Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün

يا من له يسبّح ما في السّماء اما
في الارض بالتّضرّع في الصبح والمسا
وصفش منزّه است ز اطلاق اين و آن
ذاتش مقدّس است ز ظنّ شما وما
آن اولي كه اوّليش گشت چون الف
بر اولي كه هيچ بدو نيست ابتدا
آن آخري كه آخريش بي نهايت است
هم عين ابتدا شده هم عين انتها
آن ظاهري كه عين دو عالم منير شد
شمسش چو خيمه زد ز سرا پردهٔ عما
آن باطني كه كنز خفيّش مقدّس است
از اسم و رسم و وصف و نعوت من شما
فضلي چه گونه دم زند از حمد كبرياش
في ذاته يهيم اولو العقل وانّهي

Latin harfleriyle okunuşu: 1. Yā men lehū yüsebbiḥu mā fi’s-semā’i mā / Fi’l-arżı bi’t-tażarru‘i fi’ṣ-ṣubḥi ve’l-mesā
2. Vaṣfeş münezzeh est zi-iṭlāḳ-ı īn ü ān / Ẕāteş muḳaddes est zi-ẓann-ı şümā vü mā
3. Ān evvelī ki evveliyyeş geşt çün elif / Ber evvelī ki hīç bedū nīst ibtidā
4. Ān āḫirī ki āḫiriyyeş bī-nihāyet est / Hem ‘ayn-ı ibtidā şode hem ‘ayn-ı intihā
5. Ān ẓāhirī ki ‘ayn-ı dü ‘ālem münīr şod / Şemseş çü ḫayme zed zi-serā-perde-i ‘amā
6. Ān bāṭınī ki kenz-i ḫafiyyeş muḳaddes est / Ez ism ü resm ü vaṣf u nu‘ūt-ı men ü şümā
7. Fażlī çe-gūne dem zened ez ḥamd-i kibriyāş / Fī ẕātihī yehīmu ülü’l-‘aḳli ve’n-nühā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey göklerde ve yerde ne varsa sabah akşam yalvararak kendisini tesbih ettiği Allah. (Özkat'ın dipnottaki çevirisi: "Sabah akşam yeryüzü ve gökyüzünde bulunan herkes yalvararak seni anıyor.")

2. Onun vasfı, şuna buna verilen her türlü addan ve övgüden uzaktır; zâtı sizin ve bizim sanımızdan daha kutsaldır.

3. O öyle bir ilktir ki ilkliği elif harfi gibidir; öyle bir ilktir ki onun hiçbir başlangıcı yoktur. (Elif, Arap alfabesinin ilk harfidir ve kendisinden önce harf yoktur.)

4. O öyle bir sondur ki sonluğunun sonu yoktur; hem başlangıcın ta kendisi hem de sonun ta kendisi olmuştur. (Özkat: "Hem başlangıcın hem de sonun kaynağıdır.")

5. O öyle bir görünendir ki güneşi gizlilik otağının perdesinden çadırını kurup ortaya çıkınca iki dünyanın gözü aydınlandı. (Özkat "‘amā" kelimesini "körlük" diye çevirir: "körlük sarayının penceresinden zuhur edince".)

6. O öyle bir gizli olandır ki saklı hazinesi, benim ve sizin verebileceğimiz her türlü addan, nişandan, vasıftan ve övgüden arınmıştır.

7. Fazlî onun büyüklüğünü övmekten nasıl dem vurabilir; akıl sahipleri onun zâtını düşünürken kendilerinden geçer, şaşkın dolaşırlar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir gazeldir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Özkat bu gazeli Fazlî'nin üç mülemma gazelinden biri sayar ve ötekilerden ayırarak yalnız Arapça ve Farsça, yani iki dilde yazıldığını belirtir. Mülemma, farklı dillerde söylenmiş mısraların bir araya geldiği şiirdir. Burada ilk beyit ile son mısra Arapça, öteki on bir mısra Farsçadır; gazelde Türkçe mısra yoktur. Redifsizdir; kafiye "mesā, mā, ibtidā, intihā, ‘amā, şümā, nühā" kelimelerindeki uzun "-ā" sesiyle kurulur ve Özkat gazeli tam kafiyeli gazeller arasında sayar. Mahlas son beyitte geçer.

Gazel, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 216b) bulunur ve Özkat'ın neşrinde elif harfiyle kafiyelenen gazellerin ilkidir. Neşir bu şiiri Arap harfleriyle verir ve okunuşunu göstermez; Arapça ve Farsça mısraların Türkçe anlamlarını dipnotta ayrıca bildirir. Yukarıdaki özgün metin Özkat'ın Arap harfli yazımıdır. Altındaki Latin harfli okuma bizimdir; günümüz Türkçesine aktarımda Özkat'ın dipnottaki anlamları esas alınmış, ayrıldığımız yerler parantez içinde gösterilmiştir.

Okumada iki yer üzerinde durmak gerekir. İlk mısranın sonundaki kelime neşirde "اما" diye basılmıştır. Anlam ve vezin burada "mā" (ne varsa) kelimesini ister; elif harfinin "semā’" kelimesinin sonundaki hemzeye ait olduğu, mısranın "fi’s-semā’i mā / fi’l-arżı" (göklerde ve yerde ne varsa) diye okunacağı yorumumuzdur. Üçüncü beytin ikinci mısraı neşirde "بر اولي" diye başlar. Biz bunu basıldığı gibi "ber evvelī" okuduk; anlam bakımından "bī-evvelī" (başlangıçsız) okunuşu da akla gelir, ama metni değiştirmedik.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona bir tevhid, yani Allah'ın birliğini ve sıfatlarını anlatan bir şiirdir. Divan şairleri divanlarını çoğunlukla böyle bir şiirle açar. Bu gazelin divanın gazeller bölümünü açması ise Özkat'ın şiirleri kafiye harflerine göre sıralamasının sonucudur; mecmuada da Fazlî'nin gazelleri arasında ilk sırada yer alıp almadığı neşirden anlaşılmaz.

Şiirin iskeleti dört sıfat üzerine kuruludur. Üçüncü beyit "ān evvelī" (o ilk olan), dördüncü "ān āḫirī" (o son olan), beşinci "ān ẓāhirī" (o görünen), altıncı "ān bāṭınī" (o gizli olan) diye başlar. Bu dört kelimenin Kur'an'da Hadîd sûresinin üçüncü ayetinde birlikte geçen "el-evvel, el-āḫir, eẓ-ẓāhir, el-bāṭın" isimlerini sırayla işlediği tespitimizdir. Aynı başlangıcın dört beyit boyunca tekrarlanması şiire bir dua ritmi verir.

İmgeler de bu sıfatlara göre seçilmiştir. "İlk olan" beytinde elif harfi kullanılır: elif hem alfabenin ilk harfidir hem de dimdik ve tek çizgiden ibaret yazılışıyla birliği anlatır. "Son olan" beytinde başlangıç ile sonun aynı kaynakta buluştuğu söylenir; "ibtidā" ile "intihā" kelimeleri arasında tezat vardır. "Görünen" beytinde Allah'ın tecellisi bir güneşe benzetilir; bu güneş perdeli bir otağdan çıkıp çadırını kurar ve iki dünyayı aydınlatır. "Ḫayme" (çadır) ile "serā-perde" (otağ perdesi) arasında tenasüp bulunur. "Gizli olan" beytindeki "kenz-i ḫafī" (saklı hazine) sözü, tasavvuf geleneğinde çok bilinen "Ben bir gizli hazine idim" anlamındaki "küntü kenzen maḫfiyyen" rivayetini hatırlatır; bu telmih tespitimizdir. TDV İslâm Ansiklopedisi bu sözün kudsî hadis diye anılan ve tasavvuf ehli arasında yaygın biçimde kullanılan rivayetlerin en meşhurlarından biri olduğunu, hadis ilmi bakımından ise sıhhatinin tartışmalı olduğunu belirtir.

Beşinci beytin sonundaki "‘amā" kelimesini Özkat "körlük" diye çevirir. Kelime sözlükte görme yeteneğini yitirmiş kişiyi ve mecazen gerçeği göremeyeni anlatır. Beyitte, güneşin göze görünmeyen bir perdenin ardından çıkışıyla birlikte düşünüldüğünde, gizlilikten görünürlüğe geçişi anlatan bir söz olarak da anlaşılabilir; bu ikinci anlam yorumumuzdur.

Son beyit tevhid şiirlerinin bilinen bir kapanışıdır: şair, Allah'ın büyüklüğünü övmeye dilinin yetmeyeceğini söyler. Farsça mısradaki soru, Arapça mısradaki cevapla tamamlanır: akıl sahipleri bile onun zâtını düşünürken şaşkına döner. Mülemmada iki dilin aynı beyitte buluşması böylece bir anlam bölüşümüne dönüşür. Özkat, Fazlî'nin bu gazellerle Türkçenin yanında Arapça ve Farsçaya olan hâkimiyetini de gösterdiğini belirtir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar