Amasyalı Atabeyzâde Hızır Paşa'nın kölesi Keyvân Ağa'nın oğludur. Bunun için Rüstem Bey'e Amasya'da "Keyvânoğlu" denirdi. Sultân Selîm'e şehzâdeliğinde intisâb ederek mîrlivâ olmuşdu. Vak'a-i sâbıkada şâyân-ı takdîr hizmeti sebk eylediğinden 924 senesi cumadelûlâsında Amasya sancağı beyi oldu. Senevî dört yüz elli bin akçe ma'âş verildi.
Eski muhâsebe defterlerinde görüldüğü üzere Amasya, merkez-i vilâyet iken mîrmîrânın tahsîsâtı beş yüz otuz bin akçe, hâsılât-ı hazînesi de beş yüz elli yedi bin akçe olup on dokuz ze'âmeti, dört yüz yirmi dokuz tımârı vardı.
Amasya merkez-i livâ olunca yalnız ma'âşda ufak bir tenâkus olup hâsılât-ı hazîne ile ze'âmet ve tımâr evvelki hâlinde kalmışdır. Binâ'en-aleyh Amasya, merkez-i livâ oldukda birinci sancak i'tibâr edilmişdir.
Erbâb-ı tımâr, her yerde "sipâhî, süvârî"ler demekdi. Sipâhîlerin zâbit ve kumandânına Amasya'da "kethüdâyeri" denirdi. Bütün livâlarda, merkez-i vilâyetlerde kethüdâyeri, sipâhî kumandânı demekdi. Erbâb-ı ze'âmet, bunlardan yüksekdi. Bunların kumandânına "alaybeyi" denirdi. Tımâr ve ze'âmet, Türkler'e verilirdi.
Amasya'da yeniçeri ocağı da vardı. Yeniçerilik, İslâm edilmiş Hristiyân evlâdından teşkîl edilen bir ocakdı. Bu ocak, ilk [288] def'a Sultân Orhân zamânında 741 senesinde teşkîl edildi. Türklerden ilk yeniçeri ağası Celâleddîn Mehmed Bey bin Gâzi Abdurrahmân Bey oldu. Buna "Ağa Bey" denirdi.
Yeniçerilerin ilk teşekkülünden 829 sâline kadar ağa beyleri Türklerden seçilirdi. Hristiyân evlâdına Türklük ve Müslümânlık rûhu ağa beylerle verilirdi. Bunun için ağa beyliğe gayr-i Türkler'den ta'yîn edilmezdi. Yeniçeri ocağından ancak kul kethüdâlığına kadar terakkî vardı. Kul kethüdâları yararlık gösterdikçe mîrlivâ olurlardı.
Amasya'da iki bölük yeniçeri vardı. Her bölüğün bir alemdârı, bir odabaşısı olurdu. Bunların hepsine kumanda eden zâbite ibtidâ "Zâbit" dendi. Sonra "Serdâr" lakabı verildi. Amasya yeniçeri serdârı, Amasya yeniçerilerinin kumandânı, zâbiti demekdi.
Bunlardan başka Amasya'da dergâh-ı âlî kapıcıları ve çavuşları vardı. Bunlar pâdişâhın yâverleri hükmünde olup o zamânlarda bütün evâmir-i sultâniyyeyi bunlar teblîğ ve infâz ederler, tahsîlâta ve sancakların idâre-i mülkiyyesine bunlar bakarlardı.
Beylerbeyi Şâdî Paşa'nın Amasya'dan Sivas'a kalkdığını işiden Zünnûn Baba yine ümîde düşdü. Varay, Mecidözü, Turhal taraflarında kıyâm ederek köyleri iz'âca başladı. Köylerden şikâyetler yükseldi.
Uzun Rüstem Bey, erkân-ı livâdan Hacı Nevrûz Beyzâde Velî Bey ve sâ'ir zu'amâ ve sipâhîlerden yanına aldığı bir kuvvetle Zünnûn'un oturduğu [289] yerleri basdı. Ağırlıklarını alıp avenesinden hayli kimseleri berdâr etdi. Zünnûn'u sindirdi.
Bu esnâda Yular Kısdı Sinan Paşa, Osmâncık nevâhîsinden Hacı Hamza Kasabası denmekle meşhûr olan yerde ikâmet ve Hacı Hamza Nâhiyesi'ni eşkıyânın ta'arruzâtından muhâfaza etmeğe me'mûr idi. Sinan Paşa orada câmi', imâret, mekteb yapdırmış, kasabayı şenletmişdi.
925 senesi martından i'tibâren Amasya darbhânesi tecdîd edilerek altın akçe darb edilmesi emr olundu. Eşkıyânın ta'kîbâtına şiddetle devâm edildi. Fakat şedîdü'ş-şekîme, nâfizü'l-kelim bir zâtın Amasya'da bulunması zarûreti hâsıl oldu.
Çünkü eşkıyâ, yâhud Sultân Murâd'ın avenesi Amasya'yı pek ziyâde sıkışdırıyordu. Binâ'en-aleyh Hacı Hamza derbendi muhâfazasında büyük himmetleri görülen Sinan Paşa 925 senesi evâ'ilinde Amasya mutasarrıfı ve muhâfızı olarak geldi.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalı Atabeyzâde Hızır Paşa'nın kölesi Keyvân Ağa'nın oğludur. Bu yüzden Rüstem Bey'e Amasya'da "Keyvânoğlu" denirdi. Sultan Selim'e şehzadeliği sırasında bağlanarak mirliva (sancak beyi) olmuştu. Geçen olaylarda takdire değer hizmetlerde bulunduğu için 924 yılı cemâziyelevvelinde Amasya sancak beyi oldu. Yıllık dört yüz elli bin akçe maaş verildi.
Eski muhasebe defterlerinde görüldüğü üzere Amasya, vilayet merkezi iken beylerbeyinin tahsisatı beş yüz otuz bin akçe, hazine hasılatı da beş yüz elli yedi bin akçe olup on dokuz zeameti, dört yüz yirmi dokuz timarı vardı.
Amasya sancak merkezi olunca yalnızca maaşta küçük bir eksilme olmuş, hazine hasılatı ile zeamet ve timarlar eski hâlinde kalmıştır. Bu nedenle Amasya, sancak merkezi olduğunda birinci sancak sayılmıştır.
Timar sahipleri her yerde "sipahi, süvari" demekti. Sipahilerin subay ve komutanına Amasya'da "kethüdâ yeri" denirdi. Bütün sancaklarda, vilayet merkezlerinde kethüdâ yeri, sipahi komutanı demekti. Zeamet sahipleri bunlardan yüksekti. Bunların komutanına "alaybeyi" denirdi. Timar ve zeamet Türklere verilirdi.
Amasya'da yeniçeri ocağı da vardı. Yeniçerilik, Müslüman edilmiş Hristiyan çocuklarından kurulan bir ocaktı. Bu ocak ilk defa Sultan Orhan zamanında 741 yılında kuruldu. Türklerden ilk yeniçeri ağası Celâleddin Mehmed Bey (Gazi Abdurrahman Bey oğlu) oldu. Buna "Ağa Bey" denirdi.
Yeniçerilerin ilk kuruluşundan 829 yılına kadar ağa beyleri Türklerden seçilirdi. Hristiyan çocuklarına Türklük ve Müslümanlık ruhu ağa beylerle verilirdi. Bunun için ağa beyliğine Türk olmayanlardan atama yapılmazdı. Yeniçeri ocağında ancak kul kethüdâlığına kadar yükselme vardı. Kul kethüdâları yararlık gösterdikçe mirliva olurlardı.
Amasya'da iki bölük yeniçeri vardı. Her bölüğün bir bayraktarı, bir oda başısı olurdu. Bunların hepsine komuta eden subaya önce "Zâbit" denildi. Sonra "Serdâr" lakabı verildi. Amasya yeniçeri serdârı, Amasya yeniçerilerinin komutanı, subayı demekti.
Bunlardan başka Amasya'da saray kapıcıları ve çavuşları vardı. Bunlar padişahın yaverleri sayılırdı; o zamanlarda bütün padişah emirlerini bunlar duyurur ve yerine getirirler, vergi toplanmasına ve sancakların sivil idaresine bunlar bakarlardı.
Beylerbeyi Şâdî Paşa'nın Amasya'dan Sivas'a gittiğini duyan Zünnûn Baba yeniden umutlandı. Varay, Mecidözü, Turhal taraflarında ayaklanarak köyleri rahatsız etmeye başladı. Köylerden şikâyetler yükseldi.
Uzun Rüstem Bey, sancak ileri gelenlerinden Hacı Nevrûz Beyzâde Velî Bey ve öteki zeamet ve timar sahibi sipahilerden yanına aldığı bir kuvvetle Zünnûn'un oturduğu yerleri bastı. Ağırlıklarını alıp adamlarından birçok kişiyi perişan etti. Zünnûn'u yıldırdı.
Bu sırada Yularkısdı Sinan Paşa, Osmancık çevresinde "Hacı Hamza Kasabası" diye ünlü olan yerde oturuyor ve Hacı Hamza Nahiyesi'ni eşkıyanın saldırılarından korumakla görevliydi. Sinan Paşa orada cami, imaret ve mektep yaptırmış, kasabayı şenlendirmişti.
925 yılı martından itibaren Amasya darphanesi yenilenerek altın akçe basılması emredildi. Eşkıyanın takibine şiddetle devam edildi. Ancak sert mizaçlı ve sözü geçen bir zatın Amasya'da bulunması gereği ortaya çıktı.
Çünkü eşkıya, yani Sultan Murad'ın adamları, Amasya'yı çok sıkıştırıyordu. Bu yüzden Hacı Hamza derbendinin korunmasında büyük gayretleri görülen Sinan Paşa, 925 yılının başlarında Amasya mutasarrıfı ve muhafızı olarak geldi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- mîrlivâ: sancak beyi
- mîrmîrân: beylerbeyi
- tahsîsât: ayrılmış gelir, ödenek
- hâsılât-ı hazîne: devlet hazinesine ayrılan gelir
- ze'âmet, tımâr: askerî hizmet karşılığı verilen gelir tahsisleri; zeamet daha büyük, timar daha küçüktür
- erbâb-ı tımâr: timar sahipleri
- kethüdâ yeri: bu metinde sancağın sipahi komutanı
- alaybeyi: zeamet sahipleri sipahilerinin komutanı
- ocak: yeniçeri teşkilatı
- alemdâr, odabaşı: bölüğün bayraktarı, koğuş (oda) başkanı
- dergâh-ı âlî kapıcıları: padişah emirlerini taşıyan saray görevlileri
- iz'âc: rahatsız etme, sıkıntı verme
- berdâr etmek: perişan etmek, dağıtmak
- darbhâne: darphane, para basılan yer
- nâfizü'l-kelim: sözü geçen, sözü dinlenen
- derbend: dar geçit, koruma altındaki geçit
Keyvanoğlu Rüstem Bey
Uzun Rüstem Bey hakkında okuduğum kaynaklarda Hüsameddin'in verdiği bilgiyi doğrulayan ya da çürüten başka bir kayıt bulunamadı. Metin, babasının Amasyalı Atabeyzâde Hızır Paşa'nın kölesi olduğunu söyler; Hüsameddin'in başka ciltlerinde Sinan Paşa'nın da Hızır Paşa'nın yetiştirdiği kölelerden biri olarak anıldığı görülür.
Amasya'nın Konumunun Değişmesi
Hüsameddin'in verdiği rakamlar, Amasya'nın vilayet merkezi olduğu dönemdeki mali önemini gösterir: beylerbeyi tahsisatı 530 bin, hazine hasılatı 557 bin akçe, on dokuz zeamet ve dört yüz yirmi dokuz timar. Sancak merkezi olunca yalnızca maaşın biraz azaldığını söyler. Rum eyaletinin merkezinin Amasya'dan Sivas'a geçişi bir araştırmada şöyle anlatılır: 1513 tarihli bir deftere göre eyaletin "paşa sancağı" Amasya'dır, 1520 tarihli muhasebe icmal defterinde ise Sivas'tır. Başka bir kaynak merkezin 1526'dan itibaren Sivas olduğunu belirtir. Bu fark, geçişin bir anda değil birkaç yıl içinde olduğu şeklinde de okunabilir.
Timar sisteminin sınıflandırmasını anlatan ansiklopedi maddesine göre gelirler işlevsel olarak has, zeamet ve timar olmak üzere üç kategoriye ayrılır. Maddede, sancak beyi ve alay beyi gibi görevlilere ait has ve zeametlerin ayrıcalıklı sayılan "serbest" sınıfa girdiği yazılıdır. Hüsameddin'in "alaybeyi zeamet sahiplerinin komutanıdır" sözü bu genel çerçeveyle uyumludur. Ancak metnin "timar ve zeamet Türklere verilirdi" cümlesi genel bir kural gibi okunmamalıdır; okuduğum kaynak bunu doğrulamaz.
Yeniçeri Ocağı Hakkında Hüsameddin ve Bugünkü Bilgi
Hüsameddin ocağın Orhan zamanında 741'de kurulduğunu ve ilk Türk ağa beyinin Celâleddin Mehmed Bey olduğunu yazar. Bugünkü ansiklopedi maddesi ise kuruluş için tam bir tarih vermenin mümkün olmadığını, kuruluşun belli bir süreç içinde gerçekleştiğini belirtir. Orhan Bey dönemindeki (1324-1362) fetihler sonucunda daha fazla askere ihtiyaç duyulması ve savaş esirlerinden yararlanılması genel kabul gören bir görüştür. Aynı maddede 1385 tarihli bir belgede iki yeniçerinin adının geçtiği ve bunun o tarihte ocağın var olduğuna işaret ettiği yazılıdır. Yani 741'i tek ve kesin bir tarih olarak okumak doğru olmaz.
Hüsameddin ağa beylerinin 829'a kadar Türklerden seçildiğini yazar. Okuduğum madde bu iddiayı doğrulayan bir bilgi vermez; maddede ağa dışındaki ocak ağaları arasında "kethüdâ yeri ağa", "bölükbaşı", "kul kethüdâsı" gibi rütbeler sayılır. Hüsameddin ise "kethüdâ yeri" terimini Amasya'da sipahi komutanı için kullanıyor; aynı terim yeniçeri ocağının üst kademesinde de geçtiği için okurun karıştırmaması gerekir. Amasya'daki yeniçerilerin sayısına ve düzenine dair metindeki bilgi, yalnızca Hüsameddin'e dayanır.
Zünnûn Baba
Metindeki Zünnûn Baba, kaynaklarda Bozok bölgesindeki bir Kızılbaş baba olarak geçer. Baba Baba Zünnun isyanı 1526'da, Kanuni'nin Macaristan seferi sırasında anılır; Ağustos 1526'da Bozok'ta ayaklanıp kendisine gönderilen kuvvetleri yendiği, 26 Eylül 1526'da Hunbeli denen yerde Adana sancak beyi Pîrî Bey ve Sivas beylerbeyi Hüseyin Paşa'nın kuvvetlerince bozguna uğratıldığı ve savaş alanında öldürüldüğü yazılır. Hüsameddin ise Zünnûn'u 921'den itibaren, Şâdî Paşa'nın Sivas'a geçişinden sonra da Varay, Mecidözü ve Turhal çevresinde anar. İki anlatım arasındaki bu kronoloji farkını okuduğum kaynaklar çözmez; Zünnûn'un birden fazla hareketinin bulunması ya da Hüsameddin'in olayları birbirine yaklaştırması mümkündür.
Yularkısdı Sinan Paşa ve Hacı Hamza
Hüsameddin'in başka bir ciltteki tercümesine göre Sinan Paşa, Hızır Paşa'nın köleliğinden yetişmiş, II. Bayezid'in sarayında terbiye görmüş, Amasya'da Şehzade Ahmed'in maiyetinde yer almış ve Çaldıran dönüşünde (920) Selim'e başvurup affedilerek Hacı Hamza Derbendi muhafızı olarak Hacı Hamza Kalesi içinde oturmakla görevlendirilmiştir. Aynı kayıt, 925'te Amasya muhafızı ve sancak mutasarrıfı olarak geldiğini ve 927'de Mecidözü civarında eşkıya pususunda öldüğünü yazar. Bu maddedeki bilgilerle birebir uyuşur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
Diğer kaynaklar