Sofular, Amasya Merkez ilçesine bağlı küçük bir mahalledir. Nüfusu birkaç yüz kişiyi bulur, yüzölçümü yarım kilometrekareye varmaz. Buna karşılık Pirler Parkı çevresindeki bu dar alanda bir beylerbeyinin kurduğu hadis okulu, Çelebi Mehmed döneminden kalma bir Halveti tekkesi, pirlerin türbesi ile bir Bektaşi postnişininin türbesi birbirine yakın durur. Mahallenin tarihi büyük ölçüde bu yapıların ve çevrelerinde yaşayan âlim, şeyh ve mütevelli ailelerin tarihidir; sokakların, evlerin ve gündelik hayatın geçmişi açık kaynaklarda daha az iz bırakmıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi ile Osman Fevzi Olcay'ın hâtıraları bu boşluğu kısmen doldurur ve aşağıdaki anlatı büyük ölçüde onlara dayanır.
Adın Kökeni
Sofu, dünya işlerine fazla bağlanmadan ibadet ve riyazetle yaşayan kimseyi anlatan bir sözcüktür; Sofular da onun çoğuludur. Mahalle adının bu sözcükten geldiği en yakın açıklamadır ve mahallede tekke, çilehane ve türbe gibi tasavvufî yapıların yoğunluğu bu yorumu destekler. Ne var ki adın hangi tarihte ve hangi gerekçeyle verildiğini gösteren bir belgeye rastlanmamıştır, dolayısıyla açıklama bir olasılık olarak kalır. Hüsameddin, Merzifon'daki Sofular Mahallesi'nin adını da dokuzuncu hicrî yüzyıl ricalinden gelen bir adlandırma sayar; aynı adın iki ilçede bulunması, sözcüğün tek bir yere özgü olmadığını gösterir. Bazı yayınlar mahallenin Molla adıyla da anıldığını söyler; bu adın kökeni ve kullanıldığı dönem belirsizdir.
Konumu ve Sınırları
Sofular Mahallesi şehir merkezinde, Pirler Parkı'nın çevresindedir. Sofular Camii parka çıkışta sağ tarafa düşer, Çilehane Camii ise parkın karşısındadır. TÜİK verilerine dayanan derlemelerde mahallenin yüzölçümü yaklaşık 0,394 kilometrekare olarak verilir. Arazi eğimlidir ve bu eğim yapıların biçimini doğrudan etkilemiştir: Dârülhadis Camii, kuzeyindeki sokağa göre yüksekte kaldığı için farklı kotlara sahip iki set üzerine oturtulmuştur.
Osman Fevzi Olcay mahalleyi şöyle tarif eder: Saraydüzü mevkii ile Pir İlyas Türbesi'nin arka güney yanından, bugün hastanenin bulunduğu tepeden başlayıp Sofular Camii'ne kadar uzanan saha Sofular Mahallesi'dir. Yokuş dik ve yorucudur, hava ise güzeldir. Olcay'a göre mahalle şehrin giriş noktasında yer almasına rağmen hiçbir gelişme göstermemiştir; yine de Oltu muhacirlerinden semaver tamircisi Ali Bey ile İstanbul Emniyet Teşkilatı'ndan emekli olup mütareke yıllarında Amasya'da Maliye Muhasebeciliği yapan Lütfü Bey gibi kimseler semtin tanınmış sakinleri arasındaydı. Olcay'ın biyografisi onun 1887'de Sofular Mahallesi'nde doğduğunu kaydeder; kendisi ise doğup büyüdüğü yer olarak Sofuzâde Mahallesi'ni anar. İki adın aynı yeri mi yoksa komşu iki mahalleyi mi gösterdiği kaynaklardan anlaşılmaz.
Komşu mahallelerle sınır kaynaklarda net değildir. Hüsameddin, Çilehane Mahallesi'ni Aşağı Pirler'in çevresindeki bölge olarak tanımlar ve sınırlarını şöyle verir: doğuda Savakça, batıda Gümüşlüzâde, kuzeyde Mehmed Paşa mahalleleri, güneyde Pir İlyas Mezarlığı. Bu eski bölünmede Çilehane Camii'nin Mehmed Paşa'ya komşu ayrı bir mahallede kalması beklenir. Nitekim bir resmî adres kaydı Çilehane Camii'ni Mehmet Paşa Mahallesi'ne bağlarken başka kaynaklar yapıyı Sofular'a bağlar; Hamdullah Efendi Türbesi'nin adresinde de iki mahalle adı birlikte geçer. Olcay da Çilehane'yi küçük bir komşu olarak anar: beş on haneli, ortasında dut ağaçları bulunan, harap bir camisi ve avlusunda Pir Abdurrahman Çelebi'nin yattığı bir mahalle. Sınırların sonradan yeniden çizildiği anlaşılmaktadır, ancak tarihi bilinmez.
Saray Düzü ve Gümüşlüzâde Bahçesi
Mahallenin kuzey kenarındaki Pirler Parkı, adını aldığı türbelerden önce bir bahçeydi. Hüsameddin'e göre Lokman Dağı ile Balus Kayası arasındaki dere Beyler Sarayı'nın üzerinde iki kola ayrılır; bir kolu batıya, Sofular Mahallesi'ne, öbür kolu kuzeye, Bayezid Paşa Mahallesi'ne iner. Halk arasında "Beyler Sarayı", "Saray Düzü" ve "Pir İlyas" adlarıyla bilinen bu yerin 614 (1217-18) tarihli bir şer'î vesikada "Mülk-i Gıyâseddîn Şah" olarak kayıtlı olması, Selçuklu devrinden beri şehzadelerin oturduğu bir yer olduğuna işaret sayılabilir. Sonraki yüzyıllarda mülk Gümüşlüzâde ailesinin eline geçmiş, Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmud Çelebi buraya bir köşk yaptırmış, doğusundaki kısım "Gümüşlüzâde Köşkü", batısı "Gümüşlüzâde Bahçesi" diye anılmıştır. Çelebi Sultan Mehmed Amasya'ya geldiğinde köşkü satın alıp yerine bir saray yaptırmış, bahçe ise aile elinde kalmıştır.
Hüsameddin'in anlattığına göre bahçenin başındaki küçük ve sağlam türbede Tâceddîn Mahmud Çelebi'nin eşi Dündi Hatun ile kızı Ayşe Hatun yatar. Pir İlyas'ın soyundan gelen Pir Hayreddin Hızır da Mahmud Çelebi Türbesi'nin yakınındaki ayrı bir türbeye gömülmüş, böylece Gümüşlüzâde Bahçesi zamanla bir kabristana dönüşmüştür. Doğu yanındaki yüksek alan ise üç yüz elli yıl kadar Osmanlı hanedanının Amasya sarayı olarak kullanılmıştır. Hüsameddin saray için Çelebi Sultan Mehmed'in on altı, II. Murad'ın yirmi, II. Bayezid'in yirmi altı yıl kaldığını yazar; harabesine bakarak büyük bir haremlik ve selâmlık, iki hamam, iki mutfak ve mermer havuzlu iki bahçe içeren duvarlı bir yapı topluluğu olduğunu çıkarır. Saray 1147 (1734-35) depreminde zarar görmüş, İran savaşları yüzünden onarılamamış, 1241 (1825-26) depreminde tamamen yıkılmıştır. 1311 (1893-94) yangınında Amasya İdâdîsi de yanınca yeni okul sarayın bahçesinin batı yanına yapılmış, 1316-1318 arasında eski sarayın ortasında bir kışla kurulmuştur. Saraydüzü Caddesi'nin adı bu geçmişi hatırlatır.
Sofular Camii ve Dârülhadis
Mahalleye adını veren yapı Sofular Camii'dir; Abdullah Paşa Camii ve Dârülhadis Camii adlarıyla da anılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre yapıyı II. Bayezid devri ricalinden Beylerbeyi Hacısinanbeyzâde Abdullah Paşa cami ve dârülhadis olarak hizmet vermek üzere yaptırmıştır. Paşa'nın ölüm tarihi 896 (1490-91) olarak kaydedilir; vakfiye ise oğlu Defterdar Abdülkerim Bey tarafından 907 (1501-1502) yılında düzenlenmiştir. Hüsameddin tesisin 890'da (1485) tamamlandığını yazar ve vakfiyeyi düzenleyen oğlu Abdî Bey olarak anar; yapım yılı kimi kayıtlarda 1502 olarak verilir. Bu tutarsızlık, tesisin Paşa'nın hayatında başlayıp oğul eliyle tamamlandığını düşündürür, ancak kaynaklar konuda açık bir ayrıntı vermez. Abdülkerim Bey 1505'te yapının doğusuna bir dârülkurrâ, yani Kur'an okutulan bir okul da eklemiştir; bu bölüm günümüze ulaşmamıştır.
Duvarlar moloz taşla örülmüş, yer yer üç sıra tuğla hatılla güçlendirilmiş, köşelerde iri kesme taşlar kullanılmıştır. Kuzey cephesinin ekseninde, önündeki sahanlığa iki taraflı merdivenle çıkılan basık kemerli bir cümle kapısı bulunur. Kapının üzerinde bâninin adını ve inşa tarihini veren sülüs hatlı Arapça bir kitabe ile bir tepe penceresi yer alır. Kapının sokağa göre yüksekte kalması ve bu bölümün özellikle yüksek tutulması cepheyi olduğundan daha heybetli gösterir. Kapıdan sonra kareye yakın dikdörtgen planlı, kapalı avlu işlevi gören bir sofaya girilir. Üzerini basit bir yıldız tonoz örter ve tonozun merkezinde sekizgen prizma biçiminde bir aydınlık feneri bulunur. Sofanın doğusunda ve batısında basık çapraz tonozlu, kare planlı ikişer dârülhadis hücresi vardır; hücrelerde tuğla örgülü bacalara sahip ocaklar ve dolap nişleri göze çarpar. Güneydeki harim ise aynı zamanda dershane olarak kullanılmıştır. Doğudaki hücre ile harim arasındaki verev bir geçit, Abdullah Paşa'nın kabrine ve bir zamanlar dârülkurrânın bulunduğu avluya açılır.
Harime basamaklarla çıkılır. Kare planlı bu mekânı, on iki köşeli ve dört pencereli bir kasnağın taşıdığı pandantifli bir kubbe örter; kubbenin ağırlığı dört sivri kemerle kesme taş köşe payelerine aktarılır. Bugün harimde belirgin bir süsleme görülmez, yalnızca mihrabın düşey yivli kavsarası dikkat çeker. Cümle kapısının ve harim kapısının ahşap kanatları özgündür; üst tablalarındaki yazılar ile orta tablalarındaki şakayık ve rumi motifli oymalar II. Bayezid dönemi üslubunu yansıtır. Kuzeydoğu köşede, dışa taşkın kare kaideli bir minare yükselir. Silindirik gövde tuğla hatıllar ve altıgen tuğla kasetlerle bezenmiş, şerefe düşey yivlerle işlenmiş, minare kurşun kaplı konik ahşap külahla tamamlanmıştır.
M. Baha Tanman'ın değerlendirmesine göre yapı, Osmanlı mimarisinde benzeri olmayan bir tasarıma sahiptir. Erken Osmanlı döneminde yalnızca iki örnekle temsil edilen kapalı avlulu medreseler ile tabhaneli yani zaviyeli camiler arasındaki bağı somutlaştırır. Hüsameddin'in tarifi de aynı düzeni verir: caminin iç kapısı önündeki boşluğun iki yanında ikişer küçük oda, boşluğun üstünde büyük bir kubbe bulunur; odalar küçüktür ve asıl dershane caminin kendisidir. Aynı yazara göre caminin önü dârülhadis, sağ yanı medrese, sol yanı vaktiyle dârülkurrâ, karşısı ise fazıllara ayrılmış dershaneydi. Bazı derleme yayınlar avluda altıgen planlı, moloz taştan bir Abdullah Paşa Türbesi'nden söz eder; bu bilgi yalnızca web kaynaklarında geçtiğinden temkinle ele alınmalıdır.
Muhaddisler, Müderrisler ve Mütevelliler
Hüsameddin, Abdullah Paşa Medresesi başlığı altında dârülhadisin müderris ve muhaddis silsilesini yıl yıl sayar. Şermîzâde Takiyyeddîn Osman Efendi ile müderris Abdî Efendi gibi fuzalâ buraya muhaddis olmuş ve medreseler sıralamasında elli akçelik derecede itibar görmüştür. 1098'de (1687) Mahmud Efendi, 1101'de Hâfız Ömer Efendi, 1124'te babasının ölümüyle oğlu Hâfız Abdullah Efendi, 1136'da Diyarbekirli İsmâil Efendi, 1142'de Ortaköylü Seyyid Abdülvehhab Efendi derse girmiştir. Ardından 1145 ile 1204 arasında Osman, Ahmed, Şeyh Mustafa ve Şeyhülkurrâ Hâfız Osman gibi adlar görünür; 1228'de Seyyid Mehmed Efendi, 1246'da Yenicelizâde Seyyid Mehmed Efendi, 1248'de Seyyid Mustafa Efendi ve 1257'de Hoca Hâfız Mehmed Efendi müderris olur. 1275'te Hoca Hâfız Mehmed Efendi'nin oğulları Ömer Vehbî ile Hasan Sıdkî dersi birlikte yürütmüş, o sırada vakıf gelirleri kaybolmuş ve medrese harap olmuştur. 1313'te (1895-96) ders-i âm Gürcî Mehmed Efendi çok emek vererek ve yardım toplayarak medreseyi yeniden yaptırmış, fahrî müderris olmuştur.
Vakfın idaresi, kurucunun soyundan gelen eşraf ailesinin elindeydi. Hüsameddin'in sayfalarında Abdullah Paşa evladından Hacı Paşazâde Hüseyin Bey, ammizâdesi Hacı Mustafa Bey'in 1052'deki (1642-43) ölümü üzerine vakfa mütevelli olarak Amasya'ya yerleşir. 1058'de (1648) Amasya'ya gelen Evliya Çelebi bu beyin konağında misafir kalmıştır. Hüseyin Bey dokuz yıl kadar vakfı iyi yönetmiş, bazı nakit ve gelir getiren mülkler ekleyerek genişletmiş ve 1061'de (1651) ölmüştür; oğlu mîr-i mîrân Abdülkerim Paşa'dır. Abdullah Paşa evladından bir başka Hüseyin Bey bin Abdî Bey ise onun ardından mütevelli olmuş ve 1066'da vefat etmiştir. Hüsameddin her ikisini de eşraftan sayar. Aynı kitapta on sekizinci yüzyılın son çeyreğinde de vakfın mütevelli ailesinden el-Hâc Abdullah Bey bin Mehmed Bey ve oğulları anılır.
Mahalleden çıkan kişiler arasında idareciler de vardır. Hüsameddin'in verdiği biyografilerden biri, Sofular Mahallesi'nden Sipâhi Mehmed Ağa'nın oğlu Koca Kethüdâ Hüseyin Ağa'ya aittir. Hüseyin Ağa 968'den (1560-61) itibaren birkaç kez Amasya kethüdâyeri ve mütesellimi olmuş, 1003'te Sivas valisinin kaymakamlığında bulunmuş, 1007'de yaşlılığı nedeniyle emekliye ayrılmış ve 1011 dolaylarında ölmüştür. 1620'lerde ise bir başka Amasyalı, başdefterdar Vezir Abdülkerim Paşa, Sadrazam Hâfız Ahmed Paşa'nın kıskançlığı yüzünden 1034 zilhiccesinde (1625) öldürülmüş ve mallarına el konulmuştur. Bir sonraki muharremde Sivas defterdarı malları toplamak için Amasya'ya geldiğinde paşanın kız kardeşi Ayşe ile eşi Ümmühânî Hanım İstanbul'dan gelip Sofular Mahallesi'ndeki babadan kalma eve yerleşmiş; ev satılığa çıkarılınca Ayşe Hanım mahkemeye başvurarak paşanın payını hayatında kendisine bağışladığını ispatlamış ve evi müsadereden güçlükle kurtarmıştır. Kendilerine günlük otuz akçe maaş bağlanmıştır.
Sofular Medresesi ve Mahallenin Bilginleri
Camiyle bağlantılı ikinci eğitim yapısı Sofular Medresesi'dir. Hüsameddin'e göre bu medrese Abdullah Paşa Camii'nin batısında, dârülhadisin arkasında yer alır ve karşısındaki dershane, devrin tanınmış fazıllarından Köprülü Hacı Hâfız Mustafa Tevfik Efendi'nin öğrencilerine okuma yeri olsun diye 1310'da (1892-93) eşraftan ve Tevfik Efendi'nin hayranlarından Cünûnzâde Hacı Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Yapı ahşaptı ve Mustafa Ağa tarafından yönetiliyordu; ilk müderrisi Hacı Hâfız Efendi'dir. Olcay'ın anlattığı biçimiyle medrese, cami iç sahasındaki beş altı odadan ve caddenin sağ tarafındaki, birkaç odalı bir bina ile bir dershaneden ibaretti. Köprülü Hacı Hâfız Tevfik Efendi bu dershanede ders verir, boş zamanlarında misafir kabul ederdi.
Odaların sakinlerini Olcay adlarıyla sayar. Vilayet Damga Muharriri Abdülaziz Efendi sokağa bakan köşe odada otururdu; Olcay onu hoş sohbet, cömert, misafirperver ve musikiye aşina biri olarak anar, bazen bağlamayı kucağına alıp söyletirdiğini yazar. Öteki odalarda Şeyh Ağazâde Hâfız Ahmed ile kardeşleri Hâfız Emin ve Hâfız Muhyiddin kalırdı. Olcay Abdülaziz Efendi'nin sofrasından da söz eder: dolabında zeytinyağlı dolmadan su böreğine kadar yemek bulunur, mevsimi dışındaki meyveler eksik olmazdı.
Olcay'a göre mahallenin tam hâkim noktasında, Sadrazam Mehmed Rüştü Paşa'nın babası ve Mir Hamza Nigârî'nin hocası olan Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Siraceddin İsmail Şirvânî yatar. Şirvânîzâde Mehmed Rüştü Paşa'nın yaptırdığı cami ve türbenin imamlığını ve müezzinliğini, Erzurum doğumlu Türbeli Hâfız Sebâtî Mehmed Efendi yürütmüştür; Hüsameddin onu Şirvan'dan Erzurum'a, oradan Amasya'ya gelen bir şair olarak tanıtır. Olcay "ünlü şairlerimizden Sebâtî Hocamız" ve oğlu Ali Hâver Bey'in Mevlânâ Siraceddin Türbesi çevresinde oturduklarını yazar. Kültür ve Turizm kayıtları türbenin 1283'te (1867) Rüştü Paşa tarafından yaptırıldığını ve Şamlar Mahallesi üzerindeki yüksek tepede bulunduğunu belirtir; Olcay ise aynı tepeyi Sofular'ın en yüksek noktası sayar. İki tarif, mahalle sınırlarının birbirine geçtiğini bir kez daha gösterir.
Tekkeler de bu bölgenin parçasıydı. Hüsameddin, Sofular Mahallesi'nde Pir İlyas Mezarlığı'nın batı ucunda bulunan Şeyh Abdul Tekkesi'ni kaydeder; Nakşibendî şeyhlerinden Şeyh Abdullah Efendi bu tekkeyi 961'de (1553-54) yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Tekke birkaç kez harap olup onarılarak 1271'e (1854-55) kadar ayakta kalmış, sonra kaybolmuştur. Aynı yıl, Çilehane Camii'nin doğusundaki meydana bakan yerde Halvetî şeyhi Yâkub Efendi tarafından Kuşbaz Tekkesi kurulmuş ve vakıfları düzenlenmiştir. Yâkub Efendi'den sonra Şeyh Abdurrahman Efendi, ikinci Yâkub Efendi ve Şeyh Hasan Efendi irşat görevini sürdürmüş, tekke yıkıldıktan sonra vakıfları 1897'de Maarif'in eline geçmiştir.
Çilehane Camii
Mahallenin ikinci büyük yapısı, Pirler Parkı'nın karşısındaki Çilehane Camii'dir. Çelebi Mehmed'in emirlerinden Yakup Paşa'nın 1413'te yaptırdığı yapı aslında bir Halveti tekkesidir ve bugün cami olarak kullanılmaktadır. Hüsameddin, Yakub Paşa'nın kârgir bir daire içinde cami, minare, iki yanında Halvetî çilehane yani zaviye, önünde dershane ve ayrıca bir şeyh odası yaptırdığını, vakfiyesini 815'te (1412-13) düzenlediğini yazar. Vakfiyede Pir İlyas'ın ölümünden ve halifesi Pir Celâleddîn Abdurrahman'dan söz edilir; Çelebi Sultan Mehmed'in bu Abdurrahman Çelebi için yaptırdığı kayıtlıdır. Tevliyet, hulefâdan Mevlânâ Şemseddîn Mehmed el-Buhârî'ye ve çocuklarına, soyları sona erince Mü'eyyed Çelebi'ye ve çocuklarına bırakılmıştır. Hüsameddin tekkenin şeyhlerini de sıralar: Pir İlyas'tan sonra damadı Gümüşlüzâde Pir Abdurrahman Çelebi, ardından Şemseddîn Mehmed Buhârî, oğlu Celâleddîn Abdurrahman Çelebi ve 843'te Saraçlar şeyhi Pir Sun'ullah-ı Halvetî.
Tekke, mescit ve çile hücrelerinden oluşan yapıya, kesme taştan, yay kemerli ve büyük eyvanlı bir kapıdan girilir. Beden duvarları araları kırmızı harçla doldurulmuş moloz taştan örülmüş, taş örgü yatay biçimde ikişer sıra tuğla hatılla desteklenmiştir. Pencereler mermer çerçeveli ve tuğla kemerlidir. İç mekâna batı kapısından girildiğinde sağda mescit ve küçük geçitlerle ulaşılan halvet odaları, solda ise türbe ve tekke bölümü yer alır. Cami ve tekkeyi birer büyük kubbe örter. Batı girişinin batı yanında, muhtemelen türbe olduğu sanılan ayrı bir yapı daha bulunur. Halvet odaları, tarikat eğitiminde müridin belirli bir süre dünyadan çekilerek ibadetle geçirdiği küçük hücrelerdir ve yapıya adını veren çile de buradan gelir.
Çilehane'nin içindeki özel bir oda Aşağı Pirler Türbesi'dir. Hüsameddin'e göre kıble yanında, hücrenin yapımından sonra açılmış bir fatiha penceresi ve üzerinde siyah mermer bir kitabe vardır; içeride Pir Hüsameddin'in oğlu, Pir İlyas'ın torunu Pir Celâleddîn Abdurrahman-ı Sânî yatar. Bir başka tespite göre burada Pir İlyas'ın damadı ve amcasının oğlu Abdurrahman Çelebi medfundur; iki bilgi iç içe geçmiştir ve kaynaklar tek bir kişi üzerinde birleşmez. Hüsameddin 1031'de (1621-22) tekkede on yıl süren bir meşihat kavgası olduğunu da kaydeder: Yakub Paşa Camii vaizi Şeyh Hüsâmeddîn Efendi ile ulemâdan Şeyh Abdî Efendi arasındaki çekişmeyi bitirmek için şeyh odası, tekke ve çilehane medrese sayılmış, tekke şeyhliği Hüsâmeddîn Efendi'ye, müderrislik ise Abdî Efendi'ye verilmiştir. Hüsâmeddîn Efendi şaban 1034'te (1625) ölünce tevliyet ve meşihat yeğeni Şeyh İzzeddîn Hasan Efendi'ye geçmiştir. Olcay çocukluğunda hücrelerin birinde Hasan Efendi adlı bir sufinin oturduğunu ve öğrencilere dua ettiğini yazar; ona göre hücrelerden birinde eskiden Akdağlı Hoca itikâf ederdi.
Yapı 1939 depreminde büyük zarar görmüş ve 1964'te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Çilehane'nin batısında, Mehmet Paşa Mahallesi'ndeki Pirler Türbesi'nin yakınında bir de Çevikçe Tekkesi bulunurdu. Kâğıt yapımında ustalığıyla tanınan, Çevikçe diye anılan Şemseddin Mehmed Kırtâsî bu tekkeyi 831'de (1427-28) yaptırmış, meşihatı Halvetîlere ayırmış, idaresini kendi oğullarına bırakmıştır. Tekke defalarca harap olup onarılmış; 1677'de Şeyh Süleyman Efendi onarmış, 1688 olaylarına karıştığı gerekçesiyle şeyhlikten uzaklaştırılmış, yerine Ömer Efendi getirilmiştir. Şeyh Osman Efendi (öl. 1832) ile Akşehirli İsmail Efendi'nin (öl. 1843) ölümünden sonra tekke 1843'te medreseye çevrilmiştir.
Pir İlyas ve Hamdullah Efendi Türbeleri
Pirler Parkı içindeki Pir Sücaeddin İlyas Türbesi, Yukarı Pirler Türbesi adıyla da bilinir. Resmî kayıtlara göre Gümüşlüzâde Ahmet Bey tarafından 1486'da yaptırılmıştır. Türbede Pir Sücaeddin İlyas, damadı Pir Celaleddin Abdurrahman, torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi ve ailenin diğer fertleri yatmaktadır. Parkın adı, burada üç pirin yatmasından gelir. Yapı 1688'de Gümüşlüzâde İbrahim Paşa tarafından yenilenmiş, 1895 depreminde zarar görmüş ve sonra bugünkü biçimini almıştır; kapısı üzerinde ilk yapım kitabesi ile II. Abdülhamid dönemi onarım kitabesi bulunur. İç mekân kuzey ve güney duvarlardaki payandalara dayanan iki sivri kemerle üç bölüme ayrılmış, bölümlerin üzeri kubbelidir; batı bölümü kıble duvarında mihrabı olan bir mescit olarak kullanılır. Pir İlyas'ın ölüm tarihi kaynaklarda 1410, 1411 ve 1433 olarak değişir.
Hüsameddin'e göre II. Bayezid 890'da (1485) Pir İlyas Türbesi'nin vakfını düzenlemiş, tevliyeti pirin torunu Pir Hayreddin Hızır Çelebi'ye ve çocuklarına vermiştir. Hızır Çelebi 891 zilhiccesinin on birinde öldü ve atasının türbesine gömüldü; yerine Kadızâde Pir Celâleddîn Abdurrahman Hüsâmî Çelebi geçti. Hüsameddin aynı yıl biten cami ve dârülhadisi de aynı cümlede anar ve Amasya'nın bu yapılarla şenlendiğini yazar. Çevresi uzun süre bir kabristandı; Hüsameddin Aşağı Pirler'in önündeki Kemal Paşa Türbesi'nden de söz eder ve 1625 dolaylarında Beyler Sarayı ağası Süleyman Ağa'nın bu türbenin kubbesindeki kurşunları bostancılara söktürüp sattığını, mahkemede suçu sabit olunca görevden alınıp tazmin ve hapse mahkûm edildiğini yazar. Tarikat kaynakları, mezarlığın 1938'de dönemin valisi Talat Öncel tarafından kaldırılıp alanın park hâline getirildiğini kaydeder.
Olcay'ın hâtıralarında Aşağı Pirler'in gündelik hayatı da görünür. Türbenin yakınındaki ünlü simitçi dükkânının mütevellisi Kayyum-zâde denilen biriydi; her yıl Kurban Bayramı arife günü Karcı İmam Tevfik un helvası yaptırır, helvalar pidelere sarılıp çamaşır seleleriyle Aşağı Pirler Türbesi'ne taşınır, orada hafızlar hatim okuyup dua ettikten sonra dağıtılırdı. Olcay bu âdetin yılda bir kez, belirlenmiş günde aksatılmadan yapıldığını söyler.
Parkın güneybatı ucunda bulunan Hamdullah Efendi Türbesi 1847 tarihlidir. Kare planlı ve tek kubbelidir; kubbeye geçiş tromplarla sağlanmış, kapı ve pencere söveleri düzgün kesme taştan, duvarlar moloz taş tekniğiyle yapılmıştır. Resmî tanıtım metinleri türbeyi hat sanatı ekolünün kurucusu Hamdullah Efendi'ye bağlar, ancak bu tanım tartışmalıdır. Hüsameddin'e göre Amasya doğumlu şeyhülhattâtîn Hamdullah Efendi 926'da Sultan Süleyman'ın davetiyle İstanbul'a gitmiştir. Başka kaynaklara göre türbedeki Hamdullah Efendi, Hacıbektaş Dergâhı postnişini Hamdullah Efendi'dir: Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması ve Bektaşî tekkelerinin kapatılması sırasında hakkında idam kararı verilmiş, padişah fermanıyla cezası sürgüne çevrilmiş ve 1827'de Amasya'ya gönderilmiştir. Ölüm tarihi geleneksel anlatıda 1836, arşiv belgelerini kullanan araştırmalarda 1846 olarak geçer; 1847'de mezarı üzerine bu türbe yapılmıştır. Sürgünden sonra "Hasretî" mahlasını kullandığı söylenir. Türbe restore edilmiş, yanına bir cemevi eklenmiştir ve hem Alevî hem Sünnî ziyaretçiler gelir.
Nüfus ve Çevre Düzenlemesi
TÜİK verilerine dayanan derlemelere göre Sofular Mahallesi'nin nüfusu 2023 sonunda 425 kişidir; 2024 ADNKS verilerinde 347 kişi (171 erkek, 176 kadın) görünür. Bir yıl içindeki yaklaşık yüzde on sekizlik bu düşüş tarihî şehir merkezlerinde görülen nüfus kaybına benzer, ancak tek yıllık bir farktan uzun dönemli sonuç çıkarmak doğru olmaz. Aynı adı taşıyan, Merzifon'daki Sofular Mahallesi'nin rakamları bu verilere dâhil değildir.
Amasya Valiliği ve İl Özel İdaresi'nin Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı ile birlikte yürüttüğü "Kadim Kentin Yeni Kültür Rotası: Sofular" projesi kapsamında Saraydüzü Caddesi ile Pirler Sokağı'ndaki asfalt ve beton yol ile kaldırımlar kaldırılmış, yerlerine geleneksel kent dokusuna uygun bazalt taş kaplama yapılmıştır. Proje bütçesi yaklaşık 1,63 milyon liradır; bunun 737 bin lirası kalkınma ajansı desteğidir. Aynı çalışmada İl Özel İdaresi'nin elindeki iki tescilli ahşap evin restore edilerek "Yaşayan Kültürler Müzesi"ne dönüştürülmesi öngörülmüş, haziran 2019 itibarıyla müze çalışmalarının yaklaşık yüzde kırkı tamamlanmıştı. Proje, mahalleyi şehrin turizm güzergâhına bağlamayı amaçlamıştır.
Kronoloji
815 (1412-13): Yakup Paşa Çilehane (Halveti tekkesi) yapısının vakfiyesini düzenlemiştir; yapım yılı genellikle 1413 olarak verilir.
831 (1427-28): Şemseddin Mehmed Kırtâsî Çevikçe Tekkesi'ni yaptırmıştır.
890 (1485): Abdullah Paşa Camii ve Dârülhadisi tamamlanmış, II. Bayezid Pir İlyas Türbesi vakfını düzenleyerek tevliyeti Pir Hayreddin Hızır Çelebi'ye vermiştir.
1486: Pir Sücaeddin İlyas Türbesi, Gümüşlüzâde Ahmet Bey tarafından yaptırılmıştır.
896 (1490-91): Beylerbeyi Hacısinanbeyzâde Abdullah Paşa'nın ölüm tarihi olarak TDV İslâm Ansiklopedisi'nde kaydedilir.
907 (1501-1502): Abdullah Paşa Dârülhadisi'nin vakfiyesi oğlu tarafından düzenlenmiştir.
1502: Sofular (Abdullah Paşa) Camii'nin yapım tarihi olarak geçer.
1505: Defterdar Abdülkerim Bey yapıya dârülkurrâ eklemiştir (günümüze ulaşmamıştır).
961 (1553-54): Şeyh Abdul (Nakşibendî) Tekkesi ve Kuşbaz Tekkesi kurulmuştur.
1031 (1621-22): Çilehane Tekkesi'nde meşihat çekişmesi, şeyh odası ve tekkenin medrese sayılmasıyla çözülmüştür.
1034 (1625): Vezir Abdülkerim Paşa öldürülmüş, malları müsadere edilmiştir; Sofular'daki evi sonradan ailesine bırakılmıştır.
1058 (1648): Evliya Çelebi Amasya'ya gelmiş, Abdullah Paşa vakfı mütevellisi Hacı Paşazâde Hüseyin Bey'in konağında konuk olmuştur.
1688: Pir İlyas Türbesi Gümüşlüzâde İbrahim Paşa tarafından yenilenmiştir.
1827: Hamdullah Efendi Amasya'ya sürülmüştür.
1847: Hamdullah Efendi Türbesi'nin yapım tarihi olarak kaydedilir.
1310 (1892-93): Sofular Medresesi dershanesi Cünûnzâde Hacı Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır.
1895: Pir İlyas Türbesi depremde hasar görmüş, sonra yeniden yapılmıştır.
1897: Kuşbaz Tekkesi'nin vakıfları Maarif'e geçmiştir.
1938: Pirler çevresindeki mezarlık kaldırılıp park yapılmıştır.
1939: Çilehane Camii depremde büyük zarar görmüştür.
1964: Çilehane Camii Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. ciltler, s. 90-91, 133, 138, 150, 152, 172-173, 177, 482, 554-555; 9-12. ciltler, s. 21, 26, 47 (Amasya Belediyesi, 2022)
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, haz. Turan Böcekçi ve Mehmet H. Seçkiner, Amasya 2009 (Sofular Mahallesi, Çilehane Mahallesi, Sofular Medresesi, Çilehane Medresesi bölümleri) amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- M. Baha Tanman, "Dârülhadis Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993 (islamansiklopedisi.org.tr)
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", DergiPark, 2018, sayı 5 (dergipark.org.tr)
- Metin Hakverdioğlu, "Anadolu'yu Aydınlatan Şirvânîler ve Amasya'daki ...", ASOBİD, Amasya Özel Sayısı, Eylül 2022 (DergiPark) amasya.gov.tr
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Çilehane Camii" maddesi (kulturportali.gov.tr)
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Pir Sücaeddin İlyas Türbesi" maddesi (kulturportali.gov.tr)
- T.C. Amasya Valiliği, "Türbeler" sayfası (amasya.gov.tr)
- Amasya İl Özel İdaresi ve Amasya Valiliği, "Kadim Kentin Yeni Kültür Rotası: Sofular" proje duyuruları; Atlasbig, "Amasya Merkez Mahalleleri" (TÜİK 2023 verileri derlemesi) ve ADNKS 2024 derlemesi
Çevrimiçi kaynaklar





