Emir Ahmed, XIV. yüzyılın son çeyreğinde Amasya'yı yöneten Hacı Şadgeldi Paşa'nın oğlu ve şehrin Osmanlı idaresinden önceki son güçlü beyidir. Babası 1381 sonbaharında Kadı Burhaneddin'e karşı savaşırken öldürülünce emirliğin başına geçti; Sivas'ta kendini sultan ilan eden bu rakibe karşı on yılı aşkın bir süre direndi. Önce kayınpederi olan Kastamonu hükümdarı Candaroğlu Kötürüm Bayezid'den, sonra Osmanlılardan yardım aradı. Amasya'nın Osmanlı topraklarına katılışı, onun bu arayışının sonucudur. Şehrin Yıldırım Bayezid'e hangi yıl ve nasıl geçtiği konusunda kaynaklar uzlaşmaz, ama hepsi bu geçişi Emir Ahmed'in adıyla birlikte anlatır.
Hayatı iki ana kaynaktan bilinir. Biri, Kadı Burhaneddin'in divan kâtibi Azîz b. Erdeşîr-i Esterâbâdî'nin Farsça yazdığı Bezm ü Rezm'dir. Eser, Emir Ahmed'i efendisinin düşmanı olarak, çoğu zaman hasmane bir dille anar. Öteki, bu eseri İstanbul'da Es'ad Efendi Kütüphanesi'nde bulup kısaltarak Türkçeye aktaran Amasyalı tarihçi Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'dir. Hüsameddin, Şadgeldi ailesini Amasya'nın unutulmuş hükümdarları olarak yeniden tanıtmayı kendine iş edinmiş, vakfiyelerden ve kitap kayıtlarından aileye dair pek çok ayrıntı derlemiştir. Ancak anlatısı Kadı Burhaneddin'e karşı açıkça taraflıdır. Modern araştırmacılar, özellikle Yaşar Yücel ile TDV İslâm Ansiklopedisi'nin ilgili maddelerinin yazarları, olayları daha çok Bezm ü Rezm'e dayanarak ve daha kısa anlatır; tarihlerde ve savaşların sonucunda Hüsameddin'den sık sık ayrılırlar.
Adı ve Ailesi
Kaynaklar onu farklı adlarla anar. Bezm ü Rezm'de "Emîr Ahmed Bey", resmî kayıtlarda "Devâtdâr Ahmed Paşa", çağdaşı âlim Hüsâmeddîn el-Kâtî'nin kaleminde "Emîr-i Mu'azzam Fahreddîn Ahmed Çelebi" diye geçer. Hüsameddin onu "Fahreddîn Ahmed Bey" ve "Ahmed Şâh Çelebi" diye de yazar. "Devâtdâr" lakabı, babasının emirliği sırasında üstlendiği devâtdârlık görevinden gelir. Hüsameddin bu görevi "mektupçu ve baş kâtip" diye açıklar. Lakap kalıcı oldu: soyundan gelenler Amasya'da yüzyıllarca "Devâtdârlı" ya da "Devâtdâr Paşazâdeler" diye anıldı.
Hüsameddin'e göre Emir Ahmed, Hacı Şadgeldi Paşa'nın ikinci oğluydu. Ağabeyi Seyyideddîn Muhammed Bey babasından önce ölmüştü; küçük kardeşi Musliheddîn Mustafa Bey ise ileride onun yerine geçecekti. Annesi, Eretna hükümdarlarının veziri Hâce Ali Şah'ın kızıydı. Dedesi Hacı Kutluşah, Amasya'da Eretna idaresinden kopan bağımsız emirliğin kurucusu sayılır. Emir Ahmed'in evlilikleri de ailenin bölgedeki ittifak ağını yansıtır. Hüsameddin'in vakfiyelerden çıkardığı bilgilere göre eşlerinden biri Eretnaoğlu Mehmed Bey'in kızı Canıbek Hatun, bir başkası Babukşahoğlu Ali Paşa'nın kızı Dilşad Hatun'du. Ali Paşa, babasının en büyük serdarıydı. Emir Ahmed ayrıca Kastamonu hükümdarı Candaroğlu Kötürüm Bayezid'in damadıydı. Bu bağı TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Candaroğulları maddesi ve Yaşar Yücel de Bezm ü Rezm'e dayanarak doğrular. Böylece Emir Ahmed, Sivas'taki Eretna hanedanı, Amasya'nın askerî aristokrasisi ve Karadeniz kıyısındaki Candaroğulları ile aynı anda akraba olmuştu.
Babasının Yanında
Emir Ahmed'in adı ilk kez babasının Eretnaoğlu Alâeddin Ali Bey ile çatıştığı yıllarda geçer. Hüsameddin'in Bezm ü Rezm'den aktardığı bir olaya göre Ali Bey, veziri Kadı Burhaneddin, danışmanı Kılıcarslan ve nedimi Seydî Hüsam ile birlikte taziye bahanesiyle Amasya'ya geldi ve Şadgeldi Paşa'nın misafiri oldu. Kaleye davet edilen Seydî Hüsam, Ahmed Çelebi ile bir içki meclisinde kavga çıkarıp ağır sözler söyledi; Ahmed de onu adamlarıyla yakalatıp hapsettirdi. Hüsameddin, kavganın Kadı Burhaneddin'in tertibi olduğunu ve Ali Bey'in bu olayı bahane ederek Amasya Kalesi'ni kuşattığını yazar. Zerrin Günal Öden'in çalışması da 1378'de Ali Bey'in Şadgeldi Paşa üzerine yürüdüğünü ve savaşın bir aracı sayesinde sona erdirildiğini Bezm ü Rezm'e dayanarak anlatır.
Babasının son savaşında Emir Ahmed ordunun büyük kısmının başındaydı. Hüsameddin'in anlatımına göre Ramazan 783'ün ilk on gününde (Kasım 1381 sonu) Tokat yakınlarındaki Kazova'da yapılan çarpışmada Kadı Burhaneddin geri çekiliyormuş gibi davranıp Şadgeldi Paşa'yı pusuya düşürdü. Şadgeldi'nin yanında yalnızca has askerleri vardı; ordunun asıl kuvveti oğlu Emir Ahmed'in idaresinde geride kalmıştı ve rakip ordunun bir bölümü tarafından oyalanıyordu. Şadgeldi Paşa bu çarpışmada öldürüldü, serdarı Ali Paşa ile bazı beyler esir düştü. TDV İslâm Ansiklopedisi bu ölümü 1381 sonbaharına koyar. Hüsameddin'in biyografi bölümündeki kısa kayıtta ise ölüm Rebiülevvel 783'e ve bir "Kayseri harbi"ne bağlanır; aynı eserin iki yeri bu noktada birbirini tutmaz.
Emirliğe Geçişi
Hüsameddin'e göre Emir Ahmed, babasının ölümünün ardından Ramazan 783'te Turhal'da devlet erkânının ortak kararıyla Amasya emirliğine getirildi. Kadı Burhaneddin bu zaferi abartarak her yere zafername gönderdi, Şadgeldi Paşa'nın kesik başını Sivas'a ve Erzincan'a yolladı. Hüsameddin'in aktardığı bir başka iddiaya göre Kadı Burhaneddin, Amasya'da savaştan yana olmayan âlim ve beylere hitaben bir teşekkür mektubu yazdırıp bunu Emir Ahmed'in eline geçecek biçimde gönderdi. Amaç, yeni emirle şehrin ileri gelenleri arasına kuşku sokmaktı. Hüsameddin bu mektubun ardından Kazasker Cemâleddin Aksarâyî'nin Konya'ya, müftünün Hicaz'a, başka âlimlerin Mısır'a ve Bursa'ya gittiğini yazar. Bu iddia yalnız Hüsameddin'in yorumuna dayanır; âlimlerin ayrılışı ise aynı yazarın biyografi kayıtlarında da geçer. Ayrılanların yerine Niğdeli Cemâleddin Yûsuf kazasker, Malatyalı İmâdeddin Yûsuf Amasya kadısı oldu.
Yeni emir için tehlike yalnız Sivas'tan gelmiyordu. Bezm ü Rezm'in Hüsameddin tarafından aktarılan bir pasajında Seydî Hüsam, Kadı Burhaneddin'e karşı birleşmek isteyen beylere şöyle der: Şadgeldi yaşlı bir adamdı ve öldü, ama Allah'a hamd olsun ki yiğitlikte kendisinden kat kat üstün, genç ve gürbüz bir oğul bıraktı; Ulus, Kayseri ve Erzincan beyleri ile Canikli Tâceddin Bey onunla birleşmelidir. Bu söz, Kadı Burhaneddin çevresinin bile Emir Ahmed'i bölgenin en güçlü beyi saydığını gösterir. Hüsameddin, Seydî Hüsam'ın asıl amacının esir düşen Ali Paşa'nın himayesinde Eretna soyundan bir beyi tahta çıkarıp kendisinin vezir olmak olduğunu, bu tasarının da Emir Ahmed'le ittifaka bağlı bulunduğunu belirtir. Ali Paşa, Emir Ahmed'in kayınpederiydi.
Kadı Burhaneddin'le İlk Savaşlar
Hüsameddin'in ayrıntılı anlatımına göre Kadı Burhaneddin Tokat önünde bir baskına uğradıktan sonra Artukabad'a çekildi ve Hâce Yâkût Bey'i elçi olarak Turhal'daki Emir Ahmed'e gönderdi. Ondan babasının intikamını almaktan vazgeçmesini, Amasya ile yetinip şehrine dönmesini istedi. Emir Ahmed teklifi kabul etmedi. Kadı Burhaneddin Sivas'tan yeni kuvvet getirip üzerine yürüdü; iki ordu çarpıştı, iki taraf da kayıp verdi, ama hiçbiri kesin bir üstünlük kuramadı. Kadı Burhaneddin barış önerisini yeniledi. Emir Ahmed Turhal'dan Çengel denilen yere kadar gelmişti ki daha önce istediği Kastamonu yardım kuvveti, kayınbiraderi İsfendiyar Bey'in komutasında yetişti. İsfendiyar'ın teşvikiyle geri döndü ve Komenat üzerinden Turhal'a geldi. Turhal civarında yapılan ikinci çarpışmada İsfendiyar Bey'in askeri neredeyse seyirci kaldı; savaşı Amasya askeri yaptı. Sonunda iki taraf yeniden uzlaştı. Kadı Burhaneddin Zile'de on gün kalıp Sivas'a döndü, Emir Ahmed de İsfendiyar Bey'le birlikte 783 yılının sonunda Amasya'ya girdi ve misafirini Kızlar Sarayı'na yerleştirdi.
Modern kaynaklar aynı yılları daha kısa ama daha sert bir sonuçla anlatır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Kadı Burhaneddin maddesine göre Kadı Burhaneddin 1382 yazında Tokat'ı ikinci kez kuşattığında kale muhafızı Moğollarla anlaşarak onu zor durumda bıraktı; Amasya emirinin de sözünde durmayıp saldırıya geçmesi üzerine Kadı Burhaneddin'in ordusu bozulup dağıldı. Ertesi yıl Sivas'taki bir komplodan kurtulan Kadı Burhaneddin, babasının intikamını almak için kayınpederi Kötürüm Bayezid'den destek alarak harekete geçen Ahmed Bey'i bozguna uğrattı (785/1383-84). Yaşar Yücel de Bezm ü Rezm'e dayanarak bu savaşın Kadı Burhaneddin'in hem Amasya hem Kastamonu kuvvetlerini yenmesiyle sonuçlandığını yazar. Hüsameddin'in "iki tarafın uzlaştığı" bir çarpışma olarak sunduğu olay, çağdaş kaynağın dilinde bir yenilgidir.
Kastamonu ile Ortaklık ve Gerginlik
Candaroğlu ittifakı Emir Ahmed'e beklediğini vermedi. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin İsfendiyar Bey maddesine göre İsfendiyar, 785'teki yenilgiden sonra Kastamonu'ya dönmedi ve uzun süre Amasya'da kaldı. Hüsameddin bu uzun konaklamayı bir tehdit olarak yorumlar: Sinop yöresi Kötürüm Bayezid'in idaresine geçmiş, Osmancık emiri Beyleroğlu Mahmud Bey Amasya'yı tanımayıp Kastamonu'ya bağlanmış, Canik ve Samsun emiri Tâceddin Bey de kendi başına hareket etmeye başlamıştı. Yaşar Yücel'in Bezm ü Rezm'den aktardığına göre Kötürüm Bayezid, yenilginin ardından Kadı Burhaneddin'e elçiler göndererek damadıyla birlikte giriştiği düşmanca hareketler için özür diledi, bundan sonra Emir Ahmed'e karşı duracağına söz verdi ve sözünü kanıtlamak için askerlerine Emir Ahmed'e ait Merzifon'u yağmalamalarını emrettiğini bildirdi.
Durum, Candaroğulları'nın kendi iç savaşıyla değişti. Kötürüm Bayezid tahtı küçük oğlu İskender'e bırakmak isteyince büyük oğlu Süleyman kardeşini öldürdü ve I. Murad'a sığındı. Osmanlı desteğiyle Kastamonu'yu alan Süleyman karşısında Kötürüm Bayezid Sinop'a çekildi. Amasya'da bulunan İsfendiyar bunu duyunca babasının yanına döndü. Hüsameddin bu ayrılışı 785 yılına koyar ve Osmanlı müdahalesinin Amasya'yı İsfendiyar'ın varlığından kurtardığını düşünür. Ona göre Kötürüm Bayezid 787'nin başında İsfendiyar'ı ikinci kez Amasya'ya gönderip emirliğin Kastamonu'ya bağlanmasını istedi; Emir Ahmed misafirini yine Kızlar Sarayı'nda ağırladı, ama bu kez teklifine yanaşmadı. Kötürüm Bayezid'in kısa süre sonra ölmesiyle İsfendiyar yeniden ayrıldı. Hüsameddin, Amasya'daki eski sarayın sonraki yüzyıllarda "İsfendiyar Sarayı" diye anılmasını Kâtib Çelebi'nin dediği gibi bu iki konaklamaya bağlamayı uygun görmez; yüz elli yıl boyunca Osmanlı şehzadelerine ve hanımlarına yurt olan bir yapının birkaç ay kalan bir misafirin adını taşımasını garip bulur.
Emirliğin İdaresi
İsfendiyar'ın ilk ayrılışından sonra Emir Ahmed iç düzeni yeniden kurmaya girişti. Hüsameddin'e göre Amasya'yı tehdit eden Çonkaroğulları üzerine yürüyüp onları dağıttı, başlarındaki Bahtiyaroğlu Kara Devletşah'ı kaçırdı. Çorumlu'ya Timurhanoğlu Koç Hüseyin Bey'i emir yaptı. Osmancık'ta Beyleroğlu Mahmud Bey'i görevden alıp Tokat'a gönderdi, yerine kardeşi Abdullah Bey'i getirdi. Canik'te serbest davranan Tâceddin Bey üzerine Lâdik emiri Kubadoğlu Ali Bey'i yolladı ve Samsun emirliğini ona verdi. Hüsameddin bu dönemde emirliğin Amasya, Tokat, Çorum ve Samsun vilayetlerinden oluştuğunu yazar. Merzifon'un da Emir Ahmed'e ait olduğu, Yücel'in aktardığı yağma emrinden anlaşılır.
Devlet adamları büyük ölçüde babasından kalmıştı. Hüsameddin, Şadgeldi Paşa'nın veziri Torumtayzâde Sirâceddin Muhammed Çelebi'nin savaştan yaralı döndüğünü ve Emir Ahmed'in onu vezirlikte bıraktığını, Amasya beylerinin en yaşlısı Halifetzâde Alâeddin Ali Bey'i de kendisine danışman edindiğini yazar. Divanın kâtibi Muslihzâde Celâleddin Abdurrahman Çelebi'ydi; Amasya'nın hattat ve âlimleri arasında anılan bu kişi ileride şehrin kadısı olacaktı. Hüsameddin, Emir Ahmed'in çevresinde bulunan âlimler arasında Hüsâmeddîn Hüseyin el-Kâtî, Hüsâmeddîn Hasan el-Hoyî, Fahreddîn Osman et-Türkmânî, Şücâeddîn İlyas ve Niksarlı Bedreddîn Mahmud'u sayar ve "nâmına kitaplar telif edildiğini" söyler. Bunun bir kanıtını da verir: el-Kâtî'nin Emir Ahmed adına şerh ettiği Miftâh nüshasının ilk yaprağındaki Arapça kayıt, kitabın "âlim, âdil, Allah'ın desteklediği, muzaffer, mücahid, murabıt" emir "Fahreddîn Ahmed Çelebi"nin kütüphanesi için yazıldığını bildirir. Hüsameddin aynı kaydı biyografi bölümünde "Türk ve Ermeni emirlerinin meliki" unvanını da içeren daha uzun biçimiyle aktarır.
Hüsameddin'in bu yıllar için çizdiği tablo, iyi idare edilen ve saygı gören bir emirliktir. Aynı yazarın Emir Ahmed hakkındaki genel hükmü de övgü doludur: âlim, akıllı, tedbirli, âdil, yumuşak huylu, âlimleri ve şeyhleri seven, cömert bir büyük emir. Bu nitelemeler Hüsameddin'in kendi değerlendirmesidir; Bezm ü Rezm ise aynı kişiyi sözünden dönen, fırsat kollayan bir hasım olarak anar. İki yazar da birer sarayın adamıdır.
Osmanlı Himayesine Yöneliş
Kadı Burhaneddin'in baskısı sürdükçe Emir Ahmed için asıl soru, kimin himayesine sığınacağıydı. Hüsameddin'e göre danışmanı Halifetzâde Ali Bey, vaktiyle Ankara'da sekiz yıl yaşamış ve Osmanlıların gücünü yakından görmüş biri olarak Osmanlı himayesini önerdi. Emir Ahmed bunu Mısır'daki Memlûk sultanına başvurmaktan daha uygun buldu. Kayseri'deki Eretnaoğlu Câfer Bey ve onun idarecisi Cüneyd Bey ise aynı yıllarda Memlûk Sultanı Berkuk'tan himaye istemişti. Hüsameddin, 783'te Bursa'ya giden Amasyalı âlimlerin, özellikle Aksarâyîzâde Alâeddin Ali ile Merzifonlu Cemâleddin Saferşah'ın, I. Murad'a ve veziri Çandarlı Hayreddin Halil Paşa'ya Amasya'nın durumunu anlattıklarını ve olumlu cevap aldıklarını yazar. Vezir Torumtayzâde Sirâceddin Muhammed Çelebi de bizzat Bursa'ya gidip I. Murad'la görüştü, dönüşte Kadı Burhaneddin'le bir barış yapıp Osmanlı kuvvetinin gelişine kadar zaman kazandırdı.
Hüsameddin'e göre I. Murad 788'de (1386) Karamanoğullarını yendikten sonra oğlu Şehzade Bayezid'i bir askerî birlikle Kastamonu'dan Amasya'ya gönderdi. Emir Ahmed ve Amasya ileri gelenleri şehzadeyi Osmancık'ta törenle karşıladı. Şehzade Bayezid Osmancık'tan Kadı Burhaneddin'e elçi gönderip Amasya topraklarından çekilmesini istedi; Bezm ü Rezm'e göre Kadı Burhaneddin "Osmancık bize ait bir memlekettir, oradan kalkıp gitmelidir" diye karşılık verdi. Şehzade, Gümüş'te bir gün kaldıktan sonra Hüsameddin'in tahminiyle Şevval 788'in ilk günü, yani 1386 Ramazan Bayramı'nda Amasya'ya girdi ve Emir Ahmed'in sarayına indi. II. Bayezid dönemi şairi Hadîdî de manzum tarihinde Amasya beyinin şehrin ileri gelenleriyle Yıldırım Han'ı karşıladığını ve ülkeyi ona teslim ettiğini anlatır:
İledip şâhı tahtın itdi teslîm
Dedi ben kulunam senindir iklîm
Hüsameddin bu tarihi iki dayanakla savunur. Biri Kemalpaşazâde'nin Amasya'nın I. Murad zamanında fethedildiğini ve eyaletinin büyük oğlu Bayezid'e verildiğini söyleyen kaydıdır. Öteki, Osmancıklı Seydî Murad ile Hacı Sencer'in 9 Şaban 789 (1387) tarihli ortak vakfiyesidir: Osmancık mahkemesi bu vakıf için I. Murad'dan izin alındığını bildirir. Osmancık o sırada Amasya emirliğine bağlı olduğundan Hüsameddin, emirliğin bu tarihte Osmanlı hâkimiyetini tanımış olduğunu çıkarır. Bezm ü Rezm de Osmancık ve Maden kalelerinin Osmanoğlu'na teslim edildiğini, Amasya emiri Ahmed Bey'in "öteden beri âdeti olduğu üzere ahdini bozarak" Osmanoğlu'na yanaşıp onunla birleştiğini yazar.
Halil İnalcık, TDV İslâm Ansiklopedisi'nin I. Bayezid maddesinde bu anlatıya ihtiyatla yaklaşır. Ona göre Bayezid'in ilk Amasya valisi olduğu kanaati, Kadı Burhaneddin'e karşı Osmanlı hâkimiyetini kabul eden Amasya emiri Ahmed ve Çandarlı Süleyman Bey ile kurulan ilişkiler sırasında (1384-1388) bazı bölgelerin Osmanlı idaresine girmesinden doğmuştur. Yani Emir Ahmed'in bu yıllarda Osmanlı tâbiiyetini tanıdığı kabul edilir, ama Bayezid'in Amasya'ya fiilen vali olarak yerleştiği belgeyle gösterilemez.
Amasya Beylerbeyi
Hüsameddin'in anlatısında Osmanlı himayesi emirliği ortadan kaldırmaz; Emir Ahmed şehrin başında yeni bir unvanla kalır. Şehzade Bayezid Kosova seferine katılmak üzere Amasya'dan ayrılırken vilayeti "eski sahibi" Devâtdâr Ahmed Bey'e "Amasya Beylerbeyi" unvanıyla bıraktı. Hüsameddin, I. Murad'ın 789'da onu bu makamda onayladığını yazar. Yanına bir Osmanlı birliği de bırakıldı. Aynı sırada Amasya'nın bazı beyzadeleri şehzadenin maiyetinde Rumeli'ye gitti; bunlar arasında Emir Ahmed'in oğlu Şadgeldi, kardeşi Mustafa Bey'in oğlu İsa, amcazadesi Kutlu ve veziri Muhammed Çelebi'nin oğlu Kaya Bey de vardı. Hüsameddin'e göre Emir Ahmed Kosova Savaşı'na (1389) Amasya'dan asker ve erzak göndererek katıldı, kendisi elinde kalan kuvvetle Kadı Burhaneddin'e karşı durdu ve Yıldırım Bayezid'in tahta çıkışında vezirlik payesiyle ödüllendirildi. Bu son bilgi yalnız Hüsameddin'de geçer.
Bu yıllarda Kadı Burhaneddin Amasya'nın çevresini adım adım daralttı. Ahmet Şimşirgil'in Turhal üzerine çalışmasına göre Turhal, Kadı Burhaneddin'in birkaç meydan savaşında Emir Ahmed'i yenmesinden sonra kuşatıldı, şehrin dışına bir kale yapılarak sıkıştırıldı ve 1388'de Kadı Burhaneddin'in emirlerinden Devletşah tarafından alındı. Turhal'ın düşmesi Amasya yolunun Kadı Burhaneddin'e açılması demekti. Hüsameddin de Ahmed'in sofrasında büyümüş olan Bahtiyaroğlu Devletşah'ın Kadı Burhaneddin'e geçip Turhal'ı ele geçirdiğini, Kadı Burhaneddin'in Tokat'ı alıp Şeyh Necib'i oradan çıkardığını anlatır.
Hüsameddin'in aktardığı bir olay, Emir Ahmed'in bu yıllardaki tutumunu gösterir. Kadı Burhaneddin, Ahmed Paşa'nın eniştesi olan Tokat emiri Şeyh Necib'i Amasya'ya elçi gönderip Ahmed Paşa'nın kızlarından birini kendisine istedi. Hüsameddin bunu akrabalık yoluyla Amasya'yı ele geçirme planı olarak yorumlar. Ahmed Paşa elçiyi bağlatıp hapsettirdi, getirdiği hediyelere el koydu ve onu Sultan Bayezid'e göndermeye hazırlandı (791/1389). Amasya kadısı İmâdeddin Yûsuf Çelebi elçiye yapılan bu muameleyi ağır bulup itiraz edince görevden alındı, yerine Muslihzâde Celâleddin Abdurrahman Çelebi getirildi. Kadı Burhaneddin bunun üzerine Tokat'a yürüdü ve Amasya çevresini yağmalamaya başladı; Ahmed Paşa ise askeriyle şehirden çıkıp onu geri püskürttü.
Amasya Kuşatması ve Şehrin Osmanlılara Geçişi
Olayların düğümlendiği 1391-1392 yıllarında kaynakların anlatıları birbirine yaklaşır ama tam örtüşmez. Yaşar Yücel'in Bezm ü Rezm'e dayanan çalışmasına göre Kadı Burhaneddin 1391'de Amasya emirine ait Simalu kalesini ele geçirdi. Bunun sebebi, Emir Ahmed'in Osmanlıları Yeşilırmak bölgesine sokmak ve rakibini güçlü bir hasımla karşı karşıya bırakmak için bu kaleyi Yıldırım Bayezid'e vermeye niyetli olduğunu haber almasıydı. Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'e elçi gönderip Simalu'nun Osmanlılara verilmesinin söz konusu olmadığını bildirdi ve ondan Emir Ahmed'le iyi geçinmesini istedi.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin İsfendiyar Bey maddesi, ertesi yılın olaylarına başka bir ayrıntı ekler. Yıldırım Bayezid'in Çorumlu sahrasında Kadı Burhaneddin'e yenilmesinden sonra İsfendiyar Bey, öteki Anadolu beyleri gibi, hediyelerle vezirini Kadı Burhaneddin'e gönderip bağlılığını bildirmek istedi. Amasya beyi Emir Ahmed bu elçilik heyetini yakaladı ve Osmanlılara teslim etmek istedi. Olayı duyan Kadı Burhaneddin Amasya'ya giderek şehri ele geçirdi (1392-1393). Halil İnalcık'ın I. Bayezid maddesine göre ise Kadı Burhaneddin'in kuşatması altındaki Amasya emiri 1392'de şehri Osmanlılara teslim etti; ertesi yıl bölgeye gelen Bayezid Amasya'ya girerek şehri teslim aldı ve Çarşamba vadisindeki Tâceddinoğulları, Merzifon yöresindeki Taşanoğulları gibi yerel beyler de onun hâkimiyetini tanıdı. Şimşirgil de Kadı Burhaneddin'in 1392'de Amasya ve çevresine kolaylıkla sahip olduğunu, onunla başa çıkamayacağını anlayan Emir Ahmed'in Yıldırım Bayezid'e başvurup tâbiiyetini bildirdiğini ve 1393'te gelen Osmanlı kuvvetlerinin Amasya ile çevre kaleleri aldığını yazar.
Hüsameddin'in anlatımı bu olayların iç yüzüne dair daha fazla ayrıntı verir, ama kronolojisi farklıdır. Ona göre Kadı Burhaneddin ikinci kez Amasya'ya gelip Merzifon sahrasına indiğinde Ahmed Paşa ve Canik beyi Alp Arslan Bey Yıldırım Bayezid'den yardım istedi. Kadı Burhaneddin Amasya boğazını geçip şehre zorla girdi; Ahmed Paşa kaleye kapanarak savunmayı sürdürdü. Kadı Burhaneddin, kaleden çıkış yapan Osmanlı askerlerinden birkaçını öldürmekle övünüyor, kalenin kendisine teslim edilmesinde ısrar ediyor, ama bunu başaramıyordu. Yıldırım Bayezid'in Merzifon sahrasına geldiğini duyunca şehirden çekildi. Bezm ü Rezm bu çekilişi kendi açısından anlatır: Tâceddinoğulları ile Amasya emiri, sultandan barış ister görünürken gizlice Osmanoğlu'na sultanın Amasya'da uzun süredir oturduğunu, askerinin dağıldığını ve erzakının tükendiğini bildirmiş, onu "birtakım hile ve desiselerle" harekete geçirmişlerdi; sultan da askerini toplamak için Turhal'a çekilmişti. Hüsameddin Yıldırım Bayezid'in Amasya'ya bu ikinci gelişini 793 yılının başına koyar ve sultanın, Tokat'ı alıp ona sadakat gösteren Ahmed Paşa'yı ödüllendirdiğini, Tokat emirliğini Ahmed Paşa'nın amcazadesi Süleyman Şahzâde Kutlu Bey'e verdiğini yazar.
Böylece kaynaklar şu noktada birleşir: Amasya'nın Osmanlılara geçişi, Kadı Burhaneddin'in baskısı altındaki Emir Ahmed'in Osmanlı sultanına başvurmasıyla gerçekleşti; şehir fethedilmedi, teslim edildi. Tarih konusunda ise görüşler dağınıktır. Hüsameddin ilk bağlanmayı 788'e (1386) koyar; İnalcık teslimi 1392'ye, sultanın şehre girişini 1393'e; Şimşirgil Osmanlı kuvvetlerinin gelişini 1393'e; TDV'nin Amasya maddesi ise Amasya'nın Osmanlı topraklarına kesin olarak katılışını 1398'e yerleştirir. Hüsameddin bu ihtilafın farkındadır ve Osmanlı tarihçilerinin hiçbirinin "kuvvetli bir delil" göstermediğini yazar.
Son Yılları ve Ölümü
Emir Ahmed'in ölümüne dair tek ayrıntılı kayıt Hüsameddin'e aittir. Ona göre Kadı Burhaneddin, 794'te kendi atadığı Kayseri emiri Şeyh Müeyyed'i öldürttükten sonra Tokat'ı almak için hazırlık yapıyordu. Bunu haber alan Amasya beylerbeyi Ahmed Paşa maiyetindeki askerle Amasya'dan Tokat'a, oradan Artukabad'a gitti. Tokat emiri Şeyh Necib ile de birleşmişti. Artukabad'a varınca hastalandı ve Zilhicce 795'te (Ekim 1393) orada öldü. Tokat'a giderken kardeşi Mustafa Bey'i Amasya'da kaymakam bırakmıştı; ölüm haberi Sultan Bayezid'e bildirilince Mustafa Bey onun yerine Amasya beylerbeyi oldu ve Hüsameddin'e göre bu, Ahmed Paşa'nın kendi isteğiydi.
Bu tarih modern kaynaklarla tam uyuşmaz. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Kadı Burhaneddin maddesi, Timur tehlikesinin 1394 başında geçici olarak uzaklaşmasından sonra Kadı Burhaneddin'in "kendi topraklarına saldıran Amasya Emîri Ahmed Bey" üzerine yürüdüğünü ve her tarafı yakıp yıktığını yazar. Hüsameddin'e göre o tarihte Amasya'nın başında artık kardeşi Mustafa Bey vardı ve 796'da Tokat çevresini yağmalayan Kadı Burhaneddin'e karşı vilayeti o savunuyordu. Ya Hüsameddin'in verdiği ölüm tarihi erkendir ya da çağdaş kaynak Amasya emirini eski adıyla anmaktadır; eldeki malzeme bu soruyu çözmeye yetmez.
Mezarı bilinmiyor. Hüsameddin, Emir Ahmed'in cesedinin büyük ihtimalle Artukabad'a gömüldüğünü, Amasya'da kabrini çok aradığını, şüphelendiği birkaç yeri kazdırdığını ama bulamadığını anlatır. Kendi tahminine göre Narlı Bahçe Mezarlığı'nın kuzeyinde dört sütun üzerine oturan ve halk arasında Amasya valisi Şehzade Ahmed'in türbesi diye gösterilen kubbenin altında yatan kişi Devâtdâr Ahmed Paşa olabilirdi. Bu yalnız bir tahmindir ve doğrulanmamıştır. Hüsameddin, aile soyundan kalan kitabelerin, mezarların ve vakfiyelerin kaybolmasını Osmanlı idaresinin ilk yıllarındaki siyasi kaygılara bağlar; bu da onun kendi yorumudur.
Oğulları ve Soyu
Hüsameddin Emir Ahmed'in çocuklarını iki yerde biraz farklı sayar. Emirlik tarihinde oğulları Şadgeldi, Keygeldi, Ali ve Mustafa ile kızları Kadem, Şehzade ve Ehlî Hatun'u; biyografi bölümünde ise oğulları Şadgeldi, Keygeldi, Mehmed, Mustafa ve Burak Çelebiler ile kızı Ehlî Hatun'u anar. Bunlardan bazılarının sonraki hayatı izlenebilir.
Oğlu Şemseddin Şadgeldi Bey de, kısa bir süre için, Amasya'nın başına geçti. Ankara Savaşı'ndan (1402) sonra Timur, Amasya emirliğini Bahtiyaroğlu Kara Devletşah'a vermişti. Hüsameddin'e göre Amasya ileri gelenleri bu adamı şehre sokmamak için birleşti; Timur'un oğlu Kara Mehmed Sultan ile hocası Nu'mâneddin Abdülcebbar Amasya'ya gelip şehrin âlimlerini sınadığında müftü Gümüşlüzâde Pîr İlyas Çelebi'nin cevapları ve öteki âlimlerin sözleri, Kara Mehmed Sultan'ı Devâtdâr Ahmed Paşazâde Şadgeldi Bey'i emir tayin etmeye ikna etti (Rebiülevvel 805 sonu, Ekim 1402). Şadgeldi Bey, Bayezid Paşa'nın damadıydı. Çelebi Mehmed Amasya'ya dönünce görevden alındı ve Hüsameddin'e göre 816'da (1413-14) ailesiyle birlikte İznik'e gönderildi. İbn Arabşah, Yıldırım Bayezid'in Sivas'a gönderdiği oğlu Süleyman'ın maiyetinde "Mustafa b. Devâtdâr" adlı bir beyi sayar; Hüsameddin Keygeldi Bey'in de aynı maiyetle Sivas'a gittiğini ve bu eserde "Ceygeldi" diye anıldığını belirtir. Amasya yakınındaki Kızılca Çiftliği Keygeldi Bey'in mülkü olduğundan sonradan "Keygel" köyü adını almıştır.
Kızı Ehlî Hatun, Amasya'da adı bugüne kalan bir hayır eseri bıraktı. Hüsameddin'e göre Meydan Köprüsü başındaki Sabıkeddin Mahallesi'nde bulunan ve "Ehlî Hatun Tekkesi" diye de anılan Meydan Tekkesi'ni 871'de (1466-67) yaptırıp vakfını düzenledi ve tevliyetini kardeşi Burak Bey'in oğullarına bıraktı. Kabri bu tekkenin içindeydi ve Hüsameddin'in zamanında kadınların ziyaret yeri olarak biliniyordu. Tekkenin bulunduğu hücre yıkılınca kabir açıkta kalmıştı. Babasının ölümünden yetmiş yılı aşkın bir süre sonraki bu tarih, Ehlî Hatun'un çok uzun yaşadığını ya da vakfiyenin geç düzenlendiğini düşündürür; kaynak bu konuda açıklama yapmaz.
Hüsameddin, Burak Bey'i Osmanlı devletine çok sadık bir emir olarak anar. Ona göre Devâtdâr Ahmed Paşa'nın soyundan Şâdî Beyzâde, Burak Beyzâde, Şâdî Paşazâde, Sinan Paşazâde ve Kadızâde adlarıyla beş kol çıkmış, bunların bir kısmı XIX. yüzyıla kadar Amasya'da varlığını sürdürmüştür. 997'de (1588) Amasya sancakbeyi olan "Alacaatlı" Ahmed Bey'i de Üçler Mahallesi'nde oturan Devâtdâr Paşazâdelerden Yahya Bey'in oğlu olarak tanıtır.
Amasya'daki İzleri
Emir Ahmed'e ait ayakta bir yapı, kitabe ya da sikke bilinmiyor. Hüsameddin, babası Şadgeldi Paşa'nın para bastırdığını, ama ne onun ne de oğlunun sikkesinin bulunduğunu belirtir. Şehirdeki izleri dolaylıdır. Hüsameddin'e göre "Çelebiler Hamamı" diye anılan Yukarı Hamam, Çelebi Ahmed Paşa'nın mülkü olarak evlatlarına geçmiş, II. Bayezid'in eşi ve Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun bu hamamı onun torunlarından satın alıp hayratına vakfetmişti. Hüsameddin'in Kızlar Sarayı diye andığı eski saray da, Emir Ahmed'in kayınbiraderi İsfendiyar Bey'i burada iki kez ağırlamasıyla kaynaklara girmiştir. Çeribaşı Mahallesi de adını Şadgeldi Paşa ve Devâtdâr Ahmed Paşa dönemlerinin emirlerinden Çeribaşı Emîneddin Mehmed Çelebi'den alır; Hüsameddin bu emirin 793'te hayatta olduğunu bir vakfiyenin şahitleri arasından tespit etmiştir.
Daha kalıcı iz, siyasidir. Amasya'nın, şehzadelerin yetiştiği bir Osmanlı sancağı olarak geçireceği bir buçuk yüzyıl, Emir Ahmed'in Kadı Burhaneddin karşısında Osmanlılara yaslanma kararıyla başladı. Hüsameddin bu kararı milliyetçi bir dille, Amasyalıların "Türk birliğine" ilk katılanlar olması olarak över; Bezm ü Rezm ise aynı adımı bir sözünde durmazlık olarak kaydeder. İki yorumun ortak noktası, Amasya'nın zorla alınmadığı, kendi emirinin elinden Osmanlılara geçtiğidir.
Kronoloji
1378 dolayı: Eretnaoğlu Ali Bey'in Amasya'ya gelişi sırasında Seydî Hüsam'ı hapsettirdi (Hüsameddin; Öden'e göre Ali Bey'in Amasya seferi 1378).
Ramazan 783 (Kasım-Aralık 1381): Babası Hacı Şadgeldi Paşa Kazova'da öldürüldü; Emir Ahmed Turhal'da emir ilan edildi (Hüsameddin). TDV ölümü 1381 sonbaharına koyar.
783 sonu (1382 başı): Kadı Burhaneddin'le Turhal yöresindeki çarpışmalardan sonra İsfendiyar Bey'le birlikte Amasya'ya döndü (Hüsameddin).
1382: Kadı Burhaneddin'in Tokat kuşatması sırasında saldırıya geçti; Kadı Burhaneddin'in ordusu dağıldı (TDV).
785 (1383-84): Kötürüm Bayezid'in desteğiyle giriştiği intikam seferinde Kadı Burhaneddin'e yenildi (TDV, Yücel).
1384: Kadı Burhaneddin Amasya emirini üst üste yendi (TDV).
787 (1385): İsfendiyar Bey ikinci kez Amasya'ya geldi; Kötürüm Bayezid'in ölümüyle ayrıldı (Hüsameddin).
Şevval 788 (Ekim-Kasım 1386): Hüsameddin'e göre Şehzade Bayezid Amasya'ya geldi ve emirlik Osmanlı himayesine girdi.
789 (1387): Hüsameddin'e göre I. Murad tarafından Amasya beylerbeyi olarak onaylandı.
1388: Turhal, Kadı Burhaneddin'in emiri Devletşah tarafından alındı (Şimşirgil).
791 (1389): Kadı Burhaneddin'in elçisi Şeyh Necib'i hapsettirdi (Hüsameddin).
1391: Kadı Burhaneddin, Amasya emirine ait Simalu kalesini aldı (Yücel).
1392: Kadı Burhaneddin'in kuşatması altındaki Amasya, Osmanlılara teslim edildi (İnalcık); TDV'nin İsfendiyar Bey maddesi şehrin bu sırada Kadı Burhaneddin'in eline geçtiğini yazar (1392-1393).
1393: Yıldırım Bayezid Amasya'ya girdi (İnalcık, Şimşirgil).
Zilhicce 795 (Ekim 1393): Hüsameddin'e göre Artukabad'da hastalanarak öldü; yerine kardeşi Mustafa Bey geçti.
1394: TDV'ye göre Kadı Burhaneddin "Amasya emiri Ahmed Bey" üzerine yürüdü.
1398: TDV'nin Amasya maddesine göre Amasya kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı.
Kaynakça
Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, s. 91-93, 104-153 (e-kitap 1-4. cilt s. 427-451). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page437.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 58, 124, 184, 251, 397 (e-kitap 1-4. cilt s. 93, 115, 136, 158, 181, 205); c. 6, s. 358-362 (e-kitap 6-8. cilt s. 115-117). amasya.bel.tr
- Abdülkerim Özaydın, "Kadı Burhâneddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 74-77. https://islamansiklopedisi.org.tr/kadi-burhaneddin
- İlhan Şahin, Feridun Emecen, "Amasya", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 1-4. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya
- Halil İnalcık, "Bayezid I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 231-234. https://islamansiklopedisi.org.tr/bayezid-i
- Zerrin Günal, "İsfendiyar Bey", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 22, İstanbul 2000, s. 512-514. https://islamansiklopedisi.org.tr/isfendiyar-bey
- Yaşar Yücel, "Candaroğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 146-149. https://islamansiklopedisi.org.tr/candarogullari
- M. Yaşar Yücel, "Kastamonu'nun İlk Fethine Kadar Osmanlı-Candar Münasebetleri (1361-1392)", Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi. https://dspace.ankara.edu.tr/server/api/core/bitstreams/e5c29a94-1259-4a33-8bbd-aa4f735220e7/content
- Ahmet Şimşirgil, "XV ve XVI. Asırlarda Turhal", Türklük Araştırmaları Dergisi, 8 (Mehmet Akalın Armağanı), İstanbul 1997, s. 463-464. https://isamveri.org/pdfsbv/D00142/1997_8/1997_8_SIMSIRGILA.pdf
- Zerrin Günal Öden, "Kadı Burhaneddin Karşısında Bir Selçuklu Şehzadesi Kılıç Arslan", Belleten, 64(241), 2000. https://belleten.gov.tr/tam-metin/2577/tur
Çevrimiçi kaynaklar






