27- "Kadı Medresesi": Fethiye Mahallesi’nde câmi-i şerîfin civârında olduğu kayden mazbût ise de şimdi nâ-mevcûd olduğu cihetle yeri ma'lûm olamadı. Bu medresenin etrâf-ı erba'ası kârgîr, hucurâtı ve derûnu ahşâb olduğundan avârız-ı kevniyyeye mukâvemet edemeyerek gâ'ib olmuşdur. Birinci binâsını 900'de Anadolu kazaskeri "Molla Beylikzâde Molla Vildân Mehmed Çelebi" ikmâl ve evkâfını mahdûmu kudâtdan "Abdurrahmân Efendi" 911'de tanzîm etmişdir. Bu mahallede bulunan "Kadı Hamâmı", kadı-yı mûmâ-ileyh tarafından vakf edilmişdir. 945'de evlâdından "Seydî Paşa" tarafından ve 1031'de Sultâniye hatîbi "el-Hâc Mustafa Efendi" taraflarından tecdîden ta'mîr edilmişdir.
Bu medrese, tertîb-i medârisde erba'în râddesinde i'tibâr olunarak "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi", "Nîksârî Emîr Sinan Efendi", "Senâdî Efendi" gibi ulemâ karn-ı âşirde müderris olmuş ve 1061'de meşâhîr-i ulemâdan "Kara Muhyiddîn Efendi", ba'dehû "Hocazâde Abdurrahmân Efendi" ve 1099'da "Hasan Efendi", ba'dehû "Hacı Efendizâde Ömer Efendi", ba'dehû "Eyrekli [304] el-Hâc Hasan Efendi" 1121'de müderris olmuş ve 1149'da irtihâl etmekle ahlâfı tarafından muhâfaza edilemeyip 1163 sâlinden sonra gâ'ib olmuşdur. "Kara Muhyiddîn Efendi" ile "el-Hâc Hasan Efendi" evkâfını tevsî' ve ba'zı müsakkafât-ı vakfiye ilâve etmişler idi. Bunların cümlesi de zâyi' olmuşdur.
28- "Kapancızâde Medresesi": Devehâne Mahallesi’nde Kağnı Pazarı’nın şimâl-i garbîsi nihâyetinde şose yolu üzerinde ve "Sultân Bâyezîd Mektebi"nin hizâsındadır. Hâcegân-ı dîvân-ı hümâyûndan "Amasyalı Kapancızâde el-Hâc Hüseyin Zekî Efendi" tarafından 1258'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu medrese ahşâbdan olup "el-Hâc Bektaş Ağa"dan iştirâ ve "Sultân Mahmûd Hân-ı Sânî" hazretlerinin irâdesiyle "Sultân Bâyezîd Odunluğu"ndan istibdâl ve bânî-i mûmâ-ileyh tarafından vakf olunan mekân üzerinde cesîm ve gâyet latîf olarak binâ edilmişdir. Kapısı ibtidâ-yı binâsında şark tarafında olup üzerinde mu'azzam bir dershânesi ve içinde suyu var idi.
Mürûr-ı zamân ile müşrif-i harâb ve nukûd-ı mevkûfesi de zâyi' olduğundan hem medreseyi i'mâr ve hem de tedârük-i akâr etmek mülâhaza olunarak 1308'de şark ve şimâl cihetleri tamâmen hedm edilip altında on dört dükkân ve üstünde hucurât olarak mükemmel bir sûretde yapılmış idi. Fakat 1325'de tamâmen yanıp arsa-i [305] mevkûfesiyle beraber öyle bir eser-i âlî bilâ-sebeb şer'î işhâd olunarak mülk-i akâr olmuşdur.
Bu medrese-i âliyeye meşâhîr-i fuzalâdan ibtidâ "İnepazarlı es-Seyyid el-Hâc İsmâ'îl Hakkı Efendi" ve 1273'de vefâtıyla oğulları "Mustafa, Mehmed Nûrî" Efendiler ve bunların vefâtıyla "Mustafa Efendi"nin mahdûmu "Ahmed Efendi" müderris olmuşdur.
29- "Kâşifiye Medresesi": Eski Kethüdâ Mahallesi’nde Çukur Kilise’nin garben ittisâlinde Abdullatîf Efendi Kütübhânesi’nin şarkında vâki' sokağın içindedir. Amasya a'yânından esbak bostancıbaşı "Kalaycı Halîl Ağazâde el-Hâc Ömer Ağa" 1174'de vefât ederken sülüs-i mâlından bir medrese yapılmasını vasiyyet ve meşâhîr-i fuzalâdan "Següköylüzâde el-Hâc Mehmed Kâşif Efendi"yi vasiyy-i muhtâr nasb eylediğinden 1175'de vasiyy-i müşârün-ileyhin himmetiyle medrese binâ ve bakiyye-i sülüs-i mâlından birkaç dükkân iştirâ olunarak vakıf ve "Kâşifiye" nâmıyla tesmiye edilmişdir.
Bu medrese dahi ahşâb olup müşrif-i harâb olduğundan 1244'de "Ak Hasanzâde el-Hâc Hasan Ağa" tarafından tecdîd edilmiş ve ba'dehû yine müşrif-i harâb olup 1304'de vüzerâdan "Şefîk Paşa"nın zevce-i sâlihası "Ayşe Hanım" tarafından müceddeden i'mâr olunmuşdur. Bu medreseye ibtidâ müftî-i şehîr "el-Hâc Kâşif Mehmed Efendi"nin akribâsından "Següköylüzâde el-Hâc Hâfız Osmân Efendi" [306] 1175'de müderris olup 1191'de vefâtıyla birâderi "Hâfız Mehmed Efendi" ve 1213'de vefâtıyla fukahâdan "Canikli es-Seyyid Hasan Efendi" ve ba'dehû "Saçlı Dâmâdı Mengülcüzâde es-Seyyid Ebûbekir Efendi" ve 1255'de vefâtıyla yeğeni "es-Seyyid Ali Efendi" müderris olmuş idi. 1298'de mekteb-i rüşdî mu'allim-i irfânı ulemâdan "Arhavîli Osmân Remzî Efendi" müderris olarak i'mârına himmet etmişdir.
30- "Küçük Ağa Medresesi": Şamlılar Mahallesi’nde Ayâs Ağa Câmi-i şerîfi’nin önünde bir dâ'ire-i mahsûsa olup câmi-i şerîfin şimâl ve garb taraflarını muhîtdir. "Küçük Kapı Ağası" demekle meşhûr "Ayâs Ağa" tarafından 900'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Gâyet metîn, etrâfı sengîn olan bu medrese-i âliye, tertîb-i medâris sırasında hamsîn râddesinde olarak "Ayâs Ağa Medresesi" ve "Medrese-i Ayâsiye" demekle de meşhûr ve şimdiye kadar ma'mûrdur.
Bu medreseye fuzalâdan ibtidâ "Şamlızâde Tâceddîn İbrâhim Efendi" ve ba'dehû "Emîr Kulu Şemseddîn Ahmed Efendi" ve bunun 918'de İstanbul'a naklinden sonra pek çok ulemâ müderris olarak ihrâz-ı mevleviyet etmişlerdir. 1086'da fuzalâdan "Pîrî Efendizâde Hâfız Hüseyin Efendi" ve aralıkda "Hâfız Ali Efendi" ve 1101'de "Hâfız Hüseyin Efendi"nin mahlûlundan "İbrâhim [307] Efendi" ve ba'dehû "Ömer Efendi" ve 1113'de "Ali Efendi" müderris ve mütevellî olduysa da 1114'de "Ali Efendi" tevliyetde kalıp "eş-Şeyh Mehmed Efendi" müderris olmuş ve 1129'da "Abdullah Efendi" ve 1132'de fuzalâdan "Çorumlu Hâfız es-Seyyid Mehmed Efendi" müderris olmuşdur.
1143'de "es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi"nin vefâtıyla nısfına mahdûmu "es-Seyyid Ahmed Sa'îd Efendi" ve nısf-ı diğerine kibâr-ı ulemâdan "es-Seyyid Ali Efendi" ve 1144'de "es-Seyyid Ahmed Sa'îd Efendi"nin terkiyle "Müftüzâde es-Seyyid Hâfız Ebûbekir Efendi" ve 1145'de bunun da fevtiyle öbür nısfa dahi mûmâ-ileyh "es-Seyyid Ali Efendi" müstakillen müderris olduğu hâlde 1173'de vefâtıyla ulemâdan "Şerîfzâde es-Seyyid el-Hâc Mustafa Efendi" ve 1190'da vefâtıyla nısfına mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Emîn Efendi" ve nısf-ı diğerine "Şeyhzâde es-Seyyid Abdullah Vecîh Efendi" ve 1195'de "es-Seyyid Mehmed Emîn Efendi"nin ref'iyle müşârün-ileyh "es-Seyyid Abdullah Vecîh Efendi" müstakillen müderris oldukda "Büyük Ağa" müderrisliği gibi ayniyle evlâd ve ahfâdı hisse-i tedrîsden müstefîd olmuşlardır.
31- "Mehmed Paşa Medresesi": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin avlusunda bir dâ'ire-i mahsûsa olup şimâl ve şark taraflarını muhîtdir. 900'de "Hızır Paşazâde Mehmed Paşa" tarafından kârgîr ve metîn bir sûretde binâ ve evkâfı tanzîm edilmiş olup hucurâtı [308] latîf ve oldukça vâsi'dir. Tertîb-i medârisde sittîn râddesinde olup bu medresenin müderrisliğinden ihrâz-ı mevleviyet eden kibâr-ı ulemâ çokdur.
Bu medreseye meşâhîr-i fuzalâ müderris olarak "Çelebizâde Ömer Efendi"nin 1095'de vefâtıyla mahlûlundan ders-i âm -ı meşhûr "Çorumlu es-Seyyid Hâfız Mehmed Efendi" ve 1143'de vefâtıyla mahdûmunun Hicâz'da bulunmasından istifâde eden "Diyârbekirli İsmâ'îl Efendi" ve 1144'de avdetiyle mahdûmu, fuzalâdan emîr-i müderris "es-Seyyid el-Hâc Ahmed Sa'îd Efendi" ve 1179'da mahdûmu "es-Seyyid Abdurrahîm Efendi" ve 1197'de vefâtıyla mahdûmları "es-Seyyid Mustafa, Hâfız Hasan, Mehmed" Efendiler ve 1209'da bunların ref'iyle Amasya fetvâ emîni "Ömer Efendi" ve 1213'de "Karahisârî Ahmed Efendi" ve ba'dehû "Hâfız Mehmed Efendi" ve ba'dehû ikisinin de ref'iyle 1214 evâ'ilinde sâniyen "Ömer Efendi" müderris ve 1220'de vefâtıyla oğulları "es-Seyyid Ali, Sâbit" ve ba'dehû "Uzun Müftüzâde es-Seyyid Mustafa, Sâlih Efendi"ler mutasarrıf-ı tedrîs oldular ise de 1247'de cümlesi de ref' olunarak kibâr-ı ulemâdan "Mörekli Hasan Efendi" müderris olmuş ve bunun da vefâtıyla oğlu "İsmâ'îl Efendi" mutasarrıf-ı tedrîs ve mahdûmu "Hâfız Ahmed Efendi" kesb-i iktidâr eylediğinden 1318'de müderris olmuşdur.
32- "Mehmed Bey Medresesi": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin garb-ı [309] cenûbîsinde yol üzerinde olup vezîr-i müşârün-ileyhin ahfâdından ve meşâhîr-i ashiyâdan "Kurd Beyzâde Mehmed Bey" tarafından 1308'de ahşâb olarak binâ ve altında bulunan dükkânları buraya vakf ve tahsîs etmişdir. Medrese-i mezbûre beş hücre-i latîfeden ibâret olup akrabâsından şeyhü'l-kurrâ "Dîvân Efendisizâde Hâfız Mehmed Nûrî Efendi" ilk müderris olmuşdur.
33- "Mes'ûdiye Medresesi": Amasya'da "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" tarafından binâ edilen "Simre Kasabası" derûnunda yapıldığı "Behcetü't-Tevârîh", "El-Aylemü'z-Zâhir" gibi tevârîhde mezkûr ise de edilen tahrîrât-ı ciddiye netîcesinde Amasya'nın dâhil ve hâricinde kâ'in "Simre" ıtlâk edilen belde-i kadîmelerde bu medreseye delâlet edecek âsâra tesâdüf edilemedi. "Amasya Simresi"nde ya'nî "Üçler Mahallesi"nin müntehâ-yı şimâlîsinde mezârlık içinde görülen cesîm binâ-yı Selçûkî medrese zann olunursa da "Sultân Mes'ûd"un türbesi olduğu yan sütûnları üzerinde meşhûd olan kitâbe-i mahkûkadan anlaşılır.
34- "Narlı Bahçe Medresesi": Şehzâdegân Türbesi önünde görülen mezârlığın cihet-i garbiyyesinde yol üzerinde idi. On bir hücresi, bir dershânesi, cesîm bir bahçesi olup ahşâb olarak yapılmış ve bahçesi "Narlı Bahçe" demekle meşhûr olmuş bulunduğundan bu medrese ve civârında bulunan mezârlık [310] "Narlı Bahçe Medresesi" ve "Narlı Bahçe Mezârlığı" demekle meşhûr olmuşdur. Bu medreseyi 1167'de Amasya a'yânından şehir kethüdâsı "Türedizâde el-Hâc Hâfız Süleyman Ağa" binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Buna "Medrese-i Süleymaniye" dahi denir.
Bu medreseye ibtidâ ulemâdan "Hâfız Abdullah Efendi" ve 1189'da vefâtıyla "Elbistânî İbrâhim Efendi" ve 1200'de "Hâfız Mehmed Efendi" ve 1205'de "Erzincânî Evliyâ İbrâhim Efendi" ve 1211'de "es-Seyyid Hasan Efendi" ve 1227'de "Mecidözülü es-Seyyid Ahmed Efendi" ve ba'dehû "İskilibli Hüseyin Efendi" ve ba'dehû mahdûmu "Hâfız Mehmed Efendi" müderris olduğu esnâda 1281'de Amasya mutasarrıfı "Ziyâ Paşa" şose yolunu tanzîm ederken tam yol üzerine geldiğinden zâten müşrif-i harâb olan bu medreseyi hedm ve tahrîb ederek nısfından ziyâdesini yola ve diğer nısfını dahi müderris olan "Hâfız Mehmed Efendi"ye vermiş ve bu da üzerine bir hâne binâ etmişdir.
35- "Ya'kûb Paşa Medresesi": Pîr İlyâs hazretlerinin civârında bulunan Çilehâne Tekkesi olup müşârün-ileyh "Ya'kûb Paşa" tarafından 815'de Çilehâne ya'nî Halvetî tekkesi olmak üzere binâ edilmişdir.
Bu medrese câmi-i şerîfin yemîn ve yesârında olup odaları ufak ve kârgîrdir. Şark tarafında odaların şimâlinde vâsi' bir şeyh [311] odası vardır. Bu odada çilehâne ve bu odanın da şeyh odası olduğu vakfiyesinde mezkûrdur.
Bu tekke 1031 târîhine kadar bir şeyh ile idâre olunup ancak "Ya'kûb Paşa Câmii" vâ'izi "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi" ile ulemâdan "eş-Şeyh Abdî Efendi" arasında on sene kadar devâm eden meşîhat nizâ'ını kat' için şeyh odası tekke ve çilehâne dahi medrese i'tibâr edilmiş ve tekke şeyhliği "Hüsâmeddîn Efendi"ye ve "Ya'kûb Paşa" müderrisliği dahi "eş-Şeyh Abdî Efendi"ye verilmişdir.
Ba'dehû tertîb-i medârise idhâl olunarak erba'în râddesinde i'tibâr edilmiş ve ders-i âm olan ulemâya tevcîh olunup 1099'da ulemâdan "İsmâ'îl Efendi" ve 1107'de kasr-ı yediyle mahdûmu "Halîl Efendi" ve 1120'de mahdûmu " Hâfız Mehmed Efendi" ve 1121'de ulemâdan "Ebûbekir Efendi" ve ba’dehû Müftîzâde es-Seyyid Ebûbekir Efendi” 1161'de kasr-ı yediyle fuzalâdan muhaddis-i meşhûr "Uzun Müderris Süleyman Efendi" ve 1193'de vefâtıyla tansîf edilip nısfına mahdûmu "es-Seyyid Mustafa Efendi" ve diğer nısfına dahi fuzalâdan "Gümüşhâneli es-Seyyid Ebûbekir Efendi" ve 1198'de "es-Seyyid Süleyman Efendi" ve 1208'de "Uzun Müderriszâde es-Seyyid Mustafa Efendi"nin vefâtıyla oğulları "es-Seyyid Hâfız Abdullah, Hasan" Efendiler müderris olmuşlardır.
1207'de "es-Seyyid Süleyman Efendi"nin kasr-ı yediyle "Ahmed Efendi [312] zâde Mehmed, Ahmed" Efendiler mutasarrıf-ı tedrîs olup 1232'de "es-Seyyid Hâfız Abdullah Efendi"nin vefâtıyla mahdûmu ulemâdan meşhûr "Sarı Müderris es-Seyyid Mustafa Efendi" ve 1262'de "Mehmed ve Ahmed" Efendilerin vefâtında birâderi "es-Seyyid Mehmed Efendi" ile müştereken "Ya'kûb Paşa" müderrisi olmuş ve 1273'de vefâtıyla mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Tâhir Efendi" müştereken ve amcası "es-Seyyid Mehmed Efendi"nin 1283'de vefâtıyla müstakillen müderris olduğu hâlde 1291'de vefât etmekle oğulları "Mehmed Sâlim, Hasan Tahsîn, Ahmed Şevkî" Efendiler mutasarrıf-ı tedrîs olmuşlar ise de 1315'de ref' olunarak ulemâdan "Mecdîzâde Hâfız Mustafa Sâdık Efendi" müderris olmuşdur.
36- "Yörgüç Paşa Medresesi": Câmi-i şerîfin içinde ve önünde bulunan birkaç hücre-i sengîn olup paşa-yı müşârün-ileyh tarafından binâ edilmişdir. Bu odalar, aslında medrese olmak üzere binâ edildiği vakfiyesinde mestûr olup sittîn râddesinde mu'teber ve birinci sınıf medârisden ma'dûd idi. Ba'dehû ulemânın ve talebe-i ulûmun kesretine binâ'en mütevellî "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" 1044'de câmi-i şerîfin avlusunda şark tarafında ahşâbdan on iki hücreyi hâvî bir medrese binâ etmiş ve 1271 hudûdunda harâb olup bahçe şeklinde kalmışdır. Dokuzuncu ve onuncu karn-ı hicrî zarfında pek çok efâzıl bu medreseye müderris olarak fuzalâdan, [313] kibâr-ı ulemâya tevcîh olunmuş ve 1112'de kibâr-ı ulemâdan "Hıfzîzâde el-Hâc Hâfız Ali Efendi" ve 1136'da fuzalâdan "Kürd Hâfız" demekle meşhûr "el-Hâc Ali Efendi" ve 1148'de mahdûmu kibâr-ı fuzalâdan "el-Hâc Hâfız Abdurrahmân Efendi" ve 1173'de vefâtıyla "Hâfız Osmân Efendi" ve 1192'de "Çorumlu el-Hâc Osmân Muhlis Efendi" ve 1212'de vefâtıyla kibâr-ı ulemâdan "Çayköylü el-Hâc Ahmed Hâkî Efendi", 1221'de vefâtıyla ulemâdan "Ürgübîzâde es-Seyyid Kâşif Mehmed Efendi" ve 1233'de mahdûmu "es-Seyyid Abdürrezzâk Efendi" ve 1258'de vefâtıyla "Hâkî Efendizâde Mehmed, Mustafa" Efendiler müderris olup, 1280'de "Mehmed Efendi"nin ve ba'dehû "el-Hâc Mustafa Efendi"nin vefâtlarıyla evlâdı vazîfe-i tedrîse mutasarrıf ve bunlardan "Kahveci Mehmed Ârif" bulunmakdadır.
Amasya'da talebe-i ulûm ve ma'ârifi infâk, erbâb-ı tedrîs ve ta'lîmi i'âşe ve umûmen Amasya'da bulunan ve hâricden gelen fukarâ ve müsâfirîni hüsn-i idâre ve it'âm etmek için selâtîn, vüzerâ, ümerâ ve a'yân vaktiyle imârethâneler ya'nî misâfirhâneler binâ edib başlıcaları şunlardır:
"Bâyezîd Paşa İmâreti", "Yörgüç Paşa İmâreti", "Sultân Bâyezîd İmâreti", "Mehmed Paşa İmâreti", "Hâtuniye İmâreti"dir. Bu imâretlerin nezdinde ayrıca birer tâbhâne olup şu hâlde Amasya şehrinde beş imârethâne, beş de tâbhâne vardır. Bunlardan mâ-adâ umûmen müsâfirîn [314] ve seyyâhîn ve fukarâya güşâde olmak üzere Amasya'da pek çok ziyâfethâneler var idi. Başlıcaları şunlardır:
Mevlevîhâne'de "Pervâne Bey Ziyâfethânesi", "Hacı Mahmûd Çelebi Ziyâfethânesi", "Ya'kûb Paşa Ziyâfethânesi", "Şeyh Cû'î Ziyâfethânesi", "Şeyh Hüsâmeddîn Kubâvî Ziyâfethânesi", "Ehlî Hâtun Ziyâfethânesi", "Hoca Sultân Ziyâfethânesi", "Ahî Darbhâne Ziyâfethânesi", "Hızır Paşa Ziyâfethânesi", "Yâkût Paşa Ziyâfethânesi", "Ahî Sa'deddîn Ziyâfethânesi"dir. Bu on bir ziyafethânenin ta'âmiyyesi mebzûl, tabbâhı ve habbâzı mu'ayyen ve nukabâsı muvazzaf olup bunlardan mâ-adâ husûsî ziyâfethâneler mevcûd idi. Daha bundan kırk sene evveline gelinceye kadar Amasya'da mevcûd olan a'yân ve eşrâfın hâneleri umûmen birer ziyâfethâne hâlinde idi.
Vesâ'ik-i atîka, sicillât-ı şer'iyye, kuyûd-ı resmiye ve mahkûka ve evkâf-ı mevcûde ile sâbit olan şu kadar mebânî-i dîniyye, mü'essesât-ı ilmiyye, me'âsir-i medeniyye ve âsâr-ı İslâmiyye; Amasya'da eslâf-ı kirâmın intişâr-ı ulûma, ta'mîm-i ma'ârife, terfîh-i ihvâna, teshîl-i umûra ne büyük himmetler, ne yolda fedâkârlıklar sarf ve bezl eylediklerinin derecesini ta'yîn ve bi'l-umûm a'yân ve eşrâf âdetâ bütün varlığını millet-i İslâmiyyenin te'âlî-i ikbâline vakf etdiklerini isbât eder.
Şu mü'essesât-ı hayriyyenin târîhlerine dikkat buyurulursa [315] Amasya'nın fethinden 800 târîhine kadar tedrîcen tezâyüd eden mebânî-i ilmiyye, 1000 târîhine kadar fevkalâde tezâyüd ve 1115 târîhine kadar tevakkuf ve 1215 târîhine kadar cüz'î tezâyüd etdiği hâlde ba'dehû tenâkus etmiş ve batî sûretde seyr eden tedennî, iktisâb-ı sür'at ederek önüne gelen mebânî-i ilmiyyeyi, mü'essesât-ı hayriyyeyi hedm ve tahrîb eylemiş olduğu anlaşılır.
İşte bu kadar tahrîbâtın önünü almak ve ta'mîm eden cehli ilme tahvîl etmek için ma'ârif-i umûmiyye nezâreti Amasya'da "Alaca Yahyâ Medresesi"ni yıkıp yerine 1281'de cesîm bir "Mekteb-i Rüşdî" binâ etmiş ve koca bir livâ merkezine bir mekteb-i irfânın adem-i kifâyeti ancak 1300 târîhinde takdîr olunarak üç "Mekteb-i İbtidâ'î" daha küşâd olunmuşdur. Fakat 1311 harîkında "Mekteb-i Rüşdî" yandığından 1315'de "Beyler Sarâyı" yerinde bir "Mekteb-i İ'dâdî" ve müte'âkiben "Kürd Mektebi" yerine bir de "İnâs-ı İbtidâ'î Mektebi" küşâd olunarak eski "Mekteb-i Rüşdî"den pek çok istifâde edilmiş ve 1326'da hayât-ı meşrûtiyet kâ'im olduğunu müte'âkib Amasya muhîtinde efkâr-ı umûmiyyenin mazhar olduğu bir tahavvül ânı üzerine herkesde bir hareket-i mahsûs olmuş ve Amasya a'yânı eski semâhatini yine ibrâz etmeğe başlamışdır.
Binâ'en-aleyh, "Zileli el-Hâc Hasan Efendi", biri "Tatar Mahallesi"nde, diğeri "Sultân Bâyezîd Câmii" avlusunda iki mekteb [316] ve "Topçuzâde Halîl Efendi" ve birâderi eski "Mekteb-i Rüşdî" yerine bir mekteb ve "Amasya İttihâd-ı Terakkî Kulübü", "Kazancı Mahallesi"nde "Ravza-i İttihâd" nâmıyla meşhûr bir mekteb ve "Hatîbzâde Mehmed Emîn Efendi", "Burma Minâre" ittisâlinde, "Mi'mârbaşı Hasan Efendi Mektebi" yerine bir medrese ve "Yumuk Osmânzâde Mehmed Hamdî Efendi", "Sultân Bâyezîd Câmii" avlusunda mu'azzam bir kütübhâne binâ ve ta'mîm-i ma'ârife himmet ve i'tinâ etmişlerdir.
Ma'ârif nezâreti dahi mukaddemen ikinci sınıfdan olmak üzere küşâd edilen "İ'dâdî Mektebi"ni 1330 evâ'ilinde birinci sınıfa i'lâ¹⁸⁶ ederek üç "Mekteb-i İbtidâ'î"yi altıya iblâğ ve bir "İnâs Mektebi" kâfî olmadığı anlaşıldığından "Üçler Mahallesi"nde bir daha küşâd eylemişdir.
Âlemde mülûk u ümerâya vatan olmuş
Yüzlerce sudûr u vüzerâya vatan olmuş
Binlerce şüyûh u ulemâya vatan olmuş
Fikr et ki geçirmiş neler a'sâr-ı Amasya
Amasya'da el-yevm meşhûd olan âsâr-ı atîka ve cedîde ve mebânî-i [317] ilmiyye ve sâ'irenin delâlet ve tevârîh-i mazbûtanın şehâdet eylediği üzere Amasya, Pontus krallarına, ba'dehû birkaç Bizans imparatorlarına ve ba'dehû Dânişmendiye, Selçûkiye, Osmâniye Türk hükûmetlerinden birkaç pâdişâh-ı İslâma vatan olmakla meşhûr olmuşdur.
Amasya'da icrâ-yı hükûmet eden "Pont" kralları ile "Bizans" imparatorluğunda iştihâr eden iki hânedân-ı kadîm Amasya'dan zuhûr eylediği meşhûr olup bunlardan biri "Fokas Hânedânı", diğeri de "Kominnus hânedânı"dır. Birinci hânedândan "Fokas, Nikfur" ve ikinci hânedândan "İsak, Aleksi, Yani" nâmıyla meşhûr beş imparator Amasya'dan zuhûr etmişdir.
Dânişmendiye hükûmetinden Melik İzzeddîn Mehmed Gâzi Bey ve selâtîn-i Selçûkiyye’den birinci ve ikinci Sultân Mes'ûd ve pâdişâhân-ı Âl-i Osmân’dan Sultân Murâd Hân-ı Sânî, Sultân Selîm Hân-ı Evvel gibi iki pâdişâh-ı âlî-şân Amasya'da iştihâr ve tevellüd etdikleri gibi mülûk-ı tavâ'ifden Sultân Eretna Bey ve Şâdgeldi Pâdişâh gibi Anadolu'da te'sîs-i hükûmet eden iki hükümdâr Amasya'dan zuhûr etmişdir. Bunların sûret-i zuhûru ve terâcim-i ahvâli bâb-ı evvel ve sânîde zikr olunacakdır.
Devlet-i Selçûkiyye vüzerâsından sâhib-i a'zam makâmında bulunan "Hüsâmü'd-Devle Hasan Gâzi", "Mühezzebeddîn Alî", mahdûmu "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne", hafîdi "İzzeddîn Mehmed Pervâne", "Şemseddîn Mahmûd Tugrâ'î", [318] birâderi "Fahreddîn Alî" ve saltanat-ı celîle-i "Osmâniye" vüzerâsından "Yahşî Beyzâde Bâyezîd Paşa", "Hoca Mehmed Paşa", "Cemâlîzâde Pîrî Mehmed Paşa", "Bayburdlu Ahmed Ağazâde Kara İbrâhim Paşa", "Rus Rıdvân Ağazâde Ahmed Paşa", "Zanalı Ca'fer Ağazâde es-Seyyid Ahmed Paşa", "Hatîbzâde Nâ'ilî Abdullah Paşa", "Şirvânîzâde Mehmed Rüşdî Paşa" Amasya'nın yetişdirdiği e'âzım-ı ricâl-i "Selçûkiyye" ve "Osmâniyye"dendir.
Hükûmet-i Selçûkiyye devrinde kâdı'l-kudât olan "Evhadeddîn Mahmûd el-Kımârî", "Sadreddîn Mehmed et-Türkmânî", "'İmâdeddîn Ömer el-Amâsî", "Nizâmeddîn Abdülmelik Er-Rûmî" ve saltanat-ı celîle-i "Osmâniye"de şeyhülislâm olan "Niğdelizâde Sofu Bâyezîd Çelebi", "Gümüşlüzâde Abdurrahmân Çelebi", "Efdalzâde Hamîdeddîn Mehmed Çelebi", "Cemâlîzâde Zenbilli Alî Efendi", "Kemâl Paşazâde Şemseddîn Ahmed Efendi", "Mü'eyyedzâde Abdulkâdir Şeyhî Efendi", "Memikzâde Mustafa Efendi" dahi Amasya'dan zuhûr eden e'âzım-ı ulemâdandır.
Günümüz Türkçesiyle
27- "Kadı Medresesi": Fethiye Mahallesi'nde, caminin yakınında olduğu kayıtlarda yazılıysa da şimdi ortada olmadığı için yeri bilinemedi. Bu medresenin dört yanı kâgir, odaları ve içi ahşap olduğundan doğal afetlere dayanamayıp yok olmuştur. İlk binasını 900 [1494-95] yılında Anadolu kazaskeri "Molla Beylikzâde Molla Vildân Mehmed Çelebi" tamamlamış, vakıflarını kadıların oğullarından "Abdurrahmân Efendi" 911 [1505-06] yılında düzenlemiştir. Bu mahallede bulunan "Kadı Hamamı" da adı geçen kadı tarafından vakfedilmiştir. Medrese, soyundan "Seydî Paşa" tarafından 945 [1538-39] yılında, Sultâniye hatibi "Hacı Mustafa Efendi" tarafından da 1031 [1621-22] yılında yeniden onarılmıştır.
Bu medrese, medreselerin derecelendirilmesinde kırk derecesinde sayılmış; "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi", "Nîksârî Emîr Sinan Efendi", "Senâdî Efendi" gibi âlimler onuncu hicrî yüzyılda burada müderrislik yapmıştır. 1061 [1650-51] yılında tanınmış âlimlerden "Kara Muhyiddîn Efendi", ondan sonra "Hocazâde Abdurrahmân Efendi", 1099 [1687-88] yılında "Hasan Efendi", ardından "Hacı Efendizâde Ömer Efendi", onun ardından da "Eyrekli Hacı Hasan Efendi" 1121 [1709-10] yılında müderris olmuş, bu son müderris 1149 [1736-37] yılında vefat edince medrese, arkadan gelenlerce korunamamış ve 1163 [1749-50] yılından sonra yok olmuştur. "Kara Muhyiddîn Efendi" ile "Hacı Hasan Efendi" medresenin vakıflarını genişletmiş, vakfa bazı kiralık çatılı yapılar eklemişlerdi. Bunların hepsi de kaybolmuştur.
28- "Kapancızâde Medresesi": Devehane Mahallesi'nde, Kağnı Pazarı'nın kuzeybatı ucunda, şose yolu üzerinde ve "Sultan Bayezid Mektebi"nin karşısındadır. Divan-ı hümâyun kâtiplerinden "Amasyalı Kapancızâde Hacı Hüseyin Zekî Efendi" tarafından 1258 [1842-43] yılında yaptırılmış, vakıfları da düzenlenmiştir. Bu medrese ahşap yapıdır; "Hacı Bektaş Ağa"dan satın alınan ve "Sultan II. Mahmud Han"ın iradesiyle "Sultan Bayezid Odunluğu" ile değiştirilen, bânî tarafından da vakfedilen yer üzerinde, büyük ve çok güzel biçimde yapılmıştır. Kapısı, yapıldığı sırada doğu yanındaydı; üstünde büyük bir dershanesi ve içinde suyu vardı.
Zamanla yıkılmaya yüz tutmuş, vakfedilmiş nakit parası da kaybolmuş olduğundan, hem medreseyi onarmak hem de gelir getirecek mülk edinmek düşünülmüş ve 1308 [1890-91] yılında doğu ve kuzey tarafları tamamen yıktırılarak altında on dört dükkân, üstünde odalar olacak şekilde eksiksiz biçimde yeniden yapılmıştı. Ancak 1325 [1907-08] yılında tamamen yanmış; vakfedilmiş arsasıyla birlikte böyle yüksek bir eser, şer'î bir gerekçe olmaksızın tanıklıkla mülke, yani vakıf olmayan gelir getiren bir mülke dönüştürülmüştür.
Bu medreseye tanınmış âlimlerden önce "İnepazarlı Seyyid Hacı İsmâ'îl Hakkı Efendi", o 1273 [1856-57] yılında vefat edince oğulları "Mustafa ve Mehmed Nûrî" Efendiler, bunların vefatından sonra da "Mustafa Efendi"nin oğlu "Ahmed Efendi" müderris olmuştur.
29- "Kâşifiye Medresesi": Eski Kethüda Mahallesi'nde, Çukur Kilise'nin batı bitişiğinde, Abdullatîf Efendi Kütüphanesi'nin doğusunda kalan sokağın içindedir. Amasya ileri gelenlerinden, eski bostancıbaşı "Kalaycı Halîl Ağazâde Hacı Ömer Ağa", 1174 [1760-61] yılında vefat ederken malının üçte birinden bir medrese yapılmasını vasiyet etmiş, tanınmış âlimlerden "Següköylüzâde Hacı Mehmed Kâşif Efendi"yi de vasî olarak seçmişti. Vasiyetin yerine getirilmesiyle 1175 [1761-62] yılında vasînin çabasıyla medrese yapılmış, malın üçte birinden artan para ile birkaç dükkân satın alınarak vakfedilmiş ve medrese "Kâşifiye" adıyla anılmıştır.
Bu medrese de ahşap olup yıkılmaya yüz tuttuğundan 1244 [1828-29] yılında "Ak Hasanzâde Hacı Hasan Ağa" tarafından yenilenmiş, sonra yine yıkılmaya yüz tutunca 1304 [1886-87] yılında vezirlerden "Şefik Paşa"nın hayırlı eşi "Ayşe Hanım" tarafından yeniden onarılmıştır. Bu medreseye ilk olarak şehrin müftüsü "Hacı Kâşif Mehmed Efendi"nin akrabalarından "Següköylüzâde Hacı Hâfız Osmân Efendi" 1175 yılında müderris olmuş, 1191 [1777-78] yılında vefat edince kardeşi "Hâfız Mehmed Efendi", 1213 [1798-99] yılında onun vefatıyla fakihlerden "Canikli Seyyid Hasan Efendi", ardından "Saçlı Damadı Mengülcüzâde Seyyid Ebûbekir Efendi", 1255 [1839-40] yılında onun vefatıyla yeğeni "Seyyid Ali Efendi" müderris olmuştur. 1298 [1880-81] yılında Rüşdiye Mektebi öğretmeni, âlimlerden "Arhavili Osmân Remzî Efendi" müderris olarak medresenin onarımına gayret etmiştir.
30- "Küçük Ağa Medresesi": Şamlılar Mahallesi'nde, Ayâs Ağa Camii'nin önünde ayrı bir bölüm olup caminin kuzey ve batı taraflarını çevreler. "Küçük Kapı Ağası" diye ünlü "Ayâs Ağa" tarafından 900 [1494-95] yılında yaptırılmış, vakıfları da düzenlenmiştir. Çok sağlam ve çevresi taştan olan bu büyük medrese, medreselerin derecelendirilmesinde elli derecesinde yer aldığı için "Ayâs Ağa Medresesi" ve "Medrese-i Ayâsiye" adlarıyla da ünlüdür ve şimdiye kadar bakımlı durumdadır.
Bu medreseye önce âlimlerden "Şamlızâde Tâceddîn İbrâhim Efendi", sonra "Emîr Kulu Şemseddîn Ahmed Efendi" müderris olmuş, bunun 918 [1512-13] yılında İstanbul'a geçmesinden sonra da pek çok âlim burada müderrislik yaparak mevleviyet (kadılık) rütbesine ulaşmıştır. 1086 [1675-76] yılında âlimlerden "Pîrî Efendizâde Hâfız Hüseyin Efendi", arada "Hâfız Ali Efendi", 1101 [1689-90] yılında "Hâfız Hüseyin Efendi"nin görevinin boşalmasıyla "İbrâhim Efendi", ardından "Ömer Efendi", 1113 [1701-02] yılında "Ali Efendi" müderris ve mütevelli olmuştur; ancak 1114 [1702-03] yılında "Ali Efendi" mütevelli olarak kalmış, "Şeyh Mehmed Efendi" müderris olmuştur. 1129 [1716-17] yılında "Abdullah Efendi", 1132 [1719-20] yılında âlimlerden "Çorumlu Hâfız Seyyid Mehmed Efendi" müderris olmuştur.
1143 [1730-31] yılında "Seyyid Hacı Mehmed Efendi"nin vefatıyla yarı hissesine oğlu "Seyyid Ahmed Sa'îd Efendi", öbür yarısına büyük âlimlerden "Seyyid Ali Efendi" geçmiş; 1144 [1731-32] yılında "Seyyid Ahmed Sa'îd Efendi"nin bırakmasıyla "Müftüzâde Seyyid Hâfız Ebûbekir Efendi", 1145 [1732-33] yılında bunun da ölümüyle öbür yarıya da adı geçen "Seyyid Ali Efendi" tek başına müderris olmuştur. O 1173 [1759-60] yılında vefat edince âlimlerden "Şerîfzâde Seyyid Hacı Mustafa Efendi", bu 1190 [1776-77] yılında vefat edince yarısına oğlu "Seyyid Mehmed Emîn Efendi", öbür yarısına "Şeyhzâde Seyyid Abdullah Vecîh Efendi", 1195 [1780-81] yılında "Seyyid Mehmed Emîn Efendi"nin bırakmasıyla adı geçen "Seyyid Abdullah Vecîh Efendi" tek başına müderris olmuştur. "Büyük Ağa" müderrisliğinde olduğu gibi, bunun da çocukları ve torunları ders verme hissesinden yararlanmıştır.
31- "Mehmed Paşa Medresesi": Mehmed Paşa Camii'nin avlusunda ayrı bir bölüm olup kuzey ve doğu taraflarını çevreler. 900 [1494-95] yılında "Hızır Paşazâde Mehmed Paşa" tarafından kâgir ve sağlam biçimde yaptırılmış, vakıfları düzenlenmiştir; odaları güzel ve oldukça geniştir. Medreselerin derecelendirilmesinde altmış derecesinde olup bu medresede müderrislik yapıp mevleviyet rütbesine ulaşan büyük âlimler çoktur.
Bu medreseye tanınmış âlimlerden müderris olarak şunlar gelmiştir: "Çelebizâde Ömer Efendi"nin 1095 [1684] yılında vefatıyla boşalan göreve, herkese açık dersleriyle ünlü "Çorumlu Seyyid Hâfız Mehmed Efendi"; 1143 [1730-31] yılında onun vefatı üzerine oğlunun Hicaz'da bulunmasından yararlanan "Diyarbakırlı İsmâ'îl Efendi"; 1144 [1731-32] yılında oğlunun dönmesiyle, âlimlerden ve emîr müderrislerden "Seyyid Hacı Ahmed Sa'îd Efendi"; 1179 [1765-66] yılında oğlu "Seyyid Abdurrahîm Efendi"; 1197 [1782-83] yılında onun vefatıyla oğulları "Seyyid Mustafa, Hâfız Hasan, Mehmed" Efendiler; 1209 [1794-95] yılında bunların görevden alınmasıyla Amasya fetva emini "Ömer Efendi"; 1213 [1798-99] yılında "Karahisârî Ahmed Efendi", ondan sonra "Hâfız Mehmed Efendi", ardından ikisinin de görevden alınmasıyla 1214 [1799-1800] yılı başlarında ikinci kez "Ömer Efendi" müderris olmuştur. 1220 [1805-06] yılında onun vefatıyla oğulları "Seyyid Ali ve Sâbit", ardından "Uzun Müftüzâde Seyyid Mustafa ve Sâlih" Efendiler ders verme hakkına sahip olmuşlarsa da 1247 [1831-32] yılında hepsi görevden alınmış ve büyük âlimlerden "Mörekli Hasan Efendi" müderris olmuştur. Onun vefatıyla oğlu "İsmâ'îl Efendi" ders verme hakkını devralmış, oğlu "Hâfız Ahmed Efendi" yeterlilik kazandığı için 1318 [1900-01] yılında müderris olmuştur.
32- "Mehmed Bey Medresesi": Mehmed Paşa Camii'nin güneybatısında, yol üzerindedir; adı geçen vezirin torunlarından ve ünlü cömertlerden "Kurd Beyzâde Mehmed Bey" tarafından 1308 [1890-91] yılında ahşap olarak yaptırılmış, altında bulunan dükkânlar da bu medreseye vakfedilip ayrılmıştır. Söz konusu medrese beş güzel odadan oluşur; akrabalarından kıraat âlimlerinin başı "Dîvân Efendisizâde Hâfız Mehmed Nûrî Efendi" ilk müderris olmuştur.
33- "Mes'ûdiye Medresesi": Amasya'da "Selçuklu Sultanı Mes'ûd" tarafından yaptırılan "Simre Kasabası" içinde yapıldığı "Behcetü't-Tevârîh", "El-Aylemü'z-Zâhir" gibi tarih kitaplarında geçiyorsa da yapılan ciddi yazışma ve araştırmalar sonucunda Amasya'nın içinde ve dışında "Simre" denilen eski yerleşim yerlerinde bu medreseyi gösterecek bir esere rastlanamamıştır. "Amasya Simresi"nde, yani "Üçler Mahallesi"nin kuzey ucunda, mezarlık içinde görülen büyük Selçuklu yapısı medrese sanılırsa da bunun "Sultan Mes'ûd"un türbesi olduğu, yan sütunları üzerinde görülen oyma kitabeden anlaşılır.
34- "Narlı Bahçe Medresesi": Şehzadeler Türbesi önünde görülen mezarlığın batı yanında, yol üzerindeydi. On bir odası, bir dershanesi, büyük bir bahçesi olan ahşap bir yapıydı; bahçesi "Narlı Bahçe" diye ünlü olduğundan bu medrese ve çevresindeki mezarlık "Narlı Bahçe Medresesi" ve "Narlı Bahçe Mezarlığı" diye anılır olmuştur. Bu medreseyi 1167 [1753-54] yılında Amasya ileri gelenlerinden şehir kethüdası "Türedizâde Hacı Hâfız Süleyman Ağa" yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Buna "Süleymaniye Medresesi" de denir.
Bu medreseye önce âlimlerden "Hâfız Abdullah Efendi", 1189 [1775-76] yılında onun vefatıyla "Elbistânî İbrâhim Efendi", 1200 [1785-86] yılında "Hâfız Mehmed Efendi", 1205 [1790-91] yılında "Erzincânî Evliyâ İbrâhim Efendi", 1211 [1796-97] yılında "Seyyid Hasan Efendi", 1227 [1812] yılında "Mecidözülü Seyyid Ahmed Efendi", ondan sonra "İskilipli Hüseyin Efendi", ardından oğlu "Hâfız Mehmed Efendi" müderris olmuştur. Bu sırada, 1281 [1864-65] yılında Amasya mutasarrıfı "Ziyâ Paşa" şose yolunu düzenlerken yol tam bu medresenin üzerine geldiğinden, zaten yıkılmaya yüz tutmuş olan medreseyi yıktırıp yarısından fazlasını yola katmış, öbür yarısını da müderris "Hâfız Mehmed Efendi"ye vermiş; o da üzerine bir ev yaptırmıştır.
35- "Ya'kûb Paşa Medresesi": Pîr İlyâs hazretlerinin yakınında bulunan Çilehane Tekkesi'dir; adı geçen "Ya'kûb Paşa" tarafından 815 [1412-13] yılında Çilehane, yani Halvetî tekkesi olmak üzere yaptırılmıştır.
Bu medrese caminin sağında ve solunda olup odaları küçük ve kâgirdir. Doğu tarafında, odaların kuzeyinde geniş bir şeyh odası vardır. Vakfiyesinde, bu odada çilehane bulunduğu ve bu odanın şeyh odası olduğu yazılıdır.
Bu tekke 1031 [1621-22] yılına kadar bir şeyhle yönetilmiş; ancak "Ya'kûb Paşa Camii" vaizi "Şeyh Hüsâmeddîn Efendi" ile âlimlerden "Şeyh Abdî Efendi" arasında on yıl kadar süren şeyhlik anlaşmazlığını sona erdirmek için şeyh odası, tekke ve çilehane de medrese sayılmış, tekke şeyhliği "Hüsâmeddîn Efendi"ye, "Ya'kûb Paşa" müderrisliği de "Şeyh Abdî Efendi"ye verilmiştir.
Daha sonra medreseler sırasına katılarak kırk derecesinde sayılmış ve herkese açık ders veren âlimlere verilmiştir. 1099 [1687-88] yılında âlimlerden "İsmâ'îl Efendi", 1107 [1695-96] yılında elinden alınmasıyla oğlu "Halîl Efendi", 1120 [1708-09] yılında oğlu "Hâfız Mehmed Efendi", 1121 [1709-10] yılında âlimlerden "Ebûbekir Efendi", ardından "Müftüzâde Seyyid Ebûbekir Efendi"; 1161 [1748] yılında, görevin elinden alınmasıyla, âlimlerden ünlü muhaddis "Uzun Müderris Süleyman Efendi"; 1193 [1779] yılında onun vefatıyla görev ikiye bölünüp yarısına oğlu "Seyyid Mustafa Efendi", öbür yarısına da âlimlerden "Gümüşhaneli Seyyid Ebûbekir Efendi"; 1198 [1783-84] yılında "Seyyid Süleyman Efendi"; 1208 [1793-94] yılında "Uzun Müderriszâde Seyyid Mustafa Efendi"nin vefatıyla oğulları "Seyyid Hâfız Abdullah ve Hasan" Efendiler müderris olmuşlardır.
1207 [1792-93] yılında "Seyyid Süleyman Efendi"nin elinden alınmasıyla "Ahmed Efendizâde Mehmed ve Ahmed" Efendiler ders verme hakkını almışlar; 1232 [1816-17] yılında "Seyyid Hâfız Abdullah Efendi"nin vefatıyla oğlu, âlimlerden ünlü "Sarı Müderris Seyyid Mustafa Efendi", 1262 [1845-46] yılında "Mehmed ve Ahmed" Efendilerin vefatında kardeşleri "Seyyid Mehmed Efendi" ile birlikte "Ya'kûb Paşa" müderrisi olmuştur. 1273 [1856-57] yılında onun vefatıyla oğlu "Seyyid Mehmed Tâhir Efendi" ortak olarak, amcası "Seyyid Mehmed Efendi"nin 1283 [1866-67] yılında vefatıyla da tek başına müderris olmuş, 1291 [1874-75] yılında vefat edince oğulları "Mehmed Sâlim, Hasan Tahsîn, Ahmed Şevkî" Efendiler ders verme hakkını devralmışlarsa da 1315 [1897-98] yılında görevden alınarak âlimlerden "Mecdîzâde Hâfız Mustafa Sâdık Efendi" müderris olmuştur.
36- "Yörgüç Paşa Medresesi": Caminin içinde ve önünde bulunan birkaç taş odadır; adı geçen paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu odaların aslında medrese olarak yapıldığı vakfiyesinde yazılıdır; altmış derecesinde itibarlı ve birinci sınıf medreseler arasında sayılırdı. Sonra âlimlerin ve medrese öğrencilerinin çokluğu yüzünden mütevelli "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" 1044 [1634-35] yılında caminin avlusunun doğu tarafında, on iki oda içeren ahşap bir medrese yaptırmış, bu medrese 1271 [1854-55] dolaylarında harap olup bahçe biçiminde kalmıştır. Dokuzuncu ve onuncu hicrî yüzyıllar boyunca bu medreseye müderris olarak çok sayıda bilgin gelmiş, büyük âlimlere verilmiştir. 1112 [1700-01] yılında büyük âlimlerden "Hıfzîzâde Hacı Hâfız Ali Efendi", 1136 [1723-24] yılında âlimlerden "Kürd Hâfız" diye ünlü "Hacı Ali Efendi", 1148 [1735-36] yılında oğlu, büyük bilginlerden "Hacı Hâfız Abdurrahmân Efendi", 1173 [1759-60] yılında onun vefatıyla "Hâfız Osmân Efendi", 1192 [1778] yılında "Çorumlu Hacı Osmân Muhlis Efendi", 1212 [1797-98] yılında onun vefatıyla büyük âlimlerden "Çayköylü Hacı Ahmed Hâkî Efendi", 1221 [1806-07] yılında onun vefatıyla âlimlerden "Ürgübîzâde Seyyid Kâşif Mehmed Efendi", 1233 [1817-18] yılında oğlu "Seyyid Abdürrezzâk Efendi", 1258 [1842-43] yılında onun vefatıyla "Hâkî Efendizâde Mehmed ve Mustafa" Efendiler müderris olmuştur. 1280 [1863-64] yılında "Mehmed Efendi"nin, ondan sonra "Hacı Mustafa Efendi"nin vefatlarıyla çocukları ders verme görevine sahip olmuş, bunlardan "Kahveci Mehmed Ârif" hâlen bu görevde bulunmaktadır.
Amasya'da öğrencilerin ve bilginin beslenmesi, öğretmenlerin geçimlerinin sağlanması, ayrıca Amasya'da bulunan ve dışarıdan gelen yoksulların ve konukların iyi ağırlanması ve doyurulması için padişahlar, vezirler, emirler ve ileri gelenler eskiden imarethaneler, yani misafirhaneler yaptırmışlardır. Başlıcaları şunlardır:
"Bâyezîd Paşa İmareti", "Yörgüç Paşa İmareti", "Sultan Bâyezîd İmareti", "Mehmed Paşa İmareti", "Hâtuniye İmareti". Bu imaretlerin her birinin yanında ayrıca birer tabhane (konuk evi) bulunduğundan şimdiki durumda Amasya şehrinde beş imarethane, beş de tabhane vardır. Bunlardan başka, yolculara, gezginlere ve yoksullara açık olmak üzere Amasya'da çok sayıda ziyafethane vardı. Başlıcaları şunlardır:
Mevlevihane'de "Pervâne Bey Ziyâfethânesi", "Hacı Mahmûd Çelebi Ziyâfethânesi", "Ya'kûb Paşa Ziyâfethânesi", "Şeyh Cû'î Ziyâfethânesi", "Şeyh Hüsâmeddîn Kubâvî Ziyâfethânesi", "Ehlî Hâtun Ziyâfethânesi", "Hoca Sultân Ziyâfethânesi", "Ahî Darbhâne Ziyâfethânesi", "Hızır Paşa Ziyâfethânesi", "Yâkût Paşa Ziyâfethânesi", "Ahî Sa'deddîn Ziyâfethânesi". Bu on bir ziyafethanenin yemeği bol, aşçısı ve ekmekçisi belli, nakipleri (başkan, gözetici) maaşlıydı. Bunlardan başka özel ziyafethaneler de vardı. Bundan kırk yıl öncesine kadar Amasya'da bulunan ileri gelenlerin ve soyluların evlerinin hepsi birer ziyafethane gibiydi.
Eski belgeler, şer'iyye sicilleri, resmî kayıtlar, tapu ve vakıf kayıtları ile ispatlanan bu kadar çok dinî yapı, bilim kurumu, uygarlık eseri ve İslâmî eser, Amasya'da büyüklerimizin bilimin yayılması, bilginin yaygınlaştırılması, kardeşlerin rahat ettirilmesi, işlerin kolaylaştırılması yolunda ne büyük gayretler gösterdiklerini, ne büyük fedakârlıklarda bulunduklarını ve ileri gelenlerle soyluların âdeta bütün varlıklarını İslâm milletinin yücelmesine vakfettiklerini kanıtlar.
Bu hayır kurumlarının tarihlerine dikkat edilirse, Amasya'nın fethinden 800 [1397-98] tarihine kadar bilim yapılarının yavaş yavaş arttığı, 1000 [1591-92] tarihine kadar olağanüstü çoğaldığı, 1115 [1703-04] tarihine kadar durduğu, 1215 [1800-01] tarihine kadar az miktarda arttığı, ondan sonra azalmaya başladığı ve yavaş ilerleyen bu gerilemenin hız kazanarak önüne gelen bilim yapılarını ve hayır kurumlarını yıkıp bozduğu anlaşılır.
İşte bu kadar yıkımın önünü almak ve yayılan cehaleti bilgiye çevirmek için Maarif-i Umûmiyye Nezareti (Millî Eğitim Bakanlığı) Amasya'da "Alaca Yahyâ Medresesi"ni yıkıp yerine 1281 [1864-65] yılında büyük bir "Rüşdiye Mektebi" yaptırmış; koca bir sancak merkezi için bir okulun yetmediği ancak 1300 [1882-83] tarihinde anlaşılarak üç "İbtidaî Mektebi" (ilkokul) daha açılmıştır. Fakat 1311 [1893-94] yangınında "Rüşdiye Mektebi" yandığından 1315 [1897-98] yılında "Beyler Sarayı" yerinde bir "İdâdî Mektebi" (lise) ve arkasından "Kürd Mektebi" yerine bir de "Kız İbtidaî Mektebi" açılmış, eski "Rüşdiye Mektebi"nden pek çok yararlanılmıştır. 1326 [1908] yılında meşrutiyet hayatı kurulunca, Amasya çevresinde kamuoyunun uğradığı bir değişim anı üzerine herkeste ayrı bir hareketlilik olmuş ve Amasya ileri gelenleri eski cömertliklerini yeniden göstermeye başlamıştır.
Bunun üzerine "Zileli Hacı Hasan Efendi" biri "Tatar Mahallesi"nde, öbürü "Sultan Bâyezîd Camii" avlusunda olmak üzere iki mektep; "Topçuzâde Halîl Efendi" ve kardeşi eski "Rüşdiye Mektebi" yerine bir mektep; "Amasya İttihad ve Terakki Kulübü" "Kazancı Mahallesi"nde "Ravza-i İttihâd" adıyla ünlü bir mektep; "Hatîbzâde Mehmed Emîn Efendi" "Burma Minare"nin bitişiğinde, "Mimarbaşı Hasan Efendi Mektebi" yerine bir medrese; "Yumuk Osmânzâde Mehmed Hamdî Efendi" "Sultan Bâyezîd Camii" avlusunda büyük bir kütüphane yaptırmış ve bilginin yayılmasına gayret ve özen göstermişlerdir.
Maarif Nezareti de daha önce ikinci sınıftan olarak açılmış olan "İdâdî Mektebi"ni 1330 [1911-12] yılı başlarında birinci sınıfa yükseltmiş, üç "İbtidaî Mektebi"ni altıya çıkarmış, bir "Kız Mektebi" yetmediği anlaşıldığından "Üçler Mahallesi"nde bir tane daha açmıştır.
Dünyada hükümdarlara ve beylere yurt olmuş
Yüzlerce ileri gelene ve vezire yurt olmuş
Binlerce şeyhe ve âlime yurt olmuş
Düşün ki Amasya asırlar boyunca neler geçirmiş
Amasya'da bugün görülen eski ve yeni eserlerin, bilim yapılarının ve diğerlerinin işaret ettiği, kayıtlı tarihlerin de tanıklık ettiği üzere Amasya; Pontus krallarına, sonra birkaç Bizans imparatoruna, sonra da Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı Türk devletlerinden birkaç İslâm padişahına vatan olmakla ünlenmiştir.
Amasya'da hüküm süren "Pont" kralları ile "Bizans" imparatorluğunda ün yapan iki eski hanedanın Amasya'dan çıktığı bilinir; bunlardan biri "Fokas Hanedanı", öbürü "Komnenos Hanedanı"dır. Birinci hanedandan "Fokas, Nikefor", ikinci hanedandan "İsak, Aleksi, Yani" adlarıyla ünlü beş imparator Amasya'dan çıkmıştır.
Danişmendli hükûmetinden Melik İzzeddîn Mehmed Gazi Bey ve Selçuklu sultanlarından birinci ve ikinci Sultan Mes'ûd ile Osmanlı padişahlarından Sultan II. Murad Han, Sultan I. Selim Han gibi iki şanlı padişah Amasya'da yetişip ün yaptığı ve doğduğu gibi, beylikler dönemi hükümdarlarından Sultan Eretna Bey ve Şâdgeldi Padişah gibi Anadolu'da devlet kuran iki hükümdar da Amasya'dan çıkmıştır. Bunların ortaya çıkışı ve hâl tercümeleri birinci ve ikinci bölümlerde anılacaktır.
Selçuklu Devleti vezirlerinden en büyük makamda bulunan "Hüsâmü'd-Devle Hasan Gazi", "Mühezzebeddîn Alî", oğlu "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne", torunu "İzzeddîn Mehmed Pervâne", "Şemseddîn Mahmûd Tugrâ'î", kardeşi "Fahreddîn Alî" ve yüce "Osmanlı" saltanatının vezirlerinden "Yahşî Beyzâde Bâyezîd Paşa", "Hoca Mehmed Paşa", "Cemâlîzâde Pîrî Mehmed Paşa", "Bayburtlu Ahmed Ağazâde Kara İbrâhim Paşa", "Rus Rıdvân Ağazâde Ahmed Paşa", "Zanalı Ca'fer Ağazâde Seyyid Ahmed Paşa", "Hatîbzâde Nâ'ilî Abdullah Paşa", "Şirvânîzâde Mehmed Rüşdî Paşa", Amasya'nın yetiştirdiği "Selçuklu" ve "Osmanlı" büyük devlet adamlarındandır.
Selçuklu hükûmeti döneminde kadılkudât (başkadı) olan "Evhadeddîn Mahmûd el-Kımârî", "Sadreddîn Mehmed et-Türkmânî", "İmâdeddîn Ömer el-Amâsî", "Nizâmeddîn Abdülmelik er-Rûmî" ve yüce "Osmanlı" saltanatında şeyhülislâm olan "Niğdelizâde Sofu Bâyezîd Çelebi", "Gümüşlüzâde Abdurrahmân Çelebi", "Efdalzâde Hamîdeddîn Mehmed Çelebi", "Cemâlîzâde Zenbilli Alî Efendi", "Kemâl Paşazâde Şemseddîn Ahmed Efendi", "Mü'eyyedzâde Abdulkâdir Şeyhî Efendi", "Memikzâde Mustafa Efendi" de Amasya'dan çıkan büyük âlimlerdendir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kârgîr: taş ya da tuğla gibi dayanıklı malzemeyle yapılmış (kâgir)
- ahşâb: tahtadan, ahşap
- nâ-mevcûd: ortada olmayan, yok olmuş
- evkâf: vakıflar; bir yapının giderlerini karşılayan gelir kaynakları
- tanzîm: düzenleme; vakfın gelirlerinin ve işleyişinin kurallara bağlanması
- tecdîd, ta'mîr, i'mâr: yenileme, onarım, bayındır duruma getirme
- müderris: medresede ders veren öğretmen
- mutasarrıf-ı tedrîs: ders verme görevini ve onun gelirini elinde tutan kişi
- kasr-ı yed: bir kimsenin görevden alınması, elinin çekilmesi
- mahlûl: sahibinin ölümü ya da ayrılması yüzünden boşalmış görev
- mütevellî: bir vakfı yöneten kişi
- vasiyy-i muhtâr: ölen kişinin kendi seçtiği vasi, vasiyeti yerine getirecek kişi
- sülüs-i mâl: malın üçte biri; vasiyetle ancak malın bu kadarı bağışlanabilir
- hucurât: hücreler, medrese odaları
- mevleviyet: kadılık rütbesi; müderrislikten kadılığa yükselen âlimlerin ulaştığı derece
- râdde: derece, basamak; medreselerin "kırk", "elli", "altmış" gibi günlük ücretiyle anılan sınıfları
- imârethâne, tâbhâne, ziyâfethâne: yoksulları ve konukları doyuran aşevi; konuk evi; yolculara açık yemek ve konaklama yeri
- mekteb-i rüşdî, i'dâdî, ibtidâ'î: ortaokul düzeyindeki okul; lise düzeyindeki okul; ilkokul
Medreselerin Bugünkü Durumu
Hüsameddin'in bu bölümde anlattığı medreselerin önemli bir kısmı yazarın kendi zamanında bile yoktu, bugün de yoktur. Kadı Medresesi'nin yeri yazarın döneminde bilinmiyordu. Narlı Bahçe Medresesi, metinde belirtildiği gibi, mutasarrıf Ziya Paşa şose yolunu açarken yıkılmıştır; Kapancızâde Medresesi ise 1325 [1907-08] yangınından sonra mülke çevrilmiştir. Okuduğumuz kaynaklarda Kadı, Narlı Bahçe ve Kapancızâde medreselerinin bugün yerinde kalıntısı olduğuna dair bilgi yoktur.
Ayakta kalan medreselerden biri Küçük Ağa (Ayas Ağa) Medresesi'dir. Kültür envanterinde medrese Şamlar Mahallesi'nde, Zübeyde Hanım Caddesi ile Türbedar Sokak arasında kayıtlıdır; yaptıranı Kapıağası Ayas Ağa, yapım tarihi 1495 olarak verilir. Yapı, U planlı klasik bir Osmanlı medresesidir: sade başlıklı silindirik sütunlara oturan tuğla kemerli revakların arkasında, beşik tonozla örtülü medrese odaları sıralanır, her odada birer ocak ve dolap bulunur. Doğu ucundaki biraz daha büyük, beşik tonozlu bölüm sıbyan mektebi, yani çocuk okuludur. Kitabesi ve vakfiyesi vardır; 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü onarıma almıştır. Hüsameddin'in verdiği 900 [1494-95] yılı bu kayıtla uyuşur; yazarın medrese için "şimdiye kadar bakımlı" demesi de yapının bugün hâlâ ayakta olmasıyla örtüşür. Amasya Valiliği'nin tanıtım metninde ise külliyenin ilk olarak Danişmendlilerden Melik Gazi tarafından yaptırıldığı, yıkılınca 1495 yılında onarıldığı söylenir ve onaran kişinin adı "Hüseyin Ağa" olarak geçer. Bu anlatım, kitabın "Ayas Ağa" adıyla çeliştiği gibi, kültür envanterindeki kayıtla da uyuşmaz. Burada kaynaklar birbirinden ayrılmaktadır; envanter kaydı kitabe ve vakfiye bulunduğunu belirttiği için burada kitabın bilgisiyle birlikte esas alınmıştır.
Metinde "Büyük Ağa" diye anılan yapı ise Büyük Ağa (Hüseyniye) Medresesi'dir; valilik metnine göre II. Bayezid'in kapı ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılmış ve Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen plan şeması ilk kez bu medresede uygulanmıştır. Kitaptaki "Büyük Ağa müderrisliği gibi" ifadesi, iki medresenin ders verme görevinin aynı usulle yürüdüğüne işaret eder.
Mehmed Paşa Medresesi ve Çevresi
Mehmed Paşa Külliyesi için güncel bilgi, Hüsameddin'in verdiği tarihle bir ölçüde ayrılır. Ansiklopedi maddesine göre külliyenin banisi, II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalası Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'dır (ö. 900/1495). Caminin giriş kapısı üzerindeki iki satırlık Arapça kitabeden, inşasının 891 yılı Muharreminde (Ocak 1486) tamamlandığı anlaşılır. Hüsameddin ise medresenin 900'de yapıldığını yazar; bu yıl Mehmed Paşa'nın ölüm tarihine denk düşer. Dolayısıyla kitabe, külliyenin en azından cami kısmının 1486'da hazır olduğunu gösterir; medresenin ayrı bir tarihte yapılmış olması da mümkündür, ancak elimizdeki okunan kaynaklardan bu kesin biçimde söylenemez.
Külliye cami, medrese, imaret, türbe, tabhane, zaviye, çeşme ve hazireden oluşuyordu. Bugüne cami, tabhane olması muhtemel yan bölümler ve türbe ulaşmıştır. Şadırvan avlusunun kenarında bulunması gereken medrese ile imaret yanarak yok olmuştur; bu yüzden mimarileri hakkında bilgi yoktur. Hüsameddin'in medrese için verdiği "kuzey ve doğu taraflarını çevreler" tarifi, bu yok olan yapıların yerini bugün anlamak açısından değerlidir. Aynı ansiklopedi maddesine göre, türbenin kapısı önünde Mehmed Paşa'nın mezarı, onun yanında babası Hızır Paşa'nın ve Habib Karamânî'nin mezarları bulunur. Caminin güneyinde, yol üzerindeki tekke de Hüsameddin'in bilgisine dayanılarak 890 [1485] yılında Halvetî şeyhlerinden Habib Karamânî adına yapılmış sayılır.
Yörgüç Paşa Külliyesi
Yörgüç Paşa külliyesi kaynaklarda 1430 yılında Gökmedrese Mahallesi'nde yaptırılmış olarak geçer; cami, medrese, hamam, han, türbe ve imaretten oluşuyordu. Amasya'nın Osmanlı idaresine geçişinden yaklaşık kırk yıl sonra yapılan ilk Osmanlı külliyesi olduğu ve şehirde nehir kıyısına yapılan ilk külliye olduğu belirtilir. Külliyeden bugüne yalnız cami ile giriş eyvanının batısındaki türbe ulaşmıştır; türbede Yörgüç Paşa, oğlu Yunus Bey, kızları Hündi Hatun ve Sitti Hatun'a ait sandukalar bulunur. Yeşilırmak kıyısında olduğundan yapı su taşkınlarından zarar görmüş, içi neredeyse tamamen yenilenmiştir; 1939 Erzincan depremiyle hasar gören cami 1946 yılında onarılmıştır. Hüsameddin'in medrese için anlattığı yapıların, yani caminin içindeki ve önündeki taş odalarla 1044 [1634-35] yılında Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in eklettiği ahşap on iki odalı medresenin bugün izi yoktur; yazar da bu ikinci yapının 1271 [1854-55] dolaylarında harap olup bahçe biçiminde kaldığını kendisi belirtmektedir.
Müderris Listeleri ve Medreselerin Sonu
Hüsameddin'in bu bölümde uzun uzun sıraladığı müderris adları, Amasya medreselerinin yalnız yapı olarak değil, ders veren aileler olarak da süregeldiğini gösterir. Müderrisliğin baştan sona babadan oğula geçmesi dikkat çekicidir: Ya'kûb Paşa Medresesi'nde Uzun Müderris Süleyman Efendi'nin soyu, Mehmed Paşa Medresesi'nde Ömer Efendi'nin ve Mörekli Hasan Efendi'nin soyu, Küçük Ağa Medresesi'nde de Seyyid Abdullah Vecîh Efendi'nin soyu görev ve gelirini sürdürmüştür. Metinde bu duruma doğrudan işaret edilir: Küçük Ağa'da hissenin "Büyük Ağa müderrisliği gibi ayniyle çocuklara ve torunlara" geçtiği yazılıdır. Bu, ders verme görevinin zamanla bir tür vakıf geliri gibi kalıtsal hâle geldiğini düşündürür.
Meşîhat arşivine dayanan yeni bir DergiPark makalesine göre, 19. yüzyılda Amasya'da Halifet Gazi, Kâşifiye, Bekir Paşa, Kapancızâde ve Benderli gibi birçok medrese yeniden onarılarak hizmete sokulmuştur. Aynı makale, 20. yüzyılda Amasya'da eğitim veren medreseler arasında Yörgüç Paşa, Küçük Ağa (Ayas Ağa), Kâşifiye, Kapancızâde, Mehmed Bey ve Ya'kûb Paşa'yı sayar. Bu adların çoğu Hüsameddin'in bu bölümde saydığı medreselerle aynıdır. Makale ayrıca Evliya Çelebi'nin Amasya ziyareti sırasında 10 medrese ve 200 sıbyan mektebi bulunduğunu kaydettiğini ve Osmanlı döneminde şehirdeki medrese sayısının 40'ı aştığını belirtir.
Okur İçin Dikkat Çekilecek Noktalar
Mes'ûdiye Medresesi, Hüsameddin'in bu bölümde yalnız bir "varlığı kanıtlanamamış medrese" olarak ele aldığı yapıdır. Yazar tarih kitaplarında Selçuklu Sultanı Mes'ûd tarafından Simre'de bir medrese yapıldığı yazılmasına karşın, Amasya'daki Simre adlı yerleşimlerde buna işaret edecek bir iz bulamadığını açıkça söyler. Medrese sanılan yapının ise yan sütunlarındaki kitabeye göre Sultan Mes'ûd'un türbesi olduğunu belirtir. Yazar, kitaplarda okuduğu bilgiyi yerinde arayıp bulamadığını açıkça yazmıştır.
Metnin ikinci yarısı, medreselerin sayısının zaman içindeki seyrini ve XIX. yüzyılın sonunda başlayan yeni okulları anlatır. Hüsameddin'e göre bilim yapıları fetihten 800 [1397-98] yılına kadar yavaş, 1000 [1591-92] yılına kadar hızlı çoğalmış; 1115 [1703-04] yılında durmuş, 1215 [1800-01] yılına kadar az artmış, sonra azalmıştır. Bu dönemlendirme yazarın kendi değerlendirmesidir; başka kaynaklarda bunu doğrulayan ya da çürüten bir çalışmaya rastlanmadı.
Metin, Amasya'dan çıktığı söylenen imparatorlar, sultanlar, vezirler, kadılar ve şeyhülislâmlar listesiyle biter. Yazar, bunların hâl tercümelerinin birinci ve ikinci bölümlerde (bâb-ı evvel ve sânî) anılacağını kendisi bildirir. Bizans imparatorlarının Amasya kökenli olduğu iddiası ve Fokas ile Komnenos hanedanlarına bağlanması konusunda başka kaynaklarda bu maddeye ilişkin bir doğrulama bulunamadı; bu bilgi yazarın aktardığı biçimiyle verilmiştir. Metne düşülen dipnot, "İdâdî Mektebi"nin birinci sınıfa yükseltilmesinde Amasya milletvekili Fâzıl Ârif Efendi'nin gayretinin etkili olduğunu bildirir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 303–318. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Resmî kaynaklar
Kitaplar