Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
‘Āşıḳ-ı bī-renge hem-reng olımaz ol sāde dil
K’olmaya ḳayd-ı nuḳūş-ı dünyeden āzāde dil
Gāh derd ü gāh miḥnet geh belā geh ġam çeker
Ḫaste dil bī-çāre dil āvāre dil üftāde dil
Her-dem a‘dā vü eḥibbādan çeker biñ dürlü derd
Derd içün ḫalḳ oldı beñzer dōstlar dünyāda dil
Gāh bend-i hicr düşdi gāh zindān ġama
Żāyi‘ oldı ḥasretā bu derdle arada dil
Fażliyā ol ḫüsrev-i ḥüsne hevā-dār olmayup
Bir zene dil virdügi-y-çün er dimez Ferhād’a dil
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünya nakışlarının bağından azade olmayan gönül, o saf gönüllü, renksiz (her renkten arınmış) âşıkla hemreng (uyumlu) olamaz.
2. Bazen dert, bazen mihnet, bazen bela, bazen gam çeker; hasta gönül, çaresiz gönül, avare gönül, düşkün gönül.
3. Gönül her an düşmanlardan ve dostlardan bin türlü dert çeker; dostlar, dünyada gönül dert için yaratılmışa benzer.
4. Gönül bazen hicran bağına, bazen gam zindanına düştü; yazık, bu dert ile arada kaybolup gitti.
5. Ey Fazlî, gönül o güzellik hükümdarına (Hüsrev'e) heveskâr olmayıp bir kadına gönül verdiği için Ferhat'a "er" demez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "dil" kelimesidir; Özkat bu gazeli Farsça kelime redifli gazeller arasında sayar, çünkü Farsçada "dil" gönül demektir. Kafiye "sāde, āzāde, üftāde, dünyāda, arada, Ferhād'a" kelimelerindeki "-āde / -āda" sesleriyle kurulur. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde yüz yirmi üçüncü gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 246b) bulunur. İkinci beytin ilk mısraındaki "çeker" kelimesi nüshada "ciger" biçimindedir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla renk üzerine kurulmuştur. Gerçek âşık "bī-reng"dir, yani dünyanın renklerinden ve nakışlarından arınmıştır; dünyaya bağlı kalan gönül onunla "hem-reng" olamaz. "Sāde-dil" sözü hem saf, temiz gönüllü hem de kolay aldanan anlamlarına gelir; mısrada bu iki anlamdan hangisinin kastedildiği açık değildir. İkinci beyit, Özkat'ın tekrir sanatına ve kelime tekrarıyla ahenk kurmaya örnek gösterdiği beyittir. İlk mısrada "gāh" (bazen) dört kez tekrarlanarak dert, mihnet, bela ve gam sıralanır; ikinci mısrada redif kelimesi "dil" dört kez tekrarlanarak gönlün hâlleri sayılır. Özkat aynı beyti "gam çekmek" deyiminin geçtiği yerler arasında da anar.
Üçüncü beyitte gönül hem düşmandan hem dosttan dert çeker ve şair, okuruna "dōstlar" diye seslenerek gönlün dert için yaratılmış olduğunu söyler. Dördüncü beyitte hicran bir bağa, gam bir zindana benzetilir; gönül bu ikisi arasında kaybolmuştur. Son beyit Hüsrev ü Şîrîn hikâyesine dayanır. Hikâyede Ferhat, Şîrîn'e âşık olup onun için dağ deler, Şîrîn ise hükümdar Hüsrev'in sevgilisidir. Şair, gönlün bir güzellik hükümdarına bağlanmayıp bir kadına gönül veren Ferhat'ı "er" saymadığını söyler. "Ḫüsrev-i ḥüsn" (güzellik hükümdarı) sözünde hikâyenin öbür kahramanı Hüsrev'in adının bulunması bir tevriye kurar; bu tespitimizdir. Özkat bu beyti Fazlî'nin sade Türkçeyi ustalıkla kullanmasına ve deyimlerle kelime oyunları yapmasına örnek olarak iki ayrı yerde aktarır. Redifteki "dil" kelimesinin bu beyitte Türkçe "dil" (lisan) anlamını da çağrıştırması, yani "dil Ferhat'a er demez" okunuşuna da imkân vermesi tespitimizdir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 357, gazel no. 123 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 246b); ayrıca s. 42 ve 103 (dil ve üslup), s. 69 (redifler), s. 85 (söz sanatları), s. 92 (deyimler) ve s. 113 (ifade tarzı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






