İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (19)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 194–198 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Bu hamâm, hükümdâr-ı müşârün-ileyhin binâ eylediği hayrâtdan olmayıp kendisine şirâ'en mülkiyetle intikâl etmesi muhtemeldir. Mu'ahharan evlâdı tarafından vakf edilmiş olur. Fakat yukarıda bulunan şu büyük hamâmın cihet-i şarkiyyesinde ya'nî arkasında diğer ufak bir hamâm olup büyük hamâmın tarz-ı inşâsına pek de müşâbih değildir. Bu hamâmı kasabanın üst tarafında eski şehir harâbesinin üzerinde bir imâret ve misâfirhâne binâ eden "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" binâ etmişdir.

Emîr-i mûmâ-ileyh "Mustafa Bey" 835'de bu kasabada bir imâret ve misâfirhâne binâ ederek evkâfını 840'da tanzîm etmişdir. Bu hamâmların aşağı taraflarında görülen kârgîr câmi-i şerîf 925'de Karaman beylerbeyi "Şâdî Paşa" tarafından tecdîd ve evkâfı tanzîm edildiğine nazaran bu câmi-i şerîf de büyük hamâm ile beraber yapıldığı anlaşılmakdadır.

900 târîhinde Amasya'da "Kızlar Ağası" demekle meşhûr olan "Fîrûz Ağa" bu kasabanın ortasında dağ tarafında kârgîr, gâyet metîn bir medrese-i âliye binâ ve evkâfını tanzîm ederek şehrin umrânına pek büyük himmet etmişdir. Ba'dehû 1048'de Havza eşrâfından [366] "Hacı Uğurluzâde Müstecâb Ağa" bir mekteb ve 1178'de eşrâfından "Osmân Bey", "Şâdî Paşa Câmi-i şerîfi"ni tecdîd ve şark tarafına âlî bir medrese binâ ederek hidemât-ı mebrûre ibrâz eylemişlerdir.

1298 târîhine kadar bir kadı ve bir müdür ile idâre olunan bu kasaba önünden şose yolu imrâr, müvâridât ve münâkilât-ı dâ'ime teshîl edildiği münâsebetle şehrin kıymeti terakkî ve Tatar ile Çerkes muhâcirlerinin iskânından dolayı cesâmeti, nüfûsu, ihtiyâcâtı fevkalâde tezâyüd eylediğinden bahâr mevsimlerinde Ankara, Sivas, Trabzon gibi vilâyât-ı ba'îdeden gelen halkın istirâhâtı te'mîn olunmak üzere her gün bir panayır şeklini ahz eden bu kasabada cesîm hânlar binâ edilmeğe başlanmış ve bir kâ'im-makâmın idâresine verilerek kazâ teşkîl edilmişdir.

Yıldan yıla ehemmiyeti tezâyüd eden bu kasabada menâfi'-i iktisâdiyye dahi tezâyüd ve tüccâr, esnâf, amele ve bütün ahâlî-i meskûne iktisâb-ı servet ederek şehrin cesâmet ve tezyînine hizmet etmiş olduklarından târîh-i mezbûra kadar nihâyet yüze karîb olan hânelerinin a'dâdı hâl-i hâzırda beşyüze tekarrüb etmişdir. Fakat şu mebânî-i cedîdenin rub'u denecek kadar hânlar çoğalmış ve yıldan yıla fa'âliyet-i ticâriye artmışdır.

Lâkin kazâ teşkîl olundukda gûyâ Havza'da hiçbir barınacak, hükûmet konağı ittihâz edilecek bir yer yok imiş gibi dörtyüz [367] seneden beri dârü'l-ilm olarak idâme-i mevcûdiyet eden "Fîrûz Ağa Medresesi" 1300 târîhinde hükûmet konağı ittihâz edilmiş olduğundan cebhesinin fevkânîsine birkaç hücre-i iştigâl binâ edilmiş ve medresenin dershânesi hapishâne ve cebhenin tahtânîsi zâbıta koğuşu ve sâ'ir odaları birer dâ'ire yapılmış ve "Osmân Bey"in medresesiyle "Müstecâb Ağa"nın mektebi çokdan harâb olmuş bulunmakla kocaman Havza Kasabası'nda ta'lîm-i sıbyân ve ta'mîm-i irfân edecek bir yer kalmamışdır.

Binâ'en-aleyh 1300 târîhinden i'tibâren şu noksânın ehemmiyeti takdîr olunarak bir mekteb-i ibtidâ'î ve 1304 hudûdunda i'ânât ile "Aşağı Mahalle"de bir câmi-i şerîf ve 1310'da bir medrese binâ ve 1312'de mekteb-i ibtidâ'î, görülen lüzûma binâ'en mekteb-i rüşdîye tahvîl ve ta'mîm-i ma'ârif husûsundaki noksânın izâlesine hizmet edilmiş ise de koca bir medrese-i metîne yok yere imhâ ve arsa-i mevkûfesi de izâ'a edilmiş demekdir.

1308'de Sivas vâlîsi olan esbak dâhiliyye nâzırı "Mazlûm Paşazâde Memdûh Efendi" şu kasabanın menâfi'-i iktisâdiyyesini gördükde büyük hamâmın cenûb tarafında ya'nî karşısında cesîm bir otel ve altına bir hamâm-ı latîf inşâ ve cebren büyük hamâmın suyundan aldığı mikdârı bu hamâma icrâ ve mütevellî-i vakf olup da i'tirâz eden eşrâf-ı kazâdan "Hacı Mahmûd Ağa"yı Ankara’ya nefy ve iclâ [368] eylediyse de 1326'da i'lân edilen meşrûtiyet akîbinde kendisi menkûb ve cebren aldığı su dahi şu değerli akârın ma'ârif-i memlekete bir îrâd-ı mahsûs olmak üzere elinden çıkmasına bâ'is olmuşdur.

1322'de kâ'im-makâm-ı kazâ "Abdurrahmân Nâ'ilî Bey" zamânında hükûmet konağı ittihâz edilen medrese-i kadîme tamâmiyle hedm ve tahrîb edilerek yerine cesîm bir hükûmet konağı yapdırmış ve zamânında binlerce nakd ve himmetle husûle gelen bir dârü'l-ilm, evkâfıyla beraber yirmi sene zarfında yok olmuş ve "Mustafa Bey"in imâreti, misâfirhânesi de harâb olarak eski "Hancere" kasabasının harâbesi gibi bir hâle gelmişdir.

Bu medrese, vaktiyle gâyet ma'mûr, pek çok fuzalâya mesken olup erba'în râddesinde olan ders-i âm efendilere tevcîh olunmuş ve buraya müderris olan efendiler dahi bu kasabada tedrîs-i ulûm ederek neşr-i füyûzât etmişler idi. Fakat usûl-i verâset bu vazîfe-i tedrîsi kayd-ı ma'îşete rabt eylediğinden müderrisleri Havza'da bulunamayıp vekâletle idâre-i umûr-ı tedrîs etmelerine bâ'is olmuşdur.

Bu medresenin müderrisleri ekseriyetle kibâr-ı ulemâdan olup "Müftüzâde es-Seyyid Abdurrahmân Efendi" müderris olduğu hâlde 1148'de vefâtıyla "Müftü Ahmed Efendi" ve 1158'de "Hüseyin Efendizâde Mustafa Efendi" ve 1162'de vefâtıyla mahdûmu "Hâfız Abdullah [369] Efendi" ve 1192'de vefâtıyla ulemâdan "es-Seyyid Ali Efendi" ve 1209'da meşâhîr-i fuzalâdan "Payaslı el-Hâc Mehmed Efendi" ve irtihâlinde mahdûmu kibâr-ı ulemâdan "el-Hâc Abdulhalîm Efendi" bu medreseye müderris olup "Hacı Abdulhalîm Efendi"nin vefâtında mahdûmları "el-Hâc İsmâ'îl Hakkı, Mehmed Emîn, Abdülmecîd Nâ'ilî" Efendiler tedrîse mutasarrıf olmuşlar idi.

Bu kazâya bidâyet-i fethinde Türk kabâ'ilinden "Gidürlü, Çarıklı, Kanıklı" kabîleleri iskân edilmiş olduğundan bu nâmlar el-yevm köy olmak üzere bulunmakdadır. Kazânın hâvî olduğu kurâ elli kadar ve nüfûs-ı umûmiyyesi de otuz bin râddesinde olup kadîmen "Halyas, Kamlık, Gidürlü, Simre" nâmlarıyla dört nâhiyeye münkasim olmuşdur:

1- "Halyas Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şark-ı cenûbî taraflarını ihâta eder. El-yevm buna "Hıllaz" nâmı verilmekdedir. Bu nâhiyede kadîmen bir ılıca olup suyu ılık, şifâsı mücerreb, mevki'i latîf olduğundan yanında otel, hân yapılmış ve 1300 târîhinden beri iktisâb-ı şöhret etmişdir. Elsine-i âmmede "Hıllaz Ilıcası" denir. Ba'zılar bu ılıcanın havâss-ı şifâ'iyyesini ta'dâd ederek Havza kaplıcasına fâ'ik add etmekde ise de kaplıcadan ümîd edilen fevâ'id, ılıcanın te'mîn etdiği menâfi'a râcih olduğu şübhesizdir. [370]

2- "Kamlık Nâhiyesi"dir ki: Kazânın şark-ı şimâlî taraflarını ihâta eder. Bu nâhiye-i kadîme oldukça meşhûr olup "Dereköyü" bu nâhiye dâhilindedir. Dereköyü'nde ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Emîr el-Hâc Veliyyeddîn bin Berekât Şâh" 647'de bir câmi-i şerîf ve türbe binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Emîr-i meşhûr "Mübârizeddîn Îsâ bin İldaş" dahi bu nâhiyedendir. Buna kuyûd-ı atîkada "Kanık Nâhiyesi" denir. Gâlibâ "Kamlık" lafzı "Kanklıg" ta'bîrinden galat olmalıdır.

3- "Gidürlü Nâhiyesi"dir ki: Kayden bu nâhiye "Gedirlü" resmiyle mukayyed olup kazânın şimâl-i garbî taraflarını ihâta eder. "Gidürlü Kabîlesi" re'îsi bulunan "Emîr Celâleddîn Mâh Melek bin Mehmed el-Havzî" bu nâhiyeden neş'etle kazâyı istîlâ ve 665 hudûdunda i'lân-ı istiklâl etdiği cihetle Amasya hükûmetini birkaç sene meşgûl etmişdir.

4- "Simre Nâhiyesi"dir ki: Kazânın garb taraflarını ihâta eder. Bu nâhiyede vaktiyle "Kanglı Kabîlesi" meskûn olduğu münâsebetle selâtîn-i Selçûkiyye'nin eyyâm-ı inkırâzında Amasya'da bulunanları bu nâhiyede ikâmet etdiklerinden bu "Simre Nâhiyesi" târîhen pek ziyâde hâ'iz-i şöhret olmuşdur.

Anadolu'da mülûk-ı Selçûkiyye'nin sonu olan "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" bu nâhiye dâhilinde "Tatar Kalesi" nâm karyede medfûn olduğu gibi bunun şehzâdesi ve halefi bulunan "Gâzi Çelebi" [371] demekle meşhûr "Sultân Tâceddîn Altunbaş Selçûkî" de "Umur Bey", nâm-ı diğer "Şeyh Savcı" nâm karyede medfûn olduğu kuyûd-ı resmiye ile müsbetdir.

Kuyûd-ı resmiyede "Türbe-i Sultân Mes'ûd bin Keykâvus Der-Karye-i Tatar Kalesi Der-Simre-i Havza Tâbi'-i Amasya" ve mahdûmu hakkında dahi "Türbe-i Gâzi Çelebi Şehzâde-i Sultân Mes'ûd Der-Karye-i Umur Bey Nâm-ı Diğer Şeyh Savcı Der-Simre-i Havza Tâbi'-i Amasya" ve "Türbe-i Sultân Tâceddîn Şehzâde... ilâ-âhir..." diye mestûr ve Sultân Mes'ûd, Büyük Sultân Gâzi ve Sultân Tâceddîn, Küçük Sultân Gâzi demekle meşhûr olduğuna binâ'en selâtîn-i Selçûkiyye'den şu iki zâtın bu "Simre Nâhiyesi"nde olduğu muhakkakdır.

Bu kaydın esâsı "Gâzi Çelebi"nin vakfiyesi olup 765 târîhinde tanzîm edildiğini iş'âr eden vakfiyede "Sultân Tâceddîn Altunbaş bin Sultân Mes'ûd bin Sultân Keykâvus-ı Selçûkî" eczâ-yı şerîfe-i Kur'âniyye kırâ'at için bâlâda ta'dâd edilen kurâyı vakf etdiği mezkûrdur.

"Tatar Kalesi"nde "Sultân Mes'ûd"un nâmına bir türbe, bir medrese ve bir câmi-i şerîf mukayyed ve "Umur Bey Karyesi"nde "Şeyh Savcı" nâmına bir zâviye ve "Sultân Tâceddîn" nâmına bir türbe muharrer ve bunların müderrisleri, hatîbleri, şeyhleri, cüzhânları, mütevellîleri kayden mazbût olduğuna binâ'en "Şeyh Savcı", nâm-ı diğer "Umur Bey" [372] ve "Tatar Kalesi" karyelerine azîmetle taharriyât-ı ciddiye icrâ edildiyse de "Tatar Kalesi"nde "Sultân Türbesi" nâmıyla taş yığınlarından ibâret bir türbe harâbesi ve "Şeyh Savcı Karyesi"nde dört duvârdan ibâret "Sultân Altunbaş"ın mezârı demekle meşhûr bir mezâr bulunabilmişdir. Medreseden eser olmayıp her iki karyede ahşâbdan birer câmi ve tekke nâmına bir köy odası bulunmakdadır.

"Tatar Kalesi" demekle meşhûr olan köyde vaktiyle Amasya'da ikâmet ve bilâd-ı Rûm'a nezâret eden Tatar kumandanlarının bu civârda vekîl-i umûru olan Tatar Beyi oturduğu münâsebetle tesmiye edilmiş olduğu gibi bu kazâ dâhilinde "Şeyh Durasın, Şeyh Bâyezîd, Şeyh Savcı" nâmlarıyla meşhûr köyleri vardır.

IV - Dördüncüsü "Köprü Kazâsı"dır ki: Şarkan Havza, garben Osmâncık ve Boyabad, cenûben Merzifon ve Hacıköyü ve şimâlen Bafra kazâlarıyla mahdûd olup merkezi "Taşan Dağı"nın şimâl-i garbî eteklerinde iki tepenin ortasında ârızalı ve garba doğru mâ'il olan bir mevki'-i latîfde kâ'in "Köprü Kasabası"dır.

Bu kasabanın nâm-ı kadîminde "Şın, Kedeğra" nâmlarına dâ'ir iki rivâyet mevcûd olduğundan bunları tedkîk etmek fâ'ideden hâlî değildir. Evliyâ Çelebi, "Seyâhatnâme"sinde diyor ki: "Bu şehir kadîmen "Şın " adıyla müsemmâ olup "Şın", "Amâlika" lisânında "köprü" ma'nâsınadır." Şu rivâyetden anlaşıldığına göre "Şın Kasabası", [373] "Köprü Kasabası"nın mevki'en ve ma'nen aynı olup biri Amelîkî, diğeri Türkî olur.

Kurûn-ı ûlâda "Amâlika" tâ'ifesinin Anadolu'da bulunduğu ba'zı rivâyât-ı za'îfeden müstebân olmakda ise de bunu te'yîd edecek edille-i târîhiyye yokdur. "Şın" lafzının "Amâlika" lisânında "köprü" ma'nâsına olduğunu tashîh edecek rivâyet, muharrir-i âcize mechûldür. Binâ'en-aleyh, şu rivâyetin me'hazı ma'lûm olmadıkça şâyân-ı kabûl olması biraz müşkil olur.

"Kedeğra Kasabası" "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" tarafından 538 târîhinde binâ edilmiş olduğu ve "Kedeğra" nâmıyla tesmiye edildiği "el-Aylemü'z-Zâhir", "Câmiu'd-Düvel" gibi tevârîh-i umûmiyyede mezkûrdur. Bu kasabanın "Kedeğra" nâm-ı kadîmi bütün kuyûd-ı atîka ve sicillât-ı şer'iyyede mestûr olup "Köprü Kasabası"nın mevki'en aynı olduğuna dâ'ir kayd-ı resmî ve delîl-i târîhî yokdur. Fakat gayrı olduğu tedkîkât-ı kuyûdiyyeden anlaşılmakdadır. Şöyle ki:

"Yörgüç Paşa"nın "Köprü"ye âid vakfiyesinde "Kedeğra" medînesi civârında "Köprü Karyesi" başında bir câmi-i şerîf binâ ve masârif-i şer'iyyesine dâ'ir ta'yîn-i vezâ'if etdiği mezkûrdur. Kezâlik "Tâceddîn Paşa"nın vakfiyesinde "Kedegra Kasabası" civârında "Köprü Karyesi"nde bir câmi-i şerîf ve imâret ve hamâm binâ ve evkâfını tanzîm etdiği mestûrdur. 834 târîhinde tanzîm edilen "Yörgüç Paşa"nın [374] ve 900 târîhinde tertîb olunan "Tâceddîn Paşa"nın vakfiyelerinden anlaşıldığı üzere "Köprü", "Kedeğra Kasabası" civârında bir köy olduğu muhakkakdır.

Bütün sicillât-ı şer'iyyede, vesâ'ik-i atîkada "Câmi-i Yörgüç Paşa Der-Karye-i Köprü Der-Civâr-ı Medîne-i Kedeğra Tâbi'-i Amasya" ve "Câmi ve İmâret-i Tâceddîn Paşa Der-Kasaba-i Köprü Der-Civâr-ı Medîne-i Kedeğra Tâbi'-i Livâ-i Amasya" diye mestûr olduğundan "Kedeğra kasabası mevki'i başka, "Köprü Köyü" ve mu'ahharan "Köprü Kasabası" mevki'i yine başka olduğu ve yekdiğerine muttasıl bulunduğu şübhesizdir. Şu hâlde "Köprü Kasabası", "Kedeğra Kasabası"nın mevki'en aynı değil, belki mütemmimi olur. Bu iki nâmın daha eskisi ne olduğu ma'lûm değildir.

Çünkü Köprü Kasabası’nın yerinde olan şehr-i kadîm, Amasya'nın hükûmet-i Dânişmendiye tarafından feth olunduğu esnâda feth edilmiş olduğundan tekrâr istirdâdı için Rûmlar, ba'dehû ehl-i salîb taraflarından tevâlî eden muhârebât-ı salîbiyyede harâb olmuş idi. Mu'ahharan "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" Amasya hükûmetini istîlâ eylediğinden dâhilinde bulunan bu kasabayı eski şehre hâkim olan bir mevki'-i âlîde hisâr içinde bir şehr-i latîf binâ ve "Kedeğra"¹⁹¹ nâmıyla tevsîm etmişdir.

El-yevm "Kedegra Kasabası", "İç Kale Mahallesi" ile civârında bulunan "Molla Hasan, Ganizâde, Abdullatîf" ve bunların arasında vâki' mahallâtın bir kısmını hâvî olan mevki' olup cümlesi bir hisârın içinde bulunduğu harâbe-i bâkiyesinden anlaşılmakdadır. "Köprü" dahi el-yevm "Orta Câmi" demekle meşhûr olan "Yörgüç Paşa Câmi-i şerîfi"nin şimâl ve garb taraflarına tesâdüf eden yerlere denir. Anadolu'da Eşkiyâ-yı Celâliye'nin 1009'da etrâfa verdiği dehşet üzerine Köprü voyvodası meşhûr "Durak Ağa" ve za'îmi "Sinan Çelebioğlu Mustafa Ağa"¹⁹², "İç Kale Mahallesi" civârında eşkiyâdan tehaffuz için ta'biye şeklinde toprakdan bir kale yapmış ve mu'ahharan burası da kesb-i cesâmet ederek bir mahalle şeklini almış olduğundan "Toprak Kale Mahallesi" dahi bu "Kedeğra Kasabası"ndan ma'dûd olmuşdur.

Kadîmen bir şehr-i cesîm olduğu hâlde mu'ahharan harâb olduğu ve esnâ-yı hafriyâtda câbecâ tesâdüf edilen âsâr-ı kadîmesinden anlaşılan ve ancak bir kısmı üzerine "Köprü" nâmıyla bir köy yapılan mevki' [376] dahi "Köprü Kasabası" olup burası 612 târîhlerinden sonra bulunan vesâ'ik-i atîkada umûmen "Köprü Karyesi" olmak üzere gösterilmekdedir. Bu nâm dahi "Kedeğra Kasabası"na karşı yakadan mürûru teshîl için "İstavlaz Çayı"nın üzerine yapılan köprüden dolayı tahaddüs etdiği şübhesizdir.

"Kedeğra Kasabası"nda ikâmet eden "Sultân Cemâl-i Dânişmendî" Amasya hükümdârı "Şâdgeldi Pâdişâh" tarafından "Kayseriyye"ye irsâl ve emîr-i mûmâ-ileyhin müşâviri olan "eş-Şeyh Alâ'eddîn Ali Şirvânî"yi bu "Köprü Köyü"nde ikâme etdiğinden şeyh-i mûmâ-ileyhin ahfâdı burada temâyüz etmiş ve Amasya vâlîsi "Yörgüç Paşa", Koca Kayası beyi "Haydar Bey"i Amasya'ya kaldırdığı esnâda "Köprü Köyü" ile "Kedeğra Kasabası" arasında bulunan mevki'-i hâlîde bir câmi-i şerîf binâ ve etrâfına ba'zı Türkmen aşîretlerini iskân eylemiş bulunduğu münâsebetle "Köprü Köyü" terakkî etmeğe başlamışdır.

Amasya vâlîsi şehzâde "Sultân Ahmed"e bu "Alâ'eddîn Şirvânî" ahfâdından "Tâceddîn Paşa - Tâcî Bey" 896'da sâhib-i dîvân oldukda bu köyde mükemmel bir câmi-i şerîf ve imâret ve hamâm ve "İstavlaz Çayı" kenârında "Sultân Ahmed Çelebi"ye bir sarây-ı âlî binâ ederek şehzâde-i müşârün-ileyhin bahâr mevsimlerinde bu "Köprü"ye teşrîfini teshîl etdiğinden imâret vesîlesiyle pek çok zu'afâ, fukarâ ve şehzâdenin teşrîfi münâsebetiyle ba'zı ümerâ [377] bu "Köprü"de ikâmet ve konaklar binâ etmiş ve "Köprü Köyü"nün şerefi tezâyüd edib buradan zuhûr eden zevâta "Köprülü" ve kasabadan zuhûr eden zevâta "Kedeğralı" denmişdir.

Bu târîhden i'tibâren "Köprü Köyü" bir kasaba hâlini ahz ederek "Köprülü Abdullatîf Efendi" şimdiki mahallesinde ve "Kedeğralı Abdulganîzâde Mehmed Çelebi" bunun yanında birer mahalle ihdâs ve her biri mahallesinde câmi, mekteb inşâ ve diğer Köprülüler, Kedeğralılar dahi bunlara teba'iyyet ederek mensûb oldukları kasabalarını binâ-yı hayrât ile i'lâ etmekde yekdiğerine müsâbakat etmişlerdir.

Binâ'en-aleyh 1068 sâline kadar yanyana bulunan şu iki kasabanın arası tamâmiyle dolup yekdiğerinden tefrîk olunmayacak bir hâle gelmiş olduğundan "Köprülü Mehmed Paşa"nın zamân-ı vezâretinde her ikisine birden "Vezîrköprüsü" unvânı verilmiş ve "Kedeğra Kazâsı" unvânı "Vezîrköprü Kazâsı" unvânına tahavvül etmiş ise de bu unvân bir kayd-ı resmîden ibâret kalarak elsine-i âmmede "Köprü Kazâsı", "Köprü Kasabası" nâmı iştihâr edib "Kedeğra Kazâsı", "Kedeğra Kasabası" nâmı unutulmuşdur.

"İç Kale Mahallesi"nde "Aydın Tekkesi" binâ olunmuş ba'dehû "Cümûdâroğlu Hasan Gâzi" tarafından bir câmi-i şerîf ve "Kaya Beyoğulları" tarafından bir mekteb inşâ olunarak "Buruk Mâlikânesi" cümlesi [378] tarafından vakf edilmişdir. "Köprü Kasabası" köy hâlinde iken "Şeyh Alâ'eddîn Şirvânî" orada bir mescid ve mahdûmu "Lalacık Gâzi Bey" bir tekke binâ ve evkâfını tanzîm ve 900'de bu "Gâzi Bey"in hafîdi "Tâceddîn Paşa" mükemmel, gâyet metîn bir câmi-i şerîf ve mekteb ve imâret ve hamâm ve "Şeyh İbrâhim Baba"ya bir tekke binâ etmişdir.

Bu esnâda "Şehzâde Sultân Ahmed" sarâyı civârında müzeyyen bir çeşme binâ ederek "Sultân Pınarı" demekle meşhûr ve ba'dehû bir mahalleye alem-i mahsûs olmuşdur. "Abdulganîzâde Mehmed Çelebi", "Şeyh Sâlih Efendi"ye diğer bir tekke binâ edib 1011'de eşkiyâ-yı Celâliye'nin hücûmuyla "Köprü Kasabası" muhterik olduğundan şu evkâfın mütevellîleri câmileri, mektebleri kısmen i'mâr etmiş ve Köprü a'yânından "Yûsuf Ağa" diğer hamâm inşâ ve birkaç muhterik mescidi i'mâr ve "Köprülü Durak Ağa", "Şeyh Mehmed Efendi"ye diğer bir tekke binâ etmişdir.

"Köprülü Mehmed Paşa", zamân-ı sadâretinde bu "Köprü Şehri"ni i'mâra himmet ederek şehrin şark tarafında cesîm bir musallâ binâ ve ta'âmiye vaz' etmiş ve şehre su getirmek için cesîm su yollarına mübâşeret etdiği bir zamânda vefât eylediğinden halîlesi "Ayşe Hanım" şu hayrâtı ikmâl ve bir câmi-i şerîf ve iki hamâm ve cesîm bir bedestân inşâ ve evkâfını 1078'de tanzîm etmişdir.

Ba'dehû sadr-ı müşârün-ileyhin mahdûmu "Fâzıl Ahmed Paşa" kârgîr [379] bir medrese-i âliye ve ağalarından "Hüseyin Ağa" bir câmi-i şerîf ve "Abdülkerîm Ağa" bir medrese ve "Dede Yûsuf Ağazâde Mehmed Ağa" "Değirmenbaşı Mahallesi"nde bir câmi-i şerîf ve mekteb binâ ederek 1100 târîhine kadar "Köprü Kasabası"nı i'mâr etmişlerdir.

1143'de bostancıbaşı "Köprülü el-Hâc Süleyman Ağa" "Tâceddîn Paşa Câmii" avlusunda bir medrese ve "Sultân Pınar Mahallesi"nde bir câmi-i şerîf ve mekteb ve 1212'de müftî-i şehîd "es-Seyyid Mustafa Efendi", "Ganizâde Mahallesi"nde bir zâviye ve karşısında bir hân-ı cesîm ve 1220'de "es-Seyyid Osmân Efendi" "Uzun Sokak Mahallesi"nde "Rahmâniye Medresesi"ni binâ ve cümlesini de vakf etmişlerdir.

Köprü'nün kadîmen medreseleri, mektebleri, ulemâsı çok olup şu mebânî-i âliyenin ekserîsi ahşâb olduğu münâsebetle mükerreren dûçâr-ı avârız olarak tecdîden i'mâr edilmiş ve pek çok câmi-i şerîf, mekteb, tekke olduğu hâlde sâhibleri, bânîleri hakkıyla bilinemediğinden tahrîrinden sarf-ı nazar edilmişdir.

Bu kazâdan üç sülâle-i mühimme zuhûr edib "Köprü Kasabası"na bir ehemmiyet-i târîhiyye bahş ederek benâm ve üçüncüsü meşhûr-ı enâm olmuşdur. Birincisi "Taşan Sülâlesi" olup âl-i Selçûk'dan "Husrev Şâh" evlâdından olmak üzere meşhûrdur. Bu sülâlenin nüfûzu "Kedeğra, Merzifon, Gümüş, Havza, Zeytûn" kazâlarında cârî iken "Canik ve Sinop" sancaklarına kadar tevessu' [380] edebilmişdir. Köprü dâhilinde olan "Kocakayası Emâreti" bu sülâlenin bir şu'besi add olunur. İkincisi "Köpek Sülâlesi" olup sâhib-i a'zam-ı Selçûkî "Sa'deddîn Köpek" bu sülâleyi teşkîl etmişdir. Bunlara "Köpekoğulları" denir. Bunlardan "Mutuk, Kaya, Sevindik" Beylerin şöhreti pek ziyâdedir. Üçüncüsü ve en meşhûru "Köprülü Sülâlesi" olup "Sinânoğlu Mehmed Paşa" bu sülâleyi teşkîl etmiş ve bunlardan beşi sadr-ı a'zam olmak üzere sekiz vezîr-i âlîşân çıkmışdır.

"Köprü Kasabası", kadîmen "Orta câmi, Uzun Sokak, Cedîd, Çayırbaşı, Çanaklı, Debbâğhâne, Değirmenbaşı, Dikili, Sultân Pınarı, Şeyh, Taş Kale, Toprak Kale, Abdullatîf, Ganizâde, Laz, Molla Hasan, Nalbandlı, Yeni Câmi" mahallelerini, bin beş yüz kadar hâneleri, altı bin râddesinde nüfûsu hâvî olup "Köprü Kazâsı" sekiz nâhiyeden, kırk altı bin kadar nüfûsdan ve iki yüz kadar kurâdan müteşekkil bir kazâ-yı cesîmdir.

Dipnotlar

  • 191 "Kede", Selçuk Türkleri'nin lisânında "nâhiye merkezi gibi büyük köy" ma'nâsına olup Kayı ve sâ'ir Oğuz Türkleri arasında "Kend" nâmı verilmekdedir. "Köykend" denir ki "kend", "köyün büyüğü" demekdir. "Gare" dahi "Gara" lafzından ibâret olup "hisâr" ma'nâsınadır. Buna "Kayı Türkleri" arasında "Pargan" ve Selçuklar arasında "Garat" dahi dendiği görülmüşdür. Şu ma'nâlara göre "Kedeğra"nin ma'nâsı "Büyükköy Hisâr" daha mûcizi "Köyhisâr" demek olur.
  • 192 Sadr-ı esbak meşhûr "Köprülü Mehmed Paşa"nın pederidir.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Bu hamam, adı geçen hükümdarın yaptırdığı hayırlardan olmayıp ona satın alma yoluyla mülk olarak geçmiş olması muhtemeldir. Sonradan çocukları tarafından vakfedilmiş olur. Ancak yukarıdaki bu büyük hamamın doğu yönünde, yani arkasında başka küçük bir hamam daha vardır ve büyük hamamın yapı tarzına pek benzemez. Bu hamamı, kasabanın üst tarafında, eski şehrin harabesi üzerinde bir imaret ve misafirhane yaptıran Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey yaptırmıştır.

Adı geçen emir Mustafa Bey, 835'te bu kasabada bir imaret ve misafirhane yaptırmış, vakıflarını 840'ta düzenlemiştir. Bu hamamların aşağı taraflarında görülen taş cami, 925'te Karaman beylerbeyi Şâdî Paşa tarafından yenilenip vakıfları düzenlendiğine göre, bu caminin de büyük hamamla birlikte yapıldığı anlaşılmaktadır.

900 yılında Amasya'da "Kızlar Ağası" diye ünlü olan Fîrûz Ağa, bu kasabanın ortasında, dağ tarafında, taştan, çok sağlam bir medrese yaptırıp vakıflarını düzenleyerek şehrin imarına çok büyük gayret göstermiştir. Daha sonra 1048'de Havza eşrafından Hacı Uğurluzâde Müstecâb Ağa bir mektep, 1178'de eşrafından Osman Bey, Şâdî Paşa Camii'ni yeniletip doğu tarafına yüksek bir medrese yaptırarak hayırlı hizmetlerde bulunmuşlardır.

1298 yılına kadar bir kadı ve bir müdürle yönetilen bu kasabanın önünden şose yol geçirilip sürekli gelir gidiş ve taşımacılık kolaylaştığı için şehrin değeri artmış; Tatar ve Çerkes göçmenlerinin yerleştirilmesiyle de büyüklüğü, nüfusu ve ihtiyaçları olağanüstü çoğalmıştır. Bahar mevsimlerinde Ankara, Sivas, Trabzon gibi uzak vilayetlerden gelen halkın dinlenmesi için büyük hanlar yapılmaya başlanmış, bir kaymakamın yönetimine verilerek kaza kurulmuştur; her gün bir panayır görünümü alan bu kasabada hanların yapımına girişilmiştir.

Yıldan yıla önemi artan bu kasabada ekonomik yarar da artmış, tüccar, esnaf, işçi ve bütün oturan halk servet edinerek şehrin büyümesine ve süslenmesine hizmet etmişlerdir. Yüze yakın olan hane sayısı bu tarihe kadar şimdiki durumda beş yüze yaklaşmıştır. Bu yeni yapıların dörtte biri denecek kadar han çoğalmış, ticarî faaliyet yıldan yıla artmıştır.

Ne var ki kaza kurulduğunda sanki Havza'da hiçbir barınak, hükümet konağı yapılacak bir yer yokmuş gibi, dört yüz yıldır ilim yuvası olarak varlığını sürdüren Fîrûz Ağa Medresesi 1300 yılında hükümet konağı yapılmış; cephesinin üst katına birkaç çalışma odası eklenmiş, medresenin dershanesi hapishane, cephenin alt katı zabıta koğuşu, öteki odaları da birer daire yapılmıştır. Osman Bey'in medresesi ile Müstecâb Ağa'nın mektebi çoktan harap olmuş bulunduğundan koca Havza Kasabası'nda çocukları okutacak, bilgiyi yayacak bir yer kalmamıştır.

Bu bakımdan 1300 yılından itibaren bu eksikliğin önemi anlaşılarak bir ilkokul, 1304 dolaylarında yardımlarla Aşağı Mahalle'de bir cami, 1310'da bir medrese yapılmış, 1312'de ilkokul gereği görülerek rüştiye mektebine çevrilmiş ve eğitimin yaygınlaştırılmasındaki eksiğin giderilmesine çalışılmıştır; ne var ki bu arada koca bir sağlam medrese boş yere yok edilmiş, vakfedilmiş arsası da heba edilmiştir.

1308'de Sivas valisi olan eski içişleri nazırı Mazlûm Paşazâde Memdûh Efendi bu kasabanın ekonomik yararlarını görünce büyük hamamın güneyinde, yani karşısında büyük bir otel ve altına güzel bir hamam yaptırmış, büyük hamamın suyundan aldığı miktarı zorla bu hamama akıtmış, vakıf mütevellisi olup itiraz eden kaza eşrafından Hacı Mahmûd Ağa'yı Ankara'ya sürmüştür. Ancak 1326'da ilan edilen meşrutiyetin ardından kendisi görevden alınıp azledilince zorla aldığı su da bu değerli gayrimenkulün memleketin eğitimine özel gelir olmak üzere elinden çıkmasına sebep olmuştur.

1322'de kaza kaymakamı Abdurrahman Nâilî Bey zamanında hükümet konağı yapılan eski medrese tamamen yıkılıp yok edilmiş, yerine büyük bir hükümet konağı yaptırılmıştır. Zamanında binlerce nakit ve gayretle meydana gelmiş bir ilim yuvası vakıflarıyla birlikte yirmi yıl içinde yok olmuş, Mustafa Bey'in imareti ve misafirhanesi de harap olarak eski Hancere Kasabası'nın harabesi gibi bir hâle gelmiştir.

Bu medrese vaktiyle çok bayındır, pek çok bilgine barınak olmuş, "kırk" payesinde olup genel ders veren efendilere verilmiş, buraya müderris olan efendiler de bu kasabada ders verip feyz yaymışlardı. Fakat miras usulü bu öğretim görevini geçim kaygısına bağladığından müderrisler Havza'da bulunamayıp vekâletle öğretim işlerini yürütmüşlerdir.

Bu medresenin müderrisleri çoğunlukla büyük âlimlerden olup Müftüzâde Seyyid Abdurrahman Efendi müderris iken 1148'de ölümüyle Müftü Ahmed Efendi, 1158'de Hüseyin Efendizâde Mustafa Efendi, 1162'de onun ölümüyle oğlu Hâfız Abdullah Efendi, 1192'de onun ölümüyle âlimlerden Seyyid Ali Efendi, 1209'da ünlü bilginlerden Payaslı Hacı Mehmed Efendi, onun ölümünde oğlu büyük âlimlerden Hacı Abdülhalîm Efendi bu medreseye müderris olmuş, Hacı Abdülhalîm Efendi'nin ölümünde oğulları Hacı İsmail Hakkı, Mehmed Emîn ve Abdülmecîd Nâilî Efendiler öğretim görevini üstlenmişlerdi.

Bu kazaya ilk fethinde Türk kabilelerinden Gidürlü, Çarıklı, Kanıklı kabileleri yerleştirilmiş olduğundan bu adlar bugün köy adı olarak durmaktadır. Kazanın içerdiği köyler elli kadar, toplam nüfusu otuz bin dolayındadır; eskiden Halyas, Kamlık, Gidürlü ve Simre adlarıyla dört nahiyeye ayrılmıştı:

1- Halyas Nahiyesi: Kazanın güneydoğu taraflarını kuşatır. Bugün buna "Hıllaz" adı verilmektedir. Bu nahiyede eskiden bir ılıca vardır; suyu ılık, şifası denenmiş, yeri güzel olduğundan yanında otel ve han yapılmış, 1300 tarihinden beri ün kazanmıştır. Halk arasında "Hıllaz Ilıcası" denir. Kimileri bu ılıcanın şifa özelliklerini sayarak Havza kaplıcasından üstün tutmakta ise de kaplıcadan umulan faydaların, ılıcanın sağladığı faydalara üstün geldiği şüphesizdir.

2- Kamlık Nahiyesi: Kazanın kuzeydoğu taraflarını kuşatır. Bu eski nahiye oldukça ünlüdür; Dereköyü bu nahiyenin sınırları içindedir. Dereköyü'nde Selçuklu emirlerinden Emir Hacı Veliyyeddin bin Berekât Şah 647'de bir cami ve türbe yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Ünlü emir Mübârizeddin Îsâ bin İldaş da bu nahiyedendir. Buna eski kayıtlarda "Kanık Nahiyesi" denir. Muhtemelen "Kamlık" sözü "Kanklıg" ifadesinden bozulmadır.

3- Gidürlü Nahiyesi: Kayıtlarda bu nahiye "Gedirlü" yazımıyla geçer; kazanın kuzeybatı taraflarını kuşatır. Gidürlü Kabilesi'nin reisi olan Emir Celâleddin Mâh Melek bin Mehmed el-Havzî bu nahiyeden çıkıp kazayı ele geçirmiş, 665 dolaylarında bağımsızlığını ilan etmiş, böylece Amasya hükümetini birkaç yıl uğraştırmıştır.

4- Simre Nahiyesi: Kazanın batı taraflarını kuşatır. Bu nahiyede vaktiyle Kanglı Kabilesi oturduğu için ve Selçuklu sultanlarının çöküş günlerinde Amasya'da bulunanlar bu nahiyede oturdukları için bu Simre Nahiyesi tarihte çok ün kazanmıştır.

Anadolu'da Selçuklu hükümdarlarının sonuncusu Sultan Mes'ûd-ı Selçûkî bu nahiye içinde "Tatar Kalesi" adlı köyde gömülü olduğu gibi, onun oğlu ve halefi, "Gâzi Çelebi" diye ünlü Sultan Tâceddin Altunbaş Selçûkî de "Umur Bey", diğer adıyla "Şeyh Savcı" adlı köyde gömülüdür; bu resmî kayıtlarla kanıtlanmıştır.

Resmî kayıtlarda "Sultan Mes'ûd bin Keykâvus Türbesi, Amasya'ya bağlı Havza Simresi'nde Tatar Kalesi Köyü'nde"; oğlu için de "Sultan Mes'ûd'un oğlu Şehzade Gâzi Çelebi Türbesi, Amasya'ya bağlı Havza Simresi'nde Umur Bey diğer adıyla Şeyh Savcı Köyü'nde" ve "Sultan Tâceddin Şehzade Türbesi... ilâ-âhir..." diye yazılıdır. Sultan Mes'ûd "Büyük Sultan Gâzi", Sultan Tâceddin "Küçük Sultan Gâzi" diye ünlü olduğuna göre, Selçuklu sultanlarından bu iki zatın bu Simre Nahiyesi'nde olduğu kesindir.

Bu kaydın temeli, 765 tarihinde düzenlendiğini gösteren Gâzi Çelebi'nin vakfiyesidir. Vakfiyede Sultan Tâceddin Altunbaş bin Sultan Mes'ûd bin Sultan Keykâvus-ı Selçûkî'nin, Kur'an cüzlerinin okunması için yukarıda sayılan köyleri vakfettiği yazılıdır.

Tatar Kalesi'nde Sultan Mes'ûd adına bir türbe, bir medrese ve bir cami; Umur Bey Köyü'nde Şeyh Savcı adına bir zaviye ve Sultan Tâceddin adına bir türbe yazılı olup bunların müderrisleri, hatipleri, şeyhleri, cüz okuyucuları ve mütevellileri kayıtlı olduğundan Şeyh Savcı, diğer adıyla Umur Bey ve Tatar Kalesi köylerine gidilip ciddi araştırmalar yapılmıştır. Ancak Tatar Kalesi'nde "Sultan Türbesi" adıyla taş yığınlarından ibaret bir türbe harabesi, Şeyh Savcı Köyü'nde ise dört duvardan ibaret, "Sultan Altunbaş'ın mezarı" diye bilinen bir mezar bulunabilmiştir. Medreseden iz yoktur; her iki köyde ahşaptan birer cami ve tekke adına bir köy odası bulunmaktadır.

"Tatar Kalesi" diye ünlü köyde, vaktiyle Amasya'da oturup Rum ülkesine nezaret eden Tatar komutanlarının bu çevredeki vekili olan Tatar Beyi oturduğu için bu ad verilmiştir. Bu kaza sınırları içinde Şeyh Durasın, Şeyh Bâyezîd, Şeyh Savcı adlarıyla ünlü köyler de vardır.

IV - Dördüncüsü Köprü Kazası'dır: Doğuda Havza, batıda Osmancık ve Boyabat, güneyde Merzifon ve Hacıköyü, kuzeyde Bafra kazalarıyla çevrilidir. Merkezi, Taşan Dağı'nın kuzeybatı eteklerinde, iki tepenin ortasında, engebeli ve batıya doğru eğimli güzel bir yerde kurulmuş olan Köprü Kasabası'dır.

Bu kasabanın eski adı konusunda "Şın" ve "Kedeğra" adlarına dair iki rivayet bulunduğundan bunları incelemek yararsız değildir. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde şöyle der: "Bu şehir eskiden 'Şın' adıyla anılırdı; 'Şın', Amâlika dilinde 'köprü' anlamınadır." Bu rivayetten anlaşıldığına göre Şın Kasabası ile Köprü Kasabası yer bakımından da anlam bakımından aynı olup biri Amâlika dilinde, öbürü Türkçedir.

Amâlika topluluğunun ilk çağlarda Anadolu'da bulunduğu bazı zayıf rivayetlerden anlaşılmakta ise de bunu doğrulayacak tarihî delil yoktur. "Şın" sözünün Amâlika dilinde "köprü" anlamına geldiğini doğrulayacak rivayet bu aciz yazarın bilgisi dışındadır. Bu sebeple bu rivayetin kaynağı bilinmedikçe kabul edilmesi biraz güç olur.

"Kedeğra Kasabası"nın Selçuklu Sultanı Mes'ûd tarafından 538 tarihinde yaptırıldığı ve "Kedeğra" adıyla adlandırıldığı, el-Aylemü'z-Zâhir ve Câmiu'd-Düvel gibi genel tarihlerde yazılıdır. Bu kasabanın "Kedeğra" olan eski adı bütün eski kayıtlarda ve şer'iyye sicillerinde yazılıdır; ancak Köprü Kasabası'nın yer olarak aynısı olduğuna dair resmî kayıt ve tarihî delil yoktur. Aksine, ayrı yerler olduğu kayıtların incelenmesinden anlaşılmaktadır. Şöyle ki:

Yörgüç Paşa'nın Köprü'ye ait vakfiyesinde, Kedeğra şehri çevresinde Köprü Köyü'nün başında bir cami yaptırdığı ve masrafları için görevlilerin ücretlerini belirlediği yazılıdır. Aynı şekilde Tâceddin Paşa'nın vakfiyesinde de Kedeğra Kasabası çevresinde Köprü Köyü'nde bir cami, imaret ve hamam yaptırıp vakıflarını düzenlediği yazılıdır. 834 tarihinde düzenlenen Yörgüç Paşa vakfiyesinden ve 900 tarihinde düzenlenen Tâceddin Paşa vakfiyesinden anlaşıldığı üzere, Köprü'nün Kedeğra Kasabası çevresinde bir köy olduğu kesindir.

Bütün şer'iyye sicillerinde ve eski belgelerde "Yörgüç Paşa Camii, Amasya'ya bağlı Kedeğra şehrinin çevresinde Köprü Köyü'nde" ve "Tâceddin Paşa Camii ve İmareti, Amasya Livası'na bağlı Kedeğra şehri çevresinde Köprü Kasabası'nda" diye yazılı olduğundan, Kedeğra Kasabası'nın yerinin başka, Köprü Köyü'nün ve sonradan Köprü Kasabası'nın yerinin yine başka olduğu ve birbirine bitişik bulundukları şüphesizdir. Bu durumda Köprü Kasabası, Kedeğra Kasabası'nın yer olarak aynısı değil, belki tamamlayıcısıdır. Bu iki adın daha eskisinin ne olduğu bilinmemektedir.

Çünkü Köprü Kasabası'nın yerindeki eski şehir, Amasya Danişmendliler tarafından fethedildiği sırada fethedilmişti; geri alınması için Rumlar'ın, sonra haçlıların art arda yaptığı Haçlı savaşlarında harap olmuştu. Sonradan Selçuklu Sultanı Mes'ûd Amasya hükümetini ele geçirince, sınırları içinde bulunan bu kasabayı, eski şehre hâkim yüksek bir yerde, hisar içinde güzel bir şehir olarak yaptırdı ve "Kedeğra" adını verdi.

Bugün Kedeğra Kasabası, İç Kale Mahallesi ile çevresindeki Molla Hasan, Ganizâde, Abdullatîf mahalleleri ve bunların arasında kalan mahallelerin bir kısmını içine alan yerdir; hepsinin bir hisarın içinde bulunduğu geriye kalan harabelerden anlaşılmaktadır. "Köprü" ise bugün "Orta Cami" diye ünlü olan Yörgüç Paşa Camii'nin kuzey ve batı taraflarına rastlayan yerlere denir. Anadolu'da Celâlî eşkıyasının 1009'da çevreye saldığı korku üzerine, Köprü voyvodası ünlü Durak Ağa ve zeameti sahibi Sinan Çelebioğlu Mustafa Ağa, eşkıyadan korunmak için İç Kale Mahallesi çevresinde toprak tabyalı bir kale yaptırmış, sonradan burası da büyüyerek bir mahalle hâlini aldığından "Toprak Kale Mahallesi" de bu Kedeğra Kasabası'ndan sayılmıştır.

Eskiden büyük bir şehir iken sonradan harap olduğu ve kazılarda yer yer rastlanan eski eserlerden anlaşılan, ancak bir kısmı üzerine "Köprü" adıyla bir köy kurulan yer de Köprü Kasabası olup burası 612 tarihinden sonra bulunan eski belgelerde genel olarak "Köprü Köyü" olarak gösterilmektedir. Bu ad da, Kedeğra Kasabası'na karşı yakadan geçişi kolaylaştırmak için İstavlaz Çayı üzerine yapılan köprüden doğmuş olduğu şüphesizdir.

Kedeğra Kasabası'nda oturan Sultan Cemâl-i Dânişmendî, Amasya hükümdarı Şadgeldi Padişah tarafından Kayseri'ye gönderilmiş ve adı geçen emirin danışmanı olan Şeyh Alâeddin Ali Şirvânî'yi bu Köprü Köyü'nde yerleştirmişti; şeyhin torunları burada seçkinleşmişlerdir. Amasya valisi Yörgüç Paşa, Koca Kayası beyi Haydar Bey'i Amasya'ya aldırdığı sırada Köprü Köyü ile Kedeğra Kasabası arasındaki boş yerde bir cami yaptırıp çevresine bazı Türkmen aşiretlerini yerleştirmiş olduğundan Köprü Köyü gelişmeye başlamıştır.

Amasya valisi Şehzade Sultan Ahmed'e, bu Alâeddin Şirvânî'nin torunlarından Tâceddin Paşa (Tâcî Bey) 896'da divan sahibi olunca bu köyde mükemmel bir cami, imaret, hamam ve İstavlaz Çayı kıyısında Sultan Ahmed Çelebi için yüksek bir saray yaptırdı. Böylece şehzadenin bahar mevsimlerinde bu Köprü'ye gelişini kolaylaştırdı; imaret sayesinde pek çok yoksul ve fakir, şehzadenin gelişi sebebiyle de bazı emirler bu Köprü'de oturup konaklar yaptırdı. Köprü Köyü'nün şerefi artarak buradan çıkanlara "Köprülü", kasabadan çıkanlara "Kedeğralı" denmiştir.

Bu tarihten itibaren Köprü Köyü bir kasaba hâlini almış, Köprülü Abdullatîf Efendi şimdiki mahallesinde, Kedeğralı Abdulganîzâde Mehmed Çelebi de onun yanında birer mahalle kurmuş, her biri kendi mahallesinde cami ve mektep yaptırmış, öteki Köprülüler ve Kedeğralılar da bunlara bağlanarak mensup oldukları kasabaları hayır yapılarıyla yüceltmekte birbirleriyle yarışmışlardır.

Bu sebeple 1068 yılına kadar yan yana bulunan bu iki kasabanın arası tamamen dolup birbirinden ayırt edilemez hâle gelmiş olduğundan, Köprülü Mehmed Paşa'nın vezirliği zamanında ikisine birden "Vezirköprüsü" unvanı verilmiş, "Kedeğra Kazası" unvanı "Vezirköprü Kazası" unvanına dönüşmüş ise de bu unvan yalnızca resmî bir kayıt olarak kalmış, halk arasında "Köprü Kazası", "Köprü Kasabası" adı yaygınlaşmış, "Kedeğra Kazası", "Kedeğra Kasabası" adı unutulmuştur.

İç Kale Mahallesi'nde Aydın Tekkesi yapılmış, sonra Cümûdâroğlu Hasan Gâzi tarafından bir cami, Kaya Beyoğulları tarafından bir mektep yaptırılarak Buruk Mâlikânesi hepsi tarafından vakfedilmiştir. Köprü Kasabası köy hâlinde iken Şeyh Alâeddin Şirvânî orada bir mescit, oğlu Lalacık Gâzi Bey bir tekke yaptırıp vakıflarını düzenlemiş; 900'de bu Gâzi Bey'in torunu Tâceddin Paşa mükemmel, çok sağlam bir cami, mektep, imaret ve hamam ile Şeyh İbrahim Baba için bir tekke yaptırmıştır.

Bu sırada Şehzade Sultan Ahmed sarayın çevresinde süslü bir çeşme yaptırmış, bu çeşme "Sultan Pınarı" diye ünlenmiş, sonradan bir mahalleye ad olmuştur. Abdulganîzâde Mehmed Çelebi, Şeyh Sâlih Efendi için başka bir tekke yaptırmış, 1011'de Celâlî eşkıyasının saldırısıyla Köprü Kasabası yandığından bu vakıfların mütevellileri camileri ve mektepleri kısmen onarmışlardır. Köprü ileri gelenlerinden Yûsuf Ağa başka bir hamam yaptırmış ve yanan birkaç mescidi onarmış, Köprülü Durak Ağa da Şeyh Mehmed Efendi için başka bir tekke yaptırmıştır.

Köprülü Mehmed Paşa, sadrazamlığı sırasında bu Köprü şehrinin imarına gayret göstererek şehrin doğusunda büyük bir namazgâh yaptırmış ve yemek dağıtım hizmeti koymuş, şehre su getirmek için büyük su yollarına başladığı bir sırada vefat ettiğinden eşi Ayşe Hanım bu hayırları tamamlamış, bir cami, iki hamam ve büyük bir bedesten yaptırıp vakıflarını 1078'de düzenlemiştir.

Daha sonra adı geçen sadrazamın oğlu Fâzıl Ahmed Paşa taştan bir medrese, ağalarından Hüseyin Ağa bir cami, Abdülkerîm Ağa bir medrese, Dede Yûsuf Ağazâde Mehmed Ağa Değirmenbaşı Mahallesi'nde bir cami ve mektep yaptırarak 1100 tarihine kadar Köprü Kasabası'nı imar etmişlerdir.

1143'te bostancıbaşı Köprülü Hacı Süleyman Ağa Tâceddin Paşa Camii'nin avlusunda bir medrese ve Sultan Pınar Mahallesi'nde bir cami ve mektep, 1212'de şehit müftü Seyyid Mustafa Efendi Ganizâde Mahallesi'nde bir zaviye ve karşısında büyük bir han, 1220'de Seyyid Osman Efendi Uzun Sokak Mahallesi'nde "Rahmâniye Medresesi"ni yaptırmış ve hepsini vakfetmişlerdir.

Köprü'nün eskiden medreseleri, mektepleri, âlimleri çoktu. Bu yüksek yapıların çoğu ahşap olduğu için sık sık afetlere uğrayarak yeniden onarılmış, çok sayıda cami, mektep ve tekke olduğu hâlde sahipleri ve yaptıranları doğru dürüst bilinemediğinden bunları yazmaktan vazgeçilmiştir.

Bu kazadan üç önemli sülale çıkmış, Köprü Kasabası'na tarihî bir önem kazandırmıştır; ikisi ünlü, üçüncüsü dünyaca ünlü olmuştur. Birincisi, Selçuklu hanedanından Hüsrev Şah'ın çocuklarından oldukları söylenen "Taşan Sülalesi"dir. Bu sülalenin nüfuzu Kedeğra, Merzifon, Gümüş, Havza ve Zeytun kazalarında geçerliyken Canik ve Sinop sancaklarına kadar yayılmıştır. Köprü sınırları içindeki "Kocakayası Emareti" bu sülalenin bir kolu sayılır. İkincisi, Selçuklu başvezirlerinden Sa'deddin Köpek'in oluşturduğu "Köpek Sülalesi"dir; bunlara "Köpekoğulları" denir. Bunlardan Mutuk, Kaya ve Sevindik Beyler'in şöhreti pek fazladır. Üçüncüsü ve en ünlüsü, Sinanoğlu Mehmed Paşa'nın kurduğu "Köprülü Sülalesi"dir; bunlardan beşi sadrazam olmak üzere sekiz yüce vezir çıkmıştır.

Köprü Kasabası eskiden Orta Cami, Uzun Sokak, Cedid, Çayırbaşı, Çanaklı, Debbağhane, Değirmenbaşı, Dikili, Sultan Pınarı, Şeyh, Taş Kale, Toprak Kale, Abdullatîf, Ganizâde, Laz, Molla Hasan, Nalbantlı ve Yeni Cami mahallelerini, bin beş yüz kadar haneyi, altı bin dolayında nüfusu içine alırdı. Köprü Kazası ise sekiz nahiyeden, kırk altı bin kadar nüfustan ve iki yüz kadar köyden oluşan büyük bir kazadır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • hamâm-ı latîf: güzel hamam
  • mâlikâne: gelirinden pay alınan, ömür boyu ya da miras yoluyla elde tutulan gelir kaynağı
  • za'îm: zeamet denilen büyük tımar gelirinin sahibi sipahi
  • voyvoda: bir yerin vergi ve düzeninden sorumlu görevli
  • musallâ: bayram ve cenaze namazları için açık alanda yapılan namazgâh
  • bedestân: değerli malların satıldığı kapalı çarşı yapısı
  • Eşkıyâ-yı Celâliye: Anadolu'da 16.-17. yüzyılda devlete karşı ayaklanan silahlı topluluklar
  • ta'biye: toprak siper, tabya
  • muhterik: yanmış
  • sicillât-ı şer'iyye: kadı mahkemesi kayıt defterleri
  • ders-i âm: genel ders vermeye yetkili üst derece müderris
  • vesâ'ik-i atîka: eski belgeler

Havza'daki Yapılar

Havza bölümünün ilk paragrafları, bir önceki maddede başlayan büyük hamamın anlatımını sürdürür. Hüsameddin büyük hamamı Selçuklu Sultanı Mes'ud'a, vakfını ise Şâdî (Sa'dî) Paşa'ya bağlar. Bugün Vakıf Hamamı adıyla işletilen yapı için kaymakamlık kaydında yapım tarihi olarak 1297, kimi kaynaklarda 1256 verilir; Hüsameddin'in 665 (1266-67) tarihi bu iki değerin arasında kalır. Hamamın arkasındaki küçük hamam ile cami, imaret ve medreseler için ayrı bir kaynağa ulaşılamadı; bu bilgiler yazarın vakıf kayıtlarına dayanır.

Fîrûz Ağa Medresesi'nin kaza kurulunca hükümet konağına çevrilmesi, dershanesinin hapishane, alt katının zabıta koğuşu yapılması ve 1322'de tamamen yıktırılması, yazarın kendi çağında tanık olduğu bir kayıptır. Yazar bu konuda açıkça eleştirel bir dil kullanır; dört yüz yıllık bir ilim yuvasının yerine bir hükümet konağı yapılmasını "koca bir medrese-i metîne yok yere imhâ" sözleriyle yerer. Sivas valisi Memdûh Efendi'nin hamam suyunu zorla kendi otelinin hamamına aktardığı ve meşrutiyet sonrasında azledildiği anlatısı başka bir kaynakta doğrulanamamıştır.

Simre ve Selçuklu Sultanları

Hüsameddin, Selçuklu Sultanı Mes'ud'un Tatar Kalesi Köyü'nde, oğlu Tâceddin Altunbaş'ın da Şeyh Savcı (Umur Bey) Köyü'nde gömülü olduğunu eski kayıtlara ve Gâzi Çelebi vakfiyesine dayandırır. Kendi yerinde incelemesinde ise Tatar Kalesi'nde taş yığınlarından ibaret bir türbe harabesi, Şeyh Savcı Köyü'nde dört duvardan oluşan bir mezar bulabildiğini söyler. Bu iddia başka kaynaklarda doğrulanamadı; yazarın arazi gözlemi ve belge yorumu olarak okunmalıdır.

Vezirköprü: Kedeğra ve Köprü

Hüsameddin'in en uzun tartışması Vezirköprü'nün eski adı üzerinedir. Yazar Evliya Çelebi'nin "Şın" rivayetini kaynağı bilinmediği için şüpheyle karşılar; Kedeğra ile Köprü'nün ayrı ama yan yana iki yerleşme olduğunu Yörgüç Paşa ve Tâceddin Paşa vakfiyelerindeki ifadelere dayanarak savunur. Ona göre Kedeğra hisar içindeki şehir, Köprü ise İstavlaz Çayı üzerindeki köprüden adını alan köydür; zamanla iki yerleşme iç içe geçmiştir. Dipnotunda "Kede" sözünün Selçuklu Türkleri'nde büyük köy, "gare" ya da "gara" sözünün hisar anlamına geldiğini, dolayısıyla Kedeğra'nın "Köyhisar" demek olacağını ileri sürer. Bu dil açıklaması yazarın kendi çıkarımıdır ve başka kaynakta doğrulanamamıştır.

Yerleşmenin Köprülü Mehmed Paşa döneminde "Vezirköprü" adıyla anılmaya başladığı, Köprülü'nün de Amasya'ya bağlı Köprü kasabasında bulunması sebebiyle bu adla tanındığı ansiklopedi maddesindeki bilgiyle uyuşur. Hüsameddin ise unvanın resmî kayıttan ibaret kaldığını, halkın "Köprü" adını kullanmayı sürdürdüğünü ve Kedeğra adının unutulduğunu belirtir; bu, yazarın kendi gözlemidir.

Yörgüç Paşa ve Tâceddin Paşa Camileri

Hüsameddin'e göre Yörgüç Paşa'nın Köprü vakfiyesi 834 (1430-31) tarihlidir. İlçe kaymakamlığının Orta Cami adıyla bilinen Yörgüç Paşa Camii kaydında da 1431 tarihli bir vakfiyeden söz edilir; iki tarih örtüşür. Tâceddin Paşa Camii ise Çanaklı Mahallesi'ndedir ve halk arasında Kurşunlu Cami olarak bilinir. İlçe belediyesinin kaydına göre yapının kitabesi yoktur; 23 Mayıs 1495 (27 Şaban 900) tarihli Arapça vakfiyeden yapıyı Hacı Beyzâde Mevlânâ Safiyyüddin oğlu İbrahim Paşa'nın yaptırdığı anlaşılır. Hüsameddin ise caminin ve imaretin Tâceddin Paşa (Tâcî Bey) tarafından yaptırıldığını yazar. Vakfiye tarihi 900 hicrî ile örtüşür, yapıyı yaptıranın adı konusunda ise iki anlatım ayrılır.

Köprülü Mehmed Paşa ve Köprü

Köprülü Mehmed Paşa'nın Arnavutluk'ta Berat sancağına bağlı Rudnik köyünde doğduğu, devşirilerek İstanbul'a getirildiği, bir ara Amasya'ya bağlı Köprü kasabasına gidip Ayşe Hanım'la evlendiği ve burada bulunması sebebiyle "Köprülü" diye tanındığı ansiklopedi maddesinde yazılıdır. Hüsameddin'in Ayşe Hanım'ın Köprü'de hayırları tamamladığı yolundaki anlatımı, aynı maddedeki "zevcesi Ayşe Hanım adına Vezirköprü'de bir çeşme inşa ettirmiştir" kaydıyla bir ölçüde örtüşür. Maddede Vezirköprü'de bir su yolu yaptırdığı da bildirilir; Hüsameddin ise Köprülü'nün şehre su getirmek için büyük su yollarına başladığı sırada öldüğünü, Ayşe Hanım'ın hayırları tamamladığını yazar. Maddede böyle bir ayrıntı yoktur. Madde Köprülü'nün sadrazamlığa 15 Eylül 1656'da (26 Zilkade 1066) getirildiğini ve 31 Ekim 1661'de (7 Rebiülevvel 1072) Edirne'de öldüğünü bildirir.

Hüsameddin'in vakıflarını 1078'de düzenlediğini yazdığı Ayşe Hanım'ın yaptırdığı cami, iki hamam ve bedesten için başka bir kaynağa ulaşılamadı.

Üç Sülale

Köprülüler için metindeki bilgi bugünkü kaynaklarla uyumludur: ansiklopedi maddesi Köprülü Mehmed Paşa'yı, oğulları, akrabaları ve damatlarıyla 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devlet idaresinde ön safta yer alan Köprülüler ailesinin kurucusu olarak niteler. Hüsameddin'in dipnotunda Köprülü Mehmed Paşa'nın babası Sinan Çelebioğlu Mustafa Ağa olarak anılır; ansiklopedi maddesi babasının adını vermediği için bu bilgi doğrulanamamıştır. Taşan ve Köpek sülaleleri için kaynak gösterilmemiş, başka kaynakta da doğrulanamamıştır.

Dikkat Edilecek Noktalar

  • Celâlî olayları için verilen 1009 ve 1011 hicrî yılları, miladî 1600 dolaylarına denk gelir; bu dönemin Köprü'de yangına ve toprak kale yapımına yol açtığı yazarın anlatımına dayanır.
  • Köprü kazasının nüfusu ve mahalle listesi, yazarın kendi döneminin kayıtlarına aittir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 194–198. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.