İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (18)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 187–193 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

3- "Hakala Nâhiyyesi"dir ki: Amasya'nın şimâl taraflarını muhît olup merkezi "Hakala - Hakla Köyü"dür. Bu nâhiye kadîmen "Arguma-Suluova" nâmıyla meşhûr iken 745 târîhlerinden sonra "Hakala" kesb-i umrân ve "Arguma" ismine galebe ederek nâhiye merkezi olmuşdur.

Bu "Hakala Köyü" düz bir mevki'de olup şark ve şimâl tarafları bayırdır. Köyün manzara-i umûmiyyesi vaktiyle oldukça mühim, gâyet ma'mûr bir kasaba olduğunu anlatmakdadır. Burada sâdât-ı Rufâ'iyye'den ve kibâr-ı meşâyih ve ulemâdan "es-Seyyid Necmeddîn Yahyâ Er-Rufâ'î" hazretleri 764'de cesîm bir zâviye binâsıyla evkâfını 771'de tanzîm etmişdir.

Türkmen aşîreti rü'esâsından "Hacı Mehmed Bey" bu karyede ikâmet ve 805'de "Kara Devletşâh Vak'ası"nda "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerine hidemât-ı ciddiye ibrâzıyla iktisâb-ı şöhret ederek vefât etmiş olduğundan kerîmesi "Ayşe Hâtun" bir câmi-i şerîf ve sülâlesinden "Kâsım Bey" 867'de bir medrese-i âliye ve hamâm ve diğer "Hacı Beyzâde Mîrzâ Bey" 935'de bir câmi-i şerîf ve hemşîrezâdesi diğer "Hacı Beyzâde Muhyiddîn Bey" 947'de bir [344] medrese ve bir hamâm daha binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Amasya'da "Kumacık Hamâmı"nın garb tarafında bulunan arsa-i hâliye bu medreseye vakf etdiği hânın arsasıdır.

Bu Hacı Beyzâdeler'den "Mîrzâ Beyzâde Mustafa Bey" bu nâhiye dâhilinde bulunan "Kuşçu Karyesi"nde mükemmel bir câmi-i şerîf binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu câmi-i şerîfin bugün harâbesi bile vaktiyle pek musanna' ve metîn olarak yapılmış bir câmi-i şerîf olduğunu anlatmakdadır. Bu nâhiyeden vaktiyle pek büyük ricâl-i devlet ve ümerâ zuhûr etmişdir.

"Hacı Bey Sülâlesi", bu nâhiyenin şerefidir. Bunlar umûmen mûmâ-ileyh "Hacı Mehmed Bey"in evlâdıdır. Bu sülâleden "Kâsım Bey", "Abdullah Paşa", "Mîrzâ Bey" gibi ümerâ ve beylerbeyi zuhûr edib "Silahdâr Oğulları" nâmıyla bir kol çıkarmışdır. Bu koldan "Mûsâ Paşa", "Büyük Ca'fer Paşa", "Topal Yûsuf Paşa" ve "Ahmed Paşa" gibi vüzerâ ve ümerâ görülmüşdür. "Topal Paşaoğulları" Amasya'da "Topaloğulları" nâmıyla şöhret bulup yeniçeri rü'esâsından olmuşlar idi.

"Alevi Köyü"nden kibâr-ı ulemâdan "el-Hâc Bayrâm Efendi" ve "Fîrûz Karyesi"nden "Hacı Eyvâd Paşa" demekle meşhûr "Süleyman Paşa" ve "Hakala Köyü"nden meşâhîr-i fuzalâdan "es-Seyyid Muhyiddîn Efendi" ve kudâtdan "es-Seyyid Mehmed Efendi" zuhûr etmişdir. Mısır hükümdâr-ı [345] meşhûru "El-Melik el-Mansûr Hüsâmeddîn Laçin" bu nâhiyenin "Hacı Bayram Köyü"nden olup ittisâlinde bulunan çiftliği "Laçin Karyesi" nâmıyla bir köy olmuşdur.

"Simre-i Arguma" nâmıyla ma'rûf olan "Alparslan-İlarslan" köyü bu nâhiye dâhilinde olup "Simre" mebhasinde karîben zikr olunur.

"Hakala Köyü"nde bulunan "Kâsım Bey Medresesi" köyün şark tarafında yalnız ve yüksek bir mevki'inde olup kârgîr ve metîn ve hucurâtı vâsi' ve dershânesi azîm olduğu şimdiki harâbesi kemâl-i hüzn ile irâ'e etmekdedir. Bu medrese, Amasya medâris-i ulûmu arasında pek ziyâde hâ'iz-i şöhret olup tertîb-i medârisde erba'în râddesinde i'tibâr olunmuşdur. Bu medrese-i âliyenin müderrisleri kadîmden beri "Hakala Köyü"nde ikâmetle tedrîs-i ulûm etdikleri hâlde usûl-i verâset şu âdet-i meşrû'ayı da kaldırdığından Amasya ulemâsından müderris olanlar Amasya'da ikâmet ve tedrîs etmişler ise de mu'ahharan verese yedinde her vechile mu'attal olarak harâb olmuşdur.

Bu medreseye pek çok ekâbir müderris olarak "Hakala"da ikâmetle, tedrîs-i ulûm eden müderrislerin sonu "eş-Şeyh Mahmûd Efendi" olup 1099'da azliyle "Fazlîzâde Mustafa Efendi" ve 1102'de Hakala’ya gitmediğinden azliyle sâniyen "Mahmûd Efendi" ve 1107'de sâniyen "Mustafa Efendi" müderris olarak 1112'de [346] mahdûmu "Ahmed Efendi"ye kasr-ı yed etmiş iken 1115'de vefâtıyla beraber "Ahmed Efendi" azl olunarak sâlisen "Mahmûd Efendi" ve 1127'de vefâtıyla sâniyen "Fazlîzâde el-Hâc Ahmed Efendi" müderris ve 1162'de kasr-ı yediyle oğlu "es-Seyyid el-Hâc Mustafa Efendi" tedrîse mutasarrıf olmuşdur.

1177'de "Mustafa Efendi"nin vefâtıyla ulemâdan "Osmân Efendi" ve 1191'de vefâtıyla "es-Seyyid Zeynü'l-âbîdîn Efendi" ve 1209'da ref'iyle mûmâ-ileyh "Osmân Efendizâde es-Seyyid Ahmed Efendi" ve ba'dehû ref' olunarak "es-Seyyid Zeynü'l-âbidîn Efendi" ve 1221'de vefâtıyla "Osmân Efendi"nin diğer mahdûmu "es-Seyyid Mahmûd Efendi" ile "es-Seyyid Ahmed Efendi" müştereken müderris oldular ise de "Hacı Mahmûd Efendi"nin 1222'de kasr-ı yediyle hissesine "Kâşif Mehmed Efendizâde es-Seyyid Lütfullâh" ve 1250'de kasr-ı yediyle oğlu "es-Seyyid Ahmed Feyzî Efendi" mutasarrıf olmuşlardır.

1239'da "es-Seyyid Ahmed Efendi"nin kasr-ı yediyle hissesine ulemâdan "Ebû Bekir Efendi" ve 1242'de vefâtıyla ulemâdan "Canikli el-Hâc Mehmed Efendi" ve 1250'de vefâtıyla mahdûmu ulemâdan "el-Hâc Mehmed Hilmî Efendi" ve 1251'de kasr-ı yediyle ulemâdan "Mehmed Âkil Efendi" ve 1254'de vefâtıyla oğulları "İsmâ'îl, İshak" Efendiler ve 1270'de "İshak Efendi"nin vefâtıyla birâderi "es-Seyyid İsmâ'îl Hakkı Efendi" mutasarrıf olmuşlardır. [347]

Bu karyede ikinci medrese-i meşhûre "Hacı Beyzâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi" tarafından binâ ve "Hordaz Mâlikânesi" nısfı müderrisliğine tahsîs edilmişdir. Bu medrese, "Kâsım Bey Medresesi" gibi erba'în râddesinde olup köyün içinde, hamâmın kurbunda olduğu münâsebetle rağbet-i âmmeyi celb ederek kibâr-ı ulemâdan pek çok zevât müderris ve köyde ikâmetle tedrîs-i ulûma muvâzıb olmuşlar idi. Fakat müderrislik ciheti vech-i ma'îşet telakkî olunduğu zamândan i'tibâren bu medrese dahi birtakım gurabâ ve müsâfirîn ve fukarâya mesken olarak harâb olmuşdur.

"Medrese-i Kâsımiyye" gibi köyde tedrîs-i ulûm etmiş ulemâya tevcîh olunan bu medrese dahi ulemâ ve zâdegâna tevcîh olunarak 1224'de "es-Seyyid el-Hâc Osmân Efendi" nısfen cihet-i tedrîse mutasarrıf olduysa da 1226'da kasr-ı yediyle ulemâdan diğer "Osmân Efendi" müderris olmuş ve 1239'da bunun da kasr-ı yediyle oğulları "Mustafa, İsmâ'îl Hakkı" Efendiler mutasarrıf-ı cihet ve 1243'de "Mustafa Efendi"nin vefâtıyla ulemâdan "Hasan Efendi" müderris ve 1250'de fevtiyle oğlu "Mehmed Efendi" ve 1250'de kasr-ı yediyle ulemâdan "Mehmed Âkil Efendi" müderris olarak vefâtında evlâdına kalmış ve diğer nısfına 1224'de "es-Seyyid Hâfız Abdullah Efendi" mutasarrıf olduysa da 1226'da kasr-ı yediyle "Mehmed Kâşif Efendizâde [348] es-Seyyid Lütfullâh Efendi" ve irtihâlinde evlâdı müderris ve mutasarrıf-ı mâlikâne olmuşlardır.

Bu iki medreseden mâ-adâ iki mekteb, bir zâviye-i Rufâ'iyye olup tekkenin imâreti ve ziyâfethânesi ve evkâfı düzgün olduğundan bir kasaba-i ma'mûre şeklini alan "Hakala Karyesi" 1100 târîhlerine kadar ulemâ ve talebe-i ulûm ve dervîşân ve fukarâ-yı etrâfın mültecâsı hükmünde idi. Efendileri, beyleri, ağaları gayet sahî, hukûka râ'î oldukları meşhûr olup bunların seng-i mezârında görülen letâfet ve kitâbe-i bedî'a mezârlık içinde şâyân-ı hayret bir hâldedir. "Seyyid Yahyâ-yı Rufâ'î Türbesi" pek meşhûr olup ziyâretgâh-ı müslimîndir.

Bu nâhiye dâhilinde "Tersakan Çayı"nın kenârında bulunan "Gani Türbesi", kibâr-ı evliyâdan "eş-Şeyh Abdülganî el-Halvetî" hazretlerinin olup marzâ-yı müslimînin mültecâsıdır. Bahâr günleri bu türbenin etrâfı mecma'-ı nâs olup panayır şeklini alır. Her gün kurbân eksik olmaz. Amasya'da meşhûr "Gani Sülâlesi" bu zâtın evlâdıdır.

4- "Geldiklan Nâhiyesi"dir ki: Amasya'nın garb taraflarını muhît olup merkezi "Ortaköy"dür. Hükûmet-i Dânişmendiye devri evâ'ilinde 490 hudûdunda Harezm Türkleri'nden "Afşar Kabîlesi" beylerinden "Baygeldi" ve aşîreti bu nâhiyede iskân olunarak "Baygeldi Çiftliği" ma'nâsını irâ'e eden "Baygeldi Alan" [349] denmiş ve mu'ahharan tahfîf olunarak "Geldi Alan" ve ba'dehû tahrîf olunarak "Geldiklan" nâmıyla meşhûr olmuşdur.

Bu nâhiye dâhilinde bulunan "Afşar, Olus, Doğan, Alikadı, Yağmur, Karlı, Akçakoyunlu" köyleri, "Afşar ve Bayındır" uluslarından ayrılan birer kabîle büyüklerinin isimleridir. Bu nâhiyede meskûn "Akçakoyunlu Oymağı"ndan Amasya hükümdârı meşhûr "Şâdgeldi Pâdişâh" bu nâhiyeyi kendi evlâdına mâlikâne olmak üzere tahsîs eylediğinden evlâdının nüfûz-ı hâkimânesi Amasya'da hitâm bulduğu esnâda burada ikâmet etmişler idi.

Müşârün-ileyhin evlâdından "Şâdî, Burak" Beyler'in câmii, tekkesi, mektebi, çeşmesi ve "Mahmûd Şâh Çelebi Mektebi" ve "Emîr Bey" nâmıyla meşhûr "Ya'kûb Şâh Bey"in zâviyesi bu nâhiyededir. "Ortaköy"den ve bunların evlâdından meşhûr "Geldiklanlı Ali Paşa" ve Amasya'da "Hacı Vehhâb Oğulları"nın ceddi bulunan sâdât-ı ulemâdan "es-Seyyid el-Hâc Abdulvehhâb Efendi" ve "Olus Köyü"nden "es-Seyyid İbrâhim Paşa" gibi zevât zuhûr etmişdir.

"Geldiklan Nâhiyesi"nde kâ'in "Ilıca Karyesi" sahrânın ortasında bulunan ılıcanın nâmıyla müsemmâ olup "Geldiklan Hamâmı"nı 987'de meşâhîr-i a'yândan "Amasyalı Rıdvân Ağa" binâ ve vakf etmişdir. "Yağmur Köyü", 690 hudûdunda pek meşhûr olan Türk beylerinden "Nûreddîn Yağmur Bey"in nâmıyla müsemmâdır. Evlâdından [350] "Nâsıreddîn Mehmed, Şerefeddîn Mukbil" Beyler pek meşhûrdur. "Doğan ve Alikadı Karyeleri" ulemâ ve kudâtdan "Bedreddîn Doğan, Alâ'eddîn Ali" nâmlarıyla müsemmâ olmuşlardır. "Boğa Karyesi" dahi rü'esâ-yı etrâkdan birinin nâmıyla müsemmâ olup evlâdından "Sadreddîn Mehmed bin Hızır et-Türkmânî" 675 sâlinde meşâhîr-i kudâtdan ve ricâl-i ilmiyyedendir.

Bu "Geldiklan Nâhiyesi", Selçûkîlerin nüfûzu Amasya'dan zâ'il oldukda "Simre Nâhiyesi" i'tibâr ve merkezi "İltekin Karyesi" ittihâz edilmiş olduğu vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakdadır. Urefâ-yı Mevleviyye'den "Sivaslı Şeyh İlik Dede"nin nâmıyla müsemmâ olan köyünde tekkesi meşhûr olup mahdûmu "Pîr Mezîd Çelebi" Amasya'da kibâr-ı ulemâdandır. "Şâdgeldi Pâdişâh" evlâdının bu köyde, "Efkeri"de, "Kızılca-i Sağîr"de, "Ilıca"da tekkeleri, medreseleri, mektebleri, hamâmları vardır.

Bâlâda arz edildiği üzere Amasya Sancağı'nı teşkîl eden kazâlardan birincisi ve merkezi olan "Amasya Kazâsı" müştemilâtı bunlardan ibâret olup ikincisi "Hacıköyü Kazâsıdır.

II- "Hacıköyü Kazâsı" : Amasya Sancağı'nın şimâl-i garbî taraflarını ihâta eder. Merkezi "Taşan Dağı"nın cenûbunda kâ'in sahrânın ortasında binâ edilmiş olan "Hacıköyü Kasabası"dır.

"Hacıköyü Kazâsı"nın hey'et-i umûmiyyesi gâyet münbit ve mahsüldâr [351] olup şarkan Merzifon, garben Osmâncık, cenûben Mecidözü ve Amasya ve şimâlen Köprü kazâlarıyla mahdûddur. Garb tarafında bulunan "İnegöl Dağları" mürtefi', ormanı meşhûr, yaylaları makbûl, suları mebzûl olduğundan Hacıköyü ve Osmâncık Kazâları'nın ihtiyâcât-ı mübrimesinden bir kısm-ı mühimmini te'mîn etmekdedir.

Hacıköyü Kasabası, fütûhât-ı İslâmiyye evâ'ilinde "Kimârî-Kimri" Türkleri'nden bir kısmı buraya iskân edildiği münâsebetle "Kimârî" denmiş ve üç yüz seneden ziyâde bu isim ile müsemmâ iken "Kimri" kabîlesi efrâdından zuhûr eden "Sadreddîn Artuk et-Türkmânî el-Kımârî" 780 hudûduna kadar burayı bir sûret-i ciddiyede i'mâr ve câmi-i şerîf, mekteb gibi mebânî-i dîniyye ve ilmiyye binâ eylediği münâsebetle "Artukâbâd" tesmiye edilmiş ve kesb-i cesâmet edib "Kimârî" nâmı bir mahalleye alem olarak kalmış ve mu'ahharan cüz'î tahrîfe uğrayıp "Cimâre" denmişdir.

Ba'dehû sadr-ı müşârün-ileyhin ahfâdından "Hacı Ahmed Çelebi bin Mehmed Çelebi" 896 sâlinden i'tibâren "Gümüş Ma'deni Nâzırı" olarak tûl müddet burada ikâmet ve umrânını tezyîde gayret ederek dâr-ı bekâya rıhlet eylediği münâsebetle "Hacı Nâzır Köyü" denmiş ve biraz daha cesâmet peydâ ederek "Artukâbâd" dahi bir mahalleye alem-i mahsûs olarak kalmışdır. Galat-ı âmme olarak "Hacı Nadır Köyü" nâmıyla iştihâr eden bu isimden "Nadır" lafzı [352] dahi hazf olunup "Hacıköyü" denmiş ve şu teceddüdât ve tebeddülâta bütün kuyûd-ı atîka şehâdet etmekde bulunmuşdur. Bir müddet "Köprülü Mehmed Paşa"ya "Gümüş Ma'deni" hâs arpalık tevcîh ve burada ikâmeti emr buyurulmuş olduğundan mu'ahharan kârgîr ve gâyet muhkem bir kârbânsarây ve yanında bir bedestân binâ ve şimâlinde cesîm bir câmi-i şerîf ve yanında bir hamâm-ı latîf ihyâ ederek cümlesini de 1071'de vakf etmişdir.

1170'de ahfâdından "Köprülüzâde Abdülbâkî Bey bin Hâfız Ahmed Paşa" gümüş ma'deni emîni ve za'îmi olarak burada ikâmet etdiği esnâda câmi-i şerîfi tecdîd ve bir hamâm-ı latîf daha ilâveten binâ ve evkâfını tanzîm ederek kasabanın imâret ve şerefini tezyîd etmişdir.

Bundan akdem "eş-Şeyh el-Hâc Yahyâ Efendi" Hacıköyü'nde ikâmetle bir zâviye binâ ve evkâfını tanzîm ederek iştihâr etmekle zuhûr eden diğer mahalleye "Hacı Yahyâ Efendi"nin nâmı alem-i mahsûs olmuş ve Hacıköyü'nden zuhûr eden meşâhîr-i fuzalâdan "el-Hâc İsmâ'îl Efendi" 1118'de "Köprülü Câmi-i şerîfi"nin yanında yedi hücre ve dershâneyi hâvî bir medrese ve ayrıca bir câmi-i şerîf, bir de mekteb ve kendisine câmii yanında bir türbe binâsıyla Hacıköyü'nün şerefini, umrânını tezyîd etmişdir.

1226'da Hacıköyü eşrâfından "Kurdoğlu el-Hâc [353] Halîl Ağa" "Sarây Mahallesi"nde bir mescid-i şerîf ve 1235'de "Araboğlu Uzun Osmân Ağa", "Hacı Yahyâ Mahallesi"nde bir mekteb ve 1237'de "Çorumluoğlu el-Hâc Halîl Ağa" bir mescid-i şerîf ve ayrıca bir de mekteb ve 1245'de "Serhadlizâde el-Hâc Ali Ağa" bir mescid-i şerîf ve 1252'de "Kızıklıoğlu el-Hâc Ahmed Ağa", "Hacı Yahyâ Mahallesi"nde bir câmi-i şerîf ve mahdûmu "el-Hâc Yahyâ Efendi" 1287'de bir tekke binâ ve cümlesi de vakıflarını tanzîm ederek Hacıköyü'nü cidden i'mâr ve ihyâ etmişlerdir. "Hacı Yahyâ Efendi Tekkesi" 1310 hudûdunda medreseye tahvîl edilmişdir.

Hülâsa, 1280 târîhine kadar Hacıköyü eşrâfı, nâhiye müdürleri bu kasabayı i'mâra himmet ederek "Cimâre, Artukâbâd, Sarây, Hacı Yahyâ, Adatepe, Beylik Çayır, Ermeni Kilise, Çay" nâmlarıyla sekiz mahalleden ibâret bir kasaba-i cedîde hâline ifrâğ etmişlerdir. Kasabanın tezâyüd eden nüfûs ve ehemmiyeti müftî-i kazâ, meşâhîr-i ulemâdan "Dârendelizâde el-Hâc İsmâ'îl Hakkı Efendi" merhûmun nazar-ı hamiyyeti önünde inkişâf eylediğine binâ'en bütün eşrâf-ı kazâ ile müştereken himmet ederek 1299'da mukaddem nâhiye merkezi olan Hacıköyü, kazâ merkezi ve mukaddem kazâ merkezi olan "Gümüş Kasabası" da nâhiye merkezi olmuşdur.

1316'da kazâ kâ'im-makâmı "Yanyalı Mustafa Paşazâde Ali Rızâ Bey" muntazam bir hükûmet konağı, mekteb-i rüşdî, [354] telgrafhâne, sâat kulesi inşâsına himmet ve bütün ahâlî ve eşrâf-ı kazâ i'ânâta gayret ve cidden îsâr-ı mâl ederek cümlesini ikmâl etmişlerdir. Bu hayrâtın içinde "Köprülü Mehmed Paşa"nın câmi-i şerîfi müşrif-i harâb olduğundan tamâmiyle hedm ve tevsî'an kârgîr olarak binâsına hizmet ve bir minâre-i latîfe ilâvesiyle ikmâl etmesi mîr-i mûmâ-ileyhin cümle-i muvaffakiyâtındandır. Bu i'ânâtın cem'inde müftî-i kazâ "Hâfız Mustafa Tevfîk Efendi"nin pek büyük himmeti görülmüşdür.

1324'de kâ'im-makâm-ı kazâ olan "Hacı Tâhir Bey" dahi ma'ârif-i memlekete îrâd-ı mahsûs olmak üzere "Hacı Yahyâ Câmi-i şerîfi"nin kıble tarafında yol üzerinde mükemmel bir hamâm-ı latîf inşâsına kıyâm ve bütün eşrâf ve ahâlî-i kazâ dahi i'ânâta ikdâm ederek iki sene zarfında itmâm etmişlerdir. Kâ'im-makâm-ı kazâ "Bafralı Süleyman Necmeddîn Bey" dahi kasabanın yollarını tevsî' ve hükûmet konağı önünde bir bahçe ve bir hücreyi müştemil şadırvan binâsıyla şerefini tezyîd etmişdir.

Bu kasabada kadîmen tedrîs-i ulûm eden ulemâ muhterem olduğundan "eş-Şeyh Yahyâ Efendi", ba'dehû "el-Hâc Ahmed Efendi" ve ba'dehû "el-Hâc Hasan Efendi" tedrîs-i ulûm ve iştihâr etmiş ve "el-Hâc İsmâ'îl Efendi"nin binâ eylediği medreseye ibtidâ kendisi, ba'dehû mahdûmu ulemâdan "Hâfız Osmân Efendi" ve 1245'de vefâtıyla müftü "Ankaralı Abdullah Efendizâde el-Hâc Ali Efendi" ve bunun da [355] vefâtında yerine müftü olan meşâhîr-i ulemâdan "Dârendelizâde el-Hâc İsmâ'îl Hakkı Efendi" ve bunun da irtihâlinde mahdûmu meşâhîr-i ulemâdan "Hâfız Mustafa Tevfîk Efendi" yerine müftü oldukda ulemâdan "Çerkes İsmâ'îl Efendi" zuhûr ve neşr-i ulûm ve iştihâr ederek müderris olup kazâda ta'mîm-i ma'ârife himmet ve mekteb-i rüşdî mu'allimlerinin mesâ'î-i cemîlesine iştirâk etmişlerdir.

"Hacıköyü Kasabası"nın hânesi sekiz yüze karîb olup kazânın nüfûs-ı umûmiyyesi otuz iki bin râddesindedir. Kazânın hâvî olduğu kurâ altmış kadar olup kadîmen dört nâhiyeye münkasimdir. Merkez nâhiyesi bu nevâhîden hâric olup mu'ahharan "Kabakoz Nâhiyesi" "Saraycık Nâhiyesi"ne ilhâk olunarak merkez nâhiyesiyle yine dört kısımdan ibâret olmuşdur:

1- "Hamâmözü"dür ki: "İnegöl Dağları"nın şark ve şimâl eteklerinde olup kazânın garb-ı cenûbî ve kısmen cenûb taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye kadîmen Türk oymaklarından "Göçeri-Göçerli" aşîreti ile meskûn olarak bir mikdâr "Çepni" Türkleri de iskân edilmiş ve "Çetmi, Göçeri" köyleri bunların isminden galat bir sûretde kalmışdır. Bu nâhiye, "Hamamözü Karyesi"nin nâmıyla müsemmâdır.

2- "Saraycık Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şimâl ve kısmen garb taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye "Saraycık Karyesi"nin nâmıyla [356] müsemmâ olup "Şeyh Saltuk Baba"nın ve evlâdının sâkin olduğu karye "Şeyhler - Şeyhoğulları" nâmıyla meşhûr olmuşdur. Amasya'da bir sülâle-i ilmiyye teşkîl eden "Següköylü el-Hâc Mehmed Efendi" bu nâhiye dâhilinde bulunan "Segü Köyü"ndendir.

3- "Kabakoz Nâhiyesi"dir ki: Kazânın garb-ı şimâlîsini umûmen ihâta ederek Türk oymaklarının ma'rûflarından "Kızık Oymağı" bu nâhiyede meskûn olup kadîmen "Kızık Nâhiyesi" dendiği hâlde mu'ahharan "Kabakoz Nâhiyesi" denmişdir. Kabîle rü'esâsından "Korkud, Kutluca" Beyler'in nâmlarıyla müsemmâ birer köy bulunmakdadır. Hacıköyü ulemâsından "Kızıklı el-Hâc Ahmed Efendi" ve Köprü ulemâsından "Kabakozlu el-Hâc Ömer Efendi" bu nâhiyedendirler.

4- "Gümüş Nâhiyesi"dir ki: Kazânın tamâmiyle cenûb ve şark taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye, kadîmen kazâ merkezi bir şehr-i latîf olup birkaç meşâhîre vatan olmuş ve pek çok meşâhîr bu kasabanın i'mârına himmet etmişlerdir. Şehrin mevki'i düz ve umûmiyyet i'tibâriyle şimâle doğru mâ'il, bir müselles şeklindedir.

"Gümüş Kasabası", "İnegöl Dağı"nın şarkan eteğinde kâ'in ve Hacıköyü'nün cenûbunda ve iki kilometre kadar kurbunda ufak bir şehir olup cenûb ve garb tarafları mezkûr dağın eteklerine istinâd etmekde ise de şark ve şimâl tarafları açıkdır. [357] İstinâd etdiği dağ ve tepelerde kesretle gümüş ma'deni vardır. Bu münâsebetle mezkûr kasaba "Gümüş" nâmıyla tesmiye edildiği zann olunmakdadır. Her hâlde bu kasabaya "Gümüş" dendiği 575 târîhinden beri kayden ma'lûmdur. Sonra tesmiye edilmiş bir nâm değildir.¹⁹⁰

Ba'zı ulemâ tarafından ta'rîben "Kûmüs" ve tahvîlen "Fızza" nâmı isti'mâl edilen bu "Gümüş Kasabası", ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Emîr Gümüşlü" demekle meşhûr olan "Emîneddîn Yûnus el-Kûmusî" himmeti sâyesinde inkişâf ederek 768 sâlinde meşâyih-i Sühreverdiye'den "Ahî İbrâhim-i Basrî" bu kasabada neşr-i füyûzât ve bir tekke inşâ ve mahdûmu "Ahî Burak Baba" evkâfını tanzîm etdiği münâsebetle Gümüş Kasabası kesb-i ma'rûfiyyet etmişdir. 806'da "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretleri taraflarından "Amasyalı Kutlu Beyzâde Halîl Bey" gümüş ma'deni emîni olmuş ve 816'da beylerbeyi olan bu "Halîl Paşa" 818'de tarz-ı Selçûkî üzere sengîn bir medrese-i âliye binâ ve evkâfını tanzîm ederek şehri ihyâ etmişdir. Buna "Medrese-i Halîliyye" denir. [358]

833'de "Yörgüç Paşa" bu medresenin civârında oldukça büyük bir câmi-i şerîf ve ba'dehû ma'den emîni olan "İskender Çelebi" 856'da bir mekteb inşâ etmiş ve Yörgüç Paşa'nın câmii müşrif-i harâb olduğu münâsebetle 968'de sadr-ı esbak "Rüstem Paşa" müceddeden kârgîr olarak inşâ ve yanına bir minâre-i beyzâ ve bir mekteb ve akâr olmak üzere sekiz dükkân ilâveten binâ etdiğinden "Rüstem Paşa Câmii", "Rüstem Paşa Mektebi", "Rüstem Paşa Vakfı" demekle meşhûr olarak şehri ihyâ etmişdir.

Ba'dehû "Molla Ali Efendi" bir mescid-i şerîf ve 1136'da "Karabaşoğlu el-Hâc Mehmed Ağa" bir câmi-i şerîf ve bir mekteb ve 1227'de müftü "Şeyh Osmân Efendizâde Ebûbekir Efendi", "Irgad Mahallesi"nde kâ'in mescidi müceddeden binâ ve ihyâ ve her biri evkâfını tanzîm ederek şehrin i'mârına himmet ve hamiyyet-i dîniyyelerini îfâya müsâra'at etmişlerdir.

Devr-i Selçûkî'de ve saltanat-ı celîle-i Osmâniye'nin evâ'il ahdinde bu kasabada darbhâne te'sîs olunarak sikke darb edilmiş olduğundan "Darbhâne" nâmı şimdi bir mahalleye alem-i mahsûs olduğu gibi "Yörgüç Paşa"nın, ba'dehû "Rüstem Paşa"nın binâ ve tecdîd eylediği câmi-i kebîr çiniler ile tarsî' edildiğinden "Çinili Câmi" denmiş ve şimdi bu nâm dahi bir mahalleye alem-i mahsûs olarak kalmış ve 757 sâline kadar "Armağan Çelebi" ma'den emîni olarak burada kaldığı münâsebetle [359] oturduğu mahalle "Armağan" demekle meşhûr olmuş ve ba'dehû ma'den amelesi, ırgadlar "Armağan Mahallesi"nde ikâmet eylediklerinden "Armağan Mahallesi", "Irgad Mahallesi" nâmına tahavvül etmişdir.

Binâ'en-aleyh Gümüş Kasabası "Câmi-i Kebîr, nâm-ı diğer "Çinili Câmi", "Darbhâne", "Armağan", nâm-ı diğer "Irgad" nâmlarıyla müsemmâ üç mahalleden müteşekkil ve takrîben üç yüze karîb hâneden ibâret havası sağlam, suyu mükemmel bir şehr-i latîfdir. İdâre-i mülkiyyesi kadîmen has ağaları, ma'den emînleri elinde iken 1299'da Hacıköyü kâ'im-makâmlarına tefvîz buyurulmuş ve ma'den emînleri ancak ma'den husûsâtıyla iştigâl etmişlerdir. Bu ma'den 1294 târîhine kadar istifâdeler te'mîn etdiği hâlde ba'dehû ma'den müdürleri ta'yîn ve ameliyyâtı ta'tîl edilmiş idi. Gümüş Kasabası'nda mevcûd olan "Halîl Paşa Medresesi" medâris-i âliyeden ma'dûd olup hamsîn derecesinde i'tibâr ve tevcîhâtı Anadolu kazaskerliği tarafından icrâ edilmiş olduğundan 1100 târîhlerine kadar pek çok kibâr-ı ulemâ bu medreseye müderris olmuş ve Gümüş Kasabası'nda tedrîs-i ulûm etmişdir. Ancak vakfiyesi zâyi' olduğu cihetle 1072'de şehâdetle münderecâtı isbât olunarak Amasya mahkemesinde ikinci def'a tanzîm edilmişdir.

Ber-vech-i tekâ'üd müderris olan kudâtdan "Mehmed Efendi"nin 1096'da vefâtıyla ulemâdan "Yûsuf Efendi" mütevellî ve müderris olup ba'dehû [360] kibâr-ı ulemâdan "Hasan Efendi" ve 1130'da vefâtıyla mahdûmu kibâr-ı ulemâdan "Mehmed Efendi" müderris olmuş ise de diğer medrese müderrisi olduğundan 1136'da bu medrese uhdesinden ref' olunarak "Mustafa Efendi" ve 1137'de kasr-ı yediyle ulemâdan diğer "Mustafa Efendi" ve 1159'da vefâtıyla ulemâ-yı meşâyîhden "Nakşıbendî Hüseyin Efendi" ve 1168'de ulemâdan "Mehmed Efendi" ve 1169'da sâniyen "eş-Şeyh Hüseyin Efendi" ve 1174'de vefâtıyla kibâr-ı ulemâdan "Kılavuz Mehmed Efendi" ve 1178'de vefâtıyla "Ankaravî Abdullah Efendi" ve 1190'da ulemâ-yı meşâyihden müftî-i sâbık "Kılavuz Mehmed Efendizâde Osmân Efendi" ve 1191'de sâniyen "Ankaravî Abdullah Efendi" ve 1192'de "Gümüşlü Mustafa Efendi" ve 1196'da sâniyen "eş-Şeyh Osmân Efendi" ve 1197'de sâlisen "Ankaravî Abdullah Efendi" ve 1215'de vefâtıyla "Kılavuz Mehmed Efendizâde" ulemâdan "Ali Efendi" müderris olmuşlardır.

1236'da "Kılavuzzâde Ali Efendi"nin vefâtına binâ'en oğulları "Abdullah, Sâlih" Efendiler nısfına ve birâderi "Osmân Efendizâde es-Seyyid Abdurrahmân Efendi" müştereken diğer nısfına mutasarrıf ve ba'dehû "Abdurrahmân Efendi"nin 1253'de vefâtıyla ulemâdan "Mustafa Efendi" müderris-i nısf olarak 1260'da fevtiyle oğulları "Hâfız Mehmed Hâmid, Ahmed Hamdî" Efendiler müderris olmuşlardır.

1262'de "Kılavuzzâde Abdullah Efendi"nin fevtiyle diğer [361] "Abdullah Efendi" ve 1271'de "Sâlih Efendi"nin vefâtıyla oğulları "Ali Rızâ, Mehmed Âkif, Mustafa Necîb" Efendiler ve ba'dehû diğer "Abdullah Efendi"nin ref'iyle bunlar nısf-ı hisse-i tedrîse mutasarrıf ve medrese ma'mûr olduğu hâlde mu'attal olmuşdur.

Bu kazâ dâhilinde bulunan ve vesâ'ik-i atîkada "İslimis" nâmıyla mukayyed olan "Eslemez Köyü"nde Gümüşlüzâdeler'den "Şemseddîn Ahmed Çelebi" bir zâviye ve imâret ve misâfirhâne binâ edib ceddinin buradan zuhûr eylediğine bir alâmet-i mahsûsa vaz' etmiş idi. Meşâhîr-i ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Emîr Gümüşlü" demekle meşhûr "Emîneddîn Yûnus el-Müstevfî" bu köyden zuhûr etmişdir. Bu sülâle-i celîle Amasya'da pek büyük bir şöhret ve iktidârı hâ'iz olmuşlardır. Vüzerâdan "Köse Şa'ban Paşa" dahi bu köydendir. Şeyhülislâm-ı esbak "Müftüzâde Ahmed Efendi" Gümüş Kasabası'ndan zuhûr etdiği gibi mevâlîden "Şâfiyeci Musliheddîn Efendi" ve hattât-ı meşhûr "Ebu'l-Hayr Hasan Efendi" ve fâzıl-ı meşhûr "Kâtibzâde el-Hâc İsmâ'îl Efendi" ve kibâr-ı mevâlîden "Müftüzâde Osmân, Abdurrahîm" Efendiler dahi bu Gümüş'den neş'et etmişlerdir.

III- "Havza Kazâsı"dır ki: Şarkan Samsun, garben Köprü, cenûben Amasya ve Merzifon ve şimâlen Bafra kazâlarıyla mahdûd olup merkezi olan "Havza Kasabası", cenûbunda bulunan "Taşan Dağı"nın şimâl-i şarkî eteğinde bayır bir mevki'de [362] kâ'indir. Kasabanın cenûbu mezkûr dağa istinâd etmekde olup şark, garb ve şimâl tarafları umûmen açıkdır. Şimâl tarafı tamâmiyle engîn olup şarkan bir hatt-ı mâ'il üzerindedir.

Bu kasabanın nâm-ı kadîmi sûret-i kat'iyyede ma'lûm değil ise de tevârîhden anlaşıldığına göre "Hancere" yâhud "Ancere" yâhud "Hanceze" olması ağleb-i ihtimâldir. Tevârîh-i mevsûkada mezkûr olan "Ancere Kasabası" bu Havza'nın şimdiki mevki'ine nazaran hamâmın garb tarafında düz bir mevki'de olduğu ta'rîfâtdan anlaşılmakdadır.

"Âsâru'l-Bilâd"da "Zekeriyyâ bin Mahmûd el-Kazvînî" diyor ki: "Ancere, dâhil-i Rûm (Anadolu)'da bir medîne olup orada "Tersakan Irmağı" vardır. Rivâyet olunduğu üzere 442 sene-i hicriyyesinde Ağustosun sekizinci pazarertesi gecesinde korkunç bir zelzele olarak ikinci güne kadar tevâlî edib pek çok binâlar sukût etmiş ve bir kilise yere geçip binâsından bir eser kalmamış ve yerinden gâyet sıcak su çıkıp yetmiş kadar mezâri'i harâb ve pek çok halkı gark u ihlâk etmiş ve herkes dağ başlarına kaçıp sıcak su, dokuz gün devâm ederek ba'dehû çekilmiş ve bir mikdârı kalmışdır."

"Târîhü'l-Ümem ve'l-Mülûk"da "Muhammed bin Ca'fer et-Taberî" diyor ki: "93 sene-i hicriyyesinde "Mesleme bin Abdülmelik", "Abbâs bin [363] el-Velîd", "Mervân bin el-Velîd" bilâd-ı Rûm'a gazâ edib "Abbâs bin el-Velîd" "Samsatıyya"yı, "Mesleme bin Abdülmelik" Amasya şehrini birkaç husûn ile beraber feth etmiş ve "Mervân bin el-Velîd" dahi "Hancere"ye kadar gitmişdir."

"Ikdü'l-Cümân"da dahi bu "Hancere" mükerreren Amasya zeylinde mezkûr ve "Hanceze" nâmıyla mestûr bulunduğuna ve "Nehr-i Maklûb (Tersakan)" da şarkdan garba ve cenûba doğru cereyân etmekde olduğu diye tefsîr olunduğuna ve Amasya civârında "Tersakan Irmağı"nın yanında bu "Havza" kasabasından mâ-adâ bir medîne bulunmadığına dikkat buyurulursa "Hancere" medînesi "Havza"dan başka bir şehir olamaz.

Çünkü Havza'da ılıcanın ya'nî sıcak suyun çıkdığı yer, hafr ve taharrî olunduğu sûretde orada bir şehrin bulunacağını el-yevm görülmekde olan âsârı, harâbesi, taş yığınlarından ibâret olan enkâzı iş'âr etmekdedir. Bu kasabanın nâmı 580 târîhinden i'tibâren elde edilen vesâ'ik-i atîkada "Hâvize (حاوزه) ve Hâvize (هاوزه)" olduğu görülmekde olup 930 târîhlerinden sonra yazılan muharrerât-ı resmiyede "Havza" nâmıyla kayd edilmişdir. Şu kuyûd-ı mevsûkadan istidlâl olunduğuna göre "Hâvize" nâmı, "Hancere" nâm-ı kadîminin Türkler arasında lafzen tahavvül ederek bir galatı olduğu ve bu da sonradan "Havza" şekline konduğu zann olunur.

Havza Kasabası, "Tersakan Irmağı"nın taraf-ı garbîsinde [364] ufak bir şehir olup kadîmen merkez-i kazâ olduğu hâlde ancak bir mahalle-i cesîmeden ibâret kalmış ve birkaç meşâhîrin himmeti sâyesinde kesb-i umrân etmişdir. Kasabanın taraf-ı garbîsinde yüksek bir mevki'de bulunan "Kaplıca Suyu" kadîmen cârî olup gâyet sıcak ve beden-i insânîde zuhûr eden avârız-ı cildiyeyi izâle ve ba'zı emrâz-ı dâhiliyyeyi teşfîh husûsâtında nef'i mücerreb olduğundan kadîmen Mayıs ve Haziran aylarında etrâfdan pek çok zâ'irleri vardır.

Halkın buraya kesretle vürûdunu nazar-ı dikkate alan âlîcenâb Türkler, bu kaplıcanın olduğu yere bir hamâm, imâret, misâfirhâne gibi levâzım-ı medeniyyeyi inşâ etmekde te'ahhur ve ihmâli câ'iz görmediklerinden el-yevm elsine-i âmmede "Şâdî Paşa Hamâmı" ve kuyûd-ı atîkada "Sa'dî Paşa Hamâmı" ve daha evvel "Sultân Mes'ûd Hamâmı" demekle meşhûr olan hamâmı binâ etmişlerdir.

Bu hamâmın şekline, tarz-ı inşâsına bakılırsa Selçûkî âsârından olduğu anlaşılır. Her hâlde "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" tarafından binâ edilmesi melhûzdur. Çünkü bu hamâm, 665 târîhlerinde mevcûd ve târîhen mazbûtdur. Hiçbir tarafında kimin tarafından, ne zamân yapıldığına dâ'ir kitâbesi yokdur. Yalnız "Sa'dî Paşa" tarafından vakf edildiği mukayyeddir. Bu "Sa'dî Paşa"nın kim olduğuna dâ'ir bir kayd-ı sarîha tesâdüf edilmediği cihetle elsine-i âmmede deverân [365] eden "Şâdî Paşa"nın vakfı olması ve defter-i atîk-i sultânîye "Sa'dî Paşa" diye kayd edilmesi ağleb-i ihtimâldir. "Şâdî Paşa" ise Amasya hükümdârı "Şâdgeldi Pâdişâh" evlâdından ve 925 ricâlinden bir zât olduğu ma'lûmdur.

Dipnotlar

  • 190 Asrımızda umûr-ı nâfi'a hakkında intişâr eden ba'zı resâ'il-i mevkûtede "Gümüş ma'deninin bu kasabada keşfi 1140 târîhlerine tesâdüf etdiği" gösterilmekde ise de sehve mübtenî olduğu şübhesizdir. Burada gümüş ma'deni emînleri 648 târîhlerinden beri târîhen mazbûtdur.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

3- Hakala Nahiyesi: Amasya'nın kuzey taraflarını kuşatır; merkezi Hakala (Hakla) Köyü'dür. Bu nahiye eskiden "Arguma-Suluova" adıyla ünlüyken 745 yıllarından sonra Hakala imar olup gelişerek Arguma adına üstün geldi ve nahiye merkezi oldu.

Bu Hakala Köyü düz bir yerde olup doğu ve kuzey tarafları yamaçtır. Köyün genel görünüşü, eskiden oldukça önemli, çok bayındır bir kasaba olduğunu göstermektedir. Burada Rufâîlik seyyidlerinden, büyük şeyhlerden ve âlimlerden Seyyid Necmeddin Yahya er-Rufâî hazretleri 764'te büyük bir zaviye yaptırmış, vakıflarını 771'de düzenlemiştir.

Türkmen aşireti ileri gelenlerinden Hacı Mehmed Bey bu köyde oturmuş, 805'te "Kara Devletşah Olayı"nda Çelebi Sultan Mehmed Han hazretlerine ciddi hizmetlerde bulunarak ün kazanıp ölmüştür. Bunun üzerine kızı Ayşe Hatun bir cami, soyundan Kâsım Bey 867'de bir medrese ile hamam, bir başka Hacı Beyzâde Mirza Bey 935'te bir cami, kız kardeşinin oğlu bir başka Hacı Beyzâde Muhyiddin Bey de 947'de bir medrese ile bir hamam daha yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Amasya'da Kumacık Hamamı'nın batısında bulunan boş arsa, bu medreseye vakfettiği hanın arsasıdır.

Bu Hacı Beyzâdeler'den Mirza Beyzâde Mustafa Bey, bu nahiyeye bağlı Kuşçu Köyü'nde mükemmel bir cami yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Bu caminin bugün harabesi bile onun vaktiyle çok sanatlı ve sağlam yapılmış bir cami olduğunu göstermektedir. Bu nahiyeden eskiden çok büyük devlet adamları ve emirler çıkmıştır.

"Hacı Bey Sülalesi" bu nahiyenin övüncüdür. Bunlar genellikle adı geçen Hacı Mehmed Bey'in çocuklarıdır. Bu sülaleden Kâsım Bey, Abdullah Paşa, Mirza Bey gibi emirler ve beylerbeyi çıkmış, "Silahdaroğulları" adıyla bir kol da meydana gelmiştir. Bu koldan Mûsâ Paşa, Büyük Ca'fer Paşa, Topal Yûsuf Paşa ve Ahmed Paşa gibi vezirler ve emirler görülmüştür. Topal Paşaoğulları Amasya'da "Topaloğulları" adıyla ün yapmış, yeniçeri ileri gelenlerinden olmuşlardır.

Alevi Köyü'nden büyük âlimlerden Hacı Bayram Efendi, Fîrûz Köyü'nden "Hacı Eyvad Paşa" diye ünlü Süleyman Paşa, Hakala Köyü'nden ünlü bilginlerden Seyyid Muhyiddin Efendi ve kadılardan Seyyid Mehmed Efendi yetişmiştir. Mısır'ın ünlü hükümdarı el-Melik el-Mansûr Hüsameddin Laçin bu nahiyenin Hacı Bayram Köyü'ndendir; köye bitişik olan çiftliği "Laçin Köyü" adıyla bir köy olmuştur.

"Simre-i Arguma" adıyla bilinen Alparslan (İlarslan) köyü bu nahiyenin sınırları içindedir; "Simre" konusunda yakında anılacaktır.

Hakala Köyü'ndeki Kâsım Bey Medresesi, köyün doğusunda yalnız ve yüksek bir yerdedir. Taştan, sağlam, odaları geniş, dershanesi büyüktür; şimdiki harabesi bunu derin bir hüzünle göstermektedir. Bu medrese Amasya medreseleri arasında çok ün kazanmış, medreselerin derecelendirilmesinde "kırk" payesinde sayılmıştır. Medresenin müderrisleri eskiden beri Hakala Köyü'nde oturarak ders verirlerdi. Ancak miras usulü bu meşru âdeti de ortadan kaldırınca, müderris olan Amasya âlimleri Amasya'da oturup ders vermişler, sonradan medrese mirasçıların elinde her bakımdan işlemez olup harap olmuştur.

Bu medreseye çok sayıda büyük müderris gelmiş, Hakala'da oturarak ders veren müderrislerin sonuncusu Şeyh Mahmûd Efendi olmuştur. Onun 1099'da görevden alınmasıyla Fazlîzâde Mustafa Efendi, 1102'de Hakala'ya gitmediği için görevden alınmasıyla ikinci kez Mahmûd Efendi, 1107'de ikinci kez Mustafa Efendi müderris oldu. 1112'de Mustafa Efendi, oğlu Ahmed Efendi lehine görevden çekildi; 1115'te ölümüyle Ahmed Efendi görevden alınarak üçüncü kez Mahmûd Efendi, 1127'de onun ölümüyle ikinci kez Fazlîzâde Hacı Ahmed Efendi müderris oldu. 1162'de bu zatın çekilmesiyle oğlu Seyyid Hacı Mustafa Efendi öğretmenlik görevini üstlendi.

1177'de Mustafa Efendi'nin ölümüyle âlimlerden Osman Efendi, 1191'de onun ölümüyle Seyyid Zeynelâbidîn Efendi, 1209'da görevden alınmasıyla adı geçen Osman Efendizâde Seyyid Ahmed Efendi, ardından görevden alınarak Seyyid Zeynelâbidîn Efendi, 1221'de onun ölümüyle Osman Efendi'nin diğer oğlu Seyyid Mahmûd Efendi ile Seyyid Ahmed Efendi birlikte müderris oldular. Hacı Mahmûd Efendi'nin 1222'de çekilmesiyle onun payına Kâşif Mehmed Efendizâde Seyyid Lütfullah, onun 1250'de çekilmesiyle oğlu Seyyid Ahmed Feyzî Efendi sahip olmuştur.

1239'da Seyyid Ahmed Efendi'nin çekilmesiyle onun payına âlimlerden Ebû Bekir Efendi, 1242'de onun ölümüyle âlimlerden Canikli Hacı Mehmed Efendi, 1250'de onun ölümüyle oğlu, âlimlerden Hacı Mehmed Hilmî Efendi, 1251'de onun çekilmesiyle âlimlerden Mehmed Âkil Efendi, 1254'te onun ölümüyle oğulları İsmail ve İshak Efendiler, 1270'te İshak Efendi'nin ölümüyle kardeşi Seyyid İsmail Hakkı Efendi görevi üstlenmişlerdir.

Bu köyde ikinci ünlü medrese, Hacı Beyzâde Muhyiddin Mehmed Çelebi tarafından yaptırılmış, Hordaz Mâlikânesi'nin yarısı müderrisliğine ayrılmıştır. Bu medrese de Kâsım Bey Medresesi gibi "kırk" payesindedir; köyün içinde, hamamın yakınında olduğu için halkın ilgisini çekmiş, büyük âlimlerden pek çoğu burada müderris olup köyde oturarak ders vermeye devam etmişti. Ancak müderrisliğin bir geçim kapısı sayıldığı zamandan itibaren bu medrese de birtakım yoksulların, yolcuların ve fakirlerin barınağı olarak harap olmuştur.

Kâsım Bey Medresesi gibi, köyde ders vermiş âlimlere verilen bu medrese de âlimlere ve soylulara bırakılarak 1224'te Seyyid Hacı Osman Efendi yarı hisse ile öğretim görevini üstlendi. 1226'da onun çekilmesiyle âlimlerden bir başka Osman Efendi müderris oldu; 1239'da onun da çekilmesiyle oğulları Mustafa ve İsmail Hakkı Efendiler görevi aldılar. 1243'te Mustafa Efendi'nin ölümüyle âlimlerden Hasan Efendi müderris oldu; onun 1250'de ölümüyle oğlu Mehmed Efendi, aynı yıl onun çekilmesiyle âlimlerden Mehmed Âkil Efendi müderris olarak, ölümünde görev çocuklarına kaldı. Öteki yarıya 1224'te Seyyid Hâfız Abdullah Efendi sahip olmuşsa da 1226'da onun çekilmesiyle Mehmed Kâşif Efendizâde Seyyid Lütfullah Efendi, onun ölümünden sonra da çocukları müderris ve mâlikâne sahibi olmuşlardır.

Bu iki medreseden başka iki mektep ve bir Rufâî zaviyesi vardır. Tekkenin imareti, ziyafethanesi ve vakıfları düzgün olduğundan bayındır bir kasaba görünümüne gelen Hakala Köyü, 1100 yıllarına kadar çevredeki âlimlerin, medrese öğrencilerinin, dervişlerin ve fakirlerin sığınağı gibiydi. Efendilerinin, beylerinin, ağalarının çok cömert ve hak gözeten kimseler oldukları söylenir; mezar taşlarında görülen incelik ve güzel kitabeler mezarlık içinde şaşılacak bir durumdadır. Seyyid Yahya-yı Rufâî Türbesi çok ünlüdür ve Müslümanların ziyaret yeridir.

Bu nahiyenin sınırları içinde, Tersakan Çayı'nın kıyısında bulunan Gani Türbesi, büyük velilerden Şeyh Abdülganî el-Halvetî hazretlerinindir ve hastaların sığınağıdır. Bahar günlerinde bu türbenin çevresi insanlarla dolar, panayır gibi olur. Her gün kurban eksik olmaz. Amasya'nın ünlü "Gani Sülalesi" bu zatın çocuklarıdır.

4- Geldiklan Nahiyesi: Amasya'nın batı taraflarını kuşatır; merkezi Ortaköy'dür. Danişmendli Devleti'nin ilk dönemlerinde, 490 dolaylarında Harezm Türkleri'nden Afşar Kabilesi beylerinden Baygeldi ile aşireti bu nahiyeye yerleştirilmiş, bölgeye "Baygeldi Çiftliği" anlamına gelen "Baygeldi Alan" denmiş; sonradan kısaltılarak "Geldi Alan", daha sonra bozularak "Geldiklan" adıyla ünlenmiştir.

Bu nahiye içindeki Afşar, Olus, Doğan, Alikadı, Yağmur, Karlı, Akçakoyunlu köyleri, Afşar ve Bayındır uluslarından ayrılan birer kabile büyüğünün adlarıdır. Bu nahiyede oturan Akçakoyunlu Oymağı'ndan Amasya hükümdarı ünlü Şadgeldi Padişah, bu nahiyeyi çocuklarına mülk olarak ayırmıştı; çocuklarının egemenliği Amasya'da sona erdiği sırada burada oturuyorlardı.

Adı geçenin çocuklarından Şadî ve Burak Beyler'in camisi, tekkesi, mektebi, çeşmesi; Mahmûd Şah Çelebi Mektebi ve Emir Bey adıyla ünlü Ya'kûb Şah Bey'in zaviyesi bu nahiyededir. Ortaköy'den ve bunların çocuklarından ünlü Geldiklanlı Ali Paşa, Amasya'da Hacı Vehhâboğulları'nın atası olan seyyid âlimlerden Seyyid Hacı Abdülvehhâb Efendi ve Olus Köyü'nden Seyyid İbrahim Paşa gibi kişiler yetişmiştir.

Geldiklan Nahiyesi'ndeki Ilıca Köyü, ovanın ortasındaki ılıcanın adını almıştır. Geldiklan Hamamı'nı 987'de ünlü ileri gelenlerden Amasyalı Rıdvan Ağa yaptırıp vakfetmiştir. Yağmur Köyü, 690 dolaylarında çok ünlü Türk beylerinden Nûreddin Yağmur Bey'in adını taşır. Çocuklarından Nâsıreddin Mehmed ve Şerefeddin Mukbil Beyler çok ünlüdür. Doğan ve Alikadı köyleri, âlim ve kadılardan Bedreddin Doğan ve Alâeddin Ali'nin adlarını almıştır. Boğa Köyü de Türk ileri gelenlerinden birinin adını taşır; çocuklarından Sadreddin Mehmed bin Hızır et-Türkmânî, 675 yılında ünlü kadılardan ve ilim adamlarındandır.

Bu Geldiklan Nahiyesi'nde, Selçuklular'ın Amasya'daki nüfuzu sona erince Simre Nahiyesi sayıldığı ve merkez olarak İltekin Köyü'nün seçildiği eski belgelerden anlaşılmaktadır. Mevlevî ileri gelenlerinden Sivaslı Şeyh İlik Dede'nin adını taşıyan köyde tekkesi ünlüdür; oğlu Pîr Mezîd Çelebi Amasya'da büyük âlimlerdendir. Şadgeldi Padişah'ın çocuklarının bu köyde, Efkeri'de, Küçük Kızılca'da ve Ilıca'da tekkeleri, medreseleri, mektepleri, hamamları vardır.

Yukarıda arz edildiği üzere Amasya Sancağı'nı oluşturan kazalardan birincisi ve merkezi olan Amasya Kazası'nın bağlı yerleri bunlardan ibarettir; ikincisi Hacıköyü Kazası'dır.

II- Hacıköyü Kazası: Amasya Sancağı'nın kuzeybatı taraflarını kapsar. Merkezi, Taşan Dağı'nın güneyinde, ovanın ortasında kurulmuş olan Hacıköyü Kasabası'dır.

Hacıköyü Kazası'nın bütünü çok bereketli ve verimlidir. Doğuda Merzifon, batıda Osmancık, güneyde Mecidözü ve Amasya, kuzeyde Köprü kazalarıyla çevrilidir. Batı tarafındaki İnegöl Dağları yüksek, ormanı ünlü, yaylaları beğenilen, suları bol olduğundan Hacıköyü ve Osmancık kazalarının zorunlu ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşılamaktadır.

Hacıköyü Kasabası'na, İslam fetihlerinin başlarında "Kimârî-Kimri" Türkleri'nin bir kısmı buraya yerleştirildiği için "Kimârî" denmiş; üç yüz yıldan fazla bu adla anılırken Kimri kabilesinden çıkan Sadreddin Artuk et-Türkmânî el-Kımârî, 780 dolaylarına kadar burayı ciddi biçimde imar edip cami, mektep gibi dinî ve ilmî yapılar yaptırdığı için "Artukâbâd" adı verilmiştir. Bu ad büyüyüp gelişmiş, "Kimârî" adı bir mahalleye ad olarak kalmış, sonra biraz bozularak "Cimâre" denmiştir.

Daha sonra adı geçen sadrın torunlarından Hacı Ahmed Çelebi bin Mehmed Çelebi, 896 yılından itibaren "Gümüş Madeni Nazırı" olarak uzun süre burada oturmuş, imarına gayret etmiş ve vefat etmiştir; bu sebeple buraya "Hacı Nazır Köyü" denmiş, biraz daha büyüyünce "Artukâbâd" de bir mahalleye ad olarak kalmıştır. Halk arasında yanlış olarak "Hacı Nadır Köyü" diye anılan bu addan "Nadır" sözü de atılarak "Hacıköyü" denmiştir; bütün eski kayıtlar bu değişikliklere tanıklık etmektedir. Bir süre Köprülü Mehmed Paşa'ya "Gümüş Madeni" has arpalık olarak verilip burada oturması emredilmiş olduğundan, o da sonradan taştan çok sağlam bir kervansaray ve yanında bir bedesten, kuzeyinde büyük bir cami ve yanında güzel bir hamam yaptırarak hepsini 1071'de vakfetmiştir.

1170'te torunlarından Köprülüzâde Abdülbâkî Bey bin Hâfız Ahmed Paşa gümüş madeni emini ve zeameti sahibi olarak burada oturduğu sırada camiyi yeniletmiş, ek olarak bir güzel hamam daha yaptırmış, vakıflarını düzenlemiş ve kasabanın bayındırlığını ve onurunu artırmıştır.

Bundan önce Şeyh Hacı Yahya Efendi Hacıköyü'nde oturup bir zaviye yaptırmış ve vakıflarını düzenleyerek ün kazanmış, ortaya çıkan başka bir mahalleye Hacı Yahya Efendi'nin adı verilmiştir. Hacıköyü'nden çıkan ünlü bilginlerden Hacı İsmail Efendi 1118'de Köprülü Camii'nin yanında yedi hücre ve bir dershane içeren bir medrese, ayrıca bir cami, bir mektep ve kendisine caminin yanında bir türbe yaptırarak Hacıköyü'nün şerefini ve bayındırlığını artırmıştır.

1226'da Hacıköyü eşrafından Kurdoğlu Hacı Halil Ağa Saray Mahallesi'nde bir mescit, 1235'te Araboğlu Uzun Osman Ağa Hacı Yahya Mahallesi'nde bir mektep, 1237'de Çorumluoğlu Hacı Halil Ağa bir mescit ve ayrıca bir mektep, 1245'te Serhadlizâde Hacı Ali Ağa bir mescit, 1252'de Kızıklıoğlu Hacı Ahmed Ağa Hacı Yahya Mahallesi'nde bir cami, oğlu Hacı Yahya Efendi de 1287'de bir tekke yaptırmışlar, hepsi vakıflarını düzenleyerek Hacıköyü'nü gerçekten imar edip canlandırmışlardır. Hacı Yahya Efendi Tekkesi 1310 dolaylarında medreseye çevrilmiştir.

Kısacası 1280 yılına kadar Hacıköyü eşrafı ve nahiye müdürleri bu kasabayı imar etmeye çaba göstererek onu Cimâre, Artukâbâd, Saray, Hacı Yahya, Adatepe, Beylik Çayır, Ermeni Kilise ve Çay adlarıyla sekiz mahalleden oluşan yeni bir kasaba hâline getirmişlerdir. Kasabanın artan nüfusu ve önemi, kaza müftüsü, ünlü âlimlerden merhum Dârendelizâde Hacı İsmail Hakkı Efendi'nin ilgisi ve gayretiyle gelişti; bütün kaza eşrafı birlikte çaba göstererek 1299'da önceden nahiye merkezi olan Hacıköyü kaza merkezi, önceden kaza merkezi olan Gümüş Kasabası da nahiye merkezi oldu.

1316'da kaza kaymakamı Yanyalı Mustafa Paşazâde Ali Rıza Bey düzenli bir hükümet konağı, rüştiye mektebi, telgrafhane ve saat kulesi yapımına gayret etti; bütün halk ve kaza eşrafı yardımda bulunarak ve gerçekten mal feda ederek hepsini tamamladılar. Bu hayırlar içinde, yıkılmaya yüz tutmuş olan Köprülü Mehmed Paşa'nın camisini tamamen yıktırıp genişleterek taştan yeniden yaptırması ve bir güzel minare eklemesi, adı geçen beyin başarılarındandır. Bu yardımların toplanmasında kaza müftüsü Hâfız Mustafa Tevfik Efendi'nin çok büyük gayreti görülmüştür.

1324'te kaza kaymakamı olan Hacı Tâhir Bey de memleketin eğitimine özel gelir sağlamak üzere Hacı Yahya Camii'nin kıble tarafında, yol üzerinde mükemmel bir hamam yaptırmaya girişti; bütün eşraf ve kaza halkı da yardıma çalışarak iki yıl içinde bitirdiler. Kaza kaymakamı Bafralı Süleyman Necmeddin Bey de kasabanın yollarını genişletmiş, hükümet konağının önüne bir bahçe ve bir hücreyi içeren şadırvan yaptırarak kasabanın onurunu artırmıştır.

Bu kasabada eskiden ders veren âlimler saygın olduğundan Şeyh Yahya Efendi, ondan sonra Hacı Ahmed Efendi, ondan sonra Hacı Hasan Efendi ders verip ün kazanmışlardır. Hacı İsmail Efendi'nin yaptırdığı medresede önce kendisi, sonra oğlu âlimlerden Hâfız Osman Efendi, 1245'te onun ölümüyle müftü Ankaralı Abdullah Efendizâde Hacı Ali Efendi, onun ölümünde yerine müftü olan ünlü âlimlerden Dârendelizâde Hacı İsmail Hakkı Efendi, onun ölümünde oğlu ünlü âlimlerden Hâfız Mustafa Tevfik Efendi yerine müftü olunca âlimlerden Çerkes İsmail Efendi ortaya çıkıp ilmi yayarak ün yaptı, müderris oldu; kazada eğitimin yaygınlaşmasına çalıştı ve rüştiye öğretmenlerinin güzel çabalarına katıldı.

Hacıköyü Kasabası'nın hane sayısı sekiz yüze yakındır; kazanın toplam nüfusu otuz iki bin dolayındadır. Kazanın içerdiği köyler altmış kadar olup eskiden dört nahiyeye ayrılmıştı. Merkez nahiyesi bunların dışındaydı; sonradan Kabakoz Nahiyesi Saraycık Nahiyesi'ne katılınca merkez nahiyesiyle birlikte yine dört kısım olmuştur:

1- Hamamözü: İnegöl Dağları'nın doğu ve kuzey eteklerinde olup kazanın güneybatısını ve kısmen güney taraflarını kuşatır. Bu nahiyede eskiden Türk oymaklarından Göçeri (Göçerli) aşireti oturmuş, bir miktar Çepni Türkü de yerleştirilmişti; Çetmi ve Göçeri köyleri bunların adından, bozulmuş biçimde kalmıştır. Bu nahiye, Hamamözü Köyü'nün adını taşır.

2- Saraycık Nahiyesi: Kazanın kuzeyini ve kısmen batı taraflarını kuşatır. Bu nahiye Saraycık Köyü'nün adını taşır; Şeyh Saltuk Baba'nın ve çocuklarının oturduğu köy "Şeyhler - Şeyhoğulları" adıyla ünlenmiştir. Amasya'da ilmiye sülalesi oluşturan Seğüköylü Hacı Mehmed Efendi bu nahiyedeki Segü Köyü'ndendir.

3- Kabakoz Nahiyesi: Kazanın kuzeybatısını genel olarak kuşatır. Türk oymaklarının ünlülerinden Kızık Oymağı bu nahiyede oturmuş, eskiden "Kızık Nahiyesi" denirken sonradan "Kabakoz Nahiyesi" denmiştir. Kabile ileri gelenlerinden Korkud ve Kutluca Beyler'in adlarını taşıyan birer köy vardır. Hacıköyü âlimlerinden Kızıklı Hacı Ahmed Efendi ve Köprü âlimlerinden Kabakozlu Hacı Ömer Efendi bu nahiyedendir.

4- Gümüş Nahiyesi: Kazanın tamamen güney ve doğu taraflarını kuşatır. Bu nahiye eskiden kaza merkezi güzel bir şehirdi; birkaç ünlü kişiye yurt olmuş, pek çok ünlü kişi bu kasabanın imarına gayret etmiştir. Şehrin yeri düzdür ve genel olarak kuzeye doğru eğimli, üçgen biçimindedir.

Gümüş Kasabası, İnegöl Dağı'nın doğu eteğinde, Hacıköyü'nün güneyinde ve iki kilometre kadar yakınında küçük bir şehirdir; güney ve batı tarafları adı geçen dağın eteklerine dayanmış, doğu ve kuzey tarafları açıktır. Dayandığı dağlarda ve tepelerde çok sayıda gümüş madeni vardır. Bu sebeple kasabaya "Gümüş" adı verildiği sanılmaktadır. Her hâlükârda bu kasabaya "Gümüş" denildiği 575 tarihinden beri kayıtlarla bilinmektedir; sonradan konmuş bir ad değildir.

Kimi âlimlerce Arapçalaştırılarak "Kûmüs", değiştirilerek "Fızza" adı kullanılan bu Gümüş Kasabası, Selçuklu emirlerinden "Emir Gümüşlü" diye ünlü Emîneddin Yûnus el-Kûmusî'nin çabasıyla gelişmiştir. 768'de Sühreverdiye şeyhlerinden Ahî İbrahim-i Basrî bu kasabada feyz yayıp bir tekke yaptırmış, oğlu Ahî Burak Baba vakıflarını düzenlemiş, böylece Gümüş Kasabası ün kazanmıştır. 806'da Çelebi Sultan Mehmed Han hazretleri tarafından Amasyalı Kutlu Beyzâde Halil Bey gümüş madeni emini olmuş, 816'da beylerbeyi olan bu Halil Paşa 818'de Selçuklu tarzında taştan büyük bir medrese yaptırıp vakıflarını düzenleyerek şehri canlandırmıştır. Buna "Halîliyye Medresesi" denir.

833'te Yörgüç Paşa bu medresenin yakınında oldukça büyük bir cami, daha sonra maden emini İskender Çelebi 856'da bir mektep yaptırmıştır. Yörgüç Paşa'nın camii yıkılmaya yüz tutunca 968'de eski sadrazam Rüstem Paşa onu yeniden taştan yaptırmış, yanına beyaz bir minare, bir mektep ve gelir getirmek üzere sekiz dükkân eklemiştir; böylece "Rüstem Paşa Camii", "Rüstem Paşa Mektebi", "Rüstem Paşa Vakfı" diye ünlenerek şehri canlandırmıştır.

Daha sonra Molla Ali Efendi bir mescit, 1136'da Karabaşoğlu Hacı Mehmed Ağa bir cami ve bir mektep, 1227'de müftü Şeyh Osman Efendizâde Ebûbekir Efendi Irgad Mahallesi'ndeki mescidi yeniden yaptırıp canlandırmış, her biri vakıflarını düzenleyerek şehrin imarına gayret etmiş, dinî hamiyetlerini göstermekte acele etmişlerdir.

Selçuklu döneminde ve Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında bu kasabada darphane kurulup para basıldığından "Darphane" adı şimdi bir mahalleye ad olarak kalmıştır. Yörgüç Paşa'nın, sonra Rüstem Paşa'nın yaptırıp yeniledikleri büyük cami çinilerle süslendiği için "Çinili Cami" denmiş, bu ad da şimdi bir mahalleye ad olarak kalmıştır. 757 yılına kadar maden emini Armağan Çelebi burada kaldığı için oturduğu mahalle "Armağan" diye ünlenmiş; sonradan maden işçileri, ırgatlar Armağan Mahallesi'nde oturduklarından "Armağan Mahallesi", "Irgad Mahallesi" adına dönüşmüştür.

Bu bakımdan Gümüş Kasabası, "Câmi-i Kebîr", diğer adıyla "Çinili Cami", "Darphane", "Armağan", diğer adıyla "Irgad" adlarını taşıyan üç mahalleden oluşur; yaklaşık üç yüze yakın haneden ibaret, havası sağlıklı, suyu mükemmel, güzel bir şehirdir. Mülkî idaresi eskiden has ağaları ve maden eminleri elindeyken 1299'da Hacıköyü kaymakamlarına bırakılmış, maden eminleri yalnızca maden işleriyle uğraşmışlardır. Bu maden 1294 yılına kadar fayda sağlamış, sonra maden müdürleri atanıp çalışmalar durdurulmuştu. Gümüş Kasabası'ndaki Halil Paşa Medresesi yüksek medreselerden sayılmış, "elli" derecesinde itibar görmüş ve atamaları Anadolu kazaskerliğince yapılmış olduğundan 1100 yıllarına kadar pek çok büyük âlim bu medreseye müderris olmuş, Gümüş Kasabası'nda ders vermiştir. Ancak vakfiyesi kaybolduğu için 1072'de tanıklıkla içeriği ispat edilerek Amasya mahkemesinde ikinci kez düzenlenmiştir.

Kıdem sırasıyla müderris olan kadılardan Mehmed Efendi'nin 1096'da ölümüyle âlimlerden Yûsuf Efendi mütevelli ve müderris oldu; ondan sonra büyük âlimlerden Hasan Efendi, 1130'da onun ölümüyle oğlu büyük âlimlerden Mehmed Efendi müderris oldu; ancak başka bir medresenin de müderrisi olduğundan 1136'da bu medrese görevinden alınarak Mustafa Efendi, 1137'de onun çekilmesiyle âlimlerden bir başka Mustafa Efendi, 1159'da onun ölümüyle şeyh âlimlerinden Nakşibendî Hüseyin Efendi, 1168'de âlimlerden Mehmed Efendi, 1169'da ikinci kez Şeyh Hüseyin Efendi, 1174'te onun ölümüyle büyük âlimlerden Kılavuz Mehmed Efendi, 1178'de onun ölümüyle Ankaravî Abdullah Efendi, 1190'da şeyh âlimlerinden eski müftü Kılavuz Mehmed Efendizâde Osman Efendi, 1191'de ikinci kez Ankaravî Abdullah Efendi, 1192'de Gümüşlü Mustafa Efendi, 1196'da ikinci kez Şeyh Osman Efendi, 1197'de üçüncü kez Ankaravî Abdullah Efendi, 1215'te onun ölümüyle Kılavuz Mehmed Efendizâde âlimlerden Ali Efendi müderris olmuşlardır.

1236'da Kılavuzzâde Ali Efendi'nin ölümü üzerine oğulları Abdullah ve Sâlih Efendiler yarı hisseye, kardeşi Osman Efendizâde Seyyid Abdurrahman Efendi de öbür yarıya ortaklaşa sahip oldu. Abdurrahman Efendi'nin 1253'te ölümünden sonra âlimlerden Mustafa Efendi yarım hisse müderrisi oldu; onun 1260'ta ölümüyle oğulları Hâfız Mehmed Hâmid ve Ahmed Hamdî Efendiler müderris oldular.

1262'de Kılavuzzâde Abdullah Efendi'nin ölümüyle bir başka Abdullah Efendi, 1271'de Sâlih Efendi'nin ölümüyle oğulları Ali Rıza, Mehmed Âkif ve Mustafa Necîb Efendiler, daha sonra öbür Abdullah Efendi'nin çekilmesiyle bunlar öğretim hissesinin yarısına sahip oldular; medrese bayındır olduğu hâlde işlemez duruma düşmüştür.

Bu kaza sınırları içinde bulunan ve eski belgelerde "İslimis" adıyla kayıtlı Eslemez Köyü'nde, Gümüşlüzâdeler'den Şemseddin Ahmed Çelebi bir zaviye, imaret ve misafirhane yaptırıp atasının buradan çıktığına dair özel bir işaret koymuştu. Selçuklu emirlerinin ünlülerinden "Emir Gümüşlü" diye bilinen Emîneddin Yûnus el-Müstevfî bu köyden çıkmıştır. Bu soylu sülale Amasya'da çok büyük bir ün ve güç kazanmıştır. Vezirlerden Köse Şa'ban Paşa da bu köydendir. Eski şeyhülislam Müftüzâde Ahmed Efendi Gümüş Kasabası'ndan çıktığı gibi, mevâlîden Şâfiyeci Musliheddin Efendi, ünlü hattat Ebu'l-Hayr Hasan Efendi, ünlü fazıl Kâtibzâde Hacı İsmail Efendi ve büyük mevâlîden Müftüzâde Osman ve Abdurrahîm Efendiler de bu Gümüş'ten yetişmiştir.

III- Havza Kazası: Doğuda Samsun, batıda Köprü, güneyde Amasya ve Merzifon, kuzeyde Bafra kazalarıyla çevrilidir. Merkezi olan Havza Kasabası, güneyindeki Taşan Dağı'nın kuzeydoğu eteğinde, yamaç bir yerde kuruludur. Kasabanın güneyi adı geçen dağa dayanmış, doğu, batı ve kuzey tarafları genellikle açıktır. Kuzey tarafı tamamen geniş bir ovadır; doğuda eğimli bir çizgi üzerindedir.

Bu kasabanın eski adı kesin olarak bilinmiyorsa da tarihlerden anlaşıldığına göre "Hancere" ya da "Ancere" ya da "Hanceze" olması en olası görüştür. Güvenilir tarihlerde anılan Ancere Kasabası'nın, Havza'nın şimdiki yerine göre hamamın batısında, düz bir yerde olduğu anlatımlardan anlaşılmaktadır.

"Âsârü'l-Bilâd"da Zekeriyyâ bin Mahmûd el-Kazvînî şöyle der: "Ancere, Rum (Anadolu) içinde bir şehirdir; orada Tersakan Irmağı vardır. Rivayet olunduğuna göre hicrî 442 yılında Ağustos'un sekizinci günü, pazartesi gecesi korkunç bir deprem olmuş, ertesi güne kadar sürüp pek çok bina yıkılmış, bir kilise yere geçmiş, binasından hiçbir iz kalmamış; yerinden çok sıcak su çıkıp yetmiş kadar çiftliği harap etmiş, pek çok insanı boğup helak etmiş, herkes dağ başlarına kaçmış; sıcak su dokuz gün sürdükten sonra çekilmiş, bir miktarı kalmıştır."

"Târîhü'l-Ümem ve'l-Mülûk"da Muhammed bin Ca'fer et-Taberî şöyle der: "Hicrî 93 yılında Mesleme bin Abdülmelik, Abbâs bin el-Velîd ve Mervân bin el-Velîd Rum ülkesine gazaya gitmişler; Abbâs bin el-Velîd Samsat'ı, Mesleme bin Abdülmelik Amasya şehrini birkaç kaleyle birlikte fethetmiş, Mervân bin el-Velîd de Hancere'ye kadar gitmiştir."

"Ikdü'l-Cümân"da da bu Hancere, Amasya ekinde defalarca anılmış, "Hanceze" adıyla yazılmıştır; "Nehr-i Maklûb (Tersakan)" doğudan batıya ve güneye doğru akan nehir diye açıklanmıştır. Amasya çevresinde Tersakan Irmağı'nın yanında bu Havza kasabasından başka bir şehir bulunmadığına dikkat edilirse, Hancere şehri Havza'dan başka bir şehir olamaz.

Çünkü Havza'da ılıcanın, yani sıcak suyun çıktığı yer kazılıp araştırılırsa orada bir şehir bulunacağını, bugün görülen eserler, harabeler ve taş yığınlarından oluşan yıkıntılar göstermektedir. Bu kasabanın adının 580 yılından itibaren elde edilen eski belgelerde "Hâvize" (iki ayrı Arapça yazılışıyla) olduğu görülmekte, 930 yıllarından sonra yazılan resmî kayıtlarda "Havza" diye yazıldığı anlaşılmaktadır. Bu belgelere dayanılarak, "Hâvize" adının, "Hancere" adının Türkler arasında söyleniş bakımından değişmesiyle oluşan bir bozulma olduğu, bunun da sonradan "Havza" biçimine konduğu sanılır.

Havza Kasabası, Tersakan Irmağı'nın batı yakasında küçük bir şehirdir; eskiden kaza merkeziyken ancak büyük bir mahalle olarak kalmış, birkaç ünlü kişinin gayretiyle bayındırlık kazanmıştır. Kasabanın batı tarafında, yüksek bir yerde bulunan "Kaplıca Suyu" eskiden beri akar; çok sıcaktır, insan vücudunda ortaya çıkan cilt rahatsızlıklarını giderdiği ve bazı iç hastalıkları iyileştirdiği için faydası denenmiş olduğundan, eskiden Mayıs ve Haziran aylarında çevreden pek çok ziyaretçi gelirdi.

Halkın buraya çok sayıda gelişini dikkate alan soylu Türkler, bu kaplıcanın bulunduğu yere hamam, imaret, misafirhane gibi gerekli medeniyet yapılarını yapmakta gecikmeyi ve ihmali doğru görmediklerinden, günümüzde halk arasında "Şâdî Paşa Hamamı", eski kayıtlarda "Sa'dî Paşa Hamamı" ve daha önce "Sultan Mes'ûd Hamamı" diye ünlü olan hamamı yaptırmışlardır.

Bu hamamın biçimine ve yapı tarzına bakılırsa Selçuklu eserlerinden olduğu anlaşılır. Her hâlükârda Selçuklu Sultanı Mes'ûd tarafından yaptırılmış olması akla yatkındır. Çünkü bu hamam 665 yıllarında vardır ve tarihen kayıtlıdır. Hiçbir yerinde kim tarafından, ne zaman yapıldığına dair kitabesi yoktur. Yalnızca Sa'dî Paşa tarafından vakfedildiği kayıtlıdır. Bu Sa'dî Paşa'nın kim olduğuna dair açık bir kayda rastlanmadığı için, halk arasında dolaşan "Şâdî Paşa"nın vakfı olması ve eski sultanî defterde "Sa'dî Paşa" diye kaydedilmiş olması en olası görüştür. Şâdî Paşa ise Amasya hükümdarı Şadgeldi Padişah'ın çocuklarından ve 925 yılı ileri gelenlerinden bir kişi olduğu bilinmektedir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • nâhiye: kazanın altındaki idarî bölüm, bucak
  • kaza: sancağın alt birimi, bugünkü ilçeye yakın idarî bölüm
  • sancak: eyaletin alt birimi, bugünkü il gibi düşünülebilir
  • karye: köy
  • kasr-ı yed: görevden elini çektirme, görevden çekilme ya da çekilmek zorunda kalma
  • mutasarrıf: bir görevi ya da geliri elinde bulunduran kişi
  • erba'în (kırk) ve hamsîn (elli) derecesi: medreselerin itibar ve ücretine göre sıralandığı dereceler
  • mâlikâne: gelirinden pay alınan, ömür boyu ya da miras yoluyla elde tutulan gelir kaynağı
  • vakfiye: bir vakfın kuruluş belgesi
  • maden emini: devletin maden işletmesine atadığı yönetici
  • bedesten: değerli malların satıldığı, kubbeli ya da tonozlu kapalı çarşı yapısı
  • darbhâne: darphane, para basılan yer
  • mevâlî: üst derece ilmiye mensupları
  • kudât: kadılar

Gümüş ve Hacıköyü Adı

Bugün Gümüşhacıköy adıyla anılan ilçe, adını iki yerleşmenin birleşmesinden alır. Gümüş, adını çevresindeki gümüş madenlerinden almıştır. Bölgede madencilik çok eski çağlara uzanır; arsenikli bakır ve gümüşlü kurşun yatakları antik dönemde de işletilmiştir, Gümüş beldesindeki cüruf yığınları ve eski galeri girişleri uzun süreli madenciliğin kalıntıları sayılır. Kimi kayıtlarda Selçuklu döneminde "Gümüş" ve "Gümüşpazar" adlı darp yerlerinden söz edilir ve bunların Gümüşhacıköy olduğu görüşü ağır basar. Hüsameddin'in Darphane Mahallesi'ne dair bilgisi bununla uyumludur: kaynaklarda 1248'de açıldığı belirtilen darphane binasının 1866'da camiye çevrildiği ve bugün Darphane Camisi olarak bilindiği yazılır.

Hacıköyü adının Kimârî, Artukâbâd, Hacı Nazır ve en sonunda Hacıköyü biçiminde gelişen açıklaması Hüsameddin'e aittir ve eski kayıtlara dayandırılır. Bu ad zincirini başka bir kaynakta doğrulayamadık; açıklama yazarın kendi çıkarımı olarak okunmalıdır.

Köprülü Mehmed Paşa'nın Hacıköyü'ndeki Eserleri

Hüsameddin'in Köprülü Mehmed Paşa'nın Hacıköyü'ne kervansaray, bedesten, cami ve hamam yaptırıp 1071'de vakfettiği yolundaki bilgisi, ilçenin tarihî değerlerini anlatan kayıtlarla örtüşür. Bunlara göre bedesten 1660'ta Köprülü Mehmed Paşa tarafından caminin külliyesi olarak yaptırılmıştır; 1071 hicrî yılı miladî 1660-61'e denk geldiğinden iki tarih birbirini tutmaktadır. Köprülü'nün Gümüşhacıköy'de hanlar, camiler ve benzeri hayır eserleri yaptırdığı, kendisine ayrılan ansiklopedi maddesinde de yazılıdır. Aynı kayıtlarda bedestene 1900'de Yanyalı Mustafa Paşa'nın oğlu Ali Rıza Bey tarafından saat kulesi eklendiği söylenir. Hüsameddin ise saat kulesini Ali Rıza Bey'in kaymakamlığı sırasında, 1316'da yapılan işler arasında sayar. Bir başka kayıtta 1899'da bölgeyi gezen bir müfettişin kentte bir saat kulesi gördüğü yazılıdır; bu da kulenin tarihi konusunda kesin bir sonuca varılamadığını gösterir.

Halîliyye Medresesi

Hüsameddin Gümüş'teki medresenin Halil Paşa tarafından 818'de yaptırıldığını yazar. Yerel kaynaklar yapımına 1413'te başlandığını, 1415'te tamamlandığını belirtir; 818 hicrî yılı miladî 1415-16'ya denk gelir. Yapı, avlusunun kubbeyle örtülü olması bakımından Türkiye'de yalnızca iki örneği bulunan medreselerden biri olarak tanıtılır; öbür örnek Bursa'daki Lala Şahin Paşa Medresesi'dir. Medrese 2009'da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.

Havza'daki Büyük Hamam

Hüsameddin'in Selçuklu eseri olduğunu düşündüğü ve "Sultan Mes'ûd Hamamı" dediği yapı, bugün Vakıf Hamamı adıyla işletilir; halk arasında Sultan Mesud Hamamı, Büyük Hamam, Aslanağzı-Kız Gözü ya da Sa'di Paşa Hamamı olarak anılır. Havza kaymakamlığının kaydına göre yapı, Bizans döneminden kalma bir yapının yerine II. Mesud tarafından yaptırılmıştır; yapım tarihi bir kayıtta 1297, kimi kaynaklarda 1256 olarak verilir. Hüsameddin yapının 665 (1266-67) yıllarında var olduğunu belirtir; kitabesi olmadığı ve yalnızca Sa'dî Paşa'nın vakfettiğinin kayıtlı bulunduğu tespiti de bu belirsizliği açıklar. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olan yapı bugün de kaplıca olarak hizmet vermektedir.

Hüsameddin'in Havza'nın eski adı için öne sürdüğü Hancere ya da Ancere önerisini başka kaynaklarda doğrulayamadık. Bu kısım yazarın Kazvînî ve Taberî'den aktardığı satırlara ve kendi çıkarımına dayanır.

Dikkat Edilecek Noktalar

  • Hakala'daki iki medrese ve Rufâî zaviyesi için Hüsameddin'in verdiği tarihler ve müderris listeleri başka kaynaklarda araştırılmadı; bu bölümler yazarın medrese ve vakıf kayıtlarından aldığı bilgilere dayanır.
  • Gümüş'ün adı için Hüsameddin 575 yılını işaret eder; dipnotunda ise madenin 1140 dolaylarında keşfedildiği yolundaki yayını yanlış bulur ve maden eminlerinin 648'den beri kayıtlı olduğunu söyler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 187–193. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.