Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün

Yine iy şāh kenār eyledi çoḳ gevher-i ḫāṣ
Baḥr-ı eşkümde olup merdüm-i çeşmüm ġavvāṣ
Cān baġışlar kişiye mürde iken ‘Īsī-vār
Meyde iy ṣūfi-i ‘āmī dime kim var mı ḫavāṣ
‘Işḳ ḥalvet-gehine ‘aḳl n’ola bulmasa yol
‘Āmm neyler ṣanemā anda k’ola meclis-i ḫāṣ
İy ḳamer ger göre bu ḥüsn ile yüzüñ[i] güneş
Zühre mihrüñde ola ẕerre-veş oldum raḳḳāṣ
Zer gibi ḫāliṣ olam dir iseñ iy Fażlī eger
Ḳalbüñi pūte-i ‘ışḳ içre erit hem-çü raṣāṣ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey şah, gözümün bebeği gözyaşımın denizinde dalgıç olup yine pek çok has inciyi kıyıya çıkardı.

2. (Şarap) ölü iken kişiye İsa gibi can bağışlar; ey cahil sofu, "şarapta bir hassa (özellik) var mı" deme.

3. Ey put (gibi güzel), akıl aşkın halvet odasına yol bulamasa buna şaşılır mı? Orada has (özel) meclis olunca avam ne yapsın?

4. Ey ay, eğer güneş bu güzellikle yüzünü görse, Zühre senin güneşinde (sevginde) zerre gibi (oynar); ben de raks eden oldum. (Beytin dizimi kapalıdır.)

5. Ey Fazlî, eğer altın gibi halis (saf) olayım dersen, kalbini aşk potasında kurşun gibi erit.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; Özkat bu gazeli zengin kafiyeli gazeller arasında sayar. Kafiye "ḫāṣ, ġavvāṣ, ḫavāṣ, ḫāṣ, raḳḳāṣ, raṣāṣ" kelimelerindeki "-āṣ" sesiyle kurulur; "ḫāṣ" kelimesi matlada ve üçüncü beyitte iki kez kafiye olur. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde yüz birinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 243b) bulunur. Özkat'ın "ṣād harfi" bölümünü açan gazeldir. Dördüncü beyitteki köşeli parantez içindeki ek Özkat'ın eklemesidir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada gözyaşı bir denize, göz bebeği de bu denizden inci çıkaran bir dalgıca benzetilir; gözyaşı damlalarının inciye benzetilmesi divan şiirinde bilinir. "Merdüm" kelimesi hem göz bebeği hem de insan anlamına geldiği için dalgıç benzetmesine kolayca bağlanır. İkinci beyitte şarap, ölüyü dirilten İsa'nın nefesi gibidir. Beyitteki "ḫavāṣ" kelimesi hem "özellikler" hem de "seçkinler" anlamına gelir ve sofunun "‘āmī" (cahil, avamdan) diye anılmasıyla tezat kurar; bu tevriye ve tezat tespitimizdir. Üçüncü beyit aynı karşıtlığı sürdürür: aşkın halvetinde "meclis-i ḫāṣ" vardır, akıl ise "‘āmm" (avam) yerindedir ve oraya yol bulamaz. Özkat bu beyti "yol bulmak" deyiminin örneği olarak gösterir.

Dördüncü beyit kapalıdır; özellikle ikinci mısraın dizimi açık değildir. Anlaşılabildiği kadarıyla beyit, güneş ışığında oynaşan zerreler imgesine dayanır: göğün çalgıcısı ve dansçısı olarak düşünülen Zühre bile sevgilinin güneşinde bir zerre gibi raks eder, âşık da "raḳḳāṣ" (dansçı) olmuştur. "Mihr" kelimesi hem güneş hem sevgi anlamındadır. Son beyit kuyumculuktan bir imge kullanır: altın, potada kurşunla birlikte eritilerek arıtılır. Âşığın kalbi aşk potasında kurşun gibi erimelidir ki kendisi altın gibi halis olsun. "Ḳalb" kelimesi aynı zamanda içi bozuk, sahte akçe anlamına da geldiği için "ḫāliṣ" (saf, ayarı tam) kelimesiyle tezat kurar; bu tespitimizdir.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 343-344, gazel no. 101 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 243b); ayrıca s. 69 (kafiye), s. 93 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar