İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · İKİNCİ DEVRE

Şâdî Paşa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 497–499 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Sadr-ı esbak Amasyalı İshâk Paşazâde'dir. 922 senesi zilhiccesinin gurresinde Amasya vâlîsi oldu. Sür'atle gelip zilhicce evâhirinde Amasya'ya girdi. Mehmed Çelebi de tahkîkâta başladı.

Çünkü Celâlîler'in Amasya'ya girip hasârâta cür'etleri, yalnız çok olduklarından dolayı değil idi. Belki şehrin içinde gizli iş gören kızılbaşlardan neş'et etmişdi.

Fakat Tebrîzli Kutb, beylerbeyi ve tahkîkât me'mûru Şâdî Paşa ve Mehmed Çelebi'nin geleceklerini işitdiği anda firâr ve ihtifâ etmişdi. Yapılan tahkîkâtda Kutb ve Gıyâs'ın ve uşağı olan Genceli İbrâhim'in Celâlîler'i da'vet ve gizli şî'anın fi'len yardım etdikleri anlaşıldı.

923 senesi muharreminin onuncu günü on beş yıldan beri Amasya'da vakûrâne azamet gösteren, Sultân Ahmed'in teveccühâtı sâyesinde saltanat süren Koca Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî, uşağı İbrâhim ve pek çok cânı şî'asıyla beraber i'dâm edildi.

Tebrizli Kutbeddîn Îsâ'yı ta'kîbe me'mûr olan dergâh-ı âlî kapıcılarından [282] Hüseyin ve İskender Beyler güç hâl ile Merzifon'da bir kızılbaşın hânesinde bulup çıkardılar. Merkûm rezîlâne Amasya'ya getirildi. Yapdığı habâsetlerden dolayı canı yanan halkın gözleri önünde 924 senesi rebî'ulâhirinde asıldı. Îrân'da tahsîl-i ulûm eden Amasyalı Seydî Alî Efendi de Gümülcine kadılığına gönderildi.

Şâdî Paşa, Celâlî eşkıyâsının en çok yeri olan Varay ve Turhal taraflarına gidip eşkıyâyı basdırdı. Çoklarını ifnâ ve ağırlıklarını yağmâ etdirdi. Bütün Amasya etrâfını dâr-ı emân yapdı. Eşkıyâdan olanları asdırdı.

Bu esnâda Amasya'da hayli fuzalâ vardı. Bunlardan Bahşî Halîfe Atabey Medresesi müderrisi olup hüsn-i hâliyle, fazl u kemâliyle bütün halk nazarında muhterem bir fâzıldı. Yörgüç Paşa müderrisi İskilibli Ca'fer Efendi, Büyük Ağa müderrisi Amasyalı Musliheddîn Efendi, Küçük Ağa müderrisi Şirvânî Abdulmuhsin Efendi ders-i âm idiler.

Amasya kadısı "Eyhem" demekle meşhûr Şemseddîn Ahmed Efendi ma'zûlen İstanbul'a gitdi. Yerine Mü'eyyedzâde Abdülkerîm Efendi Amasya kadısı oldu. Amasya müftülüğüne Ak Şemseddin Efendi'nin birâderzâdesi olan "Paşa Çelebi" demekle meşhûr Gıyâseddîn İbrâhim Çelebi ta'yîn edilerek İstanbul'dan geldi.

924 senesi saferinde Sultân Ahmed'in şehzâdesi Sultân Murâd'ın Îrân'dan gelip Karahisâr-ı Şarkî havâlîsinde i'lân-ı saltanat ve pek çok [283] halkın kendisine bey'at etdiği şâyi' oldu. Bu şâyi'a Sultân Selîm'i hayli telâşa düşürdü.

Sultân Selîm sene-i mezbûrenin rebî'ulevvelinde Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa'ya Karahisâr-ı Şarkî'ye kuvve-i mevcûdesiyle bizzât gidip şâyi'anın aslını tahkîk etmesini emr etdi. Şâdî Paşa, Sultân Murâd'ı pek iyi tanıyan Sofizâde Mehmed Ağa'yı alıp Karahisâr-ı Şarkî'ye gitdi. Karahisâr beyi Kâsım Bey'le birleşdi.

Sofizâde Mehmed Ağa, Amasya'da Sultân Ahmed'in çavuşbaşısı olan Abdî Ağa'nın mahdûmu ve Sultân Murâd'ın hemdemi idi. Sultân Murâd'ı güzel tanırdı. Şâdî Paşa, pek çok eşkıyâyı tutup Mehmed Ağa'ya gösterdi. Bir benzerini bulup başını kesdi İstanbul'a gönderdi.

Sultân Selîm, şehzâde Murâd'ın başını görüp tanıyanlardan tahkîk etdikden sonra Üsküdâr'da Karacaahmed Mezârlığı'na defn etdirdi. Fakat Sultân Murâd’ın berhayat olduğu şâyi’ası her tarafta söyleniyordu.

Solakzâde Târîhi'nde diyor ki, "Şehzâde Murâd Îrân'a firârından dört yıl sonra Amasya'ya derviş kıyâfetinde gelip hastalandı. Bir na'lbend vâsıtasıyla Sultân Ahmed mensûblarından ve Amasya ağniyâsından Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi himâyesinde şifâ-yâb oldukdan sonra Üsküdâr'a gitdi. Orada vefât etdi".

Her hâlde Sultân Selîm, şâyi'adan pirelendi, şehzâde Murâd'ın kabrini bilenleri bulup başını çıkardı, o na'lbendi Amasya'dan celb edib gösterdi. Na'lbend gâlibâ pâdişâhı tatmîn için olacak ki başın [284] şehzâde Murâd'a â'it olduğunu tasdîk etdi. Sofizâde Mehmed Ağa celb edilip çâşnîgîrler zümresine ilhâk edildi. Buna "Belâlı Mehmed Ağa" dendi.

Bence şehzâde Murâd Bey'in Îrân'dan 922 senesinde Amasya'ya geldiği, Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi'den himâye gördüğü, Karahisâr-ı Şarkî havâlîsinde iddi'â-yı saltanat etdiği her hâlde doğrudur. Fakat 924 senesinde tutulup başı kesildiği, yâhud Üsküdâr'da vefât etdiği hilâf-ı hakîkatdır. Sultân Selîm'in şübhesi pek yerindedir.

Çünkü iki cihet, Sultân Murâd'ın katlini yâhud vefâtını tekzîb edecek edille-i târîhiyyedendir. Birincisi Osmanlı hükûmetinin bu kadar şiddetli ta'kîbâtına karşı şî'anın 922 hattâ 940 târîhine kadar süren anûdâne savlet ve şevketidir. Bunların başında nâfizü'l-kelim bir şehzâde olmasaydı savletleri bu kadar süremezdi.

İkincisi elime geçen bir kayd-ı târîhîdir. Fâtih Kütübhânesi'nde 1189 numarada mukayyed Mesâbîh kitâbının sonunda şu kayd-ı târîhîyi dikkatle okuyunuz:

تم كتاب المصابيح على يد العبد الضعيف النحيف المحتاج إلى رحمة هللا ابن موالنا حضر لطف هللا بلغهما هللا
غاية ما يتمناه فى يوم الخميس عشرين من شهر ربيع الثانى سنة ثالثين وتسعمائة هجرية ألجل األمير األعز
األكرم سلطان مراد بن األجل المغفورالمرحوم غيب هللا بن المغفورالمبرور ظاهربن طاهر ديوزاناوى.

Şu kayd-ı târîhî kemâl-i sarâhatle gösteriyor ki bu Mesâbîh kitâbını [285] yazan ulemâdan Hızır Efendizâde Lütfullâh'dır. Sultân Murâd için yazmışdır. 930 senesi rebî'ulâhirinin yirminci perşembe günü bitirmişdir. Burada ta'miye edildiği anlaşılan dört cihet vardır:

1- Sultân Murâd'ın babası gösterilen "Gaybullâh" kimdir?

2- Bunun babası denilen "Zâhir" kimdir?

3- Bunun babası olduğu anlaşılan "Tâhir" kimdir?

4- Nisbet edilen "Dîvzânâvî" neresidir?

Benim anladığıma göre şu isimler, Sultân Murâd'ı tanıtmamak için kasden yapılmış birer kinâye ve ta'miyedir. "Gaybullâh" merhûm demek olan Sultân Ahmed'den kinâye olacakdır. Buna "el-ecelli'l-mağfûri'l-merhûm" denmişdir.

Gaybullâh'ın pederi gösterilen "Zâhir" İkinci Sultân Bâyezîd'den kinâye olacakdır. Çünkü lisân-ı şerî'atda sultân "Zâhir" olacakdır, muhtefî olmayacakdır. Buna da el-mağfûri'l-merhûm" denmişdir.

Zâhir'in babası gösterilen "Tâhir", Fâtih Sultân Mehmed-i Sânî'den kinâye olacakdır. Çünkü lisân-ı şerîf-i Nebevî'de Kostantiniyye fâtihi "ni'me'l-emîr, ni'me'l-ceyş" diye medh u senâ buyurulmuşdur. Tavsîf-i Nebevî'ye mazhar olan tâhir, mukaddes, mağfûr-ı İlâhî sayılır.

Dîvzânâvî, Amasya şehrinin civârında ve şark-ı şimâlî cihetinde el-yevm "Zânâ (ظانا), Zânâ (زانا) " demekle meşhûr olan köyün eski adı "Dîvzânâ"dır. Burada Sultân Ahmed'in vaktiyle çiftliği ve câmii olduğu kuyûd-ı vakfiye ile müsbetdir. Buraya nisbet edilen kimseye "Dîvzânâvî" denmiş olabilir. [286]

Bu kitâbı yazan "İbni Mevlânâ Hızır Lütfullâh" bana bu kinâyeleri anlatan bir şahsiyet-i târîhiyyedir. Bu zât, Amasya'da iken Sultân Murâd bin Sultân Ahmed'in mu'allimi olan "Mevlânâ Hızır bin İdrîs"in mahdûmu olacakdır. "Bellagahümallâh" ta'bîrinden anlaşılır ki Hızır Efendi 930 senesinde ber-hayât imiş.

Benim şu anlayışlarımın doğruluğu takdîrinde şehzâde Sultân Murâd'ın 930 senesinde ber-hayât olduğu ve 924 senesinde kesilen başın şehzâ'deye âid olmadığı sâbit olur. Bundan anlaşılır ki 922 senesinde Amasya'ya hücûm eden, girmeğe mu'annidâne çalışan eşkıyâ-yı celâliyyenin başında Sultân Murâd vardı.

Şehzâde Murâd, Amasya'ya girip tahassün etmek mümkün olmadığını görünce Karahisâr-ı Şarkî ve Sivas havâlîsinde cevelân etmiş, oralarda iddi'â-yı saltanat ederek kendisine tarafdâr bulmağa çalışmış, Şâh İsmâ'il'den aldığı kuvvetle hareket eylemiş demek olur.

Ermenî Celâl Halîfe'nin etbâ'ı, daha doğrusu şehzâde Murâd Bey'in tarafdârları Sivas, Dârende ve Arabkir havâlîsinde tekâsüf ederek icrâ-yı harekât ve îkâ'-ı hasârât etdikleri cihetle Sivas ehemmiyet kazanmışdı.

Bu ehemmiyete binâ'en Rûmiyye vilâyetinin merkezi Sivas'a nakl edilerek Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa, 924 senesi cumadelûlâsında Sivas beylerbeyi oldu. Amasya vilâyeti bir livâ merkezi olarak sancak beyliğine "Uzun Rüstem Bey" ta'yîn edildi. [287]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Eski sadrazam Amasyalı İshak Paşa'nın oğludur. 922 yılı zilhiccesinin başında Amasya valisi oldu. Hızla gelip zilhicce sonlarında Amasya'ya girdi. Mehmed Çelebi de soruşturmaya başladı.

Çünkü Celâlîler'in Amasya'ya girip zarar vermeye cesaret etmeleri yalnızca sayılarının çok olmasından değildi. Daha çok, şehrin içinde gizlice iş gören Kızılbaşlardan kaynaklanmıştı.

Fakat Tebrizli Kutb, beylerbeyi ve soruşturma görevlisi Şâdî Paşa ile Mehmed Çelebi'nin geleceğini duyduğu anda kaçıp saklanmıştı. Yapılan soruşturmada Kutb'un, Gıyâs'ın ve uşağı Gencelî İbrahim'in Celâlîler'i davet ettikleri ve gizli Şiilerin fiilen yardım ettikleri anlaşıldı.

923 yılı muharreminin onuncu günü, on beş yıldan beri Amasya'da kibirli bir güç gösteren, Sultan Ahmed'in iltifatı sayesinde hüküm süren Koca Mîr Gıyâseddin-i Şîrâzî, uşağı İbrahim ve Şiilerden pek çok kişiyle birlikte idam edildi.

Tebrizli Kutbeddin Îsâ'yı yakalamakla görevlendirilen saray kapıcılarından Hüseyin ve İskender Beyler, güçlükle Merzifon'da bir Kızılbaşın evinde bulup çıkardılar. Adı geçen kişi aşağılık bir biçimde Amasya'ya getirildi. Yaptığı alçaklıklardan dolayı canı yanan halkın gözleri önünde, 924 yılı rebîülâhirinde asıldı. İran'da öğrenim gören Amasyalı Seydî Ali Efendi de Gümülcine kadılığına gönderildi.

Şâdî Paşa, Celâlî eşkıyasının en çok bulunduğu Varay ve Turhal taraflarına gidip eşkıyayı bastırdı. Birçoğunu yok etti, ağırlıklarını yağma ettirdi. Bütün Amasya çevresini güvenli bir yer yaptı. Eşkıyadan olanları astırdı.

Bu sırada Amasya'da çok sayıda âlim vardı. Bunlardan Bahşî Halife, Atabey Medresesi müderrisi olup güzel ahlâkı, bilgisi ve olgunluğuyla bütün halkın gözünde saygın bir âlimdi. Yörgüç Paşa müderrisi İskilipli Cafer Efendi, Büyük Ağa müderrisi Amasyalı Musliheddin Efendi, Küçük Ağa müderrisi Şirvanlı Abdulmuhsin Efendi herkese açık ders verirlerdi.

"Eyhem" denmesiyle ünlü Amasya kadısı Şemseddin Ahmed Efendi görevden alınarak İstanbul'a gitti. Yerine Mü'eyyedzâde Abdülkerim Efendi Amasya kadısı oldu. Amasya müftülüğüne, Ak Şemseddin Efendi'nin kardeşi oğlu olan, "Paşa Çelebi" diye ünlü Gıyâseddin İbrahim Çelebi atanarak İstanbul'dan geldi.

924 yılı saferinde, Sultan Ahmed'in oğlu Sultan Murad'ın İran'dan gelip Karahisâr-ı Şarkî dolaylarında saltanatını ilan ettiği ve pek çok kişinin ona bağlılık yemini ettiği yayıldı. Bu söylenti Sultan Selim'i oldukça telaşlandırdı.

Sultan Selim, aynı yılın rebîülevvelinde Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa'ya, eldeki kuvvetle bizzat Karahisâr-ı Şarkî'ye gidip söylentinin aslını araştırmasını emretti. Şâdî Paşa, Sultan Murad'ı çok iyi tanıyan Sofizâde Mehmed Ağa'yı alıp Karahisâr-ı Şarkî'ye gitti. Karahisar beyi Kâsım Bey'le birleşti.

Sofizâde Mehmed Ağa, Amasya'da Sultan Ahmed'in çavuşbaşısı olan Abdî Ağa'nın oğlu ve Sultan Murad'ın dostuydu. Sultan Murad'ı iyi tanırdı. Şâdî Paşa pek çok eşkıyayı yakalayıp Mehmed Ağa'ya gösterdi. Bir benzerini bulup başını kesti ve İstanbul'a gönderdi.

Sultan Selim, şehzade Murad'ın başını görüp tanıyanlardan araştırma yaptıktan sonra Üsküdar'da Karacaahmed Mezarlığı'na gömdürdü. Fakat Sultan Murad'ın sağ olduğu söylentisi her yerde dolaşıyordu.

Solakzâde Tarihi'nde şöyle diyor: "Şehzade Murad, İran'a kaçışından dört yıl sonra Amasya'ya derviş kılığında gelip hastalandı. Bir nalbant aracılığıyla Sultan Ahmed'in adamlarından ve Amasya zenginlerinden Sabuncuoğlu İbrahim Çelebi'nin korumasında iyileştikten sonra Üsküdar'a gitti. Orada öldü."

Her hâlde Sultan Selim bu söylentiden kuşkulandı; şehzade Murad'ın mezarını bilenleri bulup başı çıkarttı, o nalbantı Amasya'dan getirtip gösterdi. Nalbant, herhâlde padişahı tatmin etmek için olacak ki, başın şehzade Murad'a ait olduğunu doğruladı. Sofizâde Mehmed Ağa çağrılıp çaşnigirler zümresine katıldı. Buna "Belâlı Mehmed Ağa" dendi.

Bence şehzade Murad Bey'in İran'dan 922 yılında Amasya'ya geldiği, Sabuncuoğlu İbrahim Çelebi'den koruma gördüğü, Karahisâr-ı Şarkî dolaylarında saltanat iddiasında bulunduğu kesinlikle doğrudur. Fakat 924 yılında yakalanıp başının kesildiği ya da Üsküdar'da öldüğü gerçeğe aykırıdır. Sultan Selim'in şüphesi çok yerindedir.

Çünkü Sultan Murad'ın öldürüldüğünü ya da vefat ettiğini yalanlayacak iki tarihî delil vardır. Birincisi, Osmanlı hükûmetinin bu kadar şiddetli takibine karşı Şiilerin 922'den hatta 940 tarihine kadar süren inatçı saldırı ve güç gösterisidir. Başlarında sözü geçen bir şehzade olmasaydı bu direniş bu kadar sürmezdi.

İkincisi, elime geçen bir tarihî nottur. Fatih Kütüphanesi'nde 1189 numarada kayıtlı Mesâbîh kitabının sonunda şu tarihî notu dikkatle okuyunuz:

تم كتاب المصابيح على يد العبد الضعيف النحيف المحتاج إلى رحمة هللا ابن موالنا حضر لطف هللا بلغهما هللا
غاية ما يتمناه فى يوم الخميس عشرين من شهر ربيع الثانى سنة ثالثين وتسعمائة هجرية ألجل األمير األعز
األكرم سلطان مراد بن األجل المغفورالمرحوم غيب هللا بن المغفورالمبرور ظاهربن طاهر ديوزاناوى.

Bu not, "Mesâbîh kitabı; Allah'ın rahmetine muhtaç, zayıf ve bîçare kul, Mevlânâ Hızır oğlu Lütfullah tarafından, hicrî 930 yılı rebîülâhir ayının yirmisi perşembe günü, en aziz ve en şerefli emir Sultan Murad için tamamlandı; Allah ikisini de umduklarının en uzağına ulaştırsın. Bu Sultan Murad, çok yüce, bağışlanmış, merhum Gaybullah'ın oğludur; Gaybullah da bağışlanmış, hayra ermiş Zâhir'in oğludur; Zâhir de Tâhir'in oğlu, Dîvzânâvî'dir" anlamındaki Arapça ibaredir.

Şu tarihî not tam bir açıklıkla gösteriyor ki bu Mesâbîh kitabını yazan, âlimlerden Hızır Efendizâde Lütfullah'tır. Sultan Murad için yazmıştır. 930 yılı rebîülâhirinin yirminci perşembe günü bitirmiştir. Burada kasıtlı olarak gizlendiği anlaşılan dört nokta vardır:

1- Sultan Murad'ın babası gösterilen "Gaybullah" kimdir?

2- Bunun babası denilen "Zâhir" kimdir?

3- Bunun babası olduğu anlaşılan "Tâhir" kimdir?

4- Nisbet edilen "Dîvzânâ" neresidir?

Benim anladığıma göre bu isimler, Sultan Murad'ı tanıtmamak için bilerek yapılmış birer dolaylı anlatım ve gizlemedir. "Gaybullah", merhum demek olan Sultan Ahmed'den kinaye olacaktır. Buna "en yüce, bağışlanmış, merhum" denmiştir.

Gaybullah'ın babası gösterilen "Zâhir", II. Sultan Bayezid'den kinaye olacaktır. Çünkü şeriat dilinde sultan "Zâhir" (açıkta olan) olacaktır, gizli olmayacaktır. Buna da "bağışlanmış, merhum" denmiştir.

Zâhir'in babası gösterilen "Tâhir", Fatih Sultan II. Mehmed'den kinaye olacaktır. Çünkü Peygamber'in mübarek dilinde İstanbul'un fatihi "ne güzel emir, ne güzel ordu" diye övülmüştür. Peygamber'in övgüsüne mazhar olan tâhir (arınmış), mukaddes ve Allah'ın bağışladığı sayılır.

Dîvzânâvî; Amasya şehrinin yakınında ve kuzeydoğu yönünde bugün "Zânâ" diye ünlü olan köyün eski adı "Dîvzânâ"dır. Burada Sultan Ahmed'in vaktiyle çiftliği ve camii olduğu vakıf kayıtlarıyla sabittir. Buraya nisbet edilen kimseye "Dîvzânâvî" denmiş olabilir.

Bu kitabı yazan "İbn Mevlânâ Hızır Lütfullah", bana bu kinayeleri anlatan tarihî bir şahsiyettir. Bu zat, Amasya'dayken Sultan Ahmed oğlu Sultan Murad'ın hocası olan "Mevlânâ Hızır bin İdrîs"in oğlu olacaktır. "Bellagahümallah" (Allah ikisini ulaştırsın) ifadesinden Hızır Efendi'nin 930 yılında hayatta olduğu anlaşılır.

Bu anlayışımın doğruluğu hâlinde şehzade Sultan Murad'ın 930 yılında hayatta olduğu ve 924 yılında kesilen başın şehzadeye ait olmadığı sabit olur. Bundan anlaşılır ki 922 yılında Amasya'ya saldıran, girmeye inatla çalışan celâlî eşkıyasının başında Sultan Murad vardı.

Şehzade Murad, Amasya'ya girip korunmanın mümkün olmadığını görünce Karahisâr-ı Şarkî ve Sivas dolaylarında dolaşmış, oralarda saltanat iddiasında bulunarak kendine taraftar bulmaya çalışmış, Şah İsmail'den aldığı kuvvetle hareket etmiş demek olur.

Ermeni Celâl Halife'nin yandaşları, daha doğrusu şehzade Murad Bey'in taraftarları Sivas, Darende ve Arapkir dolaylarında yoğunlaşıp harekât yaptıkları ve zarar verdikleri için Sivas önem kazanmıştı.

Bu önem sebebiyle Rum vilayetinin merkezi Sivas'a nakledilerek Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa 924 yılı cemâziyelevvelinde Sivas beylerbeyi oldu. Amasya vilayeti bir sancak merkezi olarak ayrıldı ve sancak beyliğine "Uzun Rüstem Bey" atandı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • vâlî: vali, il yöneticisi
  • hasârât: zararlar, yıkımlar
  • ihtifâ: gizlenme
  • vakûrâne: ağırbaşlı görünüp kibirle davranarak
  • rezîlâne: alçakça, aşağılayıcı biçimde
  • ders-i âm: herkese açık, genel ders
  • ma'zûlen: görevden alınmış olarak
  • bey'at: bağlılık yeminiyle biat etme
  • şâyi'a: söylenti
  • kuvve-i mevcûde: eldeki askerî güç
  • çâşnîgîr: saray mutfağında yemek tadan, padişahın sofrasına bakan görevli
  • kayd-ı târîhî: kitabın sonuna yazılan, tarih ve yazan bilgisi içeren not (kolofon)
  • kinâye, ta'miye: kişiyi açıkça adlandırmadan, dolaylı ve gizli anlatma
  • mu'annidâne: inatla, direnerek
  • tahassün: sığınma, korunma

Şâdî Paşa'nın İkinci Görevi

Şâdî Paşa'nın 921 şabanında görevden alındığı, Sultan Selim'in Şam'da onu affedip yeniden Amasya'ya gönderdiği önceki maddede anlatılmıştı. Bu maddedeki soruşturma, Hüsameddin'in kitabında Celâlî baskınının arkasındaki gizli Kızılbaş çevresini ortaya çıkarmak üzere yürütülen ikinci bir tahkikat olarak görünür. Aynı dönemde Amasya sancağının idarî yapısında da önemli bir değişiklik olmuştur: Rum eyaletinin merkezi, bir araştırmaya göre, 1513 tarihli bir kadı tayin defterinde Amasya olarak geçerken, 1520 tarihli muhasebe icmal defterinde Sivas görünür. Aynı araştırma, Safevi kışkırtmaları sonunda Sivas, Darende ve Arapkir dolaylarında karışıklıkların artması üzerine Sivas'ın önem kazandığını, bu yüzden merkezin Amasya'dan Sivas'a taşınıp Şâdî Paşa'nın Cemâziyelevvel 924'te (Mayıs 1518) Sivas beylerbeyi olduğunu yazar. Bu, Hüsameddin'in anlatımıyla birebir uyuşur. Başka bir kaynak ise merkezin 1526'dan itibaren Sivas olduğunu belirtir; yani geçişin tam tarihi konusunda kaynaklar arasında küçük bir ayrılık vardır.

Amasya'daki Kızılbaşlık hareketlerini inceleyen bir makalede, 1519'da Bozok'ta mehdilik iddiasıyla ayaklanan "Şah Veli" lakaplı Celâl'in isyanının Rum beylerbeyi Şâdî Paşa'nın kuvvetlerince büyük güçlükle bastırıldığı, bu isyandan sonra Anadolu'da ayaklananlara "Celâlî" denildiği yazılır. Aynı çalışma, isyanın dinî söylemle çıksa da asıl olarak merkezileşme politikalarına ve Kızılbaş takibine tepki olduğunu belirtir. Hüsameddin ise "Celâlî" adını daha çok Amasya çevresine saldıran eşkıya için kullanır; iki kullanımın tam olarak örtüşüp örtüşmediği belli değildir.

Şehzade Murad Meselesi

Şehzade Murad (1495-1519), Şehzade Ahmed'in oğludur. Bir madde, Murad'ın 1512'de Nur Ali Halife'nin Anadolu'daki geniş seferine katıldığını, Safevi desteği gerçekleşmeyince plandan vazgeçilerek İran'a yerleştiğini ve 16 Ekim 1519'da doğal sebeplerle Kaşan'da ya da İsfahan'da öldüğünü yazar. Kaşan ya da İsfahan ikilemi kaynaklar arasında bir ayrılık olduğunu gösterir. Bu durumda 924'te Karahisâr-ı Şarkî'de başı kesilen kişinin kimliği açık kalır.

Hüsameddin'in kendi tezi ise farklıdır: 924'te kesilen başın Murad'a ait olmadığını, Murad'ın en az 930'a kadar hayatta kaldığını savunur. Bu görüşü iki delile dayandırır: Şiilerin 940 civarına kadar süren direnişi ve Fatih Kütüphanesi'ndeki bir Mesâbîh nüshasının sonunda yer alan, Sultan Murad adına yazıldığı belirtilen kayıt. Bu kaydın Murad'ın kimliğine dair kesin bir kanıt olup olmadığı tartışmalıdır. Kayıttaki "Gaybullah, Zâhir, Tâhir" adlarını Sultan Ahmed, II. Bayezid ve Fatih'e çözmek Hüsameddin'in kendi yorumudur ve bu yorumu doğrulayan bir ikinci kaynak okuduğum yerlerde bulunmadı. Üstelik Hüsameddin'in kendi satırlarında da "bence", "olacaktır" gibi ihtiyatlı ifadeler görülür. Okuduğum kaynaklar Murad'ın İran'da öldüğünü yazar; bu yüzden Hüsameddin'in tezi bir tarihçinin değerli ama kanıtlanmamış yorumu olarak okunmalıdır.

Dikkat çeken bir başka nokta, Hüsameddin'in "Dîvzânâ" adını bugünkü Zânâ köyüyle eşleştirmesidir. Bu eşleştirme, vakıf kayıtlarına dayandığı söylenerek yapılmıştır; kaynaklar arasında ayrıca doğrulayamadım.

Amasya Sancağı ve Rüstem Bey

Şâdî Paşa'nın Sivas'a geçmesiyle Amasya, Rum eyaletinin merkezi olmaktan çıkıp sancak merkezi olmuştur. Sivas beylerbeyleri arasında Şâdî Paşa 1518'de, Lala Sinan Paşa 1521'de anılır. Metne göre Amasya sancağına Uzun Rüstem Bey'in atanması bir sonraki maddenin konusudur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 497–499. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.