Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Baġruma çeksem diyü sen servi bir kez tīr-veş
Ḫam olup ḳaddi ‘aṣāya düşdi ḳavsüñ pīr-veş
Nīze gibi ser-keş olma tīz olup şemşīr-veş
Yā gibi ehl-i tevāżu‘ müstaḳīm ol tīr-veş
Ḳanı ol devlet ki bir tīr urasın şāhā baña
Döne döne şevḳ ile cānum virem naḫçīr-veş
‘Işḳ esīri olduġum-çün ol zenaḫdān u bu zülf
Ḳoçdı zindān gibi düşdi boynuma zencīr-veş
Bir adım kehf-i vefādan ṭaşra baṣmayam ḳadem
Fażliyā pāyum şikest olsa eger Ḳıṭmīr-veş
Günümüz Türkçesiyle
1. Seni, o selviyi, ok gibi bir kez bağrıma çekeyim diye, yayın boyu ihtiyar gibi iki büklüm olup asaya düştü. (Bükülen yay, âşığın kendi bedenidir.)
2. Mızrak gibi baş kaldırma, kılıç gibi keskinleşip öfkelenme; yay gibi alçakgönüllü, ok gibi doğru ol.
3. Şahım, bana bir ok atman devleti (mutluluğu) nerede? (Atsan) av gibi döne döne şevkle canımı veririm.
4. Aşkın esiri olduğum için o çene çukuru zindan gibi beni kucakladı, bu zülf de zincir gibi boynuma düştü.
5. Ey Fazlî, ayağım Kıtmîr'inki gibi kırılsa bile, vefa mağarasından dışarı bir adım atmam.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif, Farsçada "gibi" anlamına gelen "-veş" ekidir; Özkat bu gazeli Farsça kelime redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "tīr, pīr, şemşīr, naḫçīr, zencīr, Ḳıṭmīr" kelimelerindeki "-īr" sesiyle kurulur; "tīr" kelimesi matlada ve ikinci beyitte iki kez kafiye olur. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde doksan dokuzuncu gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 243a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Bu gazel, neşirde kendisinden önce gelen doksan sekizinci gazelle aynı vezin, redif ve kafiyeyle yazılmıştır; iki gazelde "tīr", "şemşīr", "naḫçīr", "zencīr" ve "Ḳıṭmīr" kelimeleri kafiye olur, ikisi de Ashab-ı Kehf'in köpeği Kıtmîr'le biter ve mecmuada aynı yapraktadır. Bu yakınlık tespitimizdir; iki gazelin birbirine nazire olup olmadığı kaynakta belirtilmez.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk beyit okçuluğun bir hareketine dayanır: okçu kirişi çekerken oku göğsüne doğru çeker. "Baġra çekmek" sözü burada hem oku göğse çekmeyi hem de birini kucaklamayı anlatır; bu tevriye tespitimizdir. Âşık, ok gibi dümdüz ve selvi gibi uzun boylu sevgiliyi bağrına çekmek isterken kendi boyu yay gibi bükülmüş, asaya muhtaç bir ihtiyara dönmüştür. Mısradaki "ḳavsüñ" kelimesinin "yayın" mı "senin yayın" mı diye okunacağı açık değildir. İkinci beyit bir öğüttür ve silahlardan ahlaki dersler çıkarır: mızrak baş kaldırır, kılıç keskindir; yay eğilir, ok ise doğrudur. Yayın eğikliği ile okun doğruluğu arasındaki tezat, alçakgönüllülük ile dürüstlüğün birlikte bulunabileceğini anlatır; bu yorumumuzdur.
Üçüncü beyitte âşık, sevgilinin okuyla vurulmayı bir devlet sayar ve vurulan av gibi döne döne can vermeyi diler. Dördüncü beyitte leff ü neşr sanatı vardır: ilk mısrada "zenaḫdān" (çene çukuru) ve "zülf" sayılır, ikinci mısrada bunlara sırasıyla "zindān" ve "zencīr" karşılık gelir. Çene çukurunun kuyuya, dolayısıyla zindana benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir imgedir; "zenaḫdān" ile "zindān" arasında ses benzerliği de vardır. "Ḳoçmak" (kucaklamak) eski bir Türkçe fiildir. Son beyit yine Kehf suresinde anlatılan Ashab-ı Kehf kıssasına telmihtir: mağaranın eşiğinde bekleyen sadık köpek Kıtmîr gibi âşık da vefa mağarasından ayrılmayacaktır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 342-343, gazel no. 99 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 243a); ayrıca s. 69 (redifler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






