28 Temmuz 1402'de Ankara'nın kuzeydoğusundaki Çubuk Ovası'nda Yıldırım Bayezid ile Timur'un orduları karşılaştı. Türk tarihinin iki Müslüman devlet arasındaki en büyük savaşlarından biri sayılan bu meydan muharebesi, Osmanlı'yı on bir yıl sürecek bir iç savaşa sürükledi. Savaşın Amasya ile bağı ilk bakışta yalnızca bir yan ayrıntı gibi görünür. Oysa Amasya o gün sancak merkezi olarak Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmed'in elindeydi, Osmanlı ordusunun ihtiyat kuvvetleri arasında bu şehzade de bulunuyordu ve yenilgiden sonra dağılan devletin Anadolu'daki en sağlam tutunma noktası yine Amasya oldu. Şehrin bu yıllarda yaşadıkları, Timur'un atadığı bir valiye kapılarını kapatan, Timur'un gönderdiği bir heyetin karşısında âlimlerini sınava sokan ve sonunda kendi şehzadesini Bolu'dan geri çağıran bir topluluğun hikâyesidir.

Savaşın Arka Planı

Timur'un Anadolu'ya yönelişinin arkasında birbirine eklenen birkaç sebep vardı. Anadolu'dan Hindistan'a uzanan bir imparatorluk kurmuş olan Timur, fetih alanına Anadolu'yu da katmak istiyordu, Osmanlılar ise aynı topraklar üzerinde hak iddia ediyordu. Memlük Sultanı Berkuk'un ölümü, Timur'un rakip saydığı Mısır ile Anadolu'daki bu iki devleti ortadan kaldırması için uygun bir zemin hazırladı. 1399'da Bağdat'ı alan Timur'dan kaçan Celâyirli Sultan Ahmed ile Karakoyunlu reisi Kara Yusuf Osmanlılara sığındı. Timur bunların iadesini istedi, Bayezid kabul etmedi ve iki hükümdar arasında hakaret dolu mektuplar gidip geldi. Osmanlılara vergi veren Erzincan Emiri Mutahharten'in Timur'un tarafına geçmesi, gerginliği büsbütün artırdı.

Bu sırada Amasya, Osmanlı idaresinin Anadolu'daki doğu cephesinin arkasında yer alıyordu. Sivas, Tokat ve Amasya çevresi, Kadı Burhaneddin'in 1398'deki ölümünün ardından Osmanlı topraklarına katılmıştı. Çelebi Mehmed, ayrıntıda kaynaklar arasında küçük farklar olmakla birlikte, 1390'ların sonunda Amasya'ya gönderilmişti. Bir anlatıya göre Amasya Emiri Ahmed Bey, Sivas hâkimi Kadı Burhaneddin'in baskısından bunalıp şehri Osmanlılara teslim edeceğini bildirmiş, Bayezid de otuz bin kişilik bir kuvvetle şehzadeyi göndermişti. Ansiklopedik kayıtlar ise Haziran 1399'da Mehmed'in Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı içine alan, eskiden Eretna hanedanına ait Rum vilayetine vali olarak atandığını belirtir. Her iki anlatıda da Mehmed, 1402'ye gelindiğinde Osmanlı'nın bu bölgedeki genç ve tecrübe kazanmış sancakbeyiydi.

Hüsameddin bu atamayı doğrudan Timur tehlikesine bağlar. Ona göre Timur'un ilk siyaseti eski beyleri himaye ederek ülkeleri ele geçirmekti, bu yüzden Sivas'ta Kutlu Paşa'nın, Amasya'da amcazadesi Mustafa Bey'in, yani yerel Kutlu Şah hanedanının başta kalması sakıncalı görüldü. 801 yılı Şevvalinde Amasya valiliğine Çelebi Mehmed, Sivas valiliğine de bir başka şehzade atandı; Kutlu Paşa ailesiyle Bursa'ya, Mustafa Bey Edirne'ye yerleştirildi. Şehzade Zilkade ayında yanında bir sekbanbaşı ve yeterli sayıda yeniçeriyle Amasya'ya geldi. Hüsameddin onun 788'de doğduğunu ve Amasya'ya geldiğinde on üç yaşında olduğunu yazar; ansiklopedik kayıtlar doğumu 1386 ya da 1387 olarak verir. Lalası olarak Konya beylerbeyi Gömlüoğlu Ali Paşa, ikinci lala ve vilayet muhafızı olarak Kutlu Paşa'nın kardeşi Yâkût Paşa, hocası olarak da Niğdelioğlu Sofi Bayezid Çelebi gösterilir. Elli dört yıldır süren yerel emirliğin böylece sona ermesi şehirde Osmanlı hanedanı lehine bir hava doğurmuş, Gümüşlüzâde, Sunkurzâde, Torumtayzâde ve Halifetzâde gibi eski aileler bu hanedanın en güçlü taraftarları olmuştu.

Sivas'ın Düşmesi ve Doğu Sınırı

Timur, Akkoyunlu beyi Karayülük Osman Bey ile Mutahharten'in rehberliğinde Sivas önlerine geldi. Şehri Malkoçoğlu Mustafa Bey savunuyordu. Sivas on sekiz gün dayandı ve kimsenin kanının dökülmeyeceği vaadiyle teslim oldu. Şehre giren Timur ise savunmacıları hendeklere doldurtup canlı canlı üzerlerini örttürdü, şehri yaktı ve yıktırdı. Anadolu beyliklerinin kışkırtmasına rağmen Bayezid'in gücü hakkında yeterli bilgisi olmadığı için daha ileri gitmedi. Elbistan yoluyla Malatya ile Behisni'yi aldı ve 1401'de Suriye seferine çıktı.

Sivas felaketinin ilk yankısı Amasya'da duyuldu. Hüsameddin, Sivas'tan kaçanlarla Amasya'nın mahşere döndüğünü yazar ve biyografi ciltlerinde bu kaçışın tek tek izleri görülür. Sivas kadılığına gönderilmiş Amasyalı müderris Muslihzâde Tâceddin Çelebi şehrin istilasında Amasya'ya sığınmış, Çelebi Mehmed'in Amasya hâkimiyeti sırasında ikinci kez Sivas kadısı olmuştu. Rum vilayetinin eski defterdarlarından biri de Timur'un Sivas'a saldırısında kaçıp Amasya'ya gelmiş ve 804'te burada ölmüştü. Bu biyografilerde olayın tarihi 802 sonu, 803 ve 804 başı arasında değişen yıllarla anılır, bu da Hüsameddin'in kayıtlarını farklı vakfiye ve tezkirelerden derlediğini gösteren bir ayrıntıdır.

Hazırlıksız yakalanan Bayezid Sivas kuşatmasına yetişemedi, fakat olası bir istilaya karşı Kayseri çevresine geldi. Timur Suriye'deyken doğu sınırına giderek Erzincan'la Kemah'ı aldı. Bu hareketler iki hükümdarın arasını tamamen bozdu. Timur 13 Mart 1402'de Tebriz'den gönderdiği elçiyle bazı istekler iletti: Kemah'ın Mutahharten'e geri verilmesi, Anadolu beylerinden alınan toprakların iadesi, şehzadelerden birinin kendi yanına gönderilip bağımlılık işareti olan külah ile kemerin kabul edilmesi ve Kara Yusuf'un teslimi. Bayezid bunların hiçbirini kabul etmedi. Timur da bütün ordusunu toplayarak Anadolu'ya girdi. Hüsameddin'e göre ordunun bir kolu Kemah, Erzincan, Niksar, Canik ve Çankırı üzerinden, öteki kolu Erzincan, Sivas, Tokat ve Kayseri üzerinden Ankara'ya yürüdü; böylece Amasya vilayeti her yandan Timur askeriyle çevrilmiş hâle geldi. Kimi yerel kayıtlarda Amasya'nın Timur askerlerince yedi ay kuşatıldığı da yazılır, ancak Hüsameddin'in ayrıntılı anlatısında böyle bir kuşatmaya yer verilmez.

Hazırlıklar ve Savaş Düzeni

Bayezid, Bizans imparatoruyla anlaşarak İstanbul kuşatmasını kaldırdı ve ordusunu iki koldan Ankara önlerine getirdi. Çoğunluğu piyadeden oluşan ordusunu dağlık bölgede mevzilendirmek isteyen Bayezid, Akdağmadeni ve Kadışehri civarına yürüdü ve Timur'u burada karşılamayı planladı. Casusları sayesinde Osmanlı ordusunun her hareketinden haberdar olan Timur, Tokat yönünün tutulduğunu öğrenince yol değiştirdi. Kayseri ve Kırşehir üzerinden Ankara'ya geldi ve kaleyi kuşattı. Bayezid hızlı bir yürüyüşle Kalecik ve Ravlı üzerinden, Timur'un hiç beklemediği bir güzergâhla Çubukova'da Melikşah köyüne indi. Timur şaşırdı, fakat Bayezid hemen saldırmayınca bir gece içinde yer değiştirerek yeni bir cephe oluşturdu.

Çelebi Mehmed'in bu orduya katılışı Hüsameddin'de ayrıca anlatılır. Şehzade topladığı askerin başına geçerek bütün maiyetiyle 804 yılı Zilkadesinde, yani 1402 yazının başında Amasya'dan çıkıp Ankara'ya doğru yürüdü. Yâkût Paşa'yı Amasya muhafızı ve vali kaymakamı olarak geride bıraktı. Aynı eserin biyografi ciltlerinde ise savaş sırasında vali kaymakamlığını, şehirde "Büyük Çeribaşı" diye tanınan yaşlı emir Emîneddin Mehmed Bey'in yürüttüğü yazılır; iki kayıt şehrin askerî ve mülkî idaresinin iki ayrı kişide toplandığını düşündürür, fakat bu kesin olarak belirlenemez. Mehmed'in yanındaki Amasyalılar arasında Yahşi Bey'in oğlu Bayezid, Taşanzâde Ahmed, Hacı Beyzâde Kâsım ve Osman Paşazâde Hasan Beyler gibi şehzadenin maiyet emirleri bulunuyordu.

Savaşın 28 Temmuz 1402 Cuma günü yapıldığı büyük olasılıkla doğrudur, kimi anlatımlarda 20 Temmuz da geçer. Hüsameddin muharebenin 804 yılı Zilhiccesinin on dokuzuncu Cuma günü başladığını yazar; bu tarih hesaplandığında 20 Temmuz'a denk düşer ve iki tarih arasındaki farkın bir kaynağı da bu tür hicrî kayıtlardır. Asker sayıları konusunda kaynaklar çok farklı rakamlar verir. Timur'un ordusu 160.000 kişi olarak anılır. Osmanlı ordusu için Timur'un zafername metnine göre 70.000, bir başka tarihçiye göre 90.000 rakamı verilir. Timur'un çoğunluğu süvariden oluşan ordusunda otuzdan fazla fil vardı. Osmanlı safında 20.000 kişilik bir Sırp birliği de yer alıyordu.

Bayezid merkezde yeniçerilerin önünde, azaplar ve tımarlı sipahilerle birlikte komuta ediyordu. Sağ kanatta Anadolu eyalet askerleri ile Sırp Despotu Stefan Lazareviç'in zırhlı birlikleri, sol kanatta Süleyman Çelebi komutasındaki Rumeli askerleri vardı. Çelebi Mehmed ise Kara Tatarlar ve ihtiyat kuvvetleriyle birlikte Osmanlı düzeninin gerisinde konumlanmıştı.

28 Temmuz 1402

Gün boyu süren çarpışmanın başında Osmanlı sipahileri Timur'un sağ kanadındaki Ebubekir Mirza'nın birliklerinden gelen ilk okçu saldırısını geri püskürttü. Dengeyi bozan, Osmanlı saflarındaki Anadolu unsurlarıydı. Timur casusları aracılığıyla Kara Tatarları kendi tarafına çekmişti. Başta Germiyan askeri olmak üzere Anadolu beyliklerine ait birlikler de, daha önce Timur'a sığınmış olan beylerinin yanına geçti. Susuzluk da Osmanlı safında ağır etki yapmıştı. Timur Çubuk Çayı kıyısına kamp kurmuş, çevredeki çeşme ve dereleri zehirletip tahrip ettirdiği anlatılır. İki kanadını da kaybeden Osmanlı ordusu merkezde tek bir tümen hâlinde toplandı.

Öğleden sonra Sadrazam Çandarlı Ali Paşa, Murad Paşa ve Yeniçeri Ağası Hasan Ağa, Süleyman Çelebi'yle birlikte meydanı terk etti. Çelebi Mehmed ise ihtiyat kuvvetleriyle yaptığı bir hücumla Timur'un sol kanadını bir süre bozmayı başardı. Timur o kanadı zırhlı Semerkant birlikleriyle takviye edince bu başarı kalıcı olmadı. İkindiye doğru Mehmed, kendi kuvvetleriyle muharebeden çekilerek sancak merkezi Amasya yönüne gitti. Mustafa Çelebi'nin birlikleri dağıldı ve kendisi kayboldu, daha sonra Timur'un eline düştüğü ve Semerkant'a götürüldüğü anlaşıldı. İsa Çelebi de meydanı terk etti. Bayezid ise yanında yaklaşık üç bin kişi kalmışken savaşmayı sürdürdü, akşam Çataltepe'den çıkıp kaçmaya çalıştı ve Mahmutoğlan civarında atının tökezlemesiyle esir düştü. Oğlu Musa Çelebi de babasıyla birlikte yakalandı.

Amasya bu savaşa şehzadesiyle birlikte emirlerinin önemli bir kısmını da göndermişti. Hüsameddin'in biyografi ciltlerinde "804'te Timur harbinde vefat etti" ya da "Timur harbinde kayboldu" kaydı düşülmüş Amasyalı emirlerin sayısı şaşırtacak kadar çoktur. Bayezid Paşa'nın kardeşi İsa Bey ile eniştesi Hamza Bey bu savaşta ölenler arasındaydı; İsa Bey'in yetim kalan oğlu Hamza'yı amcası Bayezid Paşa yetiştirdi. Hakala nahiyesinin Türkmen beyi Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey savaşta yararlık gösterip bozgundan sonra geri dönebilenlerdendi. Alp Arslanzâde Alp Arslan Bey'in Çelebi Mehmed'in kolunda cesaret gösterdiği ve şehzadenin güvenini bu sayede kazandığı kaydedilir. Bu adlar, Fetret yıllarında Mehmed'in çevresinde toplanacak Amasya kadrosunun Ankara meydanında birlikte savaşmış insanlardan oluştuğunu gösterir.

Çelebi Mehmed'in Çekilişi

Çelebi Mehmed'in savaştan sonra tuttuğu yol kaynaklarda aynı biçimde anlatılmaz. Bir anlatıma göre şehzade ikindiden sonra kendi kuvvetleriyle birlikte doğrudan sancak merkezi Amasya'ya çekildi. Bir başkasında ise kuvvetleri Bursa'ya çekilmek istemiş, deneyimli paşalar onu bu girişimden caydırmış, Mehmed de savaş sonrasındaki gelişmeleri Bolu'dan izlemiştir. Bu ikinci anlatımda Amasya'ya dönüş, 1403'te şehrin çağrısı üzerine gerçekleşir. Kesin güzergâh belgelerle tam olarak ortaya konamamıştır, ancak iki anlatım da şehzadenin Amasya çevresine yöneldiği noktasında birleşir.

Hüsameddin ikinci anlatımı benimser. Ona göre Osmanlı şehzadelerinin her biri bir yana dağılırken Mehmed de Bolu'ya gitmiş, orada Timur'un gazabından kendini gizleyerek gelişmeleri beklemişti. Biyografi ciltlerinde Bayezid Paşa'nın savaştan sonra şehzadeyle birlikte Bolu'ya gittiği ve 805'te onu sağ salim Amasya'ya getirdiği yazılır. Dönemin Bizanslı tarihçisi Dukas ise çok daha çarpıcı bir sahne anlatır: Bayezid Paşa, henüz çocuk yaştaki şehzadeyi sırtında taşıyarak savaş alanından kaçırmış, dilenerek, köylerden ekmek toplayarak Amasya'ya ulaştırmıştır. Dukas'ın anlatısı başka kaynaklarla doğrulanamaz ve rivayet olarak okunmalıdır. Yine de Bayezid Paşa'nın bu yıllarda şehzadenin en yakınındaki adam olduğu konusunda bütün kaynaklar birleşir.

Bu tercihin nedenleri anlaşılırdır. Timur'un torunu Muhammed Sultan Mirza otuz bin kişilik bir kuvvetle Bursa'ya gönderildi, şehir yağmalanıp yakıldı ve Bayezid'in eşi ile iki kızı esir alındı. O sırada Bursa'da bulunan İtalyan tüccar Gerardo Sagredo, Timurlu ordusunun şehre 3 Ağustos 1402'de vardığını Venedik'e bildirmişti. Batı Anadolu böyle karışmışken doğuda şehzadenin kendi sancağı vardı ve Amasya'da ulema ile şehir eşrafının ona yakın durduğu sonraki olaylardan anlaşılmaktadır. Bursa'nın düşüşü Amasya'ya yeni bir kaçkın dalgası da getirdi: Murâdiye medresesinde ders veren bir âlim Timur Bursa'ya girmeden önce Amasya'ya kaçmış, Bursa'da şeyhülislam makamında bulunan Divriklizâde Şeyh Yâr Ali Çelebi de Amasya'ya dönmüştü. Ankara meydanından sağ kurtulan Kutlu Paşa ile Torumtayzâde Kaya Paşa da şehre geldi.

Yâkût Paşa ve Kara Devletşah

Ankara'da galip gelen Timur, Bayezid'in aldığı toprakları Anadolu beyliklerine geri verdi. Erzincan'dan Menteşe ilinin bulunduğu Karya'ya kadar eski beylikler yeniden canlandı. Amasya da bu paylaşımın dışında kalmadı. Şehzadenin yokluğunda şehrin ileri gelenleri Yâkût Paşa'yı kendilerine emir tanımışlardı; Hüsameddin onun 805 yılı Muharreminde, yani Ağustos 1402'de Amasya büyük emiri olduğunu yazar. Yâkût Paşa eski Amasya emiri Hacı Kutlu Şahzâde Süleyman Şah'ın oğluydu ve vilayet Osmanlı idaresine geçtiğinden beri Osmanlı sarayında yetişmişti. Timur ise Amasya'yı Taceddin Devletşah adlı bir beye verdi.

Kimi kaynaklarda Kara Devletşah adıyla geçen bu kişi, Timur'un hükümranlığını kabul etmiş, Osmanlı hâkimiyetine karşı çıkan yerel hanedanlardan biriydi. Hüsameddin onun geçmişini ayrıntısıyla verir. Kara Devletşah, Osmanlılardan önce Ankara'da hüküm sürmüş Devletşahoğlu Melik Nâsıreddin Bahtiyar Bey'in oğluydu. I. Murad'ın kumandanı Sunkur Paşa Ankara'yı alınca Bahtiyar Bey oğluyla birlikte Amasya'ya kaçmış, Hacı Şâdgeldi Paşa'ya sığınmıştı. Çocukluğu Amasya emirlerinin himayesinde geçen Kara Devletşah sonradan isyan ederek Çorum yöresinde köyleri basmış, Kadı Burhaneddin'in yanına geçmiş ve Tatar askeriyle zaman zaman Tokat'a saldırmıştı. Hüsameddin'in biyografi cildindeki bir kayda göre Amasya emiri Devâtdâr Ahmed Paşa da onunla yapılan bir çarpışmada ölmüştü. Bu geçmiş, Amasyalıların ona karşı gösterdiği sert direnci anlaşılır kılar.

Kara Devletşah on iki bin kadar atlıyla gelip Amasya'nın kuzey boğazına dayandı, Hakala köyüne indi ve Suluova'yı tuttu. Şehrin ileri gelenleri onu Amasya'ya sokmamaya ant içmişlerdi. Böylece Amasya'nın bir süre iki valisi oldu: Yâkût Paşa şehre ve kaleye, Kara Devletşah ise şehrin dışına ve çevresine hâkimdi. Amasyalılar boğazları tutup kapamışlardı. Şehirdeki ittifakın başında müftü Gümüşlüzâde Pîr İlyas, Hânkâh-ı Mesûdî şeyhi "Sarı Şeyh" Şihâbeddin Ahmed, müderris "Şeker Çelebi" Şemseddin Ahmed ve Lâdikli Tâceddin İsrâfil Çelebi gibi âlimler bulunuyordu. Hasta olan Amasya kadısı da ittifaka katılmış, yerine naibi Bedreddin Mahmud Çelebi bakmıştı. Şehir dışında Lâdik emiri Mesud, Mecidözü emiri Hacı Turkad ve Köprü'nün Taşanzâde beyleri de Kara Devletşah'a karşı koyuyordu.

Devletşah'ın adamlarının Amasya yöresindeki kasaba ve köyleri yağmaladığı anlatılır. Bu ittifakı haber alan Kara Devletşah Timur'a başvurup Amasya ileri gelenlerine hitaben bir ferman getirtti. Amasyalılar ise Timur'a bir yalvarma mektubu gönderdiler. Hüsameddin'in aktardığı biçimiyle mektupta "Sıradan bir köle gönder, itaat ederiz, ama zalim Kara Devletşah'a itaatten bizi bağışla" diyorlardı. Amasya'nın Timur'un hükümranlığına karşı çıkmadığı, yalnız atadığı kişiyi reddettiği bu satırlardan açıkça anlaşılır.

Âlimlerin Sınavı

Hüsameddin'in Şerefeddin Ali Yezdî'ye dayandırdığı anlatıya göre Timur bunun üzerine Kara Mehmed Sultan adıyla anılan bir Timurlu şehzadesini, hocası Nu'mâneddin Abdülcebbâr el-Mu'tezilî ile birlikte önemli bir askerî kuvvetin başında Amasya'ya gönderdi. Hüsameddin bu şehzadeyi bir yerde Timur'un oğlu, başka yerlerde torunu olarak anar; Bursa'ya gönderilen torun Muhammed Sultan Mirza ile aynı kişi olup olmadığı kaynaklardan belirlenemedi. Heyet 805 yılı Rebiülevvelinin ortalarında, yani 1402 sonbaharında şehre vardığı gün, kendini büyük tehlikede gören Yâkût Paşa Amasya'dan çıkıp Bolu'ya gitti ve durumu şehzadeye bildirdi. Abdülcebbâr, Teftâzânî ile Seyyid Şerîf Cürcânî arasında hakemlik etmiş bir âlim olarak tanınıyordu.

Heyet Amasya'nın ileri gelenlerini ve âlimlerini bir araya topladı, hakanın fermanına neden karşı koyduklarını sordu ve âlimlere akli ve nakli ilimlerin güç meselelerinden on soru yöneltti. Kâtib Çelebi'nin tamamlanmamış tabakat eserinden aktarılan bir kayda göre Timur'un âdeti, gittiği yerin âlimlerini sınamak, sorulara cevap verilirse o beldeyi yıkım ve yağmadan bağışlamak, verilmezse şehri yağmalatıp halkını öldürtmekti. Müftü Pîr İlyas soruların tamamına duraksamadan cevap verdi ve aynı kayda göre Amasya'yı yağma felaketinden kurtardı. Şeker Çelebi diye anılan, üç dil konuşan Şemseddin Ahmed Çelebi ile Pîr İlyas'ın yeğeni Gümüşlüzâde Şemseddin Ahmed Çelebi'nin de bu sınavda sivrildiği yazılır. Hüsameddin, Timur'un bu sınama âdetini İbn Şıhne'nin de anlattığını ekler.

Sınavın sonucu şehrin kurtuluşu olsa da bedeli ağırdı. Amasya, gelen heyetin ve askerin sefer giderleri adına ağır bir tazminata mahkûm edildi ve halk bunu hemen ödedi. Timur'dan gelen fermanla Pîr İlyas ile yeğeni Şemseddin Ahmed Şirvan'a gönderildi; Timur böyle bir âlimin Amasya'da kalmasını uygun görmemişti. Kara Mehmed Sultan'ın tutumundan kötülük sezen Sarı Şeyh Halep valisi Emîr Şeyh el-Müeyyedî'nin yanına, Şeker Çelebi Kudüs'e kaçtı; Lâdikli İsrâfil gibi bazıları da gizlendi. Sarı Şeyh'in müridi İlik Dede de Amasya çevresinde saklanmış, ancak Çelebi Mehmed şehre geldikten sonra ortaya çıkmıştı. Sarı Şeyh, Emîr Şeyh Mısır sultanı olunca onun imamı oldu ve 815'te Şam'da öldü.

Heyetin ikinci kararı emirlikle ilgiliydi. Âlimlerin açıklamaları Kara Mehmed Sultan'ı Kara Devletşah'tan vazgeçmeye ikna etti. Vali kaymakamlığını yürüten yaşlı Büyük Çeribaşı Emîneddin Mehmed Bey emirliğe getirilmek istendi, fakat yaşlılığını öne sürerek çekildi. Yerine yeğeni, Devâtdâr Ahmed Paşa'nın oğlu ve Bayezid Paşa'nın damadı Şâdgeldi Bey 805 Rebiülevvelinin sonunda Amasya büyük emiri oldu. Halk arasında İkinci Şâdgeldi Bey diye anılan bu emir, Kutlu Şah soyundan Amasya'nın beşinci büyük emiri sayıldı. Pîr İlyas'ın boşalan müftülük makamına ise yeğeni ve damadı olarak anılan Gümüşlüzâde Celâleddin Abdurrahman Çelebi geçti.

Şehzadenin Bolu'dan Çağrılması

Kara Devletşah, Şâdgeldi Bey'in atandığını öğrendiği hâlde ne emirlik iddiasından vazgeçti ne Hakala'dan kalktı ne de yağmayı bıraktı. Onu oradan atacak güç de şehirde yoktu. Hüsameddin'e göre bu dönemde Tokat'a İnaloğlu İbrahim, Çorum'a Köpekoğlu Süli, Lâdik'e Gözleroğlu Ali, Turhal'a ve Artukâbâd'a da Köpekoğullarından başka beyler el koymuştu. Köpekoğlu Süli, Timur ordusuna kendi başına topladığı bir çeteyle katılmış ve savaştan sonra Çorum emirliğini Timur'dan almıştı. Amasya'nın ileri gelen emirleri ile âlimler heyeti uzun görüşmelerden sonra şehzade Çelebi Mehmed'in Bolu'dan çağrılmasına karar verdi. Gerekçe açıktı: şehzadenin yanında asker vardı ve bu askerin komuta kadrosu Amasya'nın kendi insanlarıydı.

Kararın şartları da konuşulmuştu. Hüsameddin'e göre şehzadenin alıştığı eğlence ve içkiden tövbe etmesi, kölelerini halkın üzerine salmaması isteniyordu. Bayezid Paşa'nın babası Yahşi Bey'in yeğeni ve damadı olan, "Enişte Âsâyiş Bey" diye tanınan Sunkurzâde Yusuf Âsâyiş Bey çağrı heyetinin başına geçip Bolu'ya gitti. Bu arada Kastamonu hâkimi İsfendiyar Bey, kız kardeşinin oğlu olan Şâdgeldi Bey aracılığıyla Amasya'yı kendisine bağlamaya çalışıyor, Kara Devletşah'ı uzaklaştırmayı vaat ediyordu. Amasya ileri gelenleri bu teklifi kabul etmediler. Osmancık beyi ise İsfendiyar'ın yanına geçmişti.

Daveti kimin başlattığı konusunda Hüsameddin'in ciltleri tek bir ad vermez. Bir yerde heyete Enişte Âsâyiş Bey başkanlık eder; şehzadenin hocası Sofi Bayezid'in biyografisinde çağrının asıl sebebi odur; Şâdgeldi Bey'in maddesinde çağrıyı Bayezid Paşa tavsiye eder, Bayezid Paşa'nın kendi maddesinde ise şehzadeyi Bolu'dan sağ salim getiren odur; Şâh Bula Hatun maddesinde ise girişim kardeşi İsa Bey'e atfedilir. Bu farklılık, eserin biyografi bölümlerinin büyük ölçüde aile vakfiyeleri ve aile hatıraları üzerine kurulmuş olmasından kaynaklanıyor olabilir; her aile bu kritik kararda kendi büyüğünün payını öne çıkarmıştır. Bütün kayıtlarda ortak olan, kararın şehrin âlim ve emirlerinden oluşan bir meclise ait gösterilmesidir.

İsfendiyar Bey, şehzadenin Amasya'ya doğru yola çıktığını haber alınca bir başka yeğeni Kutaroğlu Kara Yahya Bey'i Osmancık civarında pusuya yatırdı. Şehzadenin yanında beş yüz kadar atlıyla Ali Paşa, Yâkût Paşa ve Bayezid Paşa vardı ve bin atlılık bu kuvveti kırarak Osmancık'a ulaştılar. Gümüş kadısı Osmancıklı Hacı Halil Efendi şehzadeyi Osmancık'ta karşıladı, yolların güvenliğini ve Osmancık beyinin itaatini sağladı, sonra onu Gümüş kasabasına götürüp konağında misafir etti. Merzifon ve Gümüş emiri Hakalalı Âbâdoğlu Hacı Mehmed Bey ile birlikte Kara Devletşah'ın Hakala'daki durumunu gözlediler. Hacı Mehmed Bey'in kardeşi Abdullah Bey Hakala'da oturuyordu ve ailenin genç üyelerinden Hasan Bey aklı ve cesaretiyle tanınırdı.

Kara Devletşah'ın sonu kaynaklarda birbirinden farklı ayrıntılarla anlatılır. Hüsameddin'in tarih cildine göre Hakalalı ailenin hazırladığı bir ziyafette Kara Devletşah ve maiyeti sarhoş edildiği sırada şehzadenin kuvvetleri baskın yaptı, Devletşah öldürüldü ve atlıları dağıtıldı. Aynı eserin biyografi ciltlerinde Hacı Mehmed Bey'in kardeşiyle birlikte Devletşah'ın kuvvetini oyalayıp onun öldürülmesine aracılık ettiği, Halil Efendi'nin maddesinde ise şehzadenin beş yüz yiğitle saldırıp Kara Devletşah'ı esir ederek idam ettirdiği ve sekiz bin kadar askerini perişan ettiği yazılır. Kimi yerel kayıtlar yalnızca Çelebi Mehmed'in onunla savaşıp yendiğini ve Devletşah'ın savaş meydanında öldüğünü söyler. Başka bir anlatıya göre de şehzade yaklaşık bin kişilik bir kuvvetle Amasya'ya yönelmiş, Kara Devletşah'ı ani bir baskınla ortadan kaldırmıştır. Ayrıntılar ayrılsa da sonuç aynıdır: Timur'un Amasya valisi Hakala'da öldürüldü ve yolu açılan şehzade 1403'te şehre girdi.

Amasyalılar Hakala önlerine gelip şehzadeyi karşıladılar. Hüsameddin, İdris-i Bitlisî'nin tarihinden şu sahneyi aktarır: Amasya boğazının önünde ileri gelenler şehzadeden içki ve eğlenceden tövbe etmesini istemiş, kabul ederse uğrunda her fedakârlığı göze alacaklarını bildirmişlerdi. Mehmed bu tekliften çok memnun olmuş, atından inip abdest almış, iki rekât namaz kıldıktan sonra müftü ve ileri gelenlerin huzurunda tövbe ederek Amasya'ya girmişti. Hüsameddin şehzadenin şehre girişini 805 yılı Şevvaline, yani 1403 baharına tarihler. Bu ilk başarı, Mehmed'in sonraki Fetret yıllarındaki konumunun temelini attı.

Timur ile İlişki

Burada Timur ile yapılan ilişki önem taşır. Mehmed'in Timur'un hükümranlığını kabul ettiği ve bu sayede Tokat ile Amasya bölgesindeki yönetimini meşrulaştırdığı bildirilir. Timur'dan davet alan şehzade, yolda Türkmen beyleri tarafından iki kez engellenince durumu bildirip özür diledi ve Timur'un kendisine Amasya, Tokat ve Sivas beyliğini onaylayan al damgalı berat, taç, kemer ve hırka gönderdiği anlatılır. Üzerinde Timur ile Çelebi Mehmed'in adlarının yazılı olduğu ilk akçeler 1403'te Amasya'da bastırıldı. Bu belge niteliğindeki sikkeler, Amasya'nın o yıllarda Timur adına bağımlı, fakat fiilen Osmanlı şehzadesince yönetilen bir merkez olduğunu gösterir.

Halil İnalcık'ın aktardığına göre Timur, İzmir kuşatması sırasında, Aralık 1402 ile Ocak 1403 arasında Süleyman Çelebi'ye Boğaz'ın öte yakasındaki topraklar için bir yarlık verdi; görüşmek üzere Kütahya'ya çağrılan Mehmed ise bu emre uymadı ya da uyamadı. Hüsameddin aynı ilişkiyi Amasya'nın gözünden anlatır. Ona göre Timur, Amasya'da yeteneğini kanıtlayan şehzadeyi görünüşte kendisine damat yapmak üzere Hace Muhammed adlı bir elçiyle yanına çağırdı. Amasya ileri gelenleri bu çağrıya uymayı uygun görmedi, fakat Timur gibi sert bir hükümdara açıkça ret cevabı vermeyi de akıllıca bulmadı. Şehzade elçiyle birlikte Osmancık'a kadar gitti, yol üzerindeki beylere verilen gizli talimatla düzenlenen sahte saldırılar elçiye daha ileri gidilemeyeceğini gösterdi ve şehzadenin hocası Sofi Bayezid değerli hediyelerle Timur'un huzuruna elçi olarak gönderildi. Yolda Türkmen beylerinin engellemesi ve ardından gelen özür, iki anlatımda da aynı çekirdeği paylaşır; Hüsameddin'in anlatısında bu engelleme bir Amasya oyunudur.

Mehmed'in buradaki otoritesini kurarken ulema ve şehir eşrafı tarafından desteklendiği, yerel beylerin ise onun karşısında ne prestijlerinin ne de Osmanlı şehzadesinin taşıdığı meşruiyetin bulunduğu belirtilir. Mehmed, bu beylerin topraklarındaki mülkiyeti kendisinin tasdik etmesi karşılığında hükümranlığını kabul ettirdi. Ankara Savaşı sonrası bölgedeki mülk ve timar düzeninin bu uzlaşmaya dayanması, Osmanlı merkeziyetçiliği yeniden kurulduğunda ciddi bir sorun olarak karşısına çıktı. Hüsameddin'in metni ise Mehmed'i Timur'a karşı oyun kuran bağımsız bir emir olarak gösterir ve Timur'a bağımlılığı öne çıkarmaz; bu vurgu farkı okunurken yazarın Amasya merkezli bakışı göz önünde tutulmalıdır.

Amasya Merkezli Yönetim

Şehzadenin gelişiyle Amasya'da yeni bir yönetim kadrosu kuruldu. Hüsameddin'in İbn Hacer'in Kitâbü'l-İnbâ'sına dayandırdığı kayda göre Gömlüoğlu Ali Paşa şehzadenin lalası ve veziri, Yâkût Paşa beylerbeyi ve Amasya muhafızı, Gümüş kadısı Hacı Halil Efendi nişancı, Gümüşlüzâde Hace Celâl Çelebi defterdar oldu. Hoca Sofi Bayezid Çelebi görünüşte şehzadenin öğretmeni, gerçekte saltanatın danışmanıydı. Görevden ayrılan Şâdgeldi Bey'i teselli etmek için kız kardeşi, Devâtdâr Ahmed Paşa'nın en küçük kızı Şehzade Hatun, on yedi yaşındaki Mehmed'le evlendirildi; Şâdgeldi Bey ise 816'da ailesiyle İznik'e kaldırıldı. Hüsameddin 806 sonunda doğan Şehzade Murad'ın annesinin bu hanım olduğunun sanıldığını yazar.

Amasya emirliği böylece Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Canik, Karahisar-ı Şarkî ve Ankara'yı içine alan geniş bir daireye dönüştü ve merkezi Amasya şehri oldu. Şehzade bu tarihten sonra Amasya, Sivas ve Tokat bölgesini, yani Rûmiye-i Suğrâ denilen sahayı eline geçirdi; Canik'te Kubadoğulları, İnaloğulları, Taşanoğulları gibi Türkmen beylikleriyle Köpekoğlu ve Gözleroğlu denilen yerel derebeyi çetelerine karşı yürüttüğü seferlerle sınırlarını Tokat ve Sivas'a kadar genişletti. Şehzadenin Amasya'ya dönüşünde ilk iş Köpekoğlu Süli'nin ortadan kaldırılmasıydı; Amasyalılarla yaptığı savaşta çetesi dağılan Süli yakalanıp 807'de asıldı. Kubadoğlu Alâeddin Ali Bey'in Samsun'daki ve İnaloğlu İbrahim Bey'in Tokat ovasındaki başına buyrukluğu da Amasya'dan gönderilen kuvvetlerle sona erdirildi; Hüsameddin'e göre bu temizlik 806 yılında, yani 1403-1404'te tamamlandı. Ortaklar köyünün adının da Köpekoğullarını bastıran Ortak Bey'e verilen bir bağıştan kaldığı anlatılır.

Yeni yönetimin en büyük sıkıntısı paraydı, çünkü Timur türlü bahanelerle eldeki altın ve gümüşü toplamıştı. Hüsameddin'e göre Hacı Şâdgeldi Paşa'dan kalan darphanede Mağribî İlyasoğlu Bedreddin Mahmud Çelebi gümüş akçe kesiyor, bir yandan da "çav" ya da "çavik" denilen kâğıt para dolaşıma sürülüyordu. Aynı yazar Amasya'da sipahi ve yeniçeri olarak iki kısma ayrılan bir asker ocağı kurulduğunu, askerin şehrin ok meydanında talim edip Suluova'da manevra yaptığını, bıyığında demir tarak durmayan gençlerin askere alınmadığını Atâ Bey'in Enderun Tarihi'ne dayanarak anlatır. Çavik, demir tarak fıkrası ve Hüsameddin'in sözünü ettiği Amasya'da icat edilmiş yeni toplar başka kaynaklarda doğrulanamamıştır ve yazarın aktarımı olarak okunmalıdır.

Fetret Yıllarında Amasya

Bayezid 8 Mart 1403'te Akşehir'de öldü. Timur Anadolu'dan çekildikten sonra şehzadeler birbirleriyle mücadeleye girişti. Süleyman Edirne'de, İsa Bursa ve Balıkesir yöresinde, Musa kısa bir süre sonra Bursa'da, Mehmed ise Amasya'da, Timur'a bağlı bir hükümdar olarak yönetimi ele aldı. Devlet, Çorum, Amasya ve Tokat dışında yaklaşık Orhan Gazi dönemi sınırlarına gerilemişti. Amasya yalnızca bu daralmış devletin korunmuş bir parçası değil, başlı başına bir merkezdi. Mehmed bir süre sessizce Amasya'da oturduktan sonra kardeşi İsa'ya Anadolu'yu paylaşmayı önerdi, İsa'nın kabul etmemesi üzerine Ulubat'ta karşılaştılar ve Mehmed galip geldi. Bursa'ya girerek hükümdarlığını ilan etti (1404). Bursa'yı ele geçirince babasının cenazesini ve kardeşi Musa'yı da oraya getirtti.

Süleyman'ın Rumeli'den Anadolu'ya geçmesiyle Mehmed Bursa'yı ve Ankara'yı yitirdi. Her seferinde çekildiği yer Amasya ve Tokat oldu. Sürekli yenilmesine rağmen Mehmed'in elinde tutunabilmesini sağlayan, bu bölgedeki Türkmen ve Tatar birlikleri ile yerel eşrafın desteğiydi. Bu kuvvetler 1413'te Musa'ya karşı yapılan savaşta da onun ordusunun önemli bir parçasını oluşturdu. Eflak üzerinden Rumeli'ye geçişin tarihi bir kaynakta 1406, bir diğerinde 1409 olarak geçer. Anlatılan, Mehmed'in elinde bu kadar sınırlı bir bölgeyle ancak kardeşlerini birbirine karşı kullanarak ilerleyebildiğidir.

5 Temmuz 1413'te Musa'yı yenen Mehmed Osmanlı'yı yeniden tek başına yönetmeye başladı. Fetret Devri'nin sonunda dağılmış devleti toplayan kişi, Ankara Savaşı'nda ihtiyat kuvvetleriyle geride duran, sonra Amasya'ya çekilen şehzadeydi. Bu nedenle Mehmed Osmanlı tarihinde devletin ikinci kurucusu sayılır. Hüsameddin'e göre Edirne'de tahta oturduğunda vezîriâzamlığa Gümüş kadılığından gelen Hacı Halil Paşa'yı, Rumeli beylerbeyiliğine Bayezid Paşa'yı, Amasya beylerbeyiliğine Yörgüç Paşa'yı getirdi; Bayezid Paşa da ancak Halil Paşa'nın 820'deki ölümünden sonra sadrazam oldu. Ansiklopedik kayıtlar ise Bayezid Paşa'yı 1413'ten itibaren vezîriâzam olarak gösterir. Hangi sıralama doğru olursa olsun, yeni devletin üst kadrosu büyük ölçüde Amasya yıllarının kadrosuydu. Mehmed 1421'de öldüğünde Amasya valisi olan büyük oğlu Murad Bursa'ya çağrıldı ve ölüm haberi, Bayezid Paşa'nın tedbiriyle o gelene kadar kırk gün gizli tutuldu.

Amasya İçin Sonuçlar

Savaşın Amasya'ya yansıması iki yönlüydü. Şehir önce Timur'un yeniden dağıttığı Anadolu'nun içinde, Timur'un atadığı bir beyin yönetimine bırakıldı ve halk bundan memnun olmadı. Ardından kendi şehzadesini çağırarak Osmanlı çizgisine döndü. Devlet Çorum, Amasya ve Tokat dışında Orhan Gazi dönemi sınırlarına kadar küçüldüğü için bu üç merkez, Osmanlı'nın Anadolu'da elinde kalan topraklar arasında sayılır. Mehmed'in Amasya merkezli yönetimi, sonradan Murad'ın da aynı şehirde vali bulunmasıyla sürdü.

Şirvan'a gönderilen âlimlerin dönüşü de Fetret yıllarının Amasya'sına derin bir iz bıraktı. Pîr İlyas Bakü'de Pîr Sadreddin Mûsâ eş-Şirvânî'nin yanında dört yıl kadar kalıp ondan Halvetî hilafeti aldı ve Timur'un ölümünden sonra Amasya'ya döndü. Dönüş tarihi eserin bir yerinde 807, başka yerlerinde 808 ve 809 başı olarak geçer. Defterdar Hace Celâl Çelebi onun için Gümüşlüzâde Mahallesi'nde bir Halvetî zaviyesi yaptırdı. Pîr İlyas 813 Şevvalinde öldü. Birlikte sürgün edilen yeğeni Şemseddin Ahmed Çelebi ise ahlaka dair yazdığı Mir'âtü'l-Mülûk adlı eserini Çelebi Mehmed'e sunarak onun başkâtibi oldu, saltanat döneminde nişancılığa kadar yükseldi.

Çelebi Mehmed'in Amasya'daki imar faaliyetleri de Fetret sonrasının izlerini taşır. Veziri Yakub Paşa 1412'de Yakub Paşa (Çilehane, Halvetî) Medresesi'ni yaptırdı, 1622'ye kadar tekke olarak hizmet vermiş olan çilehane kısmı sonradan medreseye dahil edildi. Bir diğer veziri Bayezid Paşa 1419'da Bayezid Paşa Medresesi'ni inşa ettirdi, bu medrese cami içerisinde hizmet vermiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bayezid Paşa'nın Amasya'daki cami, imaret ve medresesinin vakfiyeleri 1418 ve 1420 tarihlerini taşır. Mehmed 1413'te tahta oturduktan sonra Gümüşhacıköy'de Halîliye Medresesi ve Merzifon'da Çelebi Mehmed Medresesi de yaptırıldı. Hüsameddin, Yâkût Paşa'nın da 810 başlarında Amasya'da tamamladığı zaviye, imaret ve mektebi için vakfiye düzenlettirdiğini kaydeder. Bu eserler, Ankara Savaşı'nın ardından yeniden tutunan bir hanedanın Amasya çevresine bıraktığı kalıcı izlerdir.

Fetret yıllarının bir edebî tanığı da Amasya'da ortaya çıktı. Çelebi Mehmed'in Ankara Savaşı'ndan Fetret'in sonuna kadarki mücadelelerini anlatan, yazarı belli olmayan Ahvâl-i Sultan Mehemmed adlı metni Halil İnalcık, şehzadenin kendi anlatımından yararlanılarak yazılmış bir eser saymış ve o sırada Amasya'da bulunan şair Ahmedî'ye ait olduğunu ileri sürmüştür. Ahmedî, Ankara Savaşı'ndan önce Süleyman Çelebi'nin maiyetinde Sivas'a gitmiş, savaştan sonra Edirne'de Süleyman'a bağlanmış, onun ölümünden sonra seksen yaşını aşmış hâlde Amasya'ya gelip Çelebi Mehmed'e yakınlaşmış ve 815'te burada ölmüştü. Bu atıf kesinleşmiş sayılmaz, ancak savaşın ve sonrasının Osmanlı tarafındaki ilk anlatılarından birinin Amasya çevresinde kaleme alınmış olması ihtimal dahilindedir.

Ankara Savaşı genel olarak Anadolu'daki Türk birliğini bozdu, devletin fetih hareketini ve İstanbul'un fethini yarım yüzyıla yakın geciktirdi. Timur'un ordusu bazı şehirleri yağmaladı, Osmanlı'nın kurduğu düzen sarsıldı. Savaşın ardından Timur, Fransa ve İngiltere krallarına zafername göndererek, Avrupa krallarının yenemediği Osmanlı hükümdarına karşı kazandığı başarıyı bildirdi. Amasya bu fırtınada Anadolu'daki Osmanlı varlığının sürmesini sağlayan üslerden biri oldu. Hüsameddin'in deyişiyle Timur'un indirdiği darbeyi on bir yıl gibi kısa bir sürede onaranların başında Amasya ve Tokat halkı ile ileri gelenleri vardı; bu hüküm bir Amasyalının gururunu taşısa da Fetret yıllarının olaylarıyla örtüşür.

Kronoloji

1398: Kadı Burhaneddin'in ölümünün ardından Sivas, Tokat ve Amasya yöresi Osmanlı idaresine girdi.

Haziran 1399: Çelebi Mehmed, Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara'yı kapsayan Rum vilayetine vali olarak gönderildi.

1399: Timur Bağdat'ı aldı; Celâyirli Ahmed ve Kara Yusuf Osmanlılara sığındı.

1400 (yaklaşık): Timur Sivas'ı kuşatıp aldı, savunmacıları katletti; Sivaslı kaçkınlar Amasya'ya sığındı.

13 Mart 1402: Timur Tebriz'den elçisiyle Bayezid'e isteklerini iletti, reddedildi.

Haziran 1402 (Zilkade 804): Hüsameddin'e göre Çelebi Mehmed maiyetiyle Amasya'dan Ankara'ya hareket etti, Yâkût Paşa'yı şehirde bıraktı.

28 Temmuz 1402: Çubuk Ovası'nda Ankara Savaşı; Bayezid esir düştü, Çelebi Mehmed Amasya yönüne çekildi (Hüsameddin'in verdiği 19 Zilhicce 804 tarihi 20 Temmuz'a denk düşer).

3 Ağustos 1402: Timurlu ordusu Bursa'ya vardı.

Ağustos 1402 (Muharrem 805): Yâkût Paşa Amasya büyük emiri oldu; Timur Amasya'yı Kara Devletşah'a verdi.

Ekim 1402 (Rebiülevvel 805): Kara Mehmed Sultan ve Abdülcebbâr Amasya'ya geldi; âlimler sınava çekildi, Pîr İlyas Şirvan'a gönderildi, Şâdgeldi Bey emir oldu.

8 Mart 1403: Bayezid Akşehir'de öldü.

1403: Çelebi Mehmed Kara Devletşah'ı ortadan kaldırıp Amasya'ya girdi; Timur'dan berat ve hilat aldı; Timur ve Mehmed adına ilk akçeler Amasya'da basıldı.

1404: Mehmed, İsa Çelebi'yi yenip Bursa'da hükümdarlığını ilan etti.

1404-1405 (807): Köpekoğlu Süli yakalanıp asıldı.

1412: Yakub Paşa Medresesi Amasya'da yaptırıldı.

5 Temmuz 1413: Mehmed Musa'yı yenerek Fetret Devri'ni sona erdirdi.

1419: Bayezid Paşa Medresesi yaptırıldı.

1421: Çelebi Mehmed öldü; Bayezid Paşa ölümü Amasya'dan gelen Murad tahta çıkana kadar gizledi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar