Mecidözülüdür. Avkatlızâde Mustafâ Paşa bin Hacı Alî Ağa bin Avkatlı İbrâhim Ağa'nın oğludur. Beyhân Sultân tarafından 1208 muharremi ibtidâsında bi'l-iltizâm Amasya muhassılı ve mütesellimi oldu. Çapanoğlu Süleymân Bey'in adamı idi. [165]
Muharrem ibtidâsında Kayalıpaşazâde Hacı Süleymân Bey baş a'yân ve Damgacıoğlu Süleymân Ağa Amasya serdârı olmuşdu. Bu esnâda nizâm-ı cedîd fermânı dergâh-ı âlî gediklilerinden Amasyalı Kayalıpaşazâde Kâşif Ömer Ağa yediyle Amasya'ya geldi. Bütün ulemâ, a'yân ve halk önünde okunan bu fermân ile Amasya'dan nizâm-ı cedîd efrâdı istendi.
Safer evâ'ilinde muhâsebe hulefâsından Uzun Hâfız Mehmed Efendi ile sadâret mektûbî hulefâsından Mahmûd Efendi Amasya'ya geldiler. Toplanacak nizâm-ı cedîd efrâdına nezâret ve levâzım-ı askeriyye mübâya'a etmeğe me'mûr oldukları ellerindeki buyruldudan anlaşıldı.
Uzun Hâfız Mehmed Efendi, Amasyalı Kadızâde Abdullâh Efendi bin Mehmed Efendi'nin oğlu olduğu 1197 târîhli sicilden anlaşıldı. Mahmûd Efendi de sadâret kethüdâsı Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'nin amcası hattât-ı meşhûr Râsih Mehmed Efendi bin el-Hâc İbrâhim Ağa'nın akrabâsından idi.
Bu iki zât zâhirde mübâya'cı idiler. Fakat hakîkat-i hâlde nizâm-ı cedîdin ne demek olduğunu, mu'allem askerin devlet ve millete fevkalâde ihtiyâcını anlatmağa, a'yân ve halkın, hâssaten ulemâ ve yeniçerilerin hissiyâtını ve [166] ahvâl-i rûhiyyelerini tahkîk ve iş'âr etmeğe me'mûr idiler.
Bu fermân üzerine nizâm-ı cedîd ocağına yeniçerilerden ve sâ'ir gençlerden gireceklerin mahkemede açılan deftere yazılması i'lân edildi. Gelen Hâfız Mehmed ve Mahmûd Efendiler'le Amasya kadısı Hacı Rıfkî Efendi yer yer îzâhât verdiler. Halkı nizâm-ı cedîd ocağına girmeğe teşvîk etdiler. Halk üzerinde iyi hisler ve şevkler uyandırdılar.
Sadâret kethüdâsı Amasyalızâde Hacı İbrâhim Efendi'nin baş a'yân Hacı Süleymân Bey'e yazdığı mektûb ve efendilerin verdikleri îzâhât üzerine Amasya gençlerinden ve yeniçerilerden hayli adamlar nizâm-ı cedîd efrâdı yazıldı.
Rebî'ulâhir ibtidâlarında "Çaloğlu" demekle meşhûr Çalık Mehmedoğlu Hüseyin Ağa Amasya serdârı, cemâziyelevvel ibtidâsında Şeyh Halîl Efendi Amasya kadısı olup geldi. Bu esnâda ocak ağalarından gizlice serdâr Hüseyin Ağa'ya ve ba'zı alemdârlara mektûblar gelip ocak gayretini gütmeleri ve muhâlefet etmeleri tenbîh ediliyordu.
Bu mektûblara çokları aldandı. Çünkü hissiyât-ı dîniyyeyi okşuyordu. Ulemâ, a'yân ve halk iki taraf oldu. Cemâziyelâhir ibtidâlarında [167] kör bir ta'assubla yeniçeriliğe sarılmış olan halkdan ve yeniçerilerden mürekkeb câhil bir kitle mahkemeyi basıp nizâm-ı cedîd efrâdının künyeleri yazılan defteri yırtıp paraladılar. Ba'zı mahkeme me'mûrlarını hırpaladılar. Alaybeyi, yeniçeri serdârı âdetâ seyirci oldular. Mütesellim bey de bundan dolayı acz gösterdi.
Bundan sonra yapılan uzun tahkîkâtdan müşevvikler ve rezâlet yapanlar meydâna çıkdı. Müşevviklerden alaybeyi Mehmed Emîn Bey Diyârbekir'e, serdâr Hüseyin Ağa Karahisâr-ı Şarkî'ye, a'yândan nakîb kâ'im-makâmı Fazlıoğlu Hacı Alî ve mahkeme kâtibi Ahmed Efendiler Samsun'a, Soruklu Hoca Alî Efendi de Çankırı'ya sürülüp kale-bend edildiler. Yapanlar da cezâlarını gördüler.
Bunların yerine sâbık kadı ve nâ'ib Hacı Rıfkî Osmân Efendi mahkeme kâtibi, Merzifonlu Hazînedârzâde Mustafâ Bey aleybeyi, Müllabalıoğlu Hacı Hasan Efendi nakîb kâ'im-makâmı, Damgacıoğlu Süleymân Ağa da yeniçeri serdârı oldu.
Çaloğlu'nun yardaklarından ve eski serdârlardan Kepçe Ahmed, Kasap Bekiroğlu Ebûbekir, Güneylioğlu Mehmed Ağalar da gâ'iblere karışdılar. [168]
Şa'bânın üçüncü günü müftü Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi de yeniçeri tarafdarlığıyla azl edilip selefi Dizdâroğlu Hacı Hüseyin Efendi yine Amasya müftüsü oldu. Deftere yazılan nizâm-ı cedîd efrâdının künyeleri yeniden tashîh edilerek bütün levâzımıyla ve Hâfız Mehmed ve Mahmûd Efendiler'in ma'rifetiyle İstanbul'a gönderildi.
Lâkin mütesellim Avkatlıoğlu Süleymân Bey'in muhâliflere karşı âciz bir mevki'de kalması İstanbul'da hoş görülmediğinden Amasya sancağı Hazînedâroğlu Süleymân Bey'e ilzâm edildi.
Günümüz Türkçesiyle
Mecidözülüdür. Avkatlızade Mustafa Paşa'nın oğludur; Mustafa Paşa Hacı Ali Ağa'nın, Hacı Ali Ağa da Avkatlı İbrahim Ağa'nın oğludur. 1208 [1793] yılı muharrem ayının başında Beyhan Sultan tarafından iltizam yoluyla Amasya muhassılı ve mütesellimi oldu. Çapanoğlu Süleyman Bey'in adamıydı.
Muharremin başında Kayalıpaşazade Hacı Süleyman Bey baş ayan, Damgacıoğlu Süleyman Ağa da Amasya serdarı (yeniçerilerin şehirdeki komutanı) olmuştu. Bu sırada Nizâm-ı Cedîd fermanı, dergâh-ı âlî gediklilerinden (saray hizmetinde kadrolu görevlilerden) Amasyalı Kayalıpaşazade Kâşif Ömer Ağa eliyle Amasya'ya geldi. Bütün ulemanın, ayanın ve halkın önünde okunan bu fermanla Amasya'dan Nizâm-ı Cedîd askeri istendi.
Safer ayının ilk günlerinde muhasebe halifelerinden (muhasebe kaleminin kıdemli kâtiplerinden) Uzun Hafız Mehmed Efendi ile sadaret mektupçuluğu halifelerinden Mahmud Efendi Amasya'ya geldiler. Ellerindeki buyruldudan, toplanacak Nizâm-ı Cedîd askerlerine nezaret etmek ve askerî levazım satın almakla görevlendirildikleri anlaşıldı.
Uzun Hafız Mehmed Efendi'nin, Amasyalı Kadızade Abdullah Efendi bin Mehmed Efendi'nin oğlu olduğu 1197 [1783] tarihli sicilden anlaşıldı. Mahmud Efendi de sadaret kethüdası Amasyalızade Hacı İbrahim Efendi'nin amcası olan ünlü hattat Râsih Mehmed Efendi bin el-Hac İbrahim Ağa'nın akrabasındandı.
Bu iki zat görünüşte mübayaacı (devlet adına alım yapan memur) idiler. Fakat gerçekte Nizâm-ı Cedîd'in ne demek olduğunu, talimli askere devletin ve milletin ne kadar büyük bir ihtiyacı bulunduğunu anlatmakla; ayanın ve halkın, özellikle ulema ile yeniçerilerin duygularını ve ruh hâllerini araştırıp İstanbul'a bildirmekle görevliydiler.
Bu ferman üzerine Nizâm-ı Cedîd ocağına girecek yeniçerilerin ve öteki gençlerin mahkemede açılan deftere yazılacağı ilan edildi. Gelen Hafız Mehmed ve Mahmud Efendiler ile Amasya kadısı Hacı Rıfkı Efendi yer yer açıklamalar yaptılar, halkı Nizâm-ı Cedîd ocağına girmeye teşvik ettiler ve halk arasında iyi duygular, istek ve heves uyandırdılar.
Sadaret kethüdası Amasyalızade Hacı İbrahim Efendi'nin baş ayan Hacı Süleyman Bey'e yazdığı mektup ve efendilerin yaptıkları açıklamalar üzerine Amasya gençlerinden ve yeniçerilerden epeyce kişi Nizâm-ı Cedîd askeri olarak yazıldı.
Rebiülahir ayının başlarında "Çaloğlu" diye tanınan Çalık Mehmedoğlu Hüseyin Ağa Amasya serdarı, cemaziyelevvel ayının başında da Şeyh Halil Efendi Amasya kadısı olarak geldi. Bu sırada ocak ağalarından serdar Hüseyin Ağa'ya ve bazı alemdarlara (yeniçeri bayraktarlarına) gizlice mektuplar geliyor, ocağın tarafını tutmaları ve yeni düzene karşı çıkmaları tembih ediliyordu.
Bu mektuplara pek çok kişi aldandı, çünkü mektuplar dinî duyguları okşuyordu. Ulema, ayan ve halk iki tarafa ayrıldı. Cemaziyelahir ayının başlarında, kör bir bağnazlıkla yeniçeriliğe sarılmış halktan ve yeniçerilerden oluşan cahil bir kalabalık mahkemeyi basıp Nizâm-ı Cedîd askerlerinin künyelerinin yazıldığı defteri yırtıp parçaladı, bazı mahkeme memurlarını hırpaladı. Alaybeyi ve yeniçeri serdarı âdeta seyirci kaldılar. Mütesellim bey de bu yüzden aciz kaldı.
Bundan sonra yapılan uzun soruşturmada kışkırtıcılar ve bu rezaleti çıkaranlar ortaya çıktı. Kışkırtıcılardan alaybeyi Mehmed Emin Bey Diyarbekir'e, serdar Hüseyin Ağa Karahisar-ı Şarkî'ye (Şebinkarahisar), ayandan nakib kaymakamı (seyyidlerin temsilcisi olan nakibin vekili) Fazlıoğlu Hacı Ali Efendi ile mahkeme kâtibi Ahmed Efendi Samsun'a, Soruklu Hoca Ali Efendi de Çankırı'ya sürülüp kaleye kapatıldılar. Olaya karışanlar da cezalarını gördüler.
Bunların yerine eski kadı ve naib Hacı Rıfkı Osman Efendi mahkeme kâtibi, Merzifonlu Hazinedarzade Mustafa Bey alaybeyi, Müllabalıoğlu Hacı Hasan Efendi nakib kaymakamı, Damgacıoğlu Süleyman Ağa da yeniçeri serdarı oldu.
Çaloğlu'nun yardakçılarından ve eski serdarlardan Kepçe Ahmed, Kasap Bekiroğlu Ebubekir ve Güneylioğlu Mehmed Ağalar da ortadan kayboldular.
Şaban ayının üçüncü günü müftü Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi de yeniçeri taraftarlığı yüzünden azledildi; ondan önceki müftü Dizdaroğlu Hacı Hüseyin Efendi yeniden Amasya müftüsü oldu. Deftere yazılan Nizâm-ı Cedîd askerlerinin künyeleri yeniden düzeltildi ve bütün levazımıyla birlikte Hafız Mehmed ve Mahmud Efendilerin eliyle İstanbul'a gönderildi.
Ne var ki mütesellim Avkatlıoğlu Süleyman Bey'in muhaliflere karşı aciz bir durumda kalması İstanbul'da hoş karşılanmadığından Amasya sancağı Hazinedaroğlu Süleyman Bey'e iltizama verildi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- bi'l-iltizâm: iltizam yoluyla, yani vergi gelirini peşin bedelle üstlenerek
- muhassıl: sancağın vergi gelirlerini toplayan, çoğu zaman yönetimi de elinde tutan görevli
- mütesellim: sancağı asıl sahibi adına yöneten vekil
- baş a'yân: şehrin ileri gelenlerinin başı, halkı devlet karşısında temsil eden kişi
- nizâm-ı cedîd: "yeni düzen"; III. Selim'in askerî ve malî ıslahatı, özellikle Batı usulü eğitilen yeni ordu
- efrâd: neferler, askerler
- levâzım-ı askeriyye mübâya'ası: ordu için gereç ve erzak satın alınması
- hulefâ: bir kalemin kıdemli kâtipleri (halife'nin çoğulu)
- mu'allem asker: talimli, eğitimli asker
- iş'âr: yazıyla bildirme
- müşevvik: kışkırtan, tahrik eden
- kale-bend: kaleye kapatılarak cezalandırılan
- gâ'iblere karışmak: ortadan kaybolmak, kaçıp saklanmak
- ilzâm etmek: iltizama vermek
Avkatlızadeler ve Çapanoğlu Süleyman Bey
Hüsameddin'in "Çapanoğlu Süleyman Bey'in adamıydı" sözü, başka kaynaklarla birlikte okununca bir akrabalık bağına işaret eder. Serkan Polat'ın arşiv belgelerine dayanan çalışmasına göre Çapanoğlu Süleyman Bey'in eşi Hacı Hafize Hanım, mutasarrıflık görevlerinde bulunmuş Amasyalı Avkatlızade Mustafa Paşa'nın kızıdır. Mustafa Paşa Kocaeli, Çorum, Kars ve Maraş mutasarrıflıkları yapmış, babası Hacı Ali Ağa ise Mecidözü'nün tanınmış kişilerindenmiş. Mecidözü kasabası bu Hacı Ali Ağa'dan ötürü "Hacıköyü" adıyla da anılmış, aile kasabanın imarında önemli rol oynamıştır. Hafize Hanım'ın adları bilinen erkek kardeşleri İsmail, Ali ve bir süre Çapanoğlu Süleyman Bey'in kapı kethüdalığını yapan Hacı Süleyman Bey'dir. Hüsameddin'in verdiği soy kütüğü (Mustafa Paşa, Hacı Ali Ağa, Avkatlı İbrahim Ağa) bu bilgilerle örtüşür. Buna göre bu maddedeki Süleyman Bey'in, Çapanoğlu'nun kayınbiraderi olan Hacı Süleyman Bey olması kuvvetle muhtemeldir; ancak bu, iki kaynağın karşılaştırılmasından çıkan bir sonuçtur. Hafize Hanım 1824'te İstanbul'da ölmüş ve III. Selim'in yaptırdığı Üsküdar Selimiye Camii hazîresine gömülmüştür.
Beyhan Sultan ve Amasya Mâlikânesi
Süleyman Bey'i Amasya'ya iltizamla gönderen Beyhan Sultan, III. Mustafa'nın kızı ve III. Selim'in kız kardeşidir (1765-1824). Kardeşinden ve amcası I. Abdülhamid'den pek çok mukataa almış zengin bir sultandı. Mehmet Beşirli'nin Tokat voyvodalığı üzerine çalışmasına göre Tokat voyvodalığının da bir hissesi onun mâlikânesiydi. Canikli ailesi üzerine yazılan bir doktora tezinde, Amasya şer'iyye siciline dayanılarak Beyhan Sultan'ın 1799'da Amasya'nın mâlikâne sahibi olarak göründüğü belirtilir. Bu durumda mâlikâne sahibi sultan, sancağın gelirini kendi seçtiği bir mültezime veriyor, mültezim de sancağı fiilen yönetiyordu. Hüsameddin'in "Beyhan Sultan tarafından" ifadesi bu düzeni anlatır.
Amasya'da Nizâm-ı Cedîd'in İlk Adımları
Nizâm-ı Cedîd, III. Selim döneminde (1789-1807) Batı'nın askerî tekniğini alarak yeni bir ordu kurmayı ve bu ordunun masraflarını İrâd-ı Cedîd adlı ayrı bir hazineden karşılamayı amaçlayan ıslahat programıdır. Kemal Beydilli'nin belirttiği gibi, alınan önlemler eski askerî ocakların alışkanlıklarını ve kazanç kapılarını kapattığı için gizli ve açık tepkilere yol açmış, yenilikler zamanla bir "bid'at" ve "gâvurlaşma" olarak gösterilmiştir. Amasya'daki defter yırtma olayı bu tepkinin taşradaki erken bir örneğidir.
Sabit Genç'in 2025'te yayımlanan çalışması, Amasya'daki bu süreci arşiv belgeleri ve Hüsameddin'in anlatımıyla birlikte değerlendirir. Ona göre ferman Eylül 1793'te gelmiş, Aralık 1793'te yeni ordu lehine çalışan serdar Damgacıoğlu Süleyman Ağa ile kadı Hacı Rıfkı Efendi görevden alınarak yerlerine Nizâm-ı Cedîd karşıtı Çaloğlu Hüseyin Ağa ile Şeyh Halil Efendi getirilmiştir. Genç bu atamaların İstanbul'daki muhaliflerin girişimiyle yapılmış olabileceğini düşünür. Mahkeme baskını Şubat 1794'e, Avkatlızade'nin yerine Hazinedarzade Süleyman Bey'in gelişi Temmuz 1794'e düşer. Genç, Kâşif Ömer Ağa'nın bugünkü Kayabaşı Mahallesi'nden olduğunu ve 1068'de beylerbeyiliğe yükselen Kayalı Ahmed Paşa'nın soyundan geldiğini de Hüsameddin'e dayanarak kaydeder. Olayın ayrıntılarının büyük ölçüde yalnız Hüsameddin'in anlatısıyla bilinmesi dikkat çekicidir; müftünün azli, sürgünler ve defterin yeniden düzenlenmesi gibi bilgiler başka bir kaynakta bağımsız olarak görülmemektedir.
Maddede adı geçen hattat Râsih Mehmed Efendi ile sadaret kethüdası Amasyalızade Hacı İbrahim Efendi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cildin Bakiyyesi, s. 677–678. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Sabit Genç, "Nizam-ı Cedid'in Amasya Sancağı'ndaki Yansımaları", Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 8/2, 2025, s. 335-362. https://dergipark.org.tr/tr/pub/efad/article/1770469
- Kemal Beydilli, "Nizâm-ı Cedîd", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33. https://islamansiklopedisi.org.tr/nizam-i-cedid
- Mehmet Beşirli, "Tokat Voyvodalığı (1774-1842)", Belleten, 69/254, 2005. https://belleten.gov.tr/eng/full-text/3505/tur
- Canay Şahin, The Rise and Fall of an Ayân Family in Eighteenth Century Anatolia: The Caniklizâdes (1737-1808), doktora tezi, Bilkent Üniversitesi, 2003.
Diğer kaynaklar