Amasya'da Mehmet Paşa Camii, Yeşilırmak'ın yakınında, Pirinççi Caddesi üzerinde, adını taşıyan mahallenin içinde durur. Kubbesi kesme taştan örülmüştür ve dışarıdan bakıldığında sadedir; yapının asıl zenginliği önündeki uzun revakta ve içerideki mermer işçiliğindedir. Camiye girmeden önce kuzey cephesindeki son cemaat yerinin gölgesinde bir an durmak, kırmızı ve beyaz taşlardan kemerlere bakmak gerekir. Aşağıdaki anlatı, yapının mimarisini, kitabelerini, bir zamanlar çevresini saran külliyenin kaderini ve onu ayakta tutan vakfın kayıtlarını birlikte ele alır.

Kısaca Mehmet Paşa Camii

Cami, Sultan II. Bayezid'in veziri ve oğlu Şehzade Ahmed'in lalası Hızır Paşazâde Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ana kapının üzerindeki iki satırlık sülüs kitabeye göre yapı 891 yılının Muharrem ayında, yani 1486 yılının Ocak ayında tamamlanmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları da yapının tarihini 1486 olarak verir.

Kaynaklarda küçük bir ayrılık vardır. Amasya Valiliği'nin cami listesi yapıyı 1485 yılına tarihler; bir yerel rehber ise 1494 tarihli bir yazıttan söz eder. Kitabeyi okuyan İsmail Hakkı Uzunçarşılı'ya dayanan çalışmalar 891 Muharrem'i verdiği için burada 1486 esas alınmıştır. 1494 tarihli bir yazıt, başvurulabilen akademik kaynaklarda doğrulanamamıştır.

Mehmed Paşa ve Amasya

Amasya, on beşinci yüzyılda şehzadelerin sancak beyliği yaptığı bir kentti. Doğu sınırında bulunması ve sınır boylarındaki mücadelelerin buradan yürütülmesi, şehzadeyi hem devlet adamlarının hem halkın gözünde taht için avantajlı bir konuma getiriyordu. II. Bayezid'in kendisi de bu sancakta yetişmiş, ondan sonra oğlu Şehzade Ahmed, Kanuni'nin oğulları Mustafa ve Bayezid ile II. Selim'in oğlu Murad aynı sancakta görev yapmıştır. Şehzadelerle birlikte kente şairler, âlimler ve sanatkârlar gelip yerleşmiş; şehzadeler ve maiyetlerindeki yöneticiler medrese, cami ve külliyeler yaptırarak şehrin imarına katkıda bulunmuştur. Mehmed Paşa bu yöneticilerden biridir.

Paşanın soyu hakkında iki rivayet vardır. Birine göre Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud'a atabeylik yapan Nasırreddin Ahmed Atabey'in adını verdiği Atabeyzâdeler sülalesine dayanır; ötekine göre Gazi Mihaloğulları'ndandır. Muhammet Okudan, büyük dedesi Yörgüç Paşa'nın yaptırdığı vakıf eserlerindeki kitabelerin birinci görüşü güçlendirdiğini yazar. Yine de bu, kesin bir hükümden çok bir değerlendirmedir. Kaynaklara göre Mehmed Paşa önce Semendire sancak beyi, ardından Rumeli beylerbeyi olmuş ve vezir rütbesine ulaşmıştır. II. Bayezid tahta çıkınca oğlu Ahmed'in lalası olarak Amasya'ya gelmiş, hayatının büyük bölümünü bu şehirde geçirmiştir. Lalalık, şehzadenin yetişmesinden sorumlu olmayı gerektiren bir görevdi; paşanın şehzadenin sancak şehrine böyle büyük bir külliye armağan etmesi de bu bağlılığın bir ifadesi olarak okunabilir.

Ölüm yılı konusunda kaynaklar uyuşmaz. İslâm Ansiklopedisi maddesi 900 (1495), Okudan ise 1498 verir. Halvetî tekkelerini inceleyen bir dergi makalesi paşanın ölümünü 890 (1485) olarak yazar; oysa paşa 1491'de vakfiye düzenlemiş ve 1493'te babasının vakfına ek gelir bağışlamıştır, bu nedenle 1485 tarihi yanlış görünmektedir. Kesin bir yıl yazmak mümkün değildir. Paşa, yaptırdığı külliyenin hazîresine gömülmüştür.

Cami: Ters T Planı

Cami ters T planlıdır. Ortada kare planlı bir harim ve onu örten tek kubbe yer alır; harimin iki yanında kanat mekânları uzanır. Bu tür yapılar zâviyeli ya da tabhâneli camiler grubunda değerlendirilir. Yani yapı yalnızca namaz kılınan bir salon olarak düşünülmemiştir; yan odalar, yolculara ve dervişlere ev sahipliği yapan bir düzenin parçasıdır. Vakfiye bu merkezi yapıyı, vakfedenin ağzından, "Mescid-i Aksa kadar güzel, duruşu cennet manzarasını andıran" bir cami diye anar.

Harim 8,70 × 8,60 metre ölçüsündedir, tamamen kesme taştan inşa edilmiştir ve on pencerelidir. Köşeleri tromplu kubbe bir kasnağın üzerine oturur. Kasnağın biçimi konusunda yayınlar farklı şeyler söyler: İslâm Ansiklopedisi maddesi onikigen der, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Ansiklopedisi sekizgen. Yerinde bakan ziyaretçi için güzel bir gözlem alıştırması olarak kasnağın kaç köşeli olduğu kendi gözüyle sayılabilir. Kubbenin içi çok renkli kalem işleriyle süslüdür. Bu boyalı bezemenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığına dair elde bilgi bulunmadığı için onu 1486'ya mal etmemek gerekir.

Son Cemaat Yeri: Kırmızı ve Beyaz Kemerler

Yaklaşık 33 metre uzunluğundaki son cemaat yeri, harimin ve yanlardaki odaların önünü boydan boya kaplar. Yedi mermer sütun üzerine oturur; sütunlar sekizgen kesitlidir ve başlıklarının her yüzü rozet ve kabara motifleriyle bezelidir. Sütunların taşıdığı yuvarlak kemerler nöbetleşe kırmızı ve beyaz taşlardan oluşur. Bu çift renkli düzen, caminin dışarıdan en kolay fark edilen süsüdür.

Revak altı bölümden oluşur. Kapının hizasındaki bölüm beşik tonozla, diğerleri kasnaksız birer kubbeyle örtülüdür. Camiye soldan üçüncü bölümdeki yay kemerli kapıdan girilir. Giriş derin bir niş biçimindedir ve inşa kitabesi bu nişin içindedir. Taç kapı ileriye doğru taşkındır; ince silmelerle ve kum saati motifleriyle zenginleştirilmiştir. İki yan duvarında altı kenarlı mihrâbiye nişleri açılmıştır.

Minber ve Mihrap

Caminin en dikkat çekici parçası mermer minberdir. İslâm Ansiklopedisi maddesi onu "gerçek bir sanat eseri" diye niteler. Yüzeyinin neredeyse tamamı alçak kabartma olarak girift rûmîler ve arabesklerle bezenmiştir; Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtları ise kıvrak dal ve yaprak motiflerini öne çıkarır ve minberi Türk mermer işçiliğinin nadir örneklerinden sayar. Arap tarzı kemerlere sahip köşkün üzerinde küçük bir soğan kubbe vardır. Kapısı sivri kemerlidir ve kıvrık dallarla bezeli bir söveyle çevrilidir. Kapının üstünde Ayetü'l-Kürsî yazılı dikdörtgen bir pano yer alır.

Mihrap ise çok daha sadedir: mermerden, beş kenarlı ve üzeri beş sıra kavsaralı bir nişten ibarettir. İki parça yan yana düşünüldüğünde minberin süsü daha da belirgin hâle gelir. Camiye gidildiğinde önce mihraba, sonra minbere bakılırsa bu fark kolayca görülür.

Minare, Şadırvan ve Kanat Odaları

Minare sağ tarafta, son cemaat yeri duvarı ile kanat odalarından birinin arasına gömülmüş durumdadır. On altıgen gövdeli taş minare tek şerefelidir. Son cemaat yerinin önünde, ana eksen üzerinde sekizgen havuzlu bir şadırvan bulunur; sekiz sütun üzerine oturan çatısı kurşunla kaplıdır.

Harime doğu ve batıdan birer kapıyla bağlanan ikişer mekân kare planlıdır. Minarenin bulunduğu mekân dışında hepsi sekizgen kasnaklı birer kubbeyle örtülüdür. İki uçtaki odalar ocaklı ve dolaplıdır; bu ayrıntı odaların barınma ve ağırlama için düşünüldüğünü gösterir. Kanat mekânlarına geçişi sağlayan kapıların aslında pencere olarak tasarlanmış olması muhtemeldir. Kaynaklar bu odaların tabhâne, yani misafir odası olduğunu "muhtemel" diye yazar; kesin belge yoktur. Vakfiye bu bölüm için "misafirler için mübarek bir menzil" ve "edep ve salah erbabından her arzu edenin ikametine mahsus" ifadelerini kullanır.

Kitabeler

Camide üç kitabe vardır ve her biri yapının hayatından bir döneme ışık tutar.

  • İnşa kitabesi: Taç kapının üzerinde, sülüs yazıyla Arapça iki satırdır. Okudan'ın çevirisine göre "Bu mübarek imaret, 891 yılının Muharrem ayında, Sultan Bayezid Han'ın saltanat günlerinde Büyük Vezir Mehmed Paşa tarafından inşa ettirildi" anlamına gelir.
  • Birinci onarım kitabesi: Doğudaki yan kapının üzerinde, Osmanlı Türkçesiyle sülüs yazılı dört satırdır. 15 Şaban 1236'da, yani 18 Mayıs 1821'de yapılan bir onarımı belgeler. Dizelerde onarımı yaptıran hayır sahibi olarak Seyyid Abdi Ağa anılır ve okuyana burada namaz kılıp dua etmesi öğütlenir.
  • İkinci onarım kitabesi: Batıdaki yan kapının üzerinde, talik yazılı dört satırdır. Mahmud Beyzâde Mehmed Bey'in 1280'de, yani 1863-64'te camiyi onarıp süslediğini anlatır.

Kitabelerin gösterdiği gibi cami yalnızca 1486'dan kalma bir yapı olarak durmaz; iki ayrı yüzyılda onarım görmüş ve bakımı üstlenenler her seferinde adlarını taşa işletmiştir.

Kapı ve Pencere Kanatları

Caminin ahşap kapı kanatları bugün camide değil, Amasya Müzesi'ndedir. Hem Kültür Portalı hem İslâm Ansiklopedisi maddesi bu kapıyı ağaç oymacılığının en güzel örneklerinden biri olarak anar. Yerel bir haberde kapı, müzenin Gökmedrese kapısıyla birlikte öne çıkan ahşap eserleri arasında gösterilir. Özgün pencere kanatlarının da aynı kalitede olduğu, Albert Gabriel'in Monuments Turcs d'Anatolie adlı eserindeki bir fotoğraftan anlaşılmaktadır. Yapıyı bütün hâliyle görmek isteyen için iki durak gerekir: önce camide taşa, sonra müzede ahşaba bakmak.

Külliyenin Kayıp Parçaları

Cami, aslında daha büyük bir bütünün ayakta kalan parçasıdır. Külliye cami, medrese, imaret, türbe, tabhâne, zâviye, çeşme ve hazîreden oluşuyordu. Günümüze cami, ona bağlı kanat mekânları ve türbe ulaşmıştır. Şadırvan avlusunun kenarında bulunması gereken medrese ve imaret yanarak yok olmuştur ve mimarileri hakkında bilgi edinilememektedir. Hazîrenin doğusunda çevre duvarına bitişik, sivri kemerli yalın bir çeşme de vardı; yalnızca Gabriel'in fotoğrafından bilinir ve bugün yoktur.

Okudan'ın incelediği vakfiyeden bu yapıların amacı ve düzeni daha ayrıntılı anlaşılır. Medrese külliyenin kuzeyindeydi ve vakfedenin deyişiyle "cennetin latif köşkleri gibi yüksek" on odadan oluşuyordu. Okudan, odaların caminin cümle kapısının tam karşısında yer aldığını ve revak kubbelerinin yapının bütününü çevrelediğini tahmin eder; fiziksel yapısı bugün bilinmediği için bu bir tahmindir. İmaret ise matbah, mahzen ve ekmeklik gibi ihtiyaçları karşılayan, birbirine bitişik dört odadan oluşuyordu. Bunlara yapının suyunu getiren su yolları, ahır ve tuvalet gibi yardımcı mekânlar ile bakımlı büyük bir bahçe eklenir.

Caminin güneyinde yol üzerinde bulunan tekke ise Halvetî şeyhlerinden Habib Karamânî adına 890 (1485) yılında yaptırılmıştır; bu bilgi Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Târihi'ne dayanır. Tekke zamanla külliyenin bir parçası gibi anılmıştır. Okudan bunu iki ihtimalle açıklar. Zâviye bir yangın ya da sel gibi bir afetten sonra geçici olarak Mehmed Paşa'nın misafirhanesine taşınmış ve zamanla vakfın bir parçası sayılmış olabilir. Ya da paşa tekkeyi kendisi yaptırıp ona akarlar bağlamış ve mütevelliliği Habib Karamânî ile evladına vermiş olabilir. Vakfiyede zâviyeden hiç söz edilmemesi ve muhasebe kayıtlarında zâviye görevlilerine ödeme bulunmaması, külliyedeki yapının asıl işlevinin bugünkü anlamda misafirhane olduğu düşüncesini destekler. Her iki açıklama için de kesin belge yoktur.

Türbe ve Hazire

Yapılar grubu doğuda türbeyle son bulur. Türbe, caminin zemininden 0,80 metre yükseltilmiş bir platform üzerindedir, 4,60 × 3,85 metre ölçüsündedir ve sekizgen kasnak üzerindeki sekiz dilimli bir kubbeyle örtülüdür. Sivri kemerli kapısı kuzeydedir; doğu cephesi geniş kemerli bir açıklıktır. İçindeki lahit kitabesizdir.

İslâm Ansiklopedisi maddesine göre Mehmed Paşa'nın mezarı türbenin içinde değil, dışında, kapının önündeki ikinci mezardır. İlk mezar paşanın babası Hızır Paşa'ya, üçüncü mezar ise Habib Karamânî'ye aittir. Hazirede paşanın torunlarından mütevelli Mehmed Ağa ve Mütevelli Mahmud Bey ile aileden olmayan Rahtuvanzâde İbrahim Bey gibi isimler de yatmaktadır; bunlar mezar taşlarından anlaşılır.

Habib Karamânî, Amasya'nın Halvetî geleneği açısından önemli bir isimdir. Niğde yakınlarındaki Ortaköy'de doğmuş, Halvetiyye'nin pîr-i sânîsi Yahyâ-yı Şirvânî'ye intisap etmek için Şirvan'a gitmiş, on iki yıl şeyhin hizmetinde bulunduktan sonra hilâfet almıştır. Anadolu'ya 1450-1455 yıllarında dönmüş olmalıdır; hayatını Ankara, Aydın, Kayseri, Konya ve Karaman gibi şehirlere seyahatlerle geçirmiş, üç kez hacca gitmiştir. İskilip'te Şeyh Yavsî Efendi'nin kızı ve Ebüssuûd Efendi'nin kız kardeşi Rukiye Hatun ile evlenmiş, kayınpederiyle arasında çıkan anlaşmazlık üzerine Amasya'ya gelip bir zâviye kurmuştur. Ölüm yılını İslâm Ansiklopedisi 902 (1496) olarak verir; Halvetî tekkelerini inceleyen dergi makalesi ise 903 (1497) yazar. Makalede türbesinin tekkenin bahçesinde bulunduğu da belirtilir. Ardından tekkenin şeyhliğini halifesi Seyyidüddin Ali, yani İmamzâde Seydî diye tanınan şeyh sürdürmüştür.

Vakfiye: Yüz Köylük Bir Vakıf

Mehmed Paşa'nın vakfiyesi 896 (1491) tarihlidir ve Arapça yazılmıştır. Giriş kısmında paşa, Osmanlı'nın büyük devlet adamlarından Hızır Paşa'nın oğlu olarak tanıtılır; vakıf kurma amacı "sadaka verenler zümresinde yer almak arzusu" ve vakfın asırlarca insanlığa hizmet etmesi diye açıklanır. Bu vakıf bir aile vakfıdır. Yönetim vâkıfın evladına şart koşulmuş, nesli kesildikten sonra azatlı kölelerine bırakılmıştır. Belgelere göre Mehmed Paşa'nın erkek soyu on yedinci yüzyılın ortalarında kesilmiş, mütevellilik bundan sonra Cumhuriyet dönemine kadar kız torunların soyundan devam etmiştir.

Vakfın gelirleri geniş bir coğrafyaya yayılmıştı. Vakfiyede Amasya'nın yanı sıra Samsun, Bafra, Kavak, Ladik, Tokat, Kazâabâd, İskefsir, Çorum, Mecidözü, Sonisa ve bugünkü Ordu sınırları içinde kalan yerleşimlerdeki yüzü aşkın köy, mezra, çiftlik, han, hamam, değirmen, dükkân ve köle sayılır; Tosya'da bir bedesten de vakfedilmiştir. Sonisa'daki Mülk Köyü'nü II. Bayezid, paşaya malikâne ve dîvânî olarak bağışlamıştır. Okudan, bu köylerin çoğunun Selçuklu beylerinin elinden Osmanlı yöneticilerine geçtiğini tahrir defterlerinden çıkarır.

Vakıf, kuruluşunda külliyede otuza yakın kişiyi istihdam etmiştir. İmam günde dört, hatip beş, müezzin iki dirhem alacaktı; imam için fıkıh bilgisi, yedi kıraat üzere Kur'an okuyabilmek ve güzel ses şartı aranmıştır. Camide beş cüzhan her gün aynı vakitte toplanıp birer cüz okuyacak, hatim bittiğinde bütün Müslümanlar için dua edecekti. Medresede bir müderris ve on öğrenci bulunacak, müderrise günlük yirmi dirhem ödenecekti; bundan medresenin başlangıçta yirmili statüde olduğu anlaşılır. Vâkıf medresenin yalnızca öğrenci yetiştirmekle kalmayıp "ilmî meselelerde münazara edecek en yüksek ulema ile dolmasını" istemiştir. Hem nakli hem akli ilimlerin okutulması şartı koşulmuş; sonraki dönemlere ait kaynaklar Beydâvî'nin tefsiri, Taftazânî'nin Mutavvel'i, Merginânî'nin Hidâye'si gibi eserlerin Amasya medreselerinde okutulduğunu bildirir.

İmaret: Her Gün Pişen Yemek

Külliyenin üçüncü unsuru olan imaret, öğrencilere, misafirlere, vakıf görevlilerine ve fakirlere yemek pişirip dağıtmak için kurulmuştur. Vakfiyedeki düzen çok ayrıntılıdır. Her sabah ve akşam pişecek ekmek için, Amasya'da bilinen batman ölçüsüyle yedi batman arı buğday unu alınacak ve her ekmek seksen dirhem gelecekti. Yemeklere yarısı sabah, yarısı akşam olmak üzere on altı dirhemlik taze et katılacaktı. Regaib, Berat ve Kadir geceleri ile Muharrem ayındaki aşure ve helva için yüz elli dirhem ayrılmıştı. Ramazan'da et, pirinç ve sadeyağ ödenekleri artırılacak, ayrıca keşkek pişirilecekti. Yemekler artarsa imaretin yakınındaki fakirlere paylaştırılacaktı. Vakfın gelirleri azalırsa harcamalar aynı oranda kısılacaktı; yani vâkıf kuraklık ya da yangın gibi felaketleri de hesaba katmıştı.

Çalışanlar için de sıkı ölçüler vardı. Nakib öğrencilere ve hak sahiplerine sabah akşam ekmek ve yemek dağıtır, gelen misafirleri karşılardı. Kilarcı erzakı korur, ahırın kapısını yatsıdan sonra kilitleyip sabah namazından önce açardı. Habbaz, ekmekçilikte maharetiyle tanınan biri olmalıydı. Tabbah çeşitli yemekleri ustalıkla pişirir, gendüm-küb ise buğdayı döverdi. Misafirhanede çalışacak ferraş için ise "sevimli bir görünüm" şartı aranmıştı.

Kayıtlara Yansıyan Sorunlar

Vakıf, kâğıt üzerinde cömert bir düzen kurmuş olsa da arşiv belgeleri uygulamanın her zaman öyle yürümediğini gösterir. On yedinci yüzyıl şer'iyye sicillerinden anlaşıldığına göre mütevelliliğin devrinde davalar açılmıştır: Hızır Bey çocuksuz ölünce paşanın azatlı kölelerinin soyundan Mehmed Çelebi mütevelliliği kendisine ait saymış, Ayşe Hatun ve oğulları ise paşanın torunu olduklarını şahitlerle ispatlayarak görevi almıştır. Mütevellilik vakfın gelirinden beşte bir pay getirdiği için bu görev talep görmüş ve aynı kuşaktan birden çok kişi atanır hâle gelmiştir.

1643 tarihli bir belgede külliye denetlenmiş; caminin ayakta olduğu, hasırlarının eskidiği, imarette ise ne kazan, ne tas, ne de zahire bulunduğu tespit edilmiştir. Mütevelli Hızır Bey yedi yıldır yemek dağıtıldığını söylemiş, denetçilerin inanmadığını görünce gelirleri Hızır Paşa Medresesi müderrisinin topladığını ileri sürmüştür. Aynı yıl eski müderris Mürsel Efendi, vakfın köylerinden müderrisliğe ayrılan gelirin satıldığını ve kendisine ücret ödenmediğini şikâyet etmiş; muhasebe defteri kontrol edildiğinde kasada para bulunmadığı görülmüştür. 1626 tarihli bir belgede ise Hızır Paşa ve Mehmed Paşa vakıflarının mütevellisi Ali'nin zimmetinde üç yüz bin akçe tespit edilmiş, Ali borcuna karşılık Amasya'daki bağını vermiştir ama görevden alınmaktan kurtulamamıştır.

Şikâyetler yirminci yüzyıla kadar sürmüştür. 1907'de iki medrese öğrencisi, vakfiyede kendilerine ayrılan günlük paranın on beş yıldır ödenmediğini, ekmek hakkının yarıya indirildiğini ve fakirlere yemek verilmediğini İstanbul'a bildirmiştir. 1917'de müezzinlik, ferraşlık, çerağdarlık ve kayyımlık görevlerini birlikte yürüten Abdülkadir Efendi yılda 2.400 kuruş aldığını, bununla geçinemediğini söyleyerek mütevelliyi dava etmiş ve mahkeme maaşını 4.200 kuruşa çıkarmıştır. 1919'da imam Hafız Sururi Efendi aylık iki yüz kuruşluk maaşına zam istemiş, mütevelli 325 kuruşu uygun bulmuş, imam da bunu kabul etmiştir.

Rakamlarla Vakıf ve Medrese

Vakfın gelirleri zamanla küçülmüştür. 1520 tarihli tahrir defterine göre vakıf dört köyden 9.498 akçe gelir sağlıyordu; 1530 tarihli kayıtta altı köy, sekiz değirmen ve bir boyahane görünür; 1576'da gelir 12.548 akçeye çıkmıştır. Vakfiyedeki yüzü aşkın kalem düşünüldüğünde bu, kuruluştaki varlığın büyük bölümünün kaybolduğunu gösterir. 1844 muhasebesinde toplam gelir 4.193,5 kuruş, 1872'de ise 43.720 kuruştur; Okudan aradaki yaklaşık on katlık artışı üretimden çok enflasyona bağlar. 1844 kayıtlarındaki harcama kalemleri arasında medresenin tamiri için 847,5, caminin aydınlatılması için 400 kuruş vardır; 1286 yılı giderlerinde imarette ekmek pişirilmesi için 9.000 kuruş ayrılmıştır.

Medrese de kurucusunun öngördüğünden daha kalabalık hâle gelmiştir. Vakfiye on öğrenci ister; kayıtlarda 1846'da yirmi dört, 1899'da otuz sekiz, 1903'te otuz öğrenci görünür. 1846 tarihli nüfus kaydında medresede kalan yirmi iki öğrencinin yaşları on beşten yetmişe uzanır; kimi Amasya çevresinden, kimi Ahıska, Gerger ve Acara gibi uzak yerlerden gelmiştir. Fransız seyyah Georges Perrot 1861'de Amasya'yı gezmiş ve yirmi beş bin nüfuslu kentte on sekiz medrese bulunduğunu, bunlarda iki bin öğrenci okuduğunu yazarak kenti "Anadolu'nun Oxford'u" diye nitelemiştir. Mehmed Paşa Medresesi, Okudan'ın bulduğu 1922 tarihli bir belgede hâlâ anıldığına göre Cumhuriyet'e kadar varlığını sürdürmüştür.

Onarımlar ve Depremler

Yapı 1939 depreminde zarar görmüş; cami ve türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Bundan önceki onarımlar kitabelerde kayıtlıdır: 1821 ve 1863-64. 1939 sonrası çalışmanın kapsamı hakkında yayımlanmış bir belge bulunamamıştır. Tekke ise 1879'da Kafkas muhacirlerinin yerleştirilmesiyle özel ev hâline gelmiş ve asli görevine bir daha dönememiştir.

Rivayet Var mı

Camiye bağlı yerleşik bir efsane tespit edilememiştir. Amasya'nın Ferhat ile Şirin gibi bilinen anlatıları bu yapıya ait değildir. Yapının hikâyesini kitabeler, vakfiye ve arşiv kayıtları oluşturur. Rivayet yalnızca paşanın soyu konusunda devreye girer ve yukarıda anlatılan iki görüşle sınırlıdır.

Konum ve Ulaşım

Cami, Amasya şehir merkezinde Mehmet Paşa Mahallesi'ndedir; adresi Pirinççi, Mehmet Paşa Caddesi No:48 olarak kayıtlıdır. Yeşilırmak'a yakındır ve Mustafa Bey Hamamı'nın yanındadır. Yakınındaki otopark tur araçlarına ayrıldığından, tur programıyla gelen gruplar en çok bu yapıyı ziyaret eder. Mustafa Bey Hamamı'nın Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey tarafından 1436'da yaptırıldığı bildirilir.

Ziyaret İçin Notlar

  • Cami ibadete açık bir mekândır. Namaz vakitlerinde ibadet edenleri rahatsız etmemek için ziyareti vakit dışına planlamak daha iyidir.
  • Camilerin genel kıyafet kurallarına uyulması beklenir; ayrıntı için yerel görevlilere danışılabilir.
  • Önce revakta kırmızı-beyaz kemerlere ve sütun başlıklarına bakılabilir; içeride mihrap ile minberin karşılaştırılması yapının en iyi okunduğu yerdir.
  • Kubbenin içindeki kalem işleri başı kaldırıp bakmayı gerektirir.
  • Ziyaret saatleri ve olası ücretler konusunda güncel, resmî bir yayın bulunamamıştır. Bilgi için Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne danışmak gerekir.

Çevresinde Görülecekler

  • Mustafa Bey Hamamı: Caminin yanında, 1436 tarihli hamam.
  • Amasya Müzesi: Caminin özgün ahşap kapısı burada sergilenir; Gökmedrese kapısıyla birlikte bakılabilir.
  • II. Bayezid Külliyesi: Şehzade Ahmed'in temelini attığı ve 1486'da bitirilen külliye, caminin yapıldığı yılda tamamlanmış bir başka büyük yapıdır.
  • Hızır Paşa Medresesi: Mehmed Paşa'nın babası Hızır Paşa'nın yaptırdığı medrese; vakıf kayıtlarında Mehmed Paşa Vakfı ile birlikte anılır.

Kronoloji

1436: Mustafa Bey Hamamı'nın yapımı (Özcan).

1485: Habib Karamânî adına tekkenin yapımı (890 H.).

1486 (Ocak): İnşa kitabesindeki tarih (891 Muharrem).

1491: Vakfiyenin düzenlenmesi (896 H.).

1493: Mehmed Paşa'nın babasının vakfına ek gelir bağışlaması.

1496-1497: Habib Karamânî'nin vefatı (kaynaklarda iki farklı yıl).

1520: Tahrir defterinde vakfın geliri: 9.498 akçe.

1626: Mütevelli Ali'nin zimmetindeki üç yüz bin akçenin tespiti.

1643: Külliyenin denetimi ve imarette zahire bulunamaması.

1821: Cami onarımı (Seyyid Abdi Ağa).

1863-1864: Mahmud Beyzâde Mehmed Bey'in onarımı.

1879: Tekkenin Kafkas muhacirlerinin yerleştirilmesiyle özel ev hâline gelmesi.

1907: Medrese öğrencilerinin ödenmeyen ödenekleri için İstanbul'a dilekçesi.

1922: Medreseden söz eden en geç tarihli belge.

1939: Depremde hasar; Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarım.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Ebru Karakaya, "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, 2003, s. 511-512 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Muhammet Okudan, "Amasya Mehmed Paşa Külliyesi", İslam Medeniyet Tarihi Araştırmaları I: Kültür, Müessese, Eğitim, ed. M. Okudan, Ankara: İlahiyat Yayınları, 2020.
  • Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sy. 5, Ankara 2018, s. 91-118.
  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2015.

Resmî kaynaklar

  • Türkiye Kültür Portalı, "Mehmet Paşa Camii - Amasya" (kulturportali.gov.tr). kulturportali.gov.tr
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Mehmet Paşa Cami" (amasya.ktb.gov.tr).
  • Amasya Valiliği, "Camiiler" (amasya.gov.tr).

Diğer kaynaklar

  • Kamil Şahin, "Habib Karamânî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1996. islamansiklopedisi.org.tr
  • Şerif Baldıran, "Mehmet Paşa Camii", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019. turkiyeturizmansiklopedisi.com
  • Albert Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, II, Paris 1934 (TDV maddesindeki atıf üzerinden).

Çevrimiçi kaynaklar