Amasya'nın Yeşilırmak boyunca uzanan çarşı ve mahalle dokusunda, şehzadelerin ve sultanların adını taşıyan yapıların yanında, adı pek bilinmeyen birkaç saray ağasının eserleri durur. II. Bayezid'in sarayında yükselen bu görevliler, hükümdara yakınlıkları sayesinde edindikleri serveti hayır eserlerine çevirmiş, Amasya'da bir bedesten, iki medrese ve bir hamamla şehrin gündelik ve ilmî hayatına kalıcı bir iskelet kazandırmışlardır. Bunların en ayrıntılı belgelenmişi, kapı ağası Hüseyin Ağa'nın kurduğu vakıftır. Medresesinin sekizgen planı ayrı bir yazıda anlatıldığı için burada Hüseyin Ağa'nın kişiliği, vakıf düzeni ve saray himayesinin Amasya'daki bütünü üzerinde durulacaktır.

Amasya, II. Bayezid'in uzun yıllar sancak beyliği yaptığı ve sonraki yüzyılda da şehzade sancağı olarak hanedanla bağını sürdüren bir şehirdi. Sarayın iç hizmetlerinde yetişen ağaların bu şehirde vakıf kurması, hükümdarın şehre duyduğu yakınlıkla aynı çağa rastlar. Ağaların vakıfları, şehzade külliyeleri ve sultan hayratı yanında, Amasya'nın mimarisine ve kurumlarına ikinci bir katman ekledi.

Kapı Ağalığı ve Hüseyin Ağa

Kapı ağası, Topkapı Sarayı'nda Birun ile Enderun'u ayıran Bâbüssaâde'nin, yani Saadet Kapısı'nın ağasıdır. Enderun'a girişi denetler, padişahın emirlerini saray görevlilerine ileten kişidir ve saray mektebinin yönetimi de onun görev alanına girer. Ak hadımlardan seçildiği için Ak Ağalar'ın başı sayılırdı. Makam 15. ve 16. yüzyıllarda büyük bir itibar taşıdı; sahipleri vezir rütbesi alır, protokolde sadrazam ile şeyhülislâmdan hemen sonra gelirdi. Kanunî döneminde kapı ağaları Haremeyn vakıflarının ve yetmişten fazla büyük caminin vakıflarının idaresini de üstlendiler. Makam 1587'de Darüssaade ağasının bağımsızlaşmasıyla ağırlığını yitirmeye başladı. Hüseyin Ağa'nın yaşadığı II. Bayezid devri bu makamın itibarlı olduğu bir dönemdi.

Hüseyin Ağa'nın hayatı hakkında bilinenler sınırlıdır. Amasya'daki medresesinin kitâbesinde adı Hüseyin Ağa b. Abdülmuîn olarak geçer. Vakıf üzerine yapılan yeni araştırmalar onu Saray-ı Cedîd ağalarından biri olarak anar. İstanbul'daki hamamının kitâbesinde ise adı "Bey" unvanıyla yazılmıştır. Hâdikatü'l-Cevâmi yazarı Ayvansarâyî, onun idam edilerek öldürüldüğünü ve Küçük Ayasofya'daki türbesine gömüldüğünü bildirir. Bu ölümün nedeni kaynaklarda açıklanmaz. Türbeye halk tarafından konulan bir levhada ona "Kesikbaş Hüseyin Ağa" denmesi, ölümünün belleklerde nasıl kaldığını gösterir. Aynı kaynağa dayanan bir aktarıma göre türbenin duvarında şu beyit yazılıdır: "Saati vâhidedir ömri cihan / Saati taate sarfeyle heman". Servet ise vakıfları sayesinde sahibinden uzun yaşamıştır. Semavi Eyice'nin 1978'de yayımladığı "Kapu Ağası Hüseyin Ağa'nın Vakıfları" başlıklı uzun makale, bu hayratı bir araya getiren temel çalışmadır.

Amasya Bedesteni

Hüseyin Ağa'nın Amasya'daki ilk büyük yatırımı, çarşının merkezindeki bedestendir. Kitâbeye göre bina 888 (1483) yılında, vakıflarına gelir sağlamak üzere yaptırılmıştır. Bedesten, Osmanlı kentinde kıymetli malların saklandığı ve satıldığı, kapıları demirle kaplı, kubbeli ve dayanıklı bir ticaret yapısıydı. Kocacık Çarşısı'nda yer alan Amasya Bedesteni de dört yandan girişi olan ve dışa kapalı dükkânlar barındıran bir yapıdır. Giriş kısmı kesme taştan basık yay kemerlidir, gövde duvarları moloz taş ve tuğla ile örülmüştür, inşa kitâbesi ise batı kapısının üzerinde bulunur.

Yapının özgün biçimi konusunda kaynaklar aynı şeyi söylemez. Bedesten maddesinde Amasya örneği, dört payeli ve her biri bir kubbeyle örtülü dokuz bölümlü bir yapı olarak tarif edilir. Kültür ve turizm kayıtlarında ise ortada iki büyük ayağın taşıdığı kemerlerle altı kubbeli, dört kapılı bir plan anlatılır ve yapının benzerlerinden büyük olduğu vurgulanır. Her iki anlatımda da bina, orta ölçekli bedestenler arasında geniş sayılacak bir plana sahiptir. Bugün ayakta olan kısım dört kubbelidir, çünkü özgün binanın bir bölümü sonraki yüzyıllarda kaybedilmiştir.

Bedestenin gelir getirici bir yapı olması bilinçli bir tercihti. Osmanlı vakıf düzeninin temel ilkesi, hayır kurumunun masrafını sürekli bir gelirle karşılamaktı. Hüseyin Ağa bunun için şehrin ticaret damarının üzerine kâgir bir yapı kondurmuş, bu yapının geliriyle kurduğu hayır kurumlarını ayakta tutmayı amaçlamıştı. Vakfa bağlı bedestenler ve dükkânlar, vakfın mülkleri arasında Amasya merkezde yoğunlaşan ticari gelirin kaynağını oluşturur.

Kapı Ağası Medresesi

Hüseyin Ağa'nın asıl anıtı, Yeşilırmak kıyısında Şamlar Mahallesi'nde yükselen medresedir. Büyük Ağa Medresesi ve Medrese-i Hüseyniyye adlarıyla da anılan yapıyı TDV İslâm Ansiklopedisi, kitâbesine dayanarak 894 (1489) yılına tarihler. Kimi kayıtlar ise 1488 verir. Hicrî 894 yılı iki miladî yıla yayıldığından bu farkın kaynağı çoğu kez takvim çevirisidir. Kitâbe, medresenin kuzeybatıdaki giriş kapısının üzerinden çıkarılmış, parçalara ayrılmış biçimde bugün Amasya Müzesi'ndedir.

Yapının sekizgen planı, Osmanlı medrese mimarisinde benzerine pek rastlanmayan bir özelliktir. TDV maddesi, bu özgünlüğün bir form arayışından olduğu kadar arazinin topografyasından da kaynaklandığını belirtir. Aynı plan şemasının bazı değişikliklerle Mimar Sinan tarafından 1550 tarihli İstanbul Rüstem Paşa Medresesi'nde uygulandığı da aktarılır. Mimarinin ayrıntıları ayrı bir yazının konusudur; burada önemli olan, medresenin bir eğitim kurumu olarak nasıl ayakta tutulduğudur.

Medrese ilk yapıldığı yıllarda otuzlu pâyeye sahipti, 1556'da ise kırklılar arasında anılıyordu. Kimi anlatımlar ise onu altmışlı medreseler grubunda sayar. Müderrisleri arasında en tanınmışı Taşköprülüzade Mustafa Müslihiddin Efendi'dir. Binanın önündeki klasik üslûpta çeşmenin de Hüseyin Ağa'nın hayratı olabileceği düşünülür. Çeşmenin kemeri üzerindeki boş mermer levha, herhâlde bir kitâbe konmak üzere hazırlanmıştır.

Medrese 19. yüzyılın sonlarında canlılığını yitirdi. 1940'tan sonra terk edilen yapı 1942 depreminde ağır hasar gördü, 1965'ten sonra dershanenin kubbesi yıkıldı ve önündeki revak hemen hemen ortadan kalktı. Kimi kayıtlar onarımı 1978'e, TDV maddesi ise Vakıflar İdaresi'nin 1980'li yıllardaki restorasyonuna bağlar. Bu çalışmada yıkık dershane kubbesi, revak kemerleri, sütunlar ve sütun başlıkları yeniden yapıldı, avlunun ortasına bir şadırvan konuldu. Medrese bugün hafızlık eğitimi veren bir Kur'an kursu olarak kullanılmaktadır. Beş yüz yılı aşkın bir süre sonra bile eğitim işlevini sürdürmesi, kurucusunun hayrının ne denli sağlam kurulduğunu gösterir.

Vakfiye ve Vakfın Mülkleri

Hüseyin Ağa Vakfı'nın en değerli belgesi, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde bulunan otuz sekiz yapraklık Arapça vakfiyedir. Yakın zamanda yayımlanan bir çalışma bu vakfiye ile Osmanlı Arşivi'ndeki gelir ve gider defterlerini birlikte inceleyerek vakfın yapısını ortaya koymuştur. Buna göre vakıf mallarının hukuki statüsü, mütevelli tayin usulleri ve zaman içinde vakfı özel mülke dönüştürmeye yönelik girişimler dönemin fıkhî görüşleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Vakfiyedeki hükümler, vakfın sürekliliğini güvence altına alan mali ve idarî disiplinin erken örnekleri sayılır.

Vakfın mülkleri Amasya merkezli olmakla birlikte geniş bir coğrafyaya yayılıyordu. Bedestenlerin ve dükkânların yanında köyler, mezralar, araziler, nakdî sermayeler ve mahsul gelirleri vakfa bağlıydı. Bu mülkler Amasya dışında Samsun, Tokat, Çorum, Merzifon, Kavak ve Sonisa'ya uzanıyordu. Ürün ve kira gelirlerinin yıldan yıla değişmesi, vakfın dalgalı ve canlı bir ekonomik yapıya sahip olduğunu gösterir.

Giderler tarafında medrese kadrosu öne çıkar. Müderris, talebe, imam, müezzin ve hizmetlilere günlük ücret ödenirdi. 963 (1556) ve 1012 (1603) tarihli muhasebe kayıtları, vakıf giderlerinin önemli bir kısmının Büyük Ağa Medresesi'ne ayrıldığını ortaya koyar. Bu kayıtlar, medresenin vakıf gelirleri sayesinde sürdürülebilir bir eğitim kurumu olarak varlığını devam ettirdiğini belgeler.

İstanbul, Edirne ve Sonisa'daki Hayratı

Hüseyin Ağa'nın hayır faaliyeti Amasya ile sınırlı kalmadı. Çardaklı Hamam maddesine göre, Amasya'daki medrese ve bedestenin yanı sıra Amasya'nın kuzeydoğusundaki Sonisa'da (Sunasa, bugünkü adıyla Uluköy) bir cami ile medrese, İstanbul'da kiliseden çevrilme Küçük Ayasofya Camii ile türbe ve zâviye, Çarşıkapı'da bir mescit, Edirne'de ise hanlar yaptırmıştır. Eyice de makalesinde Amasya köylerinden Sonisa'daki hayratı ayrıca anar. Bu liste, Hüseyin Ağa'nın son derecede zengin bir ağa olduğunu gösterir.

İstanbul'daki en bilinen eseri, 530 dolaylarında I. Iustinianos'un yaptırdığı Sergios ve Bakkhos Kilisesi'ni camiye çevirmesidir. Yapı, Ayasofya ile plan benzerliği taşıdığı için Türk devrinde Küçük Ayasofya adıyla anılmıştır. Hüseyin Ağa'nın camiye dönüştürme sırasında yaptırdığı batı cephesindeki son cemaat revakı klasik Osmanlı üslûbundadır. Camiye bir zâviye ve kurucusunun türbesi de eklenmiştir. Sekizgen planlı türbede Hüseyin Ağa'nın yanı sıra Halvetiyye'nin Şabâniyye koluna mensup Şeyh Hacı Kâmil Efendi'nin sandukası bulunur. Zâviye sonradan medreseye dönüşmüş, Ayvansarâyî'nin otuz altı hücreli olarak bildirdiği yapının otuz iki hücresi tespit edilebilmiştir.

Külliyeye gelir sağlayan Çardaklı Hamam Kadırga semtinde, camiye yakın bir yerdedir. Kapısı üzerindeki Arapça kitâbeye göre 909'da (1503-1504) yapılmıştır; Aydın Yüksel kitâbedeki tarihi 907 (1501-1502) olarak okur. İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri'ndeki kayda göre vakfiyesi 913 Cemâziyelâhir (Ekim 1507) tarihlidir ve 42.500 akçelik yıllık geliri komşu camiye ayrılmıştır. Hamam, bedestenin Amasya'da oynadığı rolün İstanbul'daki karşılığıdır: gelir getiren ticari yapı, hayır kurumunu ayakta tutar.

Ayas Ağa ve Şamlar Külliyesi

Amasya'daki saray himayesi Hüseyin Ağa ile sınırlı değildir. Aynı devrin bir başka kapı ağası olan Ayas Ağa, Şamlar Mahallesi'nde 1495 yılında bir külliye yaptırmıştır. Cami, medrese, sıbyan mektebi ve hazireden oluşan topluluk, yaptıranın adıyla Ayas Ağa, mahallesinin adıyla Şamlar, halk arasında ise Küçük Ağa Külliyesi olarak bilinir. Hüseyin Ağa'nın medresesinin Büyük Ağa adıyla anılması düşünüldüğünde, Amasya'da iki ağa vakfının birbirine karşılık gelen adlarla yaşadığı görülür.

Külliyenin yeri daha eski bir camiyle ilişkilidir. Danişmendli döneminde Emir (Melik) Gazi tarafından yaptırılan caminin yıkılması üzerine Ayas Ağa'nın yapıyı külliye olarak yeniden kurduğu bildirilir. Külliyenin kitâbesi bulunmadığı için tarih kaynaklarda 1494-95 olarak da geçer. Cami kare planlı ve tek kubbelidir, duvarları moloz taştandır. Minarenin altıgen kaidesi eski cami döneminden kalmıştır. Medrese U planlıdır ve revakları on iki silindirik sütunun taşıdığı on üç kubbeyle örtülüdür. Odaların her birinde ocak ve dolap vardır, ancak medresenin ayrı bir dershanesi yoktur. Doğu ucundaki daha geniş mekân bugün kütüphane olarak kullanılan sıbyan mektebidir. Haziredeki sekiz mezarın hiçbirinde kitâbe yoktur ve çoğu zamanla tahrip olmuştur. Külliye 2007'de onarılmıştır.

Kumacık Hamamı

Ayas Ağa'nın vakfı da Hüseyin Ağa'nınkiyle aynı mantığı izler. Bayezid Paşa Mahallesi'ndeki Kumacık Hamamı, Ayas Ağa külliyesine ait vakıf defterine göre 1495'te, külliyeye gelir getirmek üzere ayrı bir yerden satın alınan arsa üzerine yapılmıştır. Bu bilgi Vakıflar Dergisi'nde yayımlanan bir çalışmada ortaya konmuştur. Hamam, yapıldıktan sonra farklı zamanlarda değişiklik geçirmiş, bu yüzden bugünkü planı ve görünümü ilk haline göre farklıdır. Bugün kareye yakın planlı, kubbeyle örtülü bir soyunmalık, dar bir koridor biçiminde düzenlenmiş düz tavanlı bir ılıklık ve dört eyvanlı, üç köşe halvet hücreli bir sıcaklık bölümünden oluşur. Kumacık Hamamı Ayas Ağa'nın vakfına aittir ve Hüseyin Ağa'nın hayratı sayılmaz. Yine de iki ağanın aynı yıllarda aynı şehirde aynı yöntemle vakıf kurmuş olması, bu düzenin ne kadar yerleşik olduğunu gösterir.

Vakıf Düzeninin Mantığı

Kapı ağalarının kurduğu vakıflar aynı iktisadi akla dayanır. Gelir getiren bir ticari yapı (bedesten, hamam ya da han) yaptırılır, bu yapının kirası bir hayır kurumunun giderlerine bağlanırdı. Cami, medrese, sıbyan mektebi, zâviye ve çeşme gibi hayırlar bu gelirle ayakta kalırdı. Böylece hayırseverin kesesinden çıkan servet, kendini her yıl yenileyen bir kaynağa dönüşürdü. Amasya Bedesteni, Çardaklı Hamam ve Kumacık Hamamı bu düzenin somut örnekleridir.

Vakıf gelirleri yalnızca yapı bakımına değil, yapının içindeki insanlara da ayrılırdı. Müderrisin, talebelerin, imamın, müezzinin ve hizmetlilerin ücretleri vakfiyede belirlenirdi. Mütevelli, yani vakfın yöneticisi, vakfiyedeki şartlara göre atanırdı. Hüseyin Ağa Vakfı örneğinde vakfın zaman içinde özel mülke çevrilmesine yönelik girişimlerin de bulunduğu, bunların dönemin fıkhî görüşleri ışığında tartışıldığı bilinir. Vakfiyenin ayrıntılı hükümlerinin hukuki bir disiplin gözettiği anlaşılmaktadır.

Bedestenin Sonraki Yazgısı

Hüseyin Ağa'nın çarşıya bıraktığı yapı yüzyıllar içinde birçok zarar gördü. 1079'da (1668) meydana gelen depremde büyük hasar alan bedesten uzun süre onarılmadı. 1864-1865'te Amasya mutasarrıfı olan şair Ziya Bey'in (Ziya Paşa) başlattığı imar çalışmalarına dahil edilmesi bina için bir kurtuluş olmadı. Kubbelerin kurşunları söküldü ve kubbeler yıktırıldı. Bu yüzden hakkında şikâyetler yapıldığı ve soruşturma açıldığı bildirilir. Kubbelerin yerine yapılan çatı da çok sürmeden çöktü ve bedesten uzun yıllar üstü açık, yalnızca dört duvar hâlinde kaldı.

1950'lerde bedestenin üç bölümü yıktırılarak yerine iş hanı yapıldı. 1957'de kalan kısım için de aynı yola gidilmek istendi, fakat bu girişim engellendi. Vakıflar İdaresi 1970 dolaylarında başlayan ve 1971'de tamamlanan restorasyonla kalan bölümün kubbelerini yeniden yaptırdı. Orijinal binadan günümüze gövde duvarlarıyla 1483 tarihli kitâbe ulaşmıştır.

2025 sonbaharında bedestenin kapsamlı bir restorasyonu için Amasya Valiliği, Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü, çarşı esnafı ve mülk sahiplerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Bedestenin tapu işlemlerinin tamamlandığı ve proje hazırlıklarının kısa sürede başlayacağı açıklandı. Restorasyon sonrasında yapının hem turizme açılması hem de geleneksel çarşı hayatını sürdüren bir mekân olması planlanmaktadır.

Kronoloji

1483: Hüseyin Ağa, vakıflarına gelir sağlamak üzere Amasya Bedesteni'ni yaptırır (kitâbeye göre 888).

1488 / 1489: Kapı Ağası (Büyük Ağa) Medresesi tamamlanır; kitâbeye dayanan tarih 894 (1489), bazı kayıtlarda 1488.

1495: Ayas Ağa Şamlar'daki külliyesini yaptırır; Kumacık Hamamı külliyenin vakfına gelir sağlamak üzere inşa edilir.

1503-1504: İstanbul'da Hüseyin Ağa'nın Çardaklı Hamamı yapılır (Aydın Yüksel'e göre 1501-1502).

1507: Çardaklı Hamam'ın vakfiyesi düzenlenir (913 Cemâziyelâhir).

1550: Mimar Sinan, İstanbul'daki Rüstem Paşa Medresesi'nde Amasya medresesinin sekizgen plan şemasını uygular.

1556: Medrese kırklı pâye derecesindedir; muhasebe kaydı vakıf giderlerinin önemli bir kısmının medreseye ayrıldığını gösterir.

1603: Vakfın bir başka muhasebe kaydı tutulur (1012).

1668: Depremde Amasya Bedesteni büyük zarar görür.

1864-1865: Amasya mutasarrıfı Ziya Bey'in imar çalışmaları sırasında bedestenin kubbeleri yıktırılır.

1942: Amasya depreminde medresenin dershane kubbesi ağır hasar görür.

1950'ler: Bedestenin üç bölümü yıktırılarak yerine iş hanı yapılır.

1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü bedestenin kubbelerini yeniden yaptırır.

1980'ler: Medrese Vakıflar İdaresi tarafından onarılır.

2025: Bedesten restorasyonu için Amasya'da toplantı yapılır.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar