamları
  • mâlikâne: sahibine ait mülk ya da gelir kaynağı
  • temlîk: bir malı birinin mülkü yapma
  • istîsâl: kökünü kazıma, ortadan kaldırma
  • meb'ûs: milletvekili
  • ta'rîb: Arapçaya uydurma, Arapçalaştırma
  • akîb-i fethinde: fethin hemen ardından
  • tevâtür-i âmm: halkın ağzında yaygın söylenti
  • elsine-i âmme: halk dili, halk ağzı
  • vesâ'ik-i atîka: eski belgeler
  • mütesellim, kâ'im-makâm: kaymakam
  • mekteb-i rüşdî: ortaokul düzeyinde Osmanlı okulu
  • inâs mektebi: kız okulu
  • sarây-ı sayfî: yazlık saray
  • vesâ'ik-i şer'iyye: kadı kayıtları, şer'î belgeler

Zeytun, Köprü ve Hüsameddin'in Yöntemi

Bu bölüm, Amasya sancağını oluşturan kazaların tek tek tanıtıldığı uzun bir dizinin ortasından başlar. Hüsameddin, kazaların nahiye ve köy adlarını yerel kişilerin adlarına bağlayarak açıklar: Ortaklar, Samuk Alan, Gulâm gibi adların her biri bir beyin, bir çiftliğin ya da bir kulun adından türemiş sayılır. Bu açıklamaların çoğu eski kayıtlara ve yerel anlatıya dayanır; Zeytun Beyliği ya da Köpekoğulları ile Ortak Bey'in çatışması gibi konularda başka kaynaklarda doğrulayabildiğim bir kayıt bulamadım. Bu nedenle köy adlarına ilişkin türetmeleri, yazarın yorumu olarak okumak gerekir.

Köprü ilçesinden söz eden komşu madde, Köprülü Mehmed Paşa'nın Arnavutluk'un Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğduğunu, devşirilerek İstanbul'a getirildiğini ve bir süre Köprü kasabasında bulunduğunu kaydeder. Hüsameddin'in "Köprü Kazası'ndan, Köprülü Sülalesi sayesinde" devlet adamları yetiştiğini söylemesi, Köprülü ailesinin bu kasabayla bağını öne çıkarır; ailenin kökenine ilişkin ayrıntılar için komşu maddeye bakılabilir.

Ladik'in Adı ve Eski Tarihi

Ladik bugün Samsun iline bağlı bir ilçedir. İl merkezine yaklaşık seksen kilometre uzaklıkta, deniz seviyesinden ortalama dokuz yüz yirmi dört metre yükseklikte kurulmuştur; Akdağ ve Ladik Gölü ilçenin belirleyici coğrafi unsurlarıdır. Hüsameddin'in "Amasya'nın bir kazası" olarak anlattığı bu yer, 1928'de ilçe olmuş ve Samsun'a bağlanmıştır.

Adın kaynağı konusunda Hüsameddin'in verdiği ilk açıklama bugünkü bilgiyle büyük ölçüde örtüşür. Kaynaklarda ilçenin adı, antik dönemde bölgede kurulan Laodikeia Pontika kentinden getirilir ve kuruluşu genellikle Hellenistik döneme, Pontus Krallığı zamanına bağlanır. Kentin hangi kraliçe ya da kral tarafından kurulduğu konusunda farklı rivayetler vardır; Hüsameddin'in andığı Mithridates'in eşi Leodik rivayeti bunlardan biridir. Ayrıca Hititler ve Kaşkalar gibi toplulukların bölgeye daha önce egemen olduğu belirtilir. Kent, Roma ve Bizans dönemlerinde de varlığını sürdürmüştür.

Hüsameddin, yaygın söylentiyi, yani Selman Gazi'nin "sancağı dikeyim mi" sorusuna Danişmend Melik Gazi'nin "lâ, dik" demesi öyküsünü, kendisi de bir masal olarak niteler ve bu tür halk etimolojileri için tarihî bir delil bulunmadığını söyler. Antik Laodikeia adıyla bağlantı, adın gerçek kaynağının bu öyküden çok eski olduğunu gösterir. Hüsameddin'in önerdiği "İldik Hatun" açıklaması ise tahmin olarak sunulmuştur ve başka bir kaynakta karşılığını bulamadım.

Selçuklu, Danişmend ve Osmanlı Dönemi

Malazgirt'ten sonra bölge Türkleşmiş, Selçuklu ve Danişmendli hâkimiyetine girmiştir. Kimi kaynaklara göre Ladik, Selçuklu'nun zayıflamasıyla on dördüncü yüzyılda Eretna Beyliği'nin yönetimine geçmiş, ardından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Hüsameddin'in "Kubadoğulları" idaresinden sonra Osmanlı himayesine geçildiği anlatımı, bu genel çerçeveyle uyumludur. Osmanlı döneminde Ladik'in hangi sancağa bağlı olduğu konusunda kaynaklar ayrışır: kimi anlatımlarda Amasya Sancağı'na, kimilerinde Canik Sancağı'na bağlı bir kaza olarak geçer. Hüsameddin ise kazayı Amasya Livası içinde sayar. Kaza olarak Ladik'in, Osmanlı döneminde tarım ve hayvancılığa dayalı bir yerleşim olarak varlığını sürdürdüğü ve on altıncı ile on yedinci yüzyıllarda tütün ve hayvancılıkla öne çıktığı bilinmektedir.

Metindeki Ladik'in sayılan yapılarından bugüne ulaşanlar konusunda şunu söylemek mümkündür: ilçedeki başlıca tarihî türbeler olarak Sunullah Paşa, Dikilitaş ve Seyyid Ahmed-i Kebir türbeleri anılır. Metinde Rufaî zaviyesinin kurucusu olarak geçen Seyyid Ahmed Kebir bu sonuncudur. Ladik Gölü bugün de ilçenin en önemli doğal varlıklarından biridir ve balıkçılık ve kuş gözlemi için önem taşır; Hüsameddin'in "gölün kurutulması düşünülmektedir" cümlesinden anlaşıldığı üzere, göl yüz yıl önce de ekonomik açıdan değerliydi. Akdağ'daki kayak merkezi ve Hamamayağı kaplıcaları da bugünün Ladik'inin başka ögeleridir.

Mecidözü ve Elvan Çelebi Zaviyesi

Mecidözü, Hüsameddin'in sayfalarında Amasya'ya bağlı bir kaza merkeziyken bugün Çorum iline bağlı Mecitözü ilçesidir. Anlattığı yerler arasında Elvan Çelebi Köyü, Çorum ile Mecitözü arasında bugün de adıyla anılan bir köydür. Elvan Çelebi, Âşık Paşa'nın oğlu, Muhlis Paşa'nın torunu ve Baba İlyas-ı Horasanî'nin torun çocuğudur; büyük dedesi Baba İlyas, 1240 Babaî ayaklanmasının önderidir. Babası Âşık Paşa'nın 727 [1326] yılında Mısır'a gitmesinin hemen ardından buraya geldiği ve bir daha ayrılmadığı anlatılır; bu bilgi, Hüsameddin'in "727'de Âşık Paşa Mısır diyarına gittiğinden oğlu bu Tanuk üzerine gelip ikâmet etti" cümlesiyle örtüşür. Başka bir kaynak ise köye Elvan Çelebi'den önce dedesi Muhlis Paşa'nın yerleştiğini, Baba İlyas'ın mezarının bulunduğu köye (eski Çat, bugünkü İlyas) türbe yaptırdıktan sonra Elvançelebi köyüne dervişleriyle geçtiğini söyler.

Elvan Çelebi'nin ölüm tarihi kesin değildir. Aile tarihini anlatan kitabı Menâkıbü'l-kudsiyye'nin bitiş tarihi olan 760 (1358-59) esas alınarak birkaç yıl sonra öldüğü düşünülür. Mezarı kendi zaviyesinin içindeki türbededir ve çevre halkı tarafından bugün de ziyaret edilir. Zaviye, Vefâiyye tarikatının, Baba İlyas'ın Amasya'daki İlyas köyü zaviyesinden sonraki en önemli merkezi olmuştur. Osmanlı tarihçisi Âşıkpaşazade de bu zaviyede yaşamıştır. Zaviye, işlek bir ticaret yolu üzerinde bulunduğundan on altıncı yüzyıl ortalarında Alman gezginler Dernschwam ve Busbecq burada konaklamış, buradaki dervişlerin yoksul görünümlü, dilenerek geçinen ama halk tarafından sevilip saygı gören kişiler olduğunu yazmışlardır. Hüsameddin'in verdiği 753 [1352] tarihli cami, türbe ve imaret yapımı bilgisini, okuduğum kaynaklarda doğrulayamadım.

Dikkat Çeken Noktalar

Metin boyunca tekrar eden bir olgu, köy ve nahiye adlarının ünlü kişilerin adlarından geldiği ve bu kişilerin çoğunun Moğol dönemi Tatar beyleri, Selçuklu torunları ya da Türkmen oymak beyleri olduğudur. Bu, Amasya yöresinin on üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda ne kadar hareketli bir siyasî coğrafya olduğunun göstergesidir. Hüsameddin'in Ladik üzerine anlattığı, dört büyük sülalenin Osmanlı devlet yönetimine kazandırdığı kişiler ise, Ladik'in küçük bir Anadolu kazası olmanın ötesinde, imparatorluğun üst kadrolarına vezir ve şeyhülislam yetiştiren bir merkez olduğunu gösterir. Bu iddiaların ayrıntılarını (Tayyar Mehmed Paşa ile Köprülü Mehmed Paşa arasındaki ilişki gibi) başka kaynaklarda doğrulayamadım.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 199–203. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.