Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātün Mef‘ūlü Fā‘ilātün / Müstef‘ilün Fe‘ūlün Müstef‘ilün Fe‘ūlün
Didüm ki yoḳ mı cānā cevr ü cefāna ġāyet
Didi ki cevrüm ile cān viresin nihāyet
Günümüz Türkçesiyle
1. Dedim ki: "Ey can, cevrinin ve cefanın bir sonu yok mu?" Dedi ki: "Sonunda cevrimle can vereceksin."
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Elimizdeki metin tek bir beyittir. Özkat vezni iki kalıpla birlikte verir: "mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün" ve "müstef‘ilün fe‘ūlün müstef‘ilün fe‘ūlün"; iki adlandırma aynı hece dizisini gösterir. Özkat, Fazlî'nin tezkirelerde yer alan beyitlerini gazeller bölümünün sonunda "Tezkirelerde Müstakil Olarak Yer Alan Beyitler" başlığı altında toplar; Özkat'a göre bu başlık altındaki on dört parça yirmi beyit tutar. Bu beyit o bölümde yüz kırk üçüncü gazel olarak numaralanmıştır ve Riyâzî ile Kâfzâde Fâizî'nin tezkirelerinden alınmıştır. Özkat'ın aktardığına göre Kâfzâde, Fazlî'nin divanını gördüğünü ve beyitleri oradan yazdığını söyler ("Dīvānı görülüp bu ebyāt yazıldı"); bugün elde bulunmayan mürettep divanın varlığını haber veren iki tezkireden biri budur. Beyitte redif yoktur; kafiye "ġāyet / nihāyet" kelimeleriyle kurulur ve Özkat bu parçayı zengin kafiyeli gazeller arasında sayar. İki mısraı kafiyeli olduğu için beytin bir gazelin matlaı olması muhtemeldir; bu çıkarımımızdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Özkat'ın aktardığına göre Riyâzî tezkiresinin Fazlî maddesi şairin adını Muhammed olarak verir, onu İstanbullu sayar ve "Kara Fazlî" unvanıyla tanındığını söyler; aynı maddede Fazlî'nin 971 yılında öldüğü ve Gelibolulu Âlî'nin onun ölümüne "Fażlī öldi" sözüyle tarih düşürdüğü de kayıtlıdır. Fazlî'nin eksiksiz ele geçen gazellerinin çoğu beş beyitliktir; Özkat'a göre yüz yirmi dört tam gazelin seksen üçü bu uzunluktadır. Tek başına kalan bu beytin ait olduğu gazelin uzunluğu ise bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Beyit "dedim / dedi" kalıbıyla kurulmuş bir soru ve cevaptır. Âşık sevgilinin cevrine bir son olup olmadığını sorar; sevgili de bu sonun âşığın ölümü olacağını söyler. "Ġāyet" ile "nihāyet" kelimeleri aynı anlama (son, uç) gelir; kafiyeyi kurarken soruyla cevabı da birbirine bağlar: cevrin sonu sorulur, cevap ölümle verilir. "Cevr", "cefā" ve "cān" kelimeleri ses bakımından birbirini çağırır; "cān" kelimesi ilk mısrada sevgiliye bir hitap (ey can), ikinci mısrada ise "can vermek" deyiminin parçası olarak geçer. Bu tespitler bizimdir. Sevgilinin soğukkanlı cevabı beytin nüktesidir: âşığın umduğu teselli yerine cevrin ancak ölümle biteceği haber verilir. Söyleyiş günlük konuşmaya yakındır ve Arapça ile Farsça kelimeler, "cevr ü cefā" dışında, hemen hiç terkip kurmaz.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 370, gazel no. 143 (Riyâzî ve Kâfzâde Fâizî tezkireleri); ayrıca s. 13 ve 21 (Riyâzî'nin Fazlî maddesi ve Kâfzâde'nin divan kaydı), s. 62 (tezkirelerdeki beyitler ve tam gazeller) ve s. 69 (kafiye), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Kitaplar
- Riyâzî Mehmed, Riyâzü'ş-Şu'arâ, yazma, Millet Ktp., Ali Emîrî Kısmı nr. 765 (Özkat'ın aktarımıyla).
- Kâfzâde Fâizî, Zübdetü'l-Eş'âr, yazma, Millet Ktp., Ali Emîrî Kısmı nr. 1325 (Özkat'ın aktarımıyla).
Çevrimiçi kaynaklar






