İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · İKİNCİ DEVRE

Şâdî Paşa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 494–496 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Hacı Şâdgeldi Paşa ahfâdından sadr-ı esbak Amasyalı İshâk Paşa bin İbrâhim Bey'in oğludur. Sultân Selîm'e Trabzon'da intisâb ederek i'timâdını kazanmışdı. 918 senesi zilhiccesinde Amasya [272] beylerbeyi oldu. Zilhiccenin yirmisinde Amasya'ya geldi.

Şâdî Paşa'nın Amasya'ya geldiği gün Amasya'da bulunan şehzâdeler, hâssaten Sultân Ahmed'in şehzâdesi Osmân Bey ihnâk edilmek sûretiyle dâr-ı cennete; Sultân Ahmed'in kızları, kadınları, câriyeleri de Bursa'ya gönderildi. Sultân Ahmed'in iki dâmâdı vardı: Nasûh Beyzâde Süleyman Bey, Sinan Paşazâde Mustafa Bey.⁵⁹⁰

Şâdî Paşa'nın vusûlünde Amasya kadılığına Yegânzâde Şemseddîn Ahmed Efendi bin Yûsuf Çelebi ve müftülüğe Yegânzâde Rükneddîn Efendi bin Mehmed Çelebi, evkâf-ı sultâniyye mütevellîliğine Fenârîzâde Zeyneddîn Mehmed Efendi ta'yîn olunup geldiler. Amasya'da şî'îlerin ve üçlerin ahvâlini tahkîke me'mûr oldular.

Amasya'nın istihlâsında büyük hizmetleri sebk eden Ahmed Paşa Trabzon beylerbeyi, Yörgüç ve Hacı Beyzâdeler mîrlivâ olup Burâk Beyzâde Hüseyin Bey Amasya alaybeyisi ve sipâhî Sofizâde Mehmed Ağa Amasya sipâhîleri ağası ya'nî kethüdâ yeri oldu.

Amasya'ya gelen kadı, müftü, mütevellî Amasya'da cereyân eden ahvâl ve fecâyi'i tahkîke me'mûr olmuşlardı. Bu hey'et günlerce tahkîkât icrâ etdiler. Yapdıkları tahkîkât evrâkını bir kitâb şeklinde doğrudan Sultân Selîm'e gönderdiler.

919 senesinde gelen fermân-ı âlîde elliden ziyâde cânîlerin ve hâssaten [273] Kutb-ı Şirvânî ile Mîr Gıyâs'ın kethüdâsı Koca Halîl'in i'dâmı, Mîr Gıyâs'ın Amasya kalesi zindânında habsi, hayli zevâtın bilâd-ı muhtelifeye i'zâmı emr edilmişdi. Kutb-ı Şirvânî ile Koca Halîl, cânîlerle beraber asıldı. Kutb-ı Tebrîzî de azl ve ihrâc edildi.

Sultân Ahmed'in şeyhi olan Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi ile sâbık müftü ve nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı Koca Emîr İbrâhim Efendi İstanbul'a, yeğeni Hüseyin Çelebizâde Emîr Alî Efendi ile Büyük Ağa müderrisi Taşköprülü Musliheddîn Efendi Bursa'ya, Niksarlı Emîr Hüseyin Çelebi Edirne'ye, Sultân Ahmed'in mu'allimi Şemseddîn Ahmed Efendi İskilib'e, musâhibi diğer Şemseddîn Ahmed Efendi de Tire'ye, Berde'îzâde Muhyiddîn Efendi Akşehir'e i'zâm edildiler.

Sultân Ahmed'in büyük mu'allimi Hatîb Kâsımzâde Muhyiddîn Mehmed Efendi İstanbul'a gitdi. Sâbık Amasya kadısı Mü'eyyedzâde Şemseddîn Ahmed Efendi Amasya baskınında zehresi çâk olarak vefât etmişdi. Nişâncı Münîrî Efendi de tahkîkât esnâsında korkusundan vefât etdi.

Alî Bey, bu Gümüşlüzâde'nin tercemesinde "Künhü'l-Ahbâr"ında diyor ki: Şâdî Paşa'nın adamları şeyhi tutup getirmek için hânesine gelirler. Hücresinde namâz kılarken pencereden görürler. İçeri girerler fakat şeyhi göremezler. Bu hâl iki def'a tekrâr eyler. Üçüncüsünde ulu'l-emre itâ'at etmesini teklîf ederek tekrâr içeri girerler. Bu sefer görüp tutarlar, muhakkarâne Şâdî Paşa'ya [274] götürürler. O da şeyhi bağlayıp İstanbul'a i'zâm eder. Vusûlünde Yedi Kule zindânına habs olunur.

919 şevvâlinde Amasya müftüsü Yegânzâde Rükneddîn Efendi terfî'an Edirne kadısı olup yerine Bursa'da Kapluca müderrisi olan Amasyalı Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi bin Abdurrahmân Efendi Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olarak geldi. Buna Tokatlızâde denirdi.

920 senesi muharreminde Amasyalı Cemâlîzâde Pîrî Mehmed Çelebi baş defterdâr (mâliye nâzırı) olarak mühimmât-ı harbiyye ve zehâ'ir-i askeriyye cem' ve tedârikine me'mûren Amasya'ya geldi. Bundan sonra Anadolu'yu istîlâya azm etmiş olan Şâh İsmâ'il'e haddini bildirmek için Sultân Selîm ordusuyla beraber Sivas'a vâsıl olmuşdu. Pîrî Çelebi de Amasya'dan tedârik etdiği zehâ'ir ve mühimmâtıyla Sivas'a gitdi.

Şâdî Paşa, Alaybeyi Hüseyin Bey, Sipâhî kethüdâ yeri Mehmed Ağa Îrân harbine me'mûr oldukları cihetle kibâr-ı zu'amâdan Diyârbekirli Yiğit Ahmed Bey Amasya muhâfızı olup kaldı.

Fakat Sultân Selîm, Gökçay vak'asından ibret aldığı münâsebetle Sivas'da ordu-yı hümâyûnu güzelce yokladı. Ordu içinde kırk bin kadar bulduğu şî'aları ayıkladı. Sonra kalkıp Çaldıran sahrâsına vardı. Burada Şâh İsmâ'il'in ordusunu 920 recebinin yirmisinde târumâr edib muzafferâne Tebrîz'e girdi.

Sultân Selîm'in maksadı, büyük Türk milletinin vahdetini ihlâle [275] çalışan Îrân'ı ortadan kaldırıp Türkistân ile birleşmekdi. Hayfâ ki zehâ'irin kılleti, yeniçerilerin azgınlığı bu yüksek maksadı akîm bırakdı.

Sultân Selîm Tebrîz'den dönüp şevvâlin altıncı pazarertesi günü ordu-yı hümâyûn ile beraber Amasya'ya geldi. Mu'azzam ihtifâl ile karşılandı. Sultân Selîm'in Amasya'ya vusûlünde günlerce donanmalar, şenlikler yapıldı. Amasya zindânında mahbûs olan Mîr Gıyâseddîn Şîrâzî, Sultân Selîm'in mu'allimi olan Kastamonu fuzalâsından Mevlânâ Halîmî Çelebi'ye dehâlet ederek onun şefâ'atiyle afv ve ıtlâk edildi.

920 senesi şevvâlinin yirmi üçüncü günü, muhârebe esnâsında sebk eden büyük hizmetlerine mükâfâten baş defterdâr Pîrî Mehmed Çelebi'ye vezâret verildi. Hâlbuki vezâret, Bâyezîd-i Sânî devrinde sarâylı devşirmelere hâs bir mesned-i âlî olduğuna dâ'ir bir kânûn irâdesi alınmışdı. Pîrî Paşa'nın vezâreti bu kânûna muhâlifdi.

Sadr-ı a'zam Sinan Paşa, İstanbul kâ'im-makâmı olarak İstanbul'da bulunuyor, Dukakinzâde vezîr Ahmed Paşa ma'iyyet-i Selîm Hânî'de sadâret vazîfesini görüyordu. Pîrî Paşa'nın vezâreti Ahmed Paşa ile yeniçerilerin gayretlerine dokundu.

Yeniçerilerin ibtidâ ağaları İskender Ağa'ya, bu da nezd-i pâdişâhîde gâyet makbûl ve mu'temed olan Anadolu kazaskeri Ca'fer Çelebi'ye ve mu'allim-i sultânî Halîmî Çelebi'ye mürâca'at etdiler. Kapıcılar kethüdâsı Arnavut Ahmed Ağa idi.⁵⁹¹ İskender Ağa ile Ca'fer Çelebi, pâdişâhın [276] evâmirine karşı i'tirâz etmemelerini tenbîh ederek yeniçerileri teskîne çalışdılar.

Fakat vezîr Ahmed Paşa'nın ve kethüdâ beyin tahrîkâtıyla yeniçeriler ayaklandılar. 921 senesi muharreminin yirmi sekizinci günü Pîrî Paşa ile Ca'fer, Halîmî Çelebiler'in hâneleri yağmâ ve müntesiblerinden beş on kimseyi telef etdiler. Hayli kimseler de mecrûh oldu. O zamân bu vak'anın esbâbı bir türlü anlaşılamadı.

Sultân Selîm, bu tahrîkâtın hiss-i istirkâb ile Dukâkinzâde vezîr Ahmed Paşa tarafından olduğunu anladığı anda Ahmed Paşa'yı ve kethüdâsı Hasan Ağa'yı derhâl asdırdı. Ahmed Paşa'nın cesedi tam bir gün askıda kaldıkdan sonra indirilip Aşağı Pîrler civârında Kemâl Paşa Türbesi'ne defn edildi.

921 senesi saferinde Îrân hükümdârı Şâh İsmâ'il-i Safevî tarafından sulh ricâsına me'mûren Emîr Abdulvehhâb-ı Tebrîzî, Kadı İshâk-ı Şîrâzî, Şükrullâh-ı Mugânî, Hamza Halîfe'den mürekkeb bir hey'et-i sefâret Amasya'ya geldi. Sultân Selîm'e dehâlet ederek ricâ etdiler.

Sultân Selîm sulhu redd edib Mîr Abdulvehhâb ile Kadı İshâk'ı Amasya kalesinde habs etdi. Diğerlerini de Dimetoka kalesine i'zâm eyledi. Yeniçeri vak'asının esbâb ve ledünniyâtını anlamağa uğraşdı. Pek çok tahkîkât yapdırdı. [277]

921 senesi rebî'ulevvelinin beşinci perşembe günü Sultân Selîm Hân ordu-yı hümâyûn ile beraber Amasya'dan kalkıp Geldiklan sahrâsına gitdi. Amasya'nın erkân ve halkı mu'azzam bir teşyî' ihtifâli yapdı. Buradan kalkıp İstanbul'a gitdi.

Sultân Selîm, pek ziyâde merâkına dokunan Amasya vak'asının esbâbını ve müsebbiblerini arıyor, yeniçeri ricâl ve zâbitânını fevkalâde sıkıyordu. Ahmed Paşa'nın salben i'dâmından titreyen kethüdâ Ahmed Ağa kendisini belâdan kurtarmak, hem de göze girmek için yeniçeri ağasıyla Anadolu kazaskerine iftirâ ve birkaç hazeleyi de işhâd etdi.

921 senesi recebinin sekizinci günü huzûr-ı Selîm Hânî'ye celb edilen Ca'fer Çelebi ile İskender Ağa ufak bir müşâfeheden sonra i'dâm edildi.

Bir Türk'ün vezâreti uğrunda iki büyük recül fedâ-yı cân etdi. Bu vak'aya rağmen Türk oğlu Türk olan Mu'arrifzâde nişâncı Mehmed Paşa'ya vezâret verildi.

Bu sene evâ'ilinde Şâdî Paşa ve alaybeyi Yiğit Ahmed Bey, Diyârbekir harbine me'mûr olup gitdi. Amasya alaybeyisi olan Hacı Beyzâde Mîrzâ Bey Amasya muhâfızı ve esbak alaybeyi Burâk Beyzâde Hüseyin Bey Îrân harbinde gösterdiği yararlıklara binâ'en mîrlivâ oldu.

Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa, Diyârbekir harbinde serdâr Bıyıklı [278] Mehmed Paşa'ya muhâlefet ve ma'iyyetiyle avdet eylediğinden derhal 921 senesi şa'bânında azl olunup İstanbul'a celb ve Yedikule zindânında kendisinin sevk etdiği Gümüşlüzâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi'ye refîk edildi. Amasya vilâyetine Ahmed Paşa ta'yîn olundu.

Dipnotlar

  • 590 Bu iki zâtın Sultân Ahmed'e ve Ahmed Paşa'nın Sultân Abdullah'a dâmâd oldukları Ayasofya tabakasında mevcûd evrâk-ı atîkanın tedkîkine me'mûr olduğum esnâda gördüğüm 928 târîhli enderûn defterinde yazılıdır.
  • 591 Bu Ahmed Ağa, Mısır vâlîsi iken isyân ederek i'dâm edilen meşhûr "Hâ'in Ahmed Paşa"dır.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Hacı Şâdgeldi Paşa'nın torunlarından olan eski sadrazam Amasyalı İbrahim Bey oğlu İshak Paşa'nın oğludur. Sultan Selim'e Trabzon'da bağlanarak güvenini kazanmıştı. 918 yılı zilhiccesinde Amasya beylerbeyi oldu. Zilhiccenin yirmisinde Amasya'ya geldi.

Şâdî Paşa'nın Amasya'ya geldiği gün şehirde bulunan şehzadeler, özellikle Sultan Ahmed'in oğlu Osman Bey boğdurularak öldürüldü; Sultan Ahmed'in kızları, kadınları ve cariyeleri de Bursa'ya gönderildi. Sultan Ahmed'in iki damadı vardı: Nasuh Beyzâde Süleyman Bey ve Sinan Paşazâde Mustafa Bey.

Şâdî Paşa'nın gelişiyle birlikte Amasya kadılığına Yegânzâde Şemseddin Ahmed Efendi (Yusuf Çelebi oğlu), müftülüğe Yegânzâde Rükneddin Efendi (Mehmed Çelebi oğlu), padişah vakıflarının mütevelliliğine de Fenârîzâde Zeyneddin Mehmed Efendi atanıp geldiler. Amasya'daki Şiilerin ve "Üçler"in durumunu soruşturmakla görevlendirildiler.

Amasya'nın kurtarılmasında büyük hizmetleri geçen Ahmed Paşa Trabzon beylerbeyi oldu; Yörgüç ve Hacı Beyzâdeler mirliva (sancak beyi) oldular; Burâk Beyzâde Hüseyin Bey Amasya alaybeyi, sipahi Sofizâde Mehmed Ağa da Amasya sipahilerinin ağası, yani kethüdâ yeri oldu.

Amasya'ya gelen kadı, müftü ve mütevelli, Amasya'da cereyan eden olayları ve kötülükleri soruşturmakla görevliydi. Bu heyet günlerce soruşturma yaptı. Hazırladıkları soruşturma belgelerini bir kitap hâlinde doğrudan Sultan Selim'e gönderdiler.

919 yılında gelen yüce fermanda, elliden fazla suçlunun ve özellikle Kutb-ı Şirvânî ile Mîr Gıyâs'ın kethüdâsı Koca Halil'in idam edilmesi, Mîr Gıyâs'ın Amasya kalesi zindanına kapatılması, birçok kişinin de çeşitli ülkelere sürülmesi emredilmişti. Kutb-ı Şirvânî ile Koca Halil, suçlularla birlikte asıldı. Kutb-ı Tebrîzî de görevinden alınıp sürüldü.

Sultan Ahmed'in şeyhi Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddin Mehmed Çelebi ile eski müftü ve nakîbüleşrâf kaymakamı Koca Emîr İbrahim Efendi İstanbul'a, yeğeni Hüseyin Çelebizâde Emîr Ali Efendi ile Büyük Ağa müderrisi Taşköprülü Musliheddin Efendi Bursa'ya, Niksarlı Emîr Hüseyin Çelebi Edirne'ye, Sultan Ahmed'in hocası Şemseddin Ahmed Efendi İskilip'e, sohbet arkadaşı olan öteki Şemseddin Ahmed Efendi Tire'ye, Berdeîzâde Muhyiddin Efendi de Akşehir'e sürüldü.

Sultan Ahmed'in büyük hocası Hatîb Kâsımzâde Muhyiddin Mehmed Efendi İstanbul'a gitti. Eski Amasya kadısı Mü'eyyedzâde Şemseddin Ahmed Efendi, Amasya baskınında ödü patlayarak ölmüştü. Nişancı Münîrî Efendi de soruşturma sırasında korkusundan öldü.

Ali Bey, bu Gümüşlüzâde'nin biyografisinde "Künhü'l-Ahbâr" adlı eserinde şöyle diyor: Şâdî Paşa'nın adamları şeyhi yakalayıp getirmek için evine gelirler. Hücresinde namaz kılarken pencereden onu görürler. İçeri girerler ama şeyhi göremezler. Bu durum iki kez tekrarlanır. Üçüncüsünde yetkililere itaat etmesini teklif etmek üzere yine içeri girerler. Bu kez görüp yakalarlar ve hor bir biçimde Şâdî Paşa'ya götürürler. O da şeyhi bağlatıp İstanbul'a gönderir. Şeyh, varınca Yedikule zindanına kapatılır.

919 şevvalinde Amasya müftüsü Yegânzâde Rükneddin Efendi terfi ederek Edirne kadısı oldu; yerine, Bursa'da Kaplıca müderrisi olan Amasyalı Hüsameddin Hüseyin Efendi (Abdurrahman Efendi oğlu) Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olarak geldi. Buna Tokatlızâde denirdi.

920 yılı muharreminde Amasyalı Cemâlîzâde Pîrî Mehmed Çelebi, baş defterdar (maliye nazırı) olarak savaş malzemesi ve ordu erzakı toplamak ve hazırlamakla görevlendirilip Amasya'ya geldi. Bundan sonra Anadolu'yu işgale kalkışmış olan Şah İsmail'e haddini bildirmek için Sultan Selim ordusuyla birlikte Sivas'a ulaşmıştı. Pîrî Çelebi de Amasya'dan topladığı erzak ve malzemeyle Sivas'a gitti.

Şâdî Paşa, Alaybeyi Hüseyin Bey ve sipahi kethüdâ yeri Mehmed Ağa, İran savaşıyla görevlendirildikleri için, büyük beylerden Diyarbekirli Yiğit Ahmed Bey Amasya muhafızı olarak kaldı.

Ancak Sultan Selim, Gökçay olayından ders aldığı için Sivas'ta hümayun ordusunu iyice yoklamaya tabi tuttu. Ordu içinde kırk bin kadar Şii buldu ve bunları ayıkladı. Sonra yola çıkıp Çaldıran ovasına vardı. Burada Şah İsmail'in ordusunu 920 recebinin yirmisinde darmadağın edip zaferle Tebriz'e girdi.

Sultan Selim'in amacı, büyük Türk milletinin birliğini bozmaya çalışan İran'ı ortadan kaldırıp Türkistan ile birleşmekti. Yazık ki erzakın azlığı ve yeniçerilerin azgınlığı bu yüksek amacı sonuçsuz bıraktı.

Sultan Selim, Tebriz'den dönüp şevvalin altıncı pazartesi günü hümayun ordusuyla birlikte Amasya'ya geldi. Büyük bir törenle karşılandı. Sultan Selim'in Amasya'ya gelişinde günlerce donanma ve şenlikler yapıldı. Amasya zindanında tutuklu olan Mîr Gıyâseddin-i Şîrâzî, Sultan Selim'in hocası olan Kastamonulu âlimlerden Mevlânâ Halîmî Çelebi'ye sığındı ve onun aracılığıyla affedilip serbest bırakıldı.

920 yılı şevvalinin yirmi üçüncü günü, savaş sırasında gösterdiği büyük hizmetlerin karşılığı olarak baş defterdar Pîrî Mehmed Çelebi'ye vezirlik verildi. Hâlbuki vezirliğin, II. Bayezid döneminde saray devşirmelerine özgü yüksek bir makam olduğuna dair bir kanun iradesi alınmıştı. Pîrî Paşa'nın vezirliği bu kanuna aykırıydı.

Sadrazam Sinan Paşa İstanbul kaymakamı olarak İstanbul'da bulunuyor, Dukakinzâde vezir Ahmed Paşa ise Sultan Selim'in yanında sadrazamlık görevini yürütüyordu. Pîrî Paşa'nın vezirliği Ahmed Paşa ile yeniçerilerin gururuna dokundu.

Yeniçeriler önce ağaları İskender Ağa'ya, o da padişah katında çok kabul gören ve güvenilen Anadolu kazaskeri Cafer Çelebi'ye ve padişahın hocası Halîmî Çelebi'ye başvurdular. Kapıcılar kethüdâsı Arnavut Ahmed Ağa idi. İskender Ağa ile Cafer Çelebi, yeniçerileri padişahın emirlerine karşı çıkmamaları konusunda uyararak yatıştırmaya çalıştılar.

Fakat vezir Ahmed Paşa'nın ve kethüdâ beyin kışkırtmasıyla yeniçeriler ayaklandılar. 921 yılı muharreminin yirmi sekizinci günü Pîrî Paşa ile Cafer ve Halîmî Çelebi'lerin evlerini yağmaladılar, bağlı kişilerden beş on kadarını öldürdüler. Birçok kişi de yaralandı. O zaman bu olayın sebepleri bir türlü anlaşılamadı.

Sultan Selim, bu kışkırtmanın şüphe yüzünden vezir Dukakinzâde Ahmed Paşa tarafından yapıldığını anladığı anda Ahmed Paşa'yı ve kethüdâsı Hasan Ağa'yı hemen astırdı. Ahmed Paşa'nın cesedi tam bir gün askıda kaldıktan sonra indirilip Aşağı Pîrler civarında Kemal Paşa Türbesi'ne gömüldü.

921 yılı saferinde İran hükümdarı Şah İsmail-i Safevî tarafından barış istemek üzere Emîr Abdulvehhâb-ı Tebrîzî, Kadı İshak-ı Şîrâzî, Şükrullah-ı Mugânî ve Hamza Halife'den oluşan bir elçilik heyeti Amasya'ya geldi. Sultan Selim'e başvurarak ricada bulundular.

Sultan Selim barışı reddedip Mîr Abdulvehhâb ile Kadı İshak'ı Amasya kalesinde hapsetti. Diğerlerini de Dimetoka kalesine sürdü. Yeniçeri olayının sebeplerini ve iç yüzünü anlamaya çalıştı. Çok soruşturma yaptırdı.

921 yılı rebîülevveli ayının beşinci perşembe günü Sultan Selim Han hümayun ordusuyla birlikte Amasya'dan kalkıp Geldiklan ovasına gitti. Amasya'nın ileri gelenleri ve halkı büyük bir uğurlama töreni yaptı. Buradan kalkıp İstanbul'a gitti.

Sultan Selim, çok merakını çeken Amasya olayının sebeplerini ve sorumlularını arıyor, yeniçeri ileri gelenlerini ve subaylarını son derece sıkıştırıyordu. Ahmed Paşa'nın asılarak öldürülmesinden titreyen kethüdâ Ahmed Ağa, kendini belâdan kurtarmak ve göze girmek için yeniçeri ağasına ve Anadolu kazaskerine iftira etti, birkaç adi kişiyi de şahit gösterdi.

921 yılı recebinin sekizinci günü Selim Han'ın huzuruna çağrılan Cafer Çelebi ile İskender Ağa, kısa bir konuşmadan sonra idam edildi.

Bir Türk'ün vezirliği uğruna iki büyük adam canını feda etti. Bu olaya rağmen, Türk oğlu Türk olan Muarrifzâde nişancı Mehmed Paşa'ya vezirlik verildi.

Bu yılın başlarında Şâdî Paşa ve alaybeyi Yiğit Ahmed Bey Diyarbekir savaşıyla görevlendirilip gittiler. Amasya alaybeyi olan Hacı Beyzâde Mirza Bey Amasya muhafızı oldu; önceki alaybeyi Burâk Beyzâde Hüseyin Bey ise İran savaşında gösterdiği yararlıklar nedeniyle mirliva oldu.

Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa, Diyarbekir savaşında serdar Bıyıklı Mehmed Paşa'ya karşı geldi ve maiyetiyle geri döndü. Bu yüzden derhal 921 yılı şabanında görevden alındı, İstanbul'a çağrıldı ve Yedikule zindanında, kendisinin gönderdiği Gümüşlüzâde Muhyiddin Mehmed Çelebi'ye arkadaş yapıldı. Amasya valiliğine Ahmed Paşa atandı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • ahfâd: torunlar, soyundan gelenler
  • sadr-ı esbak: eski sadrazam
  • intisâb: bağlanma, hizmetine girme
  • ihnâk: boğma
  • tahkîk, tahkîkât: soruşturma
  • evkâf-ı sultâniyye mütevellîsi: padişah vakıflarının yöneticisi
  • mîrlivâ: sancak beyi
  • alaybeyi: timar sahibi sipahilerin bir bölüğünün komutanı
  • kethüdâ yeri: sipahilerin kıdemli subayı, kâhya
  • habs, i'zâm: hapsetme, sürgüne gönderme
  • azl: görevden alma
  • nakîbü'l-eşrâf: seyyidlerin (Peygamber soyundan gelenlerin) başkanı
  • cânî: suçlu, katil
  • mukâvemet, teşyî': direnme, uğurlama
  • mahbûs: tutuklu

Şâdî Paşa Kimdir

Hüsameddin, Şâdî Paşa'yı eski sadrazam İshak Paşa'nın oğlu olarak tanıtır. İshak Paşa üzerine yazılan bilimsel maddede, aynı dönemde yaşamış birden fazla İshak Paşa'nın kaynaklarda sık sık karıştırıldığı belirtilir. Aynı maddeye göre Hüsameddin'in söz ettiği İshak Paşa, eski bir Türk ailesinden gelen İbrahim oğlu İshak Paşa'dır; oğullarından Pîrî Bey Şehzade Bayezid'in defterdarlığında bulunmuş, bir başka oğlu Şâdî Bey de 1504'ten itibaren II. Bayezid'in oğlu Şehinşah'a defterdar olmuştur. Bu Şâdî Bey'in Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa ile aynı kişi olduğu varsayılırsa, paşanın devlet hizmetine defter ve maliye işleriyle girdiği anlaşılır; ancak okuduğum kaynaklar bu özdeşliği açıkça yazmaz.

Çaldıran Savaşı'nı anlatan ansiklopedi maddesine göre Şâdî Paşa, 23 Ağustos 1514'teki meydan muharebesinde ordunun artçı kuvvetlerine kumanda etmiştir. Metinde Şâdî Paşa'nın o sırada Amasya'da olmadığı, "İran harbine me'mûr" bulunduğu söylenir; iki bilgi birbiriyle uyumludur.

Amasya'daki Soruşturma

Hüsameddin'in aktardığı kadı, müftü ve mütevelliden oluşan heyet, Safevi yanlılarının tespiti için yapılan ön soruşturmanın nasıl işlediğini gösteren nadir örneklerden biri olarak Yavuz Sultan Selim dönemi Kızılbaş teftişi üzerine yazılan bir makalede de anılır. Makalenin yazarı, Hüsameddin'in bu bilgiyi hangi kaynaktan aldığını belirtmediğini, bu yüzden ayrıntıların doğruluğuna dikkat etmek gerektiğini, ama anlaşıldığı kadarıyla Şâdî Paşa'nın gözetiminde kurulan heyetin bir rapor hazırlayıp İstanbul'a gönderdiğini yazar.

Metindeki "Üçler" sözü, Hüsameddin'in Şah İsmail yanlısı gizli çevre için kullandığı bir ad gibi durur. Kutb ve Gıyâs adları bu çevreyle birlikte anılır. Okuduğum kaynaklarda bu adın kesin bir tanımına rastlanmadı; yorum metinden çıkarılmıştır.

Savaşın Ardından Amasya

Sultan Selim'in Çaldıran dönüşü Amasya'da bulunduğunu, bu sırada Şah İsmail'den gelen elçilik heyetini kabul etmediğini, daha sonra yeniçeri ayaklanmalarını soruşturtup bazı devlet adamlarını idam ettirdiğini Çaldıran maddesi de doğrular; idam edilenler arasında kazasker Tâcîzâde Cafer Çelebi anılır. Aynı maddeye göre Dukakinzâde Ahmed Paşa Amasya'da görevden alınmış, sonra Dulkadıroğlu ile yazıştığı anlaşılınca Selim'in kendi eliyle yaralanmış ve ardından onun emriyle öldürülmüştür. Hüsameddin ise Ahmed Paşa'nın astırıldığını yazar. Ölüm tarihi olarak kimi kaynaklarda 4 Mart 1515 verilir; bu, Hüsameddin'in 921 muharreminin sonlarına denk düşer. Yer ve zaman bakımından iki anlatı örtüşür, ölüm biçiminde ayrılık vardır.

Pîrî Mehmed Paşa için Hüsameddin vezirliğin 920 şevvalinin yirmi üçünde verildiğini yazar. Bu paşa üzerine yazılan ansiklopedi maddesi ise vezirliğe getirilişini 25 Şaban 920 (15 Ekim 1514) olarak verir. Maddeye göre Amasya'daki yeniçeri ayaklanmasında evi yağmalanan Pîrî Mehmed Paşa, İstanbul'a dönüldükten sonra yapılan soruşturmada ihmali bulunduğu gerekçesiyle vezirlikten alınmış, hemen ardından görevi geri verilmiştir (12 Receb 921, 22 Ağustos 1515). Paşanın gençliğinde Amasya Mahkemesi'nde kâtiplik yaptığı (896/1491) ve babasının Amasya'da Halveti şeyhi olduğu da aynı kaynaktan öğrenilir. Pîrî Mehmed Paşa sonradan sadrazamlığa yükselmiştir (13 Muharrem 924, 25 Ocak 1518).

Sayılar Konusunda Bir Uyarı

Hüsameddin, Sultan Selim'in Sivas'ta ordudan "kırk bin kadar" Şiiyi ayıkladığını yazar. Kızılbaş teftişini inceleyen makalede, bazı kaynaklarda Anadolu'da kırk bin Kızılbaş'ın öldürüldüğü, bazılarında ise bir kısmının öldürülüp bir kısmının hapsedildiği ya da sürüldüğü anlatıldığı; bu rakamların dönemin tarih yazımından kaynaklandığı, bu yüzden ihtiyatla karşılanması gerektiği söylenir.

Şâdî Paşa'nın Azli

Diyarbekir kuşatması sırasında Amasya'dan gelen yaklaşık beş bin kişilik kuvvetin Kiğı'da orduya katıldığı, kuşatmayı sürdüren Safevi komutan Kara Han'ın Eylül 1515'te geri çekildiği, bunun ardından Şâdî Paşa ile birlikte altı sancak beyinin görevden alınıp hapsedildiği bilgisi, Bıyıklı Mehmed Paşa'nın hayatını anlatan bir maddede yer alır. Hüsameddin de Şâdî Paşa'nın serdar Bıyıklı Mehmed Paşa'ya karşı geldiği için 921 şabanında azledildiğini yazar; iki anlatım uyuşur. Şâdî Paşa'nın ikinci beylerbeyiliğine ve Sivas'a geçişine dair ayrıntılar sonraki maddelerdedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 494–496. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.